Boşanma davasının kazananı olmaz

Gülben Ergen bu hafta Mirror Circle platformunun kurucusu avukat Beste Demir Keki ile bir araya geldi. Keki kurduğu platformu, avukatlığa uzanan hikayesini ve çekişmeli boşanma davalarının zorluklarını anlattı.

Haberin Devamı

Işık saçan, umut veren bir kadın Beste. 34 yaşında ama yaptıkları ve
yapacakları yaşının çok üstünde... Kadın haklarıyla ilgili o kadar ihtiyacımız olan bir bilince sahip ki... Sadece bir avukat değil yani. Mirror
Circle platformunu kurdu. Başarılı, genç ve güçlü kadınları bir araya getirdi. Şimdi bu kadınlar hem kendileri hem de diğer kadınlar için umut verici projeler üretiyor. Onu gönülden destekliyorum ve gururla alkışlıyorum. Sana ve senin gibi dimdik duran kadınlara ihtiyacımız var Beste...

 ◊ Beste Hanım, avukatlığa uzanan hikayenizi anlatır mısınız? Nerede okudunuz?

- Zonguldak’ta büyüdüm. Liseyi okul derecesiyle tamamladım. Daha sonra AFS bursuyla Amerika’ya gittim. Bir sene Amerika’da yaşadım. Liseyi de orada bitirdim. Hiç tanımadığım bir ailenin yanında yaşadım. Hayatımı değiştiren şeylerden biri buydu.

Haberin Devamı

◊ Kaç yaşındaydınız o zamanlar?

- 18 yaşındaydım. Bir sene boyunca annemi ve babamı hiç görmedim. Çünkü AFS’de aile ziyaretleri yasak. Programın bozulmaması için anne ve babanı hiç görmemen gerekiyor. Hayatımın hem en sert hem de en muhteşem deneyimlerinden biriydi.

◊ Aileniz nasıl karar verdi buna? Size duydukları güvenle mi alakalıydı? Mesela yaşadığınız aileyi gelip gördüler mi?

- Yok görmediler. İlk ailede çok rahatsız olduğum şeyler yaşadım. İki hafta boyunca uyuyamadım ve kendime yeni aile buldum. O aileyi bulana kadar “Beni alır mısınız?” diye insanlara gidip sormaya başladım. O dönem onlarla mümkün olduğunca az konuştum.

Aman sesimden bir şey anlamasınlar diye... Ne zaman aile buldum, onların evine taşındım, akşam annemi babamı arayıp “Size bir sürprizim var. Ben aile değiştirdim” dedim. 

◊ Bir şey olduğunu anladılar mı?

- Hissetmiş olabilirler. İlk hafta şok geçirdim. Babama telefonda “Baba, ben herhalde bunu yapamayacağım. Çok zor geldi. Ben dönsem ne yaparsın? Hayal kırıklığına uğrar mısın?” dedim. Babam “Beste, sen dünyanın neresinde olursan ol, gerçekten bana ihtiyacın olduğunda ve baba dediğinde ben yanındayım ama şu anda bana gerçekten ihtiyacın yok. Bunu da yapabilirsin. Hadi bakalım kızım” dedi ve kapattı telefonu.

Haberin Devamı

◊ Ben olsam hemen uçağa binip dönmüştüm...

- Erkek kardeşim Amerika’da yaşıyor bu arada. Bir gün bize telefon açtı. İyi gelmiyordu sesi. Babamla 24 saat içinde Amerika’daydık. Benim için özel bir gündür o. Seneler sonra sözünü nasıl tutabildiğini görmek çok önemli bir şeydi.

Boşanma davasının kazananı olmaz

BABAANNEM 13 YAŞINDA GİTTİĞİ DÜĞÜNÜN KENDİ DÜĞÜNÜ OLDUĞUNU ÖĞRENMİŞ

◊ Anne ve babanız ne iş yapıyor?

