GÜNDEM
SPORARENA
YAZARLAR
EKONOMİ

Uygulamada okumaya devam et.

Terim’in en büyük yardımcıları Kocaman ve Güneş’ti

2008’de son 6 haftada Feldkamp gitti ve takımı altyapı hocası Cevat Güler, sahaya çıkardı.  2014-15’in sezon öncesi planlamasını Mancini yaptı, sezonu Prandelli açtı, şampiyonluğu Hamzaoğlu aldı. Tüm bunlar olurken başkanlık da 3 kez el değiştirdi: Aysal-Yarsuvat-Özbek.

Mustafa Denizli’nin de söylediği gibi, bu kaotik dönemlerde en büyük avantaj takımın şampiyonluktan kopmamış olmasıydı.

Elbette, ama bu değişimler ters tepip, takımı yarıştan da kopartabilirdi. G.Saray’daki bu mevzular Beşiktaş ve F.Bahçe’de yaşansa şampiyon olmaları zordu. Ki F.Bahçe, daha haziran başında yapılacak kongreden bile etkilendi.

Fatih Terim’in en büyük yardımcıları ne Hasan Şaş ne de Ümit Davala idi. Onun iyi yardımcıları Aykut Kocaman ile Şenol Güneş’ti. Bu ikili sezon boyunca birbiriyle uğraşırken Terim, ne penaltı, ne ofsayt, ne taç ne de hakem tartışmasına girdi. Kocaman, son düzlükte gerçek rakibin Beşiktaş olacağı varsayımıyla hareket etti ve o yüzden üzerinden haftalar geçse de 3-1’lik lig derbisinde 3. gol öncesi Cüneyt Çakır’ın faulü çalmadığını ve böylece ikili averaj avantajının Beşiktaş’a geçtiğini söyleyip durdu.

GÜNEŞ’İN AYARLARINI BOZDU AMA

- Beşiktaş’ın şampiyon olmayacağı anlaşılınca Kocaman, rotayı G.Saray’a yeniden çevirdi. (Oysa bu arada kırılma maçı olarak gösterilen Alanya-G.Saray maçının hakemleri tartışılsa da Kocaman, bu topa pek girmedi) Evet, yeniden diyorum çünkü Kocaman, ligin ilk yarısındaki puan farkını ‘suni’ olarak niteleyip iyi bir hamle yapmıştı. Süreç de onu haklı çıkardı ama mühim olan 2-3 puanlık ‘organik fark’ı kapatmaktı. Kocaman rakiplere aşırı odaklandı. Kendi beyanıyla, F.Bahçe tarihinde olmadığı kadar bireysel hatadan gol yiyordu. O vakit, “Her ne ararsan önce kendinde ara” diyen Hacı Bektaş-ı Veli’ye kulak vermeliydi evvela.

Yeni transferlerden istediği katkıyı alamaması ve Cenk’in ayrılığı Şenol Güneş’i çok hırpaladı. Yine de G.Saray derbisine ‘şampiyonluk’ şansıyla çıkabildi. Lakin bu kağıt üstündeydi çünkü kupa maçını ligin önüne taşıyarak, stratejik bir hata yaptı. Derbiye çıktıklarında Güneş’in de oyuncularının da kanı çekilmişti. Hasılı Kocaman’ın ayarlarını bozmasına müsaade etti. Ligin son maçında dahi Güneş, kupa maçına dair soruları yanıtlıyordu. Dilerim ki kupaya dair son kez konuşmuştur. Mevzuyu gelecek sezona da taşırsa şimdiden “Beşiktaş’a geçmiş olsun” derim. Güneş, yeni bir ’96 sendromu’na tutulmamalıdır.

Dediğim gibi, Kocaman ve Güneş, birbiriyle uğraşırken diğer yanda gelmiş geçmiş en sakin Fatih Terim portresine tanıklık ettik. Kocaman’ın ligin bitmesine 2 gün kala televizyona çıkıp “Veriler Göztepe’nin kazanabileceğini gösteriyor” şeklindeki sözlerini duymazdan geldi. Daha önce de gazetecilerin Kocaman’ın bazı açıklamalarını hatırlatmasına kulak vermemişti.

