GÜNDEM
SPORARENA
YAZARLAR
EKONOMİ

Uygulamada okumaya devam et.

Eksi 140 derecede iki dakika geçirdim


Cristiano Ronaldo, Lebron James, Hugh Jackman gibi ünlülerin tercihi olduğunu hep duyup bildiğimiz Cryo bizim Nişantaşı ellerindeki bir merkeze gelince denememek, merak etmemek kaçınılmazdı tabii. Peki eksi 140 derecenin içine girmek nasıl bir şey?
Şöyle bir şey:
◊ Önce soyunuyorsun bir zahmet! Sana tek kullanımlık bir çamaşır veriyorlar.
Bir de eline kalın bir eldivenle ayağına yünlü çorap!
◊ Ağzını da bir maskeyle kapatıyorlar.
◊ Eksi 140 derecelik soğuk tüp odanın içine girmeden önce seni telkin ediyorlar:
“Her şey zihinde. Çok üşüyeceğini düşünürsen gerçekten çok üşürsün”.
◊ Sonuç? İçeri girdim ve tam iki dakika o buz gibi tüp odanın içinde durdum! Ayağımdaki çoraba rağmen en çok ayaklarım üşüdü. Arada sırada olduğum yerde zıpladım durdum ama bir süre sonra o çılgın soğuğa alıştım.
◊ Çıktığımda çok iyi hissettim. Salak salak gülümsüyordum.
◊ Bu soğukla tedavinin anti aging ve kilo verme konusunda hızlı etkisi olduğunu iddia ediyorlar. O kısmını bilemem, ama kan dolaşımını hızlandırdığı ve vücuda çok fazla endorfin salgılattığı bir gerçek.
◊ Kuzey ülkelerinde insanlar kışın boşuna buz gibi denizlere girmiyorlar diye düşünüyorum. Bir bildikleri elbet var. O yüzden hücreleri yenilemek adına bu soğuk terapiye devam.
◊ Unutmadan, içeride kalma süresini alışma durumunuza göre iki dakikadan üç dakikaya çıkarabiliyorlar.

Eskiden ‘koko’ derlermiş

Çağatay Ulusoy, Cenk Eren ve Gizem Karaca’ya uyuşturucudan dolayı ceza verilmesinin akabinde sosyal medyada çok paylaşılan bir video vardı.
İbrahim Tatlıses’in fi tarihinde bir kanalda yaptığı programında, yanında rahmetli Müslüm Gürses varken gerçekleştirdiği şu konuşmanın videosu:
“Dört sene koko kullandım”.
Sadece bu cümleyle kalmıyor Tatlıses.
Kullandığı için ne kadar pişman olduğundan da bahsediyor. Ama ilginç değil mi? Ulusal kanallar her türlü itiraf konusunda meğer bir dönem ne şeffafmış...

Hangi ünlü pasaportunu  New York’ta unuttu

Çok sık seyahat edenlerin başına gelebilecek en kabus şey pasaportu unutmak herhalde.
Üstelik gittiğiniz ülkede!
Geçtiğimiz günlerde New York’ta evlenen Burcu Esmersoy’un da başına böyle bir olay gelmiş.
Schengen vizesinin olduğu diğer pasaportunu İstanbul’a dönerken New York’ta unutmuş.
İşin kötüsü hemen ertesi gün Harper’s Bazaar kapak çekimi için Nice’e uçması gerekiyormuş.
Neyse ki Esmersoy şanslıymış.
Kendisinden saatler sonra New York’tan İstanbul’a uçacak arkadaşına pasaportunu ulaştırmış.
Böylece pasaportunu ucu ucuna Atatürk Havalimanı’nda teslim alıp Nice’e gidebilmiş.

