GÜNDEM
SPORARENA
YAZARLAR
EKONOMİ

Uygulamada okumaya devam et.

Kaçınılmaz son: Süper Şampiyonlar Ligi

Hafta sonunda Etihad Stadı, Avrupa’nın en büyük rekabetlerinden birine, Manchester derbisine sahne oldu. Skor çok farklı değildi, 3-1 çok garipsenecek bir sonuç sayılmaz ama oyun, global futbolun geleceği açısından tatsız sahneler içeriyordu: City’li Bernardo 75’inci saniyede maçın ilk gol pozisyonuna girdiğinde henüz hiçbir United’lı topa dokunamamışlardı. David Silva 12’de City’nin ilk golünü attığındaysa United’ın toplam başarılı pas sayısı sadece 5’ti. Üstelik United da esasında Avrupa’nın devlerinden biri!

Galaktik kulüplerin kendi turnuvalarında yarattıkları dramatik fark, City’nin uzay çağı oyunundan ibaret değil: İngiltere’nin yüz küsur senelik lig tarihinde ilk kez 3 takım birden ilk 12 haftayı namağlup geçtiler. Premier Lig’de şu anda ilk 5’te yer alan kulüplerin, son 5’e karşı oynadıkları 20 maçta verdikleri puan sadece 1... Paris St. Germain, Avrupa’nın top 5 lig tarihinde 13’te 13’le başlayan ilk takım. PSG’yi bu sezon tüm rakiplerine birer avans vererek maçlara başlatsanız dahi, başkent ekibi yine 37 puanla açık ara lider olacaktı! Geçen sezon da PSG ve Bayern Münih, 34 maçın tamamında rakiplerine birer avans verseydi dahi yine şampiyonluk ipini göğüslüyorlardı.

EKONOMİK GERÇEKLER

Tabii ki büyüklerle orta sınıf arasında gittikçe açılan farkın temelinde ekonomik gerçekler yatıyor. İngiltere Premier Lig’in tek başına yıllık geliri, (Almanya, Fransa, İspanya, İtalya, Rusya dışındaki) 49 UEFA üyesi ülkenin yarattığı gelirden fazla. Manchester United, Barcelona, Real Madrid gibi kulüplerin değeri 4 milyar Euro bariyerini geçti. 2008’de Deloitte Para Ligi’nde Fenerbahçe’nin gerisinde olan Manchester City, bugün yıllık 500 milyon pound gelir barajını aştı.
Büyüklerle orta sınıf arasındaki fark açılıyor. City’ye, Liverpool’a 2-0 yenilmek artık sevindirici bir durum halini alıyor. Korkarım ki kaçınılmaz son, yani Süper Şampiyonlar Ligi adım adım geliyor...

Avrupa Süper Ligi ne demek?

Geçtiğimiz hafta içinde Der Spiegel’in yayınladığı ‘Football Leaks’ belgeleri de zaten, birilerinin bu konuya ciddi biçimde kafa yorduğunu gösteriyor. Sızan belgelere göre 2021’de bir Avrupa Süper Ligi kurulması planlanıyor. City, Liverpool, Barcelona, Real, Bayern gibi 11 kurucunun küme düşmeyeceği, kalan 5 pozisyon için ikinci halka kulüplerin yarışacağı bir süper lig. Şampiyonlar Ligi halen SuperBowl’un da önünde, dünyanın en fazla izlenen spor organizasyonu. Ancak sızan belgelere göre Avrupa’nın galaktik kulüpleri birbirleriyle çok az sayıda oynamalarına imkan veren bu formattan rahatsızlar, İstanbul’a, Borisov’a veya Prag’a gitmektense, birbirleriyle daha fazla karşılaşmayı yeğliyorlar. Sebebi de açık: Daha büyük bir ekonomi yaratmak. Benim tahminimse şu: Avrupa Süper Ligi, günün koşullarında kaçınılmaz son. Yalnız tüm dünyada aşırı sağın çıkışta olduğu şu konjonktürde dev kulüplerin kendi yerel liglerini terk etme ihtimalini pek olası görmüyorum. Bence bir ara çözüm bulunacak: 20 takımlı yerel ligler orta vadede 16’lıya dönecek. Şampiyonlar Ligi de (aynen EuroLeague gibi) 16’lı lig formatına geçecek. Ve önümüzdeki birkaç yıl içinde dünya spor tarihinin en büyük organizasyonu, rekor ekonomik koşullarıyla start alacak: Süper Şampiyonlar Ligi...