DAĞIN BAŞINDAKİ ASLAN

- Terim, soğuk savaş döneminin Çin taktiğini izliyordu adeta: ‘Dağın başındaki aslan’... ABD ve Sovyetler kapışırken, Çin olup bitenleri ellerini ovuşturarak izliyordu...

Terim’i şampiyonluğa götüren etmenlerden biri de evdeki atmosferi. Türk Telekom Stadyumu açıldığında yapılan reklamlarda Cem Yılmaz, “Mekân oynatıyor” sloganını kullanmıştı. Slogan vücut buldu. Taraftar takımı öyle coşturdu ki yokluğu deplasmanda konsantrasyon sorunu yaşattı. Taraftarı havaya sokan da Tudor’un ilk 8 haftadaki iştahlı futboluydu.

Futbolun en otoriter isimlerindir Terim. Gelince ilk iş ‘Florya’nın anahtarı’dır!

Misal ondan önce başkan, kardeşi veya sportif direktör her gün Florya’ya ‘moral motivasyon’ için gider veya maç sonunda açıklamalar yapardı. Terim’den sonraysa ‘tek görüntü’ oluştu. Terim de 3 maç kaybetti, deplasmanda 2-1 yendiği Akhisar’a evinde elendi. Ama Tudor ile olduğu gibi gazetecilerle gece yarısına kadar basın toplantısı olmadı. Bunun bu olmamasında Terim’in mazeret üretmemesinin de payı büyüktü.

Terim’in şampiyonluğunun belki de onun açısından en büyük sırrı şuydu: Kiralık alınan Nagatomo’ya bile 4 ayda verdiği ‘kamikaze ruhu’ydu!

 

Yazının devamı...

Sezon özeti: Talisca sunar

Çünkü iki sezonda elde edilen tecrübeyle Beşiktaş’ın Şampiyonlar Ligi ön elemesini geçip gruplara kalabileceğini düşünüyordum. Ne var ki kupada F.Bahçe ile oynanan yarı final maçları ligin önüne çıkarılınca, şampiyonluk da ikincilik de gitti. Beşiktaş, G.Saray derbisine şampiyonluk maçına çıkar gibi değil, lige havlu atmış bir havada çıktı. Şunu kabul etmeli: Beşiktaş zihinsel olarak şampiyonluktan çok daha önce uzaklaşmıştı.

Devler Ligi’ni mecburen öne çıkarması ve tarihi başarı haliyle ligi sekteye uğrattı. Rakiplerin büyük puan kayıpları Beşiktaş’ı yarışta tuttu. “İstediğim zaman lige el koyarım” rahatlığı da zamanla bir handikapa dönüştü. Daha sezon başında Fikret Orman’ın “Üst üste 3. şampiyonluğumuz istenmiyor”  açıklaması da duygu kırılması yarattı. Dün 4 takımdan üçü şampiyonluk, Beşiktaş da 2.’lik ihtimali için sahaya çıktı. En zayıf ihtimal Kartal’ındı.

‘ESAS GOLCÜ’

Sivas maçı Beşiktaş için sezon özetiydi: Talisca sunar..  Geçen sezonun yardımcı golcüsü Talisca, Negredo ve Love, esas işlerini yapamayınca takımın en golcüsü oldu. Oysa esas golcü, Talisca’dan 1 fazla bile atmış olsaydı Beşiktaş, bugün yine zirvede olacaktı. Cenk Tosun kasada kazandırdı ama sahada yeri doldurulamadı. Dün 3 gol atan Larin, şu aşamada ‘umut veren golcü’ kıvamında. Yeni sezona esas bir golcü şart.. Kaldık ki artık Talisca da olmayacak.

MAÇIN ADAMI

Beşiktaş ile son maçına çıktı. Geçen sezonun üzerine koydu. Nöbetçi golcü oldu. Sadece dün akşamın değil tüm sezonun en iyi siyah beyazlı futbolcusu oldu. Özlenecek.

Yazının devamı...