Rüyamın peşine taksi tuttum da cüzdanımı unuttum

Türkçe popta yeni bir şey yok.
Ya da temcit pilavı gibi aynı şeyler dönüp duruyor.
O zaman seçim öncesi toz dumanlığında alternatif işlere kulak vermenin tam zamanı.
Yeni albüm çıkaran solistlerden ilki İrem Candar.
İrem’in naif sesini Teoman’la beraber düet yaptığı “Duş” ve “Bana Öyle Bakma” şarkılarından anımsarsınız.
Şimdi ikinci albümü “Gül ile Akide”yle karşımızda.
İrem’in albümünde “Beni Bana Bırakıp” şarkısını çok sevdim.
Bir de Fırat Tanış’la düet yaptığı “Sevmeye Geldik” şarkısını. Diğer bir huzurlu ses ise pop caz şarkılarıyla tanıdığımız Şenay Lambaoğlu.
Onun da Rüyalarıma Gir adlı yeni albümü vitrine çıktı.
Benim bugünlerde dinlediğim üçüncü şahane seçeneğim ise Adamlar.
Grup yeni bir albüm yapmış değil ama Adamlar’ın şarkılarını dön dolaş dinlemek iyi geliyor.
Çünkü şarkı sözleri her daim oyuncaklı.
Mesela “Kendime Çay Demliyorum” şarkısından bir kuple:
“Dışarıda çok ses var içimde uzay
Kendime çaylar demliyorum
Arkada kaldı gömdüğüm hikayeler
Çiçek asfalttan çıkar yüzüm güler”
Bir de “Rüyalarda Buruşmuşum” var ki, o gerçekten nefis.
Ondan da bir kuple aktarayım:
“Rüyamın peşine taksi tuttum da cüzdanımı unuttum...
Tam da başıma saatli bombalar kurmuşum.
Rüyalarda buruşmuşum.”

“Pop feminist” bir akımla mı karşı karşıyayız

Fitili Hadise ateşledi.
Kadınların kendisini ezdirmemesi adına yaptığı peş peşe yaptığı çıkışlarla Türkçe pop dünyasının feministi haline geldi.
Ardından Sertab Erener de bir ödül töreninde onu destekledi.
Ve şimdi Sertab Erener “Bastırın Kızlar” adında bir single çıkarmaya hazırlanıyor.
Şarkının teması belli: Kadın gücü.
Hollywood’da, Cannes’da başlayan kadın gücü akımı yavaş yavaş da olsa bizim popüler kültüre de sirayet ediyor kısacası.
Devamını heyecanla takipteyiz.

Gece hayatındaki Tesla

En çok merak edilen otomobillerden biri olan Tesla’nın İstanbul gece hayatındaki tek sahibi sizce kim olabilir?
Popüler bir mekan sahibinin mi?
Yok, tam aksine değil.
Gece hayatındaki tek Tesla sahibi olan kişi DJ Ferhat Albayrak.
Elektronik müzik çalan kulüplerde ve hatta yurtdışındaki kimi mekanlarda sıkça ismini gördüğümüz Albayrak, sadece elektrikli olduğu için değil her şeyden hızlı ve otopilotu için seviyormuş arabasını.

Yazının devamı...

Aslıhan Doğan’ın kaza yeri raporu


Şimdiye kadar pilateste yaralanıp kaşına 18 dikiş atılan birini hiç duymamıştım.
Bu yüzden Arda Turan’ın eşi Aslıhan Doğan’ın başına gelen kazayla ilgili haberi ilgiyle okudum.
Kaza şu: Aslıhan Doğan pilates yaparken başına pilates aletinin demiri düşmüş ve yaralanmış.
Önce pilates aleti denilen “şüphelinin” ne olduğunu açalım.
Belli başlı dört tane pilates aleti var.
Onlar da cadillac, reformer, chair ve ladder barrel.
Cadillac hariç diğer üç şüpheliyi hemen eleyebiliriz.
Çünkü zaten onlarda başınıza düşecek bir demir parçası filan yok.
Geriye bir tek cadillac kalıyor. Evet, cadillac denilen alette yaylı demirler var.
Ama pilates eğitmeni cadillac’taki o yaylı demirleri kullanacaksa bizzat kendisi onları takıp söker.
Diyelim ki kaza bu esnada oldu.
O zaman da o yaylı demirin elden fırlayıp Aslıhan Hanım’ın başına büyük bir şiddetle çarpmış olmalı ki kaşı patlasın, 18 dikiş atılsın.
Ama bunun olması için de pilates eğitmeninin bunu bilerek yapması, hatta neredeyse demirle bizzat vurması gerekir.
Çünkü elden fırlamasını ya da bu tür şeyleri önlemek için tüm o demirlerin ekstra güvenlik mekanizması vardır.
Kısacası şüpheli cadillac da bu durumda beraat edebilir.
Başka sözüm yok Hakim Bey!

