GÜNDEM
SPORARENA
YAZARLAR
EKONOMİ

Aklanma da haberdir

“... hakkımda 19 kez manşet yapıldı. Haberi doğrulatma amacıyla hiç aranmadım. Konuyla ilgili mahkemeden beraat ettim. Beraat etmeme rağmen bir küçük haber bile yapılmadı. Bir devlet memuru olarak çok mağdur oldum.”

Özdemir’in gönderdiği 19 kupürden ilki, 30 Ekim 2014 tarihini taşıyordu. Hürriyet Akdeniz’in manşetindeki “Üniversitede yolsuzluk” haberinin spotunda üniversitenin kantin ihalelerinde yolsuzluk yapıldığı ve rüşvet alındığı öne sürülüyordu. Devam eden daha sonraki haberlerde de Aydın Özdemir ile eski rektör danışmanı Mustafa Madanoğlu hakkında dava açıldığı belirtiliyordu.

Özdemir’in gönderdiği 6 Aralık 2016 tarihli karara göre, o davada kendisi beraat etmiş, Mustafa Madanoğlu ise 1 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırılmıştı. Ancak Antalya 7.Ağır Ceza Mahkemesi’nin bu kararıyla ilgili olarak Hürriyet Akdeniz’de haber bulamadım.

Özdemir’in şikâyetini ve beraat kararının yayınlanıp yayınlanmadığını bu haberlerde imzası olan Salim Uzun’a sordum. Ancak 19 Şubat’tan beri ayrıntılı bilgi vereceğini birkaç kez tekrarlamasına rağmen hâlâ bir yanıt alamadım.

Daha fazla gecikmemesi için artık Özdemir’in yakınmasını okurlara iletmeye karar verdim. Gördüğüm kadarıyla bu olayda bir gazetecilik hatası söz konusu. Haberlerde suçlanan kişinin görüşlerine yer vermek ve suçladığımız kişinin beraat etmesini de haber yapmak gazeteciliğin gereğidir. Suçlarken gösterdiğimiz titizliği ve cevvalliği, -eğer bir dalgınlık, dikkatsizlik yoksa- aklanması halinde de göstermemek, gazetecinin o haberle doğru ilişki kuramadığına, mesafeyi koruyamadığına işaret eder.

MAL DEĞİL CAN

ARTIK mal değil can” başlıklı haber, Hürriyet’in kampanyasının yankı bulduğunu aktarıyordu. Adalet Bakanlığı’nın hazırladığı tasarıda, hayvanlar artık mal değil can olarak kabul ediliyordu.

Bu gelişme hayvanlar açısından olduğu kadar gazetecilik açısından da sevindirici. Hürriyet Yazı İşleri ve ‘Ses ver’ ekibi, hayvan haklarını gündeme getirmekle kalmadı, sonuç alana kadar da takip etti. Gazetecilikte eskiden ‘fikri takip’ denilen, sorun çözülene kadar yayına devam etme yöntemi, Türkiye medyasında neredeyse unutulmuştu. ‘Fikri takip’in yararını yeniden hatırlattı hayvanlarla ilgili bu kampanya.

Aslında ‘fikri takibi’ sadece hayvan hakları ve çevre sorunları konusunda değil, tüm mağduriyetler, insan hakları, yolsuzluklar ve geniş toplum kesimlerini ilgilendiren bütün konularda da uygulamak gerek.

Ayrıca hayvanların can olarak görülmesi için kampanya yürüten bir gazete hayvanları mal kabul etmemeli. Nur Türeli adlı okur dikkatimi çekti. 4 Nisan’da gazetenin arka sayfasında yayımlanan “Bu kez ezilen filler oldu” haberinde kazada ölen bir fil için “telef oldu” yazılmıştı.

Daha önce de dile getirmiştim; “telef”, mal kabul edilen canlıların ölümlerini anlatan bir sözcük. “Telef oldu” deyince bir canlının ölümünden değil bir malın kaybından, ziyan olmasından söz etmiş oluyoruz. Hiçbir canlı mal olarak nitelendirmeyi hak etmez. Hürriyet de artık “telef” sözcüğünden vazgeçmeli.

OKURDAN KISA KISA

İsmail Vatansev: Pazar ekinizde haftanın testi bölümünde altıncı sorunun cevabı Uzungöl değil Balıklıgöl olmalıydı. K.Maraş’taki firma, insanları umre yerine Ş.Urfa’daki Balıklıgöl’e götürmüştü. (15 Nisan)

Sedat Topaloğlu: İnternette “Güneş taburcu olunca doğruca...” diye haber yapmışsınız. Şenol Güneş taburca olunca doğruca evine gitmiş. Lütfen bunun neresi haber açıklar mısınız? Neden insanları kandırıyorsunuz? (20 Nisan)

Ayla Özmen: “Ayşe öğretmen bebeğiyle cezaevinde” haberi için tebrik ederim. Ama Beyaz Show’da “Burada doğmamış çocuklar, anneler, insanlar öldürülüyor. Sessiz kalmamalısınız” dediği için mahkûm edildiği yok, haber eksik. (21 Nisan)

Nalan Gün: Kitapsanat ekinizde Neş’e Erdok hakkındaki yazıda ismi doğru yazılmış ama ilk sayfada “Neşe” yazıyor. (13 Nisan)

HAFTANIN ENGELLENENLERİ

HÜRRİYET Dijital İçerik Koordinatörü Emre Kızılkaya, Sulh Ceza Hâkimlikleri’nin bu hafta erişiminin engellenmesine karar verdiği hurriyet.com.tr haberlerini şöyle sıraladı:

Edirne’de bir hastanede babalarının hayatını kaybetmesinin ardından kadın doktora saldıran iki kız kardeşin serbest bırakıldığına dair haber.

Antalya’daki bir ortaokulda  İngilizce öğretmeni N.D.’nin,13 yaşındaki kız öğrenciye cinsel istismarda bulunduğu iddiasıyla tutuklanması haberi.

Türkiye’nin önde gelen içki ithalatçılarından bT Pazarlama’nın hacizlere karşı mahkemeden koruma kararı aldırdığını içeren 12 Nisan 2018 tarihli haber.

Dizi oyuncusu Fırat Çöloğlu’nun nitelikli cinsel saldırı suçlamasıyla yargılandığı davada beraat ettiğini duyuran 2014 tarihli haber.

Ünlü manken Aysun Kayacı’nın Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü’ne ifade verdiğini bildiren 2010 tarihli haber.

Malatya’da işlenen cinayetten yedi yıl sonra mağarada yakalanarak tutuklanan iki sanıkla ilgili 2010 tarihli haber.

Dönemin milletvekili İbrahim Özal’ın eşinin, “Beni 25 yaşındaki danışmanıyla aldattı” diye boşanma davası açtığını duyuran 2005 tarihli haber.

Konya Selçuk Üniversitesi’nde bir öğretim görevlisi hakkında, üç kız öğrenciye kendisiyle birlikte olmaları karşılığında sınıf geçirme sözü verdiği iddiasıyla ilgili soruşturma başlatıldığını duyuran 1998 tarihli haber,

Sinop’taki FETÖ soruşturmasında bir başhekim ile eşinin gözaltına alındığını ve ardından tutuklandığını duyuran 2017 tarihli haberler,

Kendisini “TBMM avukatı” olarak tanıttığı için dolandırıcılıktan yargılanan Remzi D. hakkında eşinin de aynı suçlamayla şikâyetçi olduğunu duyuran haber,

Eşini dövdüğü için mahkûm olan hâkim Bayram Selek’in kendisine ceza veren hakime temyiz dilekçesinde beddualar yağdırdığına dair haber.

Bir milletvekili danışmanı olan Y.A hakkında bir halkla ilişkiler görevlisini taciz ve tehdit ettiği iddiasıyla soruşturma açıldığını duyuran 2014 tarihli haber,

Ağrı’da bir hastanede annelerinin ameliyatta hayatını kaybetmesinin ardından hasta yakınlarının iki doktora saldırmasıyla ilgili haber,

Marmaray’da bir gencin raylara atlamasının ardından bir görgü tanığının polise verdiği ifadeyi aktaran 13 Nisan 2018 tarihli haber.

Yazının devamı...

Gazeteci-sektör ilişkisi

“...Bazı meslektaşlarımız bu 3 yıllık süreçte ne yazık ki ısrarla bizim yanımızda olmamak için mücadele verdi, bazıları bizi çıkarcılıkla bile suçladı. İnanın kendileri bile bunu söylerken neyi kastettiklerinin farkında değillerdi. Kendi çevrelerinde işler böyle yürüdüğü için mi ‘Kesin bu işte bir çıkar var’ diye düşündüler bilemem...

Diğer taraftan 3 yıllık süreçte bazı üyelerimizin, derneğin tek amacının (Türkiye’de Yılın Otomobili) ödül töreninden ibaret olduğu eleştirisini getirmesine de üzüldüm. Arkadaşlar bu tören hepimizin prestiji, gazetecilerin kurumlarından bağımsız neler yapabildiğinin bir göstergesi.

...Varsın saçma sapan eleştiriler gelsin, bizi kimse yolumuzdan döndüremez. Çünkü biz yanlış iş yapmıyoruz, namusumuzla itibarımızı artırmak için mücadele ediyoruz.”

Erkan Sökmen adlı okur, Özpeynirci’nin bu yazısına internette “Boşverin siz olumsuz ithamları. Çok doğru bir iş yapıyorsunuz. Hatta geç bile kalınmıştır. Ekonomimiz için bu kadar önemli olan bir sektörde böyle bir faaliyeti ayakta alkışlıyorum, elinize emeğinize sağlık” yorumunu yapmış.

Okur Temsilcisi (Ombudsman) olarak Özpeynirci’nin yazısına iki temel itirazım var. Birincisi, bir gazeteci yönetiminde olduğu derneğe ilişkin eleştirilere gazetesinden yanıt vermemeli. Oysa Özpeynirci’nin bu yazısı Hürriyet’i dernek içi tartışmaların zemini haline getiriyor, gazete eleştirilere yanıt aracı olarak kullanıyor. Bu mevzular, dernek kongreleri ya da toplantılarının gündemi olabilir ama Hürriyet’in değil.

İkincisi, bildiğim kadarıyla gazetecilik meslek örgütlerinin temel amacı o alandaki mesleki sorunlara çözüm bulmak, gazetecilere destek olmak ve daha kaliteli gazetecilik yapılması için çaba harcamaktır. Özpeynirci ise yazısında “Verdiğimiz ödülü markalar büyük bir güç olarak kullanmaya başladı ki amacımız da buydu” diyor. Bir gazetecinin temel amacı ‘sektöre katkı’ olamaz.