Haftanın Sayısı

Geçtiğimiz Cuma akşamı Malatyaspor, süper bir oyunla Trabzonspor’u 5-0 mağlup etti. Bir Guilherme başyapıtı izledik zevkle. Ancak bu müsabaka, ardında şu enteresan istatistikleri de bıraktı: Maçı Malatya 17, Trabzon 6 faulle bitirdi. Boutaib’in ilk 60 dakikadaki faul sayısıysa tam 6...

Haftanın Detayı

Şu anda milli takımın 3 as kalecisi içinde Serkan Kırıntılı var. Son birkaç yıldır da as kalecimiz Volkan Babacan’dı. Mert Günok’un da haksız bir şekilde çağırılmadığı konusunda herkes hemfikir. Bu 3 kalecinin ortak yönü, F.Bahçe’de beğenilmemeleri. Ve F.Bahçe sonrası milli takım performansı göstermeleri.

Haftanın eğlenceliği

Bu sütunda birkaç hafta önce Süper Lig’in Porto’nun arka bahçesi haline geldiğine dair bir yazı kaleme almıştım. Bein Sports’tan meslektaşım Hayrullah Ünal da Anelka’dan sonra yolu hem Manchester City, hem de Süper Lig’den geçenleri derlemiş. Ve ortaya benim de bu kadar uzun olmasını beklemediğim fantastik bir liste çıkmış: Anelka, Riera, Elano, Jo, De Jong, Fernando, Denayer, Karius, Negredo, Musampa, Clichy, Adebayor, Robinho, Isaksson, Nasri, Samaras, Vassell.

Yazının devamı...

Isla, Pirlo, Modric, Mahmut

Kelimenin tam anlamıyla âşıktı Valbuena’ya! Fenerbahçe’nin sorununun “vazgeçmek” olduğunu söylüyor, o yüzden isyankâr oyuncu bulmaları gerektiğinin altını çiziyordu. Ve ona göre Valbuena, yenilgiyi kabullenmeyen, takım düştüğünde düşmeyen özel bir oyuncuydu. O yüzden de sezon planlamasında ilk sırayı Valbuena transferine vermişti.

İki buçuk yıl sonra bugün, Aykut Hoca’nın bir açıdan haklı olduğunu söyleyebiliriz sanırım! Çünkü şu iki buçuk sene içinde Kocaman ondan vazgeçti, Cocu vazgeçti, Fenerbahçe vazgeçti ama Valbuena vazgeçmedi. Futbolu hâlâ 13 yaşında bir mahalle çocuğu gibi seviyor. Şu son 10 günde Koeman’ın, Koç’un, camiasının ruh halini değiştirdi tek başına. Eğri oturup doğru konuşalım; Fenerbahçe’deki değişimin altındaki 1 numaralı unsur, Valbuena’nın futbol sevgisi...

Büyük planda Valbuena’nın hakkını verdikten sonra Koeman’ın dünkü Isla tercihinin de altını çizmek gerek. Reyes tutkunu Cocu’dan farklı düşündüğünü bir kez daha gösterdi Koeman... Isla’nın Udinese ve Marsilya kariyerinde ön libero oynadığı tam 67 maç görünüyor. Isla’nın ön libero oynadığı rakipler arasında Klopp’un Dortmund’u, Modric’li Tottenham, Vidal-Pirlo’lu Juventus, Rabiot-Matuidi’li PSG var! Yani Cocu, Isla’nın kariyerini biraz incelemiş olsa, herhalde Başakşehirli Mahmut veya Kayserili Rotman’ın karşısına ön liberoda Reyes’le çıkmazdı diye düşünüyorum ben.

