Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Ana-oğul, pek şirin!

Emin ÇÖLAŞAN

Akşam Gazetesi'nin eski sahibi olan, halen aynı gazetede yazdıkları yağ-bal dolu yazılarla basının ‘‘şeref abidesi’’ olarak tanımlanan genç yetenek Mehmet Ali ve anası Nazlı Şirin, dağıtmadıkları televizyonları ve yemek takımlarını ben burada gündeme getirdikçe sövüyorlar!.. Çünkü çaresiz kaldılar, oyunları açığa çıktı.

İkisi birden küfür ve hakaret yağdırmaya başlıyor.

Oğlunun avukatlığını anası, anasının avukatlığını oğlu yapıyor. Tek tesellimiz, aralarındaki miras kavgası bitmiş!

Bunlar, Biryay verilerine göre 135 bin aileye yemek takımı, 50 bin aileye televizyon vermemişler. Sanayi Bakanlığı, resmi yazısında Mehmet Ali'nin ‘‘dolandırıcılık’’ yaptığını, savcılığa suç duyusunda bulunulduğunu yazıyor. Ne oldu bu başvurunun sonucu?

Aleyhlerine açılan tazminat davalarını tek tek kaybediyorlar, hüküm giyiyorlar.

Beyoğlu 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nin müteferrik 1996/238 sayılı kararında özetle şu ifade yer alıyor:

‘‘Sanığın (Mehmet Ali Ilıcak'ın) hile ve desiselerle şikâyetçileri aldatıp haksız çıkar sağladığına ilişkin deliller mevcut olup, delillerin takdir ve münakaşasının ancak sanık hakkında yargılama yapılması suretiyle mümkün olabileceği kanısına varıldığından, sanık (Mehmet Ali Ilıcak) hakkında kamu davası açılmasına...’’

***

Ben bu gerçekleri belgelerle gündeme getirdikçe, ana-oğul küfrediyorlar. Ama yargı önünde hesap veriyorlar. Daha iki gün önce, yağdırdıkları hakaretler nedeniyle Ankara 29. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından 1 milyar lira tazminat ödemeye mahkûm edildiler.

Bunlar konuyu saptırmanın da ustası! Halkın sırtından kazandıları trilyonların hesabını soruyorum, ‘‘Vay, sen geçmişte Cavit Çağlar hakkında şöyle ağır yazılar yazmıştın. Şimdi onun televizyonuna nasıl çıkıyorsun’’ gibi ilkel bir mantıkla kendilerini savunmaya kalkışıyorlar!

Fethullah'ın adamı takkeli liboş'un arşivinden besleniyorlar! Pek güzel fakslaşıyorlar. Böyle ana-oğula da bu yakışır!

Nazlı'ya hemen söyleyeyim, ben geçmişte ne yazdıysam, onun altına bugün de imzamı atarım. Gerekirse Cavit Çağlar hakkında daha da ağır yazılar yazarım.

Şirin'in oğlu da dün hiç sıkılmadan ve aynen şöyle yazıyor:

‘‘Bir kısım okurumuz televizyonu alamamış olabilir.’’

Ben de bunu söylüyorum.

Madem bir kısım okurun televizyonu alamamıştır, o halde niçin şimdi vermiyorsun? Gazetende niçin açıklama yapmıyorsun? Niçin onlara bir adres göstermiyorsun?

Vermediklerinin sırtından kaç para kazandın? O paraları ana-oğul şimdi nasıl yiyorsunuz?

***

Bu işler eski Refah'a, yeni Fazilet'e ve Tansu ailesine yağ çekmekle olmaz. Şirin Nazlı kafaya koymuş, Fazilet'ten milletvekili seçilecek. Başını örtecek, namaza duracak ve bundan sonra hak yolunda uğraş verecek!

Zannediyor ki, böylece günahları affedilecek!

Ancak bu ana-oğulun üzerinde kul hakkı var. Önce bu temizlenmeli. Halkın sırtından kazanılan trilyonların, parası alındığı halde halka verilmeyen yemek takımlarının ve televizyonların hesabının hem Allah önünde, hem de kul önünde, yani bu dünyada verilmesi gerekir.