Ankara’nın zengin çocukları

Instagram’ın en popüler akımlarından biri de bu:
Aşırı lüks yaşamlarını göz önüne sermekten hoşlanan gençler.
Hangi şehirde yaşıyorlarsa o şehrin adıyla anılıyorlar.
Bakınız en son popüler olan da Rich Kids of Ankara.
Yani Ankara’nın zengin çocukları.
Şöyle bir fotoğraflara baktım ve “Amanın bunlar da ne” oldum.
Mesela hediye gibi paketlenmiş arabanın önünde poz vermiş kürklü kadın...
Mesela avucunun içine koyduğu üç farklı
lüks otomobil anahtarıyla poz veren adam...
Yok yok, bu zengin çocuklar istedikleri kadar aşırı lüks yaşamlarını Instagram’dan paylaşsın.
Ankara benim gözümde hâlâ o mütevazı ve kimsenin “ben var ya ben” diye bağırmadığı bir şehir olarak kalacak.

Şeyma’nın hızına yetişmek

Önceki gece Şeyma Subaşı’yla karşılaştım.
Her zamanki gibi dinamik ve heyecanlıydı.
Meğer New York’tan yeni inmiş (hiç öyle yorgun filan değildi), yarın da başka bir ülkeye uçacakmış.
Cidden Şeyma Subaşı’nın hızına ve enerjisine kimsenin yetişmesi mümkün değil.

Şehirde ‘taco’ dalgası

Nasıl bir dönem İstanbul’daki popüler mekanların menülerine peş peşe...
- Önce burrata peyniri
- Sonra kinoa
- Derken avokado girmeye başladı.
Şimdi de bir Meksika dalgası var.
Çünkü ünlü Meksika yemeği “taco”yu birçok mekanın menüsünde görmeye başladım.
Taco’yu kendimize göre yerlileştiriyoruz da tabii.
Mesela Teras Emirgan’daki kokoreç taco onlardan biri.

Yazının devamı...

‘Burunların selameti’ ve Orhan Baba

 

O deodorant markası bile onu kurtarmayabilir...

Şimdi dönelim herkesin diline düşen o reklam filmine.

TERS KÖŞE

Valla reklam ajansları ve markalar bu tarz ters köşe işlere bayılıyor.

Çünkü bu tip işler kısa sürede dile düşüyor.

Nitekim öyle de oldu.

YAKIŞMAMIŞ

Orhan Gencebay’ın o güzelim klasiğinin (“Batsın Bu Dünya”) giriş kısmını bir reklam filmi uğruna “Burunların selameti için” diyerek alabora etmesi onca yıllık karizmasına yakışmış mı yakışmamış mı?

Kişisel kanaat:

Yakışmamış!

KAMU YARARI

Ama olaya “kamu yararı” olarak bakar, karizmayı filan geri plana atarsak,
esprili ve pek yerinde bir iş olmuş.

KÜÇÜMSÜYOR MU

Hayli kamu spotu gibi duran reklam, yol yordam öğreterek aslında hedef kitlesini de küçümsüyor gibi.

Önce yıkanın, sonra deodorant sıkın deniliyor ya.

Kısacası terin üstüne sıkmayın, daha da kötü olur vurgusu yapılıyor.

NEREDEN NEREYE

Meral Özbek’in “Popüler Kültür ve Orhan Gencebay Arabeski” adında bir inceleme kitabı vardır.

O kitapta Orhan Gencebay arabeskinin “anlam haritası” çok güzel anlatılır.

 Gencebay’ın
şarkı sözlerinin toplumsal adaletsizlikleri dile getiren hümanist Anadolu halk kültürünün bir tamamlayıcısı olduğu belirtilir.

Önce kırsaldan kente göç eden sınıflarda karşılık/anlam bulduğu,
ANAP dönemiyle
ise yeni tüketici sınıfın da “utanmadan dinlediği” bir yeni zevke dönüştüğü ifade edilir.

Özellikle “Batsın Bu Dünya”nın.

Tabii bu 80’lerdeydi!

Şimdi yıl 2018 ve Orhan Gencebay da artık ununu elemiş, eleğini asmış, azıcık da kendi kendinin karikatürü olmuş bir “öğretici baba” rolünde.

Haliyle Orhan Gencebay arabeskinin zamanında sosyologlar tarafından incelenmiş “anlam haritası” da çoktan uçup gitmiş vaziyette.

DİDEM SOYDAN OYNASAYDI?

Bu ter meselesi her yaz, hatta kışın bile tartışılır.

Bakınız, geçtiğimiz kış Didem Soydan da metrodaki kötü kokudan dert yanmış, “Keşke deodorant kullanımı zorunlu hale gelse” demişti.

Böyle dediği için bazı takipçileri tarafından “elitist” olmakla suçlanmıştı.

Soydan da bu eleştirilere çat çat yanıtını vermişti.