Zira gazetecilik; şirketlerin, güç odaklarının, güçlülerin, iktidarların, partilerin ya da bazı
organizasyonların sesi olmak
değildir.

ÖZPEYNİRCİ’NİN YANITI

Eleştirilerinize katılmıyorum. Evet, isminde ‘Otomotiv’ olan bu derneğin öncelikli amacı bu sektöre hizmet eden gazetecilerin itibarını arttırmak. Ama bunun yanında tabii ki otomotiv sektörünü desteklemek de var. Unutulmamalı ki sektörün ekonominin lokomotifi olmasında biz gazetecilerin de payı büyük. Yazılan yazılar insanların otomobil beğenilerini değiştirdi ve düzeltti, firmaların kendilerine çekidüzen vermelerini sağladı ve gerçek rekabeti ortaya koydu.

Aynı zamanda vergi, hurda teşviki haberleriyle insanların daha güvenli araçlara binmesi sağlandı, çevreyi kirleten araçların yarattığı sıkıntılar dile getirildi. Yani biz gazeteciler otomotiv sektörünün gücünün herkes tarafından bilinmesini, duyulmasını sağladık. Bu dernekle de kurumlarımızdan bağımsız bunu devam ettirip, ‘Türkiye’de Yılın Otomobili’ (TYO) yarışmasıyla tüketiciler için yol gösterici olmayı hedefledik. Bu yarışmayla bizim de parçası olduğumuz otomotiv sektörünün gücünü kamuoyunda daha fazla duyurduk.

Yazımda dernek içi eleştirilere değil yapılan haksızlıklara rağmen üçüncü yılında da TYO yarışmasını başarılı bir şekilde düzenlediğimizden ve tüm sektörü bir araya getirdiğimizden bahsediyorum. Amacım olumsuzluklara rağmen doğru bildiğimizden sapmayarak başarılı olduğumuzu göstermekti. Bu yarışma çalıştığımız kurumları da dolaylı olarak etkiliyor, çünkü markalar bu yarışmayla birlikte ilan ve reklam vermeye de başladılar. Bu da doğru iş yaptığımızın bir kanıtı... 

HASTANEDEKİ YANGIN

“YANGINA davetiye” ve “Uyanıklar yapmış” başlıklı haber, Taksim İlkyardım Hastanesi’nde çıkan yangını konu alıyordu. Haberde ortağı Serel İnşaat ile birlikte adı geçen Uyanıklar İnşaat Şirketi’nin yönetim kurulu başkanı Veysi Uyanık, hastanede “Yönetmeliğe aykırı yanıcı malzeme (köpük) tespit edildiği” iddiasına itiraz etti. Uyanık, gönderdiği metinde iddialara şöyle cevap verdi:

“Yangının meydana geldiği cephede şirketimizin imalatı söz konusu değildir. Esas yangın çıkan cephe bir önceki firma tarafından yapılmıştır. Köpük olarak belirtilen malzeme, XPS malzemedir ve kamu ihalelerinde halen kullanılan yangına dayanıklı üründür. Söz konusu hastanede kullanılan XPS malzemesi, proje aşamasında kamu kurumu tarafından belirlenmiştir. Şirketimiz, proje firmasının belirlediği ve işveren idare tarafından onaylanmış malzeme ile imalatı yapmıştır. İmalattan kaynaklanan hiçbir eksiklik ve kusur söz konusu değildir.”

HAFTANIN ENGELLENENLERİ:

Sulh Ceza Hakimlikleri’nin, bu hafta erişiminin engellenmesine karar verdiği hurriyet.com.tr haberlerinden öne çıkanlar şöyle sıralanıyor:

* Fatih İlçe Milli Eğitim Müdürü Şeref Çalışır’ın (58) yanında çalışan ve kendisinden yaklaşık 40 yaş küçük olan iki kadın memura cinsel saldırıda bulunduğu iddiasıyla 8 yıl hapis cezasına mahkum olmasıyla ilgili haberler...

* Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın oğlu Burak Erdoğan’ın ses sanatçısı Sevim Tanürek’e çarparak ölümüne neden olduğu trafik kazasını konu alan 1998 tarihli Emin Çölaşan yazısı.

* Yalova’daki bir hastanede görevli cerrahın, şikayetçi bir hastanın işbirliğiyle yapılan polis operasyonunda seri numaraları alınmış banknotları “bıçak parası” olarak aldığının saptanması üzerine tutuklandığını bildiren haber.

* İstanbul’da gece yarısı evine giden bir kadının üzerine idrarını yaptığı iddia edilen erkek şüpheliyle ilgili geçen hafta yayınlanan haber.

* Miss Turkey 2015 güzellik yarışmasının 20 finalistini tanıtan Kelebek haberi.

* WikiLeaks belgeleri ile ilgili “ABD en başından beri vaziyete hakimmiş” başlıklı haber.

* Konya Selçuk Üniversitesi’nin, derslerinde başarısız olan kız öğrenciye “sınıf geçme karşılığı ilişki teklif ettiği” iddia edilen bir öğretim üyesi hakkında soruşturma başlattığına dair 1998 tarihli haber.

OKURDAN KISA KISA

Suphi Dragon: Bir habere tıklıyorum, foto galeri çıkıyor 35 sayfa, 45 sayfa, 60 sayfa. Örneğin pasaportsuz gidilen ülkeler için 40 kere tıklamak gerekiyor. Beş veya onuncuda sıkılıp bırakıyorum. Makul sayıya indirmek lazım.

İbrahim Atik: “Dünyanın en çirkin gelini diyorlardı son hali inanılmaz” gibi haberleri çevirip çevirip internette veriyorsunuz. Habercilik anlayışınız bu mu?

Serdar Bir: “Genç kızın uçakta hostese verdiği ‘Yardım edin’ notu korkunç gerçeği ortaya çıkardı.” Bu haber Şubat 2017’den kalma. Fakat sitenizde yeni bir haber gibi sunulmuş. Tercümenin de eski olmaması gerekir. (11 Nisan)

Kemal Yılmaz: Spor Arena sayfasında kadın basketbolu ile ilgili haberleri okur musunuz lütfen. Eğer kadın basketbolu takip edilmiyor diyorsanız o zaman hiç sayfa açmayın. (6 Nisan)

 

 

 

Yazının devamı...

Karşıt görüş

Müzeyyen Huş adlı okur, “Nükleer santrala karşı olan görüşlerden hiç bahsetmemişsiniz. Zaten bir gün önce de bakanlığın tanıtım filmini haber yapmıştınız. Okurun karşıt görüşleri de bilmeye hakkı yok mu” diye eleştirdi temel atma haberlerini.

 

Temel atma haberlerine bir de bu gözle baktım. 4 Nisan’da, Hürriyet’in ilk sayfasında “2023 sözüyle düğmeye basıldı” iç sayfalarda ise “Yeni çağın ilk harcı”, “Daha sağlıklı enerji sepeti” ve “Önemli bir milat yaşıyoruz” başlıkları kullanılmıştı. Gerçekten nükleer karşıtı görüşlere hiç yer verilmemişti.

 

Okur haklıydı. Zira Akkuyu’da nükleer santral yapılacağının belli olduğu günden bu yana çevrecilerden itirazlar geliyordu. Özellikle Japonya’daki Fukuşima nükleer enerji santralında 2011’de meydana gelen kazadan sonra dünyada nükleer santrallar konusunda olumsuz yaklaşımlar güç kazanmış, bazı Avrupa ülkeleri bu santralları kapatmaya yönelik programlar hazırlamışlardı. Hürriyet’in haberinde ne bu tepkilerden ne de dünyadaki nükleer karşıtı rüzgârdan söz ediliyordu. Ayrıca çevreci bir grubun aynı gün Meclis’e gelmesine, alana gitmek isteyen Mersin Nükleer Karşıtı Platform üyelerinin polis tarafından engellenmesine ve bazı meslek birlikleri ile STK’ların açıklamalarına da gazetede yer verilmemişti.

 

Daha sonra Başbakan Binali Yıldırım’ın, “Akkuyu’yu eleştirenlere mesajı” da “Gaza gelmenin lüzumu yok” başlığıyla kullanıldı. Ama Akkuyu’yu eleştirenlerin görüşleri gazetede yayımlanmamıştı.

 

Santrala karşı çıkanlar yanlış tezleri savunuyor olabilirler, söyledikleri doğru da olabilir. Bunun bir önemi yok. Gazetecilik açısından önemli olan bu kadar tartışmalı bir konuda karşıt görüşlerin birlikte verilebilmesidir. Çünkü okurun bu santral hakkında doğru fikir oluşturabilmesi, eksiksiz bilgi edinmesine bağlıdır. Eksiksiz bilgi de salt politikacıların söylediklerini aktarmakla sağlanamaz.

 

Nitekim santralın deniz yapıları ve limanının temelinin atılmasına ilişkin haber, 15 Nisan 2015 tarihli Hürriyet’te “Nükleer temele protesto” ve “Akkuyu nükleer santralının ilk temeli protestolar eşliğinde atıldı” başlıklarıyla verilmişti. Böylece olumlu ve olumsuz görüşler birlikte yayımlanmıştı; doğrusu da oydu.

 

SPONSORLARIN REKLAMI

 

SPONSORLUK kültürel, sosyal, sanatsal, sportif ve hatta bilimsel faaliyetin bile ayrılmaz bir parçası. Birçok etkinlik, sponsorluk sayesinde gerçekleştirilebiliyor.

 

Kuşkusuz bir firma, bir kişi ya da kuruluş bir etkinliğe sponsor olduğunda karşılığında bir yarar sağlıyor. Şirketlerin sponsor olmalarının nedeni de reklamlarını yaptırabilmek. Sponsorluk ilişkilerinde medyanın konumuna dikkatimi çeken, bir peynir markasının iletişim danışmanı Şule Kartal’ın gönderdiği e-posta oldu:

 

“Sitenizin basketbol bölümünde uzun zamandır M...Uşak Sportif resmi adıyla değil, Uşak Sportif olarak yayınlanıyor. M.. firması Uşak Sportif’in uzun zamandır resmi sponsorudur ve yapılan sözleşme gereği takımın isminde M... adı kullanılmaktadır. Fikstürlerde gerekli düzeltmenin yapılmasını rica ederim.”

 

Bakar mısınız, sözleşme takım ve şirket arasında ama uygulayan medya. O firma takımla sözleşme yapıyor, para veriyor ama o sözleşme gereği medya bedava reklam yapıyor! Süper Lig’de kulüpler, sponsorlardan büyük paralar kazanıyor ama medya hiçbir karşılık almıyor. Üstelik sponsorluğun gazetecilik açısından da sakıncası var, haber ile reklam birbirine karışıyor, her haber aynı zamanda bir reklam aracına dönüşüyor.