GENÇLER'DE BİR GARİP İŞLER

Oğul Murat Cavcav’ın da klasik ‘babalar ve oğullar sendromu’ yaşaması muhtemeldi, öyle de oldu. Oyuncu transferinde babası kadar mahir olamadı ama teknik direktör değişikliğinde aratmadı. Misal sezona Ümit Özat ile girdi, 4 maç sonra Mesut Bakkal geldi ve 8
maç sonra yine Ümit Özat...
İlhan Cavcav 22 Ocak’ta öldükten sonra tek soru vardı akıllarda: “Gençlerbirliği’ne ne olacak?”...
Yaklaşık 40 yıl kulübü yöneten İlhan Başkan’ın boşluğu nasıl dolacaktı? 18 Şubat’ta yeni başkan seçildi: Murat Cavcav.
Bu kongre öncesi ilginç bir şey de oldu: Kulübün 900 civarındaki üye sayısı 1550’ye çıktı.
Murat Cavcav, seçime rakipsiz girdiği halde yeni üyeler kaydetti. Bu üyelerin de Şanlıurfa’daki bir aşiretten ve Cavcav Ailesi’nin
Mersin’deki şirketlerinin çalışanlarından sağlandığı iddia ediliyor!

AŞİRETTEN ÜYELER
MURAT Cavcav, yaptığı transfer harcaması, aldığı oyuncular ve teknik direktör tercihlerine tepki gösteren 5 yönetici istifa ederek
olağanüstü seçim için imza toplamaya başladı. Bunun için 1550 üyenin 5’te 1’i olan 310 imzaya ihtiyaç vardı.
Ama onlar imza topladıkça Cavcav da kulübe yeni üye kaydediyordu.
Üye sayısı bir anda 2 binlere dayandı. Gençlerbirliği tüzüğüne göre 1 günlük üye bile seçimde oy kullanabiliyor! Haliyle muhalifler
gereken imzayı toplayamadı.

BEHZAT Ç. GENÇLERBİRLİĞİ!
MUHALIFLER bunun üzerine bu ay yapılacak olağan seçimi beklemeye geçti. Fakat şu ana kadar seçimi bırakın, seçim duyurusu bile
yapılmadı. Yasalara göre 15 gün önceden duyuru yapılması gerekiyor. Peki seçime gidilmezse ne olacak? Dernekler Kanunu’na
göre 500 lira para cezası!
Bundan sonra bazı üyelere yargı yoluna başvurur ve kazanırlarsa kongre yapılacak. Tabii kongre toplansa bile yönetim sürekli yeni üye kaydedip muhalefeti çaresiz bırakabilir.
İlhan Cavcav’ın Gençlerbirliği kasasında nakit para olan nadir kulüplerdendi. Rahmetli borçtan çok korkardı. Ve korkulan oldu! Baba Cavcav sonrası kasada 70 milyon lira varken, şimdi bu rakam 2 milyona düşmüş durumda!
Gençlerbirliği, küme düşünce herkeste “Seneye döner” dedi. Oysa gerçek pek öyle değil. Camianın içindeki isimler kulübün bu kafayla amatöre kadar düşmesinden kaygı duyuyor.
Behzat Ç. dizisi ve filmin başrol oyuncusu Erdal Beşikçioğlu, sıkı bir Gençlerbirliği taraftarı ve Cavcav’ın da akrabasıdır.
Amirim kulübe bir baksan mı acaba?

ORMAN BORÇ VE NOBEL
BEŞİKTAŞ Mali ve İdari Genel Kurulu, realist söylemlerden ziyade hamaset söylemleriyle geçti. Oysa, 2 milyarlık borcun nasıl eritileceğine dair çözümlerin konuşulması gerekiyordu. Bu arada başkan Fikret Orman, “Biz borcu ödemeye gelmedik” dedi. Ama
Orman, Mayıs 2016’da “Planımız borcu 3 sene sonunda 100 milyon liranın altına indirmektir” dedi. Ben de, “Orman bunu
başarırsa Nobel Ekonomi Ödülü’nü alır, Türkiye’nin de ekonomi bakanı olur” demiştim...

KAYSERi’NiN TUHAF 2. DEVRESi
LİGİN ilk yarısı bittiğinde Kayseri sadece 3 yenilgiyle lider Başakşehir’in 6 puan gerisinde 5. sıradaydı. İkinci devre bu takım tam 10 yenilgi aldı. Bu hafta Kayseri’yi bırakan Sumudica, Beşiktaş maçı sonrası manidar bir açıklama yaparak, “Kendimizi tatilde gibi hissediyoruz. 41 puan yaptık ve kaldık orada” dedi. Kayseri, şampiyonluğa oynayan 4 takımdan sadece 3 puan alırken, küme düşen
Gençlerbirliği 11 puan aldı. Uğur Meleke, devre arası beyaz bayrak çeken Kardemir Karabükspor’un ligin dengesini bozduğunu ve etik davranmadığını söyledi. Peki Kayserispor?

