GÜNDEM
SPORARENA
YAZARLAR
EKONOMİ

Uygulamada okumaya devam et.

‘Fasa Fiso’ Bitmesin

Tahminimdeki Teoman benim için Faso Fiso’yu okumadan önce daha farklıydı, şimdi bambaşka bir rock yıldızı olarak tanıma fırsatı bulmuş oldum. Her ne kadar empati yapsanız da, sanatçıların hayatlarını basından ve sosyal medyadan okuduklarımızla biliyoruz desek de, ‘Faso Fiso’daki gibi birebir sanatçının kendi ağzından yazılmış bir hayat hikayesi gerçekten başka pencere açtı benim zihnimde.



Teoman’ın müziğe kapılması, şarkıları nasıl yazdığı, sevdikleri, sevmedikleri, huysuzlukları hatta aile hayatı dâhil nerdeyse hiçbir detay atlanmadan kitapta yerini bulmuş. Çocukluk yıllarından yetişkinliğe ve sanatçı olarak yükselişinin dönemlerini kendi kalemiyle anlatan Teoman’ın en çok da ‘müziği bırakıyorum’ dediği dönemdeki yaşadıklarını kitapta kendi kaleminden okuyup, o dönem yaşadıklarını anlamak kesinlikle çok değerli ve özel. Kelimelerle arasının iyi oluşu yazdığı şarkı sözlerinden her defasında kendisini gösteren Teoman umarım bu tarz bir anı, biyografi yazımına devam eder. Eğer kitabı henüz alıp okumadıysanız mutlaka ilk fırsatta alıp, Teoman’ı, müziğini, birey olarak senelerin ona kattıklarını bir de kendi ağzından okuyun derim.

Ve Nazan Öncel Şarkıları

Tribute albümler kervanına en önemlilerinden biri daha giriş yapıyor. Nazan Öncel’in şarkılarını Türk müziğinin önemli sesleri yeniden seslendiriyor. ‘Ve Nazan Öncel Şarkıları’ albümü dün fiziksel olarak satışa çıktı, Cuma günü de tüm dijital platformlarda yerini almaya hazırlanıyor. Albümde 14 şarkı yer alıyor ve daha açılıştan Sezen Aksu’dan ‘Gitme Kal Bu Şehirde’ ile sizi tam on ikiden vuruyor. ‘Ve Nazan Öncel Şarkıları’nda kimler hangi Nazan Öncel klasiklerini yeniden seslendirmiş şöyle bir bakalım:

1) Sezen Aksu- Gitme Kal Bu Şehirde
2) Tarkan - Yalnızlar Treni
3) Sıla- Beni Hatırla
4) Manuş Baba - Bu Havada Gidilmez
5) Koray Avcı - Erkekler de Yanar 
6) Göksel- Gidelim Buralardan 
7) Eypio- Aynı Nakarat
8) Fatma Turgut- Zor Dünya 
9) Mehmet Erdem - A Bu Hayat 
10) Çağan Irmak- Göç 
11) Ceylan Ertem - Sokak Kızı 
12) Neylan Okan- Nazlı Ay 
13) Gökhan Türkmen - Nazınla Dünya Sazınla Dünya 
14) Hayko Cepkin - Bırak Seveyim Rahat Edeyim




Sezen Aksu’nun nefis yorumundan sonra Tarkan’ın da bu albümde olması haliyle albüme daha da büyük bir anlam katıyor. Fakat Tarkan’dan duymayı hayal ettiğim Nazan Öncel şarkısı hangisi olur diye düşündüğümde aklıma ‘Yalnızlar Treni’ gelmezdi onu da itiraf etmeliyim. Muhtemelen ‘Göç’ albümünden bir şarkı olurdu diye içimden geçiyor, çünkü o albümün yeri hep çok özeldir. 

Albümde özellikle dikkatimi çeken performanslar arasında Fatma Turgut’un ‘Demir Leblebi’ albümünden seslendirdiği ‘Zor Dünya’ , Göksel’den dillere destan ‘Göç’ albümünden ‘Gidelim Buralardan’ı, Gökhan Türkmen’in ‘Ben Böyle Aşk Görmedim’ albümünden ‘Nazınla Dünya Sazınla Dünya’, Ceylan Ertem’den ‘Sokak Kızı’, Neylan Okan’dan ‘Nazlı Ay’ ve Çağan Irmak’tan ‘Göç’ nefis olmuş. Albümün kapanışındaki Hayko Cepkin’in muhteşem yorumuyla ‘Bırak Seveyim Rahat Edeyim’ adeta albüm bitiyor değil de sanki daha yeni yeni başlıyor havası veriyor. 
Dilerim bu albüm özel tribute çalışmasının ilk bölümüdür ve devamı da planlanıyordur. Çünkü başka birçok isimden daha Nazan Öncel şarkısı duymak harika olurdu diye düşünüyorum. İlk aklıma gelenler; Redd, Kalben, Edis, Cem Adrian ve ‘Gök Nerede’ albümünde ‘Bir Hadise Var’ı müthiş seslendiren Mabel Matiz’den bir Nazan Öncel şarkısı daha duymak çok güzel olurdu. 

Enigma Vegas’ı Yakacak!

Las Vegas’a iki kere gitme şansına sahip oldum ama ikisinde de sadece Cirque Du Soleil gösterisinden başka bir performans izleyememiştim. O zamandan beri içimde bir uhdedir Vegas’ta bir konser ya da benzer bir şov izlemek. Britney Spears’ın geçtiğimiz sene dahil olmak üzere uzun süre devam ettirdiği Vegas şovundan sonra, bu sene hangi sanatçı performansıyla Vegas’ı doldurup taşıracak diye düşünüyordum, cevap gecikmedi. 




Son turnesinde sağlık sorunlarıyla yarıda kesip iptallerle hayranlarını üzen Lady Gaga bu senenin sonunda Vegas’ta 28 şovluk çok özel bir gösteriyle geri dönüyor. Lady Gaga 28 şovunu iki farklı konseptle sunmaya hazırlanıyor. ‘Enigma’ adlı Gaga’nın Vegas şovunun 23 tanesinde sanatçı pop kimliğiyle sahnede birbirinden özel performanslar sergileyecek, geri kalan 5 gösterisi ise piyano ve caz temalı daha farklı gösteriler olacakmış. 

28 Aralık’ta Park MGM Resort’ta başlayacak olan Enigma şovunun biletleri önceki gün satışa çıktı. Yolu Vegas’a düşecek olanlar varsa şimdiden bu özel şovu da planlarına dahil etmelerini tavsiye ederim.

Yazının devamı...

Bodrum Müzik Festivali 14. Senesinde

Açılış CSO’dan

Bu sene 14.sü düzenlenen, Doğuş Grubu kurucu destekçiliğinin yanı sıra, DenizBank’ın desteği, Turkcell’in ana sahne sponsorluğundaki Bodrum Müzik Festivali 4 Ağustos’ta başlayan 4 günlük yoğun programıyla müzikseverlere bambaşka bir Bodrum deneyimi yaşatıyor. 8 Ağustos’a kadar devam edecek olan festivalde tarihi yarımada birbirinden özel isimlerin performanslarına sahne oluyor.



14. Bodrum Müzik Festivali’nin açılış gecesi çok özel bir ödül takdimiyle başladı. 2004 yılından bu yana Gümüşlük Klasik Müzik Festivali’nin sanat danışmanlığını üstlenen piyano virtüözü Gülsin Onay’a ‘Onur Ödülü’ takdim edildi.

Ödül törenin hemen ardından festivalin açılış konserine sıra geldi. Şef Rengim Gökmen yönetimindeki Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası, soprano Lauren Fagan ve tenor Murat Karahan’ın performansıyla D-Marin’i dolduran müzikseverler büyülü bir geceye tanık oldular. Yaklaşık 4000 kişinin izlediği bu özel opera gala gecesinde Lauren Fagan ve Murat Karahan’ın sahnedeki uyumu gerçekten muhteşemdi. Konser tamamlandıktan sonra bis bölümünde ise  ‘O Sole Mio’yu seslendiren ikili uzun süre ayakta alkışlandı.

Fazıl Say- Yürüyen Köşk

Festivalin açılış konserinden sonra D-Marin Turkcell Ana Sahnesi’nde 5 Ağustos akşamı Fazıl Say’ın biletleri çok önceden tükenen ‘Yürüyen Köşk’ konseri vardı. Kendi adıma bu festivalin en heyecanlı konserlerinden biri buydu. Senelerdir bir türlü denk gelip de izleyemediğim sanatçıyı ilk defa Bodrum Müzik Festivali kapsamında, böyle büyülü bir atmosferde açıkhava sahnesinde izleyeceğim için çok heyecanlıydım.

