GÜNDEM
SPORARENA
YAZARLAR
EKONOMİ

Uygulamada okumaya devam et.

Çelikte rota yeni pazarlar

AMERİKA Birleşik Devletleri’nin bir süredir tüm dünyaya yönelik başlattığı ticari savaşın ana konularından biri çelik... Donald Trump’ın başkan olduğu günden itibaren Avrupa Birliği (AB), Güney Amerika gibi pazarlardan yaptığı ithalata karşı vergi düzenlemeleri hep gündemde. Dünya Ticaret Örgütü’nün kurallarını hiçe sayan ABD, kendi yerel şirketlerinin de yakınmalarına kulak tıkıyor. Türkiye ile aslında siyasi bir gerilim yaşayan ABD Başkanı Trump’ın ilk aklına gelen bu kez de çelik ve alüminyum oldu. Başkan Trump, önceki gün yaptığı açıklamada Ticaret Bakanlığı’na ithalata uygulanan vergilerin yüzde 50 arttırılması talimatı verdiğini duyurdu. Bu kararın 13 Ağustos’tan yani pazartesiden itibaren uygulanmasına da karar verildi.

Rakamlara göre Türkiye’nin ABD’ye ihracatı gerilimlerin etkisiyle zaten azalmaya başlamıştı. Ağırlığını inşaat çeliğinin oluşturduğu ihracat geçen yıl 1 milyon 38 bin ton iken bu yıl 513 bin tonda. İhracatçılar tabii ki kaygılı. İlişkilerin giderek kötüleşmesi, ambargo söylemleri, şimdiden çare arayışını zorunlu kılıyor. Öğrendiğime göre ihracatçılar artık çelik ihracatının bir koz olarak kullanılmasından sıkılmış. ABD pazarından umudunu yavaş yavaş kesen ihracatçı, yeni pazarlar peşinde. Bunun için de yeni pazarlarda var olmak ya da paylarını arttırmak için güçlerini birleştiriyor. Bu pazarların başında Batı Afrika ve Karayipler var.

ABD’Lİ ÜRETİCİ KIZGIN

Bu gelişmeyi yıllardır Çelik İhracatçılar Birliği Başkanı olan şimdi de Çelik İhracatçıları Federasyonu Başkanlığı görevini üstlenen Namık Ekinci’ye sordum. Ekinci özellikle nakliye konusunda işbirliği yapacaklarını söylüyor. Bu arada ABD’ye karşı bu haksız karara ilişkin Uluslararası Ticaret Mahkemesi’ne başvuracaklarını anlatan Ekinci, bakanlığın da Dünya Ticaret Örgütü’ne başvuracağını belirtiyor. Ekinci, ABD Başkanı’nın seçilirken ABD’li çelik devlerine sözü bulunduğunu anlatıyor ve “Bu şirketler kar marjlarını arttırıyor. ABD içinde otomotivden inşaata tüm sektörler ise yüksek fiyatlar nedeniyle kızgın. Onlar da haklarını arıyor” diyor.

Türkiye ile ABD arasında nasıl bir orta yol bulunacağı henüz bilinmiyor. Türk-ABD İş Konseyi Başkanı Mehmet Ali Yalçındağ, bir süre önce “Sorunun tek çözümü iki başkanın görüşmesi ile olur” demişti. Çelik üreticileri ve tüm ekonomi aktörleri çözümün siyasi olduğunun farkında. Tabii ki Türkiye’nin menfaatleri doğrultusunda sorunun bir an önce çözülmesini bekliyorlar.

FINDIK İHRACATÇISI TMO’YA MEKTUP YAZDI

Karadenizliler bugünlerde sel felaketiyle zor durumda. Üstelik bölgenin en önemli ürünü fındığın hasat günleri bugünler. Geçen haftalarda fındıkta yaşanan sorunları yazmıştım. Üreticinin de ihracatçının gözü merakla Toprak Mahsulleri Ofisi’nin (TMO) açıklayacağı fiyattaydı. Üretici 15-20 TL arasında fiyat bekliyor. Ancak iki hafta geçti hala ses yok. Piyasa oluşamıyor. Gecikmenin tabii ki çeşitli faturaları var.  İstanbul Fındık ve Mamul İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Ali Haydar Gören, her gecikmenin dünya piyasalarında kontrat kaybı anlamına geldiğini söylüyor. Gören, birkaç sene öncesinde Türkiye’nin yüzde 80 olan pazar payının yüzde 60’lara gerilediğini ekliyor ve yeni ülkelerin pazara girdiğini hatırlatıyor. Daha fazla kayıp olmaması için de TMO Genel Müdürü İsmail Kemaloğlu’na bir mektup yazmış Gören. Mektupta yer alan görüşler şöyle:

- Üretici ürününü pazara indirmeye başlıyor fiyat soruyor. Yurtdışı alıcılar alım için fiyat soruyorlar, bizler fiyatların otorite tarafından açıklanacağını ve beklendiğimizi söylüyoruz.

- Piyasalara mal akışı başlayacak. Dolayısı ile alıcıların taleplerini karşılamak için fiyatı açıklamanızın, dünya fındık ticaretinde daha fazla pay alabileceğimize etki edeceği kanaatindeyiz.

- Her açıklanan fiyat bizim için geçerlidir. Bizlerin beklediği, belirsiz ortamın bir an önce kalkması, alışverişe başlamamız.’

 

EN ÇOK SATAN BİRA TÜRKİYE’DE ÜRETİLECEK

ANADOLU Efes, 6 ülkede sahibi olduğu 21 bira fabrikası ile Türkiye’nin global şirketlerinden. Türkiye dışında Rusya, Gürcistan, Kazakistan, Ukrayna ve Moldova’da faaliyeti var. 80’den fazla ülkede de ürünleri tüketiliyor. Avrupa’nın en büyük 5’inci ve dünyanın 15’inci bira şirketi konumunda. Türkiye’de ise 3 bira fabrikası, 2 malt fabrikası, 1 şerbetçiotu işleme tesisi ve portföyündeki 18 marka ile en büyük bira üreticisi ve pazar lideri. 2012’de yine önemli bir bira üreticisi olan SABMiller ile stratejik ortaklık kurdu. 2016’da bir gelişme oldu ve Hollanda merkezli Anheuser-Busch InBev SABMiller’in hisselerini satın aldı. Dolayısı ile iki şirket ortak oldu.

