GÜNDEM
SPORARENA
YAZARLAR
EKONOMİ

Uygulamada okumaya devam et.

Dijital dönüşüm nedir ne değildir?

Son bir yılda her ‘dijitalleşme’ ya da ‘dijital dönüşüm’ sözcüklerini duyduğumda bir lira alsaydım, şu anda milyonerdim. Bir çok başka örnekte olduğu gibi, dilimize pelesenk ederek içini boşaltma yolunda olduğumuz kavramlardan birisi dijital dönüşüm. Şirketlerin verimlilik ya da müşteri bağlılığını artırma, rekabetçi olma ve hatta uzun dönemde ayakta kalma için bu kavramın gündemlerinde en üst seviyede yer alması çok normal tabii. Aslında köşemde yazdığım yazıların çoğunda kapı dijital dönüşüme çıkıyor doğal olarak. Ama çok da iddialı bir terim ve belirli bir strateji dahilinde, uzun dönemli ve bir çok (çoğu zaman karmaşık) parçadan oluşan yapısal bir yaklaşım gerektiriyor. 

Tüketicilerin dijital dönüşüm yolculuğu
Bunu anlaması belki daha kolay olduğu için buradan başlayalım. Son 20 yıla baktığımızda iki ana faktör gösterebiliriz tüketicileri dijital dönüştüren: ilki 90’ların ortasından itibaren hayatımıza giren internet, diğeri de aynı zamanlarda başlayan ama son on yılda merkeze yerleşen mobil teknolojiler. Birleştiğinde neler olduğunu hep beraber gördük: iletişim kurmamız, para harcamamız ve günlük rutinimiz içinde yaptığımız hemen her şey değişti. Tabii bunlar olurken özellikle start-up’lar (Google, Amazon ve yüzlerce diğer örnekte olduğu) başı çekti ama geleneksel sektörler de bazen hızlı bazen yavaş reaksiyon göstererek tüketicilerin dönüşümünü yakalamaya çalışırken buldu kendini. Buyrun şirketlerin dijital dönüşüm hikayesine.

Dijital dönüştünüz mü?
Şimdi bir kaç örnekle şirketler için dijital dönüşüm nasıl olur ya da olmaz ona bakalım.

1. Bir CDO (Chief Digital Officer, yani dijital dönüşümden sorumlu üst düzey yönetici) atadık. Hayırlı olsun. Niyetinizin ciddiyetini göstermek açısından iyi bir başlangıç olabilir. Ama o kişinin organizasyon içinde değişim yaratabilme imkanı ona verilen yetki, bütçe, diğer departmanlarla nasıl çalışacağı gibi faktörlerle sınırlı. İşin gerçeği çoğu zaman havalı ama gerçek dönüşüm yaratma açısından bahsettiğim potansiyel problemler yüzünden kısa süreli olabilen, ne gelen kişinin ne de o pozisyonu yaratan şirketin memnun olduğu bir durum haline gelebiliyor.

2. Mobil uygulamamız var / Internet üzerinden satış yapıyoruz / Sosyal medyayı dinliyoruz vb.Olmazsa olmaz zaten, tüketiciler çoktan bu değişimi yaptı, beklentileri yıllardır her kanalda hızlı işlem yapabilmek, ucuza almak, kolay iletişim kurmak vb. Ama örneğin internette alışverişe başlayan bir müşteri bir problem yaşadığında çağrı merkezini aramak zorunda kalıyorsa, konuştuğu müşteri temsilcisinin onun yaşadığı problemle ilgili hiç bir bilgisi yoksa ve müşterinin her şeyi baştan anlatması gerekiyorsa, hatta ilk konuştuğu kişi onu başka bir temsilciye aktarıp her şeyi baştan tekrar anlatması gerekiyorsa, problem kaydı alındıktan sonra müşteriye makul bir sürede ve onun bir daha aramasına gerek kalmadan geri dönüş yapılmıyorsa, dijital dönüşümden bahsetmek zor.

3. Bizim için veri çok önemli, aldığımız her kararda veri bazlı hareket etmeye çalışıyoruz.Hah, şimdi heyecan verici bir durum var. İçinde hiç dijitalle doğrudan ilgili bir şey geçmese bile (ve hatta kulağa biraz sıkıcı bile gelse), bunu söyleyebilen bir şirket dijital dönüşüme çok hazır demektir. Veriyi etkin kullanan bir şirket müşterilerine sürekli aynı soruları sormaz, mağazadaki stoklarını müşteri ihtiyacını tahmin ederek ve tedarikçileriyle entegre olarak belirler, gelen müşteriye elimizde kalmadı demez, sağ kolunun yaptığını sol kolu bildiği için müşteriye tutarlı davranır.