Yazının devamı...

Orman transferde devrim yapmalı

İLK Fikret Orman yönetimi  2012-13’de Samet Aybaba ile başlayıp Bilic ile devam eden süreçteki transfer politikasıyla 2 yıl üst üste yaşanan şampiyonluğun temellerini attı. ‘Gurbetçi+tecrübeli yabancı yıldız’ formülü, bu sezonu da katarak, başarılı oldu. Nihayetinde Beşiktaş, Şampiyonlar Ligi’nde tarihi bir başarıya ulaştı. Son 2 haftada Devler Ligi bileti alabilirse, bu sezonki başarı şampiyonlukla eşdeğer olur.

Diğer yandan siyah beyazlı kadronun aşı zamanı geldi. Hem de güçlü bir aşı olması lazım. Mevcut kadroda çok süre alan 12 futbolcu 30 yaş ve üstü. Bunların içinde bir tek Fabri’yi ayırabiliriz, malum kaleci için 30, yaşlı sayılmaz.

Elbet bu isimlerin içinde 20’lik gençlerden daha çalışkan ve güçlü oyuncular da var. Misal, Medel ve Babel...

Lakin yine de önümüzdeki sezonlar için yeni bir omurga oluşturmak için bu sezon ‘Come to Beşiktaş’ konseptinde gençlik tonunun ağır olmalı.

Son G.Saray-Beşiktaş derbisine giden Mircea Lucecsu, ilk 11’de milli takımda oynatabileceği tek bir isim göremedi. Tek ‘yerliTolgay Arslan’dı ama onun da milli takımda oynama hakkı bulunmuyor.

‘YABANCI KARŞITLIĞI’ BAŞLAYACAK

- Euro 2020 elemeleri başladığında yabancı tartışması yine ısıtılacak ve ‘sınırlayalımcılar’ın sesi daha da yükselecek. Haliyle ani bir kararla yabancıya sınır konabilir. Geçmişte örneklerini gördük. Belki bu uygulamaya yeni sezonda da geçilebilirdi fakat çok sayıda oyuncu ile yapılmış uzun vadeli kontratlar nedeniyle kulüplerin beli büküleceği için mevcut uygulama sürüyor.

Bence bu konuda nasıl bir politika izlenecekse şimdiden açıklansın ve kulüpler de ona göre pozisyon alsın.

Bu sezon ligin nefes nefese geçmesinin en büyük nedeni olarak yabancı oyuncu kalitesinin yükselmesi olarak gösteriliyor.

Türkiye karar vermek zorunda: Süper Lig’in değerini mi yükseltecek yoksa, milli  takımı önceleyen politikalar mı izleyecek?

“İkisi birden” diyen biri varsa, formülünü de açıklasın...  Ben, sınırlamaya her  zaman karşıyım ve bunun için de hep Cenk Tosun’u örnek gösterdim. ‘Yerli-yabancı’ değil, ‘iyi-kötü’ futbolcu vardır.

Beşiktaş yönetimi bu yaz transferde yeni bir gurbetçi damarı aramalı ve “Gurbetçi come to Beşiktaş” demeli. Şampiyonlar Ligi’ne gidilemezse mevcut 2 milyarlık borç yükü ve yabancıların yüksek kontratlarıyla baş etmek de zorlaşacak. Yani Orman için bu yazın sloganı şu olabilir:  “Yaşlı yıldızı sat, genç yıldız adayını al”...

GÜNEŞ iÇiN REFERANDUM

- Şenol Güneş, F.Bahçe ile yaşanan kupa sürecinden ruhsal olarak büyük yaralar alarak çıktı. 40 yıllık dostlarından Mustafa Denizli,Hayatımda Şenol Güneş’i böyle yıkık görmemiştim” dedi, Hürriyet’te.

Galatasaray derbisi öncesi Güneş, adeta hayata küsmüştü. Haliyle “Bırakacak, gidecek” dedikodusu yayıldı ortalığa. Belki gerçekten de bırakmayı kararlaştırmıştı.

