GÜNDEM
SPORARENA
YAZARLAR
EKONOMİ

Uygulamada okumaya devam et.

Çözüm sürecinde doğru bilinen yanlışlar

Hükümet adım attığında Türklere dönüp ‘taviz veriliyor’ eleştirisi yapıyor.
Süreç yavaşladığında örgüte dönüp ‘amaç çözüm değil seni oyalama’ diyor.
Her hal ve şartta endişeli ve karamsar…
Son on aydır şehit haberinin gelmemesi onu mutlu etmeye yetmiyor.
Örgütün ‘eylemsizlik kararı alması’ onda karşılık bulmuyor.
Otuz yıldır ‘düşük yoğunluklu savaşta’ dile getirmediği kaygıları, çözüm sürecinde söylüyor.
Yüzyıllık sorun, yüz günde çözülsün istiyor.
Bu nasıl olacak diye sorulduğunda ise susuyor…

PEMBE TABLO MU ÇİZİLİYOR?
Sürecin zorluğu aktörler tarafından her defasında ifade ediliyor.
Çözüm sürecine önceki 10 (on) müzakere arayışının sonunda gelindi.
Düşünün tam on defa devlet, Öcalan’la anlaşma konusunu gündemine aldı.
Konu Bakanlar Kurullarında ve MGK’larda konuşuldu, tartışıldı.
Özal’la başlayan ‘arayış’, Çiller, Erbakan, Ecevit ve Erdoğan’la sürdü.
Bu konuda söylenmedik söz, yazılmadık cümle kalmadı.
Bürokratlardan, siyasetçilere; askerlerden istihbaratçılara herkes sürecin içinde oldu.
Bu süreçte yeni olan devlette tekliğin sağlanması ve kararlılıktır.
Onun dışında arşivlere bakıldığında kimin ne dediği ortadadır.

TOPLUM ALDATILIYOR MU?
Çözüm süreci toplumun gözü önünde cereyan ediyor ve herkes herşeyi görüyor.
Devlet, Oslo’da örgütle görüştüğünde ‘Öcalan sürece dahil edilmeli’ diyenler.
Öcalan’la görüşmeler başladığında bu defa ‘Kandil’de sürece dahil edilmeli’ diyorlar.
Oslo’da masayı devirenler bu defa hem Öcalan’ı, hem Erdoğan’ı tasfiye etmek istiyorlar.
Geçmişte PKK’yı ‘vesayetin aracı’ olarak kullanan bazı derin yapılar deşifre edildi.
Ancak özellikle son dönemde bu yapının uluslararası unsurları yeniden devredeler.
Çözümü istemeyen derin yapı açık biçimde PKK’nın silah bırakmasını istemiyor.
Öcalan bu yapıya ‘Türkiye’nin paralel devlet’ örgütlenmesi diyor.

GERİ ÇEKİLME KONUSUNDA SORUN MU VAR?
Kandil’in geri çekilme konusunu yavaştan almak istediği herkesçe biliniyor.
Örgüt, pazarlık masasında güçlü kalmak için silahı hemen bırakmak istemiyor.
Öcalan’ın ‘geri çekilme Haziran sonunda tamamlanacak’ demesine rağmen süreç uzadı.
8 Temmuz’lu son mektubunda yeniden ‘çekilmenin hızla tamamlanmasını’ ifade etti.
21 Mart’taki ‘silahın devri bitti’ sözüne ikna olmayanlar, yeni bir sihirli formülün peşindeler.
Sürecin doğasından kaynaklanan bazı pratik sorunlar var.
Ancak bu ana statejiden vazgeçildiği anlamına gelmiyor.
Asıl sorun PKK’nın dördüncü aşamada yapmak istediklerinden kaynaklanıyor.
Kalıcı barış sağlandığında ‘PKK bölgeyi yönetmek’ istiyor ve buna göre yapılanıyor.

SİHİRLİ FORMÜL VAR MI?
Aslında bir parça geriye gidip hafıza tazelense olay daha net görülecek.
DTP, Anayasa Mahkemesi tarafından kapatıldığında PKK ve DTP ‘sinei millete dön’ dedi.
Öcalan ‘hayır mecliste kalmalısın’ uyarısını yaptı ve BDP olarak yoluna devam etti.
Açlık grevleri sürecinde PKK ve BDP ‘grevi sürdürme kararı’ aldı
Öcalan ‘artık sonlandırın’ talimatını verdi ve açlık grevleri son buldu.
Kandil, geri çekilmenin iki yıl süreceğini ve sorunlar olduğunu söyledi.
Öcalan ‘geri çekilme hızla tamamlansın’ dedi…
Bunları hatırlatmamdaki amaç sürecin PKK veya BDP üzerinden değil, Öcalan üzerinden okunmasını gerektiğidir.
PKK isimler ve yapılar üzerinden değil, ideoloji ve Öcalan üzerinden okunur.

