GÜNDEM
SPORARENA
YAZARLAR
EKONOMİ

Uygulamada okumaya devam et.

İngilizler sinekleri de yendi!

Volgograd Arena’da oynanan Tunus-İngiltere maçında futboldan çok sahayı basan sinekler ön plana çıktı.

Ruslar stadın üzerinden helikopterle ilaç sıkarak müdahalede bulundu ancak sinekleri uzaklaştırmaya yetmedi. Jesse Lingard, Raheem Sterling ve Danny Welbeck ise vücutlarına sinek ilacı sıkarak kurtulmaya çalıştılar ancak onlar da başarılı olamadılar.

Kısacası İngilizler sadece Tunus’u değil sinekleri de yenmek zorunda kaldı.

 

BÜYÜK TEHLİKENİN FARKINDA MISIN PANAMA!

Belçika maçı öncesi tribünde yer alan küçük bir Panama taraftarı takımını açtığı ilginç bir pankartla uyardı.

“Tehlike! Eden Hazard” yazılı bir pankart açan bu küçük taraftarın tüm çabaları boşa çıktı. Panama sahadan 3-0’lık mağlubiyetle ayrılırken akıllarda bu güzel görüntü kaldı. Bakalım bu küçük taraftarın bir sonraki maçtaki tehlike olarak göstereceği isim kim olacak?

 

82 YILLIK TRAKTÖRLE RUSYA’DA


70 yaşındaki Alman futbol aşığı Hubert Wirth ülkesine destek vermek için 1936 model traktörüyle çıktığı yolculuğu tamamladı. Almanya’dan 30 gün önce yola çıkan Wirth sonunda Moskova’daki Luzhniki Stadı’na ulaştı. Wirth, Meksika’ya 1-0 kaybeden Almanya’nın durumuna üzülse de traktörüyle ülkesini takip etmekten vazgeçmeyecek gibi.

 

GOLLER YETMEDİ TOPU DA YEMEYE KALKTI


Panama ilk maçında Belçika’ya 3-0 mağlup oldu. Oldukça zayıf bir kadroya sahip olan Panama’da en çok yıkılan oyuncu ise kaleci Jaime Penedo’dan başkası değildi. Yediği gollerden sonra sinirlerine hâkim olamayan Penedo, topu ısırmaya başladı. Sanırım Penedo topu yerse bir daha gol yemeyeceğine inanıyor. Birisi gerçeği ona anlatsın.

 

CHO HYUN-WOO’NUN BU KURTARIŞI UNUTULMAZ

Güney Kore kalecisi Cho Hyun-Woo’nun İsveç maçındaki performansı uzun yıllar hafızalardan silinmeyecek. İnanılmaz kurtarışlara imza atan Woo’nun yüzüyle yaptığı kurtarış sonrası saygı duruşunu hak etti. VAR ile gelen penaltı onun muhteşem kurtarışlarını YOK edemeyecek. Alkışlar içgüdüleri ve refleksleriyle 7 muhteşem kurtarış yapan Woo’ya...

 

 

Yazının devamı...

Havaya kalkan insanlık

Dünya Kupası başlayalı beş gün oldu. Şu ana kadar birbirinden renkli anlar gördük ama biri var ki hepsinden özel. Meksikalı ve Kolombiyalı taraftarların fiziksel engelli bir Mısırlı taraftarı tekerlekli sandalyesiyle havaya kaldırıp dev ekrandan Mısır-Uruguay maçını izlemesine yardım ettiği bu kareye paha biçilemez.

Çok güzelsin be futbol!

SPAGETTİ SAÇLARINDAN SEN SUÇLUSUN!


Brezilya’nın turnuvadaki en büyük umudu Neymar, İsviçre maçında hayal kırıklığı yarattı. Futbolundan çok, yeni saç stiliyle konuşulan Neymar sosyal medyada da alay konusu oldu. Neymar yeni imajıyla Dünya Kupası’nın yıldızı olmaktan çok bir spagetti markasının reklam yüzü olursa şaşırmam!

BİR VAR’MIŞ BİR YOK’MUŞ!


Kupa’nın yıldızlarından biri de VAR. Şu ana kadar kusursuz işleyen, oyunun hızını düşürmeyen VAR herkes için VAR olamadı maalesef. Arjantin-İzlanda ve Brezilya-İsviçre maçlarındaki kritik pozisyonlarda VAR, YOK’tu. Fransa ise YOK’ları oynarken VAR oldu. Bu kupa birilerini VAR ederken, diğerlerini YOK etmesin sakın!

