GÜNDEM
SPORARENA
YAZARLAR
EKONOMİ

Uygulamada okumaya devam et.

İsrail’in yeni talebi

İsrail İstihbarat Bakanı Israel Katz, Washington’un İsrail’in Golan Tepeleri’nde egemenliğini tanıması için pazarlık yaptıklarını, birkaç ay içinde sonuç alınabileceğini açıkladı.

50 YILLIK MESELE

GOLAN aslında İsrail ve Suriye arasında 50 yılı aşan bir sorun. Ortadoğu’daki birçok savaşın, krizin olduğu gibi İsrail’in Golan işgalinin kökeninde de su kavgası yatıyor.

Eski İsrail Başbakanı Ariel Şaron, biyografisinde 1967’deki Altı Gün Savaşı’nı anlatırken aslında Suriye ile savaşın iki yıl önce Şam yönetiminin Ürdün Nehri’nin iki yan kolundan su taşımak için kanal inşaatına başlamasıyla tetiklendiğini anlatmıştı.

Şaron, Suriye ile sınır sorunları yaşadıklarını, ancak Şam’ın suyun yolunu değiştirme girişiminin kendileri için ‘ölüm, kalım meselesi olduğunu’ kaydetmişti. Lübnan, Ürdün, Suriye ve İsrail arasında kalan 1200 km2’lik platoyu ele geçiren İsrail, böylece su ihtiyacının önemli bir bölümünü garantilemişti.

Anlaşılan bu yaklaşım devam ediyor.

CELİLE GÖLÜ ÖNEMLİ

1973 yılında Hafız Esad rejimi Golan’ı geri almayı denemiş, İsrail 510 km2’lık bir alanı daha ele geçirmiş, bir yıl sonra bu ekstra topraktan geri çekilirken arada bir tampon bölge oluşturulmasına karar verilmişti.

İsrail’in Golan’a yönelik müdahalesinde 150 binden fazla Suriyeli göç etmek zorunda kalmıştı. Hali hazırda bölgede 18 bin Suriyeli Dürzi ile yaklaşık 20 bin kadar Yahudi yerleşimci yaşıyor. Bölge halkı daha çok tarım ve turizmle uğraşırken İsrail buradaki hakimiyeti sayesinde Golan akarsularıyla beslenen Celile (Taberiye) gölünü de kontrol altında tutuyor. Günümüzde İsrail’in su ihtiyacının yüzde 40’ının bu gölden karşılandığı söyleniyor.

1981 yılında İsrail, Golan’ı ilhak ettiğini açıklamış, ancak bu adımı uluslararası toplum tarafından kabul görmemişti. Daha sonra Suriye ile İsrail barış yapmanın yolunu aramış, ancak su meselesi yüzünden görüşmelerde ilerleme sağlanamamıştı. Suriye, İsrail’den 1967 öncesine dönmesini isterken İsrail de Celile Gölü’nden hak istemişti.

SURİYE İÇ SAVAŞI

ŞİMDİ İsrail, ABD’nin Golan’daki fiili durumu kabul ederek kendilerine meşruiyet kazandırmasını istiyor. Ve güvenliği gerekçe gösteriyorlar. Reuters ajansına konuşan İsrail Enerji Bakanı Israel Katz, “Bu adımı atmak için mükemmel zaman” diyor, bu sayede İran’a ABD başkanlık açıklamasıyla ‘acı verici bir yanıt’ verileceğini savunuyor.

Ayrıca bu hamleyle Filistinlilere de ‘İsrail ile barış yapmalarının kendileri için iyi olacağı’ mesajı verileceğini ima ediyor.

Öte yandan Suriye Devlet Başkanı Esad’ın İran’ın piyonu olup olmadığını gösterme fırsatı bulacağını da iddia ediyor. Likud Partili Bakan çok iddialı. Birkaç ay içinde ABD’den bir yanıt alınabileceği inancında.

İsrail, bu dağlık araziyi, bölgede askeri hakimiyet kurma açısından da önemli görüyor. Nitekim Suriye’deki İran destekli milisler ile karşılıklı saldırılar son dönemde burada tansiyonu yükseltmiş durumda. İsrail daha önce de Suriye’nin Golan’a sınır bölgelerinde İran askeri üslerine izin vermeyeceğini açıklamıştı.

ABD NE YAPAR

İSRAİL belli ki, Golan’da egemenlik için Washington nezdinde çabalarını sürdürüyor. Nitekim ABD Kongresi’nde de İsrail’in bu hamlesini destekleyen girişimler olduğu anlaşılıyor. Tepki çekme pahasına İsrail’in Kudüs talebini yerine getiren, İran ile nükleer anlaşmadan geri çekilen Trump yönetimi, Golan’da da aynı adımı atar mı?

ABD yönetimi, her ne kadar sembolik de olsa böyle bir adıma destek vermeyi seçebilir. Ancak bu tek taraflı girişim, bölgeyi yeni bir gerilimle daha karşı karşıya bırakacaktır.

