GÜNDEM
SPORARENA
YAZARLAR
EKONOMİ

Uygulamada okumaya devam et.

Gerçekle bağı olan bir albüm

İngiltere, Manchester Arena’daki Ariana Grande konseri sırasında gerçekleşen terör saldırısı sonucu
22 kişinin ölüp 100’den fazla kişinin yaralanması tüm dünyayı derinden etkilemişti. Ariana Grande; o akşam ve sonrasında ağır bir manevi yükü sırtlamak durumunda kaldı. Geçen günlerde yayımlanan 15 parçalık dördüncü stüdyo albümü ‘Sweetener’ı dinlediğinizde 25 yaşındaki müzisyenin içsel değişiminin bu olayla başladığını görebiliyorsunuz. Her şeyden önce pop müzik endüstrisi öyle istiyor diye henüz Ariana’nın yaşamadığı büyük aşk ve acılardan, bunalımlardan söz etmiyor; çok daha gerçek ve dürüst bir tavrı var albümün. ‘Sweetener’, sanatçının sıkıntılı dönemi atlattığını müjdelemekle kalmıyor, yeni aşkı, komedyen Pete Davidson’a ithaf ettiği şarkının içinde defalarca ‘mutlu’ kelimesinin geçmesi, hatta şarkının adının ‘Pete Davidson’ olması başlı başına birer gösterge. Kısacası gerçekle bağı olan, kötü günleri geride bırakmaya, umuda ve küçük mutluluklara dair hikâyeler var bu albümde. Ariana’nın boyundan büyük laflar, ‘kötü kız’ altkimliği ya da trend köleliği yok.
Müzikal boyuta gelirsek; Ariana’nın albümün üçte ikisinde ortak şarkı yazarı olarak yaratıcı tarafta bulunması dikkat çekici. ‘Sweetener’ın müzikal anlamda güçlü yarısı; şarkıları Pharrell Williams’la birlikte yazdıkları ve yine Williams prodüktörlüğünde olan bölüm. Diğer yarısındaysa dünya standart popunun prodüksiyon büyücüsü diyebileceğimiz Max Martin’in damgasını görüyoruz. Bu bölüm, Grande’nin önceki iki albümünden (‘My Everything’ ve ‘Dangerous Woman’) Pharrell Williams vizyonuna geçiş gibi. Diğer bir deyişle, trap havaları ve geleneksel Ariana’dan bildiğimiz sound hamleleri içeriyor.

Ancak belirtmekte fayda görüyorum ki işin ticari boyutunda harikalar yaratılmış. Sadece ‘No Tears Left To Cry’ gibi başyapıt bir şarkı bile şapka çıkartmaya yetecekken, ‘Breathin’, ‘God Is A Woman’, ‘Sweetener’,
‘Everytime’, ‘Better Off’, ‘Get Well Soon’ gibi son derece güçlü şarkılar var albümde. Ariana’nın, bazen bol R&B numaralı, gospel armonili, bazen rap’imsi koşturmalı soprano vokal yeteneklerini epeyce geliştirmiş hatta kapasitesini genişletmiş olduğunu da rahatça söyleyebilirim.

Yazının devamı...

Sezonun iki bombası



Hande Yener -
‘Love Always Wins’

ŞARKI

Naim Dilmener

‘Love Always Wins’ hem memleket hem de yurtdışı düşünüldüğünde iş yapabilecek bir şarkı gibi görünüyor. Hande Yener’in alıştığımız ve genellikle de sevdiğimiz şarkılarının paralelinde. Tek fark; dili. Sözler fazla basit ama böyle de olması gerekiyor. Nihayetinde İngiltere ya da Amerika değil, çat pat İngilizce konuşulabilen yerler hedeflenmiş olmalı. (Puan: 7/10)

Tolga Akyıldız

Hande Yener’in bir süredir birlikte çalıştığı Mert Ekren’le arası İntizar olayındaki homofobik söylemleri nedeniyle mi açıldı, ‘Love Always Wins’in bestesinde Mert Ekren imzası bu yüzden mi saklanıyor bilinmez ama şarkının sözlerinin; bir LGBTİ sloganı olan adı (aşk her zaman kazanır) dışında pek bir özelliği yok. B planı Devrim Karaoğlu olmalı. (7/10)

SOUND

Naim Dilmener

İngilizce şarkı yapmakta çok geciktik bile. Bu deneme iyiye işaret. Dışarda, her şart altında iş yapan ‘Euro pop’a dahil edilebilecek bir şarkı. Yener ve ekibi dünyayı yeniden keşfetmeye niyetlenmemiş. ‘Saturday Night’ ile Avrupa’yı kasıp kavuran Whigfield’in herhangi bir şarkısının çerçevesini takip ediyor. Orijinal bir sound yok ama bir izinde yürüme olarak, fena da sayılmaz. (7/10)

Tolga Akyıldız

Hande Yener’in pek sevdiği house sosu parçanın geneline yayılmış. Ancak ummandan ziyade çöplük diyebileceğimiz Avrupa pop piyasasında fark edilmesi için, içine yerel bir tat katmak daha doğru olurdu. Bunun için de yine Devrim Karaoğlu düzenlemesi diyeceğim. Mert Ekren’se ilginç şekilde, düzenlemesini yapmadığı, okumalarında bulunmadığı bir parçada hak iddia etmeyeceğini belirtmiş. (6/10)

KLİP

Naim Dilmener

Kliplerde her tür gösteriş unsurunu görgüsüzlük anlamına gelecek olsa bile dahil ediyoruz. Yatakta bir erkekle açılıyor klip. Bir şeyler ters gitmiş belli ki, Hande’miz manidar manidar bakıyor ve başlıyor şarkısına… (4/10)

Tolga Akyıldız

 ‘Avrupa piyasası için yapılan şarkının videosuna yerel unsurlar uymaz’ diye düşünmüş olmalılar, hata etmişler. Öte yandan Farbod Khostniat yönetmenliğindeki videonun teknik boyutuyla ulaştığı nokta takdire şayan. (7/10)

HEDEF

Naim Dilmener

‘Memlekette iş kalmadı’ diye düşünüyor, önce Avrupa’yı, sonra da dünyanın geri kalanını hedefliyor Yener. Haksız değil. Başarabilir de. Çok iyi bir sesi var, çok iyi şarkı söylüyor.
Toplam puanı: 18/30

Tolga Akyıldız

Bu şarkı yerine; önceki teklisi ‘Beni Sev’e İngilizce söz yazılsaymış Avrupa potansiyeli daha yüksek olurmuş. Yener’in İngilizce telaffuz konusunda yeterince çalışmaması maça mağlup başlamasının nedeni. Kapıkule’den sonra, ekmek aslanın ağzında.
Toplam puanı: 20/30


HANDE YENER (ASLI BARIŞ)

Love Always Wins
Hande Yener
Söz: Rebel G
Müzik: Bilinmiyor
Düzenleme: Warren Meyers & Mark Eddinger
Yapım şirketi: Poll Production
Klip yönetmeni: Farbod Khostniat

Lady Gaga bile vazgeçti

Hande Yener’in Lady Gaga saplantısı bitmiyor, bitmeyecek. Oysa Lady Gaga bile Alexander McQueen ayakkabılardan, fütüristik volanlı parçalardan vazgeçti, o vazgeçmiyor. Ama belki de bu kez doğru yapıyor çünkü bu onun kendini yurtdışına tanıtma konusundaki ilk çabası. Klipteki parçalar her ne kadar sezondan seçilmiş olsa da, tümü biraz ‘demode’ bir tat veriyor. Oysa fiziği her türlü tasarımı taşımaya müsait; onu daha çok günümüzün sokak modasıyla bağdaştıran spor-şık parçalarla görmek istiyoruz. 

Aleyna Tilki - ‘Dipsiz Kuyum’

ŞARKI

Naim Dilmener

‘Dipsiz Kuyum’, 60-70 ve 80’lerin arabesk şarkılarının bir ortalaması gibi. Tek fark, alta döşenen elektronik ses ve ritmler. Altındakini çeker ya da duymadan dinlemeyi becerirseniz, şarkıyı bir (Kibariye değil ama) Efkariye şarkısı sanabilirsiniz. Melodi fazla baygın, sözler de acının baştan başlayıp ayaklara kadar dolandığı bir miktarda, dört bir yandan fışkırıyor. (Puan: 4/10)

Tolga Akyıldız

‘Dipsiz Kuyum’un bestesi Emrah Karaduman, sözleri ise -söylemeye dilim varmıyor ama- ‘Emrah Karaduman ve Mevlana’ olarak belirtilmiş künyesinde. Beste için, ‘O beste daha önce çok yapıldı’ diyeceğim. Tarabya’nın tavernalarında, Unkapanı’nın arabesk günlerinde defalarca art arda gelmiş akorlardan bir demet. (4/10)

SOUND

Naim Dilmener

Disko-arabesk, yani olmayan, çakma bir sound. Sound dediğimiz bilgisayar başında da üretilebilir t abii ama bunun için dahi çok fazla çaba ve emek gerekir. (4/10)

Tolga Akyıldız

Karaduman’ın yaptığı düzenleme Aleyna Tilki’yi gitmemesi gereken bir pop arabesk güzergâhına doğru sürüklüyor. ‘Yalnız Çiçek’teki remix’imsi düzenlemesine bile razıydım oysa. (4/10)

KLİP

Naim Dilmener

Gösteriş unsurlarımız bu sefer mutsuzluk unsurlarımız gibi kurgulanmış. Renklerden kırmızı en önde. Alkol de var, deri de, hafiften zincir de... Fetiş nesneleri alenen kullanılmamış olsa da, yandan yandan akıyor; bir görünüyor, bir kayboluyor. Bir de lolipop-şeker... Tilki, henüz çok genç ya, anafikri olmasa da anazikri, bu lolipopun -lolita niyetine- içine gömmüşler. (3/10)

 Tolga Akyıldız

‘Yalnız Çiçek’ten sonra Aleyna Tilki’nin ‘ergen sembolizmi’yle dolu ikinci yönetmenlik denemesi… Kırılan kadehler, tuvalete kusulan simler, maskeler ve maalesef genç kız idollüğü yerine lolita algısını güçlendirecek diğer simgesel unsurlar... Bir Emrah Karaduman videosu ama Karaduman ‘sessizce’ piyano çalan bir gölge gibi. (5/10)

HEDEF

Naim Dilmener

Memleketin dört bir yanına yayılmaya çalışıyor. Bu sebeple de her türlü şarkı formunu deniyor. Bunun ‘arabesk unsur’ olmadan gerçekleşmeyeceğini bildiği için de, hem şarkı hem de vokal tarzı olarak bunu hep işin merkezinde tutuyor.
Toplam puanı: 11/30

Tolga Akyıldız

Yürümesi gereken ‘Türkçe teen pop yolu’yken Emrah Karaduman’ın peşinden koşuyor. Bu tür şarkılarla şimdi takdir görüyor olabilir, umarım büyük resmi görecek yaşa geldiğinde kariyer potansiyeli açısından iş işten geçmemiş olur.
Toplam puanı: 13/30


EMRAH KARADUMAN (ASLI BARIŞ)

Dipsiz Kuyum
Emrah Karaduman feat. Aleyna Tilki
Söz: Emrah Karaduman, Mevlana, Anonim
Müzik: Emrah Karaduman
Düzenleme: Emrah Karaduman
Yapım şirketi: netd Müzik
Klip yönetmeni:
Aleyna Tilki

Lolita’dan gotik Barbie’ye...

Bir önceki klibinde lolita imajından sıyrılıp ‘gotik Barbie’ tarzını göstermişti. ‘Dipsiz Kuyum’ bu anlamda ‘devam klibi’ niteliğinde. Christian Dada tasarımı sweatshirt’ler, Dilara Fındıkoğlu’nun ekose gotik elbisesiyle asi prenses havasında. Ancak maskeli hali işi değiştiriyor. Üzerinde metalik işlemeli ceketi ve maskesiyle ilk kez kalça dekoltesi görüyoruz. Aleyna Tilki seksapel kartını oynamaya başladı. Yerli Britney Spears’ımız idolünün peşinden gidiyor. O da iki albümünde ponpon kız imajından sıyrılarak ‘Ben büyüdüm’ mesajını elbiseleriyle vermişti. Hayırlısı…

 

 

 

 

Yazının devamı...

MÜZİKTE ‘ÜÇÜNCÜ YENİ’ KADINLARI

MELİKE ŞAHİN

Şarkılarının büyük potansiyeli var ancak henüz tam keşfedilemedin mi acaba?
Dertlendiğim bir konu değil. Dinleyicilerim nedense bunu benden daha çok düşünüyor. Kimi daha çok insana ulaşmamı, kimi gizli kalmamı kimi de popülaritenin beni bozacağını düşünüyor. Çoğunlukla keşfetmekte geç kaldıklarına üzülüyorlar. İyi işin er ya da geç alıcısına ulaşacağından eminim; içim çok rahat.
Cover yapsan işin daha kolay mı olurdu?
Cover'lara eğilsem elbette daha kolay olurdu. Ama ben kendi şarkılarımla dokunmak istiyorum onlara. Müzik üretmek de paylaşmak da eskiye kıyasla kolay. Mesai ayırmak lazım yeni seslere. Dijital müzik platformları kolaylık sağlıyor ama bir yandan müzik dinleme pratiğimizi değiştiriyorlar.
Cover demişken; Kamuran Kolçak ve Melik Şah diye iki sahne personası daha vardı sende değil mi?
O projelerde sevdiğim şarkıları söyleyerek şarkıcılığımı geliştirmeyi ve şarkı yazarlık matematiklerini ele almayı hedefledim. Şu sıralar dümdüzüm ve Melike Şahin olarak akıyorum.
Boğaziçi Üniversitesi yıllarında klasik müzik korosundaydın; derken Babazula ile kesişti yolun…
Baba Zula benim okulumdu. Sahnede nasıl durulur, mikrofon nasıl kullanılır, turne hayatı, dinleyicinin nabzı; onlarla öğrendim. Birlikte dünyayı dolaştık, Solo kariyerim öncesi büyük bir şans oldu.
‘Djam’ filminin soundtrack’inde yer alışın ve Cannes Film Festivali performansı nasıl gerçekleşti?
Yönetmen Tony Gatlif’le filmin İstanbul çekimleri için geldiğinde tanıştık. Soundtrack'te üç şarkı seslendirdim. Sonra da filmin dünya prömiyeri için Cannes Film Festivali'ne gittik ve gösterimden önce bir konser verdik. Son olarak ‘Sevmek Suçsa Suçluyum'un klibini çekti Gatlif.
‘Merhem’ adlı ilk albümün çıktığında hangi acılarımızı dindirecek?
Ben yaralarıma şarkı yazıp söyleyerek merhem buldum. ’Merhem’ bambaşka kapılar açacak. Acının içinden geçerek bir yol bulacağız. Bir süre bekleyeceksiniz ama değecek.
Mutlaka Dinleyin: Tutuşmuş Beraber, Deli Kan, Beni Yalnız Koma, Sevmek Suçsa Suçluyum, Bi Fırlatsam, Arapina.

MELEK MOSSO


İddialı mısın şarkıcı olarak? Kendini doğru ifade edememek ya da hak ettiğini almamaktan korktuğun oluyor mu?
Kendimce iddialıyım, en azından çok çalışkanım. Müzik konusunda kendimi sürekli geliştirmeye çalışıyorum. Yanlış anlaşılmaktan hepimiz korkuyoruz. Sosyal medyada çok çabuk infaz edilebiliyorlar.
‘Çukur’ dizisi için No. 1’le yaptığınız ‘Hiç Işık Yok’ seni geniş kitlelere ulaştırdı. Cover’ların da çok seviliyor. Kendi şarkılarınla aynı etkiyi yaratabileceğine inanıyor musun?
Albümün şarkıları yaşanmışlıklar üzerinden yazıldılar. O yüzden cevabım evet. Albüm çıktığında hep birlikte göreceğiz.
Yeni dalga müzisyenler ve yükselişleri hakkında ne düşünüyorsun? Internet bu işin geleceğinde ne kadar etkili olacak sence?
Üçüncü Yeni diye adlandırılan müzisyenlerin yükselişi beni çok mutlu ediyor. Kendi imkanlarıyla albüm yapıyorlar, klip çekiyorlar. Bu durumun bir gün büyük şirketleri öldüreceğini düşünüyorum. Her şey daha organik ve el yapımı şekilde ilerliyor; sınırlar kalkıyor, herkes inandığı müziği yapıyor, yapacak.
Türkiye’de kadın müzisyenler arasında kendini yakın hissettiğin kimler var?
Candan Erçetin’e çok yakın hissediyorum. Ayten Alpman’ı çok severim; kendisiyle aynı ses ailesinden geliyoruz. Sonra Özlem Tekin ve tabii ki Yıldiz Tilbe, Nazan Öncel, Ayşegül Aldinç.
Önümüzdeki günlerde Melek Mosso cephesinde ne gibi gelişmeler olacak?
Çok küçük yaşlardan beri sahne insanıyım diyebilirim. Benim için en önemli şey performans. Sahnede bir kurgu yaratıyoruz. Birtakım şeylere dikkat çekmeye çalışıyorum. Dekor için planlarım var. Daha yoğun etkileşim için kafa yoruyorum. Bunlar şimdilik sürpriz.
Mutlaka Dinleyin: Hiç Işık Yok, Gölgen Yeter, Arzular Arsız, Ben Varım, Dilek Taşı, Yalnız Gece, Bana Yalan Söylediler.

NOVA NORDA (Ecem Böke)

Kurumsal hayatı 27 yaşında müzik için mi bıraktın?
Kurumsal hayatın konforlu dünyasının içinde hayaller kurup harekete geçmekte zorlanan biriydim. Müziği çok seviyordum ama her şeyi bırakma cesaretim yoktu. İşten çıkar çıkmaz eve gidip soluğu piyanomun başında alıyordum; derken bir şeylerin yanlış olduğuna emin oldum.
Aradığını buldun mu müzikte?
Peri masalı olmadı benim için. Tersine, kurumsal hayatın konforuna zıt ve belirsizliklerle dolu bir dünyaya adım atmış oldum. Ne zaman ki parçalarım dinlenir oldu; sis bulutları dağılmaya başladı.
Yıllardır sakladığın şarkılar gün ışığına çıktı artık. Müziğini ‘alternatif’ olarak görüyor musun? Ticari hedeflerin var mı?
Müziğimi Türkiye anaakımı için ‘iyi bir alternatif’ olarak görüyorum. 6 yaşındaki kız kardeşimin de, arkadaşımın anneannesinin de ezbere söylediğini gördükçe anaakımda yer bulacağıma inancım artıyor.
Neredeyse aylık periyotta güçlü tekliler yayımlıyorsun. Ve halen büyük bir müzik şirketi ile çalışmıyorsun. Bundan sonraki adımın ne olacak?
Buraya gelirken ne bir plak şirketinin desteğine ihtiyacımız oldu, ne de birinin elimizden tutmasına. Bununla gerçekten gurur duyuyorum. Zaman ne gösterir bilmem ama her şey iyi gidiyor, git gide büyüyoruz; bozulmadan devam ettikçe güzelleşiyoruz.
Yaşasın internet diyor musun?
İnternetin görkemli bir gücü var. On yılların tekel düzeni çöküyor. Ama başarı için bunlar yetmez. Ancak şarkın iyiyse internetin sonsuzluğundan sıyrılabiliyorsun. Yaptıkça paylaşıyorum şarkılarımı ve şimdilik albüm yapma niyetim yok. 5 şarkım yolda.
Ne zaman izleyeceğiz seni?
Bu akşam Zeytinli Rock Fest’teyim; Cuma, İstanbul Kadıköy Sahne’de... Eylül’de dans etmek isteyenler sosyal medya hesaplarımı takip etsin.

Mutlaka Dinleyin: Dinozorlar, Çıktım Bi Yola, Boşver!, Varım

GLASXS (Melis Uslu)

• Londra’da yaşayan bir indie elektronika müzisyeniyim. Türkiye’de yayımlanan albümüm Mavi Toz Ormanda’yı mümkün olduğunca çok kişiye ulaştırmak istiyorum. Gelen tepkiler beni çok mutlu ediyor. Onlara “Gelsenize su çok güzel“ demek istiyorum.
• Doğadan ilham alıyorum. Ama müzik yapma şeklim analog değil. Hem bilgisayar hem de ses mühendisiyim. Kablolar, donanımlar, monitörler içinde müzik yapıyorum.. Böyle bir tezat var ortada: Hem sonsuz ormanlar, hem robotlar… Dünyayı terk etmekten söz ediyorsan roketlerden de söz etmek zorundasın bence.
• Yemen Türküsü yorumum Söz dizisinde kullanılınca çok beğenildi. Doğrusu bu kadar ilgiyi ben de beklemiyordum.
• Yaptığım ilk cover’lardan biri de Mehmet Güreli’nin Kimse Bilmez’iydi. Bir şarkıyı çok seviyorsam söylemeden duramıyorum. Bir şarkı nasıl bu kadar güzel olabilir… Albüm öncesi yorumum Soundcloud’da yüz binlerce kez dinlendi, gurur duydum.
• Bas gitarist İnanç Yılmaz ve zaman zaman maNga’nın bateristi Özgür Can Öney’le çalıyoruz. Tam bir grup kafasına geçmek nasıl olur bilemiyorum. İnsanlar o kadar cinsiyetçi ki her şeyi tek başıma yaptığıma inanmak istemiyorlar. Kimbilir belki bir gün Michael Jacksonxs diye bir gruba dönüşürüz. Belki yan projeler olur.
• Kendi müziğini yapma adına beni heyecanlandıran çok müzisyen var; Mesela Ceylan Ertem, Aylin Aslım, Yasemin Mori’nin ilk albümlerini dinlediğimde, demek ki mümkün demiştim.
• Tarkan’la, Burak Kut’la büyüdüm. O şarkıların, o albümlerin altyapılarında öyle cevherler varmış ki, nasıl etkilendiğimi şimdi şimdi fark ediyorum. Hatta bazen bir Oscar and the Wolf şarkısı dinliyoruz mesela, “Aaa Tarkan synth’leri geldi,” diyoruz bir yerinde.
• Internette trendler ve şans faktörü önemli. Şarkınızın videosunu doğru zamanda koyuyorsunuz, doğru kişi izliyor, doğru yerde paylaşıyor, bir anda sıçrıyor oradan iş. Ama bir gündem değişikliği nedeniyle işiniz güme de gidebiliyor. Ama her şeyi kökten değiştirdi internet, orası kesin.
• Kimse Bilmez’in video’su yolda. Onun dışında iki cover ve yeni şarkılar gelecek. Yerimde duramıyorum.

Mutlaka Dinleyin: Yemen Türküsü, Kimse Bilmez, Başka Bir Dünya Yok

SİMGE PINAR

• Uzun yıllar boyu şarkılar yazdım ama kimseyle paylaşmadım. Derken mor ve ötesi’den Harun Tekin’in Gümüşlük Akademisi’nde düzenlediği Şarkı Yazma Atölyesi’ne katıldım. Çocukluk kahramanlarımdan birine şarkılarımı dinletmek çok zordu. Sonunda dün yayımlanan ‘Sangria’ şarkımı dinledi ve ‘Bence müzik yapmalısın’ dedi. Ardından birlikte albüm yapma fikri ortaya çıktı. Harun Tekin prodüktörüm olacaktı. Buna inanamıyordum. Ama O beni hep cesaretlendiriyordu. Umarım ben de bir gün bir müzisyenin elinden tutup hayallerini gerçekleştirmesine yardım edebilirim.
• Şarkı yazmayı çok seviyorum, bundan sonrası için planım daha çok yazmak ve üretmek. Kendimi öncelikli olarak bir şarkı yazarı olarak görüyorum; bu sebeple hep kendi yazdığım hikayeleri anlatmak isterim ama şarkılarımı başkalarına vermek, başkalarından dinlemek de çok güzel olur eminim.
• Alternatif sahnenin bu kadar yükselişte olması hem dinleyici hem de müzik yapan biri olarak beni çok mutlu ediyor. Anadilimde, çeşitli türlerde yepyeni müziklerle karşılaşmak çok heyecan verici. Artık isteyen herkes kendi müziğini üretip, kaydedip, paylaşıp, tanıtabilir; küçük bütçelerle büyük işlere imza atabilir.
• Alternatif işler anaakım medyada pek yer alamasa da internetin gücüyle insanlara ulaşıyor. Bundan sonra daha da fazlası olacaktır. Ben yolun çok başlarındayım ve tek rahatsızlığım her şeyin çok çabuk tüketilmesi.
• Dinlediğim ve takip ettiğim çok fazla müzisyen var. Alternatif sahnede boy gösteren çoğu kadını hayranlıkla izliyorum. Eskilerden aklıma ilk gelenler Sezen Aksu, Nazan Öncel ve Şebnem Ferah…
• İlk albümüm sonbaharda yayımlanacak ve çok heyecanlıyım.
Mutlaka Dinleyin: Biz Hep Aynı, Sangria

TUĞÇE ŞENOĞUL


• İlk albüm ‘Gölgelerine’de karanlık da var, güneş de evet. İkisinin birlikte varlığını kabul etmekle ilgili bir süreçti daha çok. Kolay değil ama her ikisiyle de huzurlu olabilmek en güzeli. Albüm kendi yolunda gidiyor. Beni çok güzel insanlarla tanıştırdı ve harika deneyimler yaşatmaya devam ediyor.
• ‘Seni Görmem İmkansız’; Gaye Su Akyol’la çok uzun yıllardır süren bir dostluğun sahnedeki müzikli haliydi. Birlikte harika konserler verdik. İçinde olmaktan mutluluk duyduğum, müziğini de çok sevdiğim bir gruptur.
• Albüm için bekledim çünkü bir süre müzikten uzak kalıp düşünmek, hayatımda ne yapmak istediğimi anlamak istedim. Anlayınca prodüktörlerim Görkem Karabudak ve Taner Yücel'le yaklaşık 2 yıl süren bir çalışma ile son haline getirdik.
• Müziğin sonsuz, sınırsız, kısıtlanamaz varoluşuna dair iyi bir hatırlatma internet. Kendi albümünüzü yapıp yayımlamak, bir plak şirketinin veya "bilirkişi"lerin filtrelerinden geçmeden sadece müziğe odaklanmayı mümkün kıldı. Yani müzik yeniden özgürleşiyor diye düşünüyorum. Kendi müziğini yapan, anlatacak bir derdi olan herkes benim yakınım.
• Resim, şiir ve müzik; birbirlerini besleyip tamamlayan, birbirlerinden ilham alan oyun arkadaşlarım. Kesişim kümeleri ise hayatta hep güzeli aramakla ilgili.
Mutlaka Dinleyin: Kaptan, Bir Of, Onun Karanlık Huyları.

 EKİN BERİL

Budapeşte Macaristan’da yaşayan Ekin Beril; Youtube’da yayımladığı ve yüz binlerce kez dinlenen Pinhani, Şebnem Ferah ve Kaan Tangöze’nin elektronika cover’larını EP haline getirdikten sonra kendi şarkılarından oluşan ‘Zaman’ EP’sini geçtiğimiz günlerde yayımladı. Analog synth’leri ile dikkat çekiyor.

Mutlaka Dinleyin: Ben Nasıl Büyük Adam Olucam, Bırak Kadının Olayım, Melek, Zaman, Su.

DENİZ TEKİN


Mutlaka Dinleyin: Çözülmez, Beni Vur, Hep Oturup Bekledim, Bende Bir Problem Var

21 yaşındaki Deniz Tekin şarkılarına 3 yıl önce Kalben dikkat çekmişti. Gaziantep’teki ortaokul yıllarında Soundcloud platformundan paylaştığı şarkıları büyük ilgi gördü. Geçen yıl ilk albümü ‘Kozakuluçka’yı yayımladı. Ahmet Kaya cover’ı ‘Beni Vur’ ile tanınsa da yeni yayımladığı teklisi ‘Çözülmez’ de çok seviliyor.

AYRICA TAKİBE ALIN…
• Dilhan Şeşen • Serra Arıtürk • Aybüke Poçan • Ülkü Aybala Sunat • Sırma Altuğ
• Ceren İdil • Melis Güven • Hayal Köseoğlu • Elçin Orçun
• Ardıç Duygu • Güler Özince • Billur Yapıcı.

Yazının devamı...

‘Sokak kızı’na saygı


Aramızdan ayrılan sanatçıların ardından yapımcı şirketin denetiminde şarkı, aranjör ve sanatçı seçimi yapılarak saygı albümleri yayımlamak mümkün. İşe salt ticari bakan şirketler, popüler isimlerle ‘best of’ kıvamında seçkilerden yana kullanıyor hakkını. Ama ‘en iyi’ ya da ‘en özel’ şarkılar her zaman ‘çok satan’lar olmuyor.

İkinci yöntem, sanatçının yaşarken saygı albümünün başında bizzat durması. Ancak burada da sanatçı kendisine ne şekilde saygı gösterileceğine karar vermiş oluyor. Yine de bizim gibi işin sadece ticaretinin önemsendiği ülkelerde bu yöntem sanki daha doğru. Sonucu beğensek de beğenmesek de en azından biliyoruz ki saygıda kusur edil(e)memiş.

Kimler saygı albümünü hak eder? Bu, yanıtı zor bir soru... Kestirmeden şöyle tarif edelim: Bir külliyat sahibi olmak şart. Besteyle veya yorumla yol açmış, bir döneme damga vurmuş olmak da öyle...

Sevişmekten de cinsel tacizden de politikadan da söz etti

Nazan Öncel; şarkılarının yapısı, sözlerinin samimiyeti, değindiği konular, hayatı, müzik yapma hikâyesine eşlik eden algılayış biçimiyle fark yaratmış bir isim. Büyük mücadele vererek geldiği 30’larının ortasında hayatımıza bomba gibi düşen ve aykırılığıyla sevilen biri.

İyi aile kızı yerine, posterinde Sid Vicious, tişörtünde Metallica olan sokak kızından, yeri geldiğinde sevişmekten ya da ‘gebermekten’ söz eden; giden adama beni hatırla derken hicranlı ama vicdanlı bir beddua savuran; politikaya ya da sosyal konulara yoğurdun kaymağı gibi değil kendi yaşamından yola çıkarak değinen; ‘Ceylan’da yaşamı bir havan topuyla son bulan Ceylan Önkol’u, ‘Güya’da Gezi olaylarını, ‘Demir Leblebi’de üvey babasının cinsel tacizine uğrayan Nazan Öncel’i anlatabilen bir kadın. Suya sabuna dokunmadığında bile içten, yani neresinden baksanız bir ozan.

Sezen ve Tarkan olmasaydı...

Albüme gelecek olursak... Şayet Sezen Aksu ve Tarkan yorumları olmasaydı rahatlıkla bu iş olmamış derdim. Tarkan; daha önce Sibel Can’ın okuduğu ve albümün 90’lara ait olmayan tek parçası ‘Yalnızlar Treni’ni bir Tarkan hit’i haline getirmeyi başarmış. Sezen Aksu ise daha önce reddettiği söylenen ‘Gitme Kal Bu Şehirde’ye şarkının özüne ilişmeden vokal üslubuyla öyle içli dokunmuş ki daha albümün girişinde çarpılıyorsunuz.

Gelelim Sıla’ya... Açıkçası daha önce Ayşegül Aldinç’le anılmış, Nazan Öncel’in de bizzat okuduğu (Ben ‘Nükleer Başlıklı Kız’ yorumunu da severim) ‘Beni Hatırla’yı, okusa okusa Sıla bu denli etkili okurdu. Sebebi açık; parça kendisine cuk oturuyor ruh olarak ve özünden uzaklaşamasa da şarkıya Sıla gibi dokunmayı başarıyor.

Kimi çekingen okumuş, kimi uçmuş

Mehmet Erdem’in ‘A Bu Hayat’ı kendi albümünde icra etmiş olsa şaşırtmayacağını, Fatma Turgut’un ‘Zor Dünya’da potansiyelini tam olarak yansıtamadığını, Göksel’in ‘Gidelim Buralardan’da romans dozunu biraz kaçırıp şarkının hüznünü azımsadığını, Manuş Baba’nın bizzat düzenlemiş olsa da ‘Bu Havada Gidilmez’in kendisi için nokta atışı bir seçim olmadığını, Koray Avcı’nın ‘Erkekler de Yanar’ performansının ilgi çekebileceğini ancak taş üstüne taş koymakta sıkıntı yaşadığını, Eypio’nun rap’e çok uygun bir formu olan ‘Aynı Nakarat’ı ‘piyasa’ yapmaya çabaladığını (yine de bu formülün tutma olasılığının yüksek olduğunu) belirteyim.

Çağan Irmak meselesi

Çağan Irmak’la Nazan Öncel’in sevgi bağı malum. Ancak keşke Irmak için ‘Göç’ gibi zor ve Öncel hayranları için özel bir parça uygun görülmeseydi. Çağan Irmak şahane bir müzik insanı, önemli bir yönetmen ancak şarkıcı değil; bunu unutmamak gerek. Öncel’in ablası Neylan Okan’ın ‘Nazlı Ay’ yorumuna diyecek lafım yok ancak bu şarkıyı da daha önce işaretlerini verdiği üzere Mabel Matiz hak ediyordu demeden geçmeyeceğim.

Bence en iyi yorumlar...
Albümün en ilgi çekici yorumları benim açımdan Hayko’dan ‘Bırak Seveyim Rahat Edeyim’, Ceylan Ertem’den ‘Ben Sokak Kızıyım’ (doğru şarkı adı budur, ‘Sokak Kızı’ albümün adıdır) ve Gökhan Türkmen’den ‘Nazınla Dünya Sazınla Dünya’ oldu. Hayko’nun işe kendini katarken dozu ayarlaması ve şarkı seçiminin doğruluğu, Ceylan Ertem’in Can Güngör düzenlemesiyle şarkıya boyut katması, Gökhan Türkmen’inse ters köşeden gol atması kayda değer.

İkinci albüm ne zaman?
Özetlemek gerekirse, 14 parçalık bu saygı albümü, eli yüzü düzgün ve yaz sonunda piyasayı yeniden hareketlendirecek güçte bir yapım olmuş. Nazan Öncel’in içine sindiğine eminim ama ben 4 yıldızımı albümün ikincisi çıkarsa vereceğim. Zira kimlerin nasıl yorumlayacağını çok merak ettiğim en az bir bu kadar daha ‘özel’ şarkısı var kendisinin. Saysak, yazı bitmez...

 

 

Yazının devamı...

Sabıkası duygusal

İrem Derici’nin başarılı olmasını sağlayan bazı sırlar var. Bunlardan en önemlisi, bulunduğu noktaya varabilmek için verdiği büyük mücadele. İlgili dönem, ‘şarkıcı’ olma konusunda ailesini ikna edişi ve öyle gerekiyor diyerek güzellik uğruna bıçak altına yatışlarını da kapsadığından, aslında yıpratıcı bir süreçti İrem için. Hayalini kurduğu noktaya ulaştı ama bedelini de ödedi, ödüyor. Yeme bozuklukları, duygusal iniş çıkışları, patlamaları bu nedenle.
İrem’in şöhreti tek şarkılık değil. Kanıtları ortada. Ve belli ki başarıları bu kadarla kalmayacak... Bu yazı, iki-üç tekliyle pekâlâ zirvede geçirebilecekken 13 parçalık bir albüm yapmış olmasından da anlayabilirsiniz ki, dışardan ziyadesiyle standart görünen popçu duruşunun nereye evrileceği pek de tahmin edilebilir değil.
Diğer bir deyişle, amacı hiçbir zaman salt şöhret ya da para olmadı İrem’in. Onun meselesi; severek söylediği şarkıların geniş kitlelerce onaylanması, ona olan sevginin katlanarak çoğalması... Bu da bir ‘popçu’ için en doğru çıkış noktası. Para ve şöhret sonra nasılsa geliyor; geldiği gibi de gitmiyor temel motivasyon onay ve sevgi olursa. Hayranlarının onay ve sevgisi, en az babasınınki kadar önemli İrem için.


Esas olayı dobralık
Gelelim İrem Derici’nin esas olayına: Dobralık. Kendine zarar vereceğini bilse bile, sonradan fikir değiştirme ihtimalini umursamadan kafasındakini söyleme rahatlığı. Bu nedenledir ki İrem Derici, sevenlerinden özür dilemesini gerektirecek bir şey yaptığında affediliyor. Çünkü samimiyetine inanılıyor.
İkinci stüdyo albümü ‘Sabıka Kaydı’nda söz ettiği sabıka da duygusal bir sabıka. Sorguladığı kişisel geçmişinin sabıkası. Albümün başlangıcında yer alan ve sözlerini bizzat yazdığı ‘Mavi Ekran’da yaptığı gönderme, eski yıllarda ilkel bilgisayarlarımızın akıl tutulması yaşadığında büründüğü ekran rengine. Diyor ki; “Evet, zaman zaman ‘error’ verdiğim oluyor; yorganı kafama çekeyim, bir sonraki kışa kadar uyuyayım istiyorum...” Lakin bunları derken fonda göbek havası çalıyor. Galiba bu çelişki, durumu güzel özetliyor.
Ama sadece bunu demiyor yeni albümde İrem Derici. Sık sık da ‘atarlanıyor’. ‘Mavi Ekran’la giriyor; ‘Ben Tek Siz Hepiniz’le, ‘Tek Tabanca’yla, ‘Naş’la devam ediyor. Bu saydıklarım albümün en tezahürat kıvamlı, oturmaya mı geldik diye soran parçaları.
İrem, eli belinde bir tavırla “Pilates’e yazılıyorsunuz ama siftahınız yok; Instagram’dasınız ama hep mi mutlusunuz arkadaş; hepiniz mi incesiniz, hiç mi şişman yok aranızda” diye soruyor; sevmediği insanlara ‘Hadi şimdi naş, uygun adım marş’ diyor. Sadece hemcinslerine değil birlikte olduğu adama da sık sık ayar veriyor.
Bu şarkılar öne çıkar
Albümün ticari lokomotifi olacak bu şarkıların ötesinde müzikal olarak daha kayda değer bulduğum flamenko esintili ‘Nen Var Kuzum’, ‘Kör Değilim’, ‘Razıyım Ömür Boyu Yalnızlığa’, ‘Zavallı’ ve ‘Lay Lay Lom’u gözden kaçırmayın. ‘Yanlış Alarm’ ve ‘Yazsın Bana’ da illa ki öne çıkacak diye düşünüyorum.
Özetlemek gerekirse İrem Derici, ‘Elimde 13 şarkı var, bunları bir albümde toplayayım’ diye düşünerek yapmamış ‘Sabıka Kaydı’nı. 90’ların, 2000’lerin ve 2010’ların Türk pop sound’una orantılı gönderme yaptığı, duygusal balad sayısını epeyce sınırladığı albümde ticari, herkese bütünlük içinde hitap etme garantili şarkılardan İrem Derici formülünün sağlamasını yapmış. İddiasında haklı, sonuç başarılı.

Yazının devamı...

Alicia Keys’in Türk düğünüyle imtihanı

batı’da; 60’ların ve 70’lerin ‘aranjman’ furyasına tepki nitelikli ve psikedelik rock etkileşimli Anadolu pop’un keşfedilmesi 2000’lerin ortasına rastlıyor. Dönemin şarkılarının yeniden basım CD’lerde yer alması, plağın küllerinden doğuşu ve koleksiyoner sayısının artışı derken; sound Avrupa’da merak uyandırdı. Selda Bağcan, Time dergisinin ‘Yaşayan Efsane Kadın Şarkıcılar’ listesinde yer aldı. ‘Yüzüklerin Efendisi’ filminin ‘Frodo’su Elijah Wood kendisinin büyük hayranı oldu. Selda; Primavera Sound gibi çok büyük bir Avrupa festivaline davet edildi. Önemli müzik mecraları “70’lerde Türklerin Joan Baez’e cevabı” şeklinde yorumladı kendisini.
70’lerin Anadolu pop sound’undan etkilenenlerden biri de Hollandalı basgitarist Jasper Verhulst’tu. Kendisi Jacco Gardner’ın konserinde çalmak üzere İstanbul’a geldiğinde Selda, Barış Manço, Zafer Dilek, Özdemir Erdoğan, Neşe Karaböcek, Üç Hürel, Mustafa Özkent, Erkin Koray, Edip Akbayram gibi isimlerden büyülendi. Hollanda’ya döndüğünde kararını vermişti; bu sound’un peşinden gidecekti. Gitarist Ben Rider ve davulcu Nic Mauskovic’le birlikte Facebook üzerinden Türk solist arayışına girdiler. Merve Daşdemir ve Erdinç Ecevit Yıldız’da karar kıldılar. Gruba en son perküsyoncu Gino Groeneveld katıldı ve isim arayışına giriştiler. Solist Merve, Türkler için altın gününün manasını açıkladığında işlem tamamlanmıştı.


Sözleri anlayarak dinlemek...
Derhal bir repertuvar oluşturuldu. ‘Goca Dünya’ onların vitrini oldu; ‘Kırşehir’in Gülleri’, ‘Halkalı Şeker’, ‘Şeker Oğlan’, ‘Caney’, ‘Cemalim’, ‘Kaymakamın Kızları’, ‘Tatlı Dile Güler Yüze’, ‘Şad Olup Gülmedim’, ‘Çiçekler Ekiliyor’ derken ‘On’ albümünü oluşturan 10 şarkı ortaya çıkmıştı. Hollanda dışında; İtalya, Fransa, Danimarka, İsveç, Fransa, Portekiz ve Almanya’da birçok konser verip festivallerde yer aldılar. Bu yaza; North Sea Jazz, Open Air Basel, Clandestino, Fusion, Best Kept Secret, Montreal Jazz gibi birçok prestijli festivalde sahneye çıkarak damga vurmaktalar. Yurtdışında söyledikleri Türkçe şarkılardan tek kelime anlamayan ancak onlardan ve dans ettiren sound’larından etkilenen özel bir hayran kitleleri oluştu. Şimdi üçüncü kez İstanbul’a;
23 Kasım’da Salon İKSV’ye gelmeye hazırlanıyorlar. Altın Gün’ü; şarkıları bilerek ve sözleri anlayarak dinlemek bambaşka bir deneyim. Tıpkı Avrupa’da benzetildikleri King Gizzard And The Lizard Wizard gibi KüçükÇiftlik Park’ta konser verebilecek bir potansiyele sahip Altın Gün. Yeter ki burada da yeterince insan farkına varsın.
Herkesi dans ettiriyorlar
Diyeceksiniz ki, “Bir furya var belli ki. Bizim şarkıları paketleyip satıyorlar elin Avrupalısına. Neden abartıyorsun?” Çünkü bizim yapamadığımızı ve bence yapamayacağımızı yapıyorlar.
O sound ancak bu topraklardan bir vokal anlayışı ve bu topraklardan uzak müzisyenlerin buraya bakışıyla ortaya çıkabiliyor. Altın Gün; bugün bir cover projesiyle bizim malımızı bize satıyor gibi görünse de onları farklı hale getiren enerjinin sırrı da bu. Fatih Akın filmindeki Türk düğünüyle, ‘Çöpçüler Kralı’nda Kemal Sunal’ın dilindeki türkünün ya da altın gününde göbek atan hanımların özgürlük hissinin kesişim kümesi gibi. Herkesi dans ettirmeleri de cabası. Belki bir gün kendi parçalarını da yapacaklar, hep birlikte göreceğiz. Yani Alicia Keys’in denize girerken paylaştığı Instagram hikâyesinde Altın Gün’ün ‘Halkalı Şeker’ yorumuna yer vermesi ve bu vesileyle gruba ilginin artması tesadüf değil. Devamı yakında..


Forro dansı İstanbul’da

Bir eşli dans türü olan ‘forro’ya özel düzenlenen festival, ‘Forro a la Turca’ yarın sona eriyor.


Dünyaya Brezilya’nın kuzeydoğusundan yayılan ve 2000’li yılların başından itibaren Avrupa’yı kasıp kavuran forro dansı, dün başlayan ‘Forro a la Turca’ isimli festivalle İstanbul’da tanıtılıyor. Brezilyalı müzisyen ve dans eğitmenlerinden oluşan ekip, bugün ve yarın 12.00-17.00 saatleri arasında dans atölyeleri düzenleyecek. Festival bu akşam bomontiada’da düzenlenecek bir konserle devam edecek. Fabiano Santana sahneyi forro dansçıları Rudolfo Batista ve Enrique Matos ile paylaşacak. “Deniz ve kum olmadan forro festivali düşünülemez” diyen Brezilyalı eğitmenler, festivalin kapanış partisi için pazar günü Kilyos Tırmata Plajı’nda dansseverlerle buluşacak. Festivalin bilet fiyatları 80-380 lira arasında değişiyor, www.forroalaturca.org.tr adresinden ve etkinlik mekânlarının kapılarından alabilirsiniz.

 

Yazının devamı...

Teslimiyetim şarkının güzelliğine



Sandal çifti; aşk bitti diyerek evliliği noktaladıktan sonra, Mustafa Sandal yanına Eypio’yu alıp her günün sıfırdan başladığına inanarak hayatına ‘Reset’ atmaya karar verdi. Mustafa Sandal yeniden tek başına. Ancak ne 90’lardayız ne de kendisi 20’lerinde. Hedefinin yeniden genç kuşakları yakalamak olduğu düşünülünce (Hem Volga Tamöz’ün düzenlemesi hem de Eypio’nun varlığı buna kanıt) işinin çok kolay olmadığı ortada. ‘Artık şarkı yazamıyorum, benden geçti’ şeklinde bir inancı varsa önce ondan kurtulması ve içindeki cevhere ulaşmasını temenni ediyorum. Yalçın Polat-Eypio imzalı ‘Reset’ gayet güçlü bir hit adayı ancak genç tüketici şarkıyı söyleyen kişiyle şarkısı arasındaki ilişkiyi ne kadar inandırıcı, şarkının video’sundan geçen enerjiyi ne kadar samimi bulacak? Bunun yanıtı; 2010’ların sonuna gelirken daha önemli artık.

Sandal’lardan artık sadece ‘Emina’ olarak anacağımız diğer müzisyen ise genç tüketiciye ulaşmak için çok daha kestirme bir yol seçti. Kendisine Darko Dimitrov’dan düzenlemesiyle gelen parçayı düet için belki de götürebileceği en doğru kişiye; yani yeni kuşağın Tarkan’ı Edis’e götürdü. Edis’in, yükselişteki albümü ‘An’ın videoları, konserleri ile uğraşırken, araya albümde olmayan bir tekli almasının nedeni şarkıyı beğenmesi ve tabii Emina ile düet yapma fikrine ısınması olsa gerek. Türkçe sözleri bizzat yazdı hatta Edis. 

Emina ses rengini azımsamaktan vazgeç!