SEN NE ÖNERİYORSUN?
Bu konular konuşulduğunda sorulan klasik bir soru var.
‘Velevki bu eleştiriler doğru, sen ne öneriyorsun’ denildiğinde aynı cevaplar alınıyor.
Bu süreçte gözden kaçan iki temel olgu var.
Birincisi çözümü artık toplum talep ediyor.
Halk, ‘kan dursun ve analar ağlamasın’ istiyor.
İkincisi devlette paradigma değişti.
Sonuç olarak artık bu mesele ülkenin kendisiyle imtihanına döndü.

hyayman@hurriyet.com.tr
Twitter.com@HuseyinYayman

Yazının devamı...

PKK'daki değişiklik ne anlama geliyor?

Murat Karayılan bir önceki kongrede Öcalan’ın isteği ile o koltuğa oturtulmuştu.

Öcalan’ın bu talebi örgüt içinde ciddi rahatsızlık yaratmış ancak daha sonra absorbe edilmişti.

Öcalan’ın son dönemde geri çekilme dahil bazı konulardan rahatsız olduğu biliniyor.

Ocak ayından bu yana süren mektuplaşmalar, PKK’nın yeniden yapılanmasıyla sonuçlandı.

Özellikle Mısır-Suriye hattında yaşananlar örgüt için yeni bir denklem anlamına geliyor.

Bu arada İran’la PJAK’ın ‘eylemsizlik’ anlaşmasının Temmuz ayı içinde son bulacak olması önemli bir gelişme.

Bu bağlamda İran’a yakın durduğu iddia edilen Cemil Bayık’ın örgütün başına getirilmesi ciddi mesaj taşıyor.

Cemil Bayık’ın İran’la devam eden eylemsizliği sürdürüp sürdürmeyeceği geleceğe dair turnusol işlevi görecek.

Ancak çözüm sürecinin başladığı günlerde İran heyeti Kandil’e gitmiş ve ‘Türkiye ile anlaşmayın, sizin için gerekli her türlü silah ve lojistiği sağlayabiliriz’ sözünü vermiş, fakat örgüt bu öneriyi kabul etmemişti.

ÖCALAN’IN SON MEKTUBU KANDİL’DE

İki gün önce Pervin Buldan ve İdris Baluken aracılığıyla Kandil’e götürülen son mektupta Öcalan açıkça ‘…geri çekilmenin, hükümetin atacağı adımlardan bağımsız olarak tamamlanması ve bir şarta bağlanmamasını’ isterken ‘çekilmenin herhangi bir pakete bağlı olmadığı’nın altını çiziyor.

Bunun yanında PKK’ya sert eleştiriler getirerek ‘kendisini dinlememeleri durumunda Oslo sürecinde olduğu gibi aradan çekilebileceğini ve tarafların savaşına müdahil olmayacağını’ belirtiyor.

Öcalan’ın aynı zamanda hükümete de çağrı da bulunarak ‘adımları hızlandırmasını, şartlarının iyileştirilmesini, bu şartlarda barışa öncülük etmesinin zor olduğunu ve daha çok görüşme yapmasının önünün açılmasını’ istediği iddia ediliyor.

Öcalan ayrıca bazı isimlere mesaj verdiği ‘Öcalan’ın vekiliyim diye ortalıkta dolaşanlara söylüyorum, hiç kimse benim vekilim ve sözcüm değil’ diyerek ciddi eleştiriler getirdiği söyleniyor.

PKK’DA ÇÖZÜM SÜRECİNE UYGUN YAPILANMA…

Cemil Bayık değişikliğiyle başlayan yeni yapılanma sürecinde Sabri Ok önemli bir isim.

Sabri Ok’un Avrupa’da önemli bir göreve getirileceği iddia ediliyor.

İmralı’nın onayıyla gerçekleşen bu değişikliğin amaçları şu şekilde yorumlanabilir.

1. PKK’nın çözüm sürecinde daha hızlı hareket etmesini temin etmek.
2. Örgütün yeni döneme uygun bir yeniden yapılanmaya gitmesi sağlamak.
3. Özellikle bazı yabancı istihbarat örgütleriyle yakın duran isimlere mesaj vermek.
4. PKK’da başlayan değişikliğin BDP ile devam edeceği iddialar arasında yer alıyor.
5. İlerleyen günlerde HDP(Halkların Demokratik Partisi) ile sürpriz gelişmeler olabilir.
6. Örgütün Avrupa kanadında benzer değişikliklerin olabileceği iddiaları bulunuyor.
7. PKK tüm bu değişiklikleri ‘yeni bir savaş başlatmak için değil siyaset dönemine uygun bir yapılanmaya gitmek’ için yapıyor.

hyayman@hurriyet.com.tr
Twitter.com@HuseyinYayman


 

Yazının devamı...

PKK'daki değişiklik ne anlama geliyor?