Yazının devamı...

Kudüs kararı ne anlama geliyor

Müttefiklerin itirazlarına rağmen atılan bu adımlar ise bölgede var olan sorunların alevlenerek devamı, barışın ötelenmesi ve yeni sorunların ortaya çıkma riskini arttırıyor.

KRİZ PATLAMASI

EN başta Ortadoğu’nun en önemli sorunu olarak İsrail-Filistin barışının bir türlü sağlanamaması vardı.

Şimdi ise Ortadoğu’nun neresine baksanız bir kriz ya da savaş... Suriye’de 2011’den beri süren içsavaş. Terör örgütü DEAŞ’a karşı ilan edilen zafere rağmen hâlâ istikrara ulaşamamamış bir Irak. Suudi Arabistan’ın başını çektiği koalisyonun Yemen’de İran destekli Husilere yönelik askeri müdahalesi.

İran liderliğindeki Şii eksen ile Suudi Arabistan merkezli Sünni ekseni arasındaki gerilim... İran ile yakın ilişki içinde olduğu gerekçesiyle Suudi Arabistan, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn tarafından ambargo uygulanan Katar. Ve tüm bu sorunların birbirine girmiş alt başlıkları.

TRUMP’IN FORMATI

BARACK Obama döneminde İsrail Başbakanı Netanyahu, Filistin topraklarına inşa edilen yasadışı Yahudi yerleşimleri nedeniyle Washington nezdinde itibar kaybetmişti. Yine Obama zamanında İran lehine gelişmeler yaşanırken bu adımlar Suudilerle de ilişkileri germişti.

Ancak Trump’ın seçilmesiyle birlikte ABD Yönetimi, eski ayarlarına geri döndü.İsrail ve Sünni eksen lehine adımlar atılırken İran ile ilişkiler gerildi.

İran’a yeni yaptırımların getirilmesinin akabinde en ciddi adım Kudüs’te yaşandı. Şimdiye kadar Kudüs’ün nihai statüsünün iki devletli bir çözüm sağlayacak barış anlaşmasıyla belirlenmesi öngörülüyordu.

Ve Trump yönetiminin Kudüs çarkının ilk bedelini de Gazze Şeridi’nde durumu protesto etmek için İsrail’in güvenlik çitine yürüyen ve İsrail’in ateşi altında can veren Filistinliler ödedi. İsrail, Hamas’ı suçlasa da yürüyenler silahsız Filistinlilerdi.

BARIŞA ÖTELEME

TRUMP’ın Ortadoğu’da attığı adımlar, aslında birçok da yeni krize gebe...

ABD basınına göre eski bir ABD Dışişleri Bakanlığı ve Pentagon yetkilisi olan Ilan Goldenberg, “Geleneksel olarak biz Ortadoğu’da itfaiyeci rolü oynamaya çalıştık. Şimdi ise kundakçı rolü oynuyoruz” diyor.

Trump’ın damadı ve danışmanı Jared Kushner, büyükelçilik açılışında Filistin-İsrail barışını destekleyeceklerini söylese de Filistin yönetimi Washington ile işbirliği yapar mı?

Nitekim Filistin müzakerecisi Saeb Erekat net yanıt veriyor. “Onlarla masaya oturmayız. Onlar problemin büyük bir parçası oldu, çözümün değil. Trump yönetimi en büyük sorundur.”

Bu da çoktan beri zaten rafta olan Filistin barışının uzun süre daha rafta kalacağı, zaten barışa inanmayan taraflara da güçlü gerekçeler sağlayacağı anlamına geliyor.

IRAK’A DİKKAT

ÖTE yandan İran’a getirilen yeni yaptırımlar... Tahran, artık ABD’yi pazarlık için güvenilir bir ortak olarak görmeyeceğini söylüyor. Anlaşmaya sadık kalmak isteyen Avrupa Birliği, daha kapsamlı bir anlaşmayı gündeme getirmek isterken İran’da özellikle de muhafazakârlarda tepkiler had safhada.

Irak’ta da ilginç gelişmeler oluyor. Geçen haftaki seçimlerden ne ABD’nin umut bağladığı Haydar el İbadi’nin ittifakı ne de İran’ın desteklediği Hadi el-Ameri’nin koalisyonu galip çıktı. Seçimlerde ABD’nin 2003’te Irak’ı işgal etmesinin ardından Mehdi Ordusu ile saldırıya geçen Muktada el Sadr birinci geldi.

Molla bir aileden gelmesine rağmen komünist ve laiklerle seçime ortak katılan Sadr’ın iktidara gelmesini engellemek için İran manevralara başlamış görünüyor. Bu da Kudüs’ten sonra yeni güç çekişmesinin Irak’a kayabileceği anlamına geliyor.

Suriye ve Yemen’deki savaşlar da her an farklı gerilimler tetikleyebilir.

 

Yazının devamı...

