GÜNDEM
SPORARENA
YAZARLAR
EKONOMİ

Gözler finansman desteğine çevrildi

ANKARA’da Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nin 2 bin kişilik salonu oturacak yer kalmayacak kadar doluydu hafta başında düzenlenen törende. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’ndan Türk Sanayici ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Başkanı Erol Bilecik’e kadar Türkiye iş dünyasının önemli isimlerini bir araya getiren toplantının nedeni ise teşvik sisteminde yapılan değişiklikti.

İş dünyası uzun bir zamandır teşvik sisteminde radikal bir değişim olması gerektiğini savunuyor. Bunun gerekçesi Türkiye’nin son derece zayıf olduğu yüksek ve orta teknolojiye dayalı yatırımlarda öne geçebilmesi. Ayrıca Türkiye ekonomisini kırılgan hale getiren cari açık sorununa son verecek yatırımların desteklenmesi. Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi de bu gerekçelere dikkat çekerken Mevlana’nın “Ne kadar söz varsa düne ait, şimdi yeni şeyler söylemek lazım” dizeleriyle yeni sistemi açıklamıştı.

135 MİLYAR DEĞERİNDE

19 firmanın 23 proje içinde Serhan Süzer’in aile işlerini bırakarak kendi çevreci hedefleri için başlattığı Ekore ve İshak Alaton ölmeden önce vasiyet olarak desteklenmesini istediği Alvimedica benim için anlamlıydı. Türkiye’nin ithal etmek zorunda olduğu kateter ve stent üretimini sürdüren Alvimedica için destek alamadığından yakınan İshak Alaton, Türkiye’nin yüksek teknolojiyle dayalı yatırımların desteklemesi için yaptığı çağrıların gerçekleşmemesi nedeniyle kırgın gitmişti.

Tosyalı ve Vestel’in 28’er milyar lira tutan yatırım planları da 135 milyar liralık yatırımlar içinde ağırlıklı olanlardı.

Teşvikler iş dünyası tarafından alkışlarla karşılandı. İş insanlarından eleştiri ya da öneri ise pek de fazla gündeme gelmedi.

Yeni teşvik sistemini nasıl buldular? Bu soruyu bazı iş insanlarına sordum. Genel olarak yeni teşvik sisteminin yıllardır gündeme getirilen kaygıları gözetmiş olduğunu ve yeni bir vizyon getirdiğini söylüyorlar.

ÇİN, ALMANYA ÖRNEĞİ

Ancak iş dünyasında en büyük sorunun finansman olduğu ortada. Yapılacak yatırımların büyüklüğü bugünün konjektründe nasıl finansman bulacağı sorusunu sorduruyor. İş dünyası temsilcileri de “Teşvik sisteminde bir de finans modeli ortaya konsaydı” diyorlar.

Yakında gündeme getirilecek bu finansman modeli önerilerinde ise örnek olarak Çin, Güney Kore ve Almanya var. Devletin finans desteği olmadan büyük projelerin yapılamayacağını söyleyen sanayiciler “Yatırımlara ortak olacak ve destek verecek yeni bir Kalkınma Bankası kurulmalı. Avrupa Yatırım Bankası gibi de olabilir. Devlet büyük projelere başlangıçta yüzde 30-35 kaynak sağlayıp sonra da bu şirketlerin halka açılmasına imkan getirebilir. Aksi takdirde şu anda zaten döviz borçlarıyla darboğazda olan yatırımcı yeni yatırım yapamaz diyorlar.

Açıklanan rakamlar büyük, hedefler ciddi. 135 milyar TL’lik yatırımların devreye girebilmesi bugünkü ortamda kolay değil. Keşke bu teşviklerin ardından finansman modeli de gündeme gelse...

TEŞVİKLER İYİ AMA FIRTINALI HAVADA YOLA ÇIKMAK ZOR
TÜSİAD Başkanı Erol Bilecik de yeni teşvik sisteminin projelerin hayata geçirilmesi için elverişli koşullar taşıdığını ve proje bazlı olmasının modelin en büyük özelliği olduğunu söylüyor. “Teşviklerin, ihtiyaca göre esnek çözümler sağlamasının, verimliliği artıracağına inanıyoruz” diyen Bilecik, şu yorumu yapıyor: “Elbette etki analizi yapılmadan hangi teşvikin ne kadar etkili olacağını bilmemiz mümkün değil. Teşvikler, bir otomobilin beygir gücü gibidir, sadece potansiyeldir. Motoru çok güçlü bir araba, kötü kullanıldığında, yarı yolda kalıp, sizi gitmek istediğiniz yere ulaştıramayabilir. Elbette yolun şartları da çok önemlidir. Bir ülkenin yatırım çekme potansiyeli o ülkedeki genel yatırım ortamından, makroekonomik koşullardan ve jeopolitik risklerden bağımsız düşünülemez. Reformlarını yapmış, bir Türkiye’de teşviklerin etkisi çok daha başka boyutlarda olacaktır.”

 


SERDAR İNAN KAYIP MI?
SON günlerde hem sosyal medyada hem iş dünyasında gündeme gelen bir iddia var: İnanlar İnşaat’ın patronu Serdar İnan kayıplara karıştı...

İnanlar İnşaat, başta gayrimenkul olmak üzere sigorta ve otomotiv sektörlerinde de faaliyet gösteriyor. Serdar İnan’ın Kanada ya da Avustralya’ya yerleştiği öne sürülüyor.

Alacaklı çalışanlar ve İnanlar’ın devam eden projelerinden konut alanların da Serdar İnan’a ulaşamadığı sosyal medyada gösterdikleri tepkilerden anlaşılıyor.

Binlerce konut üreten ve ilginç projelerle gündeme gelen İnan, Ağustos 2016’da FETÖ/PDY finans yapılanması soruşturması kapsamında gözaltına alınmıştı. İnan bu olay sonrası yaptığı açıklamada “İfademin alınmasını müteakip bu soruşturma ile şahsımın bir alakasının olmadığı anlaşılmış Cumhuriyet Başsavcılığı talimatı ile koşulsuz serbest bırakılma kararı alınmıştır” demişti.

50 yılı aşkın süredir faaliyette olan bir firmanın en tepe isminin, hakkındaki ‘kaçtı’ iddialarına karşı sessiz kalması dikkat çekici. İddialar üzerine biz de geçen hafta kendisine ulaşmaya çalıştık. Ancak ne şirketinden ikna edici bir cevap alabildik ne de bir yetkiliyle konuşabildik. Serdar İnan mesajlarımıza da dönüş yapmadı.

Bu arada ‘kaçtı’ iddiaları üzerine bazı alacaklı bankaların da harekete geçtiği bize ulaşan bilgiler arasında. Bakalım önümüzdeki günlerde Serdar İnan’dan bir ses çıkacak mı?