Şimdi düşünün: Orhan Gencebay yerine Didem Soydan’ın bu
reklam filmi için seçildiğini...

Kim bilir neler olurdu?

Çağatay Ulusoy’un durumu

Çağatay Ulusoy’a verilen hapis cezasıyla beraber herkesin aklına ilk gelen şu soru oldu: “Başrolünde oynadığı Netflix projesi The Protector ne olacak?

Oysa bir şey olduğu yok.

Dizinin çekimleri sürüyor.

Hatta duyduğum o ki, 10 bölümlük dizinin ilk sezonu tamamlanmak üzere.

Ayrıca Çağatay’ın öyle hemen hapse girme durumu da yokmuş.

1.5 yıla yayılan bir itiraz süreci varmış.

Kısacası hiçbir şey kesin değilmiş.

 Mizahtaki acımasızlık dozu

Çağatay Ulusoy’a verilen hapis cezasından sonra Twitter’da yine acımasız mizah tweet’leri havada uçuştu. En fenası şuydu:

“Hayaller Netflix, hayatlar Metris.”

Mizahtaki acımasızlığın dozu bazen kaçıyor mu ne?

Yazının devamı...

Naavah’ın açılışından notlar

Diğer tüm davetliler gibi ilgi odağım Haliç üzerinden batmakta olan güneş.
Öyle nefis bir manzara ki, insan gözünü alamıyor.
Tüm davetliler yerine yerleştiğinde yemekler peş peşe gelmeye başlıyor.
Bu kez ilgi odağı yemekler:
Bademli, kerevizli, narlı karnabahar salatası, tahinli közlenmiş patlıcan, nohutlu labneli ahtapot...
Lübnan mutfağı ağırlıklı Naavah ilk kez Soho House West Hollywood’da açılmış.
Şimdi de İstanbul’da.
Naavah’ın açılışına gelen davetliler ise yelpazenin her renginden: Gurmesi, tasarımcısı, iş insanı, dergicisi, modacısı, yazarı çizeri...
Kulübün içinde ise ekstra bir yabancı yoğunluğu.
Hafta sonu yapılan “Sleepover” partisi için Fransa ve İngiltere’den gelenler dolayısıyla...
Naavah gecesinden geriye kalan ana damar ise şu:
Uzun süredir bu tarz davetlerde görmediğim kadar sakinlik ve neşe.
-Mış gibi yapmama ve bir umut ışığı saçma hali...

Burcu anın tadını çıkarabildi mi
Burcu Esmersoy ve Berk Suyabatmaz’ın New York’taki evlilik kareleri nefisti.
Hayli Sex and the City.
Burcu merakları giderdi, bir hayli fotoğraf da yükledi Instagram’ına.
Bir yandan Burcu’nun işi bu anlıyorum, ama fotoğraf yüklemekten anın tadını çıkarabildi mi acaba diye merak etmiyor da değilim. Hepimiz böyleyiz çünkü.
Ve eğer karşımızdaki kişi Instagram’ını o kadar aktif kullanmıyorsa dışardan görünen manzara aynen bu fotoğraftaki gibi oluyor.

Biri bekliyor, diğeri fotoğraf yüklüyor. 


Ergen
Serhat Akın hâlâ Hadise olayını kaşımaya devam ediyor.
Bu kez de Hadise’yle tanıştıkları gün çekilmiş eski bir fotoğrafı paylaşmış ve altına “Haksız mıyım?” yazmış. Gelen negatif yorumlar üzerine de fotoğrafı silmiş.
Çok ergen hareketler bunlar çok...


Karizma
Vedat Milor’un hafta sonu People hakkında yazdığı eleştiri yazısı güzeldi ama yazıyı okurken gözümün önüne sürekli oynadığı son reklam filminin kareleri geldi.
Yazıdaki karizmayla reklam filminin zoraki ‘tadı’ hiç uyuşmadığından...

Milletvekili karısı olmak nasıl bir şeydir
Safiye Soyman isteğini net bir şekilde dile getirmiş: Milletvekili karısı olmak istiyorum.
Olunca ne oluyor, onu bilemem.
Ama tüm kadınlar adına çok fena bir açıklama bu.
Okuyunca utandım.
Bir kadın kendini neden “birinin, bir gücün karısı” olarak tanımlamak ister?