Geçen yıl da şirketlerin Rusya ve Ukrayna’daki operasyonları birleşti. Anadolu Efes’in marka portföyüne 1876’dan beri üretilen önemli bir bira markası da girdi. Bu marka Amerika’da da en çok satan bira markası. BrandX Top 100 2017 araştırmasına göre de dünyanın en değerli birası. İşte bu değerli marka artık Türkiye’de ve Anadolu Efes’in Ankara’daki kendi fabrikasında üretilmeye başlandı. Türkiye bira piyasası 900 milyon litre civarında. Aldığım bilgilere göre artan vergilere rağmen tüketimde çok ciddi bir gerileme söz konusu değil. Dünyanın önemli bir markasının Türkiye’de üretilmesi ve buradan dünyaya dağılması sevindirici!

 

Yazının devamı...

Yeniden yapılandırma değil vadelendirme

DOĞUŞ Grubu’nun 14 yıldır desteklediği Uluslararası Müzik Festivali için Bodrum’dayız. Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestra ve şef Rengim Gökmen’in yönetiminde tenor Murat Karahan ve Avustralyalı genç soprano Lauren Fagan konserinin ardından muhteşem bir Fazıl Say konseri izliyoruz. Doğuş Grubu’nun bu çok önemli etkinliğine aslında başka bir katılma nedenimiz daha var. Yönetim Kurulu Başkanı Ferit Şahenk, uzun yıllar sonra ilk kez basının karşısına çıkacak. Cennet Koyu’nda kendi markalarından İll Ricciho’daki toplantıda CEO Hüsnü Akhan, Yönetim Kurulu üyesi Ergun Özen, Levent Veziroğlu, Nafiz Karadere, Nevzat Öztangut ve Naci Başerdem gibi kurmaylarıyla karşılıyor bizi Şahenk. 7 sektörde 35 bin kişinin çalıştığı Doğuş Grubu, son zamanlarda ekonomi çevrelerinin en önemli gündem maddelerinden biri olan borçların yeniden yapılandırılması konusunda ilk adımlardan birini atmış ve bankalarla masaya oturmuştu. 

BİR PROGRAM SUNDUK
Sorularımızı yanıtlayan Şahenk, öncelikle yaptıklarının yeniden yapılandırma değil yeniden vadelendirme olarak tanımlanması gerektiğini belirterek, şunları söyledi: “Bir kere gönül rahatlığıyla söyleyeyim; bankalarımıza hak hukuk çerçevesinde en doğru olan nakit akışlarını çıkarıp bir program sunduk. Bu analizler daha onlar incelemeye almadan arz edildi. Hüsnü Bey bu olayı çok yeni bir aşamaya getirdi. Borçlardan ne bir kesinti ne de iskonto istedik. Faizi piyasada neyse ona göre oluşmasına bakıyoruz. Söz konusu kredi portföyünün yapısını iki yıl faiz ödemeli, dört yıl anapara artı faiz ödemeli planladık. Burada teminatsız olan bankalarımız da vardı, hepsi yüzde yüz elliye yakın teminatlanmış da oluyor.”

Hüsnü Akhan ise bankalarla şu anda yeniden vadelendirmeye sokulan toplam kredi portföyünün bütün kredi portföyünün yüzde 42’sine tekabül ettiğini belirterek, “Borçlarımızın tamamını masaya koymuş değiliz. Şu andaki rakamlara göre beş şirketimizin altındaki yaklaşık 2.3 milyar Euro tutarındaki kredilerimizi yeniden vadelendirmeye tabii tutuyoruz. Ve bunlar için de yaklaşık 3.6 milyar Euro tutarında bir teminat havuzu ortaya koyuyoruz. İlave olarak Şahenk Ailesi’nin imzalarını veriyoruz. Bu programa çok inanıyoruz. Tahmin ediyorum en kısa zamanda artık bir imza aşamasına geleceğiz” dedi.

8 MİLYAR DOLARLIK YEME-İÇME HEDEFİ
YEME-içme ve eğlence sektöründe yaptıkları yatırımları anlatan Şahenk, “Şu anda 1.2 milyar dolar büyüklüğe ulaştık. Sektörde hedefimiz 8 milyar dolarlık bir grup yaratmak. Dikkat ederseniz biz hiç otellerimizi aynı isimle değil kendi özellikleriyle, hikayeleriyle oluşturmak istiyoruz. Bu da yatırımcıların da ilgisini çekiyor. Otel grubumuzda yeniden bir yapılandırmaya gidiyoruz. Stratejik anlamda. Yeni otel alımı gibi satımı da olabilir. Artık daha yüksek markalara gitmek istiyoruz. Galataport’a şimdi Peninsula Grubu geliyor. Biz Four Seasons, Ritz olmayacağız. Galataport inşallah en geç 2020’nin şubat ya da mart ayı gibi tamamlanacak” dedi.

 

VW KAPIYI AÇSA 1-2 MARKA DAHA ALIRIZ
İNŞAAT gibi ana sektörlerde çalışmaların devam edeceğini anlatan Ferit Şahenk, “Benim çok önem verdiğim bir iş de otomotiv. Son zamanlarda otomotivle ilgili duyumlar çıktı üzüldüm ben. Otomotiv bizim için büyümeye de devam edeceğimiz bir sektör. Volkswagen bize biraz kapı açsa biz bir iki tane daha Volkswagen Grubu dışından da bir şeyler yapabiliriz. Çok iyi bir bayi yapısına sahibiz” dedi.

YATIRIMIN YÜZDE 81’İ TÜRKİYE’DE
YENİDEN yapılandırma ihtiyacı duyulduğu için üzülüp üzülmediğine ilişkin soruya ise Ferit Şahenk, “Bu tür yapılandırmalar normaldir. Dünyanın önemli şirketleri bile zaman zaman yapar. Hiç gocunmadım. Biz devam ediyoruz, girişimciliğin getirdiği risk yapısı için ilk hamleyi yapan olduk, yanlış anlaşıldı. Bizim dostlarımız bizim ne olduğumuzu bilir, memleketimize olan bağlılığımızı bilir. 12 yılda 9 milyar dolarlık yatırım yaptık. Yaptığımız yatırımların yüzde 81’i memleketimizdedir. Yüzde 19’u da restoranlar olsun marinalar olsun yurt dışındadır” yanıtını verdi. Şahenk, Türkiye’deki kaynaklarını yurtdışına çıkartmasına ilişkin ise, “Biz demiyor muyduk ki Türk şirketleri bölgesel güç olsun. Bunların olabilmesi için yurt dışına da yatırım yapabilmeniz lazım” cevabını verdi.

Yazının devamı...