 

SATICI BAŞKANLIĞA GİDEN İLK ADIMI ATTI
İŞ dünyasının heyecanlı seçim dönemi sürüyor. Şimdi heyecan ihracatçılar arasında yaşanıyor. Yaklaşık 67 bin üyeli TİM’de daha önce de yazdığımız gibi 60 sektörel birlikte 43 başkan ikinci dönem kuralı nedeniyle değişecek. Rekabet de bu nedenle yoğun. İddialar çok. Eski başkanların listelerden elini çekmediği en çok dillendirilen konular arasında. Başkanlık için de yine yazdığımız gibi İsmail Gülle, Hikmet Tanrıverdi ve Tahsin Öztiryaki isimlerinin gündemde olduğu biliniyor. Sürpriz isimlerden biri ise Oğuz Satıcı idi. Seçim öncesi rengini belli etmeyen Satıcı, önceki gün Dünya Gazetesi’ne TİM’e döneceği mesajını verdi.

İşte o birlik İstanbul Maden İhracatçılar Birliği için seçimler dün yapıldı. Mevcut Başkan Aydın Dinçer’in listesinde, yönetimde çoğunluğu kaybedip başkanlığı erken bırakmak zorunda kalan Ali Kahyaoğlu’na karşı yarışan listeden 10 yıldır TİM’de görev almayan Satıcı da çıktı. Bu gelişme Satıcı için başkanlığa giden yolda önemli bir aşamaydı. 2001-2008 dönemleri arasında başkanlık yapan Satıcı’nın 25 Haziran’da yapılması beklenen başkanlık seçimlerinde aday olup olmamasının alacağı desteğe bağlı olduğu belirtiliyor. Kulislere göre Satıcı’nın sivil, siyasi ve bürokratik kesimden destek alırsa aday olacağı aksi takdirde seçime girmeyeceği belirtiliyor. Satıcı Global Yatırım ve bu gruba bağlı Straton Madencilik yönetim kurulu üyesi. Daha önce tekstil şirketleri nedeniyle bu sektörden TİM’e giren Satıcı’nın kararı için 25 Haziran’da yapılması beklenen başkanlık seçimini beklemek gerekecek. Ancak bugün atılan adım kararın ilk etabını başardığının kanıtı!

Yazının devamı...

Doğuş İzmir İstinye Park’taki hisselerini Orjin’e devretti

DOĞUŞ Grubu Türkiye’nin önemli gruplarından biri. Ayhan Şahenk’in 67 yıl önce kurduğu grup, inşaat sektörü ile başladı bugün çok farklı alanlarda faaliyet gösteren 7 sektörde 300 şirkete, 35 bin çalışana sahip. Son günlerde grupla ilgili bazı gelişmeler yaşanıyor. Yönetim kademesinde değişimler, borçları ve yönetimi yeniden yapılandırma çalışmaları göze çarpıyor. Bankalara başvurunun duyulmasından önce geçen haftalarda basında yer alan haberlerde Yönetim Kurulu Başkanı Ferit Şahenk’in başta Doğuş Restaurant Entertainment and Management’tın (D.ream) hisselerinin bir kısmı ile Nusr-et, Zuma gibi bazı operasyonları satışa çıkaracağı yer alıyordu. Satılacak operasyonlardan birinin ise Zafer Kurşun ve Zafer Yıldırım’ın sahip olduğu Orjin Grup’la ortak yapılan İstinye Park yatırımı idi. İstinye Park alışveriş merkezi furyasının en başarılı örneklerinden. İstanbul’da ziyaretçi ve ciro açısından ilk sırada yer alan Cevahir’den sonra Zorlu Center ile ilk üçte yer alıyor. İstinye Park markalar sokağıyla da üst gelir grubunun cazibe alanı. Doğuş Grubu’nun İstinye Park’taki hisse oranının yüzde 42 olduğu biliniyor.

Ancak aldığım bilgilere göre Doğuş Grubu çok başarılı olan İstanbul’daki ortaklığının hisselerini değil İzmir yatırımına ilişkin bu kararı almış. Hatta satış gerçekleşmiş. Yüzde 50 civarındaki hisseler diğer ortak Orjin Grubu’na devredilmiş bile. İzmir yatırımının geçmişi 2013 yılına uzanıyor. Doğuş ve Orjin Grup İstanbul İstinye Park başarılı olunca ve İzmir’den de yoğun talep gelince aynı modelde bir AVM’yi İzmir’de de açmaya karar vermişti.  Gökdelenleriyle alışveriş merkezleriyle “gelişerek” İstanbul’a benzeme kararlılığında olan İzmir’de yatırım için 2013 yılında start verildi. İzmir Üçkuyular’da davalı, itirazlı yani biraz maceralı bir süreçten sonra 340 bin metrekarelik bir arazide yatırım başladı. 300 mağazalı AVM ile 211 odalı otel inşaatı başladı. Projenin kapsamında temalı büyük bir de yeşil alan olacak. Bittiğinde günlük 45 bin ziyaretçi hedefleniyor. 3 bin kişiye ise istihdam sağlayacak. İzmir’deki inşaat bugünlerde hızla sürüyor. 250 milyon dolarlık yatırımda artık tek yatırımcı olan Orjin Grubu, yatırımı 2019 yılı içinde tamamlamayı planlıyor. Yorumlara göre İstanbul’da hızlanan Galataport yatırımıyla finansman ihtiyacı artan Doğuş Grubu, bundan sonra konsantrasyonunu bu yatırım üzerine yoğunlaştırmak istiyor. İstinye Park İzmirle başlayan varlık satışları ise hangi yatırımlarla sürecek, zaman gösterecek?

 

LAFAYATTE AVRUPA’YA ‘VADİ’DEN GİRİYOR
FRANSA’nın en büyük perakende gruplarından biri Lafayatte. Yıllardır Türkiye’ye girdi giriyor söylentileri çıkardı. Sonunda Anadolu yakasında Emaar’da ilk mağaza DEMSA Grubu’nun temsilciliğiyle açıldı. Lafayatte şimdi ikinci mağazayı Vadistanbul AVM’de açacak. Vadistanbul, İstanbul’un yeni çekim alanlarından biri. İstanbul’da marka olan Avrupa Konutları’nın üreticisi Artaş İnşaat’ın ikinci kuşak üyesi Serhan Çetinsaya eski Evyap Fabrikası üzerinde kurulan Vadistanbul projesini anlattı.

1.5 MİLYON ZİYARETÇİ

İstanbul’un en büyük karma projelerinden biri Vadistanbul. Konut, ofis, otel, alışveriş merkezi, festival ve park alanları gibi yaşam alanlarından oluşuyor. 1.915 konut, AVM bünyesinde toplam 270’i aşkın marka var. AVM’nin içine kendi yaptıkları yatırımla Seyrantepe metrosundan ‘havarayla’ giriliyor. Çetinsaya, Vadistanbul’da yer alacak olan Galeries Lafayette’in, 10 bin metrekare alan içerisinde en büyük departman store olacağını söylüyor. AVM’yi ulaşılabilir lüks kavramına uygun olarak konumlandırdıklarını buna göre de marka karması yaptıklarını anlatıyor. Daha açılır açılmaz yoğun bir ilgi gördüklerini anlatan Çetinsaya, 2018 yılında aylık ziyaretçi hedefini aylık 1.5 milyon olarak belirlediklerini söylüyor. Çetinsaya “Cevahir, İstinye Park ve Zorlu ile birlikte öncü AVM’ler arasına girmek istiyoruz. İlk üçte yer almak hedefimiz” diyor. Vadistanbul bünyesindeki ofisleri satın alanlar arasında önemli yabancı bankalar ve ilaç şirketleri var. Ünlü sanatçı Tarkan’ın da ofisi bu projede yer alıyor. Yabancı yatırımcıya toplu satış ise söz konusu değil. “Bu projede yatırım değil oturmak için satış oldu. Bu oran yüzde 90’a 10 civarında” diyor. Çetinsaya, Avrupa Konutları, Tema, Ataşehir kuleleri gibi projelerinde bugüne kadar 18 bin konut inşaa ettiklerini söylüyor ve Vadistanbul’un son etabının ise 2018 Temmuz’da başlayacağını açıklıyor. Bir zamanların fabrikalar bölgesi olan Cendere Vadisi’nde birbiri ardına sıralanan yeni konut projeleri arasında doğaya uyumlu görünen tek proje Vadistanbul. Yeşil alanların arasındaki proje umarız yıllar içinde aynı özelliğini koruyabilir.

