GÜNDEM
SPORARENA
YAZARLAR
EKONOMİ

Yazık, çok yazık...

- Bu tür maçlarda ilk maçın nasıl bittiğinin bir önemi yoktur, mühim olan o an ne yapacağındır. Ne istediğini bilmelisin ve bunu iştahın ve oyununla göstermelisin. Dün de, ilk maçta evinde 2-2 berabere kalan Beşiktaş, pas hataları ve top kayıplarının çok olduğu ilk bölümde topun kontrolünü aldı. Özellikle Quaresma’nın kanadını sık sık kullandılar. F.Bahçe ise rakibini geride karşılamayı mı tercih etti etti Beşiktaş mı onları zorları soruları eşliğinde 1-2 pozisyon üretmeyi başardı. Bu bölümde Beşiktaş’a pozisyon vermeyişleri kendileri için bir artıydı.

PEPE’NİN KARTI DOĞRU

- Her iki ekip de rakibini sindirme adına biraz sertliğe ve agresifliğe öncelik vermiş göründü. Hakem Mete Kalkavan bu pozisyonlardaki sertliğe ise bir yere kadar prim tanıdı, sonrasında cebinden kartları çıkarmasını bildi. Pepe için de çıkardığı kart, maç içindeki doğrularından biriydi. Bu kart ile 10 kişi kalan Beşiktaş için de karşılaşma zorlaşmaya başladı. Takım içerisinde denge ve ritm bozukluğuyla beraber, güvensiz bir durum oluşmaya başladı. Bundan faydalanmaya çalışan Fenerbahçe rakip kaleye gidişte sorun yaşamadı, bununla beraber o bölgedeki top tercihlerinde sıkıntıları vardı. Bir de bazı taraftarların gereksiz hareketleri ritm yakalamaya çalışan Fenerbahçe’nin önüne kesti.

- Hal böyleyken sarı lacivertli ekip, rakibine eksik kaldığını ilk yarı boyunca hissettiremedi. Bunu başaracak tek kişi de kulübedeydi ve o da zaten ikinci yarı oyuna dahil oldu! Beşiktaş’ta ise Şenol Hoca iki hamle ile hem defansı hem de hücum hattını oluşturdu.

HAKEM TUZAĞA DÜŞMEDi

- İkinci devre başladığında ‘bu değişikliklerin etkilerini nasıl göreceğiz’ derken birbirlerini nasıl attıracaklarının yarışında olan futbolcu kardeşlerimizi gördük. Bu tuzağa düşmeyen tek isimse maçın hakemiydi. Gerilimi çabuk atlatan futbolcular nihayet görevlerini hatırladılar ve tempolu maçı izlemeye başladık. Lakin baştan beri anlamakta zorluk çektiğim taraftarların tavrı nedeniyle hakemler de soyunma odasına girdi.

SUÇLU YÖNETİCİLER

- Sonra biraz geriye sardım; düşündüm, düşündüm. Bunun sebepleri nedir diye... Maçla alakası yok bence, İlk karşılaşma 2-2, rakip 10 kişi kalmış peki neden taraftar bu durumda?

Sonuç... Maalesef olan güzelim maça oldu. Maçı maçlıktan çıkaran geçmişteki söylemleriyle ve tutumlarıyla olayların bu noktaya gelmesine neden olan yöneticiler ve spor adamları karşıma çıktı... Yazık ki ne yazık... Halen bir arpa boyu bile yol kat edemediğimizin  bir kanıtıydı dün gece.

 

Yazının devamı...

Sabırla ve yürüyerek

Uzun zamandır ideal 11’in dışında oynayan siyah beyazlılar dün tam kadro sahadaydı. Yüksek öz güvene sahip olan Beşiktaşlı futbolcular dün hiç zorlanmadan, tabiri caizse yürüyerek Akhisar’ı farklı mağlup ettiler. Ev sahibi Akhisar’a baktığımızda ise şunu gördük: Küme düşme potasında olmaları belli ki üzerlerinde bir baskı yaratmış. Erken gelen Beşiktaş golü kırılmalarına neden oldu. Maç boyunca sahada direnç gösterme konusunda çok zorlandılar.