Alanya cephesine gelince... Mustafa Denizli Galatasaray’la Madrid deplasmanına çıkmadığında da eleştirmiştim. Bugün de aynı hisleri Sergen Yalçın için taşıyorum. İmza atıp aktif göreve başlamamak biraz bencilce geliyor bana, affedin.

MAÇIN ADAMI: ISLA

Yazının devamı...

Maicon, “Libero Fatih” gibiydi

Galatasaray’ın maça çıkaracağı 11 tahmin ediliyordu ama esas soru işareti Maicon’un orta sahanın mı, yoksa savunmanın mı göbeğinde oynayacağı idi. Terim, Maicon’a 80’lerde oynadığı “süpürücü libero” rolünü verdi. Maicon, “libero Fatih” rolünü başarıyla oynadı.

İki takımın TFF’ye bildirdiği toplam 56 oyuncunun sadece 35’ini stada getirebildikleri garip bir gündü dün. Kalecileri saymazsak, iki takımın da kulübesinde yalnızca 5’er oyuncu vardı. Sahaya çıkanların da karneleri harika değildi doğrusu: Galatasaray, Eylül ortasından beri yaklaşık 2 aydır oynadığı son 9 resmi maçta sadece bir kez (Fenerbahçe’ye) birden fazla gol atabilmişti. Kayseri de ligde tam 7 müsabakada gol bulamamış kısır bir takım. Bu müsabakanın da kontrollü geçeceği, iki takımın da iyi kapanacağı ve ancak bir ekstra koşucu/çalımcı oyuncunun dengeyi bozabileceği aşikardı. İki koşucudan Onyekuru, Bilal’i yendi dün.

Deniz’in sakat, Chery ve Varela’nın formsuz olduğu Kayseri’de tek umut Bilal’in ekstralarıydı. Sol açıkta Bilal, sağ stoper Ozan’la eşleşti; 3-4 kez de geçti genç Ozan’ı. Ama ya bir Muslera çıkışı ya da süpürücü Maicon desteğiyle tükendi Kayseri’nin umutları. Galatasaray’daysa galibiyetin anahtarı sağ kanattaki asimetrik kalabalıklaşmaydı: Sağ kenar Mariano, sağ iç Feghouli, santrfor Henry veya Sinan’ın aynı bölgede yarattıkları kalabalık, pozisyonların anahtarıydı. Bu sezon sadece bir maça birlikte ilk 11’de başlayan, o da sadece 20 dakika süren Belhanda-Feghouli ikilisinden özellikle Feghouli’nin o gamsız görüntüsünden biraz uzaklaştığını da not etmek gerek.

Belhanda bırakmaktan vazgeçmeli

Sadece 8 gün önce, Ali Sami Yen’deki Fenerbahçe derbisinde Belhanda, (taç kararı yanlış verilmiş olsa da) çocuk gibi küsüp pozisyonu bıraktığı için Galatasaray, beraberlik golünü yemişti. Faslı oyuncu o maçtan belli ki gereken dersi çıkarmamış. Kayseri’de de 8’inci dakikada çok benzer bir şekilde lehine faul düdüğü çalınmadığı iddiasıyla oyunu bıraktı. Topu kazanan Lopes’in üretimiyle maçın ilk net pozisyonunu Kayseri yarattı. Belhanda işini ciddiye almalı.

Maçın adamı: Henry Onyekuru

Yazının devamı...