 

KİMYADA YARIŞ BÜYÜK
TÜRKİYE Odalar ve Borsalar Birliği ve Türkiye İhracatçılar Birliği’nde (TİM) komite seçimleriyle sürüyor. Şu ana kadar sadece İSO Başkanı Erdal Bahçıvan rekor oyla seçildi. TİM’de yarış 60 birlikten gelecek haberlere bağlı. Başkan adayları İsmail Gülle, Hikmet Tanrıverdi, Tahsin Öztiryaki’nin aday olmak istedikleri biliniyor. Bunun dışında Oğuz Satıcı aday olur mu? Olmazsa bir sürpriz olur mu sorularının yanıtı bu seçimlere bağlı. Değişecek 41 başkandan biri de İstanbul Kimyevi Maddeler Birliği Başkanı Murat Akyüz. Yavuz Eroğlu ve Adil Pelister’in aday olduğu birlikten gelen haberler ilginç. Bu seçimlere kadar 250-300 üyenin katıldığı seçimler için rekor katılım bekleniyor. 2498 firma oy kullanmak için başvurmuş. Ortaya çıkan bu ilgi kimin hanesine yazılacak, 14 Nisan’da ortaya çıkacak.

Yazının devamı...

TMSF’nin ‘raf’ temizliği

TÜRKİYE en büyük ekonomik krizlerinden birini 2001 yılında yaşadı. Fatura ağır oldu, 26 banka battı. Aradan 17 yıl geçti. Bankaların devredildiği Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) bu süre içinde bankalardan tahsilat yapmaya devam etti. Ancak hala kapanmayan dosyalar var. Ocak ayında İktisat Bankası’nın eski sahibi Erol Aksoy’un cezası Yargıtay tarafından onaylandı. Ancak Erol Aksoy uzun süredir ortada yok. TMSF eski Başkanı Ahmet Ertürk’ün Raf Temizliği isimli bir kitap yazmasına vesile olan bu dosyalara ilişkin durum ne? TMSF Başkanı Muhiddin Gülal’la FETÖ şirketlerine yönelik bu köşede yayınlanan sohbetimizde bu eski dosyalardaki son durumu da sordum. Gülal, 15 yılda 26 bankanın hakim ortaklarından tahsil edilen paranın 23 milyar dolar olduğunu söylüyor. Dosyaların kapanması için son aşamaya geldiklerini anlatan Gülal, şu bilgileri veriyor: “Bazı hakim ortaklarla ilişkili alacak sorunlarımız sürüyor. Kapanmayan dosya çok. Erol Aksoy kaçak. Dinç Bilginle ilgili sıra cetvelini bekliyoruz. Mehmet Emin Karamehmet, Cavit Çağlar, Ali Balkaner dosyaları da son aşamada. Artık bu dosyaları kapatarak yürümek istiyoruz. 15 senedir yapılabilecek her şey yapılmış. Hareket imkanı az. Bu alacakları gündemden düşürmek istiyoruz.”

LANSMAN YAKINDA

Bu dosyalardan biri de Yurtbank’ın hakim ortağı Ali Balkaner’e ait. 2017 içinde Balkanerle yapılan protokolde 2005 itibariyle borç miktarı 571 milyon dolar olarak açıklanmıştı. Gülal, grubun en değerli arazisinin bulunduğu Ataşehirle ilgili önemli bilgiler verdi. Hasılat paylaşımlı konut projesi için düğmeye basıldığını anlatan Gülal, 1113 konutluk projenin üçlü bir konsorsiyum olarak inşaa edileceğini ve lansmanın yakın zamanda yapılacağını açıkladı.

LENS YAPI YAPACAK

Ataşehir’deki üç kule konut projesini inşaa edecek şirketin adı Lens Yapı. Yeni kurulmuş bir şirket olan Lens’in ortakları Mah Uluslararası Havacılık ve Mehmet Gür olarak görünüyor. Şirket 500 bin TL’den 9 milyon TL’ye kadar değişken fiyatlarda satışa çıkarılan Ataşehir Modern Projesi’nin bitiş tarihini Mart 2021 olarak gösteriyor. Türkiye’nin finans merkezi olarak belirlenen Ataşehir değerli bir bölge. Proje Balkaner’in borçlarını ödeyebilecek mi? Zaman gösterecek!

DUMANKAYA MAĞDURLARI EYLEME HAZIRLANIYOR

BU arada Muhiddin Gülal ile yayınlanan röportajıma çok sayıda mesaj geldi. Özellikle Fi Yapı ve Dumankaya’nın Alman bir gruba satış süreci bu iki grubun mağdurlarını fazlasıyla heyecanlandırdı. Ancak en yoğun mesaj ise TMSF’den gelen danışmanların çözüm sürecine dahil olamayacağını söylediği 1028 dairenin bulunduğu Fi Yapı Kırıkkale mağdurlarından geldi. Dernekleşen mağdurlar sorundan Gülal’ın haberinin olmadığına inanıyor ve çaresizlik içinde sorularına yanıt bekliyor. Dumankaya mağdurları ise 13 Nisan’da yine TMSF önünde eyleme hazırlanıyor.

 

IRAK’LA UN KRİZİ
IRAK Türkiye’nin en fazla ihracat yaptığı ilk üç ülkeden biri. 2013 yılında ihracat miktarı 13 milyar dolara kadar ulaştı. Daha sonra yaşanan siyasi sorunlarla ihracat 2016’da 7.6 milyar dolara geriledi. Geçen yıl ise büyük gayretlerle 9 milyar dolara çıktı.

Bu ülkeye yapılan en önemli ihracat ürünleri mobilya, züccaciye ve gıda. Gıdada ise yıllardır en önemli ürün un oluyor. Ancak 2018’in ilk aylarını geride bırakırken ihracatta gerileme sinyalleri geliyor. Bu ürünlerden en sıkıntılısı ise un. Irak son birkaç aydır ihraç edilen unda ton başına 60 dolar vergi almaya başlamış. Türkiye Un Sanayicileri Federasyonu Başkanı Günhan Ulusoy anlattı. Irak’ın kararı engellenemez ise ağırlığı Güneydoğu’da olan un fabrikaları zarar görecek. Nisan ayında bu konuda birg örüşme yapılacağını da öğrendim.