TİM Başkanı İsmail Gülle’den birlik mesajı: Zor günlerdeyiz egoist olmayalım

İSMAİL Gülle, Türkiye’nin dışa açılma kararı aldığı yıllarda çantasını eline alıp ülke ülke dolaşan ihracatçılardan biriydi. İhracatı düşe kalka, yaşayarak öğrendi. Şimdi 20 yıldır üyesi olduğu Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin (TİM) başkanı. Dövizin, enflasyonun, faizin hep birlikte arttığı zorlu bir ekonomik süreçte en önemli konu ihracat. Gülle, zorlu bir dönemden geçildiğini söylüyor ve ekonominin tüm aktörlerine egoyu bırakıp birlikte hareket etme çağrısında bulunuyor. Gülle’nin asıl mesajı ise bankalara...

71 BİN ÜYE VAR


TİM’de Oğuz Satıcı ve Tahsin Tiryakioğlu gibi iki güçlü isimle yarışıp başkan oldunuz. Vaatleriniz arasında neler vardı ki tercih sizden yana oldu?

TİM’de adı Meclis olan ama Meclis olmayan bir yapı mevcut. Burada çok kıymetli seçim sürecinden gelip katılan 440 delegemiz var. Çok fazla söz hakları yoktu. Biz şimdi tabanı çalıştırmak istiyoruz. Türkiye’de yeniden bir ihracat heyecanı yaratmak istiyoruz. 71 bin ihracatçı var. Bunlar içerisinde her yıl ihracat yapanların sayısı 11 bin. Diğerleri yılda bir iki yapıyor. Bu ihracatçıların sadece 1000’i ise ihracatın yüzde 58.5’ini yapıyor. Bundan sonra bizim kaynağımız 70 bin kişi olacak. Onları bu yapının içine katmak onlara cesaret vermek, gerekiyor.

İhracatçı sayısındaki artış neden yetersiz kaldı?

Aslında başarılı bir noktadayız. Türkiye hem ihracatta hem de yurtdışındaki yatırımlarıyla önemli bir güç haline geldi. Globalleşen şirketlerimizin sayısı arttı. Yatırımcı ihraç ediyoruz. Ancak hepimiz biliyoruz ki artık yaptığımız işleri farklı yapmamız gerekiyor. Yeni ihracatçı adaylarımız genç tasarımcılar, kadınlar olacak. Dünyada e-ihracat gelişiyor. 

İnovasyon konusunda çalışmalar sizce yeterli mi? Dünya bu konuda hızlı...

Türkiye’de ihracatın sadece yüzde 3.5’i yüksek ve orta teknolojiye sahip. Ama çalışmalar yetersiz demek haksızlık olur. En hızlı gelişme de savunma sanayiinde. Atak satışı öncü haberci. Bu sanayiinin dünyada çok ciddi karşılığı var. Kilosu 45 dolara geliyor. Şu anda ortalamamız 1.4 dolar. Kaldıraç etkisi çok yüksek olacak. Türkiye şanssız bir dönem geçirdi, içerideki tahribat etkiledi. Bundan sonraki dönem ihracatın gelişeceği bir dönem. Üretim, ihracat ve yatırımların ne kadar önemli olduğunu biliyoruz. Sektörel bazlı teşvikler zıplatacak. 25 milyar dolarlık katkıda bulunacak. 

2023 için 500 milyar hedefi belirlenmişti ama artık imkansız. Revize edilmeli mi?

500 milyar dolar hedefini koyarken dünya ticareti 18 trilyon dolardı. 2023’de 33 milyar dolar olacağı düşünülüyordu. Bugün 17 trilyon dolar. Dünyanın hedefi de şaştı. Hedefi aşağı çekmek önemli değil. Yüzde 1 olan pazar payımızı 1.5’a çıkarmak önemli olan.

İhracat ve ekonomi için önerileriniz ne?

Zor bir ortamdayız. Kur artıyor, cari açık zorluyor. Dövize olan bağımlılığımızı azaltmamız yatırımları arttırmamız gerekiyor. Faiz silahı kullanılıyor ikisi birden artıyor. Kabul etmek gerekir ki bundan sonra hem kur, hem faiz, hem enflasyonun yükseldiği dönem olacak. Bu dönemi iyi yönetmek, finansal destek sağlanması. Ancak bankaların piyasayı zorladığını görüyoruz. Teminatlarda fabrikaların çok düşük gösterilerek kredi vermede zorluk çıkardıklarını görüyoruz. Piyasayı bankaların rahatlatması gerekiyor. Bankalar piyasayı desteklemesi.

AB İLE İLİŞKİLERİ GELİŞTİRMELİYİZ


Dünya ticaretinde ABD ve Çin arasında ciddi bir kavga var. Türkiye’yi nasıl etkiler?

Biz aslında ticaret savaşlarının içinde değiliz. Gümrük Birliği nedeniyle serbest ticaret anlaşmalarına taraf olamıyoruz. Öncelikle bu anlaşmanın yenilenmesi güncellenmesi gerekiyor. Bu güncellemenin Türkiye’nin büyümesine yüzde 1.3 katkı sağlaması bekleniyor. Bu da 13 milyar dolar katkı demek. AB’de 10 milyar dolar artış sağlıyor.

Türkiye AB ile yoluna devam etmeli mi? Bu da tartışılıyor çünkü...

Bu sorunun sorulması bile anlamsız. En büyük pazarımız. Aksine ilişkilerimizi geliştirmeliyiz. Türkiye AB’nin 7’nci tedarikçisi. Biz niye 5-6’cısı olmayalım diye tartışmalıyız. Sıkıntılı süreçler etkiliyor ama işi diyaloglarla çözmeliyiz.

GÜNDEM SADECE EKONOMİ OLMALI

Kur artışları ihracatçıya yarıyor mu? Nasıl etkiliyor?

İhracatçı kurdan şikayet etmez ama ara malı ve hammadde ithalatımız çok. Artışın katkısı sınırlı kalıyor. Bu noktada kur baskısı artsa da yine de avantajlı. Rekabetçiliğe fayda sağlar. Ama dolar 4 TL’ye düşerse zarar olur.

Türkiye ekonomisinde yaşanan gelişmeleri nasıl yorumluyorsunuz?

Gündem sadece ekonomi olmalı. İnovasyon bir anda olmaz bir nesille olur. Bunun için müfredata girmek gerekiyor. Çalışmadan olmayacağı kültürünü vermemiz gerekiyor. Zorlu süreci hep beraber geçeceğiz Çemberin içerisindeyiz. Birimizin karı ya da zararı diğerini etkiliyor. Egoist davranmamalıyız. Çarkın dönmesi, zincirin kopmaması gerek.