Yeni savaş riski

Önceki gece İran, İsrail, Suriye ekseninde tırmanan gerilim Trump’ın kulak asmadığı tüm bu uyarıları akla getirdi.

ABD’nin yeni bir alternatif sunulmadan 2015 tarihli İran nükleer anlaşmasından çekilmesi, savaş yorgunu Ortadoğu’yu yeni bir çatışma riskiyle karşı karşıya bıraktı.

BEKLENEN KRİZ
ASLINDA geçen ay İsrail’in Suriye’deki askeri hedeflerini vurması, İran vatandaşlarının da hayatını kaybetmesi üzerine Tahran’ın tepkisinin ne olacağı tartışma konusu olmuştu. Bu nedenle İsrail, özellikle de Suriye’ye yakın bölgelerde, işgal altında tuttuğu Golan Tepeleri’nde alarma geçmiş, hava savunma sistemlerini güçlendirmiş, sığınakların açılması talimatını vermişti.

Trump’ın salı akşamı İran ile nükleer anlaşmadan çekildiğini ilan etmesi ve yaptırımlar için düğmeye basmasından saatler sonra İsrail, yine Suriye’deki hedefleri vurmuştu.

Ve İsrail’in iddiasına göre İran, önceki gece ilk kez Suriye üzerinden doğrudan İsrail’i hedef aldı. Sonrasında da İsrail’in 28 uçak ve 70 füzeyle gerçekleştirdiği belirtilen Suriye’de İran’a ait olduğunu iddia ettiği hedeflere yönelik saldırısı geldi.

ŞİMDİ NE OLACAK
SURİYE savaşının başladığı 2011’den beri İsrail ile İran arasındaki en gerilimli gecenin ardından krizin nasıl evrilebileceği merak konusu oldu. İsrail’in şimdiye kadar kendine tehdit gördüğü Suriye’deki hedeflere onlarca hava ve füze saldırısı düzenlediği, ancak bunları itiraf etmediği biliniyor.

Binyamin Netanyahu yönetimi, Hizbullah gibi İran’ın vekil savaşçıları aracılığıyla Irak, Suriye ve Lübnan üzerinden Akdeniz’e ulaşacak bir koridor açıp kendilerine yönelik daha büyük bir tehdide dönüşmesinden kaygılı.

İsrail, her ne kadar füze restleşmesinin ardından gerilimi düşürücü mesajlar verse de savaşın tahmin edilmeyen gelişmelerinin krizi her an kontrolden çıkarma riski bulunuyor.

REJİM DEĞİŞİKLİĞİ Mİ
ABD Başkanı Trump’ın ‘felaket’ olarak nitelediği 2015 tarihli anlaşmadan çekildiğini açıklaması İran’ı yeniden ekonomik ambargo tehdidiyle karşı karşıya bıraktı.

Trump’ın bu adımı İran’ı hem siyasi hem de toplumsal açıdan ayrıştırdı. Rejim karşıtları kararı memnuniyetle karşılarken rejim de kendi içinde bölündü. Muhafazakâr kanat, anlaşmadan çıkılması için baskıyı arttırırken reform yanlıları önce anlaşmanın diğer tarafları Almanya, Fransa, İngiltere, Çin ve Rusya ile görüşmek, bir teklifleri varsa görmek istiyor. Pazartesi günü Alman, Fransız ve İngiliz dışişleri bakanları, Brüksel’de İranlı temsilcilerle bir araya gelecek.

Ambargonun hafifletilmesinin ardından çok sayıda şirketleri İran ile iş ilişkisine girdiğinden Avrupa ülkelerinin yaptırımlardan zarar görmesi muhtemel. Şimdi Avrupa ülkeleri, İran’ı anlaşmanın içinde tutarak daha geniş kapsamlı bir uzlaşmaya ikna edip Washington’ın da olurunu almayı umuyor.

Avrupa’nın bu çabası tutar mı?

İran verdiği sözden cayan bir ABD ile tekrar masaya oturmak ister mi?

Bir de ABD yönetimine yakın bazı isimlerin İran’da ‘rejim değişikliği’nden söz ettiğini not etmekte de fayda var.

ABD Başkanı Trump’ın avukatlarından Rudy Giuliani’nin geçtiğimiz günlerde İranlı muhaliflerle bir araya geldiği bir toplantıda Trump’ı kastederek söylediği “Rejim değişikliğine bağlı bir başkanımız var” sözleri dikkat çekti.

Her ne kadar ABD Dışişleri Bakanlığı sonrasında ‘Giuliani kendi adına konuşuyor’ dese de Trump yönetimindeki şahinlerin sayısı artarken bu konu da bir yandan tartışılmaya devam edeceğe benziyor.

Yazının devamı...

Macron’un niyeti ne?

Başkan Trump’ın ‘Önce Amerika’ inadıyla ABD’yi kendi kabukları içine çekmeye çalıştığı bir dönemde Macron’un bu ziyaretinin ne anlama geldiği, etkili olup olmadığı önümüzdeki dönemde kendini gösterecek. Ancak Trump ile Macron’un samimi görüntülerinin ardında ciddi bir güç çekişmesinin yaşandığını da söylemek mümkün.