 

BAŞKANLIK ‘KALSIN’
TİCARET ve sanayi odalarında seçimlere çok az bir zaman kaldı. Seçimlerin en hareketli geçtiği odalardan biri de İstanbul Ticaret Odası (İTO) oldu. İTO’da İbrahim Çağlar’ın zamansız ölümünden sonra çekişmeli bir adaylık süreci yaşandı. Çağlar’ın yakın arkadaşı Murat Kalsın, MÜSİAD’ın desteğiyle aday olan Şekip Avdagiç ve Abdullah Teber başkanlığa aday olarak yarışmaya başladı. Ancak seçimlere çok az bir süre kala iddialı bir şekilde ortaya çıkan Murat Kalsın’ın bu yarıştan çekildiğini öğrendim. Kalsın, “Bu seçim ortamından çok rahatsızım. Bu koşullarda yarışa devam etmeme kararı aldım” dedi.

Yazının devamı...

Bursa kadının en güçlü olduğu üçüncü kent

Dolayısı ile Türkiye ekonomisinin en önemli merkezlerinden biri. Bursa Sanayi ve Ticaret Odası Başkanı İbrahim Burkay’ın ev sahipliğinde NEF İnşaat’ın sponsorluğunda düzenlenen Hürriyet Ekonomi Zirvesi için Bursa’daydık.

Zirvenin başlığı “Bursa, Endüstri 4.0 ve Otomotiv” idi. Konu hem Bursa için hem de dünyanın 10’uncu büyük ekonomisi hedefi koyan Türkiye için son derece önemli.

Endüstri 4.0 ya da dijital dönüşüm adı verilen bu dönemin dünyayı şimdiden değiştirmeye başladığı artık tartışılmaz bir gerçek. Biliyoruz ki birçok iş şimdiden form değiştirmeye başladı, birçok meslek yakın gelecekte kaybolacak, iş yapış biçimleri tamamen farklılaşacak.

Bu dönüşüm dünyanın en klasik sorunlarından biri olan çalışma hayatında kadın erkek eşitliğini nasıl etkileyecek? Toplumsal cinsiyet eşitsizliği denilen soruna karşı mücadele etmek zorunda olan dünya kadınları bu dönemde nelerle karşı karşıya kalacak?

Hürriyet’in kadın yazarlarından biri olarak toplantıda ben de bu sorulara yanıt aramaya çalıştım. Bu önemli soruya yanıt vermeden önce Türkiye’de kadının durumunu hatırlamakta fayda var. Çünkü Türkiye kadın erkek eşitliği açısından sorunlu bir ülke.

Nüfusun yarısı kadın ama işgücüne katılım oranı yüzde 30’larda, OECD ülkelerinde bu oran yüzde 60. Çalışan kadınların yüzde 40’ı kayıt dışı çalışıyor. Kadın girişimci oranı da yetersiz, yüzde 17 civarında.

Cinsiyet eşitsizliği açısından da 144 ülke içinde en altlarda 130’uncu sırada yer alıyoruz. Ekonomide olduğu gibi siyasette de kadının adı yok. Siyasetteki oran yüzde 14.

BURSA GÜÇLENİYOR

Genel rakamlar üzücü. Fotoğraf kötü. Ancak Türkiye’nin 81 ilinde durum tabii ki aynı değil. Bursa’da cinsiyet eşitliği nedir diye baktım. İlginç sonuçlar var. Türkiye Ekonomi ve Politikalar Araştırma Vakfı’nın 2014 yılından bu yana yaptığı bir araştırma var. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği açısından 81 ilin karnesini çıkarıyor.

Çıkan sonuç Bursa açısından sevindirici. En eşitlikçi iller sıralamasında İstanbul birinci, Bursa ise üçüncü sırada yer alıyor. Kadınların en güçlü olduğu iller sıralamasında yine üçüncü sırada.   

Yeniden Endüstri 4.0’ın kadınlara etkisi konusuna dönersek... Yapılan araştırmalarda kadınlar açısından çok önemli değişimlerden söz ediliyor.

Dünya Ekonomik Forumu’nun 2016’da yayınladığı Endüstri 4.0’ın cinsiyet farklarını nasıl etkileyeceği araştırmasına göre 2020 yılında 5.1 milyon net iş kaybının yüzde 52’sinin erkekleri, yüzde 48’inin ise kadınları etkilemesi bekleniyor.

Ancak aynı zamanda yeni sanayi devrimi döneminde kadın erkek çalışan oranında önemli değişimler yaşanacak. Kol gücüne sanayi dönemi geride kalıyor. Dördüncü sanayi devriminde kol gücünün yerini birbiri ile konuşan makinalar, yapay zeka alacak.

Yere ve zamana bağlı olmayan, esnek çalışmaya imkan veren koşullar ise kadınlara hiç umulmadık fırsatlar sunacak. Cinsiyet eşitliği mücadelesi için önemli bir dönem geliyor.

Yapılması gereken ise genç kuşakları kadın erkek demeden matematik, teknoloji, mühendislik ve tasarım alanlarında donanımlı bireyler haline getirmek.

Çok söylenen bir söz var. Tek kanatla uçulmaz. Bursa bunun farkına varmış görünüyor. Darısı tüm Türkiye’nin başına...

Yazının devamı...

Crate&Barrel’den veda

DÜNYA ticaretinde son yılların en büyük tartışması korumacılık. Her ülke kendi sanayisini, üreticisini korumak için gümrük vergilerine yükleniyor. Globalleşme ile dünyaya yayılan markalar, şirketler de yeni döneme adapte olmanın yollarını arıyor.

Türkiye’nin korumaya aldığı sektörlerden biri mobilya. 2000’li yıllarda dövizin de düşük olmasıyla Türkiye mobilya ithalatı açısından cazip bir pazar olmuştu. Lüks konut inşaatının büyümesi lüks mobilyaya talebi arttırmış ithalat da artmıştı. İşte 2014 yılında bu gelişmeleri değerlendiren ABD’nin ünlü mobilya ve ev eşyası satan zincirlerinden Crate and Barrel da Türkiye’ye Zorlu Center’da açtığı ilk mağaza ile girmişti. Aslında ABD’nin İkea’sı olarak tanımlanan, ulaşılabilir lüks kavramını yerleştirmeye çalışan grup, Türkiye’ye ise Armani, Gucci, Hublot gibi üst segment markalarla ve fiyatlarla girmişti.1962 yılında kurulan bir mağaza zinciri Crate and Barrel’ın 2008’de dünyaya açıldıktan sonra girdiği beşinci ülke Kanada, BAE, Singapur ve Meksika’dan sonra Türkiye oldu. Mağaza boyutu 3 bin metrekareden aşağı olmayan zincirde yaklaşık 80 bin çeşit ürün satılıyor.