Yazının devamı...

Fındık oyunu

TÜRKİYE’nin en kaliteli fındığının üretildiği Giresun’dayız. Karadeniz’in doğası muhteşem kentlerinden biri. Dağlarda, yaylalarda küçük güzel konutların yanında kentin merkezi ne yazık ki çok katlı kimliksiz yapılarla dolu. Hatta dağlara doğru gökdelenler bile uç vermeye başlamış. Kentin plansız bir büyüme içinde olduğu çok açık.

Mutfak Dostları Derneği’nin davetiyle Fındık Hasatı Gezisi için geldiğimiz Giresun’da turizm için yeni yeni hareketlenme var. Kalkınma Ajansı’nın katkısı ile kurulan ekolojik köylerden Piraziz Şeyhli’de köylü kadınların ürünleriyle hazırlanan kahvaltıyla başlıyoruz geziye.

Hasat zamanı olunca tüm kentin tek konusu var fındık. Sadece Giresun değil tüm Karadeniz’de bugünlerde gündemde fındık var tabii ki.

Türkiye’nin dünyada tekel olduğu tarım ürünlerinin başında geliyor fındık. Dünya tüketiminin yüzde 60’ına yakını Türkiye’den yetişiyor. Üretim miktarında lideriz ama politika belirleme de ne yazık ki söz sahibi olamadık bir türlü.

Yıllardır izlediğim bir ürün fındık. Tartışma konuları hiç değişmiyor. Bu yıl da gelenek bozulmamış. Resmi olarak açıklanmasa da Tarım Bakanlığı’na göre rekolte 560 bin ton, ihracatçılara göre ise 643 bin ton olacak. Rekoltenin az veya fazla olması verilecek fiyatı doğrudan etkiliyor tabii ki.

Üreticiye göre maliyeti 10 TL’den az olmadığı için alım fiyatı 15 TL’den az olmamak zorunda. İhracatçı ise deklare etmese de 11.5 TL civarında fiyat istiyor.

Fiskobirlik’in etkisini kaybettiği, Toprak Mahsulleri Ofisi’nin sadece kısıtlı etkisinin olduğu bölgede piyasa yapıcısı bir kurum yok. Bu da tartışmaların ana merkezini oluşturuyor.

Bölgede tüm aktörlerin gözü ise 5 yıldan beri bölgede en büyük alımı Oltan Gıda ile yapan Ferrero’da. Fındıkta durumu Giresun Ticaret Borsası Başkanı Yaşar İbaş’a sordum. Bu yıl Giresun fındığının 15 TL’den aşağı satılmaması gerektiğini söylüyor İbaş. Gerekçeleri şöyle:

“Üretici bu fiyatı istemekte haklı. Çünkü maliyet 10 TL’den aşağı değil. Ayrıca dolar tarafından bakarsak bu yıl 15 TL 3 dolar civarında. Enflasyon farkı konmasa geçen yıldan daha bile düşük. Alıcı dolar, Euro kazanıyor.”

KURTULUŞ LİSANSLI DEPODA
Fındıkta tekeliz ama politika belirlemekte neden yetersiz kaldığımızı soruyorum İbaş’a şunları söylüyor:

“Fındık sahipsiz. Ne üretim politikalarında ne pazarlamada politika oluşturamadık. Kurtuluş lisanslı depoda. Fiyatın istikrarlı olması üreticinin de alıcının da yararına. Çok geç kaldık.”

Bu arada Türk fındığının yanlış ilaçlama ve hastalıklar nedeniyle dünyada algısının bozulduğunu ve tartışıldığını hatırlatıyorum ve ne yapılması gerektiğini soruyorum. İbaş’ın önerileri şöyle:

“Biz üretici, tüccar, ihracatçı olarak sadece günü kurtarıyoruz. Doğru tarım politikalarımız yok. Üretici bahçesine bakmıyor. Külleme gibi hastalıklara çözüm getirilmiyor. Tarım Bakanlığı’nın bu konuda artık el atması gerekiyor. Yoksa Türk fındığı için kötü günler kapıda.”

COĞRAFİ İŞARET BAŞVURUSU YAPTIK
ASLINDA Türkiye’de tüm tarım sektörünün en büyük sorunu sahipsizlik. Katma değerli ürünlerin yetersizliği. Fındıkta da bölge İtalyan Ferrero’ya kızıyor ama alternatif yaratamadığı için mahkum. İbaş, Giresun fındığı için coğrafi işaret başvurusunda bulunduklarını söylüyor. Üretimin profesyonelce yapılması, Ar-Ge çalışmaları konusunda adımlar atılacağını anlatıyor. Tüm bölgeye de hem uyarı hem de öneride bulunuyor: “Çiftçi de tüccar da ihracatçı da bu ürüne sahip çıksın. Üzerine düşen görevi üstlensin.” Bu arada tüketici olarak kavrulmuş olarak 35 TL’ye İstanbul’a gelen fındığın 80-90 TL’ye tüketiciye ulaşması da tüketim açısından önemli sorun. Bu konuda da e-ticaret sitesi kurduklarını anlatan İbaş “35 TL’ye fındık satacağız. İç tüketimin artması da bizim için önemli “ diyor. 

 

KALE’NİN ‘AKLI FİKRİ ÇANAKKALE’
ÇANAKKALE’NİN en büyük turizm değerlerinden biri Troya Antik Kenti. Unesco Dünya Kültür Mirası Listesi’nde yer alıyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı da listeye kabulünün 20’inci yıldönümü dolayısıyla 2018’i “Troya Yılı” ilan etti.

Yılın ortasına geldik ama Türkiye’de bu yıl çok fazla yankı bulmadı. Dünya Troya ile daha fazla ilgili. En son ünlü oyuncu Megan Fox bir belgesel için geçen haftalarda antik kente geldi ve kazı başkanı Rüstem Aslan’dan bilgi aldı. 

Troya Yılı için yapılan etkinliklerden birini Kale Grubu üstlendi. Aralarında Arzu Sabancı, Zafer Kozanoğlu gibi cemiyet hayatından isimlerin yer aldığı EPOS7 Derneği’nin de katkısı ile Derya Yücel küratörlüğünde özel bir sergi düzenlendi. Ben de BASE organizasyonuyla 29 genç sanatçının resim, seramik gibi eserlerinin yer aldığı “Düşler Ülkesi: Troya” serginin açılışına katıldım. 