FRANSA’YA YENİ ROL
FRANSA’da Sosyalist Parti’den siyasete atılan, kurduğu ‘En Marche’ (Yürüyüş) hareketinin desteğiyle geçen yıl bağımsız aday olarak Cumhurbaşkanı seçilen Emmanuel Macron (40), göreve geldiğinden bu yana Fransa hükümetine, dünya siyasetinde bir önceki yönetime göre daha etkin bir rol biçme çabası içinde. Washington seferi de Fransa’daki demiryolu, havayolları grevleri, öğrenci eylemleri yüzünden Macron’un halk desteğinde ciddi bir erime yaşandığı bir döneme denk geldi.

Geleneksel olarak ABD’nin Avrupa’daki bir numaralı müttefiki İngiltere’dir. Ancak İngiltere’nin AB’den ayrılma süreci olan Brexit nedeniyle içe döndüğü, Almanya Başbakanı Angela Merkel’in de Trump ile kimyasının pek tutmadığı bir dönemde belli ki, Fransa lideri Avrupa adına bir adım öne çıktı.

Macron’un iki önemli başlığı vardı; biri İran ile yapılan 2015 tarihli nükleer anlaşmanın devam etmesi, diğeri ise Suriye’de ABD ile işbirliğinin sürmesiydi. Macron’un bir süredir ABD’nin çekilmeyi değerlendirdiği Suriye’de aktif olarak yer almaya çalıştığı dikkatlerden kaçmıyor.

MACRON’UN KEPEĞİ
MACRON’un elini tutan, sırtını sıvazlayan, hatta yakasındaki kepeği alıp ‘Onu mükemmel yapmalıyız, o mükemmel biri’ diyen Trump, tüm bu jestleriyle kontrolün kendisinde olduğu mesajı veriyordu. Nitekim Macron, gezinin üçüncü gününde ABD Kongresi’ne hitap ettiğinde aslında anlaşmazlık noktalarının uzlaşma noktalarından daha fazla olduğunu ortaya koydu.

Trump’ın ‘Önce Amerika’ politikasını eleştiren konuk Cumhurbaşkanı, “ABD, (uluslararası siyasette) çok taraflılığı icat edendir. Şimdi bunu korumaya ve geliştirmeye yardım etmek zorunda olan da sizsiniz...” dedi. Fransa Cumhurbaşkanı, ABD Başkanı’nın uluslararası ticari anlaşmalara muhalefet etmesini ‘ileriyi göremeyen’ bir davranış olarak niteledi, Washington’ın Paris İklim Anlaşması’ndan çekilmesini eleştirdi.

TRUMP NE KARAR VERECEK
MACRON, daha sonraki basın toplantısında Trump’ı İran anlaşmasına bağlı kalma konusunda ikna edememiş olabileceğini de kaydetti.

Başkan Trump, ‘berbat’ diye nitelediği 2015 yılında İran’ın nükleer silah elde etmesinin engellenmesi için yapılan anlaşmanın iptalinden yana. Bu nedenle de müttefiklerine 12 Mayıs’a kadar süre vermiş durumda. Öncesinde anlaşmanın diğer taraflarından olan İngiltere, Almanya ve Fransa; Trump’ı bu anlaşmaya sadık kalmaya teşvik edecek formüller geliştirmeye çalışıyor.

BUGÜN MERKEL GİDİYOR
FRANSA liderinden sonra bugün Almanya Başbakanı Merkel, 24 saatten az sürecek bir ziyaret için Washington’a gidiyor. Merkel-Trump görüşmesinin gergin geçebileceği beklentisi hakim.

Trump, Almanya’dan NATO ülkesi olarak askeri harcamalarını yüzde 2 seviyesine yükseltmesini istiyor, Berlin ise henüz bu hedefe ulaşmış değil. Washington’da rahatsızlık yaratan bir diğer husus ise Almanya’nın Baltık Denizi’nden geçecek Kuzey Akım 2 boru hattıyla Rusya’dan direkt doğalgaz alacak olması. ABD, bu boru hattının Avrupa’nın enerji güvenliğini tehdit edeceğini savunuyor.

Merkel’in gündeminde ise transatlantik ticaret savaşı ve İran ile ilgili dosyalar üst sırada. Geçen ay Trump, iç üretime darbe vurarak ABD’nin olası savaş hazırlığına zarar verdiği gerekçesiyle ithal çeliğe yüzde 25, alüminyuma yüzde 10 gümrük vergisi getirileceğini açıklamıştı. İşte Merkel bu iki konuda Trump’ı ikna etmeye çalışacak. Özellikle İran meselesi kritik.

Eğer Trump yönetimi, İran anlaşmanın kurallarına uymaya devam ederken bu sözleşmeyi iptal eder, üstüne Tahran’a yeni de yaptırımlar getirirse Ortadoğu’nun omuzlarına yeni bir kriz daha yüklenmiş olacak.