Yazlık bir havadis
Misk ilk floral kafelerimizden biri.
Yani hem çiçekçi hem kafe.
Özellikle kahvaltısıyla epey popüler oldu.
Şimdi bu konsepti Alaçatı’ya taşıyorlarmış.
Yeni açılacak butik otel Gaia içinde haziran başında açılıyormuş yazlık Misk.

Yazının devamı...

Hadise yanıt vermese kimse farkına varmayacaktı

“Adamlıktan uzaksın” diyerek...
Bu haber genelde şöyle verildi:
Hadise’den ağır yanıt.
Hadise’den sert sözler.
Peki Serhat Akın’ın içinden “çirkindi, beğenmemiştim, Arap atı gibi açıldı” tanımlarının geçtiği seksist cümleleri nasıl bir başlıkla haber oldu? Genelde şöyle: “Serhat Akın’ın Hadise itirafı.”
Yani “Serhat Akın’dan Hadise’ye sert sözler” gibi bir başlık tabii ki kullanılmamıştı.
Çünkü Hadise iki gün sonra malum yanıtını yapıştırmasa aslında kimseler Serhat Akın’ın kurduğu cümlelerin rencide edici olduğunun çok farkına varmayacaktı.
Erkek dünyası böyledir aslında.
Her yaşta bitmeyen bir çocuksuluk ve o çocuksuluğun ardına gizlenmiş sonsuz bir “her haltı yerim ben” özgüveni.
Hadise’nin yanıtı o çılgın özgüveni derinden sarstı. O yüzden de “sert” bulundu ya.

O zaman da “delikanlı kadın” denilebilirdi

Peki Serhat Akın’ın sarf ettiği sözleri bir kadın söylemiş olsaydı ne olurdu?
Yani ünlü bir kadın bir erkek hakkında çıkıp, “Çirkindi, beğenmemiştim, Arap atı gibi sonradan açıldı, Allah beni kahretmesin” deseydi?
O zaman o kadına da “Çok dobra” denilebilirdi. Ya da “Ne delikanlı kadın, helal olsun!”

Kalben: Kötü bir aşk iyi bir aşka olan inancımı bitirmez

Hafta sonu Kanyon’da yedincisi yapılan Her Yerde Müzik festivalinde Kalben de sahne aldı. Kalben’le konser öncesi bir araya geldik, sohbet ettik.
Kalben’in şarkıları kadar, konuşurken kurduğu kitap gibi özenli cümlelerini de seviyorum.
Onunla konuşmak bu yüzden çok zevkli.
Cumartesi günkü sohbetimizde Kalben’e bir röportajında söylediği, “Hayat bu, hiçbir şey tam yolunda gitmez” sözlerini anımsatıp son aylarda başına gelenleri (aniden biten evliliği, eski menajerinin ona açtığı dava) nasıl göğüslediğini sordum. Şöyle yanıt verdi Kalben:
“Ne yazık ki bazı insanları tanıdıkça daha az seviyoruz.
Bazılarını ise tanıdıkça daha çok. Kimi insanlar ilk grupta oluyor.
Vaat ettiğimiz sözlerimiz oluyor, sözlerimizi tutamıyoruz.
Çok genç oluyoruz, bazı duyguların etkisinde kalıp daha kıymetli duyguları kaçırabiliyoruz. Ben o kıymetli duyguları kaçırmak istemiyorum.
Saygıya ve emeğe çok inanıyorum. Gerçekten aşka çok inanıyorum.
Bir insanı sömürmeye, kullanmaya ya da onun üzerinden bir yere varmaya değil.
O yüzden bundan sonraki hayatımda birlikte bir şeyler ortaya koyabileceğim, beni de düşünen, beni de öncelik olarak kabul eden, benim de mutluluğumu hesaba katan, sürekli ben ben demeyen insanlar olsun istiyorum. O yolda yürüyorum. Yani çok dert etmiyorum açıkçası.”
Bu yanıtından sonra şunu da sormam kaçınılmaz olmuştu Kalben’e:
“Yani aşka olan inancını hâlâ yitirmedin?”
“Yok, kötü bir aşk yüzünden iyi bir aşka olan inancımı nasıl kaybedebilirim ki Onur. Her aşk başında çok güzel. Ama biterken kötü. Tabii ki ilk başta seviyorsun, ama o zaman dünyayı başına yıkmamış
oluyor.”

Yazının devamı...

Sosyalist, lüks, motosikletli ve gizemli

MÜMKÜNSE ÜÇ ŞEHİR

Vietnam’ın sadece tek bir şehrine gidip dönmek olmaz.

Mümkünse şu üç şehrine gitmeli:

Ho Chi Minh (Saigon), Da Nang ve Hanoi.


