Kitap Sanat Haberleri

KİTAP SANAT

    Sedat Ergin yazdı: Anadolu ezgileriyle Batı müziğinin buluştuğu köprü

    SEDAT ERGİN sergin@hurriyet.com.tr
    18 Mayıs 2017 - 13:26Son Güncelleme : 19 Mayıs 2017 - 14:29

    Nezih Ünen'in altı yıla yayılan çalışması ‘Anadolu’nun Kayıp Şarkıları’nda nefesler, bozlaklar, maniler, Kürtçe stranlar, yörük türküleri, gazeller, destanlar, semahlar, rubailer sıraya girip Batılı formatlar içinde bir resmi geçit töreni halinde selamlıyor bizi...

    Nezih Ünen, bir arkadaşından duyduğu, geçmiş zamanda Karadeniz’de geçen bir anekdotu aktarıyor. Arkadaşı Karadeniz’in sisli tepelerinde arabayla giderken yol kenarında yürüyen bir teyze, hiç duymadıkları bir türkü söylüyormuş. Türkü o kadar güzelmiş ki, hemen inip kaydetmek istemiş ama şansa bakın, teybin pili bitmiş.

    “Boş verin yavrum...” diye gülümsemiş teyze, “bu türküler bu vadilerden çıkmaz zaten”

    Nezih Ünen, ‘Anadolu’nun Kayıp Şarkıları’ albümünün girişinde yer alan yazısında, bu teyzenin sözlerini hatırlattıktan sonra şöyle diyor: “Yıllar süren bir çabayla gezdik dolaştık Anadolu’yu. O şarkıları bulmak ve o vadilerden, o tarlalardan, o köylerden çıkartmak için.”
    Boğaziçi Üniversitesi’nde makine mühendisliği okuduktan sonra müzisyenliğe ve besteciliğe yönelen Ünen, ilk film müziğini 1987’de TRT’de yayımlanan, senaryosunu Attilâ İlhan’ın yazdığı ‘Yarın Artık Bugündür’ dizisi için bestelemiştir. Bu çalışmada Anadolu temalarıyla Batı müziğini bir araya getiren bir format üzerinden hareket etmiştir. Ünen’in o tarihten beri kafasını meşgul eden bir düşünce vardır: Anadolu’nun seslerinin bir haritasını çıkarmak...
    Bunu Anadolu’nun etnik müziklerinin derlenip arşivlenmesinde hak edilmiş bir şöhreti olan Kalan Müzik’in sahibi Hasan Saltık’a açar. Saltık, kendisine yardımcı olduğu gibi iki önemli müzik adamıyla tanıştırır Ünen’i: Karadeniz müzikleri alanında otorite olan Birol Topaloğlu ve etnomüzikoloji alanında önemli çalışmaları olan akademisyen Melih Duygulu...
    Ünen, kendisine bir güzergâh belirler ve 2002 Eylül’ünde bir yapım sorumlusu, bir set işçisi, iki kameraman, bir sesçi, kendisi ve şoförle birlikte yedi kişiden oluşan bir ekiple yola koyulurlar. Kendisi zaman zaman üçüncü kameraman olarak görev üstlenir.
    İstikamet önce Batı Karadeniz, ilk durak Zonguldak’tır. Sonraki günlerde Kastamonu üzerinden Tokat’a, oradan Doğu Karadeniz’e geçilir. Daha sonra Doğu ve Güneydoğu’ya yönelen, ardından Orta Anadolu üzerinden Mersin’e inen bir güzergâhla yaklaşık bir ay süren bir seyahat yapılır.
    Bu bir tür müzik arkeolojisidir. Gittikleri köylerde, kasabalarda yerel, otantik seslerin peşindedirler. Kayıtlar o sesleri buldukları yerde, hemen orada çekilir. Hiç hesapta olmayan çekimler de yapılır. Örneğin Kars’ta yolda karşılarına çıkan çoban Mehmet Şah Türküz, onlara Kürtçe ‘Delale mı Way’ (Sevdiğim Benim) türküsünü olabilecek en yanık yorumuyla söyler.
    Diyarbakır’da pamuk tarlasında çalışan genç kızlara rastlarlar. “Bu tarla pamuk tarla yola gel/Bu tarla pamuk ister yola gel/İşçiler para ister yola gel...” sözleriyle başlayan ‘İşçi Türküsü’ hemen orada pamuk tarlasında kaydedilir. Muş’ta Kürtçe hoyrat okuyan dengbejleri, Silifke’de ise Alevilerin bir semahını kayda alacaklardır. En çarpıcı kayıtlardan biri, Rize Hemşin’de üç teyzenin köprüden düşüp derede ölen bir kızın öyküsünü kendilerine özgü şiveleriyle söyledikleri anonim ‘Köprü Ortasında’ ağıtıdır.
    İstanbul’a döndüklerinde stüdyo çalışmalarına başlarlar. Ancak Nezih Ünen daha yolun başında olduğunu hissetmektedir. Üç yıl sonra 2005’te benzer bir güzergâhı bu kez üç araba ve dört kameramandan oluşan daha büyük bir ekiple kat eder, daha önce gitmediği köylere, kasabalara uğrar.
    Her iki gezide binlerce kilometre yol kat edilir. 350 saatlik görüntülü kayıt yapılır. 121 ayrı mekânda 133 performans çekilir. Ünen’in hazırladığı ‘Anadolu’nun Kayıp Şarkıları’ adlı belgesel filminde kayıtlardan ancak 43’ü gösteriliyor. Albümde ise 14 şarkı yer alıyor.


