GÜNDEM
SPORARENA
YAZARLAR
EKONOMİ

Uygulamada okumaya devam et.

Gomis’i Fenerbahçe alsaydı ne olurdu?

Burak, Soldado’dan 49 gün sonra, Seleznyov da Burak’tan 5 gün sonra doğmuş. Gomis. Seleznyov’dan 17, Negredo da Gomis’ten 14 gün büyük... 1985’in yazında, sadece 85 gün içinde doğan bu beş bebeğin, 32 yıl sonra aynı topraklarda buluşup, Süper Lig 2017-18 sezonunun kaderini belirlemeleri kaderin garip bir cilvesi gerçekten...

Süper Lig’de her açıdan tarihi bir sezon yaşadık... Üç puanlı sisteme geçtiğimizden beri ilk kez 3 takım birden son haftaya şampiyonluk umuduyla girdi. Tarihte ilk kez birinci ile dördüncüyü 4 puan ayırdı. Avrupa’nın top 5 liginde liderlerle ikinciler arasında toplam tam 71 puan fark oluşan bu garip yılda, rekabetçilik açısından harika bir sezon geçirdik biz.

Bu güzel sezonun neticesini belirleyenlerin başında elbette Galatasaraylı futbolcular ve Fatih Terim geliyorlar. Ama sanırım bu yılki zirve sıralamasını özellikle bir pozisyon oyuncuları, ‘santrforlar’ doğrudan etkilediler. Üstelik enteresan bir şekilde hem Galatasaray, hem Fenerbahçe, hem Beşiktaş, hem de Trabzonspor bu yıl içinde bir numaralı santrforlarını değiştirdiler. Ve transfer döneminde aynı santrfor isimleri, farklı takımlarla yazıldı: Gomis’in Fenerbahçe ve Galatasaray’la, Negredo’nun İstanbul’un her üç büyüğüyle, Burak’ın da Beşiktaş ve Trabzon’la adı anıldı uzun süre. Ve sonuç olarak Soldado (27.5.85) Fenerbahçe’ye, Burak (15.7.85) Trabzon’a, Gomis (6.8.85) Galatasaray’a, Negredo (20.8.85) da Beşiktaş’a imza attılar. Tudor’un eski talebesi Seleznyov’u (20.7.85) Galatasaray’a getirmek için aradığını da biliyoruz. Hatta Seleznyov’un bu yüzden kulübü Karabükspor’la gönül bağının koptuğunu, sezon başında bir türlü form tutamadığını ve devre arasında ayrıldığını da. Belki Seleznyov’u bu hikâyenin içine katmamı garipseyenler olabilir, ama emin olun onun bu beş 85’li santrfor arasında yer alma sebebi sadece doğum tarihi değil: Eğer Tudor, Ukraynalı santrforu sezon başında transfer edip Galatasaray kulübesine oturtabilse, muhtemelen o Seleznyov devre arasında Akhisar’a geçip, sarı-kırmızılıları Türkiye Kupası’ndan etmeyecekti!

Şimdi, şöyle bir soru da geliyor insanın aklına ister istemez: 1985 yazında doğan bu 5 santrforun transfer işleri biraz karışsa ve mesela Gomis, Galatasaray’a değil Fenerbahçe’ye, Burak, Trabzon’a değil, Beşiktaş’a, Negredo da Beşiktaş’a değil, Galatasaray’a filan alınmış olsalar, ligin kaderi aynı kalırdı diyebilir miydik? Ben diyemem asla. Bence bu yılın kaderini belirleyen esas adam Gomis oldu ve Galatasaray’ın sonuna kadar hak ettiği bu şampiyonlukta bir numaralı rolü oynadı Fransız santrfor. Kim bilebilirdi ki, 1985 yazı, gün gelecek 2018 yazında Türk futbolunun kaderini belirleyecek? Hayat, çok enteresan gerçekten...