Fakat, pazartesi akşamı Vodafone Park’ta bir ‘referandum’ yapıldı ve siyah beyazlı taraftar, yüzde 100 destekle, “Şenol Güneş” dedi. Güneş’in tribünlere gidip üçlü çektirdiği anlardan bir kare var ki, şampiyon olduğunda bile o kadar mutlu görmemiştim.

Evet, Güneş belki de kupa olayları sonrası bir güven tazelemesi için “Gidiyorum” duygusu verdi. Sonuçta tribün ona sonuna kadar güvendiğini net şekilde gösterdi. Bu, yönetime de bir mesaj oldu elbet.

Güneş de bundan sonra ‘psikolojik harp’ konusuna eğilmeli. Zira yenilgilerini hep bu tür harplerde karşı koyamadığı için aldı...

 

Yazının devamı...

Gelecek tribünde

Şu soruların cevabı 3 puandan daha önemliydi:

1- Taraftar tribünleri dolduracak mı?

2 -Küfür edecek mi, etmeyecek mi?

Türkiye koşullarına göre seyirci iyi, kümede kalmaya oynayan bir Premier Lig ekibine göreyse düşüktü! Ve ne yazık ki ilk devre küfür edildi. Beşiktaş’ın geleceği ikinci devredeki tribündür.

Çünkü Beşiktaş, sadece sahadaki takımın kazanmasına endeksli kültürle yürüyemez. Diğerleri de...  2 milyar borcu olan kulüpler, yarıştan koptuklarında da dolu ve küfürsüz tribüne oynama kültürünü yerleştirmeli.

Haksızlığa uğradığını düşünüyorsan bile ancak bu kültürle karşı koyabilirsin. Mevcut kültür, sizi aksine daha da aşağı götürür.

Maça gelirsek.. Kayseri oyunu kendi sahasında kabul edip, Beşiktaş’ın hücuma çıkarken top kaybetmesini kolladı. Bu taktik en az 3 net pozisyon da sağladı.

Eski iştahında olmasa da kazanmayı isteyen Beşiktaş, klas farkıyla 2-0 önde girdi devre arasına. Adriano’nun golü ilginçti, çünkü Kayseri hücuma çıkan Beşiktaş’ı gafil avladı ama atağı sonuçlandıramayınca bu kez dönüşünde golü yedi. Bir nevi kendi silahıyla vuruldu.

G.SARAY’A CEZA GELİRSE
Gol ihtiyacı Kayseri’yi çok adamla hücuma sevk ettiği için ikinci devre daha eşit bir görüntüyle başladı. Tosic’in atılmasıyla Kayseri ağırlıklı bir oyun bekledik ama Love-Necip değişikliği buna pek izin vermedi. Eksik kaldığında Babel’i ileri uca koyan Güneş, sıkıntıyı azaltabiliyor.

Güneş, kalan maçlarda Love’a değil, Larin’e şans vermeli. Beşiktaş, kalan 2 maçı da kazanıp ligi bitirebileceği en yüksek yerde bitirmeli. UEFA’dan G.Saray’a yine bir ceza gelirse o zaman 3.’lük çok ama çok kıymetli olacak.

MAÇIN ADAMI: TOSIC
Bir gol attı. Bir de kaçırdı. Bir stoper için bu rollerde gözükmek muazzam. Ama oyundan atılarak da galibiyeti riske etti. Maçın hem iyisi, hem kötüsü olmayı başardı.

Yazının devamı...

Beşiktaş'ın 700 milyonluk 10 hatası

Borcunuz 2 milyar liraya dayanmış ve Şampiyonlar Ligi’nden kazandığınız rekor para sadece bu borcun yıllık faizine ancak yetiyor. O halde Şampiyonlar Ligi olmazsa olmazınızdır, Ziraat Türkiye Kupası değil!

Kaldı ki dünyaya da öncelikle bu ligle açılırsınız, sosyal medya sloganlarıyla değil. Zira insanlara bir ‘ürün’ vermelisiniz.  Beşiktaş’ın bu sezonu en kötü ihtimalle 2. bitirmesi lazımdı. Sezon bitmiş gibi konuşuyorum çünkü Şenol Güneş, 15 gündür bu duyguyu veriyor.