İş veriyle bitse gene biraz daha kolay olabilir ama iyi işleyen süreçler, motive ve yetkin insan gücü gibi bir çok konu da devreye girdiği için dijital dönüşüm sadece yeni teknolojileri devreye almaktan geçmiyor. Ama en azından ne olmadığını anlamak da iyi bir başlangıç noktası olabilir ki bu terimin de içini hızla boşaltmayalım.

Yazının devamı...

Mutlu evliliğin matematiği

Evlilik programlarının yasaklanmasının ardından TV dünyasında ve eş arayan müzmin bekarlar için önemli bir boşluk oluştu tabii. Uzun ve manalı konuşmalar ve bilimum kavga dövüş sonucu birbirini iyice tanıyan, seven ya da nefret eden kadın ve erkekler hayatlarının aşklarını nasıl bulacaklar bundan sonra?

İnsanların mutlu olacakları romantik partner bulma arayışı belki de insanlık var olduğundan beri olan bir problem ve bu alanda son yıllarda hayatımıza giren tek yenilik evlilik programları değil (Amerika’da Bachelor ya da Bachelorette isimli eş bulma programları hala devam ediyor bu arada). Teknolojiyi kullanan şirketler de modern şehir yaşamının getirdiği yeni zorlukları fark ederek bir çok ‘ürün’ sundu kullanıma. Sisteme girdiğiniz bir takım bilgiler, fotoğraf vb. sonucu kullanıcıları birbiriyle eşleştiren ‘arkadaşlık siteleri’ özellikle genç demografi içinde çok popüler. Beğenin beğenmeyin, etkileri çok fazla; Amerika’da yapılan bir araştırmaya göre internet yeni evlenen çiftler içinde %19’la bir numaralı tanışma kaynağı olmuş durumda (arkadaşları vasıtasıyla tanışma %17 ile ikinci sırada). Sektörün büyüklüğü 3 milyar doları aşmış.

Benim ilgimi çeken ise internetin mahalledeki cevval teyzelerin yerini almaya başlamasından çok, milyonlarca kullanıcısı olan sitelerin kişileri nasıl eşleştirdiği. Bu bir algoritma problemi ve farklı sebeplerden dolayı matematikçilerin uzun zamandır üzerinde çalıştığı bir konu. Bu tür algoritmalar üniversitelerle öğrencilerden tutun böbrek bağışçıları ve ihtiyaç sahiplerinin eşleştirilmesine kadar pek çok alanda kullanılıyor halihazırda.

İstikrarlı Evliliklerin Matematiksel Formülü
2012 Nobel Ekonomi Ödülü’nü kazanan Shapley ve Roth, arz ve talep olan ama para alışverişi gerektirmeyen işlemlerde pazarın nasıl oluştuğuyla ilgili bir yaklaşım geliştirdiler. Konu Nobel’lik, dolayısıyla biraz detaylı ama basitçe anlatmaya çalışayım:

- Birbirleriyle eşleşecek dört kadın ve dört erkek olduğunu düşünelim

- İlk kadının birinci tercihinin üç numaralı erkek olduğunu varsayalım

- İki senaryo oluşabilir; üçüncü erkeğin de ilk tercihi bir numaralı kadınsa mükemmel bir eşleşme olur. Değilse diyelim ki bir numaralı kadın üç numaralı erkeğin ikinci tercihi. Bu durumda eğer üç numaralı erkeğin ilk tercihi olan kadın, üç numaralı erkeği tercih ediyorsa, bir numaralı kadının şansı yok maalesef. Eğer etmiyorsa o zaman bir numaralı kadın ve üç numaralı erkek mutlu bir şekilde yaşayabilir.

Bir şeye dikkatinizi çekerim. Yukarıdaki örnekte en son senaryoda üç numaralı erkek açısından ideal durum gerçekleşmedi ve ilk seçtiği kadınla birlikte olamadı. Ama evlilik gene de sürecektir çünkü kendini tercih eden kadınlar arasındaki en iyi eşleşmeyi gerçekleştirdi. Tekerleme gibi bir cümleyle özetleyeyim bilim adamlarının söylediğini: istikrarlı evlilik bir kişinin kendisini tercih eden kişiler arasında en çok tercih ettiği kişiyle birlikte olmasıyla mümkün olur.