Murat Karayılan bir önceki kongrede Öcalan’ın isteği ile o koltuğa oturtulmuştu.
Öcalan’ın bu talebi örgüt içinde ciddi rahatsızlık yaratmış ancak daha sonra absorbe edilmişti.
Öcalan’ın son dönemde geri çekilme dahil bazı konulardan rahatsız olduğu biliniyor.
Ocak ayından bu yana süren mektuplaşmalar, PKK’nın yeniden yapılanmasıyla sonuçlandı.
Özellikle Mısır-Suriye hattında yaşananlar örgüt için yeni bir denklem anlamına geliyor.
Bu arada İran’la PJAK’ın ‘eylemsizlik’ anlaşmasının Temmuz ayı içinde son bulacak olması önemli bir gelişme.
Bu bağlamda İran’a yakın durduğu iddia edilen Cemil Bayık’ın örgütün başına getirilmesi ciddi mesaj taşıyor.
Cemil Bayık’ın İran’la devam eden eylemsizliği sürdürüp sürdürmeyeceği geleceğe dair turnusol işlevi görecek.
Ancak çözüm sürecinin başladığı günlerde İran heyeti Kandil’e gitmiş ve ‘Türkiye ile anlaşmayın, sizin için gerekli her türlü silah ve lojistiği sağlayabiliriz’ sözünü vermiş, fakat örgüt bu öneriyi kabul etmemişti.

ÖCALAN’IN SON MEKTUBU KANDİL’DE

İki gün önce Pervin Buldan ve İdris Baluken aracılığıyla Kandil’e götürülen son mektupta Öcalan açıkça ‘…geri çekilmenin, hükümetin atacağı adımlardan bağımsız olarak tamamlanması ve bir şarta bağlanmamasını’ isterken ‘çekilmenin herhangi bir pakete bağlı olmadığı’nın altını çiziyor.
Bunun yanında PKK’ya sert eleştiriler getirerek ‘kendisini dinlememeleri durumunda Oslo sürecinde olduğu gibi aradan çekilebileceğini ve tarafların savaşına müdahil olmayacağını’ belirtiyor.
Öcalan’ın aynı zamanda hükümete de çağrı da bulunarak ‘adımları hızlandırmasını, şartlarının iyileştirilmesini, bu şartlarda barışa öncülük etmesinin zor olduğunu ve daha çok görüşme yapmasının önünün açılmasını’ istediği iddia ediliyor.
Öcalan ayrıca bazı isimlere mesaj verdiği ‘Öcalan’ın vekiliyim diye ortalıkta dolaşanlara söylüyorum, hiç kimse benim vekilim ve sözcüm değil’ diyerek ciddi eleştiriler getirdiği söyleniyor.

PKK’DA ÇÖZÜM SÜRECİNE UYGUN YAPILANMA…

Cemil Bayık değişikliğiyle başlayan yeni yapılanma sürecinde Sabri Ok önemli bir isim.
Sabri Ok’un Avrupa’da önemli bir göreve getirileceği iddia ediliyor.
İmralı’nın onayıyla gerçekleşen bu değişikliğin amaçları şu şekilde yorumlanabilir.
1.PKK’nın çözüm sürecinde daha hızlı hareket etmesini temin etmek.
2. Örgütün yeni döneme uygun bir yeniden yapılanmaya gitmesi sağlamak.
3. Özellikle bazı yabancı istihbarat örgütleriyle yakın duran isimlere mesaj vermek.
4. PKK’da başlayan değişikliğin BDP ile devam edeceği iddialar arasında yer alıyor.
5. İlerleyen günlerde HDP(Halkların Demokratik Partisi) ile sürpriz gelişmeler olabilir.
6. Örgütün Avrupa kanadında benzer değişikliklerin olabileceği iddiaları bulunuyor.
7. PKK tüm bu değişiklikleri ‘yeni bir savaş başlatmak için değil siyaset dönemine uygun bir yapılanmaya gitmek’ için yapıyor.

hyayman@hurriyet.com.tr
Twitter.com@HuseyinYayman


 

Yazının devamı...

5 soruda Mısır darbesi

Generaller, sadece Mursiyi devirmekle kalmadı ülkelerine de büyük kötülük yaptılar.
Tahrir’de Mübarek’i deviren demokrasi filizinin büyümesine izin verilmedi.
Tüm düşmanları toplanıp Mısır’a bir kötülük yapmak isteselerdi ancak bunu yapabilirlerdi.
Artçı şokları, tutuklamalar, basını susturma, sivillere kurşun sıkma ve cadı avıyla devam edeceği anlaşılan darbe Mısır’ı uzun sureliğine ‘tarihin dışına itebilir’.

YENİ SYKES-PİCOT DÜZENİNİ KİM TAYİN EDECEK?
Birinci dünya savaşı sonrasında bölgenin haritalarını İngiliz ve Fransız generalleri belirledi.
Emperyalizmin çıkarlarını korumak için bu haritalarda türlü tedbirler alınıp, tuzaklar kuruldu.
Halklar, ülkeler, kültürler cetvelle bölünüp, suni sınırlar konuldu.
Sykes-Picot düzenin yarattığı sorunlar bölgeyi bir barut fıçısına çevirdi.
Bu düzen yüzyıllık sorunlara ve bitmeyen savaşlara neden oldu.
Arap Baharıyla, halklar kendi kaderlerini tayin etmeye çalışırken yeni düzen arayışı hızlandı.
Yeni düzenin yarartığı belirsizlikler içinde bölgedeki işbirlikçilerini kaybetmek istemeyen emperyalistler örtülü biçimde süreci sabote etmeye başladılar.
Aslında yaşanan temel sıkıntı Ortadoğu’daki yeni düzenin nasıl olacağı sorunudur.
Dün olduğu gibi bugün de bölgedeki düzeni tayin etmeye çalışanlar, halkların kaderine ipotek koymak istiyorlar.