KONTRA DEĞiL SET HÜCUMU

Beşiktaş’ta her maçta olduğu gibi bu 90 dakikanın da bir kahramanı çıktı. Bazen Talisca bazen Quaresma bazen Negredo derken dün akşam da başrolde Babel vardı. Erken golün verdiği rahatlıkla oynayan Beşiktaş rakibi kalesinden uzak tutmakta son derece başarılıydı. Burada tabii orta sahadaki mücadele de ön plana çıktı. Özellikle Medel’in orta alandaki canlılığı ile beraber bu oyuncuya destek veren Atiba ile rakibi durdurmayı başardılar. Elbette ikinci golün de erken gelmesi Beşiktaş için işleri kolaylaştırdı. Ama maçı asıl bitiren, ikinci yarının başlarında atılan ikinci Babel golüydü.

Ligin bitimine çok az süre kala oyundan çok galibiyet önemlidir. Ama dün Beşiktaş oyun olarak da puan olarak da gereken futbol anlayışını ortaya koydu.  Beşiktaş’ın maçta en iyi yaptığı şeylerden bir tanesi de tempoyu iyi ayarlamasıydı. Hızlı hücumla değil set oyunu ile rakip kaleye indiler. Bunların yanına sabırlı ve soğukkanlı oynamayı da ekleyince üç puanla İstanbul’a döndüler. Üstelik, kendilerine ters gelen Akhisar’ı da ilk kez deplasmanda böyle farklı yendiler.

Geçen hafta da dediğim gibi Beşiktaş, şampiyonluk için Galatasaray maçına kadar puan kaybetmeden gitmeli. Dün de bu konuda önemli bir adım attılar.

MAÇIN ADAMI: BABEL

- Şutlarının ne kadar verimli olduğunu (özellikle çerçeveyi tutturduğunda) dün bir kez daha gördük. Bu sefer kilidi açan oyuncu rolündeydi. Üç puanın mimarlarından oldu.

 

Yazının devamı...

Kazanmak her zaman iyidir

Maça önde pres yaparak başlayıp rakibi hata yapmaya zorladılar. Fakat neticesinde Osmanlıspor’un gösterdiği reaksiyon, Kocaman’ın takımını bu düşüncesinden vazgeçirdi. Osmanlıspor’un agresif ve sert oyununa bir de hızlı kontratak organizasyonu eklenince sarı lacivertliler ister istemez kontrollü oynamayı seçti. Nitekim ilk 30 dakika içerisinde 5 şut atan ancak hiçbirinde kaleyi tutturamayan bir Fenerbahçe vardı. Tribünleri ayağa kaldırabilecek bir pozisyon yoktu. Tabii burada şiddetle puana veya puanlara ihtiyaç duyan Osmanlıspor’un ev sahibi ekibe karşı çıkardığı zorluk, sarı lacivertlilerin futbolunu bir nebze de olsa olumsuz etkiledi. Özetle, Kayseri deplasmanından moralli dönen Fenerbahçe dünkü ilk 45 dakikada sahada istediklerini gerçekleştiremedi.

Gol yemedikçe direnci artan takımlara karşı atılacak bir gol rakibi bozmaya yeterli olur. Ve bu da duran bir toptan gelen, tartışmaya açık bir golle gerçekleşti. Golde yardımcı hakemin net bir tavırla hareket etmesi bizlere pozisyonun gol olduğunu göstermiş oldu.

YEDEKSE HAZIRDIR!

Aatıf’ın cezalı olduğu bir haftada, hele bir de iç sahada oynarken Valbuena gibi bir oyuncu kenarda bekliyorsa bunu anlamakta zorluk çekerim. Fiziksel olarak hazır olmadığı düşünülebilir. Belki başka problemler vardır diye düşünülebilir. Ancak yedek kulübesindeyse benim gözümde hazır bir oyuncudur. Nitekim ikinci yarı oyuna girdiğinde Fenerbahçe’nin ihtiyaç duyduğu hareketli oyuna katkı sağladı. Hal böyleyken, bu futbolcunun küstürülmeden, ondan daha fazla nasıl verim alınacağını çabası içinde olunması gerekmektedir.

Fenerbahçe’nin attığı ikinci golde yine tartışmaya açık bir pozisyon vardı ama yine yardımcı hakemin kesin kararlı olduğunu gördük. Fenerbahçe de kazanarak yoluna devam etti. Böyle devam ederse, rakipleri olan Başakşehir ve Beşiktaş’ın Galatasaray deplasmanına gideceği de hesaba katılırsa, lig sonunda şampiyon olamasa bile Şampiyonlar Ligi vizesi alabilir.

MAÇIN ADAMI: VALBUENA

Küsmeden profesyonelce bir şeyler vermeye çalışıyor. Dün de böyle bir ortamda, elinden gelenin en iyisini yaptı ve maçın gidişatına etki etti.