VEDA MESAJI

Doğuş Holding’in temsilciliği ile Türkiye’ye giren Crate and Barrel ilk mağazayı Zorlu Center’da açtıktan sonra Akasya AVM, Ankara Next Level, Nişantaşı mağazaları açıldı. Son olarak da Halkalı’da outlet olarak Nurol AVM’de bir mağaza açıldı. Zincirin 2018 hedefi ise 7 mağazaya ulaşmaktı. Ancak dediğim gibi mobilyaya gelen yüzde 30 vergi, ekonomide daralma, döviz fiyatlarının önlenemez yükselişi ne yazık ki bu hedeflerin gerçekleşmesine imkan vermedi.  Crate and Barrel’ın ilk adım attığı Zorlu ve Akasya AVM’deki mağazalar bugün itibariyle kapanıyor. Zorlu’da toplanan yükler arasına yazılan veda mesajında şunlar yazıyor:“Zorlu Center’daki unutulmaz dört yılın ardından tüm komşularımıza ve müşterilerimize teşekkürlerimizi sunarak 25 Mart Pazar günü (bugün) mağazamızdan ayrılıyoruz.” Mesajda Next Level, Maçka Outlet ve Nurolpark’ta satışların devam edeceği belirtiliyor. Ancak aldığım bilgilere göre Crate and Barrel bu mağazalarda elinde kalan ürünlerini sattıktan sonra tamamen Türkiye’yi bırakacak.Mobilya ve perakende sektörünün önemli isimleriyle konuştum. Onlar da yüksek gümrük vergileri nedeniyle ithal ürünlerin yerli üreticilerle rekabetinin imkansız hale geldiğini belirtiyorlar. Bir de eleştiri var. Grup ABD’den farklı olarak Türkiye’de fiyatları biraz yüksek tuttu. Tüketici de bunu affetmedi. Ancak tabii ki kapanan her işyeri istihdamı etkiliyor. Crate and Barrel da en az 200-300 gence istihdam sağlıyor. Bir markanın daha Türkiye’yi terk etmesi ise üzücü.

İPEK VE METAL SENFONİSİ
AYÇİN Erol, Ortadoğu Teknik Üniversitesi mezunu bir iş kadını. İş hayatına Çukurova Çelik, Nasaş Alüminyum gibi metal sektörünün önemli gruplarında başlamış. 1992’de ise metal sektörüne servis sağlayıcı olarak ACE Warehousing & Logistics şirketini kurmuş. Bugün İngiltere, Çin, Tayvan ve Singapur’daki şirketlerinin yanı sıra Şangay ve Tayvan’daki gümrüklü antrepolarıyla depolama ve lojistik hizmeti veriyor. Tayvan’daki deposuyla Londra Metal Borsası (LME) onayı alan ilk ve tek Türk şirketi.

Tarihi İpek Yolu, ACE’nin etkinlik gösterdiği coğrafyada önemli bir simge.

GELİR UNICEF’E

Erol, Çin’in başlattığı “Bir yol bir kuşak” projesinden etkileniyor ve sanatı temel alan bir proje başlatıyor. ‘Art of Trade’ adını verdiği projesi kapsamında, önce Türk, Çinli ve İngiliz sanatçı ve zanaatkârları bir araya getiren bir etkinlik gerçekleştiriyor.

Eser Türk heykeltıraş Eşber Karayalçın tarafından tasarlanıyor ve İpek Yolu üzerinde yer alan Çin, Azerbaycan ve Türkiye’den tedarik edilen alüminyum, bakır ve çelik kullanılıyor. Art of Trade heykeli Londra, Şangay ve İstanbul’da düzenlenen resepsiyonlarda tanıtılıyor. Bu etkinlik kapsamında yaratılan maddi kaynak da tarihi İpek Yolu coğrafyasında yaşayan ihtiyaç sahibi çocuklara yardım amacıyla UNICEF’e aktarılıyor. Bu yıl ise Art of Trade projesinin ikinci ayağı var. “Symphony of Silk & Metal” yani İpek ve Metal Senfonisi. Ayçin Erol ile buluştuk. Bu fikrin nereden geldiğini şöyle anlattı: “Proje ana fikrini yine İpek Yolu’nun bu rol ve öneminden alıyor. Bir müzik dans gösterisi olan etkinlik Çin, Kazakistan, ABD, İran ve Türkiye’den sanatçıları buluşturuyor. Gösteri için özel olarak bestelenen eser bölgeye ait geleneksel müzik aletleriyle metalden üretilmiş enstrümanların bir arada kullanılarak icra ediliyor.” İlk gösterisi 31 Ekim’de Londra’da gerçekleşen Symphony of Silk & Metal, Çin, Türkiye ve Kazakistan’da konserlerle yoluna devam edecek. Gelir yine ihtiyaç sahibi çocuklara yardım amacıyla kaynak olarak UNICEF’e aktarılacak. Ayçin Erol, bu projeyi tamamen kendi oluşturmuş ve finanse ediyor. Tek isteği çok farklı ülkelerin sanatçılarını bir araya getiren projede Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan vizeleri, engelleri ortadan kaldıracak manevi bir destek.

Ayçin Erol hem metal gibi erkek egemen bir sektörde hem de kimsenin gitmediği coğrafyada başarılı bir girişimci olarak önemli bir iş yapıyor. “Bir kuşak bir yol” projesinde Çin’le partner olmak isteyen Türkiye için de çok anlamlı bir proje. Desteği hak ediyor.

Yazının devamı...

Asker krizi ‘İş Forumu’nu vurdu

YUNANİSTAN ile Türkiye arasında uzun süredir bir dargın bir barışık ilişkiler yaşanıyor. Kimi zaman Kardak Krizi patlıyor, kimi zaman bir açıklama bomba gibi düşüyor ilişkilerin üstüne. Oysa turizm ve ekonomide son 10 yılda karşılıklı hızla gelişen fırsatlar doğuyor, yatırımlar yapılıyordu. Örneğin Doğuş, Koç, Polat gibi büyük gruplar bu ülkede önemli yatırımlara imza atmış, küçük ve orta ölçekli işletmeler de iş fırsatları yakalamıştı.

KARAR ERDOĞAN’DAN SONRA

Son olarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın aralık ayındaki Atina ve Gümülcine seyahatinden sonra Dış Ekonomik İlişkileri Kurulu’nun (DEİK) Türkiye Yunanistan İş Konseyi iki tarafın işinsanlarını bir araya getirmeye karar verdi.

İş forumu 15-16 Mart’ta Gümülcine’de yapılacaktı. Türkiye Yunanistan İş Konseyi Başkanı Levent Ahmet ve Gümülcine Batı Trakya İşadamları Derneği ve Keşanlı Yönetici ve İşadamları Derneği Başkanı Ahmet Eler’in ev sahipliğinde gerçekleşecek toplantının konukları arasında Devlet eski Bakanlarından, işinsanı Cavit Çağlar, Doğtaş’ın sahibi Davut Doğan, Birleşmiş Markalar Derneği Başkanı Sinan Öncel, Türkiye Çin İş Konseyi Başkanı Murat Kolbaşı ve Zeynel Abidin Erdem vardı. Yunanlı konuklar arasında ise önemli grupların sahip ve yöneticileri George Alex Milanos, Antonis Siarkos, Athanassios Savvakis yer alıyordu.

İLİŞKİLER GERİLDİ

Ancak geçen günlerde iki askerin sınırda yakalanması üzerine ilişkiler yeniden gerildi. Bunun üzerine toplantının bu ortamda yapılmasının doğru olmayacağını düşünen iki tarafın işinsanları ortak bir kararla forumu ileri bir tarihe ertelediler.