SOĞUK SAVAŞIN BİTMESİNİN ARAP BAHARIYLA NE İLİŞKİSİ VAR?
1989’da Berlin Duvarının yıkılmasıyla, soğuk savaş dönemi son buldu.
SSCB dağılırken, özgürlük ve demokrasi rüzgarları esmeye başladı.
Dünyada bunlar olurken Ortadoğu’da ne mi oldu dersiniz?
Bütün dünya bundan etkilenirken Arap ülkeleri bu dalganın dışında kaldılar.
Diktatörler çağı son bulurken, malesef Ortadoğuda daha kalıcı hale geldi.
Saddam, Mübarek, Kaddafi, Esad, Tarık Bin Ali saltanatlarına devam ettiler.
Arap Baharı bir anlamda hürriyet rüzgarlarının 20 yıl gecikmeyle bu topraklara esmesiydi.
1990’larda bu süreci ıskalayan halklar şimdi kendi kaderlerine sahip çıkmak istiyorlar.
Ancak özellikle Batının iki yüzlü politikaları nedeniyle bu süreç oldukça sancılı geçiyor.
S.Arabistan’da diktatörle çalışan irade, Mursi’nin reformları geciktirmesini eleştiriyor.

İKTİDAR SANDIKLA MI DEĞİŞECEK, SİLAHLA MI?
Yaşananlar iktidarın silahla mı, sandıkla mı değişeceğini sorusunu yeniden gündeme getirdi.
Hür seçimlerle iktidara gelmiş iktidara bir yıl dayanabilen ordu çareyi darbe yapmakta buldu.
Sonuçları üzerinden bakıldığında dahi İhvan’ın iktidarı silahta değil, sandıkta araması önemli.
İslamifobiden şikayet edenler, müslüman demokrat bir yapının oluşmasına moral desteği vermiyorlar.

MISIR, CEZAYİR OLUR MU?
Mısır özelinde tartışılan konu İslami hareketlerin sert biçimde bastırılmasıyla radikal geri dönüşlere kapı aralanması kaygısı var.
Ordunun uzlaşmaya yanaşmaması, eski fay hatlarını tetikleyip, ülkeyi kan gölüne çevirebilir.
1990’ların başında Cezayir’de benzer durum yaşanmış ve İslami Selamet’e darbe yapılmıştı.
Mısır’ın Cezayir olup olmayacağı, Batının darbe karşısında alacağı tavır belirleyecek.

BUNDAN SONRA NE OLACAK?
Darbenin nereye evrileceğini zaman gösterecek.
Ancak ülkesini darbeyle koruyacağını düşünen ordu, daha büyük sorunlara yol açtı.
Şuan için Mısır’ın en ihtiyaç duyduğu sözcük uzlaşma.
Olan bitene bakıldığında malesef ülke hızla iç savaşa sürükleniyor.
Mısır’da yaşanacak bir iç savaş ise topyekün Ortadoğuyu ateş topuna çevirecektir.
Ortadoğunun karışması ise tüm dünyayı içine alacak başka bir istikrarsızlığa neden olacaktır.

hyayman@hurriyet.com.tr
Twitter.com@HuseyinYayman

Yazının devamı...

Çözüm sürecinde kim ne diyor?

Son dokuz aydır şehit haberinin gelmemesinin yarattığı büyük bir umut ve beklenti var.
Sürece karşı çıkanlar dahi bu durumdan mutlu ve memnunlar…
ANAR’ın Haziran anketinde sürece destek verenlerin oranı % 60.8 olarak bulundu.
Ocak ayından bu yana sürece destek artarak devam ediyor.
Halkın sürece dair pek az bilgisi olmasına rağmen bu destek oldukça anlamlı ve değerli.
Doğru bir iletişim stratejisiyle bu destek daha yukarılara çıkabilir.
Bunca mesafe alındıktan sonra sürecin geri dönmesi hükümetin intiharı demek.
Süreçte oluşan ‘dehşet dengesi’ yavaşlamayı değil, hızlanmayı gerektiriyor.

ÇÖZÜM SÜRECİNE KANDİL NASIL BAKIYOR?

Kandil, en başından itibaren farklı bir okuma yapıp, sürece mesafeli yaklaşıyor.
Politik konjonktürün yanında olduğunu düşünen bazı şefler, barışı ‘kerhen’ istiyor.
Sürece inandıklarından çok Öcalan istediği için çözümün tarafındalar.
Bu onlar için Öcalan’a sadakat ve bağlılık testine dönüşmüş durumda.
Bu durum örgütün çok bileşenli/aktörlü ve çok bilinmeyenli ilişkilerinden kaynaklanıyor.
Hal böyle olunca süreci yavaşlatmak ve ilk fırsatta masadan kalkma arzusundalar.
Masada güçlü oturmak için silahı son ana kadar pazarlık unsuru olarak tutmak istiyorlar.
Açıkca ifade etmese de Öcalan bu durumdan memnun değil.
Bu durum PKK yönetiminde bir değişikliğe yol açarsa şaşırmak lazım.