DÖRT SAATLİK MOTOSİKLET TURU

Ho Chi Minh’de bir gece mutlaka motosiklet turu almalı. Zaten şehir bir motosiklet cenneti. Her yerden motosikletli fışkırıyor.

Tur da şöyle bir şey: Biniyorsun motosikletin arkasına. Seni en geniş ve şık bulvardan en dar ve bakımsız sokaklara kadar dört saat boyunca gezdiriyorlar.

Tur boyunca sık sık mola verip yemek yiyorsun tabii.

Esas mevzu biraz da bu: Normalde kendi başına keşfetmenin zor olduğu sokak arası lezzetlerinden tadıp mideyi bayram ettirmen.

Eğer Vietnam mutfağına ilgi duyuyorsan tabii.

BULMASI EN ZOR GİZLİ BAR

Ho Chi Minh’de bir gizli bar var, adı Snuffbox. Ama gerçekten çok gizli!

Salaş bir binanın içinden çıkıyorsun.

Bulana kadar da ortamın loş ve ıssız halinden dolayı hayli tırsıyorsun, “Nereye geldim ben?” diye.

Barın kapısını bulup da içine girdiğin anda ise başka bir dünyadasın! Snuffbox gördüğüm en orijinal gizli barlardan biriydi.

ÇOK TATLISIN HOİ AN!

Da Nang’ın şehir merkezinde bir şey yok. Buranın şahane yanı Da Nang’a yakın plajlar, My Son adlı tarihi bölge ve tabii aşırı tatlı Hoi An kasabası.

Hoi An’da yemek yiyip bir kahve içmek kadar keyifli şey yok.

HALONG’DA KALMASAN DA OLUR

Ve başkent Hanoi... Buranın alametifarikası şehre üç buçuk saat uzaklıktaki Halong Bay. Instagram sayesinde daha da meşhur olan Halong’u elbette gidip görmeli.

Ama Halong’daki teknelerde illa konaklamak gerekmiyor. Sabah erken kalk, üç buçuk saatlik yoldan sonra 3 bin civarı irili ufaklı adanın serpildiği gizemli Halong’dasın.

Hızlı bir tur alıp gece tekrar geri dönebilirsin.

NİNH BİNH KAÇMAZ!

Halong’dan daha çok etkilendiğim bir yer daha var:

Hanoi’ye iki saat mesafedeki Ninh Binh.

Her seyahat öncesi bilgisine danıştığım seyyah dostum Ayşe Yağcı Büyükpınar ve şirketi Jules Verne’deki ekibin “Mutlaka ama mutlaka” demesiyle uzun uzun yollar teptiğim Ninh Binh’de hem Van Long hem de Trang An nehir turu yapmalı.

O nehir turları nasıl mı? O da bir sonraki yazıda...

Sosyalist lüks

Vietnam’ın yönetim şekli sosyalist cumhuriyet.
Tek partiyle idare ediliyor, o da komünist parti tabii.
Ama onun dışında günlük hayat hiç de sosyalist değil, gayet kapitalist.
Sanki kağıt üzerinde bir sosyalist sistem var gibi.
En göze çarpan lüks örnek: Vietnam’ın iki büyük şehrinde birden (Ho Chi Minh ve Hanoi) Hermes mağazası var.
Sadece o değil, diğer tüm lüks markalar da mevcut. Prada’sı, Dior’u...
Lüks tüketime bir düşkünlük olduğu aşikâr.
Dahası, Vietnamlı bir gence sordum, “Bari sağlık ve eğitim ücretsiz mi?” diye.
Hayır, onlar da ücretsiz değilmiş.
Zaten 1986’dan sonra başlamış ülkedeki değişim.
Yabancı girişimcilere, markalara kapılar açılmış.
Şimdilerde ise hızla yükselen rezidanslarıyla filan bambaşka bir yöne doğru gidiyor Vietnam.

İki saat boyunca o bambu teknenin üzerinde

Van Long nehir turu için küçücük, bambudan yapılma bir tekneye biniyorsun.
Tekneleri genelde köylü kadınlar kullanıyor.
Benim bindiğim tekneyi de en az 80 yaşında olduğunu tahmin ettiğim bir tatlı nine kullandı. İki saate yakın kürek salladı, bana mısın demedi canım Vietnamlı ninem.
Öyle ki, bambu tekneye beraber bindiğim arkadaşımla şu muhabbeti yaptık:
“Ya nineye bir şey olursa ve nehrin üzerinde kalakalırsak?”
Şu detayı da atlamayayım: Nehir boyunca ilerlerken mağaraların içine giriyorsun.
Kiminin çıkış yolu var kiminin yok.
Turun şahaneliği şu: Sessizlik, sessizlik, sessizlik.
Sadece tuhaf bir melodiyle öten kuşların sesi var etrafta.