 

SANTRFORMETRE
Peki bu yılın santrfor performanslarını göz önüne aldığımızda, ilk beş takımın ileri ucunda kim en fazla faydayı sağladı, kim hayal kırıklığı yaşattı diyebiliriz sizce? Benim sıralamam şöyle:

1- Bafetimbi Gomis

Galatasaray’ın sadece santrforu değil, aynı zamanda ruhani lideriydi. Sadece bitiren değil, aynı zamanda başlatan adam oldu hep. Elmander yüreğine, Baros bitiriciliği eklenmiş gibi.

2- Emmanuel Adebayor

O, hem bu sezon transfer yapmadığı için, hem de 1984 doğumlu olduğu için yukarıdaki öyküde yok. Ama Başakşehir hikayesinin bir numaralı mimarı kesinlikle. O olmadığında Başakşehir çok eksik kalıyor.

3- Cenk Tosun

Sadece bir devre oynadı, ama onun bir devresi rakiplerinin çoğunun tüm sezonuna bedeldi. O gün de yazmıştım, Cenk zaten Premier Lig’e gidecek. Bırakın 2 Bayern maçını oynasın, dünya onu daha yakından tanısın. İki Bayern maçını da oynasa, bu yaz top 6’ya gidecekti belki de, kim bilir... Beşiktaş acele etti Cenk’i satmakta.

4- Burak Yılmaz

İstatistik olarak harika bir sezon geçirdi, takdirin büyüğünü hak ediyor. Ancak Trabzon’u araya oynamaya da bağımlı hale getirdi. Koşu fırsatı vermeyen savunmalara karşı da çaresiz kaldı Trabzon.

5- Roberto Soldado

Eğer sadece kariyer istatistiklerine baksanız, onun golcülükten daha çok asistçi bir santrfor olduğunu anlardınız. Ve yanında ikinci bir santrforla çok daha faydalı olduğunu da.

Yazının devamı...

Süper Lig Gomis Sezonu

İtalya Serie A 2002 sezon finali hâlâ aklımızda. Juventus, Roma ve Inter son haftaya iki puanlık marjda girmişler, kendi maçını kazanan Juventuslular, diğer müsabakalardan gelecek sonuçları sahada beklemişler ve sonuçta gözyaşı dökmüşlerdi. Biz de 3 puanlı sisteme geçtiğimizden beri ilk kez son haftaya 3 şampiyonluk adayıyla girdik. Kalitemiz tartışılır, bence Avrupa’nın top 10 liginin kıyısında dolaşıyoruz. Ama rekabetçiliğimiz harikaydı bu sezon.

4 şampiyonluk adayının performanslarının birbirine bu denli yakın olduğu bu süper sezonda, bence dengeyi bozan tek bir adamdı aslında... Kral olması ya da rekor kırması değil mesele. İlk maçın ilk dakikasından son müsabakanın son anına kadar ortaya koyduğu istek, profesyonellik ve karakterdi Gomis’i farklı kılan. En uçta oynadı ama Galatasaray’ın hücum organizasyonunu kuran da, bitiren de oydu hep. Onun öndeki pres isteği takımı ateşledi, ilerlemiş yaşına rağmen ortaya koyduğu arzu, Belhanda, Feghouli, Sinan gibi arzusu eksik olanları da teşvik etti. Fatih Terim takımı harika yönetti, Muslera kritik anlarda devleşti. Rodrigues kariyer sezonunu oynadı. Ama Galatasaray’ı bu sezon iki kelimeyle özetle deseniz, “Gomis’in takımı” derim sarı-kırmızılara. Hatta bu sezonu da yıllar sonra “Süper Lig Gomis Sezonu” olarak hatırlayacağız sanki.

TERİM’İN HAKKI...