 

Bu yüzden özellikle sporda sponsor firma isimlerinin hiç kullanılmaması da düşünülmeli. Kullanılacaksa da bu kurallara bağlanmalı ve karşılıksız olmamalı.

Gazete tirajlarının düştüğü, dijital medyadan yeterince kaynak sağlanamadığı bu dönemde sponsorluk faaliyeti medya için yeni bir kaynak olabilir. Üzerinde düşünmekte yarar var sanırım...

HAFTANIN ENGELLENENLERİ:

Sulh Ceza Hakimlikleri’nin, bu hafta erişiminin engellenmesine karar verdiği hurriyet.com.tr haberlerinden öne çıkanlar şöyle sıralanıyor:

* 15 yıl boyunca sahte kimliklerle kendisini doktor, hakim, savcı, emniyet müdürü diye tanıtıp üniversiteler dair çok sayıda kurumu milyonlarca lira dolandırdığı iddia edilen bir kişiye ilişkin 2017’de yayınlanan haber.

* “Uyuşturucu bağımlısı oğlunu öldürdü, kalp krizinden hayatını kaybetti” başlığıyla geçen yıl yayınlanan haber.

* Bursa’da 15 açığa alınan 198 hakim ve savcı hakkında göreve iade kararı verildiğini duyuran 2016 tarihli haber.

* “FETÖ’den tutuklanıp serbest bırakılan kaymakam hakkında takipsizlik kararı” başlıklı, 2016 tarihli haber.

* İş dünyasının önde gelen isimlerinin üye olduğu Büyük Kulüp’te 2012’de yapılan seçim sırasında çıkan ve savcılığa yansıyan kavga hakkındaki haber.

* Mersin’de vücudu mıknatıs gibi metalleri çeken bir genç kıza dair 2012 tarihli haber.

* 2010’da Bursa’da yüzüne maske takıp inşaat halindeki bir binanın dördüncü katına çıkan bir elektronik mühendisinin, sevdiği kızın ailesinin evliliğe karşı çıkmasını protesto için pankart açıp havaya ateş etmesiyle ilgili haber.

* Denizli’deki bir gasp olayını duyuran 2007 tarihli haber.

* “Devlet arazisini sahte evrakla satan muhtar gözaltında” başlıklı, 2007 tarihli haber.

* 2007’de Antakya Belediyesi’ndeki yolsuzluk iddiasına dair haber.

* Ege Üniversitesi Hastanesi’nde dolandırıcılıktan gözaltına alınan kişinin sahte kimlikle doktorluk yaptığının ortaya çıkmasına dair 2004 tarihli haber.

OKURDAN KISA KISA

 

Şamil Karel: M.K.Perker’in Kelebek’in ilk sayfasındaki “İyi polis&Kötü polis” karikatüründe bir polis arkadaşına “F...alsana, hafızaya çok iyi geliyor” diyerek bir vitamin markasını tavsiye ediyor! Bari altına “Bu bir reklamdır” yazsaydınız. Ürün yerleştirmede çok yaratıcısınız, tebrik ederim. (4 Nisan)

 

G.Kılıç / E. Doğdu / M.Öymen / E.Çölmekçi: İYİ Parti de, Türkiye’nin bir partisi değil mi? AKP olunca sürmanşet ama Ankara’nın göbeğinde binlerce kişinin katılımıyla yapılan İYİ Parti kongresini gazetenizde birinci sayfada en altta küçük puntolarla haber yaptınız. Bu mu tarafsız gazeteciliğiniz? (2 Nisan)

 

İrfan Koçak: “120 vekil arabulucu olacak” haberinizde, farklı şeyler olan arabuluculuk ile uzlaştırma kavramları birbirine karıştırılmış. (31 Ocak)

Not: Okur haklı ama haber içeriği doğru. İlk sayfadaki başlık ve spot hatalı.

 

Pınar Aydın: Üniversiteli Alara’yı günlerce haber yaptınız. Anladık, hayat hikâyesi trajik ve intiharı şüpheli. Ama nasıl intihar ettiğini, intihar ederken ne kullandığını defalarca yazmak zorunda değildiniz. Yöntem anlatmanız yanlış.

 

Çetin Latifoğlu: “Vale kavgası sokak kapattı” haberinde yanlışlıklar var: 1- İskele sokakta senelerdir tek yönlü trafik var. 2- Şaşkınbakkal Caddesi diye bir cadde yok. Semt var. (30 Mart)

 

Aksel Gürkan: İnternette “Yıldız Tilbe’yi çok sevmemize neden olan 14 muhteşem cümlesi” diye yazmışsınız. Irkçı, antisemit söylemlerde bulunmuş bir insanı yere göğe sığdıramamanıza akıl erdirmekte güçlük çekiyorum. (29 Mart)

 

Halil Erdoğan: “Kim’in ziyareti Trump’ı sevindirdi” haberinde ilk paragrafta “...resmi olmayan bir ziyaret gerçekleştirdiğini duyurdu”, ikinci paragrafta “...ilk resmi yurt dışı ziyareti” yazılmış. Resmi olup olmadığını anlamadım. (29 Mart)

 

Banu Arıca: Kelebek’teki “90.Yaş şerefine” haberinin fotoğrafında Ayşe Arman’ın eşinin adı Ömer Dormen yerine “Ömer Arman” yazılmış. (4 Nisan)

 

Yazının devamı...

Hürriyet’in ortak değerleri

Tıpkı geçmişte Aydın Doğan’ın Milliyet’in ardından Hürriyet’i satın alması gibi, bu el değiştirme de Türkiye medya tarihinde yeni bir dönemin başladığına işaret ediyor.

Doğal olarak okurlar, bu süreçle ilgili eleştirilerde bulunuyor, sorular gönderiyor. O nedenle bazı noktalara açıklık getirmek istiyorum. Okur Temsilcisi (Ombudsman) olarak benim için Doğan Yayın İlkeleri pusula işlevi görmüştü. Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi ile Dünya Haber Ombudsmanları Birliği (ONO) ilkeleri ve evrensel gazetecilik ilkeleri ışığında görevimi sürdürmüştüm.

Hürriyet, ülkemizde ana akım gazeteciliği temsil eden bir kuruluş. Geçmişte bu gazetenin ‘ortak değerleri’, güven, bağımsızlık, doğruluk, tarafsızlık, hakkaniyet, çoğulculuk, kişi hakları ve özel hayatın korunması, şeffaflık ve hesap verebilirlik, kurumsal saygınlık olarak ifade ediliyordu. Bu değerlerin yanı sıra demokrasi, laiklik, adalet ve insan hakları ile ifade ve basın özgürlüğünden yana, nefret söylemine, ırkçılığa, şiddete, ayrımcılığa karşı olduğu vurgulanıyordu. 1 Mayıs 1948’deki ilk sayıda “..demokrasi zihniyetini kökleştirmek ve müdafaa etmek için ortaya atılıyoruz” deniliyordu.

Elbette bu değerlere ne kadar bağlı kalındığı sorgulanabilir, hatalar yapıldığı da söylenebilir. Ama Hürriyet, kurulduğu günden beri bu değerleri temsil ederek, hatalar karşısında da iç denetim mekanizmalarını işleterek, şeffaflığını ve hesap verebilirliğini koruyarak bugünlere geldi.

Bu değerler, Hürriyet için her zaman yol gösterici olmalıdır. Hürriyet, saygınlığını ve ana akım konumunu, ancak editoryal bağımsızlık ve eleştirel gazetecilikle koruyabilir, hatta geliştirebilir.

 

MAGAZİN VE ÜNLÜLER

 

EGE Üniversitesi’nden Doç.Dr. Şebnem Soygüder, gazetecilik okullarında magazin gazeteciliği dersleri verilmesini savunan ender akademisyenlerden biri. Magazin gazeteciliği uzun süredir, Soygüder’in takibi altında.

Soygüder, ‘magazin ünlülerini’ kategorilere ayırıyor. Ünlüler, biyolojik ünlüler, şöhretimsiler ve üretilmiş şöhretler. Ünlüleri açıklamaya gerek yok. Biyolojik ünlüler, ünlü kişilerin eş, çocuk gibi yakınları. Şöhretimsiler; popstar, survivor gibi tv programlarına katıldıkları için bir süreliğine tanınanlar.

‘Üretilmiş şöhretler’ ise magazin medyasının ün kazandırdıkları. Gerçekten bazen bakıyoruz magazin medyasına, sanatçı, oyuncu, modacı, manken, yazar, çizer, iş insanı vb olmayan, hatta kimi zaman hayatta ne gibi bir faaliyette bulunduğu bile belli olmayan insanlar, sürekli magazin medyasının vitrininde. Bu figürler o kadar sık görülünce zamanla okur da onlara alışıyor, şöhretleri kendinden menkul hale geliyorlar.

Ünlülerin haberleriyle beslenen magazin medyası, bir yandan da ünlü üretiyor. Onunla da kalmayıp ünlerini koruyan, pazarlayan, besleyen, unutulmasına izin vermeyen bir mecra halinde. Kısacası, ünlüler ve magazin medyası birbirini yeniden üretiyor, birbirinden besleniyor.

Nasıl ünlü olurlarsa olsunlar, ünlerini sürdürebilmek için magazin medyasına muhtaçlar. Magazin medyasının ünlülerle bu ilişkisi, tanınmışlık durumlarına göre farklılaşıyor. Örneğin Kelebek’te her vesileyle orkestra şefi Behzat Gerçeker haberi yayınlanıyor. Radyo programlarına çıktığında, sahne aldığında, hatta Kızıl Ordu Korosu uçak kazası geçirdiğinde bile haber olabiliyor Gerçeker. Son olarak 1 Mart’ta yeni albüm çıkardığı, 7 Mart’ta bu albüme klip çektiği, 18 Mart’ta albümü çok sattığı ve dün de solistine bir teklif geldiği gerekçesiyle Kelebek’te birinci sayfadan haber oldu.

Bir sanatçının albümü piyasaya çıktığında başlayan bu haberleri, habercilik mi saymalıyız, yoksa tanıtım faaliyeti mi? Dikkatimi çektiği için Gerçeker’i örnek verdim ama bu uygulama çok yaygın.

Gerçeker’in albümü için bir ayda üç haber yapılmış ama örneğin Cem Yılmaz gibi bir ünlü film çektiğinde Kelebek’in yanı sıra ana gazete ve Hürriyet Pazar da devreye giriyor; onlarca haber, köşe yazısı ve söyleşi yayınlanıyor. Sanatçı olması da gerekmiyor, örneğin Canan Karatay kitap çıkardığında da geniş söyleşiler yapılıyor. Salt albüm, film, kitap gibi ürünlerin çıkışı değil restoran-bar açılışları bile haber oluyor.