Beşiktaş, bu sezon Avrupa’da başarılı ligdeyse çok başarısız. Neden?

1-Güneş’in sözleşme uzatılma süreci yanlıştı. İki şampiyonluk yaşanmış hocayla  devam kararı borsaya son dakika gönderilen “Opsiyon kullanılmıştır” açıklamasıyla olmaz.

2-Yine hazırlık döneminde Çin’e yapılan seyahat de de yönetimle Güneş ters düştü. Bu iki olay ilişkileri limonileştirdi.

3-Güneş’e sadece 4 maçlığına yapılan milli takım teklifi de bir konsantrasyon bozukluğu yarattı.

3-‘Come to Beşiktaş’ sloganıyla gelen futbolcuların hiçbirinden yüksek verim alınamdı. Pepe’nin bile özellikle ligde savunmada bariz bir fark yarattığını düşünmüyorum.  Negredo, golcü değil asistçi çıktı ve kayıtlara ‘iyi niyetli futbolci’ olarak geçti.

4-Cenk Tosun’un satışı ticari açıdan mütniş ama yeri dolduralamadığı için hatalı görünüyor bugün. Love, o günkü koşullara göre en doğru tercihti fakat Beşiktaş’ın Alanya olmadığını unuttuk! Lens için söyleyecek sözüm kalmadı lakin Güneş’in Aras, Orkan ve iyeleşen Töre’den esirgediği zamanı ona sınırsız vermesini de anlayamadım.

Vida’nın uyumu hâlâ tamamlanamadı. Gariptir sezon başında “Olmadı” denilerek neredeyse gönderilecek olan Medel, sezonun en iyisi oldu.

5-Şampiyonlar Ligi dönüşlerinde ve cuma günü oynanan maçlarda çok puan kaybedildi.

6-Vodafone Park’taki atmosfer takımın bir çok ayıbını örttü ama deplasmanlar açığa çıkardı. Bir çok deplasmanda kötü oldunduğu için değil, işe yaramadığı görülen oyun planında ısrar edildiği için kaybedildi. Misal Sivas ve Başakşehir maçları...

7-Eşdeğer oyuncu fazlalığı Beşiktaş için sıkıntı oldu. İleri uçta Negredo-Love kararsızlığı yaşandı ama en büyük probel savunma önüydü. Oğuzhan, bu sezon resmen döküldü.

Bu bölgede istikrarlı bir ikili oluşmadı. Atiba-Tolgay-Medel-Oğuzhan arasında sürekli değişti ikililer. Dediğim gibi bir tek Medel hakkını verdi.

8-Güneş, bu tespite hep kızdı ancak ayrılan Tamer Tuna’nın yerinin doldurulamadığı da bugün aşikâr.

9-Tüm bunlara rağmen Beşiktaş, Galatasaray’ı yense şampiyon olma veya en azından ikinciliği garantileme noktasına geldi. Ama Türkiye Kupası, hem bu hedefi yok etti hem de Güneş’i futbol küstürecek noktaya getirdi.

10-Güneş’in ligde çok kritik haftalara girilmişken kupaya bu kadar asılmasını anlamak mümkün değil. En azından rövanşa yedek ağırlıklı bir kadroyla çıkması bekleniyordu.

Daha önce de iddia ettiğim gibi bu derbi F.Bahçe-Beşiktaş’tan ziyade ‘Aykut Kocaman-Şenol Güneş’ derbisiydi. Bu ‘kişisel derbi’de kaybeden Beşiktaş oldu.

Elbet her sezon şampiyon olmak mümkün değil. Sorun Beşiktaş’ın yine şampiyon olabileceği bir sezonu (mucize olmazsa) harcaması. Kaçan balık 700 milyon lira! 2 milyar lira borcu olan bir kulüp için bunun demek olduğunu bilemezsiniz.

Geçen sezonun çok gerisinde olduğu halde rakiplerin de çok puan kaybetmesiyle Beşiktaş yarışta 31. Haftaya kadar kaldı. Oysa kendi çıtasına göre aslında yarıştan ilk devre kopmuştu. “Beşiktaş bu ligin üstünde” söyleminin cazibesine de aşırı kapıldığı için ligde bonkörce puan kaybetti. Fakat bu sezonun heba olmasının en büyük nedeni

sezon başından bu yana Aykut Kocaman’ın psikolojik harbine Şenol Güneş’in karşı koyamamasıdır. Fenerbahçe ile oynanan (veya oynanamayan) kupa yarı finalini Güneş,  duygularına yenilerek yanlış planladı.

