GÜNDEM
SPORARENA
YAZARLAR
EKONOMİ

Uygulamada okumaya devam et.

Güneş'in arzusu da adaleti de kayboldu

na Rıza Çalımbay’ı özetleyen bir cümle kur derseniz şu olur: “Basit goller yedik...” Çalışkanlığıyla futbolculuğunda ‘Atom Karınca’ lakabını alan Rıza hoca, teknik direktörlüğünde de çok çalışmasına rağmen ‘basit goller’e bir türlü mani olamadı.

Son zamanlarda Şenol Güneş de kaybedilen puanları açıklarken, Çalımbay gibi bir ezber oluşturmaya başladı: “O golü atsaydık, eleştirmeyecektiniz...” Sivas yenilgisi sonrası “Radikal bir değişim yapacak mısınız” diye sorduğum soruya çok uzun bir cevap verse de aslında cevap vermedi. Verdiği
cevap, kabaca kaybettikleri maçları aslında kazanabilecekleri maçlar olduğuydu... Benim için Güneş’e dair bu sezon oluşan en büyük kuşku işte bu kaybedilen maçları açıklama biçimi. “O gol olsaydı...” Buna karşın verilecek cevap da; “Ama olmadı.” Güneş, geçen sezondan beri birikerek oluşan sorunları
da görmezden gelerek, “Şimdi kalkıp ‘Negredo niye gitti’yi mi konuşacağız” diyor. Elbette... Negredo mevzusu bu sezonun özetidir. Çünkü bu takımın bugün en büyük sorunu gol. Ve ‘vurduğu gol olan’ bir golcünün alınamaması Negredo satışının doğru zamanda yapılamamasından kaynaklandı. Diğer yandan Güneş’e kulak verip bugün sahada olan takıma bakalım.

1 - Vida-Pepe ikilisi, şöhretlerine karşın savunmanın kalitesini yükseltmedi. Tosic-Marcelo mumla aranıyor.

2 - Oğuzhan dökülüyor, kabul. Peki Babel, Atiba, Love, Larin, Lens, Caner? Bu oyuncular da dökülmüyor mu?

3- Yedek kulübesinden yapılan müdahalelerle bu sezon kaç puan alındı? Güneş’in ilk iki sezondaki skoru korumak için Necip’i sahaya sürdüğü veya gol atmak için Töre’yi, Kerim’i soktuğu o basit ama sonuç alan dokunuşlarını görüyor musunuz?

4 - Rakip analizleri iyi yapılıyor mu? Geçen sezon sadece Şampiyonlar Ligi rakipleri analiz ediliyordu. Bu sezonsa Başakşehir ve Genk maçına çalışıldığı anlaşılıyor.

5 - Sahadaki oyuncuların bir çoğu mücadele arzusunu yitirmiş ama Güneş, müdahalede gecikti. Dorukhan ve Güven’in montajı daha önce olmalıydı.

6 - Güneş, bu taze kanlar Dorukhan ve Güven’in bile oyun içinde düştüğünü söyledi. Peki, bu takımı kim antre ediyor?

7 - Güneş, maç trafiğinin yoğunluğundan da şikâyet etti. Lakin Şampiyonlar Ligi oynadığı sezon ligde şampiyon olmuş bir hocadır kendisi. Üstelik bu sezon oynadığı Avrupa Ligi.

8 - Dışarıdan görünen şu: Güneş de oyuncuları da zihinsel olarak kendilerini sahaya veremiyor.

TOLGAY ARSLAN’IN DÜRÜMÜ

TOLGAY Arslan kadro dışı kaldı. Tolgay geldiği günden beri araftaydı. Ne tartışmasız ‘as’ oyuncu oldu ne de müzmin bir ‘yedek’ yapıldı. 11 ile kulübe arasında gidip geldi.
Güneş ile daha önce de sorunlar yaşadı. Son haftalarda para mevzularının yanı sıra kötü oynadıkları halde Oğuzhan ve Atiba’nın banko oynamasını kabullenemedi ve soyunma odasında ‘dürümü yedi!’
Ne diyor Tolgay: “Nasılsa oynamayacağım...”
Bu cümle çok mühim çünkü Güneş’in adaletine olan inancın bittiğini gösteriyor. Oysa Cenk Tosun, Güneş’in adil forma dağıtımı yüzünden Premier Lig’e kadar uzandı. Tolgay kadro dışı bırakılırken bu da iyice tartılsın.
Tolgay da şunu bellesin: Üst üste sadece 2 maç iyi oynamak yetmiyor. Yıllardır Liverpool’a attığı golün sermayesini yiyor.

ORMAN NEDEN YUHALANIYOR?