Kuşkusuz bir kısmı gerçekten haber. Fakat önemli bir bölümü aslında haber değeri taşımıyor. Hatta çoğu zaman yayın zamanlamasını gazeteciler yerine halkla ilişkiler ve reklam şirketleri belirliyor. Okura bilgi vermek ile ürün tanıtma arasındaki denge bozuluyor, gazeteci aracı konumuna indirgeniyor, gazeteler de ürün pazarlama mecrası haline geliyor. İtiraz ettiğim nokta da burası. Acaba bu noktaya gelinmesinde o çevrelerle içli dışlı olmanın etkisi var mı? Editoryal bağımsızlık korunabiliyor mu? Bu yayınlara bir de bu gözle bakmakta ve tartışmakta yarar var.

 

HAFTANIN ENGELLENENLERİ

 

SULH Ceza Hâkimliklerinin, bu hafta yine ‘otomatik’ şekilde erişiminin engellenmesine karar verdiği hurriyet.com.tr haberlerinden öne çıkanlar şöyle:

 

 Kelebek yazarı Onur Baştürk’ün, Tugay Kerimoğlu’ndan boşanan Etkin Ünal’ın verdiği bir röportajı değerlendirdiği 28 Ocak 2018 tarihli yazısı.

 

 “Ebru Şallı ve Uğur Akkuş imam nikahı kıydı” başlıklı, 27 Ekim 2017 tarihli haber.

 

 “Adil Serdar Saçan’a işkence suçlamasından beraat” başlıklı, 2011 tarihli DHA haberi.

 

 Ankara’da bir kadının, boşandıktan sonra birlikte yaşadığı eşini öldürmesini konu alan 2006 tarihli haber.

 

 Eskişehir’de bir banka müdürüne zimmet davasından 13 yıl hapis cezası verilmesine dair 2006’da yayımlanan haber.

 

OKURDAN KISA KISA


   S.Konuksever/ M.Tekin: “Kaynana damat aşkı cinayetle noktalandı” haberini doğru bulmuyorum. Öncelikle bu tarz sapkınlık ve toplum ahlakı bakımından yanlış olan her durumu “aşk” diye nitelendirmeyiniz. (28 Mart)

Not: Kaldı ki, haberdeki ifadeler de bu ilişkinin “aşk” olmadığını gösteriyor.

    S.Ekber Dilmen: İnternetteki Angelina Jolie haberinde “İşte yeni sevgilisi” demişsiniz, sabırla 28 kareyi de tek tek tıkladım. Her şeyi koymuşsunuz ama yeni sevgilisinden tek görüntü bile yok! Maksat insanlar tüm fotoğraflara baksın tıklanma sayısı artsın. (27 Mart)

    İzzet Doğan: Ahmet Hakan, New York’ta grev yapan 123 kadın dokuma işçisinin 25 Mart 1911’de kilitli atölyede yanarak ölmesinin anısına 8 Mart’ın  “Dünya emekçi kadınlar günü” kabul edildiğini yazdı. Bu olay 1911’de değil, 8 Mart 1857’de meydana geldi, ölen kadın sayısı da 123 değil 129’du. (9 Mart)

    Avni Öngen: Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın gıda ürünlerinde sahtekarlık yapan 173 firmayla ilgili açıklaması haberi 57 sayfalık foto galeri. Ciddi bir haber ama sayfaların çoğunun da içi bomboş.

    Ogün Şahan: İnternette “WhatsApp’ta sizi engelleyenlere mesaj atmanın yolu” paylaşımınız, insanlara bir haber ulaştırmaktan çok, art niyetli insanların başkalarını taciz etmesine yardımcı olma amacına hizmet etmektedir.

    Tarık Kutlu: “Meclis’te kadın tiyatrocu krizi” haberinde kadın sanatçıların “merdivende beklediklerini” yazmışsınız. Lütfen dikkat edin. Kendileri beklememişler, bekletilmişler. İkisi arasında fark var. (30 Mart)

 

Yazının devamı...

İnanma, şüphe et ve sorgula

‘Kaliforniyum’ (Californium) denilen bu madde öylesine önemliydi ki, ‘füze başlıklarında, nükleer bomba ve kimyasal silah yapımında ve atom enerjisi santrallerinde’ kullanılıyordu.

Hurriyet.com.tr, bu ‘başarılı polis operasyonu’ haberini 19 Mart günü “Ankara’da nükleer madde operasyonu: Kaliforniyum maddesi ele geçirildi” başlığıyla vermişti. Haber, “1 kilo 441 gram Kaliforniyum maddesini 72 milyon dolara piyasaya sürmeye çalışan dört kişinin yakalandığını” duyuruyordu.

Haber yayına verildikten sonra Doğan Can adlı bir okur aradı. “Gramı 4 milyon dolar ise nasıl oluyor da 1441 gramı 72 milyon dolar yapıyor?” diye sordu. Çok haklı ve yerinde bir soruydu. Haberde hesap hatası vardı. Hemen editör arkadaşları uyardım, “gramı 4 milyon dolar” ifadesini çıkardılar.

Haberden şüphelenmiştim. Daha önce de polisin “nükleer madde kaçakçıları yakaladığı” haberleri çıktığını ama doğru çıkmadığını anımsadım. Bu vakada da 1441 gram Kaliforniyum bulunmuş olması şaşırtıcıydı. Çünkü bu izotop, ABD ve Rusya’da mikrogram ölçeğinde üretiliyordu, fiyatı da mikrogramla belirtiliyordu. Radyoaktif bir madde olduğu için taşınması da kolay değildi. ABD’de Oak Ridge Ulusal Laboratuvarı’nda 1 gram Kaliforniyum’u taşımak için bile 50 tonluk nakliye varili yapılmıştı. Kilolarla ifade edilen Kaliforniyum’un Ankara’da bulunması, öyle masa üzerine konulup fotoğraflarının çekilmesi mümkün değildi.

Nitekim ertesi gün Türkiye Atom Enerjisi Kurumu’ndan yapılan açıklamada “Ankara’da ele geçirilen ve nükleer içerikli olduğu açıklanan madde, organik tabanlı bir madde olup nükleer ve radyoaktif özellik taşımamaktadır” denildi. Haber, tümüyle gerçekdışıydı. Ankara’da nükleer madde falan yakalanmamıştı.

Peki, nasıl olmuştu da böylesine uçuk bir senaryo, hurriyet.com.tr’nin yanı sıra onlarca internet sitesinde ve birçok basılı gazetede haber diye yayınlanabilmişti? Biraz araştırdım. Meğer senaryonun kaynağı, Kaçakçılık Suçlarıyla Mücadele Şube Müdürlüğü’nün yaptığı bir yazılı ‘bilgi notu’ imiş. Haberler, polisin verdiği bu ‘bilgi’ye dayanarak yazılmış.

Bu haber, gazeteciliğin geldiği noktayı göstermesi açısından üzerinde durulması gereken bir örnek. Anlaşılan polis, araştırmadan ve TAEK’ten sonuç gelmeden “nükleer madde yakaladık” açıklaması yapmış. Ama gazeteciler de polisin verdiği ‘bilgi’yi hiç sorgulamadan haber haline getirmişler.

Vahim bir durum. Bir gazeteci, kaynağı kim olursa olsun söylenen, iletilen her bilgiden şüphe etmelidir. Resmi bir açıklama da olsa araştırmadan, sorgulamadan haber yapmamalıdır. Gazetecinin görevi resmi açıklamaları aktarmak değil, halka doğru haber vermektir.

MEME YAZMAK VARKEN

“ADI Ecem 17 yılı dram” haberi, Gölcük’te öldürülen bir genç kız hakkındaydı. Haber fotoğrafının üzerine “Protez göğüs almaya ömrü yetmedi” yazılmıştı. “Protez göğüs” diye bir şey var mıdır? Sanmıyorum. Herhalde ‘meme protezi’ kastediliyor deyip, haberi okudum. Orada da baştan aşağı, defalarca genç kızın ‘göğüs kanseri’ olduğu, ‘göğüs kanseri ameliyatının ardından protez göğüs için para biriktirdiği’ yazılmıştı.

Göğüs ve memenin aynı organ olmadığını herkes biliyordur herhalde. Göğüs, sözlüklerde “vücudun boyunla karın arasındaki bölümü” olarak tarif ediliyor; meme ise “yavrularını emzirmek için, memelilerin göğsünde türlü biçim ve sayıda bulunan, meme başı denilen çıkıntıları olan organ” olarak.

Herhalde 17 Şubat’ta gazetede yayınlanan bu haberde kastedilen de ne göğüs protezi, ne de göğüs kanseri. Anlaşılan genç kız meme kanseri olmuş, bir memesi alınmış, ‘protez meme’ taktırmak için para biriktiriyormuş. Öyleyse ‘meme’ yerine ‘göğüs’ yazmak niye? Günlük yaşamda kimilerinin mahcup edayla meme yerine göğüs demesini anlarım da, bu dil habere yansımamalı.

Aslına bakarsanız ‘meme’ yerine ‘göğüs’ yazılması tek örnek değil. Tuvalet yerine lavabo, kadın yerine bayan/hanım yazılan haberlere de rastlıyoruz. Sözcükler içeriklerinden farklı ve yanlış kullanılıyor. Günlük dildeki muhafazakârlaşma haberlere de yansıyor belki de.

GAZETECİNİN SORUMLULUĞU

ANKARA’DA nükleer madde yakalanması gibi bir polisiye haberde bile ‘şüphe duyma’ ve ‘sorgulama’ yükümlülüğünün bu kadar yaygın biçimde yerine getirilmemiş olması gazetecilik adına endişe verici. Çünkü bizim mesleki sorumluluklarımızı yerine getirmememizin sonuçlarını toplum öder. Hatırlatayım, Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi’nde “Gazetecinin sorumluluğu” maddesi aynen şöyledir:

“Gazeteci; basın özgürlüğünü, halkın doğru haber alma, bilgi edinme hakkı adına dürüst biçimde kullanır. Bu amaçla her türlü sansür ve otosansürle mücadele etmeli, halkı da bu yönde bilgilendirmelidir. Gazetecinin halka karşı sorumluluğu, başta işverenine ve kamu otoritelerine karşı olmak üzere, öteki tüm sorumluluklardan önce gelir. Bilgi ve haber ile özgür düşünce, herhangi bir ticari mal ve hizmetten farklı olarak toplumsal bir nitelik taşır. Gazeteci, ilettiği haber ve bilginin sorumluluğunu üstlenir ve paylaşır. Gazetecinin özgürlüğünün içeriğini ve sınırlarını, öncelikle sorumlulukları ile meslek ilkeleri belirler.”

Gazeteciler, bu sorumluluklarını unutmamalı.

