GÜNDEM
SPORARENA
YAZARLAR
EKONOMİ

Uygulamada okumaya devam et.

Pornografik ayrıntılar

Süheyla Pınar, internette 20 Temmuz’da yayınlanan “Yaşlı kadın hayatının şokunu yaşadı” haberindeki fotoğrafı eleştirdi: “Bu fotoğraf da bir cinsel saldırı. Kadıncağız böyle bir resminin konmasını ister miydi ki? Bu resmin kaldırılması ya da çerçevelenerek kadının bacaklarının görüntüsünün silinmesi gerekir.”

Nermin Doğan ise 30 Temmuz’da internette yayımlanan “Sultangazi’de şok! Kadına taciz anları böyle görüntülendi” haberindeki görüntülere tepki gösterdi:“İnternetteki bu görüntüden alınan bir kare de ertesi gün gazeteye konuldu. Cinsel taciz görüntülerini yayınlamak ile pornografik görüntü yayınlamak arasında bir fark göremiyorum.

Maalesef aynı gün gazetedeki ‘Teşhirciyi dövenlere takipsizlik’ başlıklı haberde de ayrıntılara yer verildi. Tacizin nasıl gerçekleştiğini, saldırganın pantolonunu indirdiğini üç kez tekrarlayıp, polis ifadesindeki ‘omuzların nasıl değdiği’ gibi ayrıntılarla aktarmak ‘pornografik algı’ oluşturuyor.”

Bir gazetecinin haber yazarken insanlara, özellikle de mağdurlara yönelik etkisini, sonuçlarını düşünmesi, o kişilere zarar vermeme kaygısı gütmesi gerekir. Cinsel istismar, taciz, tecavüz gibi olaylar, kadının salt bedenine değil aynı zamanda kişiliğine, ruhuna saldırıdır. Mahrem alanının dinamitlemesidir.

Biz gazeteciler de o saldırı anının görüntülerini yayımlayıp, ayrıntılarını öyküleyerek yazdıkça mahrem alanı dinamitlemeye devam etmiş oluyoruz. Mağdur kadını hırpalamakla kalmıyor, aslında onun üzerinden tüm kadınları o dehşetin ürkütücü etkisine maruz bırakıyoruz.

Bianet’ten Çiçek Tahaoğlu ve Elif Akgül’ün hazırladığı “Toplumsal cinsiyet odaklı habercilik elkitabı”nda da “haberde pornografik ayrıntılara yer verilmesinin cinsel şiddeti görünmez hale getirdiği” uyarısında bulunuluyor. “Taciz, tecavüz erotik değildir; beden bütünlüğüne ve dokunulmazlığına karşı işlenmiş çok ciddi bir suçtur” diye de hatırlatılıyor.

Cinsel şiddet haberlerinde asla gözden kaçırılmaması gereken bir yaklaşım bu. Aksi halde sadece cinsel şiddeti erotik ya da pornografik ayrıntıların gölgesinde bırakmış olmaz; potansiyel saldırganlara da yol yöntem göstermiş, onların gözünde böyle saldırıların “yapılabilirliğini” kanıtlamış oluruz.

Okurun vurguladığı gibi, bu “pornografik” görüntüler ya da ayrıntılar olmasa haber değerinden bir şey kaybetmez. O görüntü ve ayrıntıların yayımlanmasında herhangi bir kamu yararı olduğu da söylenemez.

Dahası internette “tık avcılığı” çabası ve gazetede okutma kaygısı da bu görüntü ve ayrıntıları vermeyi mazur gösteremez. Bu tür istismar, taciz ve tecavüz haberlerinde frene basmalı, “haber şehvetine” kapılmamalıyız. Cinsel şiddete karşı mücadeleye destek vermenin yolu bu...

OKURDAN KISA KISA

Hayri Tek: Gazetedeki “Sincar’a kırmızı darbe” haberinde “Milli İstihbarat Başkanlığı” yazmışsınız. Bu yanlış. Keşke değiştiren kararnameye ya da kurumun kapısındaki yeni tabelaya baksaydınız. Müsteşarlıktı, başkanlık oldu. Kurumun yeni adı “Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı”. (16 Ağustos)

Hasan Koca: Kelebek’in 6. sayfasında “Hızlı ve Öfkeli Tokyo Yarışı”nın saat 20.00’de Atv’de olacağı yazıyor. Altta aynı saatte Show’da da gözüküyor. (8 Ağustos)

Hakan Mut: “Tırnağını çektirdi hayatı kaydı” başlığı internette ana sayfada yer aldı. Sağlık çalışanlarına karşı şiddete teşvik eden haber yapmanızı kınıyorum. 3 yıl önce İzmir’de yaşanmış ve daha ortada bir şey yok.     (8 Ağustos)  

Turan Karalı: Noyan Doğan’ın yazısında, bedelli askerlik yapacakların kıdem tazminatı alabileceği,  2011’de yargının ödenmesi yönünde karar verdiği belirtilmiş. Oysa 2011’deki kanunla bugünkü aynı değil. Bu kanuna eklenen “ücretsiz izinli sayılır” hükmü kıdem tazminatı alınmasına engel.                         (1 Ağustos) 

Başak Akbulut: İnternetteki “Nişanlısını dedektife takip ettirdi” haberinde takip ettiren şahıs, yaptığıyla övünüyor; bu sayede kız arkadaşına güvenip nişanlanmış. Özel hayata müdahaleyi normal gibi göstermeyin.   (9 Ağustos)