Yazının devamı...

‘Süt kupası’ faturası ağır oldu

İlk 15 dakika tartma evresiydi. Top daha çok G.Saray’da ama genelde de Muslera ile savunması arasında dolaşıyordu.

Oyun karakterine ters biçimde topla ilişkisi çok az olan Beşiktaş, buna mukabil Negredo ile iki pozisyon buldu ki ikincisi inanılmazdı. Kayıtlara ‘kırılma anı’ olarak geçti. Negredo’nun içine âdeta Almeida kaçtı ve mutlak golü kaçırdı.

Terim’in ekibi ilk organize atağında golü buldu ki Pepe’li bir savunma hattına yakışmayan hatalar yapıldı Beşiktaş’ta.

Negredo sakatlanınca Lens’i sahaya süren Güneş, Babel’i santrfora çekti. Kağıt üzerindeki en makul hamleydi lakin Lens, bildiğiniz gibi oynamaya yeminli!

TERiM RiSK ALDI, KAZANDI

- İkinci 45’e Fatih Terim, Galatasaray gerideymişçesine önde basarak başladı. Maç  müthiş bir gel-git içinde cereyan etti. Terim’in bu riskli tercihini Babel cezalandıramadı. 53’te karşı karşıyada yüzde yüzlük golü kaçırdı. Diyebilirim ki onun içine de bir değil, iki Almeida kaçmıştı!

61’de Medel, önlediği golle Beşiktaş’a bir kredi daha sağladı. Ama 4 dakika sonra derbinin kaderi belli oldu. Her ne kadar Gomis penaltıyı kaçırsa da 10 kişi kalan Beşiktaş’ın maçı çevirme olasılığı kalmamıştı.

Beşiktaş neden yenildi?

1- Negredo ve Babel, iki inanılmaz pozisyonu harcadı. Biri öne geçme, diğeri beraberliği yakalama fırsatıydı.

2- Quaresma, dün oyuna hiçbir şekilde ağırlığını koyamadı.

3- Savunmayı Medel tek başına yapmaya çalıştı.

4- Merkezden derin top katkısı olmadı. İki önemli pozisyon da G.Saray savunmasının hatasından doğdu.

5- Zihinsel olarak da Beşiktaş dağınıktı. Geçen sezon başkanının ‘Süt Kupası’ diye küçümsediği Ziraat Türkiye Kupası’nda yaşananlardan ötürü bu derbi hazırlığı kaotik bir havada geçti.

6- Ve Terim farkı... İkinci devreye 1-0 önde girmesine rağmen Terim, bu bölümü risk alıp ‘Atan kazanır’ formatında oynadı. 

Temel olarak Beşiktaş, ‘Süt Kupası’ dediği Ziraat Türkiye Kupası yarı finalini gereksiz yere önemseyip tarihi bir hata yaptı ve Süper Lig; daha da önemlisi Şampiyonlar Ligi’ni de feda etti.

MAÇIN ADAMI: NAGATOMO

- ESASENLigin ikinci yarısının en iyi adamı” demek lazım. Zira Terim kadar bu takımda fark yaratan en önemli isim o. Dün de

ilk golü oluşturup derbinin kaderini

belirledi.

Yazının devamı...

Kocaman Güneş’e sarılsaydı yeterdi

Ben, kendi adıma yaşadığım hayal kırıklığına değinmek istiyorum. Yazacaklarım, fazlasıyla ütopik olacak. Aslında değil de, içinde bulunduğumuz iklimden ötürü ütopik kaçıyor. Yine de dile getireyim....

Bir tek hareket yeterdi, hayatın akışını değiştirmeye.

Kadıköy’deki o anları defalarca izledik. Olumlu olumsuz bir çok davranış iç içe giriyor. Halbuki yapılması gereken bir tek hareket vardı; ne yazık ki olmadı.