Kale Grubu uzun yıllardır kurucusu İbrahim Bodur sayesinde köklerinin bulunduğu Çanakkale’ye özel bir ilgi gösteriyor. Yaptığı tüm projeleri de “Aklım Fikrim Çanakkale” adıyla toplamıştı.

Yönetim Kurulu Başkanı Zeynep Bodur yaptığımız sohbette anlattı. 2021’de açılacak yeni köprü ile yeni bir cazibe merkezi olacak Çanakkale’nin ekonomik, kültürel ve inovatif  “akıllı bir şehir” haline gelmesi için şimdiden projeler üretilmesi gerektiğini söylüyor Bodur.

Bodur, amaçlarının nüfusu artacak Çanakkale’ye nitelikli insan gücünü çekmek olduğunu ekliyor ve şunları söylüyor:

“Projelerimizin odağında insan var. Akıllı şehir olmak sadece teknolojiyi içermiyor. Teknoloji araç, önemli olan insan mutluluğu. Yaşam kalitesinin artması. Bu da sadece ekonomi değil kültür ve sanatla olur. Biz de bu projelerle temiz enerjinin, teknolojik yatırımların geleceği bir kent olmasına katkı sağlamak istiyoruz.”

Çanakkale, İstanbul’dan kaçmak için daha huzurlu ama aynı zamanda yaşam kalitesi yüksek kentler arayanlar için önemli alternatifler arasında. Umarım İzmir’i tehdit eden rant tutkusu bu kenti de yaşanılmaz hale getirmez!

 

DAVUTOĞLU VE BABACAN’IN KAZDAĞLARI TATİLİ
Mitolojiye göre Tanrılar Kralı Zeus Troya Savaşı’nı Adatepe’ki altarda izlemiş. Çanakkale’nin önemli ilçelerinden biri Adatepe... Kaz Dağları’nda antik kentlerden biri. Son yıllarda İstanbul’dan kaçan birçok işadamı, sanatçı, gazetecinin yerleşmek için tercih ettiği bir ilçe. Butik otelleriyle de turizmde giderek gelişen bir bölge. O isimlerden biri de eski gazeteci arkadaşım Funda Özkan. Ondan aldığım bilgiye göre AK Parti’nin önemli isimlerinden eski Başbakan Ahmet Davutoğlu ve Devlet Bakanı Ali Babacan bu hafta Adatepe’deymiş.

Funda, Davutoğlu’nun Adatepe ve Küçükkuyu bölgesini çok sevdiğini söylüyor. Güneşin doğuşunu Zeus Altarı’nda, batışını ise Assos’ta izlemiş Davutoğlu. Eşi Sare Hanım ise yine endemik bitkileriyle ünlü bölgede bitkilerle ilgilenmiş. Eşi ve üç çocuğu ile gelen Babacan ile Davutoğlu da bir araya gelip sohbet etmiş. Bu arada CHP’li Küçükkuyu Belediye Başkanı Cengiz Balkan da ziyaret ederek hoşgeldiniz demiş. Adatepe demek ki artık siyasetçilerin de ilgi alanına girmiş.

SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

Yazının devamı...

TİM fotoğrafı değiştirdi

BİR süre önce gazetelere Türkiye İhracatçılar Meclisi’ne (TİM) ait bir fotoğraf yansımıştı. Erkeklerin arasında bir kadın ihracatçının yüzünün sadece yarısı görünüyordu. O günlerde büyük tepki çeken fotoğraf bir de gerçeği hatırlatmıştı.

TİM’de birliklerde ve yönetim kurulunda hiç kadın üye yoktu. Dönemin başkanı Mehmet Büyükekşi, kadınların önünde bir engel olmadığını, birliklerden gelmediği için yönetime de kadın üye alamadıklarını açıklamıştı.

TİM geçen günlerde yeni bir seçim dönemi geçirdi. 12 yıldır başkanlık yapan Büyükekşi, iki dönem kuralı nedeni ve isteğiyle  görevi bırakırken seçimlerde Tahsin Öztiryaki ve Oğuz Satıcı ile yarışan İsmail Gülle yeni başkan oldu.

Gülle’nin yönetiminde ise uzun zaman sonra bir ilk gerçekleşti. Bugüne kadar sadece bir kez birlik başkanı olabilen, geçen dönem ise yer almayan kadınlar öncelik almaya başladı.

Bu seçimlerde üç kadın Melisa Tokgöz Mutlu İstanbul Yaş Meyve ve Sebze İhracatçıları Birliği’ne, Pınar Taşdelen Engin Uludağ Tekstil İhracatçıları Birliği’ne, Huriye Yamanyılmaz da Akdeniz Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği’ne Başkan oldu. Birliklere seçilen kadınların sayısı da 35’den 52’ye çıktı.

Bu kadınlardan Melisa Tokgöz Mutlu ise yarışarak 27 sektör konseyine girdi, ardından da başkan İsmail Gülle’nin tercihi ile TİM’in yönetim kuruluna seçildi.

Başkan İsmail Gülle “Fotoğrafı az da olsa değiştirdik. Kadınların yönetimlerde olması yeni bir bakış, yeni bir vizyon demek. TİM yönetimi olarak bundan sonraki önceliğimiz gençleri ve kadınları desteklemek. Kadın ihracatçı sayısını da arttırmak” diyor.

Melisa Tokgöz Mutlu, 27 sektör konseyi, 13 yönetim kurulu üyesinden biri olarak barajları aşıp gelmiş. 13 birlikten de üçü kadın. Bu rakamlar yetersiz ama çok önemli.

O talihsiz fotoğrafı eleştiren bir gazeteci olarak atılan adımları duyurmak, desteklemek, bu adımların daha fazla ilerlemesini yüreklendirmek görevimiz!

 

KADINLAR VAZGEÇMEYİN!


ERKEK egemen meslek örgütlerinde kadınların engelleri aşıp yönetime girmesi gerçekten ciddi mücadele gerektiriyor. TİM’in yönetim kuruluna giren Melisa Tokgöz Mutlu ise sözlerine “Ben şanslı bir kadınım” sözleriyle başlıyor.

İhracatçılar birliği başkanlığına uzun süredir hazırlandığını bu sürede en büyük desteği de eski başkan Latif Ünal ve yönetim kurulu üyelerinden gördüğünü söylüyor.

“Şanslıyım çünkü bir kadın olarak engelleme değil destek gördüm. Önümü hep açtılar, Latif Ünal adeta beni bugünlere hazırladı. Bugün de hep yanımdalar” diyor.