Çözüm göklerde değil yerde

Çünkü orada Frey var. Frey bomboş olmasına rağmen kafayla topu rakibe veriyor. Fenerbahçeliler biraz çabalayıp topu tekrar kazanıp Valbuena’ya aktarıyorlar. Valbuena-Slimani verkaçı sonrası Valbuena bir çalımla çizgiye iniyor, kafasını kaldırıyor. Frey her zamanki gibi penaltı noktası üzerinde orta bekliyor. Slimani de oraya doğru koşu halinde. Valbuena belli ki penaltı noktası üzerine serseri bir orta yapmak istemiyor, yerden nefis bir pas atıyor Slimani’nin önüne. Ama Slimani topu alamıyor, çünkü tek beklentisi yüksek bir orta...

Yukarıdaki 30 saniyelik periyot, hem Cocu döneminin, hem de dünkü ilk 70 dakikanın özeti. Fenerbahçe’nin Galatasaray maçının ikinci yarısında da iyi gözükmesinin sebebi topu yere indirmeleriydi. İlk Anderlecht maçında da aynen dünkü gibi 2 kule santrforla oynamalarına rağmen goller de, pozisyonlar da top yere indiğinde gelmişti. Şu anda dünya üzerinde 2 tane 1.90’lık santrforla oynayan bir büyük takım ben bilmiyorum. Bir büyük takım topa sahip olur, sete yerleşir, pas serisi yakalamaya ve rakibini yormaya çalışır. Sürekli 60 metrelik uzun toplar oynamaz.

Dün de ilk golün sakın yüksek topla filan geldiğini düşünmeyin. Top yere indi, etkili bölgede maçın yıldızı Valbuena ile buluştu, o da penaltı noktasına (ya da Frey-Slimani kulelerine) yüksek bir top değil, Ayew’e görerek-bilerek bir pas attı. Eljif’li, Valbuena’lı, Ayew’li Fenerbahçe’nin oynaması gereken oyun da bu zaten. İkinci golün de, bu kritik galibiyetin de anahtarı buydu yine.

Tarihin en kötü kulübesi

Türk futbolunun en büyük markalarından biri dün Avrupa kupalarında çok kritik bir maça çıkıyor. Sarı lacivertlilerin kulübesi şöyle: Kaleci Erten, savunmacılar Yiğithan, Reyes, Isla, İsmail, genç Barış ve U21 oyuncusu Mahsun... Kadıköy’de oynuyorsunuz, oyuncu değişikliği gerekirse muhtemelen bunu gol bulmak için yapacaksınız ve o durumda kulübede tek bir opsiyon var: Barış Alıcı.

Bu hikayeyi nereden okumak gerek bilmiyorum: Elbette kulübün 621 milyon Euro borcu olduğunu ve transferde düşük profilli futbolculara yöneldiğinin farkındayım. Souza ve Giuliano gibi isimlerin bile yerinin doldurulamadığının da... Ancak yine de filmi bir miktar geriye sarıp şunu sorgulamadan edemiyor insan: UEFA Avrupa Ligi listesine Soldado yerine Aatıf’ın yazılması kararı sadece Cocu’ya mı aitti? Ya da bu kararı Cocu-Comolli birlikte mi aldılar? Ya da bir “halıcılar” müdahalesi mi var orada? Zira bu kadar kötü bir kararın iyi niyetle alındığını düşünmek pek sığmıyor mantığa.

Kuzey Afrika faturası

FAS, FIFA’da 47, Cezayir 67’nci. Ama ligde 17’si bu 2 ülkeden olmak üzere tam 20 Kuzey Afrikalı var var! Ne oldu da Süper Lig’e bir anda K.Afrikalı akını oldu, anlamak güç. Dirar, Aatif, Benzia kadro dışı. Galatasaray’ın en yüksek maaşlısı Feghouli kulübeyi tamamlıyor. Bu sezon bu transfer akını ülke futboluna öyle büyük bir fatura ödetti ki. Akıl alır gibi değil.

Maçın adamı: VALBUENA

Yazının devamı...