LIVERPOOL’DAN MOSKOVA’YA UZANAN SIR


Meksika’nın Almanya galibiyeti tesadüf gibi gelebilir ancak arkasında teknik direktör Osorio’nun 20 yıllık öyküsü yatıyor. Osorio antrenör olmaya karar verdiğinde John Moores Üniversitesi’nde Futbol Bilimi okudu. Burayı Liverpool’un tesislerine yakın olduğu için seçti.

Osorio, duvardaki delikten izlediği Liverpool’dan sonra M. City, Chicago Fire, NY Red Bulls, Nacional ve Sao Paulo gibi takımlarla tecrübelendi ve Meksika’nın başına geçti. Bunu uzun süre planlayan, ‘Profesör’ lakaplı Osorio’nun hayatı bana La Casa de Papel’deki Profesör’ü hatırlatmadı değil...

 

Yazının devamı...

Salah bilmecesi

MISIR Teknik Direktörü Hector Cuper, sakatlığı nedeniyle Uruguay maçında riske etmediği Muhammed Salah’ın salı günü oynanacak Rusya maçında hazır olacağını söylemişti. Ancak son antrenmandaki görüntüsünü görünce Salah hakkındaki soru işaretlerim arttı.

Antrenman formasını bile arkadaşlarının yardımıyla giyen Salah konusunda çok iyimser değilim. Umarım ben yanılırım...

GÜNEY KORE’DEN GÖRÜLMEMİŞ BİR TAKTİK


- GÜNEY Kore Teknik Direktörü Shin Tae-yong, bugünkü İsveç maçı öncesi eşi benzeri görülmemiş bir taktik yaptığını itiraf etti. Tecrübeli teknik adam, “Son hazırlık maçında forma numaralarını karıştırdım. Batılı milletler, bizleri birbirimize benzetiyor. Biz de İsveç’in kafasını karıştırmak için oyuncuların numaralarını karıştırdık” ifadelerini kullandı.

İŞTE LIONEL MESSI’Yİ SAVUNANLARIN SAYISI: İZLANDA NÜFUSUNUN %0,015’İ


- Arjantin-İzlanda maçından sonra sosyal medyada en çok paylaşılan karelerden biri de buydu. Lionel Messi’yi başarılı bir şekilde durduran İzlanda savunması övgüleri ve alkışları fazlasıyla hak etti. Messi’yi durdurmak için de 3 ile 5 kişi aynı anda pres yapınca espriler de peşi sıra geldi. En çok paylaşılanı da ‘İzlanda nüfusunun yüzde 0,015’i şu anda Messi’yi durduruyor’ oldu. Malum nüfus 330 bin olunca haksız sayılmazlar...

YANAKSSON’U HATIRLAYANINIZ VAR MI?


- Euro 2016 deyince akla gelen ilk isimlerden biri de pembe kulaklıkları ve kocaman yanaklarıyla tribünlerin maskotu olan İzlandalı futbolcu Skulason’un kızı Camilla’ydı. O kadar çok sevildi ki, ‘Yanaksson’ olarak çağrılmaya başlandı. O güzeller güzeli bebek aradan geçen iki yılın ardından büyüdü.

Şimdi babasını ve İzlanda’yı 2018 Dünya Kupası’nda destekliyor.

ŞİMDİ SOKAKLAR ONUN RESİMLERİYLE SÜSLÜ

- Brezilya 2014 Dünya Kupası’na ev sahipliği yaparken henüz 17 yaşında olan Gabriel Jesus elinde boyalarla sokaklara resimler çiziyordu. Jesus aradan geçen 4 yılın ardından büyük bir dünya yıldızına dönüştü.

Önce Manchester City’ye transfer oldu ardından Brezilya Milli Takımı’nın vazgeçilmezlerinden oldu. Şimdi o fakir sokaklar onun resimleriyle süslü...

‘BABA BU SENİN İÇİN’


Fransa’nın 2-1’lik Avustralya galibiyetinde başrol oynayan yıldız Paul Pogba bu zaferi bir yıl önce kaybettiği babasına armağan etti. Babasının resminin olduğu özel bir dizlik kullanan Fransız, maçtan sonra sosyal medya üzerinden de bu kareyi paylaşarak, “Baba bu senin için” yazdı.