Gomis’in hakkını büyük bir saygıyla teslim ettikten sonra sıradaki takdiri, sadece takımın değil camianın lideri Fatih Terim’e teslim etmek gerek. Eğer bu sezon Galatasaray’ı diğer 3 rakibinden ayıran bir numaralı faktör neydi diye sorarsanız, benim cevabım “2-0 farkı” olur. Galatasaray bu yıl rakiplerine karşı 1-0 öne geçtiği 21 maçın 18’inde golü yemedi, skoru 2-0’a getirmeyi başardı. Daha da önemlisi, özellikle Fatih Terim döneminde 1-0’dan sonra hiç vites küçültmediler, hep fazlasını aradılar.

Dün İzmir’de oynanan maçın özeti de bu detayda gizliydi aslında. Galatasaray maça 1-0 galip gibi başlıyordu, ellerindeki skor onlara yetiyordu. Ama yine yetinmediler. Bu sezonun kazananı, elindekiyle yetinmeyen Terim oldu kesinlikle.

MAÇIN ADAMI: FATİH TERİM

Üç penaltı kaçırmış olmasına rağmen dördüncü penaltıyı da Gomis’e attırmak, her teknik adamın alacağı türden bir risk değil. Ama Fatih Terim de bu yüzden büyük işte.

Yazının devamı...

20 takımlı süper lig olur mu?

Ama Avrupa kupalarına ligden sadece 4 takım gidebilmesi, 3 küme düşeni de çıkarınca kalan tam 13 pozisyonun mânâsızlığı ürkütüyor.

Spor kamuoyunda neredeyse 20 senedir dile getirilen bir öneri, Süper Lig’in 20 takıma çıkarılma konusu. Ben meslek hayatım boyunca bu fikre karşı çıktım, gerekçem de ligdeki anlamsız pozisyon sayısındaki artışın güvensizlik doğurma ihtimaliydi. Lig 6.’lığıyla 17.’ciliği arasında fark olmayan bir turnuvada, son haftalarda hedefsiz maç sayısı olağanüstü artacak, şike söylentileri namuslu futbolcu ve antrenörleri rahatsız edecek ve tadımız kaçacak diye ürktüm hep.

Ama ülkenin coğrafi ve sosyolojik koşulları göz önüne alındığında da kontra düşünceler beliriyor insanın zihninde. Spor Toto 1. Lig maçlarını izliyoruz, büyük şehirlerin iyi takımları mücadele ediyor orada. Boluspor bir kez daha Süper Lig’e çıkamadı, Adana Demir’in, Erzurum’un ligde olduğu zamanlarda çok iyi stat atmosferleri sunduklarını hatırlıyorum. Ülke geniş, nüfus çok. Yurdum insanı duygusal, mutlu olacağı çok fazla sebep bulamıyor hayatında. Ve bir vilayetin Süper Lig’de temsili, o ilin atmosferini bütünüyle değiştirebiliyor. Peki Süper Lig’in gerçekten de 20 takıma çıkışı tartışmaya açılabilir mi? Ya da açılabilmesi için neler yapılmalı?

1- Bilançolar şeffaf olmalı

- Kocaelispor’un, Eskişehirspor’un, Gaziantepspor’un çizgisi ortada... Türkiye’de kulüpler ‘zengin holiganlar’ tarafından yönetilmeye devam ettiği; başkanlar, sigorta ve vergi dışında hiçbir borçtan yükümlü olmadığı sürece bu tablo kaçınılmaz olacak. Ülke futbolunun şu anda bir numaralı önceliği bence ‘Spor Kulüpleri Yasası’. Yöneticileri tüm borçlardan mesul hale getirecek şeffaf bir düzenek. Kulüplerin bilançolarına tek tıkla internetten ulaşılmasını sağlayacak bir algoritma.