Nobel kazanan ekonomistlerimiz işte bu tür eşleştirme problemleri için bir algoritma geliştirdiler. Bu kimin işine yarar demeden şu örneği vereyim. İngiltere sağlık sistemi şu anda böbrek naklini bu yöntemle yapıyor. Bir çok durumda bir yakınına böbreğini vermek isteyen kişinin doku uyuşmazlığı nedeniyle bunu yapamadığını biliyoruz. Aynı anda, bu durumda olan binlerce çift olduğunu düşünün. Bir değiş tokuş zinciriyle bir kişinin böbreğini uyan bir başka kişiye verirken, yakınının da hiç tanımadığı başka birinden böbrek alması mümkün oluyor böylece.

Başladığımız yere dönecek olursak, internetteki arkadaşlık siteleri oraya gelen kişilerin motivasyonu, insanların çok sınırlı miktarda veriye bakarak karar vermeleri gibi bir çok gerçek hayat problemi yüzünden bu teorik yaklaşımı ne kadar kullanabilir bilemiyorum. Dolayısıyla mahalledeki cevval teyzelerin fonksiyonu daha sürer gibi geliyor bana.

Yazının devamı...

Dr. Jekyll ve Mr. Hyde Sendromu

Gündüz: Beyefendi
Gece: Vahşi
Gündüz: Saygın
Gece: Sapık
Bazen: Doktor
Bazen: Katil

Saygın Doktor Jekyll ile gece dönüştüğü karakter Mr. Hyde’ın hikayesini anlatan kitap ‘alter-ego’ ya da ‘ikinci kişilik’ vakasının çok güzel bir örneği (yazarı Robert Louis Stevenson aynı zamanda çocukluğumuzun favori kitaplarından Define Adası’nın da yazarı). Çizgi roman ve filmlerden tanıdık olduğumuz bir duruma benziyor aslında:

Ofiste: İçine kapanık gazeteci
Bina yanarken: Uçan adam

ya da

Arada sırada: Editörüne kendini beğendirmeye çalışan hafif sünepe bir fotoğrafçı
Hemen arkasından: Sağa sola ağ atan taytlı kahraman

ya da 

Gündüz: Bürokratik sigorta işleriyle uğraşan içi geçmiş masa başı çalışanı
Gece: Otoparkta vahşi dövüşçü ve ayaklanma organize eden yakışıklı serseri

Cevapları tahmin etmişsinizdir: Superman, Spiderman, Tyler Durden (Dövüş Kulübü).

Teknolojide de bunun çok iyi bir örneğini yaşıyoruz bu günlerde:

Sabah: En heyecan verici gelişme
Akşam: En korkutucu gelişme
Bazen: Dünyayı kurtaracak
Bazen: Dünyayı yok edecek
Arada sırada: İnsanlığı yüceltecek
Arada sırada: İnsanlığın sonunu getirecek 
Bir filmde: İyi bir kız arkadaş 
Başka bir filmde: Katil
Bir uzmana göre: Herkesi işsiz bırakacak
Başka bir uzmana göre: Herkesin refah seviyesini artıracak
Stephen Hawking’e göre: Ne pahasına olursa olsun kontrol altına alınmalı
Bill Gates’e göre: Abartacak bir şey yok

Neden bahsettiğimi anlamışşınızdır herhalde. Bilim adamlarından ekonomistlere, taksi şoförlerinden fütüristlere herkesin aklını kurcalayan, çağımızın en moda terimlerinden yapay zeka tabii. Benim bu konudaki görüş ve konuyla ilgilenenlere önerim şöyle:

1. Başka pratik sıkıntılar yaratacaktır ama insanlığı yok edeceğini düşünmüyorum. Çok uzun vadede güneş yapacak zaten bu işi.

2. İş dünyasındaysanız yapay zekanın sizin sektörünüz ve şirketiniz için neleri daha verimli ya da etkin yapmanızı sağlayabilir diye düşünmeniz her şeyden faydalı olacaktır. Bunun için de ‘bu işler çok teknik ya da karmaşık’ demeden makine öğrenmesini bilen birileriyle konuşun (hatırlatma için: makine öğrenmesi yapay zeka uygulamaları geliştirmek için kullanılan teknoloji ve algoritmalara verilen ad). Felaket senaryolarını düşünmekten ya da yapay zekayı başkalarını ilgilendiren soyut bir kavram gibi düşünmekten çok daha iyi olacaktır bu yaklaşım. Özellkle işinizin doğal akışı dolayısıyla üretilen veri çoksa (yazı, doküman. fotoğraf, video ve her türlü rakamsal bilgi) hiç vakit kaybetmeyin derim. 