FİKRET Orman, şu sıralar derin bir hayal kırıklığı içinde. “Stat yaptım, iki şampiyonluk yaşattım, Şampiyonlar Ligi’nde tarihi başarıya ulaştık ama protesto ediliyorum bugün” diyordur.
Aslında iki şampiyonlukta da tribünlerden “En büyük başkan bizim başkan” tezahüratını pek duymadım. Orman en büyük iltifatları sosyal medya üzerinden alıyordu. Ancak o da en büyük kavgayı sosyal medya ile yaptı!
Orman, mayısta aday olur mu bilemem ama olacaksa yapması gereken 1 numaralı iş, borcu çevrilebilir seviyeye çekmek. Kendisinin geçmişte demeçleri var, 100 milyona düşüreceğine dair. Elbet ekonomik kriz nedeniyle bu hayal ötesi bir rakam ancak yüzde 50 eritse bile büyük başarı.
Transferde son üç yılda kâr edilse dahi Beşiktaş’ın borcu yükseldi. Bunun en büyük nedeni stat inşatı. Orman, stadı 80 milyon dolar (dikkat dolara) ve de bankalara borçlanmadan yapacaklarını da söylemişti. Lakin bu da gerçekleşmedi. Stat öngörülen maliyetin çok üstünde bitirildi.
Gelinen noktada kulübün çok uzun vadeli planlara sahip olmadığı da anlaşılıyor. Yönetim, geçen sezon da şampiyon olunacağına inanıyordu ve tüm planlar yine Şampiyonlar Ligi gelirleri üzerine kurulmuştu. Ama şampiyonluk kaçınca her anlamda tökezlendi...

Yazının devamı...

Fenerbahçe Beşiktaş'ı geçer

Genk maçında Dorukhan’ı, dün de Güven’i ilk 11’de ilk kez oynattı. Daha cesur davranıp Genk maçında takım savunmasını yükselten Dorukhan’ı da ilk 11 başlatabilirdi. Altınordu ile oynanan hazırlık maçında Güven’deki coşkuyu ve oyun zekâsını, izleyen herkes görmüştü. Dün onun için harika bir başlangıç oldu. Sadece attığı gol değil, sürekli arayışta olması ve kendini saklamayıp pas bağlantılarına girmesi de kayda değerdi. Elbette, yürüyeceği çok yol var.

19'luk Güven, daha attığı golün sevincini bitirememişken Beşiktaş gol yedi. Olabilir, lakin aynı golü daha kaç kez yiyecek bu takım? Karius gidiyor, Tolga geliyor ama yenilen gol değişmiyor. Karius sakatlandığı için mi ilk 11’de yoktu, yoksa ilk 11’de olmadığını anladığı için mi sakatlandı? Bunu bilemiyoruz. Kalede istikrar şart. Kalecisi sık sık değişen bir takımın başarı şansı düşüktür. Güneş, ne yaparsa yapsın, kalecide sabit kalmalı. Tolga Zengin, ağzıyla kuş tutsa bile işi zor.

1-1’den sonra Güven’in şutu dışında Beşiktaş’ın Sivas kalesini yokladığı doğru düzgün pozisyonu yok. Ayağı top yapan çok sayıda isim sahada olsa da ataklar bir türlü sonuçlandırılamadı. Güneş, Oğuzhan’ı kazanmak istiyor ama o pek istemiyor. Bu çocuğun bir sırrı mı var, anlayamıyorum. Ayağı en düzgün adam pas hatasıyla 2. golü yedirdi. Ve taraftarla arasında bir yara daha açıldı. Yazık!



YAS DEĞİL, ANLAMAK

10 KAsıM’da gerek kulüpler gerekse bir çok sporcu, Mustafa Kemal Atatürk’e dair çok güzel paylaşımlarda bulundular. Verilen mesajların da yastan ziyade, onu anlamaya yönelik olması da çok mühim. Finali de dün Beşiktaş, Vodafone Park’ta yaptı skorborda yansıttığı bu görüntüyle gerçekleştirdi. Evet,esas olan onun fikirlerini yaşatmaktır.

BEŞiKTAŞ TOPTAN DÖKÜLÜYOR
Güneş'in iflas eden Oğuzhan’ı oyunda tutması mümkün değildi. Pek iyi olmayan Atiba’yı çıkarması da doğruydu. Fakat, takımın (tribünün de) kimyası öyle bozulmuştu ki, hiçbir pansuman tutmadı. VAR’ın Sivas’ın 3. golünü iptal etmesi Beşiktaş’ı biraz gayrete getirse de sonrasında yine VAR ile iptal edilen penaltısı da aynı şekilde modunu düşürdü.

