Büyük şirket mi, startup mı?

.

Haberin Devamı

 Üniversiteyi bitiriyorsunuz, tüm hayatınız önünüzde. Ufuklarda baş edemeyeceğiniz bir sorun yok. Türkiye’de ve yurtdışında ilk işiniz için başvurabileceğiniz sayısız muhteşem şirket var.

Bir de kimsenin ismini duymadığı startup şirketleri var. Büyük hayalleri olan şirketler…

Ne yapardınız?

– Babanıza sorarsanız, birkaç hafta içinde büyük şirkette başlarsınız.

– Büyükbabanız iki alternatifi de beğenmeyip, devletten daha iyisi yoktur diyebilir.

– En iyi arkadaşınıza sorsanız, o ne der acaba?

– Peki, hayat arkadaşınıza sorsanız? Sizce hangisini destekler?

Durum böyle olunca kararsız kalmanız kadar doğal bir şey yok. Onun için yakın çevrenize bu soruyu sakın sormayın! Sorunun cevabı her zaman aile ve ilişki boyutlarının etkisini taşıyacaktır. Gidin uzak çevrenize sorun. Göreceksiniz, çok daha verimli cevaplar alacaksınız.

15-20 sene öncesine kadar startup seçeneğiniz yoktu. Yani şanslı kuşaktansınız. Mesela 25-30 sene önce en baba iki meslek danışman veya yatırım bankacısı olmaktı. Bugün danışmanlık eskisi kadar olmasa da hala iyi bir meslek olarak kabul ediliyor. Ama bankacılık, Lehman Brothers sağ olsun, özellikle yurtdışında cazibesini bir hayli yitirmiş durumda. “Wall Street” filminin o güzel dünyası artık geride kaldı.

Bugüne dönüyoruz: Büyük şirket mi, startup mı? Daha hangi bilgilere ihtiyacınız var ki? Maaş bilgisine mi? Bence ikisi arasında ilk başta çok bir fark olmayacak. En azından öyle farz edelim. Ama maaş önemli dediğinizi duyuyorum. O zaman hemen en çok parayı veren şirkete gidin. Ah, bir de mutluluk diye bir boyut var. Buna bir anlam aramak veya yaptığınız işi sevmek de diyoruz. Bunlar önemli mi? O zaman dünyayı değiştiren şirketler bulalım. Sanki startup tercihi şu an yükseliyor. Ama özel sağlık sigortası? Hayda, o nereden çıktı şimdi? O zaman yeniden büyük şirket düşünelim arkadaşlar. Bu gidiş gelişler de sürecin doğal bir parçası. Başladığınız güne kadar içinizdeki bir ses hep diğer alternatifin çiminin daha yeşil olduğunu söyleyecek.

Markafoni çok hızlı büyüyordu. Şirketi altı ay içinde Asmalımescit’teki ilk yerinden Harbiye’deki 11 katlı ofise taşımıştık. Harbiye binamız 11 katlıydı ama dört kat yer seviyesinin altındaydı. Bu katlarda rutubet, küf, hatta en aşağıda farelerin gezdiği bir yerdi. Ama bugün orada çalışmış Markafoni’cilere sorsanız, dünyanın en güzel ofisiydi diyebilecek çok deli çıkabilir. Olay nerede çalışıldığı değildi, tamamen yazılan hikâyenin bir parçası olmaktı. Gündüzünüz gecenize karışıyordu.

O zaman doğru insanları bulmak ve onları Markafoni’de çalışmaya ikna etmek son derece zordu (herkes tam tersini zannediyor).

Startup öyle bir yer ki, bir gün siteyi yazan iki arkadaş odanıza gelip, “abi biz gidiyoruz, uzak diyarlara, Sülün Osman’ın peşinden” diyebiliyorlar. Birdenbire şirketin tüm dengeleri altüst oluyor. Bir iki insana bağımlılığın ne kadar riskli bir olay olduğunu hayat size ufak dokunuşlarla hatırlatmış oluyor.

Gün geliyor, kendinizi son derece yoğun bir dünyanın içinde buluyorsunuz. Bu dünyadan sonra çıkanların bir bölümü girişimci olmuştur. Çoğu ise başka şirketlerde çalışmaya başlamışlardır – ama bir daha bu kadar yoğun duygusal bir ortama girdiklerini düşünmüyorum.

Bu yukarıdaki hikayeler hoşunuza gitti mi? O zaman sizin yeriniz startup. Yukarıdaki hikayeler size garip geliyorsa, büyük bir şirkette başlamanız faydalı olabilir. Benim naçizane tavsiyem, kalbinizin sizi çağırdığı tarafa gitmeniz. Bir startup’a şans verin ve oranın müziğiyle dans etmeye başlayın. Hoşunuza giderse, hayatınız boyunca unutmayacağınız bir deneyim olacağından kuşkunuz olmasın. Eğer hoşunuza gitmezse, büyük şirketlerin biraz daha deneyimli birini işe almaktan mutluluk duyacağına emin olabilirsiniz.

Ha, bir de üçüncü bir opsiyon var tabii ki. Girişimci olmak. Eğer müziği çalan kişi siz olmak istiyorsanız, bu bence en heyecan verici opsiyon ama yazının odak noktası başka olduğundan, bu konuya girmiyorum.

Yazarın Tüm Yazıları