Yazının devamı...

Tabeladaki skor (şimdilik): 3-3

Konu Amerika ve Çin arasındaki yeni mücadele alanı: teknolojide liderlik. Amerika bir çok açıdan liderliğini sürdürüyor tabii ve Çin, Amerika’daki ekosistemin henüz çok gerisinde. Ama Çin’in çok bilinçli bir şekilde kalktığı bir atak var ve artık Amerika dikiz aynasına baktığında arkasında hızla aradaki farkı kapatan bir rakip görüyor.

Örneğin MIT üniversitesinin her yıl yayınladığı dünyanın en akıllı 50 şirketi listesinde 2014 yılında hiç Çinli şirket yoktu. Bu sene 7 tane var (hala 31 şirketi olan Amerika’nın gerisinde tabii). Aynı listede Almanya ve İngiltere’den sadece ikişer şirket var. Ya da başka bir örnekte geçen yıl ilk defa Çin’de yapay zeka konusunda yazılan akademik makale sayısı ilk defa Avrupa Birliği’ndeki 28 ülkede yazılan toplam makale sayısını geçti. Zaten Çin hükümeti 2030 yılına kadar toplam 150 milyar dolar büyüklüğünde bir yapay zeka endüstrisi yaratma hedefini açıkladı geçtiğimiz aylarda. Şimdi bu genel karşılaştırmaları bir kenara bırakıp rekabetin en yoğun olduğu Amerikalı ve Çinli üç silahşörlere bakalım.

ÜÇ SİLAHŞÖRLERİN MÜCADELESİ
Facebook, Google ve Amazon. Girdikleri alanda rakiplerini silip süpüren amansız üç dev. Karşılarına çıkması zor. Tabii Tencent, Baidu ve Alibaba değilseniz. Yıllardır bir çok web sitesine erişimi kapalı tutan Çin’den bu korumanın da desteğiyle çıkan bu üç şirket artık dünya çapında oyuncular haline geldi. Hepsi bir çok alanda faaliyet gösterdiği için birebir karşılaştırmak zor olsa da buradaki eşleşme Facebook-Tencent, Google-Baidu ve Amazon-Alibaba gibi düşünülebilir. Amerikalı olanları bilmeyen yoktur herhalde ama diğerlerini biraz daha yakından tanıyalım isterseniz.

Tencent: Çin’in en büyük sosyal medya sitesi. WeChat isimli mesajlaşma uygulamasının 1 milyara yakın kullanıcısı var ve uygulama içinden taksi çağırabiliyor, restoran rezervasyonu yapabiliyor ve ödeme gerçekleştirebiliyorsunuz. Aynı zamanda dünyanın en büyük video oyunu platformunu işletiyorlar. Snapchat’in %12’sine, Tesla’nın %5’ine sahipler. Alman uçan araba şirketine 90 milyon dolar yatırım yaptılar. Piyasa değeri şu anda Facebook’tan daha yüksek. Neyse duruyorum artık, liste çok uzun.

Baidu: Çin’deki arama trafiğinin %65’ini karşılayan Baidu’nun dünyadaki payı henüz çok küçük (Baidu %1,4, Google %92). Pazar değeri de Google’ın oldukça altında ama 2017’de 12 tane teknoloji şirketine yatırım yapmış. Sürücüsüz araba konusunda Google’ın en büyük rakiplerinden, yapay zeka konusundaki yıldızları topluyorlar. Kurucusu da Time’a kapak oldu. Ee daha ne olsun?

Alibaba: Davos zirvesinin yıldız konuşmacısı, eski öğretmen Jack Ma’nın kurduğu şirket 500 milyar dolarlık değerlemesiyle Amazon’un ensesinde. Türklerin ucuz iPhone şarjı satın aldığı Aliexpress dışında dünyanın en büyük mobil ödeme uygulamalarından Alipay de onlara ait. Kar marjı %30,9 (Amazon’unki %2,9). Kuantum bilgisayarları ve yapay zekaya 15 milyar dolar yatırım yapacaklarını açıkladılar.