Rıfat Bali: Ahmet Hakan’ın yazısında problem yok mu? Ne demek “Körfez Arap’ı”? Ne demek “zengin ve görgüsüz turist”? Aynı nitelemeler biz Türkler için Avrupa’daki bir basın organında çıksa tepkimiz ne olur acaba? Batı aleminde bu tür yazılar ancak aşırı mecradaki gazetelerde çıkabilir.             (15 Ağustos)

Gülşah Kuş: Gazetenin 2. sayfasında yer alan “Asi kızın hikayesi” kitabının ikinci serisinin yeni çıktığı bilgisi hatalı. Yaklaşık 5 aydır satışta.             (14 Ağustos)

Erdoğan Özbay: İnternette “Akar’dan çok önemli Münbiç açıklaması” demişsiniz ama her şey devam ediyormuş. Çatışma var sanmıştım.             (18 Ağustos)

Can Basey: O kadar “kırmızı çizgi” ilan ettiniz, “Ayrımcılık olmayacak” dediniz ama internette “O travesti” yakalandı” diye başlık attınız.     (18 Ağustos)

HAFTANIN ENGELLENENLERİ:

Erişim Sağlayıcıları Birliği’nin bu hafta ilettiği Sulh Ceza Hâkimlikleri’nin erişim engelleme kararları şöyle sıralanıyor:

- Beykoz Sulh Ceza Hâkimliği, Mustafa Ceceli-Sinem Gedik-İntizar haberlerini engellemeye devam ediyor. Bu kez de Sinem Gedik’in başvurusu üzerine “Mustafa Ceceli’nin eski eşi Sinem Gedik aylar sonra görüntülendi” ve “İntizar ilk kez sahnede” haberlerine erişim engeli kararı aldı.

-2007’de yayımlanan “İlk hapis cezası” başlıklı habere İstanbul 7. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından adı geçen kişi hakkında kara para nedeniyle verilen mahkûmiyet kararının düşürüldüğü gerekçesiyle erişim yasağı getirildi.

- İzmir 3. Sulh Ceza Hâkimliği, 12 yaşındaki bir çocuğun ifadelerine dayanan “Anneden porselen bebeğe dayak” haberine adı geçen kadının “kişilik haklarının ihlal edildiği” gerekçesiyle erişim engeli getirdi.

Yazının devamı...

Yok sayılan üniversiteler

Okurun eleştirisini editörlere ilettim. Sonra ben de inceledim: ekte tercihle ilgili yazılarda ODTÜ, Boğaziçi ve İTÜ’nün rektörleri ile uzman önerilerine yer verilse de devlet üniversiteleri tanıtım bölümlerinde hiç yoktu. “Üniversiteler” ve “Üniversitelerden haberler” başlıkları altında 13 sayfa tamamen özel üniversiteler tanıtılmıştı. Buralarda devlet üniversiteleri anılmamıştı bile. Meğer rehber, vakıf (özel) üniversitelerine yönelik olarak hazırlanmış. Editör ve Hürriyet Eğitim Servisi Müdürü Nuran Çakmakçı yazısında rehberin “vakıf üniversiteleri eki” olduğunu belirtmiş. Ama satır arasındaki açıklama okuru bilgilendirmeye yetmez. Böyle bir editoryal tercihte bulunulduysa kapağa “Vakıf Üniversiteleri Tercih Rehberi” yazılmalıydı. Aynı şekilde “Üniversiteler” ve “Üniversitelerden haberler” bölüm başlıklarına da...

Daha önemlisi, Hürriyet gibi bir gazete, “Üniversite tercih rehberi”nde devlet üniversitelerini ve orayı seçecek öğrencileri görmezden gelemez. Üstelik bu yıl devlet üniversiteleri 719 bin, vakıf üniversiteleri 68 bin öğrenci alacak. Aradaki fark bu kadar büyük. Ne yazık ki devlet üniversitelerini yok sayma tavrı on yıldır bu eklerde tekrarlanmış. Oysa 2009’a kadar çıkan rehberlerde devlet üniversitelerine de liste olarak yer verilmiş. En azından yine öyle yapılabilirdi.

LAVANTA KÖYÜNE TURLAR

HÜRRİYET Pazar’da yayımlanan “Mor ve çok ötesi: Insparta” başlıklı yazıyla ilgili e-posta gönderen Tülin Ardıç adlı okur, Bahar Akıncı’nın aynı konuda geçen yıl da bir yazı yazdığını hatırlattı. “Bir yazar neden bir yıl arayla aynı yeri yeniden yazar?” diye eleştirdi.

Yan Yayınlar Yönetmeni Çınar Oskay ile görüştüm. Oskay, “Isparta bu dönemde Instagram’da trend oluyor. Bahar’dan bunu anlatan, önceki yazısından yararlandığı, güncellemeler yaptığı bir yazı istedim” bilgisini verdi. Akıncı’nın bir yıl arayla ikinci yazı yazmasının nedeni buymuş. Burada bir sorun yok.

Ancak Hürriyet Pazar’da, bir traktör kasasında köyde gezen kadınlar fotoğrafının yanına “...ünlü isimleri gül hasadı gezisine götürdü” yazılmıştı. Fakat internette bu nota ekleme yapılmış, şirket ismi değiştirilmişti.

İsmi eklenen bu turizm şirketi, Hürriyet’e dışarıdan yazan Bahar Akıncı’nın bir gezi için rehberlik yaptığı bir seyahat şirketi. Akıncı ile konuştum, bu şirketin ismini oraya kendisi eklememiş. Sayfa editörü görsel malzeme ararken bir süre önce Kelebek’te yayımlanan traktördeki kadınlar fotoğrafını bulmuş. Fotoğrafı notuyla birlikte gazeteye koymuş ama diğer şirket geziyi kendilerinin düzenlediği itirazında bulununca internette bu şirketin ismi eklenmiş.