Başakşehir ve Genk maçında verilen dirilme emareleri dün skor 1-1 olduktan sonra yalan oldu. Sadece Oğuzhan mı dökülüyor? Hayır. Beşiktaş hocasıyla, taraftarıyla ve yönetimiyle toptan dökülüyor. Bir takımın kaptanı yuhalanıyorsa, yönetimi protesto ediliyorsa ve takımı da iki maç üst üste aynı performansı ortaya koyamıyorsa gayrı düzen bozulmuştur orada. Böyle giderse F.Bahçe bile gelir Beşiktaş’ı geçer. Radikal bir değişim şart!

MAÇIN ADAMI: ROBINHO

Yazının devamı...

Bir Gomez'i olsa, 3-1 kazanmıştı

Şenol Güneş’e “Topu rakibe ver, geride kalabalık dur ve hızlı geçişle gol ara” planını yaptıran elbette İstanbul’da 4-2 kaybedilen maçtı. Dünkü maçın ilk devresine bakınca, “İstanbul’da fırtına gibi esen o Genk nerede” diyen çok kişi olmuştur. Genk esemedi çünkü Beşiktaş, kendi alanı kadar, kanatları da boş bırakmadı. Hücuma çıkarken de topu daha verimli kullanan Kartal, atağı sonlandıramayacağını anladığındaysa topu geriye oynadı. Güneş’in Genk stratejisi bir yerde Başakşehir’in kendisine karşı kullandığı stratejinin bir benzeriydi. Siyah beyazlılar öne geçince, topla ilişkisini de biraz daha artırdı.

DORUKHAN TERCİHİ

Güneş’in Dorukhan gibi bir taze kana ilk 11’de yer vermesini alkışlıyorum. ‘Şanslı çocuk’ Lens de ilk 11 başladı ama şanssız şekilde 12’de sakatlanıp çıktı. Yerine giren Pektemek, Quaresma’ya gol asisti yaparken, kendisi de penaltı gibi bir pozisyonu harcadı. Ama Pektemek’in santral görevini fena yapmadığını düşünüyorum.

Güneş, taraftarın topun ağzına koyduğu Oğuzhan’ı da kanat germeye devam ediyor. Eski çizgisinden hâlâ çok uzak olsa da dün golde atak başlatıcı olurken, Pektemek’i de golle burun buruna getiren isimdi. 2. devre Genk, ihtirasını artırdı ama pozisyon bulamıyordu. Aksine 2. gole yaklaşan Beşiktaş’tı. Özellikle Babel’in kafa vuruşu, maçı Beşiktaş adına tescilleyebilirdi. Tartıya konulduğunda net pozisyon üstünlüğü Beşiktaş’ındı ki Genk, golü uzaktan bir şutla buldu.

Beşiktaş’ın bu sezon neden istikarsız olduğunun fotoğrafıdır bu: Güneş, sırayla denediği ama iki hafta üst üste verim alamadığı 3 golcüsünü de dün kulübede oturtarak maça başladı. Sanırsın ‘Millet Kıraathanesi’! Üçünün de şu fotoğrafa birlikte bakıp utanması ve “Yahu bari birimiz ilk 11’de başlayacak vaziyette olsaydı” demesi lazım.

'KIRAATHANE GİBİ'

Beşiktaş’ın bu sezon neden istikrarsız olduğunun fotoğrafıdır bu: Güneş, sırayla denediği ama iki hafta üst üste verim alamadığı 3 golcüsünü de dün kulübede oturtarak maça başladı. Sanırsın kulübe, kıraathane! Üçünün de şu fotoğrafa birlikte bakıp utanması ve “Bari birimiz ilk 11’de başlayacak vaziyette olsaydı” demesi lazım. Bari kulübede kitap filan okuyun!

LJAJIC İLE HALA KAN UYUŞMADI

Genk’e ceza alanı içinde hiç fırsat vermeyen Beşiktaş, buna mukabil rakibine çok şut şansı verdi (16) ve onlardan biri gol oldu, biri de az daha oluyordu. Güneş, 73’te Ljajic’i oyuna alırken, topa biraz daha hükmetmeyi istedi. Ancak takım, Ljajic ile ile kan uyumunu henüz sağlanmış değil. Güneş’in Oğuzhan’ı korumaya aldığını söyledim fakat bu 89 dakikada sahada tutması anlamına gelmemeliydi.