Tabii iş bununla sınırlı değil. Uber’in başa çıkamayıp Çin’deki şirketini satıp çıktığı Didi var örneğin. Uber’den sonra dünyanın en değerli girişimi. Apple mı dediniz? Karşısında Huawei ve Xiaomi var. Elektrikli arabalar mı dediniz? 2020 yılında elektrikli arabaların en kritik parçası olan lityum pillerin üretiminin %70’I Çin’de olacak. Velhasıl teknolojide Çin treni kalktı ve önünde durmak zor gözüküyor.

Yazının devamı...

Pop müzik video klibi üzerinden teknoloji analizi

Kısa sürede çok hızla popülerleşen bazı şeylerin peşinden hayalkırıklığı yaşanması son derece muhtemeldir anlamına gelir bu. Bitcoin gibi kripto-paralar son dönemdeki güzel örneklerinden biri herhalde. Hemen her varlık balonu için düşünülen bu mantık aslında teknoloji için de geçerli. Bazı yeni teknolojiler öyle hızlı yıldızlaştırılıyor ki, kısa dönemde bu beklentilere cevap vermesi doğal olarak imkansız hale geliyor. 1990’ların sonunda internetin yarattığı heyecan kısa sürede kurulan binlerce girişim, bunlara yapılan milyarlarca dolar yatırım ve nihayetinde ekonomik gerçeklerden kopuk olarak oluşan iş modelleri sonucu batan şirketlerle (ve bu şirketlere yatırım yapıp birikimlerini kaybeden küçük yatırımcılarla) sonuçlandı. Tabii sonrasında zaman içerisinde oluşan daha rasyonel bir bakış açısı ve alınan derslerle internetin hayatımızın her alanında yarattığı dönüşüme tanık olduk.

Amerika’nın popüler şarkıcılarından Justin Timberlake’in son video klibi yapay zeka konusunda bu açıdan geldiğimiz noktayı iyi gösteriyor sanırım. Video klip Steve Jobs’a benzetilmiş sanatçının 2028 yılında Malezya’daki bir derin öğrenme konferansında sunduğu robotlu performansı içeriyor. Hatırlatma açısından derin öğrenme son birkaç yıldır yapay zeka uygulamalarının en önemli yöntemlerinden biri haline geldi. Örneğin Facebook’un fotoğraflarınızda arkadaşlarınızı bulup otomatik olarak etiketlemesini sağlayan uygulama gibi görüntü tanıma çalışmaları derin öğrenme ile yapılıyor. Sürücüsüz araba teknolojisinde de derin öğrenme kritik bir yer tutuyor. Peki son derece yeni, karmaşık ve hala gelişme sürecinin başlarında olan bir teknolojinin bir pop müzik şarkıcısının video klibinde yer alması derin öğrenme ile ilgili yaşanacak hayal kırıklığının erken bir uyarısı olabilir mi? Bunun cevabı için araştırma firması Gartner’ın düzenli olarak yayınladığı teknoloji ilerleme eğrisine bakabiliriz. Aşağıda 2017 için oluşturulan grafiği görebilirsiniz. Grafik şu aşamaları gösteriyor:

- Yeni bir teknoloji ile ilgili algının ilk başta gittikçe artan bir ivme ve büyük beklentilerle gelişmesi, sürü psikolojisi ile çok detayına bakılmadan herkesin ondan konuşmaya başlaması, yatırımın artması

- Bu beklentilerin zirve noktaya ulaşması, taksi şoförünüzün robotlardan (ya da bitcoin aldığından) bahsetmesi, gazete manşetleri atılması

- Bu beklentilerin tam olarak karşılanamayabileceğinin anlaşılması üzerine aşağı inişin başlaması, hızla trene atlayanların aynı hızda trenden inmeleri sonucu düşüşün derinleşmesi

- Dibe vurduktan sonra gerçekten faydalı iş uygulamalarının gelişmeye başlaması, sabırlı ve inançlı girişimler sonucu teknolojinin faydasının görülmeye başlanması

- Daha sürdürülebilir bir hızla teknolojinin yaygınlaşmaya başlaması

2017 grafiğinde en tepede ne yer alıyor? Derin öğrenme! Demek ki teknolojide balon beklentiyi anlamanın bir yolu da video kliplere düşmesine bakmak olabilir! Grafikte ayrıca daha yolun başında olan genel yapay zeka (insan gibi düşünme), biraz ileride de kuantum bilgisayarları (normal bilgisayarlara göre 100 milyon kat daha hızlı çalışabilen) görebiliriz. Sağlıklı bir büyüme rotasında ise sanal gerçeklik var. Bakalım birkaç sene sonra bu eğri nasıl değişmiş olacak.