  HAFTANIN ENGELLENENLERİ:

    TÜRKİYE Psikiyatri Derneği Medya ve Psikiyatri Bilimsel Çalışma Birimi üyesi Prof. Dr. Bengi Semerci ve Merkez Yönetim Kurulu üyesi Dr. Mehmet Yumru, 2010’da yaptıkları ortak açıklamada, psikiyatrik bozuklukların tedavisinde bazı sağlık kuruluşları tarafından başvurulan, beyin dalgalarının kullanıldığı “Neurofeedback” (NF) yönteminin yaratabileceği olumsuz sonuçlara dikkat çekmişti. NF yöntemini uygulayan Dr. Tunju Sürmeli’nin başvurusu üzerine bu habere erişim engellendi.

   Ayşe Arman’ın, Kırklareli valisi Orhan Çiftçi’nin eski sevgilisi olan kadının kaçırılması ve darp edilmesiyle ilgili 22 Mart tarihli yazısına vali Çiftçi’nin talebiyle erişim engeli getirildi. Sulh Ceza Hakimlikleri’nin, bu hafta erişiminin engellenmesine karar verdiği hurriyet.com.tr’deki diğer haber ve yazılar şöyle:

    * Yalçın Bayer’in “Bilirkişi skandalı” başlıklı, 2002 tarihli köşe yazısı.

    * “Denizlili tekstilci senet tuzağına düştü kolundaki saate kadar haczedildi” başlıklı 21 Mart tarihli haber.

    * “Murat Başoğlu ve eşi Türkiye’yi terk ediyor” başlığıyla geçen yıl yayınlanan haber.

   * KKTC’de bir işadamının kafede ilaçla bayıltılıp soyulmasına dair haber.

   * Anamur’da kaçırdığı lise öğrencisi T.A’yı çevresindekilerin tepkisi üzerine otogarda bırakıp kaçan lise müdürüne dair haber.

   * Ünlü türkücü Nuri Sesigüzel’in, asistanına açtığı alacak davasına ilişkin 2013 tarihli haber.

   * İstanbul’da 2002’de ehliyetsiz bir gencin kullandığı aracın yol açtığı, bir kişinin ölümüne neden olan trafik kazası haberi.

OKURDAN KISA KISA

    Belgin Çallıoğlu: Basılı gazetenin ilk sayfasındaki “Kahramanlık destanı 103 yaşında” başlıklı haberdeki fotoğrafta Fahrettin Altay paşanın adı yanlışlıkla Atalay olarak verilmiş. Esefle karşılıyorum. (18 Mart)

   Doğan Karabulut: Hurriyet.com.tr’de “Büyük meydan okuma: Buzları kırıp ortaya çıktı” haberinde denizaltının adı “HMS Trechant” diye yazıyordu. Oysa yanlış. Keskin anlamına gelen “HMS Trenchant” olmalıydı. Avrupa’da iyi bilinen bir “savaş makinesi”dir.  (17 Mart)

   Burcu Keleşoğlu: Bir annenin kendi evladına yaptığı akıl almaz ve tarif edilemez durumu, boğarak katlettiği haberini internette gördüm. Olay zaten çok acı, okumak bile yeterince acıtıyor. Çocuğun boğazındaki izi gösteren resme ne gerek vardı? (19 Mart)

   Sevtap Ercan: İnternette “Bayan basketbolda Galatasaray’ın geleceği emin ellerde” demişsiniz. “Bayan basketbol” değil “kadın basketbol.” Bay basketbol demediğimiz gibi bayan da demiyoruz. Zaten haberin içinde de “Kadınlar Basketbol Bölgesel Ligi” yazmışsınız. (15 Mart)

    Mehmet Tuncer: “Meclis’te AKB uyarısı!” başlıklı haberde yer alan AKB48 grubu, rap grubu değil. Bu grup Japonya’da pop şarkısı söyleyen bir grup, ben de Japonya’dan yazıyorum size. (16 Mart)

   C.Eren/M.Taşkın: Düşen uçakta ölen kişilerin cenaze töreninden tabutun hemen yanından ve yakınından çekilen ailelerin acı dolu yüzlerini gösteren fotoğrafların gazetede yayınlanması ne kadar etik?

   Tarık Konal: Bugün gene “Çiftlikbank’ta araçlarına el konuldu” denmiş. Birinin, taşınır-taşınmaz mallarına yargı tarafından el konur. “..el konuldu” denmemeli. (20 Mart)

   Onur Saygı: İnternette “Whatsapp’da ne değişti” deyip 70 fotolu kaç yıl geriye giden haberler. Fotolu reklamlara alışmıştık, şimdi oyun reklamı açılıyor, tam çarpıya basacakken çarpı yer değiştiriyor, hoop internet sitesi açılıyor.

   Seda Vural: Bugün Kelebek ilavesinde yayınladığınız Yılmaz Vural ve Emel Yıldırım ile beraber çekilmiş fotoğrafta ismimi İsmet Vural olarak yazmışsınız. Seda Vural olmalıydı. (22 Mart)

   Murat Toygar: Bazı haberleri internette “Flaş gelişme” diye veriyorsunuz. Haberi okuyoruz flaş bir gelişme yok. Flaş gelişme dediğinizde beklenmedik olağan dışı olması gerekir.  İkincisi haber başlıklarınız insanlar tıklasın diye kapalı bir şekilde yazılıyor. İnanın bu dünyanın hiçbir tarafında yok.

   Ayşegül Deniz: İnternetteki “Önce başından sonra kalbinden vurdu” başlığınızın cinsiyet eşitliği açısından olumlu anlamlara sahip olmadığını düşünüyorum. (22 Mart)

   Murat Taşkın: Gazetenin ait olduğu grubun tv kanalının dizi ve programları sürekli ön plana çıkarılmaya çalışılıyor. Ancak “Mehmed bir cihan fatihi” dizisinin başlayacak olması ile iş çığırından çıktı. 20 Mart’ta bu diziyle ilgili bir yazı, geniş bir haber, tam sayfa reklam vardı. “Tv rehberi” bu diziye ayrılmıştı.

Yazının devamı...

Dil değişir, köhne zihniyet silinir

Ne de olsa Hürriyet öncü gazete. Hürriyet’teki bir yenilik, bir gelişme diğer medya kuruluşlarını da etkiliyor, yeniliğin hızla benimsenmesini sağlıyor.

Hürriyet’te kadın gazetecilerin liderliğinde hazırlanan ‘Cinsiyetçi dile karşı rehber’ için de benzer bir sürecin işleyeceğine eminim. İlk değerlendirmelerin olumlu olması da bunu gösteriyor.

Görebildiğim kadarıyla iki eleştiri vardı. Habertürk yazarı Murat Bardakçı, bu girişimi “sözlük budamak” ve “dili kurutma çabası” olarak nitelendirdi. Sanırım bir yanlış anlama söz konusu. Hürriyet’in ‘Cinsiyetçi dile karşı rehber’i hiçbir sözcüğün dilden, hele de sözlüklerden çıkarılmasını öngörmüyor. Sözcük ve tanımların, gazetecilik dilinde yerli yerine oturması amaçlanıyor. Hürriyet Genel Yayın Yönetmeni Fikret Bilâ’nın vurguladığı gibi, “yayınlarda cinsiyet ayrımcı ifadelerin temizlenmesi” hedefleniyor.

Sabah gazetesi Okur Temsilcisi İbrahim Altay da ‘kadınlara karşı ayrımcılığın bazı kelimeleri kullanmamayı tercih ederek çözülebilecek bir mesele olmadığını’ belirtti, medyada kadın temsilinin arttırılması gerektiğini savundu. Elbette kadınların medyada daha çok temsil edilmesi gerekli. Yönetici ve editör kadınların artmasının değişim açısından etkili olacağı da muhakkak. Ama tek başına kadın temsilinin artması da yeterli olamaz. Kadınlar değil, eril düşünce yapısına karşı mücadele verecek kadınlar ve onlara destek verecek erkekler çoğalmalı. Medyaya hâkim olan erkek zihniyet böyle ortadan kalkar.

Sözcükler, düşüncenin dışavurumu değil midir? Ayrımcı sözcük ve nitelemelerden arınmaya çalışmak, doğrudan o zihniyetle mücadeledir. Dil arındıkça, gazetecilerin kadına yönelik algıları, düşünceleri de değişmiş olur.

Zaten medyadaki ayrımcı zihniyete karşı mücadele yeni başlamadı. Kadın örgütleri ve kadın gazeteciler ile gazetecilik meslek örgütleri, yıllardır bu yönde çaba harcıyor. Örneğin ben de Hürriyet Okur Temsilcisi (Ombudsman) olarak 2013 yılında ‘Kadın haberleri manifestosu’ hazırlamış, orada da, “Kadın odaklı habercilik için cinsiyetçi dilden uzaklaşmak şart” diye yazmıştım.

‘Cinsiyetçi dile karşı rehber’, bu mücadelede gelinen aşamayı simgeleyen olumlu bir gelişme. Medyada son yıllarda kadına karşı ayrımcılık konusunda epey mesafe alınmıştı. Şimdi bu rehber, süreci iyiden iyiye hızlandıracak, cinsiyetçi dili yaratan o köhne zihniyetin silinip gitmesi çabalarına güç verecek.

 

TARTIŞARAK İLERLEYECEĞİZ

 

NASIL ki, Doğan Yayın İlkeleri gazeteciler ve okurlarda farkındalık yarattıysa ‘Cinsiyetçi dile karşı rehber’ de benzer bir işlev görecek. Hatta görmeye başladı bile...

Okurların farkındalığı arttı, 11 kadının yaşamını yitirdiği uçak kazasına ilişkin haberleri, ‘cinsiyetçi dil’ açısından eleştiri yağmuruna tuttular. Haberdeki fotoğraftan başlığına kadar birçok unsuruna itirazlar geldi. Bir okur da internette yayımlanan ‘Düşen jetin pilotu Melike Kuvvet’in büyük dramı’ başlıklı haberde pilotun bir arkadaşının, “Benim diyen erkekten daha erkek, benim diyen adamdan adamdı. Herkese de adamlık, insanlık dersi verecek karakterdeydi” sözlerine yer verilmesini eleştirdi. Okur haklı. Bu cümleler tam da cinsiyetçi, erkeği kadından üstün gösteren ayrımcı dilin somut bir örneği. Anlıyorum, söyleşi olduğu için o kişinin düşüncesini yansıtmak amacıyla yer verilmiş. Ama pilotun arkadaşı, ne düşündüğünü mutlaka öğrenmemiz gereken bir kamu ünlü kişisi değil. Hem o cümleler çıkarılsa haber değer kaybetmezdi.