MARADONA ÇILDIRDI!


Arjantin’in İzlanda ile 1-1 berabere kaldığı maçta Messi’nin kaçırdığı penaltı sonrası adeta çıldıran Maradona’nın hesap sormak için maçtan sonra soyunma odasına inmeye çalıştığı iddia edildi. ‘El Diego’ yasak olmasına rağmen tribünde yaktığı puroyla dikkat çekerken, sonra bunun için özür diledi.

 

Yazının devamı...

Yıldızlar sahada değil tribünde!

Ama tribünlerdeki efsane isimleri görünce de sahadakilerin işinin çok zor olacağını düşünmemek elde değil. Ronaldo, Maradona, Drogba, Eto’o, Xavi, Figo sözünü ettiğim efsanelerden sadece birkaçı...

DÜNYA Kupası’nda yıldızlar kadar ilgi çeken bir grup daha var ki daha şimdiden hepimize  derin bir iç çektirdi. Rusya-Suudi Arabistan maçını izlemeye gelen Ronaldo, Maradona, Roberto Carlos, Figo, Cafu, Drogba, Eto’o, Xavi, Casillas ve Puyol’u görünce keşke sahada olsalar demeden geçemedim.

İNSAN MISIN RONALDO!
İspanya-Portekiz maçı öncesi gündemde kuşkusuz Cristiano Ronaldo vardı. Özellikle Sergio Ramos ile aralarında olan gizli düşmanlık tartışılırken Ronaldo’nun son antrenmanda sergilediği bacak kaslarını görünce “İnsan mısın Ronaldo” demeden edemedim.

YOK ARTIK MESSİ
Dünya Kupası’nda Arjantin’i ve özellikle de alınırlar Messi’yi destekleyen bir taraftarın saç şeklini alkışlamadan edemedim. Messi’nin portresini ensesine yaptıran bu taraftarı günün kazananı ilan ediyorum. Darısı sahadaki Messi’nin başına!

BANDO GİBİ BANDO
Ekaterinburg Arena’da oynanan Mısır-Uruguay maçının en güzel görüntülerinden birini de saha dışındaki bando takımı verdi. Maça gelen taraftarları karşılayan bando takımının üyeleri güzellikleriyle de benden tam not aldılar.

RUSYA’DA BAYRAM NAMAZI
Ramazan bayramının ilk günü cuma olunca, Rusya’da on binlerce futbolsever aynı anda namaza durdu. Formalarıyla hem bayram hem de cuma namazını kılan müslüman taraftarlar Rusya’da güzel karelerden birine imza attı.

MISIR’IN YENİ AŞKI SALAH
Kuşkusuz bu Dünya Kupası’nın en heyecan verici ülkesi Mısır. Sebebi de hepinizin malumu Muhammed Salah’tan başkası değil. Rusya’ya akın eden Mısırlılar, ellerinde Salah posterleri  üzerlerinde Firavun kıyafetleriyle sizce de turnuvanın en güzel rengi değil mi?

Yazının devamı...

Futbolun yeni gücü: Design Thinking

Sevgili dostum Levent Kopuz sayesinde tanıştım aslında Design Thinking’le. Dost meclislerinde kafamın içine yerleştirdiği bu fikri şimdilerde üniversite üniversite dolaşarak gençlere aşılıyor.

Nedir bu Design Thinking dediğinizi duyar gibiyim. Öncelikle tanımından başlayalım sonra ‘sen spor yazarısın ne alaka’ diye soranlar için yanıtlarım olacak.

Sözlük anlamı Tasarım Odaklı Düşünme olan Design Thinking’in temelinde ‘insan ihtiyaçlarını karşılamak’ var. Bu nedenle İnsan Odaklı Düşünme olarak da adlandırabiliriz.

Problemler karşısında empati kurmak, alternatif stratejiler ve çözümler belirlemek, varsayımlarla mücadele etmek ve sorunları yeniden tanımlamak için kullanılan bir süreç aslında Design Thinking.

İnsanın karmaşık yapısının yüksek beklentileri de karmaşık hale getirdiğini biliyoruz. Bu beklentilerin en yoğun yaşandığı alanlardan biri de futbol…

Profesyonel futbolun teknoloji ile değişim içinde oluşu büyük bir gerçek. Bu değişim sektördeki insanların ya da izleyicilerin beklentileriyle doğru orantılı. Bunu isterseniz futbol maçlarındaki oyuncuların üzerinden kayıp giden örümcek kamera olarak düşünün isterseniz topun tamamının çizgiyi geçmesini algılayan teknoloji olarak… Neticede bu gelişmeler önemli sorunlara çözüm olmaktadır.