2. devre Oğuzhan, ‘hayalet’ oldu. Sanırım Güneş de onu sahada göremediği için değiştirmekte gecikti(!) 4 Avrupa Ligi maçı içerisinde dünkü maç, Beşiktaş’ın en derli toplu ve istekli olduğu 90 dakikaydı. Quaresma’nın bile ateşli bir şekilde kaybettiği topun peşinden koştuğu bir maç... Güneş, Genk deplasmanındaki oyun disiplini ve arzusunu lige uyarlayabilirse iyimser olunabilir. Ama elbette tüm iyimserlik golcü duvarına çarpıyor. Dün grup lideri olmasını önleyen de fırsatları gole çevirecek ‘net golcü’nün olmayışıydı. Misal, bir Gomez olsa maç 3-1 biterdi.

Yazının devamı...

Haftalık golcüyle nereye kadar?

Sahadaki en yaratıcı isimler biri Babel, diğeri Lens... Birinin kuvveti eskisi gibi değil, diğerinin duygusu hiç yok. Lens bizim ligimiz için aşırı 'cool'. Bem öyle diyorum da siz ona gamsız deyin gitsin... Güneş ilk devre defalarca fırçalasa da ikinci devreye de onunla başladı. Maç içinde dahi çok dalgalı bir performans ortaya koyan Love için ne demek lazım bilmiyorum. Bu kadar top ezen bir golcüyle nereye kadar?

Dün sahada olan bazı Beşiktaşlılar 'en iyiler' olduğu için değil, Tolgay ve Oğuzhan döküldüğü, Ljajic ve Güven tercihe edilmediği yer alıyordu.

Göz nizamı geçerli olsa Başakşehir daha maçın başında öne geçecekti ama Riva'daki VAR hakemi milimlerle ölçülebilecek bir ofsayt bayrağı kaldırdı. Topu Beşiktaş'a bırakan ev sahibi "Bırakın oynasınlar, bırakın oyalansınlar" diyordu Güneş'in ekibine adeta.

Ve Avcı'nın talebeleri bir duran topta, evrensel çaptaki 'Pepe-Vida-Atiba' savunmasına çok ucuz bir gol attı.

Bu sene ağırlıkla '1 gol'e bağlayarak puanları toplayan Başakşehir'e karşı maçı çevirmek çok zordu. Avcı'nın ekibi düne kadar son 12 puanı sadec 3 gol atarak toplamıştı. Hasılı Başakşehir'e karşı geri düşmek sizi ancak beraberliği kurtarmaya teşvik edebilirdi.

Kendi oyuncusunda kenardaki top toplayıcı çocuklara kadar herkese bağırıp çağıran Güneş'in ne gibi taktiksel reçeteleri vardı acaba?

Kazandığı Rize maçından belliydi

Hava toplarına hakim Başakşehir karşısında Güneş, ikinci devreye de Lens ile başlayıp bir 15 dakika daha tahammül etti. Zaten sakatlandığı için 25'te Adriano çıkınca akıllı oyun oranı düşen Beşiktaş'ta Ljajic ve her şeye rağmen Tolgay'ın erken düşünülmemesi düşündürücüydü.

İkinci devre soyunma odası gazıyla da birlikte Atiba dahil, siyah beyazlılar daha fazla ileride kalabalıklaştı. Babel de biraz hareketlenince önemli pozisyonlar yaratıldı. Ama sonuçta bu takım sezonluk değil 'haftalık golcü'sü vardı. Dün o da olmayınca 1 puan bile hayal oldu.

4-1'lik Rize galibiyetinin Başakşehir'e yetmeyeceğini söylemiştim. Çünkü Güneş,2-1 öndeyken 10 kişilik rakibine karşı Medel'i almak zorunda kalmıştı. Gerisini siz hesap edin. Dünkü maç siyah beyazlılar için bir eşik maçıydı. Bu takımı ancak zirveye çıkmak motive edebilrdi ancak dün bu şansı kullanamadı. Kullanamazdı da çünkü hücumcu profili çok zayıf (dün Quaresma da yoktu) bu takımın. Yine söylüyorum; Beşiktaş'a taze kan lazım.

Bir çift laf da Karius için söyleyeyim: Yediği gollere çok fazla bir şey denemez belki ama Fabri kadar "Vay be bu topu nasıl çıkardı" dedirttiğin top çok az.

Medipol Başakşehir, 70'ler Trabzonspor modeliyle bu sezon şampiyonluğa daha yakın.

Yazının devamı...

ÇARŞI, KADİR İNANIR MI, AHMET MEKİN Mİ OLACAK?

Fikret Orman şokta! Çünkü Genk maçında taraftar kendisini protesto etti. Tribünler “Yönetim bu takım senin eserin” diye bağırdı. Bu tepkiyi sadece Genk maçına bağlayamazsınız.

1. Geçen sezon şampiyonluğun kaybedildiği G.Saray derbisinden bu yana oluşan birikim.
2. Yaz transfer dönemindeki planlama hataları.
3. Başarılı dönemde oluşan kibirli dil.