Berna Karaüzüm adlı okur da internetteki ‘Savcı mandalina için dehşet saçan polise acımadı’ haberinde “adam öldürmeye tam teşebbüs suçu” yazılmasını eleştirdi. Karaüzüm’ün, “Türk Ceza Kanunu’nda ‘adam öldürme suçu’ yoktur, ‘insan öldürme’ suçu vardır” uyarısı üzerine baktım, gerçekten de TCK’da ‘insan öldürme’ başlığı var. Halbuki kendimi bildim bileli medyada hep ‘adam öldürme suçu’ yazılır. Demek yanlışmış...

 

KADIN PİLOTLAR

 

HAVACILIK uzmanımız Uğur Cebeci’nin ‘Kokpit krizi doğru yönetti mi’ başlıklı analizi de bu eleştirilerden nasibini aldı. Birce Abacı, pilotların ‘kadınlıkları üzerinden eleştirildiğini’, Burcu Gürel, ‘teknisyenin erkek olduğu vurgulanarak kazanın başarısız kadın pilotlar sebebiyle yaşandığının ima edildiğini’, Yasemin Şimşek, ‘2. Pilot Melike Kuvvet hakkındaki “aklı sıkıntılarından kurtulmuş muydu, bilmiyorum” ifadesinin yanlış olduğunu’ savundu.

Cebeci ile konuştum, “Önce ‘Patron Hüseyin Başaran her zaman kadın pilotlara güvendi. Bulsa lisanslı bir kadın teknisyen alacaktı’ yazdığım için sonra da teknisyenin erkek olduğunu belirttim. Yazım bütün olarak okunursa ayrımcılık olmadığı tam aksine kadınlara özen gösterdiğim anlaşılır” dedi.

Ben de yazıyı yeniden ve defalarca okudum. Pilotların kadın, teknisyenin erkek olduğunun yazılmasının nedeni, uçağın sahibinin kadın pilot ve teknisyenlere güveniyor olması. Gördüğüm kadarıyla pilotlara cinsiyetleri üzerinden bir olumsuzluk atfedilmemiş ya da suçlama yöneltilmemiş.

Fakat 2. pilot hakkındaki “aklı sıkıntılardan kurtulmuş muydu” ifadesini spekülatif bulduğumu, ikinci yazısındaki “pasaklılık var” sözlerinin yargı içerdiğini söylemeliyim. Cebeci’nin, kazanın nedeni hakkındaki analizine ilişkin değerlendirme ise kaza kırım raporu çıktıktan sonra daha rahat yapılabilir.

Şurası kesin, ‘Cinsiyetçi dile karşı rehber’in tam olarak uygulanabilmesi, cinsiyetçi ve ayrımcı dilden kurtulmamız zaman alacak. Öncelikle gazeteciler olarak kendi aramızda ve okurlarla görüş birliği sağlamamız gerekecek. Bunun yolu da tartışmak, konuşmak ve eleştirilere açık olmak...

 OTOBÜSTE DE ÖLDÜLER

 TÜRKİYE, 11 kişinin yaşamını yitirdiği uçak kazasının ardından bir de otobüs kazasına tanık oldu. Tokat İmparator Turizme ait yolcu otobüsünün karıştığı kaza da 11 kişiyi hayattan çekip aldı.

 Mustafa Tekeli adlı okurun da dikkatini çeken de iki gün arayla aynı sayıda insanın öldüğü bu iki kazanın medyada veriliş biçimi oldu:

“Otobüs kazası gazetenizde sadece bir haberde kendine yer bulmuş. Sanırım insanların tuhaf tepkileri yüzünden 4-5 köşe yazarınız uçak kazasını işlemiş. Yazarlarınızın neyi yazacağını elbette kendileri bilir. Türkiye’de daha magazinsel olan konular daha çok ilgi çekiyor belki de.

 Otobüs kazalarında ölüm ve yaralanma sayıları ne yazık ki, artmış durumda. Keşke bir yazarınız da bu konuyla dertlense ve kaza sebeplerini ve nasıl daha az kaza olur konusunu işleyerek bu konuyu gündemde tutsa.”

Okur, son derece önemli bir noktaya dikkat çekiyor. İkisi de kaza, ikisinde de 11’er insan ölmüş. Ama bu kazalardan biri günlerce manşetlerden haber, yazı ve inceleme konusu olurken, diğer kaza minicik bir haberle geçiştiriliyor.

Uçak kazasında ölenlerin öyküleri, sosyal konumları, kazanın oluş biçimi o konudaki haberleri ilgi çekici haline getiriyor. Sanırım mesele uçak kazasıyla ilgili haberlerin çokluğunda değil, otobüs kazasıyla ilgili haberlerin yetersizliğinde. Orada ölen 11 insanın öyküsü de araştırılabilir, objektifler otobüs kazasına da yönelebilirdi.

 Ülkemizdeki otobüs kazalarında, uçak kazalarından daha çok insan yaşamını yitirse de 11 insanın öldüğü otobüs kazasıyla yeterince ilgilenilmedi. Günümüzün gazetecilik anlayışını çarpıcı biçimde gözler önüne serdi bu iki kaza arasındaki habercilik farkı.

 

HAFTANIN ENGELLENENLERİ:

SULH Ceza Hakimlikleri’nin, bu hafta erişiminin engellenmesine karar verdiği hurriyet.com.tr haberlerinden öne çıkanlar şöyle:

* Denizli Pamukkale Üniversitesi’nde 2001 yılında 50 kadar kız öğrenciyi taciz ettiği öne sürülünce ihraç edilen bir öğretim üyesi ile ilgili haber,

* 2004 yılında CHP’li bir ilçe başkanının, partinin milletvekili adaylarından rüşvet aldığı iddiaları üzerine savcılığın soruşturma başlattığı haberi,

* Antalya’da 2010’da evli bir çiftin “sperm hırsızlığı” davasına dair haber,

* Ankara’da bir mağaza sahibinin, 2012 yılında iş görüşmesi için randevulaştığı kadının sevgilisi ve arkadaşları tarafından başı taşla ezilerek öldürülmesi haberi.

 

OKURDAN KISA KISA

Gökhan Özkut: Bugünkü gazete kuponunun kupon numarası hatalı yazılmış. Sıralı olması gereken numara 66’yı atlayarak 67 yazılmış. (8 Mart)

Sergen Salmanoğlu: JAWS (Ekran okuma programı) ile Hürriyet okuyan görme engelli bir okurunuzum. Sitenizden sosyal medyaya paylaşım yapamıyorum. Sitenizin JAWS kullanan görme engelliler için daha erişebilir bir duruma getirilmesini istiyorum.

Arzu Taşkın: Haber dilindeki iyileştirmenin bu tarz haberlere de yansımasını diliyorum: “Yıllar ona da hiç acımadı.” Yaş almanın, hayatın her döneminde keyif ve huzur verebileceği gerçeği varken bu üslupla yazmak merhametsizce...

Birgül Ergev: Ayşe Arman’ın Hürriyet Pazar’da yayımlanan söyleşisi Ahmet Ümit’in son romanı üzerine. “Kırlangıç çığlığı” diyebiliyorum ama yine de kitabın adında tereddüt ettim doğrusu. “Kırlangıç Çığlığı” yazılmış ama bir yerde “Kırlangıç Fırtınası” olmuş. Redaksiyonun önemi işte!(11 Mart)

Nail Akman: Baskın Oran daha geçen hafta sizin köşenizde uyarmıştı, “oldukça”nın “çok” anlamında kullanılmaması için. Ama internetteki Alex de Souza haberinde “..oldukça duygusal anlar yaşadı” diyor yine. (15 Mart)

Samet Dericioğlu: Hürriyet mobil uygulamanızın kullanıcısıyım. Uygulama çok güzel ancak çok fazla reklam var. Reklamsız kullanmak için cüzi bir rakam karşılığı plus üyelik gibi bir seçenek sunabilirsiniz.

Batur İlter: E-spor denen olaya spor sayfasında bu kadar yer verilmesi, beni çok şaşırttı. Sporun mantığıyla pek bağdaşmayan, şiddete yönelik çağrışımları olan, küçükleri ve gençleri masa başına bağlayan bir olguyu spor diye yansıtmanın Hürriyet’in temel ilkelerine çok uyduğu söylenemez herhalde.

Serkan Aykutoğlu: Yabancı ülkelerdeki, öğrencisiyle ilişki yaşayan bayan öğretmen haberlerine üzülüyorum. Bugün de sitenizde benzer bir haber var. Bir eğitimci olarak bu haberlerin özellikle gelişme çağındaki erkek öğrencilere olumsuz yönde etkileri olacağını biliyorum. (2 Mart)

Yazının devamı...

Seni oldukça seviyorum

Son günlerde en çok takıldığı da ‘şok’ ve ‘oldukça’ sözcüklerinin kullanımı. Şöyle uyarıyor Baskın hoca:

“Şok olmak ya da şoke olmak yazılıyor. Doğrusu şok geçirmek, şok yaşamak ya da şoka uğramaktır. ‘Oldukça’ sözcüğü ‘epey’ ve hatta ‘bir miktar’ anlamına gelir. Fakat birçok haber ve yazıda, televizyonlarda ‘çok’ anlamında kullanılıyor. ‘Seni oldukça seviyorum’ duyacağız böyle giderse. Doğru Türkçe konuşmayı ‘60’larda TRT spikerleri öğretmişti, şimdi TRT dâhil bütün radyo ve TV spikerleri tersini yapıyor. Aynen, okul öğretmenlerinin -de / -da eki kullanma konusundaki cehaletlerinin öğrencilere geçmesi gibi.”

HAKKINIZ VAR MI?

"MEB Müsteşarı: İdari işlemdi, suçsuz bulunmadı” haberine itiraz eden Tuncay Özkut adlı okur, “Artık hayatta olmayan bir kişiyi, bir daha suçlu ilan etmeye hakkınız var mı?” diye soruyordu.

Eleştirdiği haber, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından gözaltına alındığı emniyette şüpheli biçimde yaşamını yitiren öğretmen Gökhan Açıkkolu hakkındaydı. Açıkkolu ile ilgili ‘görevden uzaklaştırma kararı’nın kaldırılmasının, ‘öldükten sonra masum olduğu anlaşıldı’ biçiminde yorumlanması üzerine Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarı Yusuf Tekin, bir açıklama yapmıştı. Haberde yer alan açıklama özetle şöyleydi:

“Adı geçen öğretmenin FETÖ ile irtibatlı olduğu yönünde hukuki karineler bakanlığımızda mevcuttur. Kişi, artık devlet memuru olmadığı için yapılması gereken bir idari işlemdi, ‘suçsuz’ falan bulunmamıştır.”