Fazıl Say resitalinin ilk yarısına Chopin’e ‘özgü bir tür olan “gece müzikleri” Noktürn’lerle başladı. Hemen ardından Beethoven’ın sonatı olan Opus 57 “Appassionata” ile devam etti. Fazıl Say’ı dinlerken onun piyano ile olan etkileşimini de izlemek eminim benim gibi o geceye tanık olan herkesi büyülemiştir. Aradan sonra ikinci bölümde Fazıl Say ‘Kara Toprak op.8’ ve geceye adını veren Atatürk’e ithaf ettiği ‘Opus 72 Yürüyen Köşk’ adlı eserleriyle tüm müzikseverleri duygulandırdı.



‘Kara Toprak’ eserinden sonra ‘Yürüyen Köşk’ün hikâyesini anlatan Say uzun süre alkışlandı. Rivayet o ki, Yalova’daki Millet Çiftliği’nde yapılan köşkün inşaatı sırasında bir çınar ağacının dalları etkilenmesin diye Atatürk’ün emriyle köşk inşaatı ağaçtan biraz daha uzak bir alana kaydırılmış. O tarihten sonra bu yapıya ‘Yürüyen Köşk’ adı verilirken,  Fazıl Say da bu olaydan etkilenerek bu besteyi hazırlamış. Yaklaşık 20 dakika süren bu etkileyici eserden sonra sahneden alkışlarla ayrılan Say, bis için geri geldiğinde hastanede yatmakta olan annesine ithaf ettiği ‘Ses’ bestesini seslendireceğini belirterek geceyi çok duygusal bir şekilde sonlandırdı.

L’Arpeggiata ile Dans ve Müzik Dolu Bir Gece

Bundan 4 sene önce Aya İrini’de konser veren L’Arpeggiata’yı kaçırdığım için çok üzülmüştüm. Bodrum Müzik Festivali kapsamında Christina Pluhar yönetimindeki L’Arpeggiata konserini görünce gerçekten dünyalar benim oldu diyebilirim. Bu özel gecede Grammy’e aday gösterilen ilk mandolin virtüözü olan Avi Avital ile ilk defa aynı sahneyi paylaştılar. Akdeniz ülkelerinin geleneksel müziklerinden oluşan bu özel programda enerji o kadra yüksekti ki, imkan olsa bence herkes konseri ayakta ve dans ederek izlerdi. Celine Scheen ve Vincenzo Capezzuto’nun muhteşem vokalleri ve kimi zaman sahnedeki dansları konsere bambaşka bir boyut kattı. L’Arpeggiata bir daha ne zaman Türkiye’ye gelirse mutlaka performanslarını kaçırmayacağım, bunu şimdiden kendime hedef olarak aldım.



Festivali Kapanış Günü De Dopdolu 

Festivalin son günü yani bugün de yine birbirinden özel konserlerle dolu.

Gün Batımı Konserleri’nin son gününde fizy sahnesinde kemanda Veriko Tchumburidze, viyolonselde Camille Thomas ve piyanoda Gülru Ensari’den Schubert ve Mendelssohn yorumları dinlenebilir. D-Marin Turkcell Ana Sahnesi’nde ‘Yolda’ adlı film yönetmeni Murathan Özbek’in hazırladığı özel görüntülerin yer aldığı Gülsin Onay’ın resitali var. The Marmara’da ise Gece Konserleri’nin üçüncüsü olarak Phillip Glass’a adanmış performans olarak Vikingur Olafsson’un konseri yer alıyor.

Rakamlarla Bodrum Müzik Festivali

Dünyada ilk defa marinada başlayan ve her sene giderek genişleyen ve zenginleşen Bodrum Müzik Festivali 14 yılda 4000 fazla müzisyeni 121 konserde 200.000’den fazla müzikseverle buluşturmuş. Üstelik seneler içinde etki alanını genişleterek sadece müzik tutkunlarını değil bölge halkına da turizm anlamında katkı sağlayan bir etkinlik olmuş.

Bilet gelirleri Tohum Otizm Vakfı ve Bodrum Sağlık Vakfı’na bağışlanan festivalde bu sene Gülsin Onay’ın vereceği konserin bilet gelirleri de Uluslararası Gümüşlük Klasik Müzik Festivali’ne aktarılacakmış. Bu sene kaçırmış olsanız bile seneye 15. senesinde bu büyük organizasyonu yakından takip ederek, müziği ev sahipliği yapan Bodrum’u bir de bu gözle yaşayın derim.

Yazının devamı...

Üç Özel Albümlük Büyük Çıkış: Berkay Özideş

Albümlere bir bütün olarak baktığımda Berkay Özideş  adeta koca bir müzik fabrikası gibi. Bu şarkılar çok uzun zamandır onunla birlikte olduğu için artık dinleyicilerle paylaşmak için oldukça sabırsızdı. ‘bunları yayınlamalıyım, sistemimden çıkartmalıyım ki yenilerine yer açılsın’ dedi şarkıların dinleme aralarında. Kaseti azıcık başa sarıp minik bir Berkay Özideş biyografisi alıyorum araya.

Kısa Kısa Berkay Özideş

Berkay Özideş küçük yaşlarından itibaren sporla büyüyen, aynı zamanda da müzik aşkını da ertelememiş birisi. Spor hayatı devam ederken yazdığı şarkıları hep bir kenarda kaydeden Berkay, yüksek öğrenimine Celal Bayar Spor Akademisi’nde başlamış. Müzik sevgisi durmamış daha da coşmuş, son sınıfta spor eğitimini bırakıp Dokuz Eylül Üniversitesi Devlet Konservatuarı Opera bölümü sınavlarına girip, yüksek eğitimini başarıyla tamamlamış.

2011’de Can Gürzap ile ‘Kim Bu Adam?’ adlı tiyatro oyununda yer almış, aynı sene Enbe Orkestrası ile ‘Senden Kıymetli mi?’ parçasını seslendirmiş. 2012 yılında Kürşat Başar’ın yazdığı ‘Bizim Şarkımız’ müzikalinde Yeşim Salkım ile başrolleri paylaşan Berkay Özideş aynı müzikalin soundtrack’inde bulunan parçaların da birçoğunu seslendirmiş. 2015 senesinde sözü, müziği, bestesi ve düzenlemesi kendisine ait ‘Leyla’, hemen ardından ‘YYV’ ve ‘FSU’ single’larını GTR etiketiyle yayınlayan sanatçı bu sene Mart ayında ‘Deliler’ single’ıyla geri döndü. Ve bendeki dikkat ışığını yakan şarkısı da ‘Deliler’ oldu. Şimdi sıra 3 albümlük derin, detaylı müzik dolu bir yolculuğa.

Birinci Bölüm: Degeneration Of Rüya Ve Gerçek


17 Yaşında yazdığı, önceleri adı ‘Bakmakla Görmemek Arasında’ olan şarkı bu albümün ana kahramanı.  Seneler içinde gelişen teknolojiyle de şarkı bir anlamda evrimini yaşamış ve yayınlanan bu albümle de bu döngüsünü tamamlamış.

Berkay söz konusu şarkının 2002 yılından itibaren değişimini, parçalanmasını, mutasyonunu her seferinde yeni bir versiyonla kaydetmiş. Üçlemenin ilk bölümü olarak adlandırdığı ‘Degeneration of Rüya ve Gerçek’ kendi deyimiyle aslında bir şarkının yozlaşmasının hikayesi.

2012 senesinde şarkının adını ‘Rüya ve Gerçek’ olarak değiştiren sanatçı bence birçok sanatçının yapmak istediği çok özel bir şansa sahip bu albümle. Aynı şarkı 13 farklı versiyonla bu albümde hayat bulurken, albümün son şarkısı ‘Supernova’  birçok müzik türünün sentezlendiği final versiyonu olarak albümü ve bu şarkının yaşam döngüsünü sonlandıran hali olarak albümde yerini almış.

İkinci Bölüm: ''1999 2017''


Albümün başlığı aslında kendisini anlatır nitelikte. Sanatçı 1999-2017 seneleri arasında yazıp bestelediği şarkılarını bu albümde hikayeleştirmiş. Şarkıların tamamının söz, müzik, kayıt ve prodüksiyonunu kişisel ev stüdyosunda tamamlamış. Birçok tarzda müzik türünün yer aldığı ‘1999 2017’ albümünde soul, punk- rock, electronica, caz, pop, chill-out tarzlarına da değinen 3 ses kaydı ve 13 vokal ağırlıklı şarkı yer alıyor.