Güneş’in de kadro yönetimine dair hataları oldu. Net bir golcü alınacağını varsayarak, eldeki golcülerini kamuoyu önünde eleştirdi.

1. Negredo’ya önce “Bizimle değilsin” sonra “Kurtarıcımızsın” denildi. İspanyol, form tutmuşken satıldı.
2. Negredo’ya güvenirken Pektemek ve Love küstürüldü.

Negredo gidince Larin’e bel bağlandı. Ancak Kanadalı, oynadıkça geriledi; hemşerisi Atiba’nın aksine... Dön dolaş Love ve Pektemek...

Bu vaziyetin alış-veriş ayağındaki kusur yönetimin, oyuncu yönetimindekiyse Güneş’indir. Bu takım şampiyon olsa da sezon sonunda ‘yaş haddi’nden zaten emekli olup, dağılacak.

Orman’ın tepkiler nedeniyle şoke olduğunu söyledim çünkü o taraftarın değiştiğine inanıyordu. Yeni stat, iki sene üst üste şampiyonluk ve Şampiyonlar Ligi’nden namağlup gruptan çıkmanın büyük bir kredisi olduğuna inanıyordu. Dahası, taraftarın, ‘Premier Lig profili’ne evirildiğini düşünüyordu. Sık sık da “Taraftarımız değişti” diyordu zaten. Ben hep gerçek testin, başarısızlıkta olacağını yazdım.

Genk maçında gördük işte. Değişen bir şey yok. Günümüz taraftarı ucunda kupa görmüyorsa ne ‘ayağının dışı, canımın içi Quaresma’ kalıyor, ne de ‘transfer sihirbazı başkan’... Asıl farklı olan 15 sene şampiyonluk yaşamadığı halde ‘kara sevda’ya tutulan o eski taraftardı...

Şampiyonluktan kopmuş bir büyük kulübü 50 bin taraftarla statta izlemek henüz hayal ötesi... Orman, özeleştiri yerine tribünlerin yönlendirildiği kolaycılığına kaçarsa, doğru sonuçlara ulaşmaz.

Beşiktaş taraftarının da gelinen noktada Güneş’in çağrısına kulak vermesi lazım. Güneş, “Aşk biter, sevda sürer” dedi özetle. Hemen aklıma efsane ‘Selvi Boylum Al Yazmalım’ filmi geldi. Filmde aşkı Kadir İnanır, sevdayı (emeği) ise Ahmet Mekin temsil eder. Ve malum, Türkan Şoray ikisi arasında tercihini Mekin’den, yani sevdadan, emekten yana kullanır.

KİMİN TARAFTARI FARKLI?
ALİ Koç, geçen cumartesi günü divan toplantısında, Beşiktaş taraftarının Genk maçında yönetimi protesto etmesine atıfta bulunarak, “Bizim taraftarımız çok farklı” dedi. Çok şaşırdım! Çünkü; F.Bahçe taraftarı çok öncesinde Beşiktaş derbisiyle Başakşehir maçlarında takımı ve hocayı protesto edip “Ersun Yanal” diye bağırmıştı! Üstelik takım iyi oynamıştı. Nihayetinde Koç, Phillip Cocu’yu teri soğumadan gönderirken stadı terk etmeyen taraftarı da hesaba kattı. Hasılı üç büyüklerin taraftarının kodları üç aşağı beş yukarı aynı.

KOÇ’UN BÜYÜK İKİLEMİ
KOÇ, seçim sürecinde “Ersun Yanal’ı getirin” diyen bir üyeye “Siz daha benim hayalimin büyüklüğünü kavrayamadınız” mealindeki cevabı bugün kendisini büyük bir ikileme soktu. Taraftara mı kulak versin, kendi sözünün arkasında mı dursun? Koç’a güvenin temel kaynaklarından biri iş insanı akılcılığına sahip olduğunun düşünülmesi. (Ben Koç’un çok iyi bir taraftar olmasının onu akılcılık çizgisinden duygusallığa ittiğini düşünüyorum, o ayrı)

O halde seçim zamanında açıklamasını unutup akılcı bakmalı.

Mustafa Denizli’nin bir sözünü hatırlayalım: “Büyük kulüpleri çalıştırmak sadece sahada taktik vermekle mümkün değildir. Saha dışını da yönetmek lazım.”