Elle oynama kuralı değişiyor

IFAB (Uluslararası Futbol Birliği Kurulu) Danışma Kurulu, Salı günü Londra’da buluştu ve 2 hafta sonra yapılacak yıllık toplantı için tavsiye kararları aldı. Kararların en dikkat çekicisi, ‘elle oynama’ kuralının daha anlaşılır ve daha stabil hale getirilmesi... Bu konu, benim de 13 yıldır çok kafa yorduğum ve çok kalem oynattığım bir alan.
IFAB, futbol oyun kurallarını belirleyen kurum. Senede 2 kez toplanıyor ve irili-ufaklı değişikliklerle futbolun kaderini tayin ediyorlar. Kurulun yarısı FIFA’dan, yarısı da Britanya futbolu yöneticileri. 22 Kasım’da değiştirilmesi muhtemel kurallar arasında, oyundan çıkan futbolcunun en yakın çizgiden sahayı terk etmesi ve kale atışına ceza alanı içinde temas gibi iki kritik konu var. İkisi de muazzam hamleler.
22 Kasım’daki ana temaysa, elle oynama kuralı olacak gibi görünüyor. IFAB, bu karmaşık konuyu daha anlaşılır hale getirmek istiyor. Bunu nasıl yapacaklarına dair elimizde bir veri yok; ancak benim önerilerim şunlar:
1) Futbol, temelinde dikkatsizliği, kontrolsüzlüğü, beceriksizliği cezalandıran bir oyun. Topla oynamak için ayağınızı sallarken ıskalar ve bilinçsizce rakibinize vurursanız bu faul, sarı kart hatta kırmızı kartla bile cezalandırılabilir. Ama enteresan bir şekilde hentbol kuralında yeteneksizlik cezalandırılmıyor. Bu beklenti revize edilmeli.
2) Top, eğer bir futbolcunun eline/koluna, vücudunun diğer bir bölgesinden geliyorsa bu cezalandırılmalı. Bir futbolcu kafasıyla topu koluna vuruyorsa bu dikkatsizliktir, beceriksizliktir, cezalandırılmalıdır.
3) Top bir futbolcunun eline/koluna takım arkadaşından geliyorsa cezalandırılmalı. Bu iki futbolcunun ortak beceriksizliğidir, rakip takımın dahli yoktur.
4) Yerde müdahalelerdeki elle oynamalar cezalandırılmalı. Futbol ayakta oynanan bir oyun. Sporcunun yatarak alt uzaydaki alanını genişletmesi ve yerdeki koluyla topu engellemesinin cezalandırılmaması inanılmaz. İlkel. Ve aptalca.

Kuralın yeni hali şöyle olmalı

BENCE hentbolde cezalandırılan alanı tarif etmektense, cezalandırılmayacak alanı tarif etmek daha kolay. Bence elle oynamalarda cezalandırılmayacak alan şöyle sınırlanmalı:
a) Top oyuncunun kendi vücudundan ya da takım arkadaşından değil, sadece ve sadece rakipten geliyorsa,
b) Bilinç yoksa,
c) El topa değil, top ele gidiyorsa,
d) Topun geldiği mesafe, karar verebilecek kadar uzak değilse,
e) Sporcu ayaktaysa yani (bir dış etken sebebiyle düşmeler hariç) vücudunun konumu doğalsa,
f) Sporcunun elinin/kolunun konumu doğalsa, bu 6 koşulun altısı da sağlanıyorsa düdük çalınmaz. Bu şartlardan herhangi biri sağlanmıyorsa, elle oynama olarak değerlendirilir.