Yazının devamı...

Bir gün Andy Warhol ve Steve Jobs, John Lennon’ın evindeyken

Kavramsal ve performans sanatının öncülerinden olan anne Yoko Ono kocasının önünde suikaste uğradığı New York Manhattan’daki binada yaşamaya devam ediyordu. Gecenin son dakika katılanlarından biri de kendisiyle ilgili bir dosya hazırlayan gazeteci David Scheff tarafından davet edilen genç girişimci Steve Jobs’dı. Jobs hediye olarak piyasaya yeni çıkan bir Macintosh getirmişti ve Paint programının başına oturan küçük Sean için fare kullanarak şekiller çizmeye başlamak çok kolay olmuştu.

Tüm bunları hayranlıkla seyredenler arasında pop-art akımının en bilinen ismi ve yaşarken de son derece popüler ve tartışmalı bir sanatçı olan Andy Warhol ve sokak sanatından aldığı ilhamla eser üreten sanatçı dostu Keith Haring de vardı (Warhol da Lennon gibi saldırıya uğramış ama şans eseri hayatta kalmıştı yıllar önce). Warhol gördüklerine inanamıyordu, bu mucizevi bir şey diye heyecanla bağırıyordu. Warhol bilgisayar başına oturduğunda biraz acemilik çektikten sonra (önce fareyi havada dolaştırmış, aynen fırça gibi) ilk çizimini yaptı: bir daire!

Warhol bir yıl sonra Commodore bilgisayarlarının reklam yüzü olmuştu. Amiga 1000 modelinin lansmanında o zamanın en güçlü renk çözümüne sahip Paint programında Blondie grubunun solisti Debbie Harry’nin resmini çizdi, 1987’deki ölümüne kadar bilgisayar büyük sanatçının minik bir oyun alanı oldu. 40 yaşın üzerinde olanlar için çok nostaljik çağrışımlar yapmıştır tabii Commodore ve Amiga markaları.

Warhol öidükten sonra bilgisayar çizimleri ortadan kayboldu, ta ki bir sanatçı akıbetini merak edip işlerin peşine düşünceye kadar. Warhol arşivlerinden çıkan 40 kadar diskette 28 imajı Carnegie Mellon üniversitesinin yardımıyla restore etmeyi başardılar. O dönemde bir disketin kapasitesi 360 kilobayt, çıkan imajların büyüklüğü ise 200x300 pixel idi. Bunların günümüz skalasında ne kadar küçük olduğunu hayal etmemiz zor. Neyse, yolunuz Pittsburg’a düşerse Warhol Müzesi’ndeki sergiyi gezip, teknoloji ve sanatın yakın tarihini birlikte görebilirsiniz.

Bu hikayede benim en ilginç bulduğum şey aynı dönemde yaşayan kendi alanlarında öncü kişilerin yollarının bu şekilde kesişmesi. Mesela o doğum günü partisinde olmak müthiş bir tecrübe olurdu. Ya da Paris’te Ernest Hemingway ve Picasso’nun masasına kulak misafiri olmak, Einstein ve Freud’un tartışmalarına tanıklık etmek. Dünyayı ileriye götüren de herhalde bu tür dehaların oluşturduğu yaratıcı ortamın bir sıçrama tahtası görevi yapması.

Bizden sonraki jenerasyonlar bugüne bakınca acaba kimleri görecekler? Biri Elon Musk ya da Jeff Bezos olabilir belki. Ne dersiniz?

Yazının devamı...

2018 Öngörüleri – III

15 yılı aşkın bir süre içinde Türkiye’de önce Nexum Boğaziçi’ni kuran, sonrasında da BIC Melek Yatırım Ağı’nın kurucularından olan Joachim’in bir ayağı bugünlerde Berlin’de, yatırımcısı olduğu girişimlere uluslararası imkanlar da yaratmaya çalışıyor. Buyrun keyifli sohbetimize.