Yazının devamı...

Zordu, kolay oldu!

Beşiktaş yukarıda saydığımız maçlarda kazansa da kaybetse de futbol olarak soru işaretleri barındırdığını söylemek sanırım yanlış olmaz. Beşiktaş, kadro kalitesinin önemli fark yarattığı ender takımlardan biri... Ama bu kadronun en büyük zaafları, yönetilmesi ve oyununu rakibe kabul ettirmesi aşamalarında zaman zaman zorluklar çıkarıyor olması...

Dün Beşiktaş her anlamda sorun yaşayabileceği bir maça çıktı. Oyun felsefesi pas üzerine kurulu bir takım, Tolgay, Oğuzhan, Atiba, Quaresma gibi isimlerden yoksundu ve bu eksiker bariz şekilde hissedildi.

TECRÜBE FAKTÖRÜ

Ta ki 19. dakikada duran top organizasyonu sonrası Talisca ile gelen gole kadar... Talisca size, oyun kurma özelliğiyle sayesinde maç kazandırabilir. Ama asıl; her şeyin önünde tuttuğu gol düşüncesiyle çok ekstra bir oyuncu hâline gelebiliyor. Quaresma’nın yokluğunda Beşiktaş kilitleri Talisca ile açmaya dün de devam etti.

Nitekim ilk golün ardından Göztepe’nin baskısına karşı gelindi ve kısa süre sonra Medel’in farkı artıran sayısı, siyah beyazlılara skor açısından rahat nefes aldırdı. Göztepe, maç 0-0’ken de 3-0’ken de hep aynı felsefeyle sahadaydı. Futbolu çirkinleştirmek için değil, kendi oyun anlayışlarını sahaya yansıtmak için mücadele ettiklerini bir kez daha gördük. Skor 2-0’ken pozisyon sayıları eşitti ama Beşiktaş’a bu avantajı getiren faktör tecrübeydi.

BİR ADIM DAHA...

NE zaman taraftar desteği devreye girdi, o zaman işler Beşiktaş lehine tamamen değişti. Burada ev sahibi adına asıl sıkıntı, rakibe verilen pozizyonlardı. Göztepe istediği kadar fırsat yarattı ama sadece 1’ini değerlendirebildi. Beşiktaş skor 3-1’e gelince tedirginlik yaşar gibi oldu ama rakibin o esnada 10 kişi kalması siyah beyazlılara, derin bir “oh” çektirdi. İki gol daha bulan Güneş’in ekibi son düdükle beraber, kritik G.Saray maçına kadar puan kaybı yaşamadan gitme hedefine bir adım daha yaklaştı.

MAÇIN ADAMI: TALISCA

Sadece gol atmıyor, oyun kurmuyor, takımına liderlik de ediyor. Kalitesiyle ve hücumdaki mücadele gücüyle Beşiktaş’ın en iyilerinden biriydi. Göztepe defansını yıprattı.

Yazının devamı...

Daha iyi olmalıyız

Puan maçı olsa skoru tercih ederim. Ama kendi adıma dünkü maçta skordan çok sahada oynanan futbola bakarım. İrlanda maçında, düşündüklerimizin birçoğunu yapan bir takım vardı sahada. Dün ise farklı bir takım gördük. Tabii ki böyle maçlarda “Neden bu oyuncu oynadı, niye bir başkası oynamadı?” diye hocaya sormak doğru olmaz. Hoca, futbol felsefesini en iyi şekilde yansıtacağı 11’i sahaya sürer. Lucescu da dün bunu yaptı.

Karadağ’ın Türkiye ve Türk futboluna olan saygısı dün akşamki maçta yedikleri ikinci gole kadardı... Biz biri akan oyunda, diğeri de duran toptan bulduğumuz gollerle skor avantajını ele geçirsek de geri kalan süre boyunca sahada pek varlık gösteremedik.

Bireysel olarak değerlendirdiğimizde kaleci Volkan Babacan’ı, ikinci yarıda sahada olmayan Okay Yokuşlu’yu ve Cengiz Ünder’i ön plana çıkarabiliriz. Ancak ben asıl takımımız ne yaptı diye baktığımda Karadağ gibi bir rakibe karşı bile skordan ziyade oyun üstünlüğünü dahi kuramadıysak bir sıkıntımız, hatta sıkıntılarımız olduğu gerçeğini kabul etmemiz gerekir diye düşünüyorum.