Somutlayalım: Bir Cocu’nun kamuoyuna yönlendirmesine bakın bir de Fatih Terim’in... G.Saray’daki yenilgilerden ötürü Terim’i sorumlu tutanlar bir elin parmağını geçiyor mu? Hayır! Cocu, “Ben kaybettiği topu geri almak için 80 metrede koşturan bir takım istemiyorum ama bazen elinizdeki kadroya göre hareket etmek zorundasınız” demişti, Beşiktaş derbisi sonrası. Yani “Bu kadroyu ben kurmadım” demeye getirdi, lakin ‘baş sorumlu’ olarak o ödedi faturayı ilk!

Koç, bir an için stadı dolduran 50 bin taraftarın her birini bir danışman olarak düşünsün. Ve 50 bin danışman ağırlıkla “Yanal” diyor. Tribünün hissiyatı güçlüdür.

YANAL’A 2 YIL KEFİL OLMAM

Ben Ersun Yanal ile 1 yıl’a “Evet” derim ama 2 yıla kefil olmam. Zira, Yanal’ın geçmişi bu garantiyi verdirtmiyor. Hatta Yanal, neredeyse ‘tek devrelik’ bir teknik adam... Fenerbahçe’deki ‘nisan şampiyonluğu’nu da ilk devredeki muazzam performansla sağlamıştı... Manisa’da ilk devre zirvedeyken, ikinci devre takımı düşme potasında bıraktı. Trabzon’daki uzun soluklu teknik direktörlüklerinden de sonuç çıkmadı.

Yazının devamı...

Mustafa Pektemek'in onur maçı

 

Beşiktaş iki motivasyonla maça başladı. 1-Genk yenilgsiini telafi etmek. 2-G.Saray ve F.Bahçe’nin yenilmesi. Rize maçı bir ‘karar’ maçıydı.

Zira bir sonraki maçta lider Başakşehir ile oynarken diğer yanda da derbi var. Genk maçında asıl sorun topa hükmedememekti. Rekor pas kaybı, kopukluk ve alanı doğru kullanamayan Beşiktaş’ın yenilmesi kaçınılmazdı. Dün, öncelikle büyük bir iştah başladı Güneş’in ekibi. Taraftar Genk maçında Gönül ile birlikte bir tek Medel’i alkışlamıştı. Ama maçın tekrarını izledilerse Medel’in de alkışlık olmadığını göreceklerdi ki bu nedenle Güneş’in dün onu kesmesini yadırgamadım. Adriano ve Töre tercihi ayağa oyunu teşvik ederken, erken gol ve dönen topların toplanması da artı değerlerdi. Lakin en büyük fark Mustafa Pektemek’ti. Dün epik bir maç oynadı. Güneş, bir iki hafta önce “Kendini salmış” dediği Pektemek’e geldiği günden beri ilk kez bir lig maçında ilk 11’de yer verdi! İnanılmaz. Hal böyle olunca maç, Pektemek için ya jübile veya yeniden doğuş maçı olacaktı. Pektemek, “Güneş golcünün üzerinde oturuyormuş da haberi yokmuş” dedirtti. Ama, dün onur savaşını kazanan Pektemek, ancak devamını getirebilirse bu tür lafların kıymeti harbiyesi olur. Yeniden dönen bir diğer isim de Töre’ydi. İyi bir Töre’nin Güneş’in en önemli kazancı olacağını ısrarla söyledim. Ancak kendini bulmuşken sakatlanıp çıkması büyük talihsizlik oldu. Beşiktaş devreyi 2-0 kapatınca “Maçı kazandım” dedi, ama acayip bir 2. devre izledik. Rize, 10 kişiyle 2-1 yaptı. Beşiktaş penaltı kaçırırken Rize 9 kişiye indi. Yine de maç sanki 11’e 11’di. Strese giren Beşiktaş oldu! Güneş, 9 kişilik Rize’ye karşı Medel’i alması trajikti. Çünkü Oğuzhan öyle güçsüz ki, Güneş, yadırganacağı bu hamleye mecbur kaldı...

VARI'I ANLATMADINIZ MI?

LOVE, penaltı beklerken hakem de oyunun durmasını bekledi. Ama bu arada faul yapan Adriano sarı gördü. Hakem VAR’a bakıp penaltıyı verince Adriano, “Sarı kartımı geri alın” diyerek, itiraz etti. Oysa VAR protokolüne göre, Bülent Yıldırım’ın kartı geri almaması doğru. Ortaya şu çıkıyor: Kulüpler futbolculara VAR’a anlatmıyor!

GÜVEN GiBi TAZE ENERJi LAZIM

MEDEL’in de girmesiyle Beşiktaş, orta alanda sağlamlaştı ve Rize’nin 9 kişiyle bir ‘destan’ yazmasına izin vermedi. 3. golle birlikte Rize, havlu attı. Gelecek haftalar için ben Beşiktaş açısından dünkü maçın ilk devresini ölçü alıyorum. Şenol Güneş’in sözünü ettiğim bölümdeki futbolu çoğaltması lazım.