Gomis, 2 galibiyet parasına gitti

G.SARAY, sezon başında Gomis’i zorla gönderdiğinde de söylemiştim: “Gomis, Şampiyonlar Ligi’nde 2 galibiyet parasına gitti” diye... Şampiyonlar Ligi’nde bir galibiyetin ödülü 2 milyon 700 bin Euro. Ayrıca her beraberlikte kasada kalan 900 bin Euro da galibiyet ödülüne ekleniyor. Yani Galatasaray’ın Porto ve Schalke mağlubiyetleriyle kaybettiği para şu anda tam tamına 6 milyon Euro... Gomis, bu ligin en iyi oyuncusuydu ve ayar belirleyeniydi. Geçen yılki şampiyonluğun da baş mimarıydı. Birkaç kez dile getirdim, sanırım yinelemekte fayda var: Gomis’i zorla gönderen Galatasaray’a ihanet etmiştir.

Haftanın demeci
BUNU antrenmanlarda sürekli çalışıyoruz, (Mane’nin Arsenal’e attığı golde) hakem maalesef olayı tam algılayamadı. Bir oyuncumuzu bilinçli olarak yarım vücut ofsayta sokuyoruz, diğeri gelip golü atıyor. Uygulamada başarılı olduğumuz için mutluyum (Jurgen Klopp).

Haftanın kulak çınlatanı
GUARDIOLA, bir taktik faul ustası. Manchester City’li oyuncular topu kaybettiklerinde küçük faullerle rakibin kontra atak fırsatını ellerinden alıyorlar (Yanal ne düşünür acaba bu konuda!) Fauller yaralayıcı olmadığı için her seferinde gözden kaçıyor (Gary Neville)

Yazının devamı...

2 Ağustos-2 Kasım hattı

Dünkü hikâyeyi doğru okuyabilmek için, filmi birkaç ay geriye sarmak gerek: Fenerbahçe, Haziran’da Cocu’yu göreve getirirken planın içinde Koeman yoktu; birinci yardımcı Van der Weerden’di. İlk bir ay Cocu’nun ekibi ve Kocaman’ın yardımcıları ile oluşan teknik kadroya, 2 Ağustos’ta sürpriz bir isim katıldı: Erwin Koeman.

Koeman, kariyerinde kulüpler ve milli takımlar olan bir teknik direktör... Yani klasik bir yardımcı hoca değil. Cocu’dan sonra da onun kararlarının benzerlerini almayacağı belliydi. Fenerbahçe bir aydır üçlü savunma kabusuyla uğraşıyordu, dün dörtlüye döndü. Orta sahada iki klasik altı numarayla değil, bir klasik 6 (Jailson) artı bir 8 numara (Eljif) ile oynadı. Önde İsmail’i kullanma gibi bir korkaklığa başvurmadı. Cocu’nun nedense 5 dakika bile vermekten kaçındığı Valbuena’yı 11’e koydu. Bu tercihler Fenerbahçe’yi sorunsuz bir takım haline getirmedi elbette. Ancak bence bir elektroşok gerekliydi ve Koeman başardı bunu.

Fatih Terim tecrübeli bir isim. Bir motivasyon ustası. Başlangıç 11’i de olması gerektiği gibi cesur ve enerjikti. Hak ettiği gibi 2-0’ı buldu. Ancak maça başlayan 11’i ne kadar doğruysa, bitiren 11’i o kadar tartışmalı. Koeman, takıma zarar veren Benzia’yı devrede hemen çıkarırken; Terim yürüyen Rodrigues’i almakta çok geç kaldı. Onu çıkarırken de Malatya’da ihanet eder gibi oynayan Selçuk’u sokarak bir yanlış tercih daha ekledi tabloya.

Elbette santrforsuz oynamak büyük bir sıkıntı Terim için. Ancak bu formayı ligin en iyi oyuncusu Gomis giyiyordu ve anladığımız kadarıyla zorla gönderildi. Bir kez daha tekrar edeyim: Gomis’i gönderen Galatasaray’a ihaneti etmiştir. Dünkü tablonun temelinde de bu ihanet var aslında.