Yazının devamı...

İran, İsrail’e misilleme yapacak mı

İran’ın geçen hafta Suriye’de Humus kenti yakınlarındaki Tiyas (T4) askeri üssüne düzenlenen füze saldırısında 7 vatandaşının hayatını kaybetmesi üzerine İsrail’e yönelik misillemede bulunabileceği konuşuluyor.

Tahran ve İsrail’den gelen açıklamalar, gerilimin daha da artabileceğine işaret ediyor.

KRİZ NASIL TIRMANDI

ASLINDA İran’ın Irak ve Lübnan’dan sonra Suriye’de de artan nüfuzundan rahatsız olan İsrail ile Tahran arasındaki tansiyon son birkaç aydır dikkat çekici bir şekilde yükseliyor. İsrail’in Suriye’de iç savaş devam ederken kendisi için tehdit gördüğü hedefleri imha etmek için saldırı düzenlediği, ancak bunları hiçbir zaman resmen kabul etmediği biliniyor.

Şubat ayı başında İsrail, İran’a ait bir İHA’yı düşürüp İran hedeflerini vurmuş, Suriye hava savunma sistemleri devreye girerek İsrail’e ait bir F-16’sını düşürmüştü.

İşte Tiyas hava üssüne düzenlenen saldırı, bu gelişmelerin ardından geldi. Ve operasyonun ardında yine İsrail’in olduğu iddia edildi.

Tiyas saldırısında İran’ın can kaybına uğramasının ardından Tahran’dan İsrail’e yönelik tonun daha da sertleşmesi dikkat çekti.

KARŞILIKLI TEHDİTLER

İRAN dini liderinin başdanışmanı Ali Ekber Velayeti, ‘saldırının yanıtsız kalmayacağı’ konusunda uyardı.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Bahram Kasemi, İran’ın ‘eninde sonunda yanıt vereceğini’ söyledi. Önceki gün ise İran dini lideri Ayetullah Ali Hamaney, Twitter’dan İsrail’in adını vermeden ‘düşmana karşı saldırı planı yapılması’ çağrısında bulundu.

İşte bu sözler İsrail’i alarma geçirmişe benziyor. ABD medyasına göre İsrail F-15’lerini gelecek ay ABD’nin Alaska eyaletinde yapılması planlanan “Kırmızı Bayrak” tatbikatına yollamama kararı aldı, bunda İran’ın muhtemel misillemesinin etkisi olduğu belirtiliyor.

İsrail’in füze saldırılarına karşı Demir Kubbe hava savunma sistemi, Patriot ve Arrow 2 hava savunma füzeleri bulunuyor. Olası bir saldırıda bunların devreye girmesi bekleniyor.

KONTROLDEN ÇIKARSA

İSRAİL 70’nci yıl kutlamalarına İran tehditleri altında başlarken İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu da ülkelerini herhangi bir saldırıya karşı korumaya hazır olduklarını söyledi. Netanyahu, “Eğer kendimizi savunmak durumunda kalırsak, zorluğu göğüslemeye ve İsrail’in zaferini garantilemeye hazırız” açıklamasında bulundu.

Tüm bu karşılıklı tehditler devam ederken misillemenin nasıl olacağına dair fikir yürütülüyor. İran’ın Suriye, Lübnan ya da kendi topraklarından saldırı düzenleyebileceği yorumları var. İran’ın Filistin üzerinden bir eylemde de bulunabileceği konuşulan iddialar arasında.

Ancak olası bir misillemenin iki ülkeyi karşı karşıya bırakıp zaten cadı kazanı gibi olan bölgeyi daha da karıştırması mümkün. İsrail’e yönelik sert bir askeri yanıt İran ile ABD yönetimini de karşı karşıya getirebilir.

Trump yönetiminin Obama yönetimine göre İsrail’e daha yakın olduğu, 2015’te Tahran ile yapılan nükleer anlaşmanın iptal edilmesini istediği biliniyor.

Nitekim ABD Başkanı Trump, önceki gün attığı tweet’le İsraillileri bağımsızlık günleri dolayısıyla kutlayarak “Hiçbir yerde onlardan daha iyi dostumuz yok” dedi. Trump, gelecek ay İsrail Büyükelçiliği’nin Kudüs’e taşınacağını da bir kez daha teyit etti.

Herhalükârda İsrail ile İran arasında süren gerilimin kontrolden çıkması bölgedeki diğer krizleri ve ülkeleri de etkileme potansiyeline sahip olacaktır.

Yazının devamı...

Suriye krizi

Geçen cumartesi günü Esad rejiminin ele geçirmeye çalıştığı Doğu Guta’nın Duma kentinde kimyasal silah saldırısı düzenlediği iddiaları ve ABD’den gelen operasyon tehditleriyle birlikte Soğuk Savaş sonrasında küresel savaş riski en yüksek seviyeye ulaştı.