GERİDE KALDIK

Özellikle rakibi karşılarken takım savunmasında pozisyon almakta büyük sorunlar yaşadık. Tehlikeli bölgelerde rakibe fazla izin verdik, ki Karadağ’ı daha çok agresif, oyun bozan bir yapıda beklerken yukarıda da dediğim gibi, 2-0’dan sonra gerek hızlı hücum gerekse set oyununu bize karşı son derece iyi oynadılar.

Biz, Karadağ’a karşı bu kadar zaaf veriyorsak, oyun olarak bu kadar geride kalıyorsak bunları bir an önce düzeltmemiz gerekir. Hücum zenginliği bakımından da dün akşam beklentilerin altındaydık. Dediğim gibi böyle maçlarda skordan daha çok benim için ortaya konan futbol anlayışı önemlidir ancak dün ben bunu Milli Takımımız’da göremedim.

MAÇIN ADAMI: JANKOVIC

22 yaşındaki futbolcu gol atmasa bile modern 10 numara oyununu bize karşı çok iyi sergiledi. Hücumu organize ettiği gibi, geriden kuralan oyunları da başlatan isimdi.

Yazının devamı...

3 puan hak edenin

Gelelim maça... Topla oynamayı seven, rakibine bu düşünceyle üstünlük kurmaya çalışan ve bununla beraber, skor üretmeyi hedefleyen bir futbol anlayışına sahip iki takımın maçını izledik. Gördük ki, Başakşehir dün bu anlamda daha üstündü. Özellikle maçın başından itibaren Beşiktaş’a ne kadar zorluk çıkaracaklarını bizlere gösterdiler.

Sadece topa sahip olmakla kalmadılar, dakikalar 20’yı gösterdiğinde bariz olarak hem oyunda hem de pozisyon bulmada üstünlüklerini kanıtladılar. Lakin son vuruşlardaki başarısızlıkları ve Beşiktaş defansının kritik müdahaleleri gol bulmalarının önüne geçti.

GÖRÜNMEYEN YÜZ

Başakşehir’de Mossoro ve İrfan organizasyon rolünü üstlendiler. Adebayor, Elia ve Visca üçlüsü de Beşiktaş defansına karşı tehdit unsurları oldular. Başakşehir, orta alandaki pres anlayışını daha da öne taşıyınca Beşiktaş çok daha fazla hata yaptı.

Elia ile gelen gol de, bu şekildeydi. İlk yarı sonuna kadar, “Bugün 3 puanı alacağım ve buradan Beşiktaş’ı puansız göndereceğim” düşüncesindeki futbol anlayışı, Başakşehir’in 3-4 haftadır görmediğimiz yüzünü ortaya çıkardı. İlk yarının sonlarında Adebayor ikinci golü atmış olsa iş erken biterdi.

Beşiktaş, Başakşehir 10 kişi kaldıktan sonra reaksiyon göstermekte zorlandı. Tabii bunda özellikle F.Bahçe maçından ders alan bir Başakşehir ve Beşiktaş’ı iyi analiz etmiş Abdullah Avcı’nın da etkisi vardı. Beşiktaş ağır bir darbe aldı, 1 gün önceki derbinin sonucu lehlerineyken, dün aleyhlerine döndü. Dün Beşiktaş yenilgiyi hak etti. Başakşehir ise yarışa ortak olduğunu bir kez daha gösterdi.

 

MAÇIN ADAMI: ADEBAYOR

 

Söylenecek bir tek şey var. Dünkü futboluna şapka çıkarıyorum.

Yazının devamı...

Birbirlerini üzmediler

Tabii ki iki takım için de önemli, yıllardır Kadıköy’de galip gelemeyen Galatasaray’ın, şampiyonluk yarışından kopmak istemeyen Fenerbahçe’nin bir tek düşüncesi var, derbiden yenilmeden ayrılmak. Ve son düdükle birlikte de aslında bu gerçekleşti.

Ancak biz, maça geldiğimizde, şöyle bir ilk yarıyı gözden geçirdiğimizde iki takım da “Aman gol yemeyeyim, sonrasında pozisyon bulursam da atmaya çalışayım” anlayışıyla sahadaydı.

Bunu destekleyen en önemli nokta da oluşan pozisyonların sadece şutla gelmesiydi. Oyunu orta alanda kabul etmeleri ve kalelerinden uzak tutma felsefeleri iki takım adına da başarılı geçti. Ama ikinci yarıyı farklı bir şekilde değerlendirmek gerekir.