Peki, bir süre sonra bu örümcek kameranın stattaki seyir zevkini azalttığını ya da çizgi algılama teknolojisinin hesaplama hatası yaptığını düşünmeye başlarsak, bu yeni sorunlara ne şekilde yaklaşmamız gerekecek?

Tam bu noktada Design Thinking metodu uygulanabilirliği ile bu memnuniyet ve sürdürülebilirliği koruyacak şekilde karşımıza çıkıyor. Nasıl ki sporun temelinde yer alan, düşünme, antrenman-pratik yapma, deneme-yanılma, değiştirip tekrar deneme ve işe yarayana kadar bunun devam etmesi söz konusuysa, Design Thinking’in de ön gördüğü davranış biçimi tam olarak böyle.

Bu örnekler yeterli olmadı mı?

O zaman Eusebio Di Francesco’ya ne dersiniz? Barcelona’ya 4-1 kaybettikleri ilk maçtan sonra "Neden sonuna kadar inanmayıp, beklenmedik bir şey başarabileceğimizi umut etmeyelim?” diyen ve rövanşı 3-0 kazanarak Şampiyonlar Ligi’nde Roma’yı yarı finale taşıyan teknik direktörden bahsediyorum. Onun bu hikayenin ilk eskizlerini de yine Roma’da çizdiğini biliyor muydunuz?

Çok uzatmadan anlatayım. Bundan 12 yıl önce Di Francesco futbolu bıraktı ve Roma tarafından takım menajeri olarak göreve çağrıldı. O dönemler Roma’da işler yolunda gitmiyordu. Hem ligde hem Avrupa’da başarısızlıklar bir yana soyunma odasından çıkan çatlak sesler bile işi kabul etmemesi için yeterliydi. Tüm bu kaotik ortama rağmen Di Francesco ‘seçkin bir takımı yönetme psikolojisini öğrenmek’ için görevi düşünmeden kabul etti.

Evet, yanlış duymadınız!

Zor zamanlarla baş edebilmeyi öğrenmek ve kendini test edebilmek için bu görevi kabul etti. “Roma'daki atmosfer kolay olmayabilir ancak sakin bir şekilde yaşayacağımız harika deneyimleri dört gözle bekliyorum” sözleriyle ilk mesajını kendini hedef tahtasının önüne koymak için sabırsızlanan İtalyan basınına vermekten de çekinmedi.

Deneyimi sadece bir yıl sürdü ama o kararını çoktan vermişti. Takım menajerliği ona göre değildi. Artık ‘teknik direktör olmak’ istiyordu. Sorunlarla baş edebilme, stres yönetimi ve liderlik hakkında yeterince şey öğrenmişti. Hazır bir takıma gitmek yerine alt yapılara ve oradan da üçüncü lig takımlarına gitti. O kadar başarılı oldu ki bir zamanlar ona takım menajerliği sunan Roma bu kez onu A takım hocası olarak transfer etti.

Artık başka biriydi. Karmaşık sorunlara farklı şekilde yaklaşabiliyor, metotlarını oyuncularında uygulanabilir bir kültür haline getirip başarıya koşabiliyordu. Ancak tarihler 4 Nisan 2018’i gösterdiğinde hayatının en karmaşık sorunlarından biriyle karşı karşıya kaldı. Şampiyonlar Ligi çeyrek final ilk maçında Barcelona’ya 4-1 kaybettiler. Ben dâhil pek çok futbolsever artık Barcelona’yı yarı finalde görüyordu.

Başta da söylediğim gibi "Neden sonuna kadar inanmayıp, beklenmedik bir şey başarabileceğimizi umut etmeyelim?” diyen bir tek oydu. Çözümleri hazırdı. Fikirleri, taktikleri ve antrenmanları hep bu büyük sorunun üzerineydi. Geriye sadece uygulayıcılar yani oyuncular kalmıştı. Barcelona karşısına çıktıklarında metodu uygulayan oyuncuları kusursuzdu. Sahada adeta Design Thinking fırtınası esiyordu. Ve tarihin en büyük geri dönüşlerinden biri Roma Olimpiyat Stadı’nda yaşandı. Tarih bir kez daha insan odaklı düşünmenin önemine vurgu yapıyordu.