- Babam jinekolog. Annem de pratisyen hekim. Annem Avusturya Lisesi mezunu. Babam Zonguldak’ta doğmuş ve büyümüş. Yedi kardeşler. Annem de babam da çalışmaya devam ediyor. Hâlâ çok aktifler.

◊ Üniversite süreciniz nasıl geçti?

- Bilkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni tam bursla kazandım. Sonra Birleşmiş Milletler Simülasyonu grubuna katıldım. Harvard’ın Edinburgh’da yaptığı bir toplantıya gittim. Daha sonra okul ve dekanın da olduğu bir ekip tarafından Bilkent’i temsil etmek üzere Avusturya’ya yollandım. Orada da kurgusal tahkim duruşmasına katıldım.

Haberin Devamı

Bütün bunlar olurken bir yandan da staja başladım. Ama orada şöyle bir hata yaptım. Bizim zamanımızda en başarılı öğrenciler hep uluslararası hukuk bürolarına gidiyorlardı çalışmak için. Uluslararası hukuk bürolarından sana teklif geldiğinde hemen “Ben de en başarılılardan biri olduğumu kanıtlamalı ve oraya gitmeliyim” diyorsun. Ben de aynen öyle yaptım. Birleşme-devralmalar alanında çok ünlü bir hukuk bürosunda çalışmaya başladım. 3 sene boyunca da çalışmaya devam ettim ama bir tarafım da hep başka bir şey yapmak istiyordu.

◊ Ne yapmak istiyordunuz?

- Kadınlar ve aileyle ilgili bir şey yapmak istiyordum.

◊ Bu konudaki hassasiyetin nereden geliyor?

Haberin Devamı

- Babaannem Erzurum’da bir aşiretin kızıymış. 13 yaşında bir düğünde göbek atıyor babaannem. İsmi Gülizar. “Gülo Gülo, bu senin düğünün” diyorlar. Babaannem “Yalancı” diyor. İnanmıyor. Yalan söylüyorsunuz dedikten sonra oynamaya devam ediyor. Akşam görüyor ki gerçekten de kendi düğünü. 13 yaşında...

◊ Hayatta mı babaanneniz?

- Vefat etti.

◊ Sonrasında neler oluyor?

- Zor günler yaşıyor. Ama öyle kuvvetli kadın ki o...  Bir tane çarşaf buluyor. Daha 14-15 yaşında. Çarşafa sarınıyor. Trene biniyor Erzurum’un bir köyünden, Zonguldak’ta aileden biraz daha kopuk olan erkek kardeşinin yanına sığınıyor. Bildiğiniz kaçıyor. Akla ve cesarete bakın.

◊ Bu hikayeyi babaannenizden mi dinlediniz?

Haberin Devamı

- Babaannem ben 5 yaşındayken öldü. Ben babamdan çok geç yaşlarda dinledim. Duyduğumda günlerce hüngür hüngür ağladım. Çok içime dokundu.

ANNEANNEM EVDEN KAÇIP ÖĞRETMEN LİSESİNE YAZILMIŞ

◊ Peki anneannenizin hikayesi?

- Anneannem, Mustafa Kemal döneminin ilk gençlerinden. Atatürk o dönem “Kadınlar okusun” demiş. Anneannem de “Sen istersin de ben okumaz mıyım” demiş. Çok küçük yaşta Çanakkale’den kaçıp Bursa’da öğretmen lisesine yazdırıyor kendini. Babası çok kızıyor. “Madem çıktın, bir daha gelmeyeceksin” diyor.

Annesi arada kaçak kaçak görüşmeye devam ediyor. Anneannem hep bana derdi ki “Bizim öğretmen lisesinin bahçesinde bir tane kiraz ağacı vardı. O kiraz ağacı benim gözyaşımla büyüdü”. Tatillerde gidemiyor. Yazı kışı, çoğu zaman tek başına okulda geçiyor. Birkaç yıl sonra babası biraz yumuşuyor ve yazları evine gitmeye başlıyor. Ama uzun süre okumak için acı çekmek zorunda kalıyor.