    NEFESLER, RUBAİLER,
    KÜRTÇE STRANLAR...
    Projenin çetrefil kısmı, prodüksiyon bölümüdür. Bu, çok uzun ve meşakkatli bir mesaiyi gerektirir. Üstelik bu kez müzikal anlamda da bir meydan okuma vardır. Yapılan ses kayıtları Batı formatındaki düzenlemelerle buluşturulacaktır. Projenin püf noktası buradadır. Çalışma bir belgesel film ve ayrıca bir albümle sonuçlanacaktır.
    Buradaki müzikal hedef, kaydedilmiş otantik ezgilerin Batılı tarzda yapılmış düzenlemelere eklemlenmesidir. Düzenlemelerin büyük bölümünü Nezih Ünen yapar. Bir bölümünü Moğollar’ın klavyecisi olan Serhat Ersöz üstlenir. Her bir ezgi için fonda onu tamamlayacak, zenginleştirecek ayrı bir müzikal doku tasarlanır. Elektronik ses efektlerinden zengin bir şekilde yararlanılır, arkada her seferinde kuvvetli bir ritim örgüsü vardır...
    Sahada yapılan orijinal kayıtlar daha sonra stüdyoda kaydedilen düzenlemelerle buluşturulurken müziğin akışında en ufak bir aksamanın olmaması, mükemmel bir tempo uyumunun sağlanması, bunun görüntülerle kusursuz bir şekilde örtüşmesi galiba projenin başarısındaki en önemli faktörleri oluşturuyor. İşin bu kısmında çok ince işçilik var. Sonuçta bizim Anadolu’nun şarkıları bu projede her seferinde farklı bir kimlikle karşımıza çıkıyor. En çarpıcı örnek olarak Urfalı Naci Yoluk’un cümbüşüyle çalıp söylediği Urfalı Kamil’e ait ‘Gam-ı Aşkınla’ gazelini gösterebiliriz. Nezih Ünen’in düzenlemesinde bu içli gazeli çok yoğun bir şekilde Pink Floyd’u çağrıştıran bir müzikal doku kuşatırken, David Gilmour’un gitar sololarının hiç de gerisinde olmayan gitar partisyonları bu müzikal zenginliği tamamlıyor. Benzer bir diğer düzenleme, Hemşinli sempatik teyzelerin (Meryem Seyhan, Zekiye Bakır, Reyhane Alkan) söylediği ‘Köprü Ortasında’ ağıtının reggae ritminde kıpır kıpır bir şarkıya dönüşmesi. On altıncı yüzyıl Bektaşi şairi Hasan Dede’nin “Eşrefoğlu al haberi/Bahçe biziz gül bizdedir” dizeleriyle başlayan nefesini Ahmet Dede sazıyla çalıp söylerken, geride kuvvetli bir rock dokusu bu Alevi ezgisini selamlıyor.
    Sonuçta Anadolu’nun değişik ezgi türleri, uzun havalar, nefesler, bozlaklar, maniler, Kürtçe stranlar, Yörük türküleri, gazeller, destanlar, semahlar, rubailer, Karadeniz türküleri ve iş şarkıları, hepsi sıraya girerek Batılı düzenlemelerin eşliğinde bir resmi geçit töreni halinde sizi selamlıyor bu projede.