Yıldızlar: Cebinde Sakla Beni, Çiçekler, Terk Et Beni, Kuzular, Adım Mavi

Üçüncü Bölüm: ‘On Your Mars’


Üçlemenin finali ama bence en özel bölümü.

Enstrümantal 10 parçadan oluşan bu albüm Berkay Özideş’in de aslında daha güncel dönemini yansıtıyor. 3 albümü de stüdyoda dinlerken en çok üzerine konuşmak istediğim albüm ‘On Your Mars’ oldu. Özellikle şarkıların enstrümantal olması, altyapıların farklılığı ve türler arasındaki geçişleri üzerine uzun uzun konuşma isteği uyandırdı bende. Diğer iki albüme kıyasla nispeten biraz daha karanlık bir yanı var ‘ On Your Mars’ albümünün. Üçlemenin son halkası ‘On Your Mars’ı dinledikçe aklımda sanki bir film izliyormuşum gibi bir his beliriyor. Kim bilir ilerde belki bu şarkılar bir filme de fon oluşturur.

Yıldızlar: Once Upon A Time, Damat Halayı, Story Of Nothing, Kalabalık, Lights On Lights Off

Red Bull Music Festival Eylül’de Istanbul’da!


Dünyanın 16 farklı şehrinde düzenlenen Red Bull Music Fesival bu sene İstanbul’da da müzikseverlere yepyeni deneyimler yaşatmaya hazırlanıyor. Dört farklı konseptte gerçekleşecek etkinliklerde 60 sanatçı sahne alacak. Avantajlı bilet dönemini kaçırmamak için elinizi çabuk tutmakta fayda var. Festivalin biletleri Mobilet aracılığıyla satışta.

Açılış düet gecesiyle: Round Robin

26 Eylül akşamı Red Bull Music Festival Avusturya Konsolosluğu’nun bahçesinde gerçekleşecek Round Robin konsepti ile başlayacak.  ZeN ve BaBa ZuLa’dan tanıdığımız Murat Ertel’in liderliğinde gerçekleşecek olan gecede 14 sanatçı ikili olarak doğaçlama sahne alacaklar.  

Ah! Kosmos, Cahit Berkay (Moğollar), Dr. Das (Asian Dub Foundation), Gökçe Gürcay (Gevende), Eralp Güven (Islandman), Hans Joachim Irmler (Faust), Lydia Kavina, Şirin Pancaroğlu, Aybike Çelik Özbey (reptilians from andromeda), Okay Temiz, Hakan Vreskala gibi birçok isimin sahnede olacağı etkinlik 21.00’da başlayacak.

Canlı film konseri

Festivalin ikinci günü katılımcılarını B-movie akımına doğru bir yolculuğa çıkaracak. Gaye Su Akyol ve Bubituzak 27 Eylül Perşembe akşamı Kadıköy Sineması’nda müzik severler için çok özel bir konsere imza atacaklar. Art of B-Movies temasında Gaye Su Akyol ve Bubituzak ‘Yılmayan Şeytan’ filmi için yaptıkları yeni film müziklerini sahneleyecekler.  Konser sonrası Melikşah Altuntaş, Can Evrenol, Kunt Tulgar, Güven Erkin Erkal ile B-Movie’ler üzerine bir sohbet gerçekleştirilecek.

28 Eylül: East vs West Konsepti:

Festivalin 3. günü 28 Eylül Cuma günü East vs West konseptiyle çok özel bir program yer alıyor. Zorlu PSM’de Ezhel performansı, hip hop sahnesinden birçok ismin katılımıyla “Kamufle ve Dostları” performansı,  son yıllardaki en başarılı İngiliz kadın MC’lerinden Little Simz ve Amerikalı rap sanatçısı Zebra Katz  bu özel gecede sahne alacaklar.

20 Years of RBMA: A Celebration Konsepti:

20 Years of RBMA: A Celebration konseptine Beykoz Kundura Fabrikası 29 Eylül Cumartesi günü ev sahipliği yapacak.

Audio/visual sahnesinde; Pan Daijing Presents Fist Piece, The Bug feat. Miss Red, İpek Görgün ve Fennesz ortak performansı ile Dopplereffekt olacak.

Partinin Rave bölümünde; Robogeisha ve Seretan’ın performansı, Sassy J B2B Volcov, John Talabot, Talaboman, Barış K, Vladimir Ivkovic’in performansları sahne alacak.

 

 

Yazının devamı...

‘Mavi Toz Ormanda’: Masal gibi Şarkılar

2016 yılında yayınlanan İngilizce albümü ‘Planet Reverse’ çalışmasındaki farklı vokal yapısı ve sakin altyapılarıyla dikkat çeken Glasxs, şimdi yepyeni bir maceraya atılıyor. 9 şarkıdan oluşan ikinci stüdyo albümünün ilk video klibi ‘Başka Bir Dünya Yok’ şarkısına gelirken, bir orman perisinin hikayesini anlatıyor. Glasxs ile hem müzik yolculuğunu, hem de yeni albümün mutfağındaki detayları konuştuk:

İlk albümün ‘Planet Reverse’ sonrası yeni albüm, plak şirketi ve yeni başlangıçlar. Nasıldı bu dönem?

 

Planet Reverse çalışmaları biterken ilk şarkılar çıkmıştı bile aslında. Planet Reverse çıktıktan sonra ise çok çabuk oturmaya başladı "Mavi Toz Ormanda". Bir süredir bir sürü harika insanla bu albümün peşinden koşuyoruz, çıktı çıkacak derken, bu yıl Sony Music ile anlaşmak gibi muhteşem bir şey oldu, Epic İstanbul etiketiyle çıktı albüm. 

 

İlk sorundan sorup merakı giderelim, Glasxs’in anlamı nedir?

 

Birkaç yıl önce Glass ismiyle başlattığım bir proje Glasxs. Alex Turner’ın Glass in the Park şarkısını çok seviyordum. Oradan geliyor “Glass”. Bir süre sonra, aratılınca çok zor bulunan bir isim olduğunu farkettik, başka da milyarlarca grup varmış Glass isimli, bir iki tanesi kızdı hatta niye kullanıyorsunuz diye, düşündük ettik, The Weeknd, FKA Twigs hikayelerini örnek alıp (onlar da Twigs’ken The Weekend’ken aynı isme önceden sahip müzisyenleri farkedip değiştirmişler isimlerini) Glasxs yaptık. Kimse okuyamıyor, İngilizler de okuyamıyor, bazen biz bile şaşırıyoruz, ama enerjisi çok tatlı geliyor. Son dönemde, özellikle bir grupmuş algısı yarattığı için değiştirmek istemedim de değil ama Glasxs direkt benim, vazgeçemedim bir anda.

 

Yeni albümün için Epic İstanbul ile anlaşma yaptın. Bağımsız müzik yaparken daha profesyonel bir ekiple çalışmak, işine, üretimine nasıl bir katkı sağladı?

 

Epic Istanbul ekibi süper bir ekip, inanılmaz şanslı hissediyorum kendimi Sony’ye ve Epic ailesine katıldığım için. Bir şeyler için çok çok uğraşıyorsunuz, çalışıyorsunuz, çok koşturuyorsunuz; birilerinin yaptığınız şeyin değerini görüp destek olması, yol göstermesi harika bir şey.

Bir de gerçekten bağımsız müzik yaparken, hatta genel olarak bağımsız sanatla uğraşırken bir yerden sonra her şeyle tek başınıza uğraşmak yıldırıyor insanı. Üretimin en başından, dağıtımın en sonuna kadar her noktaya odaklanamıyor insan. Odaklanırsa da bu sefer yapmak istediği sanatı yapamıyor. O yüzden böyle iyi bir ekibin albümün yayımlanması için çalışması inanılmaz oldu.

 

Albümün stüdyo süreci nasıldı?

 

Albümü İstanbul’daki stüdyom Radio Circus’ta kaydettim. Şimdi yıkıldı orası, ben de orada yaşamıyorum, ama iki albümümü de orada kaydettim. Dünyanın en iyi stüdyosuydu(gülüyor).

Sözler (Kimse Bilmez dışında), kayıt, düzenleme, mix bana ait. Harika baslar çok eskiden beri çalıştığım dostum Grey Owl (İnanç Yılmaz)’un. Genelde bir şarkının ilk taslağını yapar yapmaz Orçun’a ve İnanç’a gönderiyorum, Orçun’un harika geri bildirimleri ve İnanç’ın imza baslarıyla şekilleniyor şarkılar. Mastering'i de Londra'da Product London Studyo'sundan Iain Macdonald yaptı.