◊ Anneannenizin ve babaannenizin hikayesi sinema filmi gibi...

- İnanılmaz değil mi? Bu ülke hakikaten bu hikayelerle dolu. Anneannemi 2 sene önce kaybettik. Anneannem benim hayatımda çok önemli bir figürdü.

Çok güzel bir kadın ve kendi yaşadığı döneme göre de oldukça cesur. 36 yaşında evleniyor. Tek çocuk doğuruyor. “Bu kadarı yeter” diyor.

 EVLiLiK SÖZLEŞMESi TABU OLMAMALI

 Evlilik sözleşmesi ülkemizde çok tartışılıyor. Nasıl yorumluyorsunuz?

- Evlilik sözleşmesi diye bir şey yok aslında Türkiye’de. Mal rejimi sözleşmesi var. Bence tabu olmamalı. Her durumda gerekli mi bilmiyorum. Bunu çiftlerin kendi dinamikleri belirler. Ama siz biriyle evleniyorsanız onunla finansal konularda rahatlıkla konuşabiliyor olmanız gerekli. Sonuçta hayatı paylaşacaksınız. Bunu teklif etmenin bile Türkiye’de bir hakaret haline gelmesini anlayamıyorum. Bu konuları konuşmak ayıp değil. Toplum olarak daha çok konuşmaya ihtiyacımız var.

ÇEKiŞMELi BOŞANMA DAVASININ TEK KAZANANI AVUKATTIR

Boşanma davalarında kadınlar en çok hangi konuda mağdur oluyor?

- Kadının mağdur olduğu durumlar ve kadının kendini mağdur ettiği durumlar var. Eğer erkek ekonomik gücünü şiddet olarak kullanırsa, “Vermiyorum para, çık evimden” gibi durumlarda mağdur oluyorlar. Bir de kendilerini mağdur ettikleri durum var. O da bir çatışmanın içine intikam duygusuyla girmek. Hak aramak ile intikam aramak farklı şeyler. Hak aramak yerine intikam almayı isteyen, erkeği mahkemelerde süründürmenin peşinde koşanlar var. Ama erkeği mağdur edeceğim derken kendini de mağdur ediyor. Çekişmeli boşanma davaları senelerce bitmiyor. Sonra bir de mal ayrılığı davası...  Ne oldu? Senelerce sen de bunun içerisinde eridin bittin tükendin.

Yanaşmıyor çiftler.

- Zannediyorlar ki anlaşmalı boşanmak her konuda anlaşmak demek. Halbuki değil. Anlaşmalı boşanmak, her iki tarafın da dağılmakta olan ailenin yararını kendi problemlerinin üzerinde tutması demek. Ben boşanma davasını kazandım. Yok böyle bir şey. Sen boşanma davasını kaybettin. Boşanma davasının kazananı yok. Boşanma davasının kaybedeni var. Çekişmeli boşanma davasının tek kazananı avukattır. Boşanma sürecinde taraflar masalardan çok erken kalkıyor. Avukatlara da bu konuda önemli ödevler düşüyor; tansiyonu azaltıp anlaşmalı boşanma protokolü üzerindeki pazarlıkları daha uzun tutmak çok önemli.

MIRROR CIRCLE’DA GÜÇLÜ KADINLAR BiR ARAYA GELDi

  Mezun olduktan sonra neler yapmaya başladınız?

- Uluslararası şirket birleşmeleri, devralmaları yapan hukuk bürolarında çalıştım. Çokça sözleşme gördüm. Büyük sözleşmelerin pazarlığının nasıl yapıldığı konusunda deneyim kazandım. Daha sonra master yapmak istedim. Kalbimden geçen okul University of Chicago’ydu. Amerika’nın en önemli ilk beş hukuk fakültesinden biri. Dünyada en fazla Nobel ödülünü bizim okul mezunları aldı.