ENKAZ ÜLKE

2011 yılının başında birkaç gencin Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad aleyhinde grafitiler yazmasıyla başlayan isyanın kısa sürede Suriye’yi bir yangın yerine çevirmesinden bu yana yedi yıl geçti. Artık kimse Suriye’de gerçek can kaybının ne kadar olduğunu bilmiyor. Ancak 500 bini bulduğuna dair varsayımlar söz konusu.

Kimi füzelerin kurbanı oldu. Kimi pazar yerine atılan varil bombalarıyla paramparça oldu. Kimi ise bombaların yıktığı binaların altında kurtarılmayı beklerken son nefesini verdi. Esad rejimi ile muhaliflerin savaşında Halep yerle bir oldu. Keza ABD’nin terör örgütü DEAŞ’tan almak için bombaladığı Rakka. Dün Şam rejiminin ele geçirdiğini ilan ettiği Doğu Guta da şimdi devasa bir enkaz...

KİMYASAL ÖLÜM

KOCA bir ülke mahvolurken dünya akan kana çare olmadı. Suriye’de Esad’ın savaşı şubat ayı başından bu yana Şam’ın doğusunda muhalif grupların kontrolündeki Doğu Guta’ya yoğunlaşmıştı. Rusya’nın ve İran’ın desteğiyle de Esad güçleri ilerlerken son olarak Duma kentinde muhaliflerin direnişi sürüyordu ki, geçen cumartesi günkü saldırı geldi.

İnsanlar bodrumlarda saldırı dalgasının geçmesini beklerken kimyasal silah saldırısına benzer semptomlar yaşanmaya başladı. Gözlerde yanma, solunum zorluğu, ağız ve burundan beyaz köpük gelmesi gibi... Kimi kaynaklar can kaybını 80 olarak verdi.

FÜZE KAVGASI

SAVAŞTA insanlar bombalardan ölebilirdi. Ama ‘kimyasal silah’ kırmızı çizgiydi. Nitekim ABD Başkanı Trump da bu kurala uygun olarak Beşar Esad’ı suçlayarak ‘Büyük bir bedel ödeyecek’ diye tweet attı. Önceki günkü tweetlerinde Esad’a arka çıkmakla suçladığı Rusya’yı doğrudan hedef alarak ‘füzeler geliyor’ diyerek silahları ‘yeni ve akıllı’ diye de övdü.

Moskova’ya meydan okuyordu. Mart ayı başında Rusya lideri Vladimir Putin, parlamentoya yönelik ‘ülkenin durumu’ konuşmasında, Rusya’nın yeni nükleer ve stratejik silahlar geliştirdiğini söylemiş ve bunların ‘yenilmesi mümkün’ olmayan silahlar olduğunu iddia etmişti.

TANSİYON DÜŞER Mİ

TRUMP dün de güne Suriye tweet’i atarak başladı. Bu kez ‘Suriye’ye saldırı çok yakında da olabilir hiç o kadar yakın da olmayabilir’ diyordu. ABD medyasına yansıyan haberlere göre ABD yönetimi Suriye’ye yönelik olası seçenekleri değerlendiriyor.

Henüz saldırının Esad rejiminin işi olduğu kesinleşmiş değil.

Kısa süreli bir misilleme mi olsun, daha geniş çaplı bir operasyon mu? Ya da askeri olmayan önlemler mi?

Büyük ve uzun bir operasyon, harekâtta yanlışlıkla bir Rus askeri ya da İran askerinin ölmesi dünyayı daha büyük bir krizin içine sürükleyebilir. Bu istenmeyen senaryo Türkiye için de Avrupa için de riski daha büyütebilir.

TRUMP’IN İŞİ ZOR

SURİYE’de krizi takip ederken şunu da akılda tutmak gerekiyor. Trump iç siyasette köşeye sıkışmış durumda. Özellikle Rusya’nın 2016 seçimlerine Trump lehine müdahale edip etmediğini araştıran Özel Savcı Robert Mueller’den çok rahatsız. Geçen hafta özel avukatı Michael Cohen’in bürosuna düzenlenen baskından duyduğu hoşnutsuzluğu gizlemedi. Çünkü soruşturmanın Rusya ile gerilime katkıda bulunduğu görüşünde. Mueller’i görevden alabileceği konuşulanlar arasında.

Trump’ın savcıyı kovması ABD’de yeni sokak protestoları anlamına gelecek. Sonuçta Suriye’de ne olacağı, ABD’deki bu gerilimle de bir parça bağlantılı olacaktır.

Yazının devamı...

Trump’ın planı ne?

Çünkü Trump, Pentagon, Dışişleri Bakanlığı ve istihbarat çevrelerinin ‘Suriye’de kalmalıyız, yoksa oluşacak o boşluğu DEAŞ ve diğer örgütler doldurur’ dediği bir dönemde yaptı bu açıklamayı.