 

Önceki şarkıların İngilizce vokalliydi, Türkçe söz yazmak nasıl bir deneyim?

 

Başta biraz zordu; çünkü o dilde yaratmaya alışınca insanın beynindeki düğmeleri tekrar ayarlaması biraz zaman alıyor sanırım. Ama sonra fikirler o dilden gelmeye başlıyor, bir anda bir şeyler çıkıyor. Bir de mesela “Mavi Toz Ormanda” adı bile İngilizce olsa bu kadar büyülü duyulmayacak sanki, Türkçe yazmak bana daha değişik ve büyük bir alan bile yarattı sanırım.

 

’Sonsuza Kadar’ şarkısında Deniz Tekin de eşlik etmiş şarkıya. Nasıl bir araya geldiniz? 

 

“Sonsuza Kadar”ı yapmıştım, albümde de bir şarkıda düet yapmak istiyordum. Deniz de ne zamandır aklımda “Bir şeyler yapsak ne güzel olur," dediğim biriydi. Bir gün sordum, birlikte söyler miyiz diye, hiç kırmadı, kalktı geldi stüdyoya. Çok tatlı Deniz, mükemmel sesiyle iyi ki de söyledi. 

 

Mavi Toz Ormanda’ senin için neyi ifade ediyor?

 

Albüm genelinde bir cevap vereceksem, sanırım bütün evrenle olan derdimi anlatıyor. Masallarla, korku hikayeleriyle, yıldızlarla, dünyanın yuvarlaklığıyla, galaksilerle, büyülü ormanlarla ilgili. Hep "robotlarla doğayı birleştirmek"ten bahsediyoruz. Bütün o elektriği, evreni, yıldızları, ormanları, yaprakları, dalları, toprağı kapsıyor gibi geliyor. Bir de ormanlar tarih boyunca hem sığınak olmuş, yani huzur veriyor, hem korkutucu.

 

Sabah güneş bulutların arasına saklanmış, yağmur yağıyor, ormanda, ağaçların arasında düşünün kendinizi, ne kadar rahatlatıcı; ama gece, yine yağmurda, aynı ormanda bir saniye durmak huzursuz eder, korkutur beni. "Mavi Toz Ormanda" da bütün bunları barındırıyor gibi hissediyorum. Zaten o yüzden aslında şarkı 2 yıl önce çıkmasına rağmen albüme de adını o vermeli diye düşündüm.

 

Mavi Toz Ormanda’dan önce bir de ‘Yemen Türküsü’ single’ını yayınlamıştın bu sene. Bu cover çalışmasının hikayesi nedir? Nerden esti böyle bir şarkıyı yeniden söylemek?


Bir şarkı beni çok etkiliyorsa onu cover’lamadan duramıyorum. Günlerce aklımdan çıkmıyor, bir şeyler yapmam lazım diye geziyorum. Yemen Türküsü de öyle ortaya çıktı. Kimse Bilmez’i de Yemen Türküsü’nü de her dinlediğimde çok etkileniyorum hala. Aslında albümden hemen sonra yaptım o şarkıyı. B!P Akustik'te çalmaya karar verdik. Sonra güzel bir stüdyo kaydı da olsa diye düşündüm. Yine Epic İstanbul’dan çıktı, Söz dizisinde kullanıldı, çok güzel tepkiler geliyor onunla ilgili de. 

 

‘Mavi Toz Ormanda’ albümü lansman konseri 2 Ağustos’ta Asmalı Mescit’te Cemiyet’te düzenleniyor.

 

Yeni Sezonda Zorlu PSM’den Çıkmıyoruz!

Bugün resmen çok uzun zamandır ilk defa yeni sezonda sahne alacak sanatçı isimlerini görüp heyecanlandım. Konsere gitme heyecanı bambaşka bir durum, bir konseri beklemek deyim yerindeyse haftaları geri saymak bir müziksever için tarifi olmayan bir mutluluk. Birkaç sene öncesinde yaz aylarında İstanbul’a gelecek dev konserlerin detayları açıklandığında da benzer hisler yaşamıştım.

Son iki senenin canlı performans ajandasıyla İstanbul’u etkinliklerle ve dev konserlerle mest eden Zorlu PSM ekibi, yeni sezona dev adımlarla başlayacak. Yeni dönemde kimler var derseniz ilk bakışta gözüme çarpan ve beni heyecanlandıran isimleri sizlerle paylaşmak istiyorum:

‘No Roots’ şarkısıyla tüm gönülleri kasıp kavuran Alice Merton 6 Eylül’de Stüdyo’da,  dans müziğinin merakla takip edilen isimlerinden olan Jax Jones 14 Eylül’de Turkcell Sahnesi’nde, hala unutamadığım yıllar önceki Babylon konseriyle en beğendiğim performanslardan olan Kings Of Convenience’ın Erlende Oye’si 19 Eylül’de Turkcell Platinum Sahnesi’nde, 7-8 sene önce İstanbul Caz Festivali kapsamında Istanbul Modern’in bahçesinde kısacık da olsa dinlediğim Imogen Heap uzun zaman sonra Guy Sigsworth ile çıktığı dünya turnesi kapsamında 26-27 Ekim’de Turkcell Platinum Sahnesi’nde, Post-rock’ın İrlandalı temsilcisi God is an Astronaut, 14 Aralık’ta Zorlu PSM Studio’ya konuk olacak.

Önceki gün açıklanan Zorlu PSM yeni sezon programına bakınca şimdiden biraz plan yapıp, konserler için bütçe ayırmakta fayda var diyebilirim.

 

Yazının devamı...

Ken geri döndü!

Dile kolay 14. stüdyo albümü olan ‘Vay Be’  tam bir yaz albümü olmuş. 2016 senesinde ‘İhtimaller’ adlı caz albümünden sonra ilk stüdyo çalışması olan ‘Vay Be’ sound’uyla bu yaza damgasını vuracak, dinleyen herkesi dansa kaldıracak. Yeni albümden ilk çıkış yapan şarkı ‘Issız Ada’ geçtiğimiz hafta klibiyle birlikte aynı anda yayınlandı. Şarkının sözleri Kenan Doğulu, Bora Uzer ve Ozan Turgut imzası taşırken, bestesi Kenan Doğulu ve Bora Uzer’e ait. Kıpır kıpır bu yeni şarkının düzenlemesini de Bora Uzer yapmış.

 

Gelelim izledikçe insanın içini açan şarkının video klibine. ‘Issız Ada’nın video klibi Dominik Cumhuriyeti’nde Ömer Faruk Sorak’ın yönetmenliğinde çekilmiş. Çekimleri 3 gün süren video klip için deniz üzerinde özel bir platform kurulmuş. 30’a yakın dansçının rol aldığı çekimlerde dansçıların hayvanların hareketlerini taklit etmesiyle ortaya çıkan renkli görüntüler damgasını vuruyor. Bu özel dans figürleri ve şarkının sosyal medyadaki paylaşımında kullanılan mesajı (#HayvanGibiDansEt) ile yaban hayatın ahengine de dikkat çekmeye çalışılıyor.

Kenan Doğulu Issız Ada klibiyle ve WWF (Doğal Hayatı Koruma Vakfı) aracılığıyla hep birlikte dans edebileceğimiz daha güzel bir dünya için tehlike altındaki bir türü evlat edinme duyarlılığına dikkat çekiyor.


 

Vay Be’nin Künyesi

 

7 şarkılık albümün kayıtları Arnavutköy ve Kanlıca Doğulu Studio ile Studio BU’da tamamlanmış. ‘Vay Be’nin künyesine bakınca albümün söz, müzik ve aranjelerinde Kenan Doğulu, Ozan Doğulu, Bora Uzer, Tuğrul Eylül Cerrahoğlu ve Mahmut Ozan Turgut’un imzasını görüyoruz. 

Mix’te Bora Uzer, Aliş Kaygusuz ve Erkan Adlin yer alırken, mastering’de ise Çağlar Türkmen imzası var. Albümün vokal koçluğunu sesiyle herkesi mest eden Cihan Okan yapmış. Müzisyenlere gelince Kenan Doğulu'ya ‘Vay Be’de Ozan Doğulu, Bora Uzer, Cenk Erdoğan, Mehmet İkiz, Tamer Pınarbaşı, Orhan Deniz, Caner Güneysu, Onur Nar, Gökay Semercioğlu, Orhan Topçuoğlu, Şenova Ülker, Murat Çekem, Erkan Adlin ve Cihan Okan gibi birbirinden değerli müzisyenler eşlik etmiş. Albüm fotoğraflarını Candaş Arın çekerken, styling’i Merve Kırşan yapmış.