    Sedat Ergin yazdı: Anadolu ezgileriyle Batı müziğinin buluştuğu köprü                                                                                                                Nezih ÜNEN

    ANADOLU VE
    BATI MÜZİKLERİ EL ELE...
    “Anadolu müziği ile Batı müziğinin uyumu benim için çok enteresan bir konu...” diye söze giriyor Nezih Ünen ve müzikal anlamda yapmak istediğini şöyle anlatıyor: “Anadolu müziğinin dünyaya yeterince duyurulamamış olması bana hep rahatsızlık vermiştir. Oysa pek çok ülkenin otantik müziklerini dünyayla yarışabilir bir noktaya getirdiğini görüyoruz. Hedefim Anadolu’nun otantik müziklerini dünya standartlarında düzenlemeler içinde formatlayarak ortaya koymak. Böylelikle bizim şarkılarımızı, ezgilerimizi dünyaya Batı’nın ortak müzik standartlarında ifade etmiş oluyoruz. Bir yabancı bizim yerel bir müziğimize, örneğin bir türkümüze ilgi duymayabilir. Oysa aynı türkü orijinal yorum korunarak Batı formatı içinde sunulduğunda pekâlâ onların dikkatini çekebilir.”
    “Duygu olarak zengin, teknik olarak benzersiz bir çalışma oldu” diyor Ünen, uzun yıllarını verdiği proje için. Minibüsün tekerleklerinin 2002’de ilk kez dönmesiyle belgesel filmin 2008’de tamamlanması arasında geçen süre altı yıldır. Film ilk kez 2008 İstanbul Film Festivali’nde gösterilir. Ardından pek çok yabancı film festivalinde izlenir. DVD’nin ve albümün piyasaya çıkması ise 2010 yılını bulur.


    Bu son derece ilginç, renkli projenin karşılaştığı en önemli sorun, toplumda hak ettiği ölçüde göz önüne çıkamamış olması. Projenin bilinirliği nedense çok sınırlı kalmıştır. Bunu aşmak yönünde atılan önemli bir adım ‘Anadolu’nun Kayıp Şarkıları’ projesinin konser olarak icra edilmeye başlaması oldu. Son olarak Zorlu Caz Festivali’nin programına ‘Anadolu’nun Kayıp Şarkıları’ projesinin de alınması, albümü çıktığı günden beri bilenler için kaçırılmaması gereken çok değerli bir fırsattı.
    Ve 7 Mayıs Pazar akşamı çoğu kayıtların yapıldığı dönemde projede yer almış olan müzisyenlerden oluşan grup Zorlu Performans Merkezi’nde sahneye çıkarak ‘Anadolu’nun Kayıp Şarkıları’nı perdede, belgeselin görüntüleri eşliğinde kusursuz bir performansla icra etti. Hepsi birbirinden değerli müzisyenlerin ustalıklarını sergiledikleri son derece etkileyici bir performanstı bu.


    Sahnede klavyesinin başına geçen Nezih Ünen, arkadaşlarıyla birlikte bizi Anadolu’nun ezgilerinin Batı müziğiyle el ele tutuştuğu bir köprüden geçirdi. Bütün mesele düzenlenecek yeni konserlerle daha çok insanın aynı köprünün üzerinden geçerek bu sentezle tanışması. 

    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı