GÜNDEM
SPORARENA
YAZARLAR
EKONOMİ

Uygulamada okumaya devam et.

Dikkat! Mariah Carey dönüyor

Mariah Carey gibi isimlerin fırtınalar estirdiği dönem 90’lara denk geliyor.
O yıllarda divalık mertebesine layık görülmüş olanlar bugünün star’ları gibi değil, uzaya gitseniz ulaşamayacağınız uzak yıldızlar. O nedenle bugünkü tavırları da bambaşka onların.
Mariah Carey’nin, Jennifer Lopez’le ilgili bir soru geldiğinde “Kimmiş o, tanımıyorum” demesinin nedeni de bu... ‘Birinci belli, ikinci kim’ diyemeyişinin sebebi ise başka: Forbes dergisi 2018’de müzikten en çok para kazanan
10 kadını açıkladı. Birinci Katy Perry olmuş 83 milyon dolarla. Carey’nin ‘tanımadığı’, kendisinden bir yaş büyük olan Lopez ise 47 milyon dolarla 6’ncı. Carey, tüm zamanların en çok satan kadın R&B/hiphop kadın sanatçısı da olsa bugün listede değil. Gençlerle aşık atmanın yolunun kendi duruşuna sahip çıkıp olanı geliştirmek yerine trendlere uymak olduğunu sandığından böyle bu durum. O arada, akranından da gol yiyebiliyorsun. İster tanı, ister tanıma...

Her yıl Noel’de dinlene dinlene...
Carey’nin ilk albümünün yayımlanmasının üzerinden neredeyse 30 yıl geçmiş. Bu tür bir mega star’lığı taşımak bir yandan hayatınızın laneti. Kendinizi hep çok büyük görüyorsunuz. Öylesiniz de... Ama satış listeleri öyle söylemiyor. Hele 50’nize geldiyseniz ve o beş oktavlık ses de yerli yerindeyse işin psikolojik yükü ağırlaşıyor. Bir yandan ‘All I Want For Christmas Is You’ adlı şarkınız her yıl Noel’de dinlene izlene 400 milyonları yakalamış, diğer yandan yeni şarkılarınız için ‘trendlere uygunluk’ kaygınız var ama olduramıyorsunuz. Dört yıl aradan sonra gelen ‘Caution’ albümüne bakacak olursak; Carey’nin bu ikilemi iyi analiz ettiğini düşünüyorum.
10 yıl sonra
dinlenecek şarkılar
Bu kez öyle herkesi kucaklamaya çalışacak bir albüm yerine onu ikon yapan değerlere sarılmayı tercih etmiş. Daha dar ancak daha güçlü bağ kuracağı bir kitle hedeflemiş. Mariah; prodüktörleri arasında Skrillex, Timbaland gibi önemli ‘marka’lar olmasına karşın hem sound hem de tavır açısından R&B/soul/pop divası karakterinin özünü korumuş. Albüm çıkışına kadar dört iddialı teklisini (‘GTFO’, ‘With You’, ‘The Distance’. ‘A No No’) paylaşan Carey’nin albümdeki diğer altı parçasını da dinleyince (Benim için albüme adını veren parça ve Gunna’nın eşlik ettiği ‘Stay Long Love You’ öne çıktı) iki şey düşündüm. İlki; ‘With You’nun videosunda canlandırdığı gibi görkemli evlerde oturan, sabah saatlerinde dekolte kıyafetler giyip ara sıra halkın arasına kraliçeler kadar karışan, uzak yıldız Mariah karakterini seviyoruz. İkincisi ise; onun için doğrusu trendlere uymak değil, 10 yıl sonra da dinlenecek şarkılar yapmak.

Yazının devamı...

Bir ihtimali daha olanların takımı



Taksim Sıraselviler’in kült eğlence ve performans mekânlarından Roxy’ye doğru yürürken 90’lar ve 2000’lerin Beyoğlu’sunda çocuklar gibi şen halimizi anımsıyorum içlenerek. Yolu biraz uzatıp kutsal eğlence ve muhabbet sokaklarımıza uğruyorum. Arapça tabelalar arasında ayakta kalmaya çalışan mekânlardan belli belirsiz yayılan hüznü dinliyorum. Büyükparmakkapı’da Hayal Kahvesi’nin, Mojo’nun, Jazz Stop’ın, İmam Adnan’da ilk Kaktüs’ün, Bekâr Sokak’ta Baykuş’un, Şehit Muhtar’da Eski Cambaz’ın, Sıraselviler’de Andon’un, Kemancı’nın müdavimlerini geçiriyorum aklımdan şimdi yerlerinde esen yellerle ürpererek... Bu akşam Roxy’de o eski dostların büyük bölümünü görmeyi umuyorum. Çünkü Nejat İşler, Gümüşlükspor’un, Gümüşlük’teki köy çocuklarına sunduğu ücretsiz spor eğitimine kaynak yaratmak amacıyla bir konser düzenliyor. Günlerden 27 Kasım Salı ve Roxy Club’ın sokağında eski günlerdeki gibi, iğne atsan yere düşmeyecek sanki...

Fakir ama gururlu spor külüpleri vardır...

Henüz sokaktayken,  ‘Nerelerdesin’le başlayan dallı budaklı muhabbetler, hasret giderme seansları o kadar uzun sürüyor ki Roxy’ye girip sahne alan sanatçıları izlemek için özel bir çaba gerekli. Görev bilinciyle hızlı bir slalomla içerdeyim. Ortamı kolaçan ettiğimde Ahmet Utlu, Yıldırım Türker, Şevval Sam, Şirin Payzın, Mahir İpek, Nihal Yalçın, Yekta Kopan gibi isimlerin de geceye destek vermek için orada olduklarını fark ediyorum.

Evren Uysal’ın açılış performansından sonra oyuncu Levent Can ve Deniz Çakır karşılıyor sahneden. Mustafa Kemal Öztürk ve Özge Fışkın’dan sonraysa Güvenç Dağüstün ve Melis Danişmend’i izliyoruz. Derken sıra bir Gümüşlük sakini olan Birsen Tezer’e geliyor, onu Niyazi Koyuncu takip ediyor. Redd’in ve oyuncu Birce Akalay’ın sahne almasının ardından Nükhet Duru ve Mehmet Erdem’in bir ağızdan söylenen şarkıları ortamı iyice ısıtıyor. Sırada bir diğer Gümüşlük insanı Jehan Barbur var. Ve Jehan’ın ardından reggae ile enerjiyi yükselten Sattas ve finalde Luxus sahnde... Devamında DJ’lerimiz Murat Beşer, Ahmet Musluoğlu ve Can Tunalı setlerini gecenin ilerleyen saatlerine armağan ediyor.

Biletlerimizi Gümüşlük’ün köy çocukları sporu sevsin diye aldık. Kulübün; atkısı, beresi, rozeti, bayrağı, tişörtü olsaydı onları da alırdık. Sahi neden yoktu ki?  Bazı fakir ama gururlu spor kulüpleri vardır. Onları desteklemek, taraftarları olmak sizi mutlu eder. Bodrum Gümüşlük, hepimizin malumu; İstanbul Cihangir’in yazlığı gibi bir yere dönüştü son 15-20 yılda. Bu süreçte yaklaşık 12 yıldır Gümüşlük’te evi olan Nejat’ın payı büyük. Nejat denince Gümüşlük, Gümüşlük denince Nejat gelir oldu akla. Hak etmiyor da değil bu hemşerilik mertebesini. Sadece Gümüşlükspor için yaptıkları yeter de artar bile. Gönülden destekçisiyken yönetimini devraldığı siyah-sarılı, simgesi köpekbalığı, tezahüratı balık-rakı olan kulübü kısa sürede Muğla 1. Amatör Ligi’nde şampiyon yaparak Süper Amatör Lig’e yükseltti. Geçen yıl sağlık sorunları ve iş yoğunluğunu gerekçe göstererek başkanlıktan ayrıldı. Bu yılsa asbaşkan olarak göreve kaldığı yerden devam ediyor. Nejat orada oldukça Gümüşlükspor ‘Bir ihtimali daha olanların takımı’.


Cefakâr, vefakâr, kahramanca çabalar

Biliyoruz ki kulübün ve projelerinin maddi desteğe ihtiyacı var. Yine biliyoruz ki İşler kendi cebinden kulüp için ciddi paralar harcadı. Gümüşlük esnafını da desteğin bir parçası yapmak için büyük çaba sarf etti. Çok satan ‘Gerçek Hesap Bu’ adlı kitabını, telif gelirlerini kulübe aktarmak için yazdı desek yeridir. Gümüşlük’ten kilometrelerce uzakta, Roxy’deki bu kolektif konserin amacı da benzer bir destek. Öte yandan bu işi sistematize etmek gerekiyor sanki. Türkiye’nin dört bir yanında İşler’in çocuklar ve sporla ilgili cefakâr, vefakâr, kahramanca çabalarını destekleyecek insan sayısı az değil; yeter ki doğru yöntemle ulaşılabilsin onlara... Nejat’a çok ısrar ettim Gümüşlükspor’un banka hesap numaralarını paylaşma konusunda. Bu yolla bağış kabul etmek istemiyor. Ama bu konserleri  düzenli hale getirip daha büyük mekânlara taşımak, daha iyi tanıtmak da hiç akla uzak bir ihtimal değil.  Siz de bir yerden başlamak istiyorsanız takımın yarın 14.00’te Karaovaspor’la maçı var; iyi dileklerinizi yollayabilirsiniz.

 

 

 

Yazının devamı...

Kendi yolunu bulmuş bir müzisyen

Canozan, müziğin dijital yenilerinin; alternatif tavrı, samimiyetiyle kendiliğinden parlayan ve anaakımı zorlama potansiyeli yüksek üçüncü kuşak genç üyelerinden biri. Genç demişken konuyu açalım: Canozan, “90’larda postmodernizme tepki olarak doğdum” diyerek doğum tarihini saklamayı tercih ediyor. Hatta hayranları arasında bu konuyu bir oyuna dönüştürmüş durumda. Öte yandan bünyesinde yalan ya da gizli bilgi barınmayan bir adam olsa gerek, bir röportajı sırasında 5 yaşındayken gittiği ilk konserin 1995 tarihli Bulutsuzluk Özlemi olduğunu söyleyiveriyor.
Bulutsuzluk Özlemi’nden, Duman’ın ilk yıllarından küçük yaşında çokça beslendiği, bir ‘gitarcı çocuk’ olarak büyüdüğü aşikâr. Büyüdükçe biraz Bob Dylan, biraz Ortaçgil’e öykündüğünü; Radiohead hayranlığına da çok şey borçlu olduğunu tahmin edebiliriz şarkılarından. Netice? Kendi yolunu bulmuş iyi bir müzisyen, çok yönlü olarak beslenmiş bir şarkı yazarı. İddia edebilirim ki önümüzdeki yıllarda adını çok duyacaksınız.


150’ye yakın şarkı
Geçen günlerde çıkan son albümü ‘Dolunay’la birlikte yayımladığı 40 civarı şarkısı oldu. Bir gün yayımlamak niyetiyle üzerinde çalıştığı şarkı sayısı 150’ye yakın. İyi bir hikâye anlatıcı ve kolektif ruhla iş yapmayı seven biri aynı zamanda. Kendi kuşağından Sedef Sebüktekin, Deniz Tekin, Damla Eker başta olmak üzere Nova Norda, Dolu Kadehi Ters Tut, Ne Jüpiter, Ezgi Türkeli, Umut Döven gibi müzisyenlerle ortak çalışmaları oldu. Bunların arasından ‘Transatlantik’, ‘Boşver’, ‘Lavinia’, ‘Sen Kocaman Çöllerde’, ‘Kendini Bul’, ‘Öyle Kolay Âşık Olmam’, ‘Kayıp Evren Atlası’, ‘Yeniden Doğarsa’yı es geçmeyin. Ayrıca ‘Mutlu Olmak Zordur Derler’, ‘Bul Beni’ ‘Yaz Şarkısı’ ve ‘Doremi Farklı İnsanlarız’a da dikkat kesilin.
Şırıl şırıl akan, şıkır şıkır parlayan mütevazı ve gitarlı akustik ‘Dolunay’a gelirsek... Öncelikle Damla Eker’li ‘Gündelik Düşler Fırtınası’ ve Deniz Tekin’li ‘Baktın Olmuyo’yu; sonra da ‘Deniz Kabuğu’nu, ‘Toprak Yağmura’yı, ‘Sar Bu Şehri’yi dinleyip bekleme yapmadan devam edin derim. Neresinden başlarsanız başlayın; Canozan gibi genç bir kent ozanıyla tanışmanız lazım.

Yazının devamı...

Devlerin yarışı büyük olur

MÜSLÜM

KÜNYE

Süre: 2s 10dk / Vizyon tarihi: 26 Ekim / Toplam izleyici: 3 milyon 413 bin 161 (3 hafta) / Yönetmen: Ketche, Can Ülkay / Senaryo: Hakan Günday, Gürhan Özçiftçi / Danışman: Muhterem Nur / Oyuncular: Timuçin Esen, Zerrin Tekindor, Şahin Kendirci, Erkan Can, Ayça Bingöl, Tuncay Tunçalp, Taner Ölmez / Tür: Biyografik dram-müzik / Puan: IMDB 8.5/10-Sinemalar.com: 8.6/10

HİKÂYE

Müslüm Akbaş’ın (Gürses)
‘Filmlerde bile bu kadarı olmaz’ dedirten gerçek yaşamöyküsü. Son döneminde farklı kitlelerle de buluşmuş, öte yandan arabeskin ‘Müslüm Baba’sı olma özelliğini de yitirmemiş sanatçıyla hayat arkadaşı Muhterem Nur’un hüzünlü ama mücadeleci hayatına bakış.

MÜZİK

Timuçin Esen’in, şarkıları kendi sesiyle hakkını vererek okuması ve karakterine seyirciyi yorumuyla da inandırması. Şahin Kendirci’nin (küçük Müslüm) yorumlarının başarısı. Sunay Özgür ve Ender Akay’ın dokunuşları.

BAŞARDIKLARI

+ Biyografi içinde kaybolmayan bir sinema filmi olması.

+ Oyunculukların, karakterlerin derinleşmesi ve hikâyenin bütünü içindeki ilişkileri açısından önemli katkısı.

+ Adana Halkevi’ndeki bağlama ustası Limoncu Ali (Erkan Can) karakterinin öne çıkarak, bir rol model ve akıl hocası olarak Müslüm Gürses’in hayatındaki öneminin vurgulanması.

BAŞARAMADIKLARI

- Müslüm Gürses görüntüleri kullanılırken teknolojik imkânlardan yeterince faydalanılmalıydı.

- Müslüm Gürses’in gerçek sesinin eksikliği hissedildi.

EN ÖNEMLİ AÇMAZI

Müslüm Gürses’in fanatik ve
‘jiletçi’ hayranlarını es geçmesi.

EN ETKİLEYİCİ SAHNESİ

Baba karakterinin, anne ve henüz bebek olan küçük kardeşi öldürmesi.

WHITNEY 

KÜNYE

Süre: 2s / Vizyon tarihi: 16 Kasım / Yönetmen-yazar: Kevin Macdonald / Sinematografi: Nelson Hume / Tür: Müzik belgeseli / Puan: IMDB 7.2/10-Metascore: 75/100

HİKÂYE

Whitney Houston’ın hızlı yükselişi ve dramatik çöküşü. Başlangıcından, 2012 yılında bir otel odasının küvetinde ölü bulunduğu ana kadar hayatına ve kariyerine damga vuran olaylar ve tanıklar. Hiç konuşulmamışlar, perde arkası ve derinlemesine bakış.

MÜZİK

Adam Wiltzie tarafından kotarılan kompozisyonlar, filmin trajik ruh halini besliyor.

BAŞARDIKLARI

+ Soruşturmacı belgesel film yaklaşımının Houston’ın hayatı ve ölümüyle ilgili birçok soru işaretine yanıt bulması.

+ Filmde tanık olarak Kevin Costner, Bobby Brown, Cissy Houston, Clive Davis gibi önemli isimlerin bizzat bulunması.

Arşiv üzerinden Aretha Franklin, Dionne Warwick, Nelson Mandela, Marvin Gaye gibi isimlerin yaptığı değerli ve daha önce gün ışığına çıkmamış katkı.

+ Cannes Film Festivali’nde ilk gösterimi yapılan filmin, belgesel olmasına karşın, Oscar’lı yönetmen Macdonald’ın ticari bakış açısıyla içerdiği kısmi dramatik yapı.

BAŞARAMADIKLARI

Belgesel kurgusu; gişe başarısı ve vizyon süresi açısından dezavantaj oluşturacaktır.

EN ÖNEMLİ AÇMAZI

Hayatındaki büyük hüzne odaklanırken, çok büyük bir pop ikonunun sanatçı kimliğinin yeterince derinleşmemesi.

EN ETKİLEYİCİ SAHNESİ

Baştan sona sansasyonel ve etkileyici gerçeklerle dolu.

BOHEMIAN RHAPSODY

KÜNYE

Süre: 2s 14dk / Vizyon tarihi: 2 Kasım / Toplam izleyici: 189 bin 848 (2 hafta) / Yönetmen: Bryan Singer / Senaryo: Anthony McCarten / Danışmanlar: Brian May, Roger Taylor (Queen) / Oyuncular: Rami Malek, Lucy Boynton, Gwilym Lee, Ben Hardy, Joseph Mazzello / Tür: Biyografik dram-müzik / Puan: IMDB 8.4/10-Metascore: 49/100

HİKÂYE

Rock tarihine damga vurmuş Queen ve solisti Freddie Mercury’nin öykülerinin bir bölümüne bakış. Grubun ve Mercury’nin dönüm noktaları.

MÜZİK

Queen külliyatından Mercury’nin ilgili kayıtları.

BAŞARDIKLARI

+ İlham veren, heyecan dozu yüksek, hem eğlenceli hem hüzünlü ve müzikli bir sinema deneyimi önermesi.

+ Queen ve Freddie Mercury’yi yeterince tanımayan kişilere keşif kapısı açması, motive edici yönü.

+ Rami Malek ve Gwilym Lee’nin inandırıcı oyunculuklarıyla yarattıkları Mercury ve May karakterleri.

BAŞARAMADIKLARI

- Biyografinin bazı önemli dönüm noktaları odak dışı bırakılmamalıydı (Mercury’nin ailesinin İngiltere’ye gelişi, Mercury’nin AIDS olduğunu öğrendikten sonra yaptıkları gibi).

- Çok anlamlı olarak ‘aile’ kavramını yüceltirken, Freddie Mercury’nin eşcinselliğine örtülü bir eleştiri getirip AIDS’i neredeyse bir ceza gibi göstermemeliydi.

- Freddie Mercury’nin iddialı ‘rock’n roll’ yaşantısını evcilleştirmemeliydi.

- Filmin başrol oyuncuları ve yönetmeni, süreç içinde birkaç kez değişmemeliydi. Öte yandan, danışmanlık yapan grup elemanları Brian May ve Roger Taylor’ın, filmin Mercury üzerinden ilerlemesini engelleme çabası anlamsızdı.

EN ÖNEMLİ AÇMAZI

Belgesel film niteliği taşımasa da kronolojik akışın somut hatalar içermesi ve bunun gişe filmi özelliklerini belirginleştirmek için, hem de Queen elemanlarının onayıyla gerçekleşmiş olması (Örneğin, grubun yeniden toplanışı Live Aid için değildi, zaten uzun bir ayrılık da yaşamadılar. Freddie Mercury, AIDS olduğunu Live Aid öncesi öğrenmedi. Grup ‘Killer
Queen’ parçasını ilk TV şovunda söylemedi. Yedinci albümdeki ‘Fat Bottomed Girls’ parçası ilk Amerika turnesinde söylenmedi. ‘We Will Rock You’ da 1980 sonrasının şarkısı değil vb.)...

Ayrıca odaklanılan olayların hızlı geçilmesi de kimi önemli karakterlerin derinleşememesine, filmin yüzeysel kalmasına neden oluyor.

EN ETKİLEYİCİ SAHNESİ

Prodüksiyonu çok başarılı olan Live Aid konseri performans görüntüleri.

 

 

 

 

 

 

 

 

Yazının devamı...

Fikret Kızılok’un yolundan yürüyor

Can Kazaz, hikâye anlatıcılık gibi zor bir kulvarda nezaketli, ödünsüz, üretken tavrını koruyor ve bana hep Fikret Kızılok’un açtığı yolda yürüyor gibi geliyor. Şarkıya bakışı ve yorumuyla popüler için sapasağlam bir ‘alternatif’. İster bizim türkü formlarına göz kırpsın, ister funk denizlerinde dolaşsın, müzikal çizgi itibariyle yenilikçi birer ‘popüler’ adayı hepsi.
Zaten ‘Kırlangıçlar Gibi’, ‘Bunca Yıl’, ‘Biraz’, ‘Bir Ben Kalsam’ ve son olarak Nilipek’le birlikte ev videosu şeklinde yeniden yorumladıkları ‘Kendi Halimde’; liselerde, üniversitelerde koro halinde söyleniyor uzun süredir.
Can Kazaz çarşamba Zorlu PSM Studio, perşembe IF Ankara ve cuma Eskişehir SPR Pub’da olacak. Yeri gelmişken Can’ın yol arkadaşlarından Nilipek de ‘Havanın Suyun Muhabbeti’ (Kabak&Lin Records) adlı bir canlı konser kaydı yayımladı kısa süre önce. ‘Best of’ nitelikli bu samimi albümü gözden kaçırmayın.

Genç hüzün gözlemcisi
Sesini ve yorumunu çok özel buluyorum ama bugün 20 yaşında olan Sena Şener’i ilk dinleyişimden beri (üzerinden üç yıldan fazla zaman geçti) o şahane şarkıları nasıl yazdığına akıl sır erdiremedim. Müzisyen ailesinin genetik mirası ya da genç müzisyenin başarı serüveni deyip geçemeyiz. Çünkü Sena, önümüzdeki 10 yıla, şarkıcı ve şarkı yazarı olarak kalıcı izler bırakacak. Bunu ilk albümü ‘İnsan Gelir İnsan Geçer’i bütününde anlatmak istediği müzikli hikâyeye bir de tepeden baktığımda daha iyi anlıyorum.
20 yıllık ömre sığdırması pek imkânlı olmayan ‘büyük’ sözlerinin ağzına, kalbine yakışmasının; o yaşta o elbisenin yaşlı göstermeden şık durmasının sırrı şu: Aslında cıvıl cıvıl ve dışadönük biriyken şarkılar üzerinden ağlayabilmesinin sebebi gencecik ama usta bir hüzün gözlemcisi Sena.

 

Yazının devamı...

Karar doğru

80’li yıllara damga vuran arabesk günlerin sona yaklaştığı, pop furyasının ivme kazandığı 90’ların başında Ferdi Tayfur’un ‘Hoşçakal’ (Ferdifon-1990) albümünde yer alan imza şarkısı ‘Bana Sor’, daha önce ‘Has Arabesk’ albümünde Şevval Sam tarafından yorumlanmıştı. Derken bu özel şarkıyı yeni dalganın kıymetli müzisyenlerinden Cihan Mürtezaoğlu bu yıl yayımladığı ‘Deli Zaman’ albümüne aldı. Gayet de güzel okudu. Şimdi ise Ceyl’an Ertem’le canlı bir versiyon daha kaydetmişler ve yeni bir tekli olarak paylaşıyorlar. İki açıdan değerli: Öncelikle işe Ceylan’ın dahil olması, yorumu daha geniş kitlelerle buluşturacaktır. İkinci olarak ‘düet’ kurgusu ve alternatif bakış, şarkıyı  icra olarak daha güzel bir yere götürmüş. Karar doğru.

Bu vesileyle Ceyl’an Ertem’in ‘Çukur’ dizisi için (Mahzuni Şerif’e saygı nitelikli) seslendirdiği ‘Zalım’dan sonra yine aynı dizi için yorumladığı Neşet Ertaş eseri ‘Gel Sevelim’i ve yeni teklisi ‘Mavi Çocuklar’ı da önermek isterim. Öte yandan Cihan Mürtezaoğlu adı size henüz bir şey ifade etmiyorsa ya da dizi müziği olarak dinleyip sevdiğiniz kimi şarkıların sahibini tanımak istiyorsanız derhal takibe alın. ‘Hatırla Mektupları’, ‘Bir Beyaz Orkide’ ve ‘Sen Banasın’dan başlayarak ilerleyin, pişman olmayacaksınız.

Temkinli ama başarılı

Yeni dalga takipçilerinin gözbebeği ve Türkiye’nin son dönemde çıkmış en özel erkek vokallerinden Can Gox’un yorumlayıp tekli olarak yayımladığı Müslüm Gürses klasiklerinden ‘Senden Vazgeçmem’i de atlamak istemem. Gox; parçanın yaylılarını ve dolayısıyla arabesk ruhunu koruyup çerçevesini rock ekseninde çizmiş. Düzenleme temkinli ancak bütüne baktığımızda sonuç başarılı. Zaten sadece Can’ın vokali bile sihirli bir dokunuş olabiliyor cover’lar söz konusuysa. Teklinin, ilk üç gün sonunda 600 bini aşkın seyirci ve 9 milyon TL’ye yaklaşan hasılatıyla büyük başarı kazanan ‘Müslüm Baba’ filmiyle olumlu etkileşimi de trafiği artıracaktır.

SIMULATION THEORY’YE GERİ SAYIM

Türkiye’de çok sevdiğimiz, ‘Drones’u yayımladıkları 2015’ten beri beklediğimiz Muse’un yeni albümü 9 Kasım’da geliyor. Bu arada albümde olup tekli olarak yayımladıkları parçalardan ‘Something Human’, ‘Thought Contagion’ ve ‘Dig Down’ heyecanımızı artırmıştı. Üzerine ‘The Dark Side’ ve ‘Pressure’ı da paylaşıp beklentiyi yükselttiler. Bildiklerimizi esas alırsak yeni albümün de stadyum konserlerini hedefleyen yüksek enerjili şarkılardan oluşacağını söyleyebiliriz. ‘Simulation Theory’de her parça için bir video çekilecek ve albüm 11 parçadan oluşacak. Yani isimleri de açıklanan parçalardan geriye kaldı 6...

 

 

Yazının devamı...

Kalben daha da güçlendi

Başka işlerde ekmeğini kazanmakta zorlandığı günlerde bile çok sevdiği müzikten para kazanmayı hedefe koymayan Kalben Sağdıç, kendi için yaptığı, hatta kendini yapmaktan alıkoyamadığı bir şeyi ticarete dönüştürmenin risklerinin gayet farkındaydı. Gel gör ki, kalbinin yolunu takip etmeyi tercih eden herkes er geç kırılır. O da kırıldı, kırdı; her insan gibi. Bir zamanlar kitaplar yazdığı çocukların içgüdüsel merakıyla, bahçede ip atlar gibi keyif alarak ‘oynamak’ istedi Kalben müzikle. Ama iş ticaret olunca kuralları vardı. Hatta aşk da o bildiğimiz masum oyunlardan değildi çoğu zaman. Görmedi, görmek istemedi, inandı, kırıldı, öfkelendi. Denedi, yanıldı, öğrendi. Birilerinin gösterdiği yoldan değil, kendi bildiği gibi yürümenin, arada tökezleyip düşmenin, ama illaki dimdik ayağa kalkmanın önemini, en önemlisinin ‘yol’ olduğunu anladı. Bunların hepsini Sofar İstanbul’un evlerinden birinde gitarıyla ‘Sadece’ adlı şarkısını söyleyip büyük ilgi gördüğü günden bugüne yaşadı ve bu nedenlerle daha da güçlendi Kalben. Sevenlerinin içi rahat olsun.

(5 üzerinden 4 yıldız)
Aradan geçen zamana iki güçlü ‘ozan kadın’ albümü sığdıran Kalben gibi bir şarkı yazarını, bir yorumcuyu kilometrelerce uzaktan tanırsınız. Şarkı bir bütündür elbet ama işin içinde şairlik varsa bir boyut daha var demektir. Tüm bunlara naiflik ya da derinliğiniz nedeniyle sağlı sollu darbeler alıp inadına güçlenmeyi eklerseniz gelecek kuşaklarla şimdiden tanışabilirsiniz. Benim Kalben’e inancımın da ondan beklentilerimin de kaynağı bu. Yeter ki kalbini ve zihnini açık tutsun.
Bu yıl son albümünden ‘Kuşlar’ın remix’ini yayımladı, geçen günlerde ‘Yaşamak Var ya’ adlı yeni bir şarkı paylaştı. Adını görünce “Acaba Athena cover’ı mı yaptı?” dediğimiz şarkının yepyeni ve güçlü bir Kalben şarkısı olduğunu görünce sevincimiz katlandı. Parçanın var olma sebebi öncelikle ileri evre (metastatik) meme kanseri hastalarının gereksinimi olan psikolojik destekle ilgili bir farkındalık yaratmak, şarkıyı dinleyerek, paylaşarak hüznün yerine umut koymaktı. 8 Ekim’de Europa Donna Türkiye ve Kanserle Dans Hasta Dernekleri, Türk Tıbbi Onkoloji Derneği ve Pfizer Onkoloji’nin destekleriyle videosunu izledik. Bir hafta sonra dijital platformlarda yeni Kalben şarkısı olarak yerini aldı ‘Yaşamak Var ya’. Tam Kalben’den beklediğimiz gibi kampanyadır, farkındalıktır, sosyal sorumluluktur, jingle’dır, film müziğidir fark gözetmeksizin kalpten yapılmış bir şarkı olduğunu tek dinleyişte garanti edebilirim hepinize, dinledikçe seveceksiniz. Parçayı dinleyip paylaşırken; #umutlarçiçekaçsın ve #yaşamakvarya etiketlerini kullanmayı unutmayın. Ve başkalarının hüznünü hissetmeden, umuduna sahip çıkmadan iyi bir şarkı yazarı olmanın, söylediğin şarkıya ruh katmanın imkânı olmadığını da...

Yazının devamı...

Amcaya hediye almak zor mu?