BDP SÜRECİN NERESİNDE?

BDP bu siyasi denklem içinde PKK-Öcalan ve Devlet arasında bir denge sağlama arayışında.
Zaman zaman PKK’ya yakın duruyor, kimi zaman Öcalan’a.
Üzerindeki baskı azaltılıp, hür iradesiyle hareket edebilse daha büyük bir destek bulabilecek.
BDP, örgütün etkisinden çıkmakla, nüfuzundan faydalanmak arasında duruyor.
Pragmatik biçimde kimi zaman PKK’nın dediklerini dinliyor, kimi zaman Öcalan’ı.
BDP, sürecin hızlanmasını, bazı sembolik adımların atılmasını dile getiriyor.
Bu süreçte BDP yeniden yapılanabilirse sahici bir muhalefet partisi haline gelebilir..

ABDULLAH ÖCALAN’IN DURUMU NE OLACAK?

Süreçte kilit rol Abdullah Öcalan’da.
Son dokuz ayda yaşananlar BDP ve PKK’nın sadakat testinden geçtiğini gösterdi.
Böylece Öcalan devlet karşısında etkisini pekiştirirken, tabandaki gücünü konsolide etti.
Öcalan Kandilin aşırı talepleri karşısında devlet nezdinde makulu temsil ediyor.
Dünyaya ve olaylara hazır bir şablonla Öcalan önce bu süreci başarıyla tamamlamak istiyor.
Onun için önemli olan atılacak adımlar kadar hükümetin samimiyeti ve niyeti.
Öcalan’la devlet arasındaki güven ilişkisi sürdürülebilirse sorunlar kendiliğinden çözülebilir

HÜKÜMET SÜREÇTEN VAZGEÇEBİLİR Mİ?

Bu denklem içinde en büyük riski Başbakan Erdoğan aldı.
Süreç olumlu sonlanırsa kahraman olup, heykeli dikilecek.
Olumsuz sonlanması durumunda ise neler olabileceğini kimse kestiremiyor.
Başbakan Erdoğan, bu süreçte elini açmak ve yol haritasını şimdiden ilan etmek istemiyor.
Bunu yapması durumunda BDP ve toplum karşısındaki avantajını kaybedeceğini düşünüyor.
Ancak son dönemde Eylül kongresine yapılan atıflar yeni ajanda için önemli ipuçları taşıyor.
Burada asıl sorun hükmetin yapacaklarından çok bunların zamanlamasından kaynaklanıyor.
Hükümetin takvimi ile BDP ve PKK’nın takvimi arasında bazı sorunlar var.
Bu aşamada hükümetin toplumsal algıyı yönetmesi, atacağı adımlardan daha önemli.
Yerel seçimlerin yaklaşması, süreçte zamanı daraltan bir etki yaratıyor.
Bugün atılacak bazı sembolik adımlar güveni artırıp, süreci garanti altına alabilir.
Ancak zamanında atılmayan kimi radikal adımlar ise umulan faydayı sağlamayabilir.
Tüm bileşenler için çözüm sürecinde zaman daralıyor…
Muhalefetin tavrını ve dünyanın yaklaşımını ise bir sonraki yazıda analiz edeceğim…

hyayman@hurriyet.com.tr
Twitter.com@HuseyinYayman

Yazının devamı...

Çözüm sürecinde sorun mu var?

Önce yaşananları kısaca hatırlayalım…  
21 Mart’ta Öcalan ‘silahlı mücadele döneminin son bulduğunu’ ilan etti.
Mayıs ayında PKK yurt dışına çekilme kararı aldı.
Sürecin karşılıklı adımlarla yürüyeceğini daha önce de söylemiştik.
Birinci aşamada daha çok örgütün yapması gereken ödevler var.
İkinci aşamada ise devletin sorumlulukları bulunuyor.
Birinci aşamadaki örgütün adımlarından sonra şimdi sıra ikinci perdede.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER NEDEN YOK?
İlk BDP heyeti 3 Ocak 2013’te İmralı Adasına gitti.
Heyet Ahmet Türk ve Ayla Akat’tan oluşuyordu.
Yedincisi gerçekleşen dünkü görüşmede ise Selahattin Demirtaş ve Pervin Buldan vardı.
İlk ziyaretlerde Eşbaşkan Selahattin Demirtaş’ın olmaması eleştirilmişti.
Demirtaş sonraki heyetlere dahil oldu ve herhangi bir sorun çıkmadı.
Şimdi ise Sırrı S. Önder konusu üzerinden kriz çıkarılmak isteniyor.
Sırrı S. Önder bu süreçteki kritik isimlerden biri ve önümüzdeki dönemde ismini daha sık duyacağız…
Teorik olarak Sırrı Süreyya Önder’in son ziyarette olması gerekiyordu.
Hükümete, S. Demirtaş, S.S. Önder, P. Buldan ve G. Kışanak’tan oluşan bir liste verildi.
Ancak hükümet kanadından yapılan değerlendirmede Demirtaş ve Buldan onay buldu.
BDP ise hükümetin bu teklifini kabul etmedi.