Kadınların önünde engellerin olduğunu ancak kendilerinin de engeller yarattığını ekliyor Tokgöz Mutlu ve önerilerini şöyle sıralıyor:

“Kadınlar mücadele etmeden bu görevlere gelemiyor. Eşitlik yok. Bu nedenle pozitif ayrımcılık zorunlu. Ancak kadınların da hataları var. Kadınlar çok erken yaşta mücadeleyi bırakıp evlerine çekiliyor. Sektör kurullarında ilk başladığımda üç kadın vardık, ikisi çekildi.”

Kadınlar bu görevlere gelmek için hem çalışmalı hem de gelmek istediklerini açıkça belirtmeli diyor, Mutlu ve ekliyor:

 “Türkiye’nin ilerlemesi için kadınların çalışma hayatında olması çok önemli. Ahenk getiriyoruz. Ayrıca TİM Türkiye’nin dünyaya açılan yüzü. Kadınların daha çok yer alması ihracatı da olumlu etkileyecektir.”

 

ÇİFTÇİYE DÖVİZLE Mİ ÖDÜYORSUNUZ!

DÖVİZDEKİ hızlı artış ve istikrarsızlık birçok sektörü olumsuz etkilemeye başladı. Fiyat tutturmakta, öngörüde bulunmakta zorlanan üreticiler arasında tartışmalar da başladı.

İlk ses iplik sektöründen geldi. İplik üreticileri hem pamuk hem de petrol ürünlerinde hammadde olarak dövize bağımlı oldukları gerekçesiyle Türk Lirası ile satış yapmaktan vazgeçti. İplikçiler dövizle alıp TL ile satmanın bilançolarına zarar vermeye başladığı görüşüyle artık dolar ve Euro ile satış yapma kararı aldılar. İstanbul Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği Başkanı Ahmet Öksüz bu durumu “Pamuk yerli olsa da fiyatı New York’ta belirleniyor. Dövizle alıp TL ile satmak, 6 ay vade artık çok zor” diye açıklamıştı.

Bu karara ilk tepki ise Örme Sanayicileri Derneği Başkanı Fikri Kurt’tan gelmişti. Türkiye’de dövizle satış yapmayı haksızlık olarak niteleyen Kurt, “Dövizle ticaret kendi sanayicimiz de güvensizlik ortamı yaratıyor” diyor.

Türkiye’de pamuk talebinin 1 milyon 300 bin ton olduğunu bunun 1 milyona yakının Türkiye’de üretildiğini öne süren Kurt, “İplikçilerin ithalat gerekçeleri doğru değil. Üreticiye dolarla mı ödüyorlar. Bize neden dövizle satıyorlar” diyor.

Bu arada iplikçileri hem dövizle satıp hem de zam yapmakla suçluyor Kurt. “Hassas bir dönemdeyiz. Birlikte çözüm bulmamız gerek. Bir sistemin içindeyiz. Kimse sadece kendini düşünmemeli. Biz zarar görürsek iplikçi de görür” diyor.

Tekstil ve hazır giyim sektörü ciddi krizleri atlatmış bugün ihracatta önemli bir aşamaya gelmiş bir sektör. Sektörün tüm oyuncuları karar alırken dikkatli olmalı.

Asıl üzücü olan ise bir tarım ülkesi olan Türkiye’de pamuğun önemli bir bölümünü hala ithal etmek zorunda olmamız.

Yazının devamı...

Okul şahısların değil halkın!

ŞİŞLİ Belediyesi’nde 2012’de belediye meclisi kararıyla 30 yıllık intifa hakkı Şişli Meslek Yüksek Okulu’na verilen 9 bina ve arsa için Şişli Belediye Başkanı Hayri İnönü tarafından açılan davaya ilişkin tartışmalar sürüyor. Geçen hafta davada İdari Mahkemesi’nin usulen bozduğu karara ilişkin son durumu “Ekonomi Fısıltıları” köşesinde yazmıştım. Mahkemenin düzeltme kararını CHP’li Meclis üyeleri başkan Hayri İnönü’ye rağmen intifa hakkının devamına ilişkin olarak yeniden düzenlemişti.  Yazının yüksek okulda tercihlerin yapıldığı bir döneme rast gelmesi üzerine eski başkan Mustafa Sarıgül ve Şişli Meslek Yüksek Okulu kurucu üyelerinden Prof. Dr. Aynur Aydın ve Müdür Sedat Bekiroğlu aradı. Tartışmalı binalardan Esentepe’deki yerleşkede buluştuk. Okul ve davaya konu olan tartışmaya ilişkin bilgiler verdiler.

Mustafa Sarıgül, bütün kararlarda o sırada meclis üyesi olan Hayri İnönü’nün de imzasının olduğunu belirtiyor. Başkan olduktan sonra iki yıl boyunca da itiraz etmeyen İnönü’nün, daha sonra intifa kararına karşı dava açtığını belirten Sarıgül, “Şişli Meslek Yüksek Okulu bölgede dezavantajlı bir çok gencin eğitim gördüğü başarılı bir okul. Şahıslara ait değil. Bana hiç ait değil, yıpratılmamalı” diyor.

44 PROGRAM 3 BİN ÖĞRENCİ
Aynur Aydın ve Sedat Bekiroğlu ise İstanbul Şişli Meslek Yüksekokulu’nun başarısını kanıtlamış bir okul olduğunu anlatıyor. İlk kez 2012’de 15 diploma programına öğrenci alarak eğitime başladığını, okulda program sayısının bu yıl 44’e çıktığını anlatan Bekiroğlu, okuldan mezun olan öğrencilere iş imkanı da sunan anlaşmaları olduğunu söylüyor ve şu bilgileri veriyor:

“Özel Kolan Hastaneleri,  Özel Liv Hastaneleri, Boğaziçi Borsa Lokantacılık İşletmeleri, Point Otel, Denizbank, e-bebek, Em-Care, Moda ve Hazır Giyim Federasyonu, Türk Futbol Vakfı, Osmanoğlu Hastanesi, Nezih Yaşlı Bakım Evi protokol yaptığımız kurumlar.”

Okulda yüzde 80 den fazla öğrenciye burs imkanı sağlandığını da ekleyen Bekiroğlu, “İki binden fazla öğrenciye 144 ülkede yurtdışında staj ve çalışma fırsatını ücretsiz olarak sunuyoruz” diyor.

Sarıgül, intifa hakkı ile kamuya, belediyelere ait binaların, arsaların devrinin yeni bir şey olmadığını hatırlatıyor. Yeditepe, Kadir Has, Medipol, Koç, Sebahattin Zaim gibi çok sayıda üniversitenin yerleşkeleri bu yöntemle tahsis edilmiş. Eğitim öğretim için kamuya ait binaların tahsis edilmesi elbette yeni bir şey değil ancak önemli olan, halka ait bu varlıkların halkın ihtiyaçları doğrultusunda değerlendirilip değerlendirilmediği.