Süper Lig, Kuzey Afrika çiftliği olmamalı

İnanılır gibi değil: 2014-15 ve 2015-16’da ligde 6 adet Kuzey Afrikalı futbolcu varken, bu sayı önce 9’a, geçen sezon da 14’e tırmanmış. Bu sezonsa Süper Lig’de tam 20 Kuzey Afrikalı futbolcu var! Yerel ligleri ve Fransa dışında 11 Faslı ve 6 Cezayirli’nin forma giydiği bir başka turnuva olduğunu zannetmiyorum.

FIFA sıralamasında Fas 47, Cezayir 67’nci sırada. Yani öyle büyük bir sıçrama da yok futbollarında... Süper Lig’de 1 Japon, 1 Norveçli, 1 Danimarkalı, 1 İngiliz, 1 İspanyol var mesela. Benim kitabımda futbolcunun şuralı-buralısı yok, iyisi kötüsü var. Ancak görüyoruz ki, Kuzey Afrika’da bu kadar çok iyi oyuncu yok. Bu işte bir yanlışlık var.

Benzia-Belhanda savaşı

Daha birinci dakikadan bu ikili birbirleriyle oynamaya başladılar dün. Dakikalar geçtikçe bu işten moral depolayarak çıkan Belhanda, demoralize olarak çıkan Benzia oldu. Ve Benzia bu moral bozukluğunun etkisiyle lüzumundan bir fazlasını, ekstrayı denemeye başladı sıkça. Olağanüstü hatalar yaptı ve doğal olarak çıkarıldı oyundan. Belhanda’ysa iyi bir akşam geçirdi dün.

Maçın adamı: KOEMAN

Yazının devamı...

Derbinin FÜTZ analizi

Süper Lig’i 30 yıldır yakından izliyorum, sanırım ilk kez bir Galatasaray-Fenerbahçe derbisinde bu kadar az yıldız, bu kadar az kaliteli oyuncu sahne alacak. Kalite düşük olunca topu yere indiremiyorsunuz. Havanın iki hakimi Donk ve Frey, derbinin iki yıldız adayı… Derbinin SWOT (ya da FÜTZ*, yani fırsatlar-üstünlükler-tehditler-zayıflıklar) analizini yapmaya çalıştım.

Üstünlükler
Galatasaray: Gomis yok, artık lig dengede. Galatasaray’ın bu sene bir numaralı oyuncusu Ali Sami Yen, iki numarası Ali Sami Yen, üç numarası Muslera. Sarı kırmızılılar baskıyla başlarsa yenisi bol rakibini ilk 15’te şaşırtabilir.
Fenerbahçe: Böyle bir derbide rakibinizin ağır favori olması, bir tür avantaja dönüşebilir. Ankaragücü’ne karşı yanlış tercih olan savunmada kalabalık durup, öne uzun metrajlı top vurma oyunu, Galatasaray’a karşı doğru kabul edilebilir.

Zayıflıklar
Galatasaray: Malatyaspor’un Galatasaray’a karşı kullandığı hemen her kornere Malatyalı bir oyuncu vurdu. Hatta her kornerde 2-3 oyuncu daha bomboştu! Sarı-kırmızılılar alanı değil havayı savunuyorlar adeta.
Fenerbahçe: Sanırım son yılların en kötü üçlü savunmasını izliyoruz. Sol stoperle libero arasına ya da sağ stoperle libero arasına atılan her topta sıkıntı yaşanıyor. Beş kişi, daha önce dört kişinin paylaştığı alanı paylaşamıyorlar.

Fırsatlar
Galatasaray: Beklentimin sıfır olduğu, olağanüstü gayrıciddi bulduğum Donk, beni inanılmaz yanılttı. Malatya maçında en uçta muhteşem bir Donk performansı izledik. Sadık-Murat’ı havada çaresiz bırakan Donk, Fenerbahçe savunmasını da pekala çok zorlayabilir.
Fenerbahçe: Ozan Kabak, Galatasaray savunmasında sorumluluk alan tek adam. Topla çıkmayı, dikine pas atmayı deneyen tek adam. Ama bu cesareti bazen lüzumsuz top kaybı olarak rakiplerine fırsat veriyor. Frey presle Ozan’ı zorlayabilir.