KRİZİ HAKAN FİDAN ÇÖZDÜ…
Hakan Fidan’ın araya girmesi ve Pazar günü İmralı’yı ziyaret etmesiyle sorun aşıldı.
BDP, İmralı adasına gidişin 15 günlük rutine binmesini istiyor.
Hükümet ise bunun istismar edilmesi endişesi yaşıyor.
Daha önce de söyledim.
Görüşmeye kimin gittiğinden çok sonuç önemli.
Öcalan’ın, Fidan’a güveniyor ve inanıyor olması çözüm için büyük şans.
Geçmişte ‘oyalandığını ve kandırıldığını’ düşünen Öcalan, bugün farklı bir tutum sergiliyor. 
Hazırladığı yeni mektubu Demirtaş’a veren Öcalan, sürece dair değerlendirmelerde bulunuyor

SORUN YOK, MESAJ KAYGISI VAR!
Sürece hükümet cephesinden bakıldığında herhangi bir sorun görülmüyor.
Hükümet geri çekilme sürecini izlerken, örgüte katılmaları dikkatle not ediyor.
Çözüm sürecine desteğin Mart’tan bu yana düzenli olarak arttığı ifade ediliyor.
BDP cephesinden bakıldığında ise özellikle takvim ve usul konusunda ciddi eleştiriler var.
BDP, başta yeni anayasa olmak üzere demokratik reformların hızla tamamlanması istiyor.
Güven ve muhataplık sorununu çözen Ankara bu defa zamanlama konusunda sorun yaşıyor.
Aslında son günlerde olanlar tarafların tabanlarına mesaj kaygısı taşıyan taktik hamleler.
Herkes görevini biliyor ancak bunu zamana yayıp, masada güç kaybetmek istemiyor.

İKİNCİ AŞAMADA NELER VAR?
Takvim konusunda bazı sorunlar olsa da ikinci aşamanın içeriğinde sorun bulunmuyor.
Bu bağlamda Ankara, yeni demokratikleşme paketi konusunda adım atmaya hazırlanıyor.
Tekil olarak verilen sözlerden çok topyekün bir demokratikleşme seferberliği sözkonusu.
Ancak özellikle yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, anayasa, özgürlüklerin alanının genişletilmesi, Öcalan’ın ve örgüt yöneticilerinin durumu bir adım öne çıkıyor.
İkinci aşamada atılacak adımlardan çok algının doğru yönetilmesi gerekiyor.
Burada da asıl sorumluluk hükümete düşüyor.
Yeni adımlar konusunda hükümetle BDP arasında görüş farkı olduğu gibi BDP ile PKK arasında da yaklaşım farkı bulunuyor.
Selahattin Demirtaş’ın Cemil Bayık’la Kandil’de yaptığı görüşmede bu görüş farkının açıkca ortaya çıktığı iddia ediliyor.

‘SAVAŞMAYA BAŞLAYIN’!

Bütün bunlar olurken geçen hafta Ankara’da ilginç bir buluşma gerçekleşti.
Güvenilir kaynaklardan alınan bilgilere göre bazı yabancı misyon temsilcilerinin de olduğu toplantıda ‘PKK’ya yeniden savaşmaya başlayın’ telkini yapıldı.
Çözüm sürecini ‘yerli bir modelle’ yürümesinden rahatsız olan ve masada yer bulamayan güçler açık biçimde ‘hükümeti hizaya getirmek’ istiyor.
Ancak, örgütün Öcalan’a rağmen hareket etmesi şimdilik pek mümkün görünmüyor.
Fakat oyun içinde oyunun olduğu bu süreçte reform gündeminden sapmamak gerekiyor.
Sonuç olarak çözüm sürecinde herhangi bir sorun yok ancak sorun çıkmasını isteyenler var!
hyayman@hurriyet.com.tr
Twitter.com@HuseyinYayman

 

Yazının devamı...

Erdoğan diktatörlüğe mi gidiyor?

Ülke tarihinde görülmemiş olaylar yaşanırken, olağanüstü bir psikoloji hakim.
Böyle zamanlar duyguların ayakta olduğu, sözün değerinin olmadığı anlardır.
En yalın ifadesiyle bir toplumsal kilitlenme hali yaşıyoruz.
Bırakın karşılıklı konuşmayı, kimse kimseyi dinlemiyor bile.
Fakat ‘diyalog ve demokrasi’den başka bir çözüm yolu da bulunmuyor.