BAŞAKŞEHİR EŞİK MAÇI

Güneş’in kadrosunda yenilenmeye gitmesi şart ve bunun ilk hamlelerini yaptı. Düne kadar sadece 5 dakika fırsat bulan Güven Yalçın’a nihayet 81’de şans tanıdı. 9 kişilik rakip karşısında biraz daha erken de alabilirdi. Güven, iyi oynar kötü oynar, o ayrı ama takıma enerji verir. Bence siyah beyazlıların en çok ihtiyaç duyduğu şey de bu: Taze enerji. Güven, bu enerjiyi fazlasıyla taşıyan bir oyuncu. Kısa sürede iyi bir kumaşa sahip olduğunu da gösterdi. Beşiktaş, ‘karar’ maçını kazanıp yarışa devam edeceğini söyledi. Sıra Başakşehir ile ‘eşik’ maçında. Tükenmişlik sendromu alemetleri taşıyan Beşiktaş’ı ancak liderlik motive edebilir. Rize’ye de alkış; 9 kişiyle çok iyi mücadele etti...

Yazının devamı...

Güneş balçıkla sıvanmaz

Beşiktaş’ta bir şeyler oluyor. Öyle ki bunu Orman-Güneş ortak basın toplantısı bile örtemiyor.

Son 4 sezonun en kötü devrelerinden biri oynandı Vodafone Park’ta. F.Bahçe’ye kupada, Antalya’ya ligde kaybederken dahi bu kadar çaresiz olmamıştı bu takım.

Oyuncular iki pas yapmaktan ve topu kontrol etmekten aciz. Fiziksel olarak da, ruhsal olarak da büyük bir çöküş var.

Beşiktaş’ın zinde, toplu ve topsuz olarak süratli, alanı mükümmel kullanan ve bir kuş sürüsü gibi hücuma çıkan Genk karşısında devreyi sadece 1-0 geri kapatması sevineceği tek şeydi.

Siyah beyazlılar hücuma geçmeye teşebbüs ettiğinde genelde şöyle bir görüntü oluştu: 7-2-1! Çünkü kimse hücumun başarılı olacağına inanmadığı için, biraz sonra geri dönecek topa karşı savunmada kalmayı önceliyordu.

Hücum dediğim de Larin’e rastgele atılan uzun toplardan ibaretti. Kanadalı, sırtı dönük top alamadığı gibi rakip stoperlerce hep ezildi. Bir tek Gönül’ün iyi niyeti ve Quaresma’nın zorlamasıyla olacak iş değildi. Soldaysa Caner, rakip karşısında darmadağın oldu. Lens yine yalancı bir futbol oyandı. Bir vakitler ‘maestro’ payesi verilen Oğuzhan için üzüldüğümü söylemekten başka bir şey diyemiyorum.

Öyle anlar olduki Beşiktaş, yumruk yemekten yorulan boksör gibi rakibine sarılıp nefeslenmeye çalıştı. Savunmada, orta alanda ve ileri uçta omurga oluşturacak kaliteli oyuncu kalmayınca Beşiktaş, bu vasat hallere düştü.

Dün siyah beyazlı futbolcuların, teknik heyetin ve taraftarların en mutlu olduğu düdük, ilk devreyi bitiren düdük oldu. İlk 45’teki durumu esasen en iyi taraftar yaptığı şu tezahüratla özetledi: “Söylesene Şenol Hoca bu takım niye oynamıyor?” 7 yıl öncesine dönüş tezahüratı...

HEM AVRUPA HEM LİGİ YÜRÜMEZ

GEÇEN sezonlarda yedek kulübesinde birçok seçeneği bulunan Güneş, dün yapabileceği tek hamleyle ikinci devreye başladı: Larin çıktı, Love girdi. Evet, oyunun karakteri değişti; Beşiktaş daha çok topla oynamaya ve biraz daha takım gibi rakip alana gitmeye başladı. Fakat oyunun bu formu almasına asıl karar veren Genk’ti. İlk devre oyun Beşiktaş yarı sahasında oynandığı halde rahat şekilde boşluk bulan Genk, 2. yarı Beşiktaş’a müsade edip kontraları tercih etti. Ve dakikalar ilerledikçe Beşiktaş, tahta kılıçlarla savaşmaya çalışan bir askere dönüşürken, Genk her istediğinde pozisyona girdi ve nitekim 69’da 2-0’ı da bulup maçı bitirdi.