Okur haklı. Gazetede 1 Mart’ta yayımlanan haberde Müsteşar Tekin’in sözleri dışında bir bilgi olmadığı için ölmüş bir kişi, yeniden suçlu ilan edilmiş oluyor. Çünkü Tekin, “bakanlıkta mevcut hukuki karineler” olduğunu vurguluyor.

Halbuki bir kişinin suçlu ya da suçsuz olduğuna ve neyin “hukuki karine” olup olmadığına ancak mahkemeler karar verebilir. Milli Eğitim Bakanlığı, bir kişinin suçlu ya da suçsuz olduğuna karar verebilecek bir merci değildir.

Öğretmen Gökhan Açıkkolu’nun kendisini savunma imkânı olmadığına göre haberde en azından babası, bir yakını ya da avukatı konuşturulabilir, suçlamalara karşı yanıt alınabilirdi. Böylece hakkında mahkeme kararı olmayan bir kişiyi haberimizle yargılamamış olurduk. Doğan Medya Yayın İlkeleri’nin 10. maddesi, tam da bu tür yaklaşımlara karşı uyarıyor:

“Polis ve savcılık soruşturmaları ile ilgili haberlerde, kişilerin peşinen suçlu ilan edilmemesi ve soruşturmanın olumsuz etkilenmemesi esas alınır, okurun, doğru ve eksiksiz biçimde bilgilendirilmesi amaçlanır. Ancak yönlendirme gibi bir gaye güdülmez. Suçlayan makamların üslubu kesinlikle kullanılmaz.”

Hiç aklımızdan çıkarmayalım bu ilkeyi. Muhatap kim olursa olsun...

HASTALANAN YAZARLAR

OKURLARIMIZDAN Yavuz Ceylan, yazarlarımız Ertuğrul Özkök ve Ahmet Hakan’ın tedavi için gittikleri hastanelerle ilgili yazılarını eleştirdi. Emekli bir doktor olan ve altı yıldır da İstanbul Tabip Odası Onur Kurulu üyeliği görevinde bulunan Ceylan, yazarların tedavi oldukları doktor ve hastaneleri övmesinin etik olmadığı kanısında. Bu eleştirinin ardından o yazıya yeniden baktım. Özkök, ayağının kırılmasının öyküsünü anlatırken hastane ve doktorun adını veriyordu. Doktor da o öykünün öznelerinden biri olduğu için yadırgatıcı gelmedi bana. Cengiz Semercioğlu da aynı şekilde kulağını tedavi eden doktorun adını verdi geçen gün.

Ahmet Hakan ise “M..’de bir hafta” başlığıyla doğrudan hastaneyi övüyordu. Hastanenin tam teşekküllü olduğu, ‘hasta odaklı üniversite hastane olgusunu yerleştirmeye çalıştıkları, öncü olmayı hedefledikleri’ gibi bilgiler veriyordu.

Bir yazarın, kendi tedavisinin başarılı olduğunu belirtmesiyle, hastanenin iyi olduğunu yazması arasında fark var. Ayrıca yazarlar, tedavi oldukları hastaneye teşekkürlerini başka bir yöntemle de iletebilir. O yöntemi Mehmet Yaşin’de gördük. Yaşin, 23 Temmuz 2017’de Hürriyet’e ilan vererek teşekkür etti, tedavi eden doktorlar ve hastaneye.

Zaten eskiden böyle olurdu bu işler. Yazarlar, köşelerini teşekkür zemini olarak kullanmaz, teşekkür ilanı verirlerdi gazeteye. Teşekkürün nesnel olmayan övgüye dönüşmesinden böyle kaçınılırdı.

OKURDAN KISA KISA

M.Bayer Güven: “Dikkat çöküyor” haberiniz için teşekkür ederiz. Ancak haberin “Bu okulda 400 öğrenci var” başlığı hatalı. Okulda değil, kayma tehlikesi olan D Blok’ta 400 öğrenci bulunuyor. Okulda 4900 küsur öğrenci var.

NOT: Başlık hatalı ama haberde zaten D Blok’ta 400 öğrenci olduğu yazılmış.

A.Ç.Karakul/ N.Köken/İ.Küreşir: “‘Burayı vurun gerekirse şehit olalım’ demişti” haberinin başında, şehidimiz A.Taha Koç’u “uzman çavuş” diye yazmışsınız. Sonra da “astsubay çavuş” demişsiniz, doğrusu da bu. (6 Mart)

Feyiz Öz: İnternetteki “Camide şaşırtan olay. Tavandan akmaya başladı” başlığındaki “cami” kelimesi haberde hiç yok. Olay bir pasajda yaşanmış. Hürriyet gibi ciddi bir haber kurumu okuyucuya bunu yapmasın. (5 Mart)

Ali Acar: “Sivil öldürecek olsak şu semtlerden başlarız” sözlerini eleştirmek bir tarafa, bunun medyada tekrar ifade edilmemesi gerek. Bu sözlerin başlıklar ve yazılarda aynen yer alması sinir bozucu ve üzüntü kaynağı.(28 Şubat)

M.Şefik Balkanlı: İnternet sayfanızda eski uçak fabrikası arsası ile ilgili haberinizde, “Proje kısa sürede start alacak” diye bir ifade var. “Başlayacak” demek ayıp mı ki, Amerikancaya özeniyorsunuz? (27 Şubat)

HAFTANIN ENGELLENENLERİ

BU bölümde geçen hafta, Yeni Şafak’ın bir haberle ilgili erişim engelleme kararı aldırdığını yazmıştım. Yeni Şafak, yazdıklarımın “çarpıtma ve yalan olduğu” yanıtını verdi ve mahkemenin “Hürriyet’e gazetecilik dersi vererek, ‘yayının gerçek olması ve özle biçim arasındaki dengenin korunması gerektiğine” hükmettiğini öne sürdü.

 Oysa Yeni Şafak’ın bu alıntısı, Bakırköy 4.Sulh Ceza Hakimliği kararının basınla ilgili genel değerlendirme bölümünden. Hakimlik, 2018/1395 sayılı kararında gerekçesini “Erişimin engellenmesi istenilen linkler incelendiğinde haberin üzerinden uzun bir zaman geçtiği, haberin güncelliğini yitirdiği, habere toplumsal ilginin bulunmadığı kamu yararı da bulunmadığı anlaşıldığından talebinin kabulüne” diye açıklıyor. Yani hurriyet.com.tr’deki haber gerçek olmadığı için değil, “güncelliğini yitirdiği ve kamu yararı olmadığı” gerekçesiyle erişim engelleme kararı veriyor.

Aslında erişimi engellenen “Konuşmayı internet sitelerine koydular” haberi, 22 Aralık 2013’te Hürriyet’te yayımlanan “Reza Zarrab’tan şok ifade: Benden 1 milyon dolar istediler” haberinin yanında bir kutuydu. O gün ilk sayfadan “Yeni Şafak yalanladı” diye anons edilmişti. Bu kutuda, Yeni Şafak’ın, Reza Zarrab’ın haber yazmama karşılığında kendisinden rüşvet istendiği iddiasının doğru olmadığını kanıtlamak için internet sitesine ilgili telefon görüşmesinin ses kaydını koyduğu duyuruluyordu.

Sulh Ceza Hakimliklerinin geçen hafta hurriyet.com.tr’deki içerikle ilgili verdiği erişim engelleme kararları da şöyle sıralanıyor:

- İlk kez bu köşeye de erişim engeli geldi. İşkadını Derya Bozovalı’nın başvurusu üzerine yazdığım “Söyleşide doğrular söylenmiyorsa” başlıklı 27 Nisan 2017 tarihli yazıya erişim engellendi. Bu yazıda Bozovalı’nın Hürriyet’teki söyleşide verdiği kendisiyle ilgili bilgilerin doğru olmadığını aktarmış; Bozovalı ise Colombia Üniversitesi’nden mezun olduğu da dahil olmak üzere söylediklerini kanıtlayamamıştı.

- Bir habere erişim engelleme kararında bağlantı adresinde (URL) sehven tek yerine çift “/” işareti kullanılmıştı. İnternet servis sağlayıcı Turkcell Superonline, kararı uygularken bu hatayı fark etmeyince hurriyet.com.tr ana sayfasına erişim engellendi. Hata daha sonra düzeltildi ama milyonlarca okur bir saati aşkın bir süre hurriyet.com.tr’ye erişememiş oldu.

- Dünya Göz Hastanesi’nin tahvil, anapara ve kupon ödemelerini gerçekleştirememesi üzerine KAP’a geçen yıl yaptığı bildirimin aktarıldığı habere erişim, aynı şirketin Ankara. 3. Sulh Ceza Hakimliği’ne “kişilik hakları ihlali” iddiasıyla yaptığı başvuru üzerine engellendi.

- Çin malı menteşe ve çekmece raylarını İspanya’da üretilmiş gibi ithal ederek hazineyi zarara uğratmakla suçlanan bir firmanın yetkilileri hakkında dava açılmıştı. Şirket ile yetkililerin isminin kodlanmasına ve şirketin suçlamalara cevabına da yer verilmesine rağmen habere erişim engellendi.

- İnternet üzerinde kurulan yeni bir saadet zinciri Hürriyet’te incelenmiş, vatandaşlar dolandırıcılığa karşı uyarılmıştı. Şirketin başvurusu üzerine bu habere erişim engeli geldi.

- Balıkesir’de ateist bir vatandaşın, vasiyeti gereği dini tören yapılmadan defnedilmesi haberi bir yakınının şikayeti üzerine kaldırıldı.

- Kırklareli Valisi Orhan Çiftçi ile birlikte Bursa’da, Çiftçi’nin eski sevgilisini darp etmekle suçlanan kişilerden ikisinin gözaltına alındığı haberine erişim engellemesi geldi. Kırklareli Sulh Ceza Hakimliği, Çiftçi’nin yayın yasağı talebini ise reddetti.

Yazının devamı...

Haber yerine tweet

27 Şubat gece 00.12’deki ilk tweet’inde, “Bir Fenerbahçe taraftar grubu dün Ankara yolunda mola verdikleri sırada 200 kişilik bir Beşiktaşlı grubun saldırısına uğramış. Bir genç ağır yaralanmış” diyordu. Bir saat kadar sonra attığı ikinci tweet’te de başka bir olaydan söz ediyordu: “Dün gece hakkında duyduklarım inanılmaz... Fenerbahçe taraftar otobüsleri stattan çıktıktan sonra 5 numaralı otobüse köprü çıkışı silahlı saldırı olmuş”.