Parçaya gelecek olursak... Nihat Odabaşı’nın çektiği iddialı videosuyla ‘Güzelliğine’ form olarak Batı armonisine yakın. Sound ve beste itibariyle global pop/R&B listelerinde kendine yer bulacak özelliklere sahip bir şarkı inanın. Ama o işler öyle yürümüyor ne yazık ki.

Şunun da altını çizeyim: Söz konusu dünya listelerinde tutunan şarkıların çoğunun benzeşme nedeni ünlü birileri için aynı endüstriyel formülden üretilmiş bir sound ve şarkı yürüyüşüne sahip olmaları. Bu nedenle bu parçayı başka ünlü şarkılara benzetebilirsiniz; nedeni işte o formül.

‘Güzelliğine’ vesilesiyle aldığımız notlara gelince... Öncelikle Emina’nın ses rengini azımsamaktan, Türkçe aksanını bahane etmekten vazgeçmesi gerekli. Bence kararlılığı, Edis’i ikna edişi ve şarkının tamamı açısından sonuç başarılı.  Bir zamanlar yaptığı gibi eş durumuna sığınmaya gerek kalmadığından kendilerine de tez bir reset dilerim. Bir başlangıç olması umuduyla...

İkinci olarak; Edis’in vokalinin, bu sound’da da çok güzel parladığını görmenin mutluluğu içindeyim. Cesur davranırsa çoğu kişinin hayal dahi etmediği sonuçlara ulaşacağına inanıyorum.

Son dönemin en kalitelisi
Hande Yener’in zaman zaman bazı sound’lara özendiği oldu ama onu Hande Yener yapan, bir markaya dönüştüren şeyin ne olduğunu çabuk fark etti. Bu nedenle kariyerinin ilerleyen yıllarında; ister ‘eller havaya’ kategorisinde, ister ‘Beni Sev’deki gibi orta tempo, gayet melodik güçlü şarkılar yakaladığında olsun hep bir imza atmayı başarıyor yaptığı işe. Artık öyle bir noktaya geldi ki dilediği denize açılacak bir gücü var, umarım farkındadır. Ve ‘Beni Sev’e dikkat etmenizi rica ederim. Çünkü son dönemde dinlediğim en kaliteli pop şarkılarından biri. Devrim Karaoğlu’nu beste ve kıvamında deep house soslu düzenleme için tebrik ederken Yıldız Tilbe sözlerinin ve Ümit Kuzer remix versiyonun kattığı değeri de unutmayalım. Sırada İngilizce teklisi var.

 

 

 

 

Yazının devamı...

Drake tarihinin en iddialı albümü

Drake’in, dijital platformlar için epeyce uzun olan (25 şarkı-2 CD), beşinci stüdyo albümü ‘Scorpion’dan derinlemesine söz etmeden önce ‘star persona’sından söz etmek gerek. En önemli özelliği, gelmiş geçmiş en otobiyografik karakterlerden oluşu. Ama şarkı sözlerine bakıp duygusal anlamda olgun biri diyemiyoruz kendisi için. Şişkin star egosu bir yanda, duygusal olarak incinmiş ama öfkeli halleri diğer yanda...


Yakın geçmişte herkesten gizlediği bir çocuğu olduğunun ortaya çıkması da tuz biber ekti duruma. Drake’e sorarsanız bunu yapmasının nedeni; çocuğunu dedikodu kazanından, sosyal medyadan, magazin basınından korumaktı. Kendi deyişiyle, çocuğunu dünyadan değil, dünyayı çocuğundan saklamıştı. İlk bakışta veciz gibi görünen gerekçesini sert biçimde ti’ye alansa rap’çi Pusha T oldu. Pusha T; ‘The Story of Adidon’ adlı parçasının sözlerinde (İlgili marka adıyla ses benzerliği kurarak; ‘Add It On -Bunu da çıkar hanesine yaz- demeye getirerek) Drake’in çocuğunu ünlü bir spor giyim firmasından reklam teklifi gelene kadar sakladığını, yani bu olayın da reklam maksatlı olduğunu ‘diss atma’ (rap jargonunda sataşma) yöntemiyle ifade etti. Ve tahmin edebileceğiniz gibi bu durum Drake’i delirtti.


İddiasının hakkını vermiş
Tam bu noktadan hareketle Drake’in ‘Scorpion’ albümünün babalığa övgü olduğu kadar, Drake kelimesini ağzına alan ‘küstah’ rap’çilere ya da Instagram ‘meczup’larına ayar verme albümü olduğunu da söyleyebiliriz. Ama yiğidi öldürüp öylece bırakmamak gerek: ‘Scorpion’ müzikal olarak Drake tarihinin eli yüzü düzgün; iddialı albümlerinden biri. 1.5 saatlik ve iki bölümlük maratonda ‘old school’un prestijli duruşu genele yayılırken rap ve R&B kafalara hitap eden iki ayrı albüm ustalıkla bir araya getirilmiş. Daha güzeli tutarlı ve bütünlüklü bir double albüm olup iddiasının hakkını vermiş. En önemli göstergeleriyse, ‘Spotify Global 50’ listesine aynı anda girmiş ‘In My Feelings’, ‘Don’t Matter To Me’ ve daha önce tekli olarak yayımlanan ‘God’s Plan’, ‘Nice For What’ ve ‘I’m Upset’... Özellikle Michael Jackson sample’lı ‘Don’t Matter To Me’ ve esaslı lokomotif ‘In My Feelings’e dikkat derim.

Hızlanarak en tepelere çıkacağını umuyorum


Melek Mosso’nun ‘Arzular Arsız’, ‘Ben Varım, ‘Dilek Taşı’, ‘Yalnız Gece’, ‘Bana Yalan Söylediler’ gibi enfes icralarını; Ozbi’yle, Evrencan Gündüz’le yaptığı eşlikleri ama en önemlisi sesiyle
No 1’in (Can Bozok) ‘Çukur’ dizisi için yaptığı ve tabiri caizse reyting artıran ‘Hiç Işık Yok’ eşliğini dinlediğimden beri heyecan içindeyim. İki temel analizim var kendisi ile ilgili: Öncelikle üst düzey bir yorumcu oluşunu, billur sesini, yan flütçülüğünü, çocuk yaştan beri müzikle yoğrulmuşluğunu hayranlıkla izliyor ve önemli yerlere geleceğine dair bir not düşmek istiyorum buraya. İkinci olaraksa tüm yeteneği ve teknik hâkimiyetine karşın Melek Mosso şarkısı diyeceğimiz lokomotiflerin belirleyici olacağını söylemem lazım. Bu yıl yayımladığı ilk tekli ‘Kedi’nin beni fazla heyecanlandırmadığını da… Ancak son teklisi ‘Gölgen Yeter’de çıtayı daha yukarı çektiği aşikâr. Ben daha iyisini yapacağına da inanıyorum. Sahne soyadı ‘Mosso’nun müzik terminolojisindeki anlamı gibi; heyecanla hızlanarak en tepelere çıkacağını umuyorum. 

Yazının devamı...