DEMOKRASİNİN KENDİSİYLE İMTİHANI
Yaşanan alt üst oluşa bakıldığında çoğu kimse oldukça karamsar.
Ben ise bu olayları ‘yeni Türkiye’nin inşası için bir fırsat olarak görüyorum.
Evrensel ölçekte bir demokrasi inşa edilecekse, bu halkın talebiyle başarılacak.
Şimdiye kadar bunu çoğunlukla devlet veya bir bazı elitler istedi.
İlk defa bu büyüklükte bir inisiyatifle toplum kendi geleceği için alanlara indi.
Dikkat edin Gezi parkı için toplananlar da, Kazlıçeşme’de toplananlar da demokrasi istiyor.
Çevre duyarlılığı maskesinin ardına saklanıp başka niyeti olanları bir kenara bırakıyorum.
Türkiye demokrasisi için bundan büyük kazanım olabilir mi?
Bir süre sonra toz bulutu dağılıp tespit raporu açıklandığında mesele daha net anlaşılacak.
Benzer bir durum ‘Demokratik Açılım Sürecinde’ yaşanmıştı.
2009’da çözümü devlet isterken 2013’de toplumun sürece dahil olması umutları artırdı.

ERDOĞAN’I ANLAMA KILAVUZU
Başbakan Erdoğan’a kızabilirsiniz.
İcraatlarını beğenmeyip, onu eleştirebilirsiniz.
Siyasi üslubunu doğru bulmayabilirsiniz.
Onun kafasındaki reform takvimi ile sizinki örtüşmeyebilir.
Onun her söylediğine karşı çıkıp, rahatsız olabilirsiniz
Hatta Erdoğan’ın elinden gelecek cennete bile girmeyebilirsiniz…
Lakin eğri oturup doğru konuşmak ve hakkı teslim etmek gerekiyor.
Eğer bugün insanlar sokaklara çıkıp Başbakanın şahsına yönelik en ağır hakaretlerde bulunabiliyorsa bu son on yılda yaşanan çoğulculaşma sonucunda oldu.
Erdoğan iktidarına karşı çıkmak ayrı ‘sokakları yönetilemez hale getirip’ onu devirmek ayrıdır
Memleketimizde iktidarı değiştirme yöntemi bellidir.

ERDOĞAN’A KARŞI ÇIKMAK MI, İKTİDARINI DEVİRMEK Mİ?
Erdoğan siyasetini anlayabilmek için onun kişisel tarihini doğru okumak gerekiyor.
Başbakan bir mücadele adamı ve tüm politik kazanımlarını savaşarak elde etti.
2000’lere gitmiyorum, daha beş yıl önce partisi kapatılmak istendi.
Tüzüklerle ve statüko ile savaşarak buralara geldi.
En yakınındaki insanlar ona ihanet etti.
Erdoğan’ın siyaset pratiği, şahsına yönelik her türlü ‘eleştiriyi’ tehdit gibi algılıyor.
Ancak ‘yaptıkları teslim edildip’ en ağır eleştiriler yapıldığında ise onu hemen not ediyor.
Bunun en çarpıcı örneğini geçen yıl yapılan Leyle Zana’yla görüşmesinde yaşadık.
Zana’nın kapalı kapılar ardındaki sert eleştirilerini dikkatle dinleyen Başbakan, Eylül’de müzakereleri yeniden başlattı.

UMUTLAR KESİLDİĞİNDE YENİ REFORMLAR YAPILDI!
Bu söyleyeceğim şu atmosferde pek mümkün görünmeyebilir
Fakat ilerleyen günlerde yeni bir demokratikleşme hamlesi başlatılacağını düşünüyorum.
Erdoğan’dan umut kesildiği dönemlerde en radikal adımları attı.
‘Erdoğan dönemi bitti’ denilen zamanlarda en sert geri dönüşler oldu.
‘Paşasının Başbakanı’ denildikten sonra kuvvet komutanlarını emekliliğini kabul etti.
Laiklik tehdit altında denilen zamanlarda Mısır’da laiklik telkinin de bulundu…
İkinci tek parti dönemi eleştirileri yapılırken yeni anayasa tartışmalarını açtı.
Milliyetçi dil kullanıp MHP’lileşiyor denilen dönemde PKK’la görüşmeleri başlattı.
Devletleşiyor denildiğinde partisinin kongresinde 63 maddelik yeni bir manifesto yayınladı.
İdamın geri getirilmesi ve dokunulmazlıklar konuşurken çözüm sürecine start verdi.
Listeyi uzatmak mümkün ama fazlasına gerek yok.
Bu bağlamda son dönemde yaşananları yeni bir ortam şekillendirmesi olarak görüyorum.
Sonuç olarak Türkiye’nin aldığı riskler yeni çatışmaları değil, yeni uzlaşmaları ve koalisyonları zorunlu kılıyor…

BUGÜN SEÇİM OLSA
AK Parti dönüşümlü olarak ANAR/Denge/Pollmark şirketlerine anket yaptırıyor.
Daha seçimlere uzun bir sure var ve heran herşey değişebilir.
Ancak üç hafta önce DENGE tarafından yapılan araştırmada şu sonuçlar bulundu:
AK Parti  % 50.3
CHP  % 23.9
MHP  % 15.6
BDP  % 7.1
Diğer  % 3.1
hyayman@hurriyet.com.tr
Twitter.com@HuseyinYayman

 

Yazının devamı...