Hocaların hamlelerinden sonra oluşan artıların ağırlığı Aykut Kocaman’ın tarafındaydı... Ki, Galatasaray, Rodrigues’le hemen ikinci devrenin başında 2-3 defa etkili bir şekilde geldi ancak bundan sonra Fernando’nun çıkması, arkasından Selçuk İnan’ın yerini Tolga’a bırakmasıyla orta sahayı Fenerbahçe’ye kaptıran sarı kırmızılılar, rakibinin Fernandao ve Valbuena’nın girmesiyle etkili pozisyonlar üretmesini engelleyemedi.

Bizim dışarıdan hissettiğimiz heyecanın aynısı dün akşam sporcularda da vardı. Giuliano’nun Fernandao’nun ve Galatasaraylı pozisyon bulan futbolcuların gerçek anlamda bir derbinin baskısını son vuruşlarda hissettiklerini gördük.

İYİ NİYETLİYDİLER

Öyle heyecanlı anlar yaşadık ki zaman zaman, ha Fenerbahçe attı, ha Galatasaray attı derken son düdük çaldı. Heyecan bakımından, baskı bakımından, stres bakımından çok zor bir maçtı. En önemli nokta ise futbolcuların saha içerisindeki iyi niyetli tutumlarıydı.

Galatasaray avantajlı olarak geldiği Kadıköy’den ezeli rakibi Fenerbahçe ile puan farkını koruyarak ayrıldı. Fenerbahçe eğer yenilseydi “Tamam” diyeceği bir maç oynadı. Yenilmeyen F.Bahçe kalan haftalarda kendisinin kazanmasından ziyade rakiplerinin puan kaybetmesini beklemek durumunda. Ancak beraberliğin iki takım için de çok üzülmeyi gerektirecek bir sonuç olmadığını belirtelim.

MAÇIN ADAMI: VOLKAN DEMİREL

Mehmet Ekici oyunda kaldığı müddetçe takımına katkı yaptı ama Volkan’ın kritik kurtarışları F.Bahçe’nin sahadan puanla ayrılmasının baş nedenidir.

Yazının devamı...

Beşiktaş lige odaklanmış

Beşiktaş, son haftaların formda takımlarından biriyle karşılaştı. Ümit Özat’ın felsefesini taşıyan bir görüntü ile farklı kimliğe kavuşan bir takım G.Birliği... Sadece aldığı sonuçlarla değil, ortaya koyduğu futbolla kazanma iştahında olan ve alan bulunca rakibe zorluk yaşatan, futbolun doğrularını uygulama anlamında önemli yol kat eden bir ekip...

Beşiktaş için Başakşehir’in puan kaybı iştah kabartan bir etken olsa da yapılacak hataların ilerleyen zamanlarda dezavantajını yaşamamak için siyah beyazlılar dikkatli olmak zorundaydı.

İlk 20 dakikada G.Birliği, oturmuş savunma anlayışı içinde hareket etmeyi başarabilen, orta saha ile defans arasında boşluk bırakmayan bir görüntü sergiledi... Beşiktaş bu zaman diliminde bir hayli zorlandı. Sonrasında topun hızını artırınca ve Tolgay Arslan’ın devreye girmesiyle siyah beyazlılar pozisyonlar bulmaya başladı.

Beşiktaş’ın pozisyonlarının başlangıcında hep Tolgay vardı. Defans arkasına attığı paslarla ‘Takımdaki 2. beyin görevi bende’ dedirtti. Fabri de ilk yarının sonlarında yaptığı kurtarışla galibiyette pay sahibi oldu.

EN BÜYÜK ADAY

Beşiktaş’ın 2. yarıda da baskısı devam etti ve G.Birliği savunmasında yakaladıkları zaafı Tolgay’ın enfes pasında Talisca golle sonuçlandırdı. Beşiktaş tempoyu düşürmeden 2. golü aradı tabii ama bunu yaparken dikkatli olmayı başarmaları da ayrıca önemliydi.

Beşiktaş’ın dünkü futbolu tamamen lige odaklandıklarının bir göstergesiydi. Bu süreçte aynı futbolu ortaya koymak, bu istek ve tempoyu sürdürmek kolay değildir. Görünen o ki G.Saray’la beraber en önemli şampiyonluk adayının siyah beyazlılar olduğu göz ardı edilemez.

MAÇIN ADAMI: TOLGAY ARSLAN

- G.BİRLİĞİ karşısında oyunu çözmede önemli bir görevi vardı ve bunu da mükemmel yaptı. Tolgay Arslan, Beşiktaş’a geldiği günden bu yana belki de en etkili olduğu maçlarından birini oynadı.

 

Yazının devamı...