Batı Trakya’nın eski Türk milletvekillerinden Sadık Ahmet’in oğlu olan Levent Ahmet, siyasi ilişkilerin gerilimli olmasının ekonomiyi olumsuz etkilediğini belirtiyor. İki ülke arasında sıcak ilişkilerin olduğu dönemde ekonominin canlandığını ve dış ticaret hacminin 5 milyar dolara kadar çıktığını söyleyen Ahmet, geçen yıl ise bu rakamın 3 milyar dolara gerilediğini anlatıyor. Ahmet’e göre potansiyel yüksek ve hedef 7.5 milyar dolar.

ÇAĞLAR KRİZİ ÇÖZER Mİ?

KEŞANLI Yönetici ve İşadamları Derneği Başkanı Ahmet Eler de Türkiye’den çok etkin işinsanlarının katılacağı toplantının ertelenmek zorunda kalmasının üzücü olduğunu belirtiyor. Eler, tansiyonun düşmesini beklediklerini söyleyerek, “Amacımız daha çok Türk markasının özellikle 150 bine yakın soydaşımızın yaşadığı bölgede yer alması” diyor. Konuklardan en ilginç isim ise Cavit Çağlar. Türkiye Rusya arasındaki krizi bitiren isim olarak tarihe geçen Çağlar, Türkiye ile Yunanistan arasındaki krizin çözümüne de katkı sağlar mı? Kökeni Gümülcine’ye dayanan Çağlar’ın bunu başarmaması için bir neden yok gibi!

TMSF BAŞKANI GÜLAL HÜRRİYET’E KONUŞTU

DUMANKAYA VE Fİ YAPI’YA ALMANLAR TALİP

TASARRUF Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) yönetimini yaptığı 49 milyar TL aktif büyüklüğe sahip 985 firma ile bugün Türkiye’nin en büyük holdingi. FETÖ üyesi olduğu iddiası ile kayyım atanan firmalarda basiretli bir tüccar gibi davrandıklarını söyleyen Başkan Muhiddin Gülal, amaçlarını milli servet olarak gördükleri bu şirketleri büyüterek istihdamı korumak ve arttırmak olarak açıklıyor. 985 firma içinde en zorlandıkları grubu Gaziantepli Naksan olarak açıklayan Gülal, kendisine en üzüntü veren şirketleri ise mağdur sayısı 4 binleri bulan Dumankaya ve Fi Yapı olarak sıralıyor.

SAYI HER GÜN DEĞİŞİYOR

TMSF Başkanlığı görevine 8 ay önce geldiniz. Bu süreç nasıl geçti?

- 8 ay 8 gün gibi geçti. Başladığımda bine yakın şirket vardı. Bugün sayı 985. Bazıları iade edildi. Her gün değişiyor sayı. Mahkemelerin vereceği kararlara göre de yol haritamızı çiziyoruz. İçlerinde çok büyük, güzel şirketler var. Örneğin Nazilli’deki Uğur Soğutma, Boydak gibi. Bu şirketlerin sadece bölgeleri değil Türkiye için değerleri var. Biz bu şirketleri büyütelim, mahkemeler iade edilmesini isterse üç aldık beş yaptık diyerek teslim ederiz. Türkiye darbe teşebbüsü ile önemli bir travma yaşadı, ağır bedeller ödedik. Bu olağanüstü bir dönem olarak görülmeli.

Bu şirketlerin büyüklükleri ne şu anda?

- 985 şirketin toplam aktif büyüklüğü devir tarihinde 44.7 milyar TL, özkaynakları 18.9 milyar TL idi. 31 Aralık itibari ile aktif büyüklükleri 49.3, özkaynakları 19.8 ciroları ise 26.5 milyar TL oldu. Çalışan sayısı da 47 binden 48 bin 700’e çıktı. Naksan Grubu’nun çok güzel iki tesisi var. Plastik ve Royal Halı. Kapasite arttırımı ile istihdamı arttırdık. Yaklaşık 2 bin yeni istihdam sağladık. Geçen gün Güllüoğlu’na yeni bir tesis açtık. Sonuçta gıda üretiyoruz. Hijyenik olmak zorunda. Şimdi içimiz daha rahat.

Şirketlerin patronları hapiste ama şirketler büyüyor. Yeni yatırımlar yapılıyor. Nasıl karşılanıyor bu. FETÖ şirketleri bunlar diye eleştiren var mı?

- Elbette eleştiren var. Niye FETÖ şirketlerini büyütüyorsunuz diye. Ancak bu şirketlerin yaşaması lazım. Bu şirketler milli servet. Bugün 48 bine yakın insan çalışıyor. İstihdama katkı sağlamaya devam etmeleri lazım. Bizim görevimiz bu.

MAĞDURLARI DİNLİYORUM

Dumankaya ve Fi Yapı yüzünden trajediler yaşanıyor. Mağdur olanlar çok fazla. Nedir stratejiniz?

- Evet, bu şirketlerde mağdur kişi sayısı fazla. İkisini topladığımızda 4 binin üzerinde. Konut borcunun tamamını, ödeyenler yarısını ödeyenler var. Bir şekilde dairelerini bekleyen insanlar var. Bizim konsantrasyonumuz da orada. Üç dört aydır nasıl bir çözüm getiririz diye uğraşıyoruz. İnşallah bu sorun için de güzel şeyler olacak. Görüşme aşamasındayız. Mutabakat zaptı imzaladık. Gizlilik anlaşmamız var. Bir yabancı firma ilgileniyor.

İlgilenen firma Körfez’den mi?

Hayır Avrupa’dan. Almanya’dan kuvvetli bir inşaat firması. Türk ortaklı değil. Bir şekilde Türkiye pazarına girmek istiyorlar. Dumankaya ve Fi Yapı problemini çözmenin prestij yaratacağına inanıyorlar ve böylece bu pazara girmek istiyorlar. İyi bir noktadayız.

Bu iki şirketin cazip bir tarafı var mı?

Her ikisinin de 200’er milyon TL’ye ihtiyacı var. Fi Yapı’nın bunu karşılayacak bir varlığı var. Bir adası ‘Garip Ada’ var Dikili’de. Özel turizm alanı imarlı bir ada. Dumankaya’da da 200 milyon TL’ye ihtiyaç var. Varlıkları bunun yarısını karşılıyor. Alman grupla aradaki bu farkı kapatacağız.

Hak sahipleri evlerini alabilecekler mi?

Bütün uğraşımız bu mağduriyeti gidermek. Giderebilirsek kendi adımıza çok güzel bir iş yapmış olacağız. Hak sahipleri ile çok görüştüm, çok dinledim. Ama olağanüstü bir dönem bu, öyle bakmak lazım. Ama o mağduriyetleri gidermek istiyorum.

323 KAYYIM VAR

Bu kadar şirkete kayyım bulmak zor olmadı mı?

- 323 kayyım var. Bunların içerisinde valilerimiz, kaymakamlarımız, eski vekillerimiz var. Ağırlıklı olarak da TMSF çalışanlarımız var. Bugün katları dolaşsanız bina terkedilmiş gibi, çünkü arkadaşların hepsi sağda solda.

TMSF’de çalışan personel ya da bürokratın şirket yönetmede ne kadar yetkinliği olabilir?