Tehditler
Galatasaray: Selçuk Malatya’da sadece ilk 8 dakikada 2 kritik isabetsiz pas, bir anlamsız korner, bir de kalça yaslayarak başarısız faul alma denemesiyle Galatasaray’ın temeline dinamit koydu. Eğer oynarsa, Fenerbahçe’nin en büyük kozu olabilir.
Fenerbahçe: Ankaragücü önünde Slimani’nin zorla kırmızı kart görme çabası tehlikeli. Sarı-lacivertlilerde bir başıboşluk, bir vurdumduymazlık oluşursa çok kolay kart görebilirler derbide. Özellikle Benzia sakin kalmaya çalışmalı.

+++++
Comolli’nin (varsa) sihri burada lazım

“Cumartesi günü oyuncuydum. Çarşamba günü kendimi teknik direktör olarak buldum! Herhalde benden futbolcu olarak kurtulmanın tek yolunun bu olduğunu düşündüler”
Futbolcu Klopp’un teknik adamlık becerilerini keşfeden adam Mainz’ın dâhi sportif direktörü Christian Heidel’dı. Gelen hocaların Klopp’tan taktiksel ipuçları aldığını fark edince, 2001’de görevi ona teslim etti. Thomas Tuchel’e Mainz’da şans veren adam da Heidel’dı. Tuchel, Mainz öncesi 1. Bundesliga’da tek bir dakika top oynamamış, tek bir dakika antrenörlük yapmamıştı. Halen Schalke’de sportif direktör olarak görev yapan Heidel, orada da görevi 32 yaşındaki Tedesco’ya teslim etti. Tedesco’nun da Schalke öncesi tüm antrenörlük kariyeri, 12 maçlık Erzgebirge Aue macerasından ibaret. Fenerbahçe, şu anda bir antrenör seçme aşamasında. Ben olsam görevi tereddütsüz Ersun Yanal’a verirdim. Ancak Koç’un düşüncesi yabancı hoca getirmekse işte bu noktada (aynen Heidel sihri gibi) Comolli sihrine ihtiyacı var. Tabii eğer böyle bir sihri varsa!

++++
Fenerbahçe’ye hangi hoca uygun olur?

Fenerbahçe için şu noktada bence bir numaralı aday Ersun Yanal olmalı. Eğer Koç, Yanal’ı getirmeme konusunda kararlıysa dünkü Futbol Konseyi’nde ben bir başka Heidel ürünü olan Martin Schmidt’i önermiştim. Bir de Bundesliga uzmanı meslektaşım Orhan Uluca’ya sordum bu konuyu. Martin Schmidt konusunda aynı fikirdeyiz ama o Ralph Hasenhüttl’ın düşünülebileceği görüşünde. Hatta bu listeye bir motivasyon ustası olan Jurgen Klinsmann da eklenebilir.

++++++
Haftanın tuzağı
Futbolun en büyük yalanlarından biri, “Kazanan 11 değişmez” saçmalığı... Bu tuzağa göre, 11’i değiştirmek için yenilmeyi beklemek gerekiyor! Everton koçu Silva da aynı tuzağa düştü, talihli Palace galibiyetine aldanarak sahte 9’la yola devam etti. Cenk’in 11’e girme zamanı geldi bence.

+++++
Haftanın eğlenceliği
Cumhuriyetin 95’inci yılını büyük bir coşkuyla kutladığımız pazartesi gününden tam 35 yıl önce, 29 Ekim 1983’te aynı saatlerde hem Liverpool’lu Rush, hem de Arsenal’li Woodcock bir maçta 5’er gol atmışlar. Yılda 5 gol atan santrfora razı olduğumuz şu günleri düşününce, hayal gibi artık böyle şeyler.

Yazının devamı...