Unutmadan...


◊ HANGİ RESTORANLARA GİTMELİ
Ho Chi Minh bu konuda daha çeşitli.
Temple Club, Vietnam House, Refinery, Ly Club ve Tram’s Cookery yeme-içme listesine mutlaka dahil olmalı.

◊ HANGİ OTELLER GÖRMELİK / KALMALIK
Ho Chi Minh’de Park Hyatt Oteli konumu açısından en iyilerden biri. Ayrıca dış tasarımıyla dikkat çeken The Myst Dong Khoi Oteli de nefis.
Hanoi’de ise Sofitel Legend Metropole’ün ön kısmı tam bir şeyler içip atıştırmalık...

Bazı küçük notlar

◊ Vietnam vize istiyor. Sadece bizden değil, herkesten.
Vizeyi girişte alıyorsun ama gitmeden önce yerel bir acenteleri aracılığıyla vize başvurusunun yapılmış olması gerekiyor.
◊ Yeme içme ucuz.
◊ Ho Chi Minh trafiğinde neredeyse hiç araba yok.
Yer gök motosiklet.
Ülke çapında 30 milyon motosiklet kullanıcısı varmış.
◊ Amerikalılar sayesinde hepimizin Vietnam Savaşı diye bildiği o savaşa onlar Amerikan Savaşı diyor.
◊ Eski Saigon’a adı verilen Ho Chi Minh onların kurtarıcısı.
Kuzeyle güneyin birleştiricisi.
Yani bir bakıma onların Atatürk’ü.
◊ Vietnam’da Tayland gibi adım başı tapınağa rastlamıyorsun.
Tam aksine kilise görüyorsun.
Çünkü Budist kadar Hıristiyan sayısı da hayli çokmuş ülkede.

Yazının devamı...

Derin’in partisinde neler oldu


Peki partide neler olup bitti? Buyurunuz notlara...
◊ Partiye gittiğimde kalabalık Soho’nun bahçesine taşmıştı. Bahçede ilk önce Şebnem-Celal Çapa çiftiyle karşılaştım ve tabii onlarla bol bol seyahat konuştuk.
Onların yaptığı seyahatleri takip etmeye bayılıyorum.
Hele yılbaşında yaptıkları Avustralya seyahati gerçekten şahaneydi.
◊ Bahçeden sonra aşağıya, balo salonuna inildi ve Derin’in yeni koleksiyon partisi orada devam etti.
◊ Sahnede Zeynep Bastık vardı. Gece hayatının deneyimli solistlerinden.
Zeynep o gece yırtmaçlı elbisesi ve performansıyla göz kamaştırdı.
◊ Selhan Aloğlu ve arkadaşları en çok eğlenenler arasındaydı.
◊ Derin yakında marka için erkek koleksiyonu da yapacakmış. Onu müjdeledi.
◊ Elif Boyner ve sevgilisi Fırat Özgöçer gecenin en cool çiftlerinden biriydi.

Şehir atlası

◊ HAFTA SONUNA ÖZEL...
Lucca sadece bu hafta sonuna özel, içinde sadece taco’ların olduğu ‘pop-up’ bir menü hazırlamış.
Maslak’taki Taco Department’la beraber hazırlanan menüden favorimi söyleyeyim: Crunchy Tex-Mex Taco.

◊ ZORLU’DA BİR POP-UP... Bir pop-up, yani geçici süreliğine yapılan bir iş daha. Nişantaşı’nda yeri bulunan meşhur marka RB Living Zorlu Center’da bir aylığına pop-up mağaza açmış.

◊ DÜNYA DÜZ MÜ? Valla İstanbul’da irili ufaklı o kadar çok etkinlik var ki... Artık olay şuna dönüştü: Eğer mahallene yakın bir yerde ise yapılan aktiviteye katılıyorsun. Yoksa çok zor...
Bakınız bomontiada’da başlayan ve bu hafta sonu da sürecek olan “A Corner in the World” festivali. Uluslararası sahne sanatları diye tanımlanan ve bu yılki teması “Dünya düz?” olan festivalde meraklısına çeşit çeşit performans var.