2-Play-off meselesi

- SÜPER Lig kulüplerinin bilançoları şeffaf olur, finansal olarak iyi yönetilmeyen kulüpler layıkıyla cezalandırılırsa; mesela 2020’den sonra, 20 takım hayali kurulabilir. O noktada tabii ki önümüzdeki en büyük engel, hedefsiz takım sayısındaki artış olacak. Şu anda sıralamadan Avrupa’ya yalnızca 4 takım gönderebiliyoruz ama o son bileti play-off yoluyla vererek, ilk 7’yi anlamlı hale getirmek mümkün. İlk 2 doğrudan Devler Ligi, kupa galibi ile üçüncü de doğrudan Avrupa Ligi bileti alır. Ligi 4-5-6-7’nci bitiren 4 takım da son Avrupa bileti için play-off oynarlar. Böylece ‘ilk 7 yarışı’ diye bir kavram oluşur ve muhtemelen son maçın son dakikasına kadar 9-10 takım yarışta kalır.

3- Birinci Lig’i oyuna katmak

- En az play-off kadar faydalı bir seçenek de play-out. Son 2 takımları doğrudan küme düşer, 1. Lig’in ilk ikisi de bugünkü gibi doğrudan terfi eder. Sonra Süper Lig’in 14-15-16-17.’siyle 1.Lig’in 3-4-5-6.’ları play-out oynar. Kim iyiyse, o olur gelecek sene Süper Lig’de... Mesela Erzurum, Gazişehir, Ümraniye, Bolu, Osmanlı, Konya, Alanya, Antalya play-out oynuyor olsalar; bunların 4’ü gelecek yıl Süper Lig’de devam etse, iki farklı kazanç çıkaracağız buradan: Hem Süper Lig’de son dakikaya kadar neredeyse hedefsiz ekip kalmayacak; ilk 7’yi ve ilk 13’ü hedefleyenler zaten neredeyse ligin tamamı olacak. Hem de 1.Lig’i oyuna daha güçlü katacağız. Tam 6 takıma terfi şansı vereceğiz. Ve bambaşka ritimde bir turnuva kazanmış olacak Türk futbolu.

Bizim seviyemizdeki ülkelerde 20 takımlı lig örneği yok, biliyorum... Hatta İtalya bile Serie A’yı 18 takıma düşürmeyi değerlendiriyor ara ara... Ancak Türk sosyal hayatında futbolun yeriyle coğrafi ve demografik koşullarımız göz önüne alındığında bu fikrin en azından ‘tartışılabilir’ olduğunu düşünüyorum ben...

Yazının devamı...

Fikstürün idman durağı

Yüzlercesi de dönecek... Premier Lig’de bu sezon ilk 7 maçı 0 puanla kapatan, 16’ncı haftada da aynen Karabük gibi 2 galibiyeti olan Crystal Palace, sezonu 44 puanla 11’inci tamamladı mesela.

16 MAÇTA 15 YENİLGİ

Ancak ne olduysa oldu, Karabük yönetimi devre arasında Poko, Seleznyov, Ceyhun, Grozav, İlhan, Dany, Tanase gibi aslarını markete koyup Aralık’ta lige veda kararı aldı. Devre arasında kasalarına giren para nedir bilmiyorum, çünkü bonservisli tek satış 1.4 milyonluk Poko gibi görünüyor. Ancak belli ki futbolcu alacak ve maaşlarından kurtulmaktı amaç. Sezonun ikinci yarısındaki 16 maçın 15’inde yenildiler ve ligin tadını kaçıran bir fikstür olarak geçirdiler son 4 ayı.

KALiTE DÜŞTÜ

- Doğrusu şunu fena halde merak ediyorum: Aynı durum PL’de yaşansa, lig yönetimi bu kararı nasıl karşılardı? Etik bulur muydu? Çünkü PL’de bir maça as kadronuzla çıkmamanız bile, etik dışı kabul edilip cezalandırıldı geçmişte. Ben Karabük yönetiminin yaptığını da etik bulmuyorum doğrusu. Bu ligde bir galibiyet karşılığı yayın havuzundan 2.2 milyon lira alıyorsunuz. İddaa, Spor-Toto, Ziraat gibi sabit gelirler de cabası. Yaptığınızın teknik ya da hukuki olarak bir sakıncası yok, evet. Ama Galatasaray, Beşiktaş, Başakşehir, Göztepe, Fenerbahçe’den böyle farklar yemek bence bir ligin kalitesini bilinçli olarak düşürmek demek.