Sayfa editörü, yazıda olmayan unsuru sayfaya koymamalıydı. Akıncı’nın Isparta ve lavanta köyüne tur düzenleyen çok şirket olduğunu yazmasına rağmen editörün şirket adı eklenmesi, yazıya o şirketin tanıtımı havası vermiş.

Bir itirazım da yazının Akıncı köye yeni gitmiş gibi yazılması. Oysa Akıncı köye geçen yıl gitmiş. Nitekim Akıncı’nın traktörüyle kendisini gezdiren “Huriye Teyze” ile çekilmiş fotoğrafı ve lavanta dolu bir sepetle lavanta tarlasında göründüğü fotoğrafın bir benzeri geçen yılki yazıda da yer alıyor. Bu yıl aynı fotoğraflar kullanılırken “arşiv fotoğrafı” olduğu notu konulmalı ve Akıncı da geçen yıl köye gittiğini belirtmeliydi. Eksik bilgi de okuru yanıltır.

İŞTE DOĞRU BAŞLIK

DÖVİZ kurlarındaki hızlı değişim, son günlerde okurların merak ettiği haberlerin başında geliyor. Bu gelişmelerin gazetede ve internette ön sayfada ve geniş yer almasını istiyor; beklediklerini bulamayınca da eleştiriyorlar.

Son olarak 10 Ağustos’ta Türk Lirası’nın bir gün içinde çok hızlı değer kaybetmesi, doların 6 lirayı, Euro’nun ise 7 lirayı aşması üzerine bu eleştiriler yoğunlaştı. “Memleketin en önemli meselesini nasıl küçük haberlerle geçiştirirsiniz?” diye soruyorlardı. Gerçekten de bu kadar hayati gelişmelerin internette ana sayfada “Dolar ve Euro’da son durum” diye küçük bir kutu olarak verilmesinin yeterli ve önemiyle orantılı olduğunu söyleyemeyeceğim. Basılı gazetede de üç gün öncesine kadar küçük haberlerle görüldü bu üzücü gelişme.

Ama hakkını da vermek gerek. O gün Hürriyet’in birinci sayfasındaki “TL’deki kayıp sürüyor” başlığı, durumu doğru anlatan bir başlıktı. Zira medyada çoğunlukla “Dolar/Euro yükseldi” başlıkları kullanılıyor. “Yükselme” olumluluk ifade eden bir sözcük, oysa bu değişiklik bizler için olumlu değil. Gerçekte de o paralar yükselmiyor; bizim paramız düşüyor, değer kaybediyor.

OKURDAN KISA KISA

A.Tunga Ercan: An itibariyle internet sayfasında dört “flaş”lı haber başlığı var. Sayenizde flaş kelimesinden soğudum. Flaşsız günler dilerim.   (2 Ağustos)

Hayri İrdal: “Bakın sosyal medya bizi nasıl programlıyor” yazısında Ayşe Arman’ın röportaj yaptığı isim İlter Özekici, Ayşe Arman’ın yeğeni Ela Apa Özekici’nin eşi, yani ablasının damadı. Özekici’nin sosyal medya danışmanlığı verdiği de düşünüldüğünde bu bir çeşit kayırmacılık.              (2 Ağustos)

Ali Altan: “Akhisar maçı 6-5 kazandı” yazılması yanlış. Akhisar-Galatasaray maçı 1-1 sonuçlandı. Akhisar, penaltılardaki 5-4 lük sonuçla süper kupayı aldı. FIFA ve UEFA sitelerinde bu tür sonuçlar (1-1) (5-4) diye yazılır.                (6 Ağustos)

İ. Ormancı/Ü. Babahan: Tommiks-Teksas 30. seri kampanya henüz 19’da iken, 31. seri başlamış. Bari 30. seri bitseydi. Aceleniz ne? Günde aynı gazeteden ikişer tane mi alalım?           (7 Ağustos)

Birgül  Ergev: Bizdeki hala, teyze, yenge bolluğuna karşın İngilizcedeki aunt çeviride sorun çıkarıyor. Ama bu kadar popüler bir ailede kimin kim olduğunu bilmek zor olmasa gerek.  “Prens moda listesinde”  haberinde yanlışlık olmuş. Meghan, küçük George’un yengesi. Teyzesi değil. (3 Ağustos)

Tarık Konal: Bugün bir güncede “Çin Seddi'ni aşamadık” yazılmış. Bu yazım biçimi yanlış. Çin’deki bu yapıya “Çin Seti” denmeli. Sedd  sözcüğü Arapçadır. Türkçemizde, kapama, tıkama, engel olma anlamlarını da barındırır. Türkçemizde böylesi bir yapıya biz, set deriz. (6 Ağustos)

B.Ayçiçek/S.Çelebi: Mobil uygulamada her haberde reklam giriyor bu çok kötü. Haber okurken sürekli çıkan reklamlardan gına geldi.  (4 Ağustos)

Tahsin Oğuz: Yıllardır en büyük keyfim hafta sonları kahvaltıdan sonra Hürriyet okumak. Bugün gazetede 10 sayfa Van icra dairesine ayrılmış, 2 sayfa diğer icra dairelerine. Bir sayfa ölüm ilanına, üç sayfa cumhurbaşkanlığına, bir sayfa maliyeye. Bize okuyacak yer kalmamış. (4 Ağustos)