◊ KORÇAN’IN KONUŞMASI...
Tasarım Tomtom Sokakta etkinliği, kurucularından Bahar Korçan’ın şu anlamlı konuşmasıyla açıldı: “Kendi alanımızı yaratmazsak nefes alamayacağız. O yüzden hepimiz çok önemliyiz. Birlikte olduğumuz için...”

Yazının devamı...

Bülent Hanım’ın hakkını yemişiz

Meğer kendisi yıllardır o abartılı/şaşaalı kostümleriyle kendi çapında Met Gala yapıp duruyormuş. Biz anlamamışız.
Bakınız Met Gala’dan önümüze saçılan Rihanna, Jennifer Lopez kostümlerine...
Bu vesileyle Bülent Hanım’ın abartılı hallerine lütfen saygı sevgi yollayalım...

Ne saçma

Önceki gece MGD Ödül Töreni’ne uğradım.
Baktım ortalıkta görünen ünlü pek az.
Meğer çoğu törenin yapıldığı otelin odalarında bekliyormuş.
Tören başlamasına saniyeler kala aşağıdaki salona ineceklermiş.
Ne saçma bir düzen bu.
Sanki salondaki davetliler cüzzamlı.
Ünlüler de onlardan hastalık kapmak istemiyormuş gibi...

Perde yok kumanda var

Geçen hafta Vietnam’ın başkenti Hanoi’den dönerken Boeing 787 Dreamliner’a denk geldim.
Qatar Havayolları’na ait uçağın tabii ki motor gücü şusu busu filan değil, iç tasarımındaki oyuncaklı hali ilgimi çekti.
En tatlı misal: Pencerelerde perde yok!
Dışarıdan gelen aydınlığı istemiyorsan pencerenin hemen altındaki kumanda ile camları koyu yapabiliyorsun. Üstelik koyuluğun derecesini kendin ayarlayabiliyorsun.

Böyle iletişim kurulmaz ki

Şu sosyal hayatta en üzüldüğüm şey laf olsun diye kurulan cümleler, harcanan kelimeler.
Oysa iletişim böyle kurulmaz ki.
Sırf iletişim kurmak adına kelime tüketmek tam aksine daha da kötü oluyor.
Misal: Geçtiğimiz günlerde işi iletişim olan biri beni gördü ve dakika bir gol bir, “Yorgun musun?” dedi.
“Yoo” dedim, “Nereden çıktı yahu?”
Hemen itiraf etti: “Kendim yorgun olduğum için böyle dedim galiba.”
Yansıma yapıyor yani.
O yorgunsa herkes yorgun!
Bir de pek az tanıdığın birine gidip “Yorgun musun” demek de absürt.
Yakın arkadaşım söylese anlarım.
İletişimciler bile bilmiyorsa konuşmayı. Yanmışız.

Yeni nesil hayranlar dedektif gibi

Selena Gomez’in bir hayranı, şarkıcının Spotify’da dinlediği şarkıları takip etmiş.
Meğer kızımız sürekli Tarkan şarkılarını dinliyormuş.
“Kuzu Kuzu”, “Ölürüm Sana”, “Kış Güneşi” filan...
Bu yeni nesil hayranlar gerçekten çok azimli.
Dedektif gibiler.
İşleri güçleri yok, çılgın gibi hayran oldukları ünlünün sosyal medya izini sürüyorlar.
En anlamadığım modern çaba da bu.

Şehir Atlası

◊ YENİ...
Duble Meze ilk açıldığında ortalıkta pek modern meyhane yoktu. Zaman içinde bu konsept gelişti, serpildi, şehrin her yerine yayıldı. Haliyle Tepebaşı’ndaki Duble Meze de öncülük ettiği bu popüler dalganın verdiği güçle ikinci şubesini açmış. Karaköy’de, eskiden Ferahfeza’nın olduğu yere...
◊ ETKİNLİK...
Yılın ilk Tasarım Tomtom Sokakta etkinliği dün başladı.
Bugün ve hafta sonu da tam gaz sürecek. Peki kısa adıyla TTS ne vaat ediyor?
Çok basit: Sanat, tasarım, müzik ve alışveriş.
Bu sefer etkinliğin teması “Oyun”
Tüm etkinlikler buna göre kurgulanmış, meraktayım.
100 tasarımcı ve 50 sanatçının katılacağı yeni TTS’de benim favori alanlarım Tomtom Kırmızı ve Tomtom Gardens. Kaçırmayın derim...

Yazının devamı...