1- 2018 yılı için en çok hangi teknoloji ve inovasyonlar için heyecan duyuyorsunuz?
Son zamanlarda Berlin’de katıldığımız birkaç teknoloji ve girişimcilik konferansına bakarsak, blockchain teknolojisi kullanarak finansal işlemleri gerçekleştiren (yalnızca kripto para birimlerinden ve ilgili spekülasyonlardan bahsetmiyorum) ya da yapay zeka ve makine öğrenimi temelli ürün ve servisleri olan girişimler dışında, farklı bir odağa sahip yeni işler bulmak neredeyse imkansız. Bu teknolojilerin önümüzdeki 20 yıl içerisinde dünyayı tahminlerimizin de ötesinde şekillendireceğine inanıyorum. Bu günlerde yeni fikir arayışında olan girişimcilere verebileceğim tek tavsiye, söz konusu teknolojileri anlamaları ve bu gündemle yeni niş pazarlarda yaratabilecekleri erken çözümlere odaklanmaları yönünde olacaktır.

2- Start-up’larda bazı kişisel başarılar görüyoruz fakat genel etki hala kısıtlı. Türkiye girişimcilik ekosisteminin başlıca sorunları hakkında ne düşünüyorsunuz?
Son yıllarda oldukça muhteşem başarılar gördük ancak neredeyse hepsi 10 yıl önce e-ticaretin gelişmesi esnasında kök salanlar arasından çıktı. O dönemde bu pazar, Türkiye’nin genç ve teknik açıdan yeterli nüfusu, mükemmel internet, lojistik ve elektronik ödeme sistemleri altyapılarının desteğiyle gelişti ve en sıcak pazarlardan biri haline geldi.

E-ticaret dalgasının ardından, pek çok girişimin uluslararası alanda tanınmasını sağlayamadık. Türkiye’de gördüğümüz girişimlerin büyük çoğunluğu; B2B’den ziyade B2C (son tüketici) iş modelinde olan ya da pazar yeri yaratarak global anlamda başarıya ulaşan yabancı girişimleri, yetersiz finansman ve başa baş noktasına ulaşması güç olan problemli iş modellerine rağmen kopyalamaya çalışıyordu. Türkiye’de hala keşfedilecek çok sayıda niş pazar alanı olsa da, bir girişimci olarak B2B iş modellerine odaklanmanız halinde, gerçek bir müşteri problemini ortadan kaldıran inovatif bir çözüm yaratarak çok daha başarılı olabilirsiniz. Hali hazırda büyük oyuncuların yer aldığı ve devasa pazarlama harcamalarını zorunlu kılan ya da finansal geri dönüşün uzun zaman alacağı pazarlardan uzak durmanızı tavsiye ederim.

3- Son olarak Türkiye’deki yeni teknoloji girişimcileri için sizden birkaç cümle alabilir miyim?
Benzer gelişmişlik düzeyindeki diğer ülkelere kıyasla, pek çok Türk girişimci işin başındayken globalleşmekten uzak ve içe dönük bir bakış açısına sahip. Global bakış açısı, kendi ülkeniz ve diğer hedef ülkeler için geçerli olan sağlam bir pazar bilgisiyle (yalnızca google aramalarından bahsetmiyorum), ilgili pazarlardaki uluslararası rakiplerle nasıl rekabet edeceğinizi biliyor olmakla başlar, net bir odakla, müşterilerinizi açıkça anlamak üzere geliştirilen etkileşimler ile devam eder ve hem kendi aralarında hem de yatırımcılarla İngilizce iletişim kuran uluslararası kuruculara sahip olmakla son bulur. Hayata geçirmek en önemli şeydir, fikrin kendisi en iyi ihtimalle beş haneli bir tutara sahip olabilir. Girişim de bir işletmedir ve başarılı olması için diğer işletmeler gibi profesyonelce yönetilmesi gerekir. İnovatif olmak çok zor bir iştir ve kötü yönetim ve uygulamaları uzun süre boyunca telafi edebilmesi asla mümkün değildir.

Son olarak en önemli noktalardan birisi, girişiminizi potansiyel yatırımcılar, üniversite hızlandırıcıları ya da herhangi bir girişim teşviği için değil, pazar için yaratın. Tüm bu fonlar ve destekleyici yapılar, iş fikrinizin ekonomik ve finansal açıdan başarılı olması için birer araç olmaktan öteye gidemezler.

Joachim’e katkıları için çok teşekkürler.

Yazının devamı...