Dün Fenerbahçe, resmi bir idman yaptı, Karabük’e gelen her takım gibi. Soldado ve Fernandao idmanın en iyileri olarak gözüktüler dün akşam. En az 6 fark kritikti, zira çok düşük bir ihtimal de olsa iş Galatasaray’la genel averaja kalırsa, avantajlı duruma geçmiş oldular o sayede.

MAÇIN ADAMI: SOLDADO

- KARİYERİNDE asist sayısı neredeyse gol sayısından fazla olan çok enteresan bir santrfor Soldado. Dün de ileri uçta Fernandao’yla ikili oynayınca bu yönünü ortaya koydu.

 

Yazının devamı...

Akhisar, kupayı hak ederek kazandı

Geçen sezon Cikalleshi’nin yaptığı katkıyı bu yıl Seleznyov yaptı, stoperlerle çarpışmayı bilen, uzun top indiren, takımına zaman kazandırabilen bir santrfor. Ama o olmadığında kadroda onun işini iyi yapabilen bir alternatifi olmadığı için tamamen değişiyor Akhisar’ın oyunu. Dün en uçta kısa ve koşucu Muğdat’ı tercih ettiler, stratejilerini tamamen hızlı çıkıp, faul kazanıp, duran toplardaki üstünlüklerini kullanma üzerine kurdular. Başardılar da. Özellikle ilk devrede savunmada hareketli oyunda, hücumda da duran toplarda havanın hakimiydi yeşil siyahlılar... Ne yaptıklarını bilerek, çalışarak, hak ederek kazandı Akhisarlılar.

ANADOLU TAKIMI HOCASI GİBİ

- İlk devrede Fenerbahçe topa sahip olmasına rağmen oyuna sahip olan taraf Akhisar’dı. Saat 21:15’te Aykut Kocaman’ın bu durumu değiştirebilmek için önünde iki opsiyon vardı: Ya sahadaki kaliteli oyuncu sayısını artırıp yerden pas oyunuyla gol arayacaktı. Ya da Akhisar’ın istediği gibi havada çarpışmayı seçecekti. O, bu sezonun genelinde olduğu gibi sahada kaliteli oyuncuyu artırmayı değil, ikinci yolu, yani havada çarpışmayı seçti. Zaten Aykut Kocaman’ın seviye atlayamamasının, taraftarının ve kamuoyunun kalbini kazanamamasının sebebi de bu. Büyük takım hocası gibi değil, kaliteli bir Anadolu takımı antrenörü gibi kararlar alması. Dün Valbuena’yı sokarken Aatıf’ı değil Soldado’yu çıkarması, bunun bir numaralı ispatı.

Dünkü sonuç, sadece kupanın değil, ligin de kaderine tesir etti doğrudan... Akhisar’ın Avrupa Ligi bileti almasıyla ligdeki hedefsiz takım sayısı 3 tane daha arttı: Artık Trabzonspor, Sivasspor ve Göztepe’nin de Avrupa hayalleri suya düştü. Kalan 2 haftada şampiyonluk yarışını da, düşme hattını da doğrudan etkileyecek bu durum.

MAÇIN ADAMI: MIGUEL LOPES 

- ÜLKENİN en az dikkat çeken, buna rağmen en fazla katkı yapan sağ beki. Dün 3 golde de doğrudan payı var, ikisinde işbirliği yaptığı Muğdat’la beraber kürsü onun hakkı.

 

Yazının devamı...