Bir sene orada okudum. Feminizm konusunda en ünlü isimlerden biri Martha Nussbaum benim hocamdı. İnanılmaz bir kadın. Bir gün derste dedim ki “Çok merak ettiğim bir şey var. Amerika’da açıkçası kendimi daha özgür hissediyorum. Türkiye’ye geldiğimde biraz daha yüklü ve ağır gibiyim. Neden böyle hissediyorum?” Bana dedi ki “Cevap aslında çok basit. Kolektif bilinçaltı. Senin ülkende senin çevren için kadın ve erkek aynı olabilir. Kız çocuğuyla erkek çocuğu aynı olabilir ama bir ülkede kadın daha az değerliyse bu bir gaz gibidir, kapıların altından sızar. Hepinizin omzunda yüktür”...

Bu öğrenilmiş çaresizliğimiz...

- Aynen öyle. Omuzlarımıza yerleşmiş yük. Atamıyoruz. O gün bunu derste söylediği zaman izin aldım ve sınıftan çıktım. Sarsıldım.

Bir de çaresiz bir şey söylüyor. Ne yapayım? Ülkemi mi değiştireceğim? Benim doğduğum ve sevdiğim yer burası. Ben burada yaşamak istiyorum. Sonra bu nasıl aşılır diye düşünmeye başladım. Martha Nussbaum ile ufak ufak derste bu konularda konuşmaya başladık. Hep aynı sözcük karşıma çıktı. Aynalamak, özgecilik, aynalamak, özgecilik...

Aynalamak ne demek?

- Potansiyeli birbirine denk kadınlar bir araya geldikleri zaman birbirlerinin hayatta potansiyelini hızlandırmaya başlıyor. Yani omuzlardaki yük azalsın ama aynı zamanda gerçek potansiyel ortaya çıksın. Zaten bu benim çok yanıp tutuştuğum bir şeydi. Bizim gibi Türkiye’de iyi eğitim almış kadınların üzerinde daha büyük ödev potansiyelini yaşamak. Bir meşale yanmıyor mu sizin içinizde? Benim yanıyor.

AMACIMIZ ÖNCE KENDİ ZORLUKLARIMIZI KONUŞMAK

◊ “Mirror Circle” projesi böyle mi ortaya çıktı?

- Evet. Potansiyeli olan kadınların bir araya gelmesi. Çevremde gördüğüm kadınlarla konuşmaya başladım. İnanılmaz bir sinerji oluştu. İlk önce girişim danışmanı Eda Kirali’ye anlattım. “Her türlü kadın hareketine varım” dedi.

Daha sonra Zeynep Yıldırım’ı aradım. Sade kitabının yazarı Ege Erim’i aradım. Çiçekçi Ege Soley’i aradım. Merve Zabcı, Merve Kırşan, Sera Sade, Ceylan Çığ Koz, Başak Cankeş de aynı şekilde... Bu arkadaşlarımdan bazıları da bu bütünün parçası olacağını düşündükleri insanları aramaya başladı. Hep beraber toplandık, bir platform oluşturalım dedik.

◊ Peki amacınız ne?

- Amacımız ilk önce kendi yaşadığımız zorlukları konuşmak. Mesela bir insanın anne olurken aynı zamanda işini yürütmesi gibi.

Aynı zamanda iş hayatında karşılaştığımız zorluklar ve ek olarak  networking. Yani birbirimizi daha farklı platformlara çıkarmak için destek olmak. Aynı zamanda dedik ki “Bu kadar kadın bir araya geliyorsak ve kendimiz iş hayatında başarılıysak, dışarıya mutlaka bir faydamızın olması lazım”. Ve şu anda mentor’lük yapmaya başladık üniversite öğrencilerine.

 

 

Yazarın Tüm Yazıları