2018 Öngörüleri - II

1- 2018 yılı için en çok hangi teknoloji ve inovasyonlar için heyecan duyuyorsunuz?
Kitlelerin hayatında katma değer yaratabilen projeleri kişisel olarak heyecan verici buluyorum. Hiç kuşkusuz nesnelerin interneti ve yapay zeka alanında pek çok ürünü takip ediyoruz. Yaşanan tüm bu gelişmelerin bir anlam ifade etmesi için insanların gündelik yaşamlarına dokunabilmeleri gerekiyor. Bu sebeple sıklıkla Türkiye’deki internet penetrasyonunun artmasını ve ülkedeki dijital uçurumun azaltılmasını savunuyorum.

Bugünün dünyasında internet yalnızca ülkelerin ekonomik kalmasında kritik bir rol oynamakla kalmıyor, tüketicilerin sosyal refahının yükselmesine de katkıda bulunuyor. bağımsız bir araştırma kuruluşuna göre, Türkiye’de sabit geniş bant penetrasyonunun %25 artmasının, ülkenin gayrı safi yurt içi hasılasına 130 milyar dolar katkıda bulunacağı ve 500 bin kişilik ek istihdam yaratacağı öngörülüyor. Bu anlamda Türk Telekom’un geniş bant ağının merkezinde yer alarak Türkiye’nin her şehrine 246 bin km uzunluğunda fiber internet sağlıyor olmasından gurur duyuyorum. Dijital dünyanın avantajlarını daha fazla haneye ulaştırabilmek adına durmaksızın çalışmaya devam edeceğiz.

Şüphesiz ki nesnelerin interneti, yapay zeka ve artırılmış gerçeklik alanlarında yaşanan gelişmelerden dolayı oldukça heyecanlıyız ve bu dikeylerde neler yapabileceğimize odaklanmış durumdayız. Bu gelişmelere ek olarak, artan işlemci gücünün ve büyük veri analitiğinin önümüzde pek çok kapı açacağının farkındayız. Blockchain de takip ettiğimiz teknolojiler arasında finans, üretim ve tedarik zinciri gibi alanlarda son derece kritik değişimlerin habercisi olarak ön sıralarda yer alıyor.

İnsanların gündelik yaşamlarına dokunarak yaşam kalitelerini arttıran teknolojilerin geliştirilmesi için çalışıyor ve bu amaçla çeşitli ortaklıklar kuruyoruz. Örnek verecek olursak:

- Uzaktan sağlık hizmetleri sağlayabilmek adına nesnelerin interneti teknolojileri

- Uzaktan tedavi ya da yurtdışında bir ameliyata katılabilmek için artırılmış ve sanal gerçeklik uygulamaları

- Ulaşımı zor olan alanlarda ilaçların teslimi için drone’ların kullanımı

- Büyük veri teknolojileriyle hastaların rutin sağlık kayıtlarının analiz ederek önleyici çözümlerin sunulması

Saydığım örnekler, sağlıktan perakendeye, ulaşımdan eğitime dek pek çok sektör adına rahatlıkla çoğaltılabilir. Bizim için buradaki kritik konu bu teknolojilerin herkes için erişilebilir olması ve bu da ancak ve ancak Türkiye’de internet kullanımının arttırılmasıyla mümkün olabilir.

2- Hızla gelişen yeni teknolojilerin telekomünikasyon sektörü için yarattığı fırsat ve tehditler hakkında ne düşünüyorsunuz?
Kuantum bilgisayarlar bugün ulaşabildiğimiz işlemci gücünü kat be kat arttırarak AI, AR ve VR uygulamalarında devrimsel değişimlere yol açacaktır. Bununla birlikte, söz konusu teknolojiler kodlama ve sıkıştırma tekniklerinde yarattıkları iyileştirmelerle telekom sektöründe verimliliği arttıracak ve daha güvenli ve hızlı ağların kullanılmasına olanak sağlayacaktır.

3- Son olarak Türkiye’deki yeni teknoloji girişimcileri için sizden bir kaç cümle alabilir miyim?
Değişkenlik, belirsizlik ve karmaşıklığın hüküm sürdüğü bir dünyada yaşıyoruz. Hal böyleyken şirketler için neyin engel neyin fırsat olduğunu bilebilmek mümkün değil.

Bu yüzden ‘yıkılmaya’ hazır esnek sistemlere, müşterilere ve fikirlere yatırım yapmalarını tavsiye ediyorum. İşlerine odaklanırken bir şeyi yapamıyorlarsa işbirliği yapsınlar, yapmaları şart değilse yapmayı bıraksınlar.

Paul’e katkısı için çok teşekkür ediyorum.

Yazının devamı...