Salim Taşçı: Sporda 28. sayfada manşetin spotunda “oyuncu” yerine “oycu” yazılmış. Aynı sayfada ‘‘Beşiktaş şov yaptı’’ haberinde Larin ile Love karışmış. Kenan Başaran’ın yazısında “hatırda”nın “da”sı unutulmuş. (3 Ağustos)

Özgür Ekşi: Savunma dergisi C4Defence olarak hazırladığımız “Atak helikopterlerinin motorunda kasım beklentisi” haberimizi birçok gazete bizi kaynak göstererek alıntıladı. Hürriyet, gazetede ve internette haberimizi “Atak için ABD izni gerekiyor” başlığıyla kaynak göstermeden kullandı. (4 Ağustos)

Uğur Bilgin: “Uğur böceğinin kanatlarından gelen mucize” haberi internette 52 görsel ile verilmiş. Rahat okuyamıyorum. Lütfen bu tür sunumdan vazgeçilsin. Manken haberi değil bu.(8 Ağustos)

Hayri Tek: 11. Sayfada habere benzeyen üniversite reklamına “Bu bir ilandır” uyarısı koymayı unuttunuz varsayıyorum. Ama 13-15. sayfalardaki “Tatil fırsatları”nda otel ve tur şirketlerinin reklamları da haber görünümünde verilmiş. O kabul edilemez. (8 Ağustos)

Nuray Doğru: “O doktor görevine iade edildi”' başlıklı haberde Giresun’daki doktor suçlu gibi gösteriliyor. Böyle yazmanız yanlış. (8 Ağustos)

Haftanın engellenenleri:

Erişim Sağlayıcıları Birliği’nin bu hafta ilettiği Sulh Ceza Hakimlikleri’nin erişim engelleme kararları şöyle sıralanıyor: ¬


* Edirne 2. Sulh Ceza Hakimliği, Mehmet Ayağ’ın başvurusu üzerine “Ayakkabılı 3 kadın misafirini camiye sokmayan güvenlikçileri tartaklamış” ve “ Oğlumu dövenlere soruşturma sitene kadar komisyonda yokum” başlıklı haberlere erişim engeli kararı aldı.


* İstanbul 11. Sulh Ceza Hakimliği, Fatih Oflaz ile ilgili “Ünlü işadamına öz kızına cinsel istismardan 18 yıl hapis cezası” haberlerine
hurriyet.com.tr ve hurriyetdailynews.com’un da aralarında bulunduğu 31 siteyi engelledi.  


* Ankara 1. Sulh Ceza Hakimliği, 8 Mayıs 2002 tarihli  “MHP’li Bedri Yaşar: İhaleci değilim” haberine erişim engeli kararı verdi.


* 2014 yılında yayımlanan “Oral seks yaparken yakalandı” haberi, suçlanan kişinin “beraat ettiği gerekçesiyle” yaptığı başvuru üzerine İstanbul Anadolu 3. Sulh Ceza Hakimliği tarafından engellendi.


* Bursa 1. Sulh Ceza Hakimliği “17 yaşındaki kıza cinsel istismar soruşturmasında iki kişi ifade verdi” haberine erişimi yasakladı.


* İstanbul 5. Sulh Ceza Hakimliği, 2012’de yayımlanan ve 2009 Miss Turkey finalistlerinden olan bir kadının, Özcan Deniz ve M.Ali Erbil ile fotoğraflarının yer aldığı foto galeri ile “Venedik dönüşü” haberine erişim engeli getirdi.


* İstanbul 8. Sulh Ceza Hakimliği, “Seri katil Atalay Filiz’in babası it dalaşında Yunan jetini düşürmüş”, “Seri katilin babasına kritik sorular”, “Seri katil zanlısını insan kaçakçıları bile arıyor” haberlerine erişim yasağı kararı aldı.

 

Yazının devamı...

Bir ölümün işaret ettikleri

Telefonla arayan Engin Uzunlar adlı okur, “bu olayda doktorların da hastanın da haklı yanları var” dese de doktorları eleştirdi. “Ancak bu ilaç yazdırma olayında sürekli sorun çıkarılıyor. Sağlık Bakanlığı, sıklıkla yaşanan bu soruna el atmalı” dedi. Birgün gazetesinde Doğan Tılıç da “haberlerin doktoru yargısız infaza dönüştüğü” saptamasında bulundu; konuyu değerlendirmemi önerdi.

Tılıç’ın dikkat çektiği gibi, bazı medya kuruluşlarında doktorla ilgili hüküm içeren haber ve yazılara rastladım. Hürriyet’te böyle bir yaklaşım olup olmadığını anlamak için de gazeteleri taradım. İlk gün, yani 29 Temmuz’da “Öldüren kelepçe” başlıklı haberde olay serinkanlı bir dille anlatılıyordu. 30 Temmuz’da ilk sayfada “İki polis ve doktora soruşturma”, üçüncü sayfada “Döve döve” başlığı kullanılmıştı. Haberin çarpıcı yanı, kamera görüntülerinin yer almasıydı. Polislerin, Topal’ı tartaklayarak ve biber gazı sıkıp ters kelepçe takarak götürmeye çalıştıkları görülüyordu. 31 Temmuz’da “Cebinden evde bakım kâğıdı çıktı”, 1 Ağustos’ta da “Doktor şikâyetçi” başlığı kullanılmıştı.

DHA muhabiri Hakan Kabahasanoğlu’nun Hürriyet’te yayımlanan bu haberleri hüküm içermiyor. Olayla ilgili gelişmelerin yanı sıra Topal Ailesi’nin avukatının, polislerin ve doktorun ifadesi, TTB ve Sağlık Bakanı’nın açıklaması yani tüm tarafların görüşleri dengeli verilmiş, doktor hedef alınmamış.