Sen fakir fukaraya, garibana, emekliye, işçiye, memura ‘‘televizyon vereceğim, yemek takımı vereceğim’’ diye en yüksek fiyattan gazete satacaksın, sonra da on binlerce aileyi mağdur edeceksin!

Bazıları alamamış olabilirmiş!

Ama siz paraları peşin aldınız muhteremler! O insanların sırtından trilyonlar toparladınız.

Hakareti, sövmeyi, anlamsız mantık oyunlarını falan bırakın da, mağdur ettiğiniz insanlara yemek takımlarını ve televizyonları ne zaman ve nasıl vereceğinizi açıklayın.

Pişkinliğin böylesi, bugüne kadar görülmedi.

Buzdolaplarını vermeyen Günaydın'ın sahibi şimdi cezaevinde. Peki Mehmet Ali'nin ondan farkı ne? Onun hakkında ne yapılıyor? Yoksa işe rufailer mi karıştı?

Benim endişem, askerlikten tecilli yakışıklı Mehmet Ali'yi içeri atacaklar, demir parmaklıkların arkasında başına olmadık işler gelecek!

Sevgili okuyucularım, Ilıcak Ailesi tarafından mağdur edildiyseniz, yemek takımınızı veya televizyonunuzu alamadıysanız, mutlaka bir avukat tutup kuponlarınız ve sertifikanızla savcılığa başvurun ve haklarında kamu davası açılmasını isteyin.

Ayrıca tazminat davası açın. Bu davalar kabul ediliyor. Tazminat davası açan herkes, bunlardan parayı alıyor. Örnek kararlar var.

Meydanı bunlara bırakırsanız, o sizin sorununuzdur. O takdirde, kaptırdığınız paraların üzerine bir bardak soğuk su içmenizi tavsiye ederim.

TRT SANATÇILARI

Bu gece saat 21.00'de TRT 1 ekranında şef Kutlu Payaslı yönetimindeki Türk Sanat Müziği korosunun görkemli konserini canlı yayında izleyeceğiz. Her ayın ilk cuma günü Kutlu Payaslı, üçüncü cuma günü Ziya Taşkent'in konserleri, gerçek bir müzik ziyafeti oluyor. Buna Gençlerle Türk Sanat Müziği konserlerini de ekleyin.

TRT'nin örneğin bu geceki konserinde izleyeceğimiz pırıl pırıl, çoğu konservatuvar mezunu olan genç ses ve saz sanatçılarının kaça çalıştığını biliyor musunuz?

Program başına 1 milyon 300 bin lira! Sigorta yok, sosyal güvenlik yok.

İsimleri ‘‘akitli sanatçı’’... Bu uygulama, TRT açısından resmen suçtur.

Her konser ve TSM programı için günlerce çalışıp provalar yapıyorlar. Ayda en çok 10 programa girme hakları var. Hepsine girmeyi başarsalar, ayda ellerine 13 milyon lira geçiyor. Bu durumda olan 100'den fazla genç sanatçı var.

Gerçek sanatçıların böylesine harcandığı ve sahipsiz bırakıldığı bir ortamda Türk toplumu, Türk sanat müziği ile tanışamıyor. Sanatçı deyince akla özel kanalların pompaladığı, her çıkışta milyarlar alan yozlaşmış arabesk ve pop takımı geliyor. Türk müziği ise genelde baldır bacak takımından birkaç hanıma emanet ediliyor.

Ayda en çok 13 milyon liraya sanatçı çalıştırmak, o pırıl pırıl sesleri ve genç yüzleri böylesine harcamak, TRT'nin büyük ayıbıdır ve kendi müziğimize ihanettir.

Diyelim ki TRT onlara kadro veremiyor. Hiç değilse sosyal güvenlik ve insanca bir para verse ya! Angaryanın bu kadarı biraz ayıp olmuyor mu?













X

YAZARIN DİĞER YAZILARI