‘Vay Be’ 20 Temmuz’da piyasaya çıkıyor!


Ken On The Beach

Kenan Doğulu yeni albümün enerjisiyle yaz aylarını konserlerle dolu dolu geçirecek.

Yaz konserleri kapsamında birçok şehirde konser verecek olan sanatçı 14 Temmuz Çeşme Spiaggia Grande’de başladığı yaz turnesine Temmuz ayında sırasıyla;  20 Temmuz’da Datça Amfi Tiyatro, 21 Temmuz’da Bodrum Antik Tiyatro, 27 Temmuz’da Altınoluk Amfi Tiyatro, 28 Temmuz’da Ayvalık Amfi Tiyatro konserleriyle devam edecek. 2 Ağustos’ta İstanbul Harbiye Açıkhava sahnesi ile başlayacak turnesine Çeşme, Trakya, Bodrum, Marmaris,  Kuşadası rotasıyla devam edecek.


SEZEN AKSU’DAN DEMO ALBÜM

Sezen Aksu’nun Youtube kanalında bir şeyler oluyor.

Tıpkı ‘Düş Bahçeleri’ konseptiyle daha önce başka sanatçılara verdiği şarkıları demo haliyle seslendiren Küçük Serçe bu kayıtları her hafta yeni bir şarkı olarak Youtube kanalından yayınlıyor. Kendi deyimiyle bazı demoları şarkıların asıllarından daha çok seven sanatçı, bunun sebebinin şarkının daha iyi ya da daha kötü olduğundan değil, ortaya çıkmış saf halleri olduğundan ötürü olduğunu söylemiş. Konsept olmadan, süslemeden, olduğu gibi bu şarkıları bir de Sezen’in vokalinden duyma şansına sahip olacağız. Bu yaz bundan daha iyi bir sürpriz olamazdı!



Begonvil

Albümünün açılış şarkısı Bülent Özdemir bestesi olan ‘Begonvil’ oldu. Daha önce Sibel Can’dan dinlediğimiz bu şarkının Youtube’daki kaydı Sezen Aksu’nun sözlerini ilk yazdığındaki haliyle kaydedilmiş. Aslında ‘Begonvil’ için Aksu’nun niyeti ‘Düş Bahçeleri’nin üçüncüsünde yeni bir düzenlemeyle yayınlamak iken demo konsept projesi ortaya çıkınca tek bir piyanoyla söylenmiş versiyonunun daha çok tercih edileceğini düşünerek bu halini kaydetmiş. Şarkının Youtube’daki videosundaki notu Aksu şu şekilde bitirmiş: ‘Yıllardır orkestranın sesini kıs, seni duyamıyoruz’ diye söyleyenlere gelsin, doya doya duyun gari…”

Delidir

‘Delidir’ Demo albümünün ikinci yayınlanan şarkısı. 2011 senesinde Ebru Yaşar tarafından seslendirilen şarkının demosu hakkında Sezen Aksu çok az detaya sahip olduğunu belirtmiş. Şarkıyı demo olarak kaydettikleri dönemde hangi müzisyenlerle çalıp kaydettiklerini bile hatırlayamadıklarını belirten sanatçı, 2010’dan kalan şan kanalı kaydını alıp yeni bir anlayışla küçük bir alt yapı hazırlayarak seslendirmiş.

Ahbap Çavuşlar

Demo albümünün en son güzelliği ‘Ahbap Çavuşlar’ oldu. Dün yayınlanan şarkı 2010 yılında Cihan Okan’ın kendi adını taşıyan albümünde seslendirilmiş. Bu şarkıyı duyunca 2010 senesine resmen ışınlandım. Cihan Okan’ın albümü çıktığında ben askerdeydim. Senelerdir merakla beklenen ve bir türlü yayınlanmayan Cihan Okan albümündeki şarkıyı şimdi bir de Sezen’in vokaliyle duyunca daha da etkilendim. Kendisinin de belirttiği gibi tam da çalıp, söyleyip, eğlenip coşmalık bir şarkı olmuş.

Daha sırada neler var neler: ‘Aykırı Çiçek’, ‘Her Şey Fani’, ‘Aldatıldık’, ‘Yol Bitti Çoktan’ yayınlanma sırasını bekliyorlar. Demo albümünün tanıtım videosunda şimdilik 7 şarkının ismi geçerken hemen ardından daha fazlasının da olacağı bilgisi paylaşılıyor. Hal böyle olunca benim de içim içime sığmıyor!


BOZCAADA CAZ FESTİVALİ

Bozcaada Caz Festivali bu sene 27-28-29 Temmuz tarihlerinde ikinci kez seyircisiyle buluşmaya hazırlanıyor.

Geçtiğimiz yıl biletleri kısa sürede tükenen etkinlik bu sene de yeniden festivalcilerin odak noktası olacak. Festival adanın en güzel koyu Ayazma’ya tepeden bakış atarak Tarihi Manastır’ın yemyeşil bahçesinde gerçekleşecek. Bu sene Bozcaada Caz Festivali’nin müzik dışındaki yan etkinlikleri de oldukça zengin. Gastronomi, çocuk atölyeleri, beden odaklı atölyeler, tadım etkinlikleri ve daha fazlasından oluşan yan etkinlikler festival boyunca katılımcıları ağırlayacak.

Yaz tatilinde özellikle de bu sezonda nefis ada havasıyla eşsiz bir müzik deneyimi yaşamak isteyenlere tavsiye edilir.

Yazının devamı...

‘High As Hope’ ile gelen huzur

O dönemde en çok dinlediğim iki şarkıdan biriydi ‘Dog Days Are Over’. Tam anlamıyla kendimi Ally Mcbeal dünyasında sanıyordum şarkı her çaldığında. Bana anlamadığım bir şekilde motivasyon veren bir şarkıydı ‘Dog Days Are Over’. Hala bugün bile aynı enerjiyi hissediyorum şarkıyı her dinlediğimde.

İlk albüm ‘Lungs’ daha sonra ‘Ceremonials’ ve ardından sıfatlar yetmeyecek dev albüm ‘How Big, How Blue, How Beautiful’ geldi. Şimdi ise 4. Stüdyo albümüyle yeniden yüzümü güldüren kızıl saçlı İngiliz hanım ‘High As Hope’ ile yeniden bizlerle.

Bir önceki albümü ‘How Big, How Blue, How Beautiful’ kalp kırıklığı teması üzerine örülmüşken Florence bu albümde daha çok yalnızlığını ele almış. Hani her albüm sonrasında ‘bu albüm çok kişisel oldu’ der ya sanatçılar, Florence ‘diğer albümler de beni anlatıyordu elbette ama en çok ‘High As Hope’ tam anlamıyla beni özetliyor’ demiş. Yalnızlığını, kendini dinleyip anlamasını açık seçik şarkılara aktarmak kendi deyimiyle bir uyanış olmuş. İnsanların ‘bu benim de başıma geldi’ dediği, kendine ortak hissettiği durumların aslında bir anlamda iyileşmenin bir parçası olduğunu fark etmiş ‘High As Hope’u yazarken.



‘High As Hope’ Nasıl Oluştu?

Aslında albümün adına ‘The End of love’ (aşkın sonu) olarak koymayı düşündüğünü belirten Florence, takıntılı bir şekilde sevmenin sonuna gelmekle alakalı bir başlık olarak bu ismi kullanmak istediğini belirtmiş. Bu sebeple de albümün adını ‘High As Hope’ yapmaya karar vermiş. Florence, ‘How Big, How Blue, How Beautiful’ albümünü yaparken, çektiği aşk acısının kendisini nasıl daha da körüklediğini, neden daha çok içtiğini, daha çok kendisine acı çektirdiğini anlatırken, bu albümde çektiği acıların kendi kendiliğinden geçtiğini anlatmak istemiş. Diğer bir deyişle zaman ile bazı durumların kendiliğinden geçtiğini, yaş almakla bazı şeylerin daha anlaşılır olduğunu fark ettiğini belirtmiş.