Kamera görüntülerinin bulunması olayın bir bölümünü aydınlatıyor, polislerin orantısız şiddet kullandıklarını ve Topal’ın o sırada kalp krizi geçirip yaşamını yitirdiğini kanıtlıyor. Fakat doktor ile Topal arasında yaşananlar hakkında fazla bilgi yok. Ailenin avukatı, Topal’ın doktor Ö.Y.’nin odasında kalp krizi geçirmeye başladığını ama doktorun ilgilenmediğini öne sürüyor. Doktor da Topal’ın baston salladığını, bağırdığını ve odasını işgal ettiğini, o nedenle korkup polis çağırdığını söylüyor. Hangisi doğru? Tanıklarla konuşmadan ya da başka kamera görüntüleri gibi unsurlarla orada yaşananları açığa çıkarmadan doktorun hatalı ya da hatasız olduğu söylenemez.

Ancak ilk haberlerdeki “İstanbul’dan memleketi Giresun’a giden Topal’ın yürüme güçlüğü çeken eşine ilaç yazdırmak” istediği bilgisi, daha sonra “yatağa bağımlı ve evde bakım raporlu eşine ilaç yazdırmak” olarak değişti. Belli ki bir mevzuat sorunu var ve hiç kimse de doktorun mevzuata aykırı davrandığını öne sürmüyor. Nitekim Sağlık Bakanı Fahrettin Koca da Hürriyet’ten Mesude Erşan’a “Raporluların ilaca erişimi kolaylaşacak” açıklaması yaptı.

Demek ki, 82 yaşındaki Topal’ın ölümü sağlık sistemindeki iki soruna dikkatimizi çekiyor. Hasta yakınlarının şiddetine maruz kalan doktorların endişeli hali, raporlu hastalara ilaç yazımındaki bürokrasi. Tabii bir de polislerin yaşlı bir insana bile şiddet uygulaması sorunsalı var.

 Bu sorunların üzerine gitmek, insanların yaşamında önemli yer tutan sağlık ve güvenlik alanlarında “çözüm gazeteciliği” örnekleri sergilemek gerekli. Tabii bir yandan da Topal’ın ölümüyle ilgili karanlık noktaları aydınlatmaya çalışmalıyız. Elbette önyargılarla hareket etmeden, hüküm vermek yerine olgular ve somut verileri yazarak...

ŞOK GEÇİRTMEYİN HOCAMA

PROF. DR. BASKIN Oran, Hürriyet ve hurriyet.com.tr’de ne zaman “Şoke oldu”, “Şok oldu” başlıklarını görse hemen yazıyor bana... “Şok olunur mu yahu? Veya şoke olunur mu?  “Şok geçirdi” diye yazmanız mümkün değil mi?”

Son olarak internette gördüğü “Cihangir’in ünlü sokağında ürperten olay... Kapıyı açtıklarında şoke oldular” ve “Dağda mahsur kalan kadını bulmaya gittiklerinde yanında gördükleri şoke etti!” haberlerinden sonra yazdı. Artık bana da sinirleniyor. “En azından Hürriyet’te ve Türkçe’nin en azından bu kelime açısından katledilmesini ne zaman durduracaksın?” diye çıkışıyor.

Baskın hoca haklı. “şoke oldu”, “şok oldu” yazmak yanlış. Arkadaşlar lütfen kızdırmayın Baskın hocayı. Türkçe’yi de katletmeyin...

Söz Türkçe’nin katledilmesine gelince ben de her gördüğümde “Yine mi” dediğim bir gazetecilik kalıbına değineyim. Maalesef haberlerde “Anlamlı ziyaret”, “Anlamlı görüşme”, “Anlamlı mesaj” gibi başlıklardan geçilmiyor. 29 Temmuz’da Hürriyet’in ikinci sayfasında Songül Öden’in Suriyeli kadınların bulunduğu merkezi ziyareti “Anlamlı ziyaret” başlığıyla yayımlanmıştı.

Böyle başlıklar atan gazetecilere tavsiyem durup düşünmeleri. “Anlamsız ziyaret” olur mu? Elbette her ziyaretin, her mesajın, her görüşmenin bir “anlamı” vardır. Biz gazetecilerin işi, o anlamı bulmak, başlığa çıkmaktır. Anlamı anlamak ve haberin özünü başlığa yansıtacak yaratıcılık sergilemek yerine bu tür “Anlamlı...” başlıkları atmak eski ama yanlış bir gazetecilik kalıbına teslim olmaktır. Nedeni de ya aceleciliktir ya da tembellik.

OKURDAN KISA KISA

 

Musa Çoban: Manşette “..yüzde 90’ı yerli ilk global kamyonu vitrine çıktı” yazmışsınız ama vitrine çıkan yüzde 90 yerli değil. Haberde şimdi bu oranın yüzde 80’e yakın olduğu, yüzde 90’lık modelin 2020’de üretileceği yazıyor. Lütfen haberinizi iyi okuyun. (26 Temmuz)

Hüseyin Aykol: (Yeni Yaşam okur temsilcisi) Raad Darar’ın fotoğrafına İlham Ahmed yazılmış. Ahmed, fotoğraftaki kadın. Geçen dönem PYD’nin eşbakanı idi. İki gün üst üste aynı yanlışlık yapıldı. (28-29 Temmuz)

Tarık Duman: “Merkez Bankası hedef yükseltti” demişsiniz. Hedef yükseltmek olumlu alamda olur. Oysa daha düşük enflasyon hedeflenmemiş, daha yüksek enflasyon olacağı kabullenilmiş. Güncelleme deseydiniz daha doğru olurdu. (1 Ağustos)