SARIGÜL DE İNÖNÜ DE ADAY
Bu arada Şişli için yaklaşan yerel seçimlerde hem Hayri İnönü hem de Mustafa Sarıgül aday olmak istiyor. Mustafa Sarıgül’e CHP göstermese de aday olup olmayacağını sordum. “Adayım. Öyle bir kuşkum yok” diyor. Cumhuriyet Halk Partisi’nin kimi göstereceği ise henüz belli değil. Yani görünen o ki Şişli’de bu yıl sıcak geçecek!

Yazının devamı...

En ‘sağlık’lı görüşme

CUMHURBAŞKANLIĞI Hükümet Sistemi’nin yeni kabinesinde iş dünyasının tam içinden gelen bakanlardan biri de Prof. Dr. Fahrettin Koca oldu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Sağlık Bakanlığı’na atadığı Koca, bildiğiniz gibi Medipol Hastaneleri’nin kurucularından. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu bir çocuk doktoru. Kuruluşu 1990’lara dayanan Medipol, 2009’dan sonra ise hızla büyüyen bir özel hastane zinciri. Koca, bir özel hastane sahibi olarak AK Parti hükümetlerinin en iddialı olduğu ancak 15 yıldır birkaç kez değiştirmek zorunda kaldığı sağlık sisteminin en yakın takipçilerinden. Türkiye’nin en büyük hastane zinciri sahiplerini bir araya getiren Özel Hastaneler ve Sağlık Kuruluşları Derneği’nin (OHSAD) de başkan yardımcısı olan Fahrettin Koca, Ankara bürokrasisinde sektörün sorunlarını da sık sık gündeme getiren isimlerden.

BAŞKANLIĞI BIRAKACAK
Koca’nın bakanlığı sektörde nasıl karşılandı, beklentiler nasıl? Bu soruları OHSAD’ın Başkanı Prof. Dr. Reşat Bahat’a sordum. Kendi içlerinden birinin bakan olmasını nasıl karşıladıklarını anlattı. Bahat, “İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden beri en yakın arkadaşlarımdan biri bakan oldu. Önümüzdeki hafta Medikalpark ve Liv’in ortaklarından Muharrem Usta, Amerikan Hastanesi’nin sahibi Koç Grubu’ndan bir temsilci ve dernek üyeleriyle Bakan Koca’yı ziyarete gideceğiz. Önce kamudan brifing alacak. Durumu tüm yönleriyle görecek. Sonra bir araya geleceğiz” dedi.

Kendisinin ise görüşmede başkanlıktan affını isteyeceğini söyleyen Bahat, nedenini şöyle açıklıyor: “Sorunlarımız çok. Koca da bunları çok iyi biliyor. Ancak o artık kamuyu temsil ediyor. Basının karşısında en yakın arkadaşımı eleştirmek etik olmaz. Ancak vatandaşın sorunlarını ortak çözelim derse kalırım tabii ki.”

BİRÇOK YENİLİK VAR
Sağlık sistemi Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile birlikte bir kez daha yeniden yazılıyor. Yeni sistem Resmi Gazete’de yayınlandı. Buna göre sağlık kuruluşlarına yeni kriterler getiriliyor. Kamu ve özel hastaneler gruplandırılıyor, denetleme kriterleri değişiyor. Serbest bölgelerde yeni sağlık birimleri kurulabilecek. Üretimden ithalata kadar her şey baştan yazılıyor. Sistemin özünde tüm diğer alanlarda olduğu gibi yerlileşmek yer alıyor. Ancak bu uzun vadeli bir politika. Oysa bugün sağlık sektörü tıbbi cihazlar, ilaç gibi konularda ağırlıklı olarak dışa bağımlı bir sektör. Dövizdeki durdurulamayan artış ise sektörü bugünlerde kara kara düşündürüyor. Genel hava; geleceğe yönelik belirsizlik ve endişe. Sektör bugüne kadar görüşlerinin alınmamasından şikayetçiydi. Şimdi içlerinden gelen bir bakan var. Özel hastane sahiplerinin sorunlarını yakından bilen Koca bakalım vatandaş cephesinden neler görecek?

HANGİ KONULAR ÖNE ÇIKACAK
SEKTÖRÜN Bakan Koca ile görüşmesinde öne çıkacak maddeler ise şöyle sıralanıyor:

- 14 yıldır güncellenemeyen fiyatlar.

- Özel sektöre yazılan cezalar ve keyfi denetlemelerin, standardize edilmesi.

- 2008’den bu yana durdurulmuş branş ve doktor kadro artışlarının her yıl düzenli artırılması.

- Kapanmış hastanelerin ruhsat devirlerine hastane açmak şartıyla bir defaya mahsus müsaade edilmesi.

- Sağlık turizminin artması için sağlık turizmi yapan ve yapmayı taahhüt edenlere nitelikli cihaz, branş ve uzman kadrosu artışının ayrıca sağlanması.

- Gece nöbetçi doktor problemi için kamudan nöbetçi doktor alınmasına müsaade edilmesi.

- Özel sektörün sahip olmadığı branşlarda kamu hastanesi ve üniversiteden hizmet satın alınması.

Yazının devamı...

Şişli’de 500 milyon $’LIK çatlak

ŞİŞLİ, İstanbul’un gayrimenkul açısından en değerli ilçelerinden biri. Haliyle Türkiye’nin de... Belediye Başkanlığı görevini uzun yıllar Mustafa Sarıgül’ün yaptığı Şişli’de, 2014’te başkanlığa Hayri İnönü seçildi. Ancak CHP’nin iki başkanının yıldızı seçim sonrasında bir türlü barışmadı. Şişli Belediye Meclisi’nde oğul Emir Sarıgül’ün de aralarında bulunduğu meclis üyeleriyle, başkan İnönü arasında da sorunlu bir çalışma ortamı yaşanıyor. İnönü-Sarıgül arasında tartışmalı konulardan en büyüğü ise Sarıgül’ün kurucusu ve mütevelli heyeti üyesi olduğu İstanbul Şişli Vakfı’nın kurduğu Şişli Meslek Yüksek Okulu’na 30 yıllığına 1 TL karşılığında tahsis edilen ve değerinin 500 milyon doları geçtiği belirtilen 9 binaya ilişkin yaşanıyor. Sarıgül’ün belediye başkanı olduğu 2010-2013 yılları arasında, belediyeye ait 9 gayrimenkulün kullanım hakları, Şişli Belediyesi Meclis kararı ile Şişli Meslek Yüksekokulu’na devredilmişti.