Yüzündeki tebessümle herkesi kendine hayran bırakan Jürgen Klopp’a ne demeli. Manchester City’nin ligdeki yenilmezliğine son verip bir de üstüne Şampiyonlar Ligi’nden elerken neler düşünüyordu hiç merak ettiniz mi?

Önce şehrin ihtiyaçlarını anladı Klopp. Çoğu zaman Liverpool’da bir pubta insanlarla sohbet ederken gördük onu. Aslında bir Liverpoollu’nun gözünden bakabilmeyi öğreniyordu o anlarda. Onlarla empati kuruyordu. Belki de onların sorunlarını ve hayallerini dinliyordu. Yenilikçi fikirler üretmeye başladı. Test etti, yanıldı ama bıkmadan yeniden denedi. Ve sonunda başardı. Liverpool şehrine belki de çeyrek asırdır hasret kaldığı lig şampiyonluğundan daha büyük bir hediye vermek için en önemli adımı attı. Önce Mourinho’nun gözden çıkardığı Salah’ı ardından Wenger’in bitmiş gözüyle baktığı Chamberlain’i kazandı. Ve Anfield Road’da yepyeni bir Liverpool yarattı.

Hepsi farkında olarak ya da olmayarak Design Thinking’i kullandı. Metodu isterseniz Barcelona’ya, isterseniz Manchester City’e karşı, yeni bir alt yapı geliştirirken ya da yeni bir futbol teknolojisini hayata geçirirken kullanın; yeter ki çözülecek sorun karmaşık ve temelinde insan olsun. Önce sorunu anlayın, onu keşfedin, fikirler üretin, deneyin-yanılın ve kendiniz için en uygun hale getirip uygulayın ve bunu tekrar edin.

Başarı kaçınılmaz olacaktır!

 

Yazının devamı...

Fizik futbolu Tiki Taka’yı eledi

ŞAMPİYONLAR Ligi’nde geçen sezon PSG evinde Barcelona’yı 4-0 yendiğinde herkes “Bu iş bitti” demişti.  Bir tek Luis Enrique tura inanıyor ve “PSG bize 4 attıysa biz de onlara 6 atabiliriz” diyordu. Ve öyle de oldu; Barcelona, PSG’yi 6-1 mağlup ederek hem turladı hem de tarihin en büyük geri dönüşlerinden birine imza attı.

Tam 1 yıl sonra bu kez aynı duruma Barcelona düştü. Evinde 4-1 yendiği Roma deplasmanına “Tur atladım, Aşıklar Çeşmesi’ni gezeyim” duygusuyla giden Katalanlar, 90 dakikanın sonunda büyük bir hezimet yaşadı. Roma, Barcelona’yı 3-0 yenip 34 yıl sonra 1 numaralı kupada yarı final gördü.

Roma’nın hücum futbolu düşkünü hocası Di Francesco da Luis Enrique gibi inancını korumuş ve “Neden sonuna kadar inanmayıp, beklenmedik bir şey başarabileceğimizi umut etmeyelim?” demişti. Ve Barcelona’ya son 10 yılın en büyük darbesini vurdu. Roma ne kadro, ne de hoca kalitesi olarak Barça’nın seviyesindeydi ama rakibine futbol dersi verdi.

Barcelona’nın son bir yılda içinde yer aldığı iki mucizevi maç şunu gösterdi: Artık farklı skorlar bile günümüz futbolunda tur garantisi olmayabiliyor.  Hakem hatasına kurban gitmese ilk maçı 3-0 kaybeden Manchester City de Liverpool’u eleyebilirdi.  Juventus da Real Madrid'i eleyebilirdi ama son dakikada gelen penaltı bir mucizeye daha izin vermedi.

Diğer yandan M.City-Liverpool ve Roma-Barcelona eşleşmesinin sonucunu şöyle de okuyabiliriz: ‘Tiki taka futbolunun yenilgisi’. Zira Roma da Liverpool da fizik güce ve doğrudan kaleye giden bir futbol oynuyor. Zaten son iki yılın Şampiyonlar Ligi şampiyonu Real Madrid de ‘dikine futbol’un zaferini teyid etti ki bu sezon da şampiyonluğun favorisi.

Yazının devamı...