‘Bu albümü yazarken hiç zorlanmadım’ diyen sanatçı, şarkıların deyim yerindeyse su gibi kendisine aktığını söylüyor. ‘High As Hope’ ile yeniden neşeyi ve mutluluğu bulduğunu belirtirken, çok hızlı ve sabırsız çalışan biri olduğundan biraz şikâyetçiymiş. Şarkıların demolarını bir oturuşta yazan Florence, daha sonra stüdyoda bestelerini yaparken çok hızlı ve dağınık çalışıp, çaldığı enstrümanların aynı ivedilikle kaydedilmesi gerektiği için biraz huysuz olduğunu itiraf etmiş. Bu süreçte birlikte çalıştığı kayıt mühendisinin ‘High As Hope’ boyunca tam anlamıyla kendisine büyük bir sabırla tahammül ettiğini belirtirken diğer yandan da bu şekilde çalışma halinin bir anlamda büyük bir özgürlük olduğunu, ilk albümünden beri bu şekilde çalıştığını söylemiş.

Florence Welch önceki albümlerinde bazı işleri başkalarına devrederken kendisinin ağırlıklı olarak şarkıların alt yapısıyla, sözleriyle ve bestesiyle ilgilendiğini belirtirken, bu albümde albümün uçtan uca her ince detayıyla ilgilendiğini söylüyor.

Albümdeki ‘Hunger’ şarkısı aslen bir şiirden şarkıya dönüşmüş. Welch, içindeki boşluğun üzerine düşünürken ‘Hunger’ı yazmış. Bazen kafamızdaki düşüncelerin tam bir cevabı olmasa da, ‘bir pop şarkısında bu fikirlere dans ederek de cevap bulabilirsin diye düşündüm’ demiş. Diğer yandan söz konusu şiir şarkıya dönüştüğünde ortaya çıkan çalışmanın bu kadar kişisel bir işe dönüşeceğini hiç tahmin etmediğini de eklemiş ve yine de albüme eklemekten hiç çekinmemiş.



Patti Smith’e Şarkı: Patricia

Albümdeki ‘Patricia’ şarkısı Patti Smith’e yazılmış, bu sebeple de haliyle çok özel bir şarkı. Florence özellikle Patti Smith’in kendi hayatındaki yerini düşününce, bir anlamda onun için büyük bir kahraman olduğundan, ona bu şarkıyı yazarken çok çekindiğini belirtmiş.  Patti Smith’in büyük şöhretine rağmen, sade ve vakur bir insan oluşunun, hayatı her gün yaşarken küçücük şeylere dahi mucize olarak bakışının Florence’in vizyonuna büyük katkı sağladığını, bu şarkıyı yazarken de bütün bunları tekrar hissettiğini söylemiş.

Kariyerinin başlarında Florence Welch, popstar olmayı bir sürü davete ve partiye katılıp, her gün her gece eğlenceden eğlenceye koşmak olarak görüyormuş. Seneler içinde bunun aslında o kadar da eğlenceli olmadığını anlamış. Ünlü bir sima olmak, kırmızı halılar ve davetlerde boy göstermek zorunluluğunu kimi zaman beraberinde getirse de bunların yerine Welch aslında kitap okumak, arkadaşları ve ailesiyle birlikte olmak, bisikletine binip sakin ve huzurlu vakit geçirmenin daha büyük bir hazine olduğunu son senelerde farkına vardığını belirtmiş.

Elbette bu kişisel uyanış, bir anlamda popstar hayatına doymakla gelen sakinlik, yeni şarkılar ve farklı bir iç huzurla dolu Florence yaratmış. Bir önceki albümü kadar deli dolu olmasa da, Florence’in sesi beni her daim mutlu ediyor. Yeni şarkıları kendisinin de belirttiği gibi daha huzur dolu. ‘High As Hope’ daha önceki Florence patlamalarından bir tutam uzak olsa da kendisinin sesine ve hikâye anlatışına hayranlığım bu albümde de perçinlendi.

Yıldızlar: June, Sky Full Of Song, Big God, South London Forever


Oscar’ımı verdim gitti:
Hunger, Patricia

Yeni albümü ‘High As Hope’un yayınlanmasıyla birlikte Florence Welch aynı zamanda ilk kitabı ‘Useless Magic’i de geçtiğimiz hafta piyasaya sürdü. Yeni albüm ve kitap derken elbette ufukta bir de yeni turne var. ‘High As Hope’ albümünün turnesi 12 Temmuz’da İspanya’da başlıyor. Sanatçı İspanya’nın hemen ardından Kanada ve Amerika’ya rotasını çevirerek sonbaharda anavatanı İngiltere’de turnesine devam edecek. 22 Kasım The O2 Arena konserinde Florence’ı nihayet canlı canlı izleyeceğim için resmen yaz hemen bitsin, sonbahar geçsin ve çabucak konser vakti gelsin istiyorum. 2019’un ilk aylarında Avustralya’yı turlayıp tekrar Avrupa’ya geçecek olan Florence + The Machine bu sene bu turne kapsamında yakalamak isteyenlere önemle duyurulur.

Yazının devamı...

Yıldızların peşinde bir albüm: Maya

Önceki hafta yurt dışında olduğum için albümün lansman partisini kaçırmıştım, itiraf ediyorum baya da kendime kızdım bu geceyi kaçırdığım için. Lansmandan bir sonraki gün yani albümün yayınlanacağı gece albüm dijital platformlara yansıdı mı? diye sürekli kontrol edip, yeni şarkılara kavuşmayı bekledim.

Müzik yazmayı ne kadar çok sevdiğim aşikâr, hele ki konu Mabel’in yeni albümü hakkında bir şeyler yazmak olunca bu heyecan resmen tavan oluyor. O yüzden bu yazının tamamını ‘Maya’ ve onun detaylarına ayırmak istedim.

2 yıllık uzun bir çalışmanın ürünü olan ‘Maya’ aslında ilk sinyallerini 2017 senesinde yayınlanan ‘Ya Bu İşler Ne Böyle’ ile vermişti. Söz ve müziği Mabel Matiz’a ait şarkı bize yepyeni bir Mabel sound’u getirmiş, yayınlandığı dönem ve takip eden yaz aylarından itibaren herkesin gönlünde taht kurmuş, klibin enerjisiyle hepimizi ferahlatmıştı. Mabel’in Anıl Can ile birlikte yönettiği bu klip çalışması sonrasında 2018 senesinde yayınlanan ‘Öyle Kolaysa’ single’ının klip çalışmasıyla daha nice güzel işleri yapmak üzere olduklarını ‘Maya’ yayınlanınca bir kez daha gösterdiler.



Gelelim Maya’nın künye detaylarına; Maya’nın prodüktörlüğünü Mabel Matiz ve Sabi Saltiel üstleniyor. Kreatif tasarım Mabel Matiz imzası taşırken, art direction ve styling Anıl Can’a emanet edilmiş. Aranjmanlarda Sabi Saltiel’in ve Mabel Matiz’in yanı sıra; Ah! Kosmos (Başak Günak), Ambassadeurs projesiyle tanınan İngiliz prodüktör Mark Dobson ve Jakuzi grubundan tanıdığımız besteci - prodüktör Taner Yücel’in imzaları bulunuyor.

21 şarkılık ‘Maya’ albümü fiziksel olarak 2 cd’lik bir formatla yayınlanırken, albümün dijital halinde 2 adet bonus şarkı da yer alıyor. ‘Sarmaşık’ haricindeki albümdeki tüm şarkıların söz ve müziği Mabel Matiz’a ait. Sarmaşık ise Mabel ve Sıla’nın birlikte kaleme aldığı çok özel bir şarkı.

‘Maya’ düzenlemesi Sabi Saltiel’e ait introyla eşsiz yolculuğuna başlayıp sizi yavaş yavaş yıldızlara doğru yolculuğa çıkartıyor. Albümün ilk şarkısı ‘Fırtınadayım’ o kadar güçlü bir şarkı ki  ‘Gök Nerede’de ‘Tuzla Buz’, ‘Yaşım Çocuk’taki ‘Krallar‘ ile hissettiğim his bu albümde de devam ediyor. Durup durup tekrara aldığım harika bir albüm açılışı yapan parça olmuş.  ‘A Canım’ albümün çıkış şarkısı ve albümden ilk kliplenecek çalışma olmasının yanı sıra Maya’nın renkli dünyasını tam anlamıyla yansıtan bir şarkı. ‘Mendilimde Kırmızım Var’ albümdeki süre olarak en uzun şarkı. Sibel Gürsoy’un şarkıdaki katkısı, Mabel’in sesiyle olan uyumu nefis olmuş.