USULEN HATALI BULUNDU

Bu meclis kararında, belediyenin mülkiyetinde bulunan eğitim, sağlık, turizm, kültür, öğrenci yurdu gibi kamusal fonksiyonlara tahsis edilmiş taşınmazların mülkiyetlerinin belediye üzerinde kalmak üzere, gereğinde ihtiyaç oranında kullanılmak üzere İstanbul Şişli Meslek Yüksekokulu lehine kullanma hakkı tesisi oluşturulmasına karar verilmişti. Kullanma hakkı tesisi oluşturulması konusunda ise başkanlık makamı yetkili kılınmıştı. Ancak yeni
başkan Hayri İnönü, göreve geldiğinde, Belediye Kanunu’na
göre özel bir vakıf üniversitesine imtiyaz sağlayan böyle hukuksuz bir tahsisin yapılamayacağı görüşüyle, kararın iptali için mahkemeye başvurdu. Bu dava geçen günlerde sonuçlandı. Mahkeme, tahsisin usulen hatalı olduğuna, bu hatanın Belediye Meclisi’nde düzeltilmesi gerektiğini belirtti.

CHP’li üyeler ise mahkemenin kararının iptal anlamına gelmediği görüşünü savunarak, haziran ayı Meclis toplantısında CHP’li Belediye Başkanı Hayri İnönü’ye rağmen, üç bina için 1 TL karşılığında 30 yıl tahsis kararını yeniden çıkardılar.

AK Partili üyelerle birlikte karşı oy kullanan Başkan İnönü ise tahsislerin hukuka aykırı
olduğunu ve belediyenin menfaatleriyle bağdaşmadığını yineleyerek karara muhalefet şerhi koydu. İnönü tutanaklarda yer alan konuşmasında “Alınan karar hukuken yok hükmündedir. Belediye ve devlet ihale kanunu hükümlerine aykırıdır” dedi.

İnönü, Belediye Meclis konuşmasında da “Meclis üyelerimizin yaptığı bu girişimi kabul etmem mümkün değil. Bu ne partimin ne benim sosyal belediyecilik anlayışıyla bağdaşıyor. 9 binanın Şişli halkına iadesi için mücadeleye devam edeceğimi bilmelisiniz” yorumunu yaptı. Yerel yönetim seçimleri yaklaşıyor. CHP’nin en etkin olduğu ilçelerden birinde İnönü yeniden aday olmaya hazırlanıyor. Sarıgül’ün de yeniden Şişli’ye dönmek istediği ve bunun için çalışmalara başladığı biliniyor. Sonuçta Şişli’de sular şimdiden çok ısınmış görünüyor!

 

KADINA DÜŞMAN KELİMEYE KIRMIZI ÇİZGİ

“Elinin hamuruyla...” “Adam gibi...” “İşadamı...”

Bir düşünün günlük hayatınızda kullandığınız dilde bu ve benzeri kelimeleri ne kadar çok kullanıyoruz. Hiç düşünmeden... Ne kadar kanıksamışız. Türkiye’nin en büyük sorunlarından biri cinsiyet eşitsizliği. Kadın ve erkeği toplumun iki eşit bireyi olarak kabullenemiyoruz bir türlü. Toplumda kadına verdiğimiz değer dilimize de yansımış. Yani aslında seçtiğimiz dil düşüncelerimizin aynası... Bu konuda farkındalığı arttırmak, bu eşitsiz dili düzeltmek için çeşitli kesimler harekete geçmeye başladı. Hürriyet ve Vodafone da bu alanda çok önemli bir projenin mimarı oldu. Artık kullanılan her cinsiyetçi kelime  Vodafone’un sağladığı yapay zeka programı sayesinde #KırmızıÇizgi ile çizilecek. Bu program ile Hürriyet’te tüm köşe yazarlarının yazıları ‘gözaltına alınacak.’ Her kullandığımız ayrımcı, cinsiyetçi dil ise şeffaf bir şekilde okuyucu ile paylaşılacak. Yani artık işadamı, bilim adamı, işinin eri, adam gibi, elinin hamuruyla gibi cinsiyetçi kelimeleri, tanımlamaları kullanmayacağız. Bu kelimelerin yerine iş insanı, bilim insanı, işinin ehli diyeceğiz. Kullandığımız her cinsiyetçi kelime, skorlama yöntemiyle puanlanacak. Yapay zekanın çıkaracağı analiz verileri de okuyucuya açıklanacak. Yani bir anlamda sicilimize yazılacak. Kırmızı Çizgi projesinin amacı Hürriyet haberlerindeki dil değişirken toplumda da farkındalık yaratmak. Hürriyet’te yer alan haberler, köşe yazıları, ayda 30 milyon okuyucuya ulaşıyor. Bu yüzden Kırmızı Çizgi’nin etkisi de büyük olacak. Cinsiyet eşitliği yolumuz uzun. Eşitliği dilde başlatmak için Vodafone ve Hürriyet çok değerli bir proje başlatıyor.

 

KESKİNOĞLU: KONKORDATO NEFES ALMAK İÇİN GEREKLİYDİ

TÜRKİYE’nin en büyük tavukçuluk şirketlerinden Keskinoğlu’nun konkordato talebine ilişkin geçen hafta yazdığım yazıya şirketten ve şirkete danışman olarak destek veren Ender Yorgancılar ve Tayfun Bayazıt’tan açıklamalar geldi. Ender Yorgancılar ve Tayfun Bayazıt Keskinoğlu’nun sıkıntılı sürecinde sadece danışmanlık yaptıklarını ve yönetim kurulunda hiçbir zaman yer almadıklarını belirtti. Bayazıt 2011’de Yapı Kredi Bankası’ndan Genel Müdür değil Yönetim Kurulu Başkanı iken ayrıldığını da hatırlatmamı istedi. Şirket ise konkordato talebinden sonraki gelişmelere ilişkin bilgi gönderdi. Yönetim kurulunun yaptığı açıklamada şu bilgiler yer aldı: “Yaşanan sıkıntıları aşmak için; operasyonel maliyetlerimizi azaltacak hamleler yaparak karlılık odaklı büyüme stratejilerini uyguluyoruz. Bu yenilenmeyi hızla hayata geçirdik, ilave finansman için de çeşitli kurumlarla görüşüp kaynak yaratmak üzere çalışmalarımızı yürütüyoruz.”

 

 

Yazının devamı...