   Ercanlar’ın yazdıklarına taraftarlardan sosyal medyada itirazlar geldi, tepki gösterenler ile Ercanlar arasında tartışmalar yaşandı. Ercanlar, akşama doğru geçtiği iki tweet’le tartışmaları noktaladı. 16.26’daki ilk tweet’te, “Şimdi emniyet yetkilileri ile Pazar günü yaşanan olaylar ile ilgili konuştum. Onlardan aldığım bilgilendirme ile konuların uzamaması adına buraya yazıyorum” dedi. Hemen ardından attığı tweet’te de, “1. Olay Gebze’deki kavga. Polis bu olayda 4 kişinin yaralandığını belirtiyor. 2. Olayda taraftar konvoyuna bir araç sızmaya çalışmış ve bu araç polis tarafından durdurulmuş. Silah sesi rapor edilmemiş” diyordu. 

   Gelen okur eleştirilerini Ercanlar’a ilettim, ancak yazılmak üzere görüş belirtmedi. Hürriyet Spor Müdürü Mehmet Arslan’a da Ercanlar’ın bu konuda haber yazıp yazmadığını sordum, “haber yazmadığı” yanıtını aldım. Bu soruyu sormamın nedeni, Doğan Medya Yayın İlkeleri’nin 27. maddesinin Hürriyet mensuplarının “elde ettikleri haber ve bilgiyi sadece gazeteye vermelerini” öngörmesi. Aynı madde sosyal medyada “..kişi ya da kurumların teyit edilmemiş bilgilerle zan altında bırakılmamasını” da içeriyor.

   Ercanlar’ın da her Hürriyet mensubu gibi gelen bilgi ya da duyumu önce araştırması, sonra haber yapması, ancak gazetede yayınlanmaması halinde yöneticilerinden izin alarak sosyal medyada yazması gerekirdi. Fakat Ercanlar, gazeteye haber yapmamış ve yeterince araştırmadan Twitter’a yazmış.

Emniyet ile ilk tweetlerinden neredeyse 15 saat sonra konuşmuş. Polis yetkilileri ile konuşunca “saldırı” gitmiş “kavga” gelmiş. Ayrıca polis silah kullanıldığını teyit etmemiş. “Saldıranlar” ile ilgili isimlendirmelerden de vazgeçmiş. Bu süreç, baştan aşağı gazetecilik hatası yüklü.

 

ŞEFFAFLIK VE OKUR

ÜMİT Güçlü adlı okur, gönderdiği e-postada soruyordu; “Zeynep Zor’un Hürriyet ile ilişiği kesildi dememiş miydiniz? Dalga mı geçiyorsunuz bizimle?”

   Okurun ne demek istediğini, Seyahat Eki ve dijitalde Gezginler bölümüne bakınca anladım. Zeynep Zor’un “Büyülü İsviçre Alpleri’ne rüya gibi bir yolculuk” başlıklı bir yazısı yayımlanmıştı.  

Halbuki 25 Eylül 2017 tarihli yazımda, Zor’un gazeteyle ilişiğinin kesildiğini yazmıştım. Sosyal medya paylaşımlarında “ürün yerleştirme” yaptığı şikayetini ilettiğim Dijital İçerik Direktörü Ercüment İşleyen, Zor’dan Instagram profilindeki “Hürriyet Seyahat Yazarı” ve “Hürriyet Aile Yazarı” ifadelerini çıkarmasını istemiş, o da bunu kabul etmeyince gazeteyle ilişiğini kesmişti.

    Ben de İşleyen gibi Zor’un bu unvanları kullanmasının yanlış olduğunu düşünüyordum; o yazımda da bunu vurgulamıştım. Dijitale dışardan yazanların reklam yapmalarına, Hürriyet elemanı olmadıkları için farklı bakılabileceğini belirtmiş, ancak bu kişilerin Instagram profillerinde “Hürriyet yazarı” unvanı yazmalarının gazeteyle özdeşleşmeleri anlamına geleceğine dikkat çekmiştim.

Dijitale dışarıdan yazanların reklam/ürün yerleştirme yapmaları konusu, daha sonra gazete içindeki çeşitli toplantılarda da konuşuldu. Ben de yazımda dile getirdiğim görüşleri yineledim. Birim yöneticileri ile bu yazarların profillerinde “Hürriyet yazarı” unvanı kullanmamaları konusunda görüş birliği sağladık.

   Ben yazılarının linkini de profillerinde paylaşmalarına karşı çıktım. Fakat arkadaşlar, Instagram’da yazıların linkinin Twitter’daki gibi profilden bağımsız paylaşılamadığını hatırlattılar. Bunun üzerine yazıların linkinin profilden paylaşılmasına itirazımı geri çektim. Bütün bunlar beş ay kadar önceydi.

Hürriyet Seyahat Editörü Serkan Ocak, şimdi o konuşmalarımızdan hareketle Zor ile yeniden görüşmüş. Zor, bu kez profilinde “Hürriyet Seyahat Yazarı” ve Hürriyet Aile yazarı” unvanı kullanmamayı, ilkelere uygun davranmayı kabul edince yeniden yazmaya başlamasına karar vermiş.

Elbette editörler kararlarını değiştirebilir. Ama bunu okuru bilgilendirerek, gerekçelerini açıklayarak yapmalı. Okurun aldatıldığı duygusuna kapılması böyle önlenir. Ayrıca Instagram’da teknik bir gelişme oldu. Artık yazıların linkleri öykülerde paylaşılabiliyor, profilden link vermeye gerek kalmadı.

 

KAMUOYU ARAŞTIRMALARI

 

SEÇİM ittifakı ve seçim yasası değişikliğinin, hatta erken seçimin gündemde olduğu bugünlerde yine medyada kamuoyu araştırmaları yayınlanıyor. Ama çoğu zaman araştırmaların yayınlanmasıyla ilgili kurallara uyulmuyor.

Doğan Yayın İlkeleri, bu araştırmaların yayınıyla ilgili kuralları, “haberlerin hazırlanması ve yayınlanmasıyla ilgili süreçlerde adil olunması, gerçeğe bağlı kalınarak haberin özünün bozulmaması” hakkındaki 18. maddede düzenliyor:

“Kamuoyu araştırmalarıyla ilgili bütün haberlerde, yapan kuruluşun adı, kimin talebi ve finansmanı ile yapıldığı, tarihi, görüşülen kişi sayısı ve araştırma yöntemi açık olarak belirtilir.”

Demokrasi çarkının işlemesi ve okurun doğru bilgilendirilebilmesi açısından bu kural çok önemli. Bir araştırmayı yazarken sadece partilerin alacağı varsayılan oy oranlarını vermek, okuru bilgilendirmek demek değildir. Okurun sağlıklı değerlendirebilmesi için araştırmayı kimin yaptırdığı, nerede, nasıl, kaç kişiyle ne zaman yapıldığı gibi bilgileri de vermek gerekli. Siyasi partilerin araştırma sonuçları açıklayarak, kamuoyunu yönlendirme çabasına karşı bir gazetecilik önlemi bu.

HAFTANIN ENGELLENENLERİ:

SULH Ceza Hakimlikleri’nin, bu hafta erişiminin engellenmesine karar verdiği hurriyet.com.tr haberleri şöyle:

   * Reza Zarrab’ın “Arayıp haber yazmama karşılığı 1 milyon TL rüşvet istediler” iddiası üzerine Yeni Şafak gazetesi, internet sitesinde 23 Aralık 2013’te Reza Zarrab’la yapılan bir telefon görüşmesinin ses kaydı yayınlanmıştı. Diğer haber siteleri de Yeni Şafak’taki bu haberi aktarmıştı. Yeni Şafak’ın başvurusu üzerine bu haberlere –yani kendi haberine- erişim engellendi.

* Kayışdağı’nda bir kaz çiftliğinde zorla alıkonulan cinsel istismar mağduru dört küçük kızın kurtarıldığı operasyon haberine erişim, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın başvurusu üzerine engellendi.

* Erman Toroğlu’nun Hürriyet’te 2009’da Ankaragücü ve Ankaraspor’un birleşmesini konu aldığı köşe yazısı, eleştirdiği isimlerden biri olan dönemin Ankaragücü Asbaşkanı M.Kemal Ünsal’ın talebiyle engellendi.

* Kırklareli Babaeski Devlet Hastanesi’nde 6 aylık bebeğin kolundaki alçı çıkarılırken bir parmağının kesildiği iddialarına ilişkin idari soruşturma başlatılmasına dair Anadolu Ajansı haberi.

* “Bitlis’te bir vali yardımcısı ve üç kaymakam ihraç edildi” haberi.

* “Kırklareli Devlet Hastanesi’nde bir doktorun 16 yaşında bir kız çocuğu olan hastasını taciz ettiği iddiasıyla soruşturma başlatıldı” haberi.

* Hürriyet Pazar’da “Miss Turkey” adaylarının tanıtıldığı haber.

* Galatasaraylı bir futbolcunun, adının aşk dedikodularına karıştığı bir psikolog ile görüntülenmesini konu alan magazin haberi.

* Gazeteci Haydar Meriç’in öldürülmesiyle ilgili soruşturma kapsamında gözaltına alınan bir şüphelinin, yurtdışına kaçan ağabeyini suçlayan savcılık ifadesini esas alan bir haber.

 

OKURDAN KISA KISA

Prof.Dr.Nevzat Gözaydın:  “Hababam firar” haberinde suçluların adliyenin tavanından kaçmaya çalışırken aşağı düştükleri bilgisi hemen aynı cümlelerle iki kez tekrarlanmış. Daha ne kadar bu tür sütun doldurma umursamazlığına izin verilecek? Bir redaktörünüz yok mu?(24 Şubat)

Emrah Zıraman: İnternette “Hollanda’yla yeni gerilim” haberinde Erciyes’teki snowboard yarışmasına Hollanda ve G.Kore’nin katılmayacağı bilgisi veriliyor. Tamamen niyet okuma üzerine kurulmuş. “Hollanda’nın kararında iki ülke arasında siyasi gerginliğin ve sözde Ermeni soykırımı kararını tanımasının etkili olduğu belirtildi.” Kim belirtti? Bunun cevabı yok. (25 Şubat)

Mehmet Gürbüz: Rica ediyorum şu tık alma haberciliğinden vazgeçin. Bugün yine “...Mehmed’in efsane kadrosu açıklandı” başlığının altında bununla alakalı en ufak bir şey yok. Umarım bu düzelir.

S.Ayla Özbilen: Bulmaca çözmekten zevk alıyorum ama 70 yaşında olduğum için okumakta zorlanıyorum. Lütfen büyük punto kullanın.

Birgül Ergev: “Selanik de anne dedi” haberinde “şevkat” yazılmış. Doğrusu elbette şefkat. Sevecenlik anlamında. Kelimenin şevk ile ilgisi yok. Tek harf diye küçümsemeyin. V  ile yazılırsa devrilen çam büyük olur.(26 Şubat)

Yazının devamı...