G.Saray ile Fenerbahçe Play-off oynar mı

SÜPER Lig’de ekstrem bir sezon yaşanacağının sinyallerini yıl boyunca almıştık; finale de 4 yarışçıyla, tarihe geçecek bir foto-finiş olacağı hissiyle geldik nihayet. Kalitemiz tartışılır ama rekabetçiliğimiz üst düzey: Şu anda Avrupa’nın top 10 liginde (play-offluları saymazsak) şampiyonun belli olmadığı sadece 2 turnuva var: İtalya ve Türkiye... Juventus’un da aslında 16 averaj farkıyla işi bitirdiğini varsayarsak, düğümün son haftaya kalacağı tek turnuva gibi gözüküyor Süper Lig...

Beş büyük ligde şu anda liderlerle ikinciler arasındaki puan farkı toplamı tam 76... Almanya Ligi’nde pozitif averaja sahip tüm takımların averajını topladığınızda (65), Bayern’in averajı (67) etmiyor. Hatta Bayern ve PSG, bu sezon tüm maçlarına birer avans vererek başlasalardı dahi, şu anda yine lider olacaklardı.

ENTERESAN BiR OLASILIK VAR

- AVRUPA sathında rekabetin bu denli zayıfladığı ortamda Süper Lig’de puan, averaj, hatta gol hesabı yapıyor durumdayız şu anda. Ötesi, ihtimali çok yüksek olmasa da, bayağı enteresan bir ekstra play-off olasılığı var önümüzde! Süper Lig Müsabaka Statüsü’ne göre iki takımın puan eşitliği hâlinde, sırasıyla:

a) Kendi aralarında oynadıkları müsabakalardaki puan üstünlüğüne,

b) Kendi aralarındaki müsabakalardaki gol averajına (Bu müsabakalarda atılan gollerde eşitlik varsa, deplasmanda fazla gol atan takım üstün sayılmaz),

c) Genel gol averajına,

d) Gol sayısına,

e) Hükmen yenilgi sayısına bakılıyor.

BU SONUÇLAR ALINIRSA...

- TFF, “Bütün bu şartlara rağmen eşitliğin devam etmesi hâlinde, ilgili takımlar arasında yapılacak tek maçlı eleme usulü bir müsabaka neticesinde kazanan takım üstün sayılır” diyor statüsünde. 33 ve 34’üncü haftalarda, Başakşehir 2’de 2 yapamaz, F.Bahçe ile G.Saray da şu sonuçları alırlarsa; iki takımın puanı, ikili averajı, gol averajı ve gol sayısı dengeye geliyor:

Galatasaray-Malatyaspor: 1-0

Karabükspor-Fenerbahçe: 1-5

Göztepe-Galatasaray: 2-1

Fenerbahçe-Konyaspor: 1-0

DiĞERLERiNiN iKiLi AVERAJI EŞiT DEĞiL

- İKİ takımın da ligde hükmen yenilgisi olmadığına göre, Futbol Müsabaka Talimatı, şampiyonu belirlemek için tarafsız sahada tek bir süper play-off maçı öngörüyor... Bu ihtimal, G.Saray-Başakşehir, G.Saray-Beşiktaş, F.Bahçe-Başakşehir, F.Bahçe-Beşiktaş ya da Başakşehir-Beşiktaş arasında yok. Çünkü hiçbir ikili averaj eşit değil. Üçlü puan eşitliği ihtimalleri incelendiğinde de yine ekstra play-off olasılığı doğmuyor, muhakkak takımlardan biri üçlü averaj üstünlüğüyle şampiyonluk ipini göğüslüyor.

İhtimali elbette çok yüksek değil... Ama olur da bir ekstra-play off yaşanırsa, tarihi bir futbol günü olacağı muhakkak.

Yazının devamı...