- TMSF 2003’ten bu yana şirket yönetiyor zaten. Bu manada TMSF’de çok ciddi bir know how var, ciddi bir tecrübe var. Bu süreçte de arkadaşlarımın tecrübesi şirketlere yansıdı. Şirketlerin ciroları arttı, karlılık olarak büyüdüler. Ben özellikle her firmada TMSF’den bir iki uzman seviyesinde arkadaş olsun istedim. Şirketlere hakim olmak açısından. Bu da başarılı oldu. Benim yüze yakın personelim kayyımlık yapıyor şu an.

İlk günlerde nasıl sorunlar yaşadınız?

- Bize geçtiği andan itibaren tabii ki FETÖ bağlantılı oldukları için ciddi bir imaj sorunu yaşadık. Tedarikçiler mal vermemeye başladı. Alıcılar korkudan alımı kesti. Biz o süreçte hızlı bir şekilde artık bu şirketlerin FETÖ şirketi olmadığını, TMSF’nin yönetiminde ve denetiminde, devlet desteğinde olduğunu ifade ettik. Tabii şirketler toparlanmaya başladılar. Bu süreçte inanın eski patronlar da iyi ki şirketlerimiz TMSF’ye geçti dediler. Bu şirketler TMSF yönetiminde olmasalardı ekonomik durumları tehlike arz edecek 200-250 firma zora girecekti.

320 FİRMA TASFİYE EDİLECEK

Zora düşüp kapanan firma oldu mu?

- Bu firmalar içinde 320 gayri faal firma var. Önceden de gayri faaldi. Biz şimdi bu 320 firmayı tasfiye edelim istiyoruz. Kapatalım, bunların bir ekonomik değeri yok. Farklı maksatlarla kurulmuşlar. Mesela Naksan’ın 51 firması var, faal olan 6 tane. Varlığı da faaliyeti de yok. Bunlarla ilgili tasfiye süreci de başladı.

Mahkemeler uzun sürerse bu şirketlerle ilgili ne yapacaksınız?

- Burada temel kriterimiz firmanın ekonomik devamlılığı ile alakalı. Tehlike sözkonusu ise firmanın satışı gündeme gelebilir, Ama gerek koruma tedbirlerimiz ekonomik tehlike arz eden firmamız yok. Daha çok varlık satışı yapmak sureti ile firmayı destekliyoruz. Adalet Bakanımız Abdülhamit Gül’ün bir beyanı olmuştu. 2018 içerisinde mahkemeler bununla alakalı kararlarını verecek, diye. Biz de bunu bekliyoruz.

Yazının devamı...

Migros’ta uyum tamam

PERAKENDE sektörü Türkiye’nin en hızlı büyüyen sektörlerinden biriydi. Ancak son birkaç yıldır sıkıntılı bir süreç yaşıyor. Bir yandan çevre ülkelerde Türkiye’yi içine alan savaş ortamı, diğer yandan döviz artışı gibi makro ekonomik sorunlar, bu sektörde önemli değişimler yaşanmasına neden oldu... Sorunlardan en çok etkilenen ise bölgesel olarak kurulan, sonradan da zincirleşen yerel marketler.

KİPA’YI ALMIŞTI


Bunlardan biri de Makro Marketler zinciriydi. 1998’de kurulan ve 2012’de Uyum Marketler zincirini satın alarak büyüyen Makro Market, ödeme sıkıntısına girmiş, geçen ekim ayında da konkordato ilan etmek zorunda kalmıştı. Bu gelişmenin hemen sonrasında ise Makro Marketleri, Anadolu Grubu’nun sahibi olduğu Migros’un satın alacağı öne sürülmüş, ancak bu haber yalanlanmıştı. Bu haberin öznelerinden Anadolu Grubu, Migros’u BC Partners’tan 2015’te satın almıştı. Böylece Coca Cola, meyve suyu ve bira üretimiyle yer aldığı perakende sektöründe gıda perakendeciliğine de iddialı bir giriş yapmıştı. Ardından Tesco’dan Kipa Market Zincirleri’nin satın alınması geldi. 2016 sonunda Kipa’yı bünyesine katan Migros, sektörde BİM’den sonra ikinci büyük grup olarak yer alıyor.

TARİH 15 MART

Migros, geçen yıl çıkan haberleri reddetse de sonunda Makro ile masaya oturdu, ancak ilgilendiği marka Makro değil Uyum Marketler oldu. Aldığım bilgiye göre görüşmeler tamamlandı. Bugünlerde tüm Uyum Market çalışanlarına Migros’a satılma kararı açıklanarak ihbar süreleri verildi. 40 günlük bu süre içinde Migros, çalışmak isteyeceği personelle de görüşmeler yapacağını bildirdi. Migros’un satın alma kararını açıklama tarihinin ise 15 Mart olacağı belirtiliyor.

Bu arada Kipa’ları Migros’a dönüştürme sürecini iki zincirin sistemlerinin uyumlaştırılamaması nedeniyle ağustos ayına bırakan Migros, Kipa mağazalarındaki reorganizasyona devam ediyor. Kipa mağazalarının rafları yeniden zenginleşti, Kipa markası da şimdilik sürüyor.

Bugün 77 ilde 1662 mağazaya sahip olan Migros için 60 mağazalık Uyum’un alınması küçük gibi görünse de stratejik olarak anlamlı. Bu mağazaların çoğunluğu orta gelir seviyesinin yoğunlaştığı sitelerin içlerinde. Hatta ilk market de Halkalı Atakent’te açılmış İstanbul ve Trakya’ya da buradan yayılmıştı.

SOLUK ALDIRACAK

Son dönemde büyük metrekareli mağazaların yanında daha küçük, yani MigrosJet ölçeğinde mağazalara önem veren Migros için site içlerinde yer almak önemli bir avantaj olacak gibi görünüyor. Bu satın alma, borçlarını ödemekte zorlanan Makro Grubu’na da soluk aldıracak gibi... 2018’de organize gıda perakendeciliğinde neler olacak derseniz? Az sayıda kalan yerel marketlerde el değiştirme ve konsolidasyonun devam etmesi bekleniyor.

Araştırma şirketi KPMG’nin bulgularına göre de, sektördeki büyüme trendinin her türlü sıkıntıya rağmen, artan nüfus ve kentleşme hızı nedeniyle sürmesi bekleniyor... 

İTO’DA BAŞKANLIĞA ÜÇÜNCÜ ADAY

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’ne üye 365 odada nisanda yapılacak seçimlerin en hareketlilerinden biri daha önce yazdığım gibi İstanbul Ticaret Odası’nda (İTO) olacak. Geçen hafta yer alan kulis haberimde İTO’da iki başkan adayından söz etmiştim. Şekip Avdagiç ve Murat Kalsın... Abdullah Teber aradı ve kendisinin adaylığından söz etmediğimden yakındı. Bir araya geldiğim Teber, neden aday olduğunu  ve çalışmalarını anlattı.

Teber daha önce İbrahim Çağlar’ın seçildiği dönemde de Plastik Meslek Komitesi’nden aday olmuş, ancak 480’e karşı 400 oyla meslek komitesine seçilememiş. Bu nedenle de başkanlık arzusu gerçekleşememiş. Bu seçimlere ise 1 yıldan fazla süredir hazırlandığını söylüyor. “Bu kez durum değişik. O dönemde FETÖ’cülerin etkisiyle seçimi adil olmayan şekilde kaybetmiştim” diyor.