Söz konusu saygı albümüyse, İlhan Şeşen gibi yaşayan şarkı yazarları için, yapılan işin üzerinden elini tam olarak çekmemek doğru bir yöntem. Hangi şarkıların seçileceği, kimin hangisini söyleyeceği gibi noktalarda yaşayan bir sanatçı müdahil olmayacak da kim olacak? Tuhaflık, şarkının nasıl okunacağına, düzenlemenin nasıl yapılacağına müdahil olunca ortaya çıkıyor. Çünkü o durumda bu bir ‘hediye’ değil zoraki saygı oluyor.

Bizde şarkının ilk söylendiği biçimle veya düzenlemenin orijinaliyle analitik değil ‘hayran gibi’ ilişki kuruyor müzik üzerine yazıp çizen insanların çoğu. Oysa iyi cover, o şarkıyı anlamış, özünü sevip üstüne katmış, şarkıya kalbi ve müzikal vizyonuyla bakmış cover’dır. Yeter ki şarkı kopuk uçurtmaya dönüşmesin. Bu denklemleri büyük oranda çözen bir saygı projesi olduğunu düşündüğüm ‘Hediyem’ albümünü kıymetli buluyorum.

Alpay, ‘Hayallerimi Bırak’ta usta ve özel bir vokalin bir şarkıyı nereye götürebileceğini kanıtlamış. Aylin Aslım’ın yorumladığı ‘Ankara’dan Abim Geldi’, hem Övünç Dan’ın düzenlemesi hem de Aylin’in kendi ağabeyinden söz eder samimiyetteki yorumuyla ders niteliğinde olmuş. Alper Atakan’ın ‘Neler Oluyor Bize’de Ayla Çelik’e, ‘Aşk Layık Olanda Kalmalı’da Buray’a, ‘Ağlıyor İstanbul’da Mehmet Erdem’e yaptığı düzenlemeler, şarkıları hem yorumcularının sound’una yaklaştırmış hem de anaakımla bir kez daha tanıştırmış.

İki nazar boncuğu, Cem Yılmaz ve Eser Yenenler

Yalın’ın yorumuna ek olarak, Gürkan Kutal ve Alp Ersönmez’le ‘Sensiz Olmaz’a yaptığı düzenleme şarkıyı adeta bir Yalın hit’ine dönüştürmüş. Yaşar’ın, Mehmet Dişbudak düzenlemesiyle ‘Gibi Gibiyim’ yorumu için de benzer bir şey söyleyebilirim. Ceyl’an Ertem, matematiği açısından çok uyumlu olmadığı ‘Âşık Oluyorum Eyvah’ta, Cenk Erdoğan düzenlemesiyle durumu lehine çevirmiş. Albümde Zeynep Talu ve İhtiyaç Molası’nın varlığını da önemli buluyorum.

Gelelim komedyenlere... Cem Yılmaz ve Eser Yenenler bu albümde niye varlar diye sormayacağım. Hem çok önemli birer vitrin hem de nazar boncuğu olmuşlar. Bana sorarsanız müzikle yakın ilişkili iki şahsiyet olarak ciddiye almışlar işlerini. Cem Yılmaz’ın düzenlemeyi bizzat yapması da dikkate değer. Yani ‘Ellerimde Çiçekler’ ve ‘Gördüğüme Sevindim’ yorumlarının bu albümde olması güzel ancak bu yorumlar ‘bonus’ olmalıydı. Bu kadar önemli iki İlhan Şeşen şarkısını söylemeyi hak eden başka isimler de vardı çünkü.

Son olarak Şeşenler... Gündoğarken’in ‘Bir Yaz Daha Bitiyor’ gibi sözleri İlhan, müziği Gökhan ve Burhan Şeşen’e ait bir şarkıyı yorumlaması nokta atışı olmuş. Keşke ‘İlhan Amca’ da ara sıra Gündoğarken konserlerinde boy gösterse. Çünkü bu, aynı zamanda ‘Gündoğarken’e saygı albümü.

Burhan Şeşen’in kızı ve ‘üçüncü yeni’ kadınlarının yakında çok parlayacak isimlerinden Dilhan’ın ‘Sıcaklardandır’daki yorumu, düzenlemesiyle albümün kesinlikle en iyilerinden. Burhan Şeşen’in 10 yıl önce kaybettiğimiz müzisyen ve insan güzeli oğlu Serhan’a da bir selam yollamayı unutmayalım.








Yazının devamı...