Mert Erdönmez: İnternetteki “Sabri Sarıoğlu’na flaş teklif! Bakın kim istedi” haberinin başlığı ile içeriği okurun aklı ile dalga geçiyor. Haberi veren okuru merakta bırakıp sayfada zaman geçirmesini hedeflemiş. Sonuç okur tarafında hayal kırıklığı. (2 Ağustos)

Ercan Akdoğan: İzmir ekinin 1. sayfasındaki “Bu vahşete 4 bin 252 TL” haberinde köpeğin arabanın arkasında sürüklenmesi olayının “Seydişehir’de Antalya-Fethiye karayolunda gerçekleştiği” yazılmış. Muğla’nın Seydikemer ilçesi olacaktı. Seydişehir, Konya’ya bağlı bir ilçe. (28 Temmuz)

A.Birenöz/A.Orpak/D.Yavuz: “Öğretmenler branşlarında sınıfta kaldılar” haberi öğretmenleri üzdü. Sınav sorularının kapsamını bilmeden öğretmenlerin yaptığı net sayısını küçümsemeyin, aşağılamayın. (28 Temmuz)

Zafer Vardar: “22 yılın rekoru kırıldı” başlıklı haberde ilk cümle 26 sözcük. Böyle uzun cümle olunca toparlanamamış, cümlenin başında ve sonunda aynı ifade kullanılmış. Mükerrer olmuş; anlam da bozuk. (30 Temmuz)

Mahmut Uslum: “Polisin boğazını kestiler” demişsiniz. Ama kesen bir sivil memur. Bir kişi yani. Sırf başlıkta çoğul eki kullandığınız için haberde ikinci bir katil arayıp durdum. (31 Temmuz)

Cemal Dal: Avrupa baskınızın ilk sayfasında sağ üst köşedeki Simge Selçuk haberinin 2.sayfada olduğu yazıyor. Ama orada bu haber yok. (30 Temmuz)

İpek İli: Tecavüze uğrayan kız çocuklarıyla ilgili haberlerde lütfen elleriyle yüzünü kapatmış kız çocuğu fotoğrafı kullanmayın. Tecavüze uğrayan çocuğun utanılacak bir şeyi yok! Utanması gereken oymuş gibi bir algı yaratıyor.

HAFTANIN ENGELLENENLERİ:

Erişim Sağlayıcıları Birliği’nin bu hafta ilettiği Sulh Ceza Hakimlikleri’nin erişim engelleme kararları şöyle sıralanıyor: ¬

* Bodrum Sulh Ceza Hakimliği, 20’den fazla sitede yayımlanan “emekli bir polisin tartıştığı kadın ile kızını tabanca ile yaralamasına” ilişkin haberlerine erişimi yaralanan kadının başvurusu üzerine yasakladı.

* Beykoz Sulh Ceza Hakimliği, Sinem Gedik’in başvurusu üzerine Cengiz Semercioğlu’nun “Yılın skandalı sonunda patladı” ve “Ceceli olayının perde arkası” yazıları başta olmak üzere aralarında “Ceceli’den ilk ihbar mailini İntizar’ın yeğeni attı iddiası”, “Ceceli sessizliğini bozdu”, “Mustafa Ceceli, Sinem Gedik olayında yeni gelişme” haberlerinin de bulunduğu onlarca linke de erişim engeli kararı verdi.

* “Recep Tayyip Erdoğan üniversitesinde skandal ilan”, “Listedeki isimler RTEÜ’de göreve başladı” ve “Torpil hiç bu kadar aleni olmamıştı” konulu haberlere Rize Sulh Ceza Hakimliği tarafından erişim yasağı getirildi.

* İzmir 4.Sulh Ceza Hakimliği, Aralık 2017’de yayımlanan “Bir kadın cinayeti daha” ve “Bıçaklanan kadın öldü” haberlerine erişim engeli getirdi.

* “Türbanlı eşe komutan tepkisi” haberine erişim, “kişilik haklarının ihlal edildiği” gerekçesiyle İzmir 7. Sulh Ceza Hakimliği’nin kararıyla engellendi.

* “El şakası cinayeti” haberi, 2012 yılında bir cinayet işleyen ve halen hapiste olan Emre Gıda adlı hükümlünün, “bir anlık cinnetle işlediği suçtan dolayı çocuğunun psikolojisinin bozulacağı” gerekçesiyle yaptığı erişim engelleme başvurusunu, Kalkandere Sulh Ceza Hakimliği kabul etti.

* Samsun’da, savcı Ahmet İlyas Tolar’ın nişanlısının kaldığı öğrenci yurdunu bastığı yolundaki haberler, savcının bu haberlerin “gerçek dışı olduğu” başvurusu üzerine Samsun 2. Sulh Ceza Hakimliği kararıyla engellendi. Bu haberlere Hürriyet’in yanı sıra onlarca internet sitesi ve sosyal medyada da yasak getirildi.

* Edirne 2.Sulh Ceza Hakimliği, 24 yıl hapis cezası alan ve bu cezasını çektikten sonra Erkin Vodinalı adlı eski hükümlünün başvurusunu kabul ederek 2009 yılında yayımlanan “Hapisteki dolandırıcıya bir ceza daha” haberine erişim engeli getirdi.

* Ankara 2.Sulh Ceza Hakimliği, “Bedri Yaşar, ‘Botaş’ta alnım ak’ dedi” başlıklı 1999 yılında yayımlanan habere “unutulma hakkı” gerekçesiyle erişim engeli getirdi.