‘Fırtınadayım’, ‘A Canım’, ‘Mendilimde Kırmızım Var’ ve ‘Öyle Kolaysa’ ile yükselen ruhumuz ‘Babamı Beklerken’ şarkısıyla tam anlamıyla bir mola veriyor. Şarkı Mabel’in gerçek anlamda çocukluğuna açılan bir pencere, çok içten ve çok duygusal. ‘Sarmaşık’ın söz ve müziği Mabel ve Sıla’nın ortak imzasını taşıyor. Geçtiğimiz yaz Sıla’nın açıkhava konserleri sırasında ilk kez gün yüzüne çıkan Mabel ve Sıla’nın birlikte çalışmasının ürünü olan ‘Muhbir’ şarkısından sonra ‘Sarmaşık’ da meğer sandıklarda beklemiş bir diğer nefis çalışma olmuş. ‘Çukur’ un sound’u o kadar yenilikçi ve farklı ki, şarkının back vokalindeki Hedonutopia ve Taner Yücel katkısı da ayrı bir renk katmış. ‘Ayrılık Buna Denir’ Mabel’in ustalığını konuşturduğu bir şarkı olmuş. Böylesine bir ayrılık şarkısı sözlerle insanı kendine getirirken, bestesiyle bir başka büyülüyor. Özellikle şarkının African havasına kapılıp gitmemek imkânsız.



2016 senesinde birlikte yayınladıkları ‘Mavi’ single’ından beri Ah! Kosmos ile Mabel Matiz ne zaman birlikte bir şarkı daha yapacak diye resmen gün sayıyordum. Nihayet bu albümde ikili yeni bir şarkıda bir araya gelmişler. ‘Dualar Değişir’ albümdeki 2 versiyonu olan nadir şarkılardan. İlk cd’yi kapatan Başak Günak nam-ı diğer Ah! Kosmos’un düzenlemesiyle yer alan versiyonunun yanı sıra ikinci cd’de ise Sabi Saltiel’in düzenlemesi de yer alıyor.

Maya için albümün kartonetinde Mabel ‘Kalbim, göğsüm, nefesim’ derken çok da haklı bir yorum yapmış. O kadar büyük bir emek var ki, her şarkı ayrı bir hikâye, ayrı bir detay. Albümün 2. bölümünün açılış şarkısı ‘Kalbime Azap’ Mabel’in yanı sıra yine çok özel bir vokal daha içeriyor. Gülden Karaböcek’in Mabel’e eşlik ettiği bu özel şarkı beni his olarak Mabel’in ilk albümüne götürdü. ‘Boyalı Da Saçların’ da tıpkı ‘Kalbime Azap’ta hissettiğim Mabel’in çıkış albümündeki duygusunu veren bir şarkı olmuş. Özellikle bu şarkıyı dinledikten sonra açıp bir doz da ‘Söylese o ben söyleyemem’ dinliyorum, size de tavsiye ederim.

Özellikle kendi şarkılarını yazıp besteleyen sanatçıların bu çalışmalarını nerede ve ne zaman yaptıkları her zaman merak ettiğim bir konudur. Mabel her albümünde yaptığı gibi Maya’da da şarkıların hangi tarihlerde ve nerede yazdığı bilgisini yine bizlerle paylaşmayı atlamamış. Bu detay sayesinde ‘Yaban’ın 2016 senesinde Berlin-İstanbul uçağında hayat bulduğunu öğrenmiş olduk. ‘Pembe’ye gelirsek tekrar tekrar dinlemeye doyamadığım, albümün en sevdiklerimden, üstelik kendisine 2 farklı versiyon ile yer bulmuş bir şarkı. Özellikle Taner Yücel versiyonu benden tüm yıldızları ve Oscar’ları alıp götürdü, muhteşem olmuş. ‘Yıldızların Peşinde’ benim için albümün incisidir. O kadar çok tekrar dinledim ki bu şarkıyı, ‘Maya’yı hangi şarkıyla hatırlarsın denirse ilk vereceğim cevap hep bu şarkı olacaktır. ‘Kara Beyaz Kedi’ bu albümün benim için ‘Kerem Gibi’sidir, Mabel’in hikaye anlatma yolunu çok iyi özetleyen bir şarkı benim için. Maya’nın pandora özelliği cd formatıyla bitmiyor, ayrıca albümün sadece dijital versiyonunda yer alan Canki’ ve ‘Comme Au Animal’ bonus şarkılarıyla daha bu yolculuğuna devam ediyor.

Kıssadan hisse, ‘Maya’ albümü gerçek anlamda bir müzikal uyanış. Dinledikçe farklılaşan, tekrarladıkça kilitlerini açan çok özel bir albüm. Mabel Matiz’i yıllardır merakla ve hayranlıkla takip eden biri olarak bu özel albüme tanıklık ettiğim için kendi adıma büyük bir mutluluk duyuyorum. Diğer yandan ‘Maya’nın canlı performanslarını da büyük bir merakla bekliyorum. 28 Temmuz’da Maya albümünün ilk konseri Harbiye Açıkhava Sahnesi’nde olacak. Mabel Matiz’in ilk defa Harbiye Açıkhava sahnesinde konser verecek olması bile bu konseri başlı başına daha da özel bir hale getiriyor. 

Yazının devamı...

Deli zaman

Sanatçı ile hem yeni albümünün derinlerine indik, hem de müzisyen ve prodüktörlük şapkalarının ardındaki detayları konuştuk:

‘Bitsin Bu Delilik’ten sonra ikinci albüme kadarki sürecini bize kısaca anlatır mısın? 

2016’da “Bitsin Bu Delilik”i yayınladıktan sonra 2017’de ikinci teklim olan “Hatırla Mektupları” şarkısını yayınladım. Bu parça yayınlandığında halihazırda “Deli Zaman” albümünü kaydetmekteydim. Çok sevdiğim Rıza Erekli’nin stüdyosunda başladık kayıtlara. İkinci albüm ilkinden farklı olsun istiyordum. Düzenlemeleri de o doğrultuda yapmaya çalıştım.

İkinci albüm ‘Deli Zaman’ ilk albümden tarz anlamında ya da sound anlamında daha farklı. Bir röportajında denk geldim, yaptığı albümler açısından özellikle Bülent Ortaçgil’in farklı altyapılar, yeni soundlar bakımından ufuk açıcı olduğunu söylemişsin. Senin de bu albüm ile farklı bir çalışma yapmak istediğini düşünüyorum.

İlk albümden sonra görünürlük gibi bir ihtiyaç içine girdiğimi düşünüyorum. Bu ihtiyacı oluşturan masanın çok fazla ayağı var. Sosyal koşullar, duygusal durumum, teknik arayışlarım v.s. Sound ve aranjman olarak da biraz daha dışa dönük bir içerik yaratma arzum vardı. Bazı parçalarda büyük bir yaylı orkestra kullanmak istiyordum. Düzenlemelerde bu meraklarımı tatmin etmeyi denediğimi söyleyebilirim.

Müzisyenlik ve prodüktörlük yanın da olduğu için bu soruyu sormak istedim. Kendi albümlerini yayınlamak nasıl bir farklılık kattı sana, hayatına, müzik üretimine?


Etkileri çok fazla. Öncelikle müzik üretimi konusunda bir özgürlük, müzisyenin kendi sözünü söyleme özerkliği kazandırdığı aşikâr. Başkalarının müziklerine eşlik ederken bunu bulmak oldukça zor. Öte yandan müzikle çoklu ve köklü bir bağım var. Sözlü müziklerim veya kendi ismimle yayınladığım albümlerden ibaret değil müzikle ilişkim. Albüm yayınladıktan sonra ister istemez stillerle ve bazı duygu modlarıyla sınırlandırılıyorsunuz. Denemeler yapmak yadırganabiliyor. Oysa çoğu zaman stil sınırlarından azat olmak istiyorum. Kendi ifadem açısından müzikte arayış uçsuz bucaksız geliyor bana.

Deli Zaman’ın gündelik yaşamlarımıza işlemiş ikili veya toplumsal ilişkileri içerdiğini söylediğini okudum bir söyleşide. Sana şarkılar yazdıran durumlar en çok senin kendi deneyimlerin mi yoksa hayatın içindeki çevrendekiler de sana bu ilhamı veriyor mu?

Çıkış noktam kendi yaşadıklarım genelde. Ama son zamanlarda bu köşemi kırdım. Hayal dünyam ve kurgu dünyamla da üretebilmenin mümkün olduğuna ikna oldum. Sanırım beni duygusal ve estetik açısından tetikleyen herhangi bir şey bana ilham verebiliyor. Çevremde de bu hisleri uyandıran insanlar var elbette.

Albümde yer alan Ferdi Tayfur şarkısı ‘Bana Sor’u seçmen çok orijinal geldi bana.