Love’ın golü taraftarı maça ortak etti ama takımı edemedi. O yüzden arkasından yenilen 2 gol sürpriz değil. Çünkü fiziksel ve zihinsel anlamda yetersiz olunca motivasyon da işlemiyor. Fiziksel güç esasen ayağınızdaki topu koruyabilme gücüdür.

Güneş balçıkla sıvanmaz. Beşiktaş’ta kimyasal bozulma gün geçtikçe artıyor. Bu takım bu haliyle hem Avrupa hem ligde yürüyemez. Seçimini ligden yana kullanmalı. Bu çöküşün bari böyle bir yararı olsun.

NEDEN MAÇ ÖNCESİ KONUŞTUNUZ?

TAKIMLAR, maçtan önce en azından 24 saat dünyayla ilişkilerini kesip konsantre olmaya çalışır? Beşiktaş, çarşamba ne yaptı? Başkan ve hocası medyaki iddialara cevap vermekle meşgul. Günler torbaya mı girmişti, anlayamadım! Siz ne söylerseniz söyleyin kamuoyuna en iyi cevabı sahadaki futbolcunun hali vakti verir... Ve Beşiktaş takımı “Sorun var” diyor.

MAÇIN ADAMI: Ndongala

Yazının devamı...

'VAR' var ama Beşiktaş yok

Ama Güneş’i de anlamak zorlaşıyor. Direkt ikinci devreye Quaresma ile değil de Lens ile başlamasını gerektiren neydi, anlamadım.

Başka maç mı izledik? Sorun bu sezon Beşiktaş için bu galiba: Rakipler doğru analiz ediliyor mu? Yardımcılar mı kötü, yoksa raporları dikkate alınmıyor mu?

Dünkü Beşiktaş, 5 yıl oynasa Göztepe’yi yenecek durumda değildi. Hepsinin ayağına taş bağlanmışçasına ağır, isteksiz ve ruhsuzdu. Fizik olarak bitik bir takımdı.

Ve Güneş, bu haldeki takıma rağmen kenardaki Güven ve Dorukhan gibi gençleri şans vermedi. Hiç değilse onların heyecanından yararlanabilirdi. Bugüne kadar Dorukhan 27 dakika oynarken, Güven’in siftahı yok. Hâlâ Mustafa Pektemek’ten medet umup da ‘gelecek’ için alınan bu çocuklara zerre güven duyulamaması çok düşündürücü.

Bu ‘yaşlı takım’da ısrar edip belki dün 1 puan kurtarabilirdiniz ama yarın ki maçlar? Biraz da genç oyuncu kazanmak gerekmez mi? Güneş, Beşiktaş’ta bir tek genci bile öne çıkaramadı. Kaldı ki artık ‘ikinci bahar’ da yaşatmaz oldu.

Göztepe, net bir plana sahipti ve bunu da arzuyla sahaya yansıtıp haklı bir galibiyet aldı. Bu sezon Bayram Bektaş için de eşik sezonu olacak.

PUAN ALMASI MUCİZE OLURDU

BEŞİKTAŞ, Konya’da 10 kişiyle verdiği mücadeleyi İzmir’de 11 kişiyle sergilenmedi. Yine de şans kapısını ve VAR’ın zorlamasıyla penaltı kazandı. (‘Zorlama’ diyorum çünkü ekrana yansıya görüntüde Aydınus önce “Gördüm” diyerek, VAR’a direndi) Oğuzhan penaltıyı harcayınca, kötü günden puan çıkarma olasılığı iyice zayıfladı.

Topu hızlı dolaştıramayan, herkesin topu ayağından çıkarıp beklediği bir oyunda Beşiktaş’ın kazanması mucize olurdu.

Ancak tüm bunlar teferruat. Beşiktaş’ın kimyası fena halde bozulmuş. Yönetiminden teknik heyeti ve sahaya kadarki zincirde artık ruhdaşlık yok.

Konya maçındaki görüntünün bir yanılsama olduğu anlaşılıyor. Liderin puan kaybı sizi iştahlandırmıyorsa orada büyük sorunlar var demektir. Evet, Fikret Orman “VAR bize yok” dedi. Dün VAR vardı ama Beşiktaş yoktu. Aslında geçen sezonki Galatasaray debisinden beri Beşiktaş yok!

GÜVEN VE DORUKHAN

BEŞİKTAŞ’a son 4 yılda gelecek için alınan hiçbir genç A takımın bir parçası yapılamadı. En çok ısrar edilen isim Larin oldu. Orkan yok oldu, Umut Nayir geldiği gibi kiralandı. Güven ve Dorukhan’ın akıbetinin parlak olacağına dair beklentim de azalıyor. Misal 2-0 gerideki takım 86’da Larin’i değil de Güven’i sahaya sürse daha ne kaybeder ki...

Yazının devamı...