Beşiktaş’ın bir numaralı sorunu: Soğukkanlılık

Beşiktaş, bir ritim takımı... Maça iyi başladıklarında, oyunlarını rakibe kabul ettirdiklerinde, ritim bulduklarında pozisyonları peş peşe üretiyorlar. Genelde bu durumu tabelaya da yansıtıp sonuca gidiyorlar. Kayseri karşısında ilk devrede yaptıkları gibi.

Ancak olur da bir aksilik yaşarlarsa, işler umdukları gibi gitmezse dünya başlarına yıkılmış gibi davranıyorlar. Bu sezon hemen her cephede yaşadıkları sorun buydu, soğukkanlı kalamamak. Şenol Güneş muazzam bir teknik direktör, bu yüzden de son 2 yılı şampiyon tamamladı, Beşiktaş’ı Avrupa’da her sene seviye atlattı. Ancak mental hava biraz bozulunca, normal ayarların dışına çıkılınca soğukkanlılığını koruyamadı maalesef. Beşiktaş’ın da son dönemdeki en önemli eksiği bu oldu bence: Soğukkanlılık...

Bu sezon Avrupa hayaline veda edilen maç, Münih’teki zorlu müsabakaydı. Elbette 15’inci dakikada 10 kişi kalmak, çok çok büyük bir engel. Dev bir engel. Ancak 3-0’la 5-0’la arasında da fark var; belki turu hiçbir şekilde geçemezsiniz ama duygusal fark var, mental fark var. Beşiktaş’ın Münih’te 10 kişi kaldıktan sonra sudan çıkmış balığa dönmesi, Güneş’in değişikliklerde çok geç kalması enteresandı mesela. Rövanşta da Beşiktaş’ın 1-0 ya da 2-1 de olsa galibiyeti hedeflememesi, Bayern Münih as kadroyla çıkarken siyah-beyazlıların çok garip bir kadroyla sahada olmasını asla kabullenemedim. Beşiktaş o dönemde bir ritim yakalamıştı, Bayern’i de 1-0 bile mağlup etse ritme katkı yapardı. Yendiğiniz takım bir dünya devi, Bayern olacaktı sonuçta...

Beşiktaş’ın 10 kişi kaldığında soğukkanlılığını koruyamadığı tek yer Münih değil... Geçen sezon Kiev’de Beck kırmızı gördüğünde skor 2-0’a gelmişti. 2-0’la 6-0 arasında dünyalar kadar fark var. Ama Beşiktaş orda da maç bitmiş gibi davrandı. Bu sezon Galatasaray’a karşı ligde, Fenerbahçe’ye karşı kupada 10 kişi kalındığında da reaksiyonlar sıkıntılı. Dünyada 10 kişi kalan ilk takım Beşiktaş değil, sonuncusu da Beşiktaş olmayacak. Bir kırmızı kart görüldüğünde maç orada bitmiyor, devam ediyor. Ama Şenol Güneş’in Beşiktaş’ı genelde maç bitmiş gibi davrandı o durumlarda...

Beni siyah-beyazlılarla ilgili bir soğukkanlılık analizine götüren faktör, bu sezon Beşiktaş-Kayseri fikstürünün her iki ayağında da takımlardan birinin 10 kişi kalması. Ve her ikisinde de 10 kişi kalanın, sahadan istediğini alması... İlk maçta 40 dakika 10 kişi oynayan Kayseri, sahadan başı dik çıkmıştı. Kayseri maçında da Tosiç atıldıktan sonra Beşiktaş’ın 10 kişi kaldığını hissetmedik bile neredeyse. Güneş doğru değişikliği hemen yaptı, çok rahat bitirdi o yarım saati siyah-beyazlılar.

Şenol Güneş eğer yeni sezonda görevine devam ederse, bence halletmesi gereken bir numaralı konu bu: Soğukkanlılık. Büyük takım olmak bunu gerektirir çünkü. İşler iyi giderken değil, kötü giderken çıkar büyüklük ortaya...

Yazının devamı...