* Urla 2.Sulh Ceza Hakimliği, “Hamam kesesiyle vurgun yaptılar” haberine erişimi, suçlanan kişilerin 2001 yılında açılan davada beraat ettikleri gerekçesiyle yasakladı.

Yazının devamı...

Gazeteci kandırmak kolay

Akdeniz Üniversitesi Manavgat Meslek Yüksek Okulu Bilgisayar Programcılığı bölümü öğrencisi Gamze Oruç ile ilgili haberler önce Hürriyet Akdeniz Eki’nde, ardından Hürriyet’te ve sonra yine ekte bir daha yayımlanmış. Ek'tekiler DHA'nın, diğeri Hürriyet'in kendi haberi. Kasım ve Aralık 2013 tarihlerinde yayımlanan bu haberlerde Gamze Oruç’un birinci olduğu yarışmaların adları şöyle verilmiş:

 

“Microsoft Windows 8 Uygulama Geliştirme Yarışması, Java&Android Developer Yarışması, Java&Android Developer Web ve Grafik Tasarım ile Yazılım Geliştirme Yarışması, Lisans Geliştirme Yarışması, İşletim Sistemleri Yarışması, WowZaff 2013 Windows Uygulama Geliştirme Festivali kapsamında düzenlenen Dünya İşletim Sistemi ve Algoritma Geliştirme Yarışması.”

 

Bilişim sektöründen bir okur, bu haberlere dikkatimi çekti. Birincilik haberlerinin doğru olmadığını belirten ve adının yazılmasını istemeyen bu okur, Oruç’un kazandığını söylediği yarışmaların çoğunun gerçekte var olmadığını vurguladı; bu haberlerin hurriyet.com.tr’den silinmesini istedi.

 

Önce haberleri inceledim. Oruç, okulu bitirdikten sonra Ayvalık’a yerleşmiş, çocuklara kurslar düzenlemiş; hatta “dünya birincisi” olarak bazı okullara davet edilmiş, oralarda konuşmalar yapmıştı.

Fakat Oruç’un sözlerini doğrulayacak tek bir veriye rastlamadım internette. Siber güvenlik uzmanı Can Yıldızlı’dan yardım istedim. O taradı dijital alemi. Vardığı sonuç şuydu; “Gamze Oruç’un dünya birinciliği yok. Hatta bir yarışmanın adı yanlış yazılmış, WowZaff 2013 değil WowZapp olacak. Bu yarışmayı Taylandlı bir genç kazanmış, halen Microsoft’ta çalışıyor.”

 

Bu bilgiyle yetinmeyip Microsoft Türkiye Ofisi’ne sordum. “Windows 8 Uygulama Geliştirme Yarışması’nda ödül alanlar arasında Gamze Oruç’un bulunmadığı ve haberdeki diğer yarışmaları düzenlemedikleri” yanıtı verdiler.

 

Oruç ile de temas kurmaya çalıştım. Ayvalık’tan da ayrılmıştı. Artık evliydi; kendisinden çok eşi Mahmut Altınok yanıtladı sorularımı. “Biz bütün belgeleri rektörlüğe verdik. Oradan isteyin. Mail adresi kırıldı, belgeler oradaydı. Bizde hiç belge yok.” Birkaç kez arayınca da sinirlendi. Dünya birincilikleri kazanmış bir kişinin elinde tek bir belge olmaması şaşırtıcıydı! Bir de ne hikmetse çok önce hack’lendiğini söyledikleri e-posta adresi Linkedin profilinde hâlâ duruyordu; konuşmamızdan sonra silindi.

 

Üniversite tarafından da araştırdım. Oruç, önce bir akademisyeni, sonra okul müdürünü ve ardından o zamanki rektörü, e-posta çıktıları göstererek Windows 8 yarışmasında dünya birincisi olduğuna ikna etmiş. Rektörlükte kabul edilip, teşekkür belgesi de verilince gazetecileri inandırmayı başarmış; haberler böyle yazılmış. O da herkesin inanmasına güvenip, bir dünya birinciliğini iki ay içinde altı birinciliğe dönüştürmüş! Gazeteciler buna da inanmış. Ama bir türlü okula orijinal belge verememiş, sonra da “belgenin kargoda kaybolduğu”nu söylemiş. Şüphelenen okul yöneticileri, Microsoft’a e-posta göndermiş. Oruç’un birincilik haberlerinin doğru olmadığı yanıtı alınmış. Bunun üzerine danışmanlık yaptığı rektörlükten uzaklaştırılmış, ilişki de kesilmiş.

 

Edindiğim bilgiler bunlar. Anladığım kadarıyla, Gamze Oruç’un birincilikleri de altı yıl kadar önce Kızıltepeli lise öğrencisi Şeyhmus Kino’nun Oxford’u burslu kazanmasına benziyor. Kino’nun başarısı da tüm medyada haber olmuş ama sonra Oxford’un davet belgesini annesinin tandırda yaktığını söylemişti! 

Beni üzen bu ülkede gazeteci kandırmanın bu kadar kolay olması...Ah şüpheci, sorgulayıcı gazetecilik, neredesin?

Her küçük butik olmaz

KAPADOKYA Turistik Otelciler ve İşletmeciler Derneği Başkanı Yakup Dinler, internette yer alan “Türkiye’nin en güzel 10 butik oteli” yazısına itiraz etti:

 

“Bu yazıda ‘butik otel’ ibaresinin kullanılması sakıncalı. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın turistik tesislerle ilgili yönetmeliğine göre butik otel, ‘özgünlük arz eden, üstün standart ve yüksek kalitede hizmet verilen ve en az on, en fazla altmış odalı otellere’ verilen belge türüdür. Maalesef ülkemizde her ‘az odalı’ otel kendini butik otel olarak nitelendirmektedir. Bu çok yanlıştır. Butik otel belgesi, bakanlığın 5 yıldızlı veya 4 yıldızlı belgesi gibi bir belgedir.”