LÜKS UÇAKLARI VARSA

ÖNCEKİ gün Başkan Trump muhalifi CNN’in internet sitesinde ilginç bir makale vardı. Yazıda Trump’ın Suriye politikasının şekillenmesinde ekonominin önemli olduğu vurgusu işleniyordu. Trump, Suriye’de diğer ülkelerin de ellerini ceplerine götürmesi gerektiği görüşündeydi. Nitekim Körfez liderleriyle görüşmelerinde gösterişli yaşam tarzlarına, özel jetlerine ve lüks yatlarına işaret ederek Suriye için daha fazla ödeme yapabileceklerini söylüyordu. “Biz olmasak iki hafta dayanamazsınız. Ticari uçaklara binmek zorunda kalırsınız” diyordu.

Başkan Trump göreve gelmeden önce emlak kralı olarak biliniyordu.  ‘Önce ABD’ sloganıyla aday olduğunda vaatleri arasında gelecekle ilgili ipucu veren unsurlar da vardı. ABD’de altyapı çalışmalarına ağırlık vermek. Dış politikada diğer aktörleri daha aktif olmaya teşvik etmek. NATO’da maddi ve askeri külfet paylaşımını daha adil bir hale getirmek...

Trump nitekim seçildikten sonra Avrupa ülkelerini baskı altına alarak NATO’da külfet paylaşımı konusunda nispeten ilerleme sağladı. Şimdi benzer bir taktik Suriye’de gündeme geliyor.

KÜLFET PAYLAŞIMI

ABD yönetimi, son hamlesiyle özellikle Suudi Arabistan’ı hedef alıyor. ABD’nin 17 yılda Ortadoğu’daki savaşlara 7 trilyon dolar harcadığını belirten Trump, geçtiğimiz günlerde Suudi Kralı Selman bin Abdülaziz ile yaptığı telefon görüşmesinde “Eğer kalmamızı istiyorsanız, para ödemeniz gerekir” dediğini söylüyor.

 İsrail gibi, İran’ın Ortadoğu’da artan nüfuzundan rahatsız olan Suudi Arabistan, ABD askerinin Suriye’de kalması taraftarı. Bizzat ABD basınına konuşan Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, ‘uzun vadede olmasa bile orta vadede ABD’nin kalmasını istediklerini’ söyledi.

BEYAZ SARAY’IN PLANI

DÜN ABD basınında salı günü yapılan Trump’ın Ulusal Güvenlik Konseyi toplantısına dair haberler vardı. New York Times gazetesine göre kurmaylar derhal asker çekmeyi ve bir süre sonra asker çekmeyi öngören planlar sundular. İkinci plan, DEAŞ ceplerinin temizlenmesi, geri dönüşünün engellenmesi için istikrarın sağlanmasını hedefleyen plandı.

ABD Başkanı istemeyerek “Bunun için ne kadar zamana ihtiyacınız var” diye sordu. “Zaman vermek zor ama, yıllar almaz” yanıtını alınca “Buna destek verebilirim” dedi.

Associated Press Ajansı’na göre ise Pentagon’dan altı ay içinde, kasım ayındaki ara dönem seçimleri öncesinde askerlerin çekilmesini talep etmişti. Ancak sonunda belli bir takvim olmadan ‘ne zaman çekileceği’ kararı ABD Savunma Bakanlığı yetkililerine bırakıldı.

NE ZAMAN ÇEKİLECEK

ABD’nin ‘yakında’ Suriye’den çekileceğini ilan etmesinin ardından merak edilen soru ‘ne kadar’ yakında olacağı.

Donald Trump, salı günü Suriye’den çekileceklerini yinelediği saatlerde Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı Joseph Votel ve ABD’nin DEAŞ ile Mücadele Koalisyonu Özel Temsilcisi Brett McGurk, Suriye’deki görevin sürmesi gerektiği yolunda açıklamalar yapıyordu. Benzer bir ton ABD medyasında da hakim.

Washington Post gazetesi baş yazısında ‘2 bin ABD askerini çekmek, hali hazırda Suriye’de yüzde 7’lik toprak tutan DEAŞ’ın yükselmesine yol açar. İran’ın Suriye’nin doğusunda kontrol sağlayıp Tahran’dan Şam’a ve Beyrut’a koridor açarak, İsrail’e yönelik tehdidi arttırır” dendi. ABD medyasında çekilmenin önceki gün Ankara’da bir zirvede bir araya gelen Rusya, İran ve Türkiye’ye yarayacağı yorumları da dikkat çekiciydi.

Sonuç itibariyle diğer ortakların külfet paylaşımı, seçimler öncesinde ABD medyasının alacağı tutum ve muhalefetin itirazı Washington’ın çekilme takviminde belirleyici olacaktır.

Trump’ın öngörülmez karar almayı sevdiğini akılda tutmakta da fayda var.

Yazının devamı...