Teber, plastik grubundan Şekip Avdagiç’le yarışacak. O yarışı kazanacak olan, başkanlıkta da öne geçmiş olacak. Teber’e yarışı kazanırsa ne yapacak diye sordum, işte yanıtları:

- İlk yapacağım iş, odamın kapılarını söktürerek açık ofise geçmek. İTO’da başkana ulaşmak başbakana ulaşmaktan zor.

- Üyeler odanın ne iş yaptığını bilmiyor. 400 bin üye var sadece 20 bini oy kullanıyor. Komiteler aktif hale gelecek.

- Odanın parası arpalık gibi kullanılıyor. Ben doğru yerde kullanacağım. İstanbul Ticaret Üniversitesi başarısız. Burayı bir üretim merkezine çevireceğim.

MARDAN PALACE RİXOS MU OLUYOR?


MARDAN Palace, Antalya’nın Kundu turizm bölgesinde, Azeri asıllı Rus işadamı Telman İsmailov’un 2009’da açtığı bir otel. Yaklaşık 1.4 milyar dolara inşa edilen otelin açılışına; Sharon Stone, Richard Gere, Paris Hilton, Mariah Carey ve Monica Bellucci gibi Hollywood yıldızları katılmış, verilen konserlerle, şatafatıyla aylarca konuşulmuştu.

Otel önündeki plaja Mısır’dan 9 bin ton altın rengi, ayakları yakmayan ve ıslak ayağa yapışmayan kum getirilmiş, otelin şarap mahzeninde ise şişesi 2 bin 120 sterlin olan Château Lafite Rothschild’in 1996 şaraplarının bulunduğu gündeme gelmişti.

Ancak İsmailov daha sonra borçları nedeniyle zor günler yaşamaya başladı. Elektrik, su borçları derken sonunda otel kapılarını kapattı.

250 MİLYON DOLAR

Bu arada otelin işletmeci şirketi olduğu belirtilen Olimpus İnşaat hakkında da iflas kararı verildi. O günlerde gazetelere açıklama yapan Mardan Palace Hotel Genel Müdürü Selçuk Şentepe, iflas kararının Bank Of Moscow’a 250 milyon dolar civarındaki borç nedeniyle alındığı belirtiyor, iflas kararını duyduklarını, ancak detaylar hakkında bilgi sahibi olmadıklarını söylüyordu.

Şentepe’nin verdiği bilgiye göre otel hacizlik olmamış, 31 Mart 2018’de açılmak üzere tadilata girmişti. 2015 yılında ise otel borçları nedeniyle satışa çıkarıldı ve 360 milyon 50 bin TL bedel ile Halk Bankası’nın oldu.

Bu arada otelin açılışından kısa süre sonra sıkıntılar ortaya çıktıkça, çeşitli söylentiler gündeme gelmişti. Bunlardan biri de otelin işletmeciliğinin Rixos Grubu’na geçeceği iddiasıydı. Ancak Fettah Tamince otelle ilgilenmediklerini ve böyle bir görüşmenin olmadığını söylemişti.

Bugünlerde bu iddia yeniden gündeme geldi. 9 yıl önce ismi gündeme gelen  Rixos Grubu’nun otelle ilgilendiği ve görüşmeleri sürdürdüğü belirtiliyor. Bunun üzerine Fettah Tamince’yi aradım. “Evet ilgileniyoruz, görüşüyoruz ama henüz sonuçlanmadı. Haftaya detaylı bilgi vereceğim” dedi.

Rixos Grubu’nun otelle yeni ortağı Accor Grubu’yla birlikte mi ilgilendiği, sadece işletme mi yoksa satın alma mı olacağı sorularının yanıtı için bu haftayı bekleyeceğiz.

Zengin turisti hedefleyen, büyük kaynaklar harcanarak açılan, onlarca gence istihdam sağlayan bir otelin güçlü bir marka ile dönmesi tabii ki ülke yararına!

 

 

 

SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

Content Video - Son 24 saatte ne oldu? (11.03.2018)

Yazının devamı...

Hayatları 500 TL destek ile değişti

KAYSERİ


Akgül’ü uzun yıllardır destekleyen, yalnız bırakmayan iş insanlarından biri olan Akfen Holding Yönetim Kurulu Başkanı Hamdi Akın, Kayseri’de bu vakıf üzerinden 1500 kadına katkı sağlarken, annesinin memleketinde ‘Hamdi Akın Mikrofinans Şubesi’ni açtı. Mikrofinansın bir kredi modeli olduğunu ancak bu kredide asla teminat, kefil, icra, faiz, mahkeme, haciz gibi bir durum söz konusu olmadığını söyleyen Akın, “Onun için rakamlarımız ufak. Ama 700-800 liralık mikro krediyle yapılan yaratıcı işleri görünce ‘biz hiçbir şey yapmamışız’ diyorum. Bu kadınlar harikalar yaratıyorlar” dedi. Hamdi Akın bugüne kadar 110 bin TL kaynak sağlarken, bu yıl bu rakamı 200 bin TL’ye çıkaracak.

HEDEF 200 BİN KİŞİ

Türkiye’de 61 ilde 91 şubeye ulaştıklarını belirten Aziz Akgül, 2018 hedefini 200 bin kişi olarak belirlediklerini, şu anda mikro kredi talep eden kadın sayısının 40 bin kişi olduğunu söylüyor. Yıllardır uğraşmasına rağmen sistemin ne iş dünyası ne de devlet tarafından desteklenmediğini söyleyen Akgül şöyle konuşuyor:  “Dünyada 193 ülkede mikro kredi uygulaması, 4 bin finans kuruluşu var. Muhammed Yunus Bangladeş’te 30 milyar dolarlık fon yürütüyor. Biz ise 14 yılda ancak 720 milyon TL kaynak sağlayabildik. Bu sistem kadınları destekliyor. Biz krediyi prensip olarak kadınlara veriyoruz. Kadın toparlayıcı. Toplumun itici gücü. Bugüne kadar kredisini ödemeyen yok. Batık bir kuruş bile yok.” AK Parti milletvekilliği de yapmasına rağmen uzun yıllardır Mikrokredi Kanunu’nu çıkartıramadıklarını da sözlerine eklen Akgül, “Türkiye’de 50 milyar TL hibe ve bağış dağıtılıyor. Bunun yerine insanlara iş yapmaya teşvik eden bu sistem desteklenmeliydi. Bundan sonra desteklenmeli.”

1500 KADINDAN SADECE BİRKAÇI

KAYSERİ’nin yoksul sokaklarından birindeyiz. Fadime Hacati’ye ait küçük bir mefruşat dükkanının içinde beş kadın çalışıyor. 5 yıl önce mikro kredinin Kayseri’de başladığı dönemde aldığı 700 TL kredi ile iki ikinci el makine, üç top kumaşla başlamış işe. Mikro kredi ile ticarete adım atıp bugün moda evi sahibi olan Gülendam Memiş, dikiş atölyesi açan Hediye Ünal, kamyonetle çevre ilçelerde sebze meyve satan Sahile Kaplan, bakkal dükkanı işleten Emine İzgi, hayatları değişen 1500 kadından sadece birkaçı…

Yazının devamı...