 

Dinler, çok haklı. Butik otel, küçük otel demek değil. Turizm sektöründe “design hotels” ya da “lifestyle hotels” olarak da adlandırılan özgün ve 5 yıldız konforunu taşıyan tesisler. İşletmecilerin reklamlarını esas alarak her küçük oteli, “butik otel” olarak yazmak yanlış. Gerçek butik otellere de haksızlık.

 

İntihal problemimiz

FATİH Altaylı’nın eleştirisi haklıydı. O nedenle geçen hafta, TV ve medya kuruluşları sahibi Fatih Oflaz’ın öz kızına cinsel istismardan mahkum olduğu haberinin, Habertürk sitesinden alındığının Hürriyet’teki haberde belirtilmesi gerektiğini yazdım.

 

Fakat arkadaşlar bir örneği hatırlattılar. “Resmi davet yapıldı” başlıklı haber, 3 Haziran’da Hürriyet’te ve aynı gün hurriyet.com.tr’de yayımlanmıştı. Ertesi gün Habertürk, bu haberi 7. sayfasında “ABD’den F-35 teslimat mektubu” başlığıyla aynen yayımlandı. Aynen derken abartmıyorum, başlık dışında haber metni, sözcüğü sözcüğüne aynıydı. Habertürk’teki haber, internet sitesine de aynen aktarılmıştı. Ama bu kez “Gazete Habertürk’ün haberine göre” denilmiş, Hürriyet’in haberi iyiden iyiye sahiplenilmişti.

 

Bu örneği vermemin amacı, yanlışı savunmak değil. Ne denli yaygın olduğunu ve Habertürk’ü de kapsadığını anlatmak. Bu intihal yanlışından kurtulmak için hepimiz öncelikle kendi kurumlarımızı eleştirmeliyiz.

OKURDAN KISA KISA

Avni Aksaycık: “Ölüm sofrası” haberinde Nazilli’de 5 kişiyi öldüren Mustafa Duran’ın fotoğrafına olayda hayatını kaybeden Mehmet Kahya’nın adı yazılmış. Fotoğrafta karşısındaki kişi ise eşi Tülin Duran. Mustafa Duran yazılı fotoğraftaki ise başka bir suçtan gözaltına alınan bir kişi. (22 Temmuz)

B.Süt/ K.İdman: “İş dünyasının acı kaybı” haberinde yaşamını yitiren Ayhan Bozkurt için “işadamı” yazmışsınız. İşinsanı olması gerekirdi. Buna önem verdiğinizi düşünüyordum. (24 Temmuz)

Orhan Ölmez: Gazetedeki “Şafak nöbetinde şehitler anıldı” haberinde Kıbrıs Barış Harekâtı’nda adaya ilk çıkan birliğin 50. Alay olduğu yazılmış, bu yanlış. Adaya ilk çıkan Amfibi Deniz Piyade Alayı’dır. (21 Temmuz)

Altan Alsaç: Gazetede Süper Loto sonuçlarını bulamadım. (20 Temmuz)

Z.Tekin Atar: İnternette ‘Seyahat’ bölümünde “Ege’nin en sakin köyleri” yazınızda Adatepe köyünün Altınoluk’ta olduğunu yazmışsınız. Adatepe, Altınoluk’ta değil Ayvacık’tadır.(22 Temmuz)

Serdar Bir: İnternette “Mali Şube ekipleri, Adnan Oktar grubuna bağlı adresleri basarken” yazılmış. “Basmak” yine gazeteci değil “sokak ağzı.” (21 Temmuz)

Burak Kurmen: Gazetede “Evinin önünde motosiklet çarptı” haberinde Can Gürzap’a çarpan motosikleti kullanan kişinin “Suriye uyruklu” olduğunu yazmasaydınız olmaz mıydı? Nefret söylemi olmuş. (23 Temmuz)

Ümit Polat: İnternette her sayfaya konular bir banka reklamı artık bıktırmış vaziyette. Devamlı ekrana gelen bu reklamı kapatmak da o kadar zor hale getirilmiş ki haberi okumaktan vazgeçiyoruz. (26 Temmuz)

HAFTANIN ENGELLENENLERİ:

Erişim Sağlayıcıları Birliği’nin bu hafta ilettiği Sulh Ceza Hâkimlikleri’nin hürriyet.com.tr ile ilgi olarak verdiği erişim engelleme kararları şöyle sıralanıyor:

* Ayşe Arman’ın, 18 Nisan 2008 tarihinde yayımlanan “Yuh artık hem 11 yaşındaki yeğenine hem 3 yaşındaki kızına ve 5 yaşındaki oğluna” başlıklı yazısına İstanbul 7. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından erişim engeli getirildi.

* Beykoz Sulh Ceza Hâkimliği, daha önce verdiği erişim engeli kararlarına “Mustafa Ceceli’den bir hamle daha” ve “Sinem Ceceli” haberleri ile yüzlerce sosyal medya paylaşımını da ekledi.

* Mersin 2. Sulh Ceza Hâkimliği, bir intihar vakasıyla ilgili “35 gündür aranan üniversiteliden acı haber” başlıklı haberlere erişimi, yaşamını yitiren kişinin ailesinin başvurusu üzerine yasakladı.

* Samsun 3.Sulh Ceza Hâkimliği, “Zihinsel engelli öğrencisini