Yeni Soğuk Savaş’ın şifreleri

- Son kriz, Rus istihbaratı için çalışırken İngiltere için de ajanlık yapmış olan 66 yaşındaki Sergey Skripal ve 33 yaşındaki kızı Yulia’nın 4 Mart’ta İngiltere’nin Salisbury kentinde bir AVM’nin önündeki bankta baygın halde bulunmasıyla başladı.

RUSYA SUÇLANDI

- İngiltere’ye göre esrarengiz olayın ardında Rusya’nın olduğuna dair güçlü kanıtlar vardı. Baba-kızı komalık eden zehirli saldırıda Novichok diye adlandırılan bir sinir gazı kullanılmıştı. Söz konusu sinir gazı da 1970-80’lerde Sovyet laboratuvarlarında geliştirilen bir kimyasaldı.

- Her ne kadar Rusya, iddiaları şiddetle reddetse bile pazartesi gününden bu yana Batı ülkeleri, İngiltere ile dayanışma çerçevesinde Rus diplomatların ajanlık yaptığı iddiasıyla Moskova’ya yönelik eş zamanlı sınır dışı kararı açıkladı.

- İngiltere’nin yanı sıra 18 AB üyesi, ABD’nin de aralarında yer aldığı 7 diğer ülke ile NATO, Rusya’ya karşı yaptırım kararı aldı. ABD, 60 diplomatı sınır dışı etme kararıyla Moskova’ya en sert tepkiyi gösteren ülke oldu.

- Türkiye, Avrupa’nın diplomat sınır dışı etme kararına katılmazken NATO’nun Rusya’ya karşı aldığı tedbirlere onay verdi. NATO, 7 Rus diplomatın akreditasyonunu iptal ettiğini açıklamıştı.

ÖNCEKİNDEN FARKLI

- Batı’nın diplomatik savaş ilanı, tam da Rusya’nın 67 kişinin öldüğü AVM yangını nedeniyle yas ilan ettiği bir döneme denk geldi. Rusya Dışişleri Bakanlığı, ‘Bizi suçladığınız kimyasalın numunelerini bize de verin. İddianızı kanıtlayın’ diye peş peşe sert açıklamalar yaparken, yas dönemi sonrasında Moskova’dan ilk misilleme hamlesi geldi. Rusya, ülkedeki 60 ABD’li diplomatı sınır dışı etme ve St. Petersburg’daki konsolosluğu kapatma kararı aldığını duyurdu.

- Sonuç itibariyle Demir Perde’nin 1989 yılında yıkılmasıyla bittiği varsayılan Soğuk Savaşı andıran tonda bir gerilim yaşanıyor. İkinci Dünya Savaşı (1945) sonrasında Dünya, ABD’nin başını çektiği Batı ile Sovyetler’in liderlik ettiği Doğu Bloku arasında kutuplaşma içinde birçok sıcak olaya sahne olmuştu.

- Ancak yeni kriz, hem eskiyi andırırken, hem de eskiden ayrışan unsurlar ihtiva ediyor. Her şeyden önce dünya eskiye oranla daha küresel bir ekonomiye sahip ve Vladimir Putin’in Rusyası da bunun bir parçası. Aynı durum Avrupa ülkeleri için de geçerli. Birçok Avrupa ülkesi, Ukrayna krizi, Kırım ilhakına rağmen enerji ihtiyacını Rusya’dan karşılamaya devam ediyor, yine ortak projeler söz konusu.

- Nitekim Rusya’ya karşı birleşik tavır konması konusunda Avrupa’nın bu nedenle bölünmüş olabileceğini söylemek mümkün. Almanya, Fransa, İtalya gibi büyük AB ülkeleri Rusya’ya tavır alırken yeni Başbakan Sebastian Kurz liderliğindeki Avusturya, sınır dışı furyasına katılmadığı gibi taraflar arasında arabulucu olabileceğini de açıkladı. Rusya ile iyi ilişkiler isteyen Kıbrıs Rum Kesimi de Moskova misillemesinde yer almadı. Keza Yunanistan.

DAHA FAZLA SİLAH

- Öte yanda Ukrayna ve Kırım hamlelerinden sonra Avrupa’da ciddi bir Rusya kaygısı olduğu sır değil. Özellikle Doğu Avrupa, Baltık ülkeleri bu tehdidi daha yakın algılayan ülkeler. Önceki gün AB’nin askeri araçları, tankları topluluk ülkeleri arasında daha rahat hareket ettirmek için açıkladığı ‘askeri Schengen’ hamlesi ve Polonya’nın ABD’den 4.8 milyar dolarlık Patriot füze savunma sistemi alacağını açıklaması hep Rusya endişesinden atılan adımlar...

- Batı ile Doğu eksenindeki son kriz her ne kadar eski Soğuk Savaş şiddetinde olmasa bile dünyanın Suriye, nükleer silahsızlanma gibi ciddi sorunları için çözüm üretilmesini öteleyebilir. Ve tansiyonun yükselmesi daha fazla çatışma riski, daha fazla silahlanma anlamına gelir. Krize bir de bu perspektiften bakmakta fayda var.

Yazının devamı...