Epey bir süredir bu şarkıyı söylemek ve düzenlemek istiyordum. Zamanlama açısından uygun koşullar oluşmuştu sanırım. Şarkıyı düzenleyip yorumlamaya çalıştım. Umarım sevenler olmuştur.

Albümdeki şarkıları sıralarken nasıl bir süreçte ilerliyorsun, ‘Deli Zaman’ hem umut dolu hem hüzünlü şarkılar içeriyor. Albümün genel akışındaki dengeyi kurarken nasıl bir vizyonla ilerliyoruz.

Açıkçası albümü biraz da canlı sahneyi düşünerek tasarladım. Konserlerde ilk albümün repertuarının enerjisi biraz düşük kalıyordu. Her seyirciyle o duyguları paylaşmak mümkün olmuyor. Bazen enerjik parçalara ihtiyaç oluyor. Biraz bunu düşünerek albüm içeriğini oluşturdum. Umut hikâyesi ise yaşadığım dünyadan süzdüğüm karanlığı insanlarla paylaşmakla ilgili. Zaten zor bir dünyada yaşıyoruz bu nedenle biraz umut verebilmeyi isterim elbette her zaman insanlara.

2 solo albümden sonra repertuarında hangi şarkı seni her çaldığında diğerlerine göre daha farklı etkiliyor, hikayesini senden alabilir miyiz bu şarkının?

Özel olarak ayrıştırabildiğim bir şarkı pek yok aslında. Çünkü kendimle yaşadığım çekişmelere bağlı olarak dönemsel duygularıma göre değişiyor bu kararlar. Daha rafine olan şarkıları hissedebiliyorum tabii. Ama bunlar da oldukça göreceli. Perspektif değişiklikleri belirliyor bunları bana kalırsa.

‘Deli Zaman’ albümünün stüdyo sürecini anlatabilir misin? Şarkıları ne kadar sürede tamamladın, sana bu albümdeki ilham kaynağı neydi?

Farklı stüdyolarda çalıştım. Kanal kayıt olduğu için bu olanağımız vardı. Kayıt süreci çok uzun değildi. Ben kayıtta sıkılgan bir müzisyenim. Daha doğrusu kayıtta ham duygunun kaçacağı akıl ilişkilerine girmeyi kendi müziğim için doğru bulmuyorum. Ortalama 2 hafta sürdü tüm kayıtlar. Gerisi miks aşaması, biraz makyajlama denemesi. Bu albümde ilham kaynağım insanlara ulaşma arzumdu. Dinleyici kitlemi çeşitlendirmek ve daha fazla insana ulaşmayı umdum.

Deli Zaman’ı 3 kelimeyle anlatmak istesen bunlar neler olurdu?

Umut, Olgunluk, Mağlubiyet

Kimi sanatçı yeni albüm kaydına girdiğinde o dönemde başka albümler ve sanatçıları daha yoğun dinliyor, senin bu süreçte yakın olarak takip ettiğin bir sanatçı, durum, herhangi bir sanat akımı oldu mu?

Özellikle takip ettiğim şeyler olmadı. Fakat albümün estetik tavrını şekillendirirken referans müzikler dinledim elbette. Doksanlar pop müziğine uğradım zaman zaman. Ben biraz daha zihnimdekini ortaya koymaya çalıştım diyebilirim.

İlk klip ‘Deli Zaman’a gelmişti, yakın zamanda da ‘Yollar’a çektiniz yeni klibi. ‘Yollar’ tam bir yaz havası olmuş, klip ile ilgil neler söylemek istersin? Seni takip edenlerden nasıl yorumlar geliyor yeni klip çalışmasına. Özellikle ikinci klip benim de albümdeki favorilerimdendi. Bundan sonraki klipler için planda hangi şarkılar var, seni takip edenlerin favori şarkıları hangi şarkının 3. Klip olması yönünde sence?

Müzik klibi hadisesi benim için gittikçe zor bir konu halini alıyor. Sanatsal bir çalışma haline getirmek oldukça güç. Daha ziyade bir tanıtım aracı olarak görmeye başladım. Çok masraflı ve kolektiftik zorunluluğu var. Yollar’ın klibini arkadaşlarımla birlikte oluşturduk. Yollara düştüğümüz bir tatil gibi, daha az prodüksiyon daha çok samimiyet aradık klipte. Üçüncü klibe karar vermedik ama farklı bir şeyler denemek istiyorum. Klasik klip tavrından biraz sıkılıyorum. Kameraya bak şarkı söyle konusu sanırım bana göre değil (gülüyor).

Sahnede kimle birlikte şarkı söylemek fikri seni çok heyecanlandırıyor? Bu soruyu kimle düet yapmak istersin gibi de yorumlayabilirsin.

Sanırım şarkıcılardan ziyade öykülerden ve müzisyenlerden etkileniyorum. Hikâyelerini aynı sahnede paylaşmak isteyeceğim şarkı yazarları var. Bülent Ortaçgil mesela. Onunla çalmak veya müziğine katılmak çok isterdim. Gitarcı olarak eşlik etmek isteyeceğim müzisyenler ve gruplar var. Belki “Duman”ın müziğinde bir şeyler çalmayı isterdim, bilemiyorum. Düet yapma konusu biraz spontan gelişiyor. Aklıma kişiler gelmiyor ama bir şeyler denemek istiyorum bununla ilgili.

Yaz planların nasıl, konser planın için netleşen tarihler neler?

Sahil bölgelerinde küçük bir turne yapma düşüncemiz var. Daha sade bir enstrümantasyonla. Belki tek başıma çalarım şarkılarımı bu turnede. Henüz netleşmedi.

 

HAFTA SONU KAÇIŞI: MİLYON BEACH KİLYOS

Bu hafta sonu sahilde müzikle birlikte güzel vakit geçirmek isteyenler için harika bir önerim var.

Milyon Beach Kilyos’ta 30 Haziran Cumartesi günü başlayacak olan ve “Dünya Reggae Günü” 1 Temmuz’da da devam edecek olan festivalde Türk Reggae sahnesinin önemli isimleri bir araya geliyor.

Reggae’nin denizin ferahlatıcı etkisiyle birleşeceği bu özel festival kapsamında sahne alacak isimler:

Supernova, Zeytin, HipHop Meets Reggae: Çağrı Sinci, Kamufle, Nekre, Şam, DJ Ras Memo, DJ Seroman, DJ HighFly

Sattas, Bosphoroots, Beton Orman Allstars, Mert Canka, Levvera, Da Proff, Orçun Leo Sünear, Başıbozuk, DJ C.Fyah, DJ Da Frogg, İstanbul School of Samba performansı

 

YENİ ÇIKIŞLAR

Sen Bir Gülümse

2017 senesinde yayınladığı ‘Yalnızlık Abidesi’ albümünden tanıdığımız Burak Buyruk yepyeni bir şarkı ile geri döndü. Söz ve bestesi Talha Maraş’a ait ‘Sen Bir Gülümse’ şarkısında yorumcu olarak yer alan Burak Buyruk şarkının klibinde de yer aldı.

Kendi şarkılarını seslendirmeye önem veren sanatçı, ‘Sen Bir Gülümse’ şarkısında yer alma teklifi gelince beklenmedik bir şekilde kabul etmek istediğini belirtmiş. Şarkının tüm dijital platformlarda yayınlanmasının ardından dinleyicilerin olumlu tepkisiyle mutlu olduğunu belirten Burak Buyruk’u daha sık ve yeni şarkılarla görmek istiyoruz.

 

Adamın Dibi

2017 senesinde sözleri kendisine ait olan ilk çalışması “Yalnızlık” ile itunes Jazz listesinde bir numaraya yükselen caz dünyasının tanınan ismi Esra Zeynep Yücel ‘Adamın Dibi’ adlı yeni şarkısıyla pop müziğe adım atıyor.

 

Sözleri Esra Zeynep Yücel’e ait olan ‘Adamın Dibi’ şarkısının bestesini Halil İbrahim Işık ile birlikte tamamlayan sanatçıya şarkının kayıtlarında kendisine sahnede de eşlik eden Engin Recepoğulları,  Kağan Yıldız, Ekin Cengizkan, Ali Emre Kayhan, Barış Doğukan Yazıcı destek vermiş. O Ses Türkiye’nin sevilen rap performansçılarından olan ZEO’nun da katkısı şarkıya ayrı bir renk katmış. ‘Adamın Dibi’ şarkısının klip yönetmenliğini Cansu Boğuşlu üstlenirken, klipteki koreografi için Dila Yumurtacı ile çalışılmış.

 

 

Yazının devamı...