Aykut Kocaman, Şenol Güneş’in yere düştüğünü gördükten sonra olay mahalline gidiyor. O anı Kocaman’ın sözleriyle okuyalım:

Şenol Güneş’in yere düştüğünü gördüm. Ani bir refleksle hemen yanına koştum. Yanımda Hasan Çetinkaya da vardı. Hocanın yanındaki bir görevliye sordum. ‘Herhangi bir şey yok’ dedi.”

Oysa... Kocaman, hiç ona buna sormadan doğrudan Güneş’in yanına gitse... Elinden tutup kaldırsa veya onu korur gibi sarılıp şöyle orta sahaya doğru götürse...

İşte o zaman Murathan Mungan’ın dediği gibi ‘değiştirirdi dünyanın tüm gerçeğini’...

Sıradışı liderler, böyle anlarda kendini belli eder. O gün böyle bir hareket yapılsaydı, maç yarım kalmaz ve biz de kelimenin gerçek manasıyla atardık manşetleri: ‘Kocaman devrim’... Asıl soru bu: Kocaman, Güneş’in yanına niye doğrudan gidip aracısız maracısız soramadı “Hocam iyi misiniz” diye? O bile bunu yapamıyorsa, konuşacak çok fazla bir şey de kalmamıştır. Bu nedenle de sonrasındaki açıklamalar vs beni hiç şaşırtmıyor.

 

HERKES GİBİ MİSİNİZ?
‘Tiyatrodan sonra ‘fizofluk’ da insanlarla alay etmek için kullanılan bir ifade oldu! Güneş’e, yakıştırılan ‘filozofluk’ pekala Kocaman’a da yapılabilir. Hatta ben yaparım da. Zira o da çok okuyan, düşünen ve bu düzenin nasıl işlediğinin farkında olan bir hoca.

O yüzdendir ki yıllardır ben ve benim gibiler, Güneş ile Kocaman’ı hep farklı bir yere koydu. Ne yazık ki yıllardır bu iki hoca düzenin çarkına çomak sokmak yerine, su taşıyorlar. Ve maalesef farkında olmadıklarını söylemek artık fazla safiyane olur. Gelinen noktada “Yoksa siz de herkes gibi misiniz” diye sormaktan başka çarem kalmadı.

İkisi de öyle ya da böyle birbirine odaklanmış. Adeta, ‘Kocaman için Güneş’, ‘Güneş için de Kocaman’ın şampiyon olmaması, temel hedefleri olmuş gibi bu sezon.

Baksanıza, ligde kıran kıran bir mücadele varken, içeriği boşaltılmış şu kupa için her şeyi riske edebildiler.

Şunu unutmayın, kurduğunuz cümlelerde ‘ama’dan öncesinin hiçbir hükmü yoktur. Şu bir haftada ne çok ‘ama’lı cümle okuduk, değil mi...

Kimse karşısındakiyle ‘empati’ kurmadı. ‘İlk taşı’ atanlar en az konuşulanlar oldu. Hep sondan başa tartışıldı olaylar. Neden değil, sonuç üzerinde kavga ettik.

Sezon başındaki Süper Kupa finalinde sahaya atılan bıçağı Quaresma, elinde sallaya sallaya hakeme verdi. Ve o gün hakem “Statta başka bir bıçak olmadığına” hükmederek (neye dayanarak buna hükmetti, bilmiyoruz) maçı oynatmaya devam etti.

Bu kafayla gidersek, ne yazık ki bir gün kan da görebiliriz... Etmeyin, eylemeyin artık!

 

DAĞIN BAŞINDAKİ ASLAN
Pazar akşamı 700 milyon liralık bir derbi oynanacak. Eğer ki derbiyi kazanan şampiyon da olacaksa, evet bunun ekonomik manası 700 milyon liralık gelirdir. Borç içinde yüzen kulüpler için can simididir bu para.

İki sezondur bu nimetinin ne olduğunu çok iyi bilen Beşiktaş, günlerdir kupa derbisiyle meşgul. Bu yüzden Malatya maçında bile puan kaybedecekti neredeyse. Malatya maçı büyük bir uyarıydı, G.Saray derbisi öncesi. Beşiktaş ve Fenerbahçe, birbirini aşağı çekmekle meşgulken, Galatasaray dağın başındaki aslan misali, olan biteni tebessümle izleyip, pazar akşamına keyifli şekilde hazırlanıyor...

Yazının devamı...