Erdoğan'ın gezi stratejisi

İlk dört gün boyunca olayın doğru okunamaması, hadiselerin kontrolden çıkmasına yol açtı.
Hükümet çevrelerinde yapılan özeleştirilerde bu açık biçimde ifade ediliyor.
Sorunun boyutlarının anlaşılamaması, hadiseleri bir toplumsal krize dönüştürdü.
Park bahçeler müdürlüğü düzeyinde çözülebilecek bir problem ülkeyi ve gündemi esir aldı.

KRİZ YÖNETİMİ YAPILAMIYOR…
Kriz yönetiminde ciddi sorun olduğu kapalı kapılar ardında açıkca kabul ediliyor.
Geçmişte de yaşandığı gibi hükümet bu defa da kriz yönetiminde başarılı bir sınav veremedi.
Birçok olayda ‘yanlış karar verilip, en sonunda doğru olan yapılıyor’.
Ancak bu olayda da görüldüğü üzere zaman ve enerji kaybı ülkeye ciddi bedel ödetiyor.
Kamu diplomasisinin ihmal edilmesi ve algı yönetimine önem verilmemesi çok büyük eksiklik.
İlerleyen günlerde bu konularda farklı adımlar atılacağı yönünde iddialar dile getiriliyor.

HEDEF BAŞBAKAN ERDOĞAN…
Hükümet, gösterileri iki farklı kategoride ele alıyor.
Birincisi çevre motivasyonuyla hareket eden insanlar.
Bu grubun masum istekleri olduğu kabul edilip daha duyarlı bir yaklaşım benimseniyor.
İkincisi, birinci grubun çevreci duygularının üzerine binen ‘anti Erdoğancı’ gruplar.
‘Anti Erdoğancı’ çevrelerin ‘ülkeyi istikrarsızlaştırmak ve sokakları yönetilemez hale getirmek’ istediği yönünde iddialar var.
Bu noktada doğrudan ‘Başbakan Erdoğan’ın hedef’ olduğu dile getiriliyor.
Başbakanın, Cumhurbaşkanlığına çıkartılmaması veya bu başarılamıyorsa Erdoğan sonrasında partinin bölünmesi yönünde planlar yapıldığı ifade ediliyor. 
Başbakanın vurguladığı ‘faiz lobisi’ kavramı, bir kod adına dönüşmüş durumda.
Ankara’da henüz topluma açıklanmayan ‘gölgeler savaşı’ yaşanıyor.
Hedef olduğu algısına kapılan Başbakan Erdoğan ise ‘alayına van minüt’ ve ‘topyekün mücadele’ diyor.

HÜKÜMETTE ÜÇLÜ STRATEJİ
Hükümet olaylar karşısında üçlü bir strateji benimsemiş durumda.
Birincisi çevreciler ve onların haklı istekleri.
Bu konuda çarşamba günkü görüşme dışında ezber bozan radikal kararlar alınabilir.
Gezi Parkından başlayıp Dolmabahçeye inen tüm alanın boşaltılıp, ‘Central Parka’ dönüştürülmesi fikri gündeme gelebilir.
İkincisi kendi tabanını terapi etmeye ve kalıcılaştırmaya yönelik bir strateji.
Mitingler bunu sağlamak amacıyla yapılıyor.
Başbakan ‘kendisine savaş açtığını düşündüğü’ çevrelere, bu mitinglerle ‘hodri meydan’ diyor.
Ayrıca teşkilatlarda ve tabanda ‘yeniden diriliş’ duygusu yaratılarak, bir aşılama yapılıyor.
Üçüncü stratejide ise ‘örgütlü olduğunu düşündüğü anti Erdoğan’ çevreleriyle mücadele var.
Hükümet bu çevrelerin dış bağlantıları olan, organize bir hareket olduğu kanısında.

KRİZ FIRSATA DÖNÜŞTÜRÜLEBİLİR Mİ?
Olaylar karşısında karma bir strateji benimsenerek kriz fırsata dönüştürülmeye çalışılıyor.
Taksim olayları bir çevre hareketi olmaktan çıkıp toplumsal muhalefetin simgesi oldu.
Ankara’da bu açık biçimde görülüyor.
İlk günlerin şoku atladıldıktan sonra olaylar bir kriz olarak değil, yapısal sorunların çözümü için fırsat olarak görülmeye başlandı.
Hükümet meydanlardaki kalabağın enerjisini başta yeni anayasa olmak üzere çözüm süreci için bir sinerjiye dönüştürmek istiyor..
Herşeyden öte son on beş günde yaşananlar şimdiden bir çevre duyarlılığı yaratmış durumda.
Ankara, toplumsal muhalefetin öfkesini ‘daha fazla demokrasi ve özgürlük’ için kaldıraç olarak kullanılabilir…
hyayman@hurriyet.com.tr
Twitter.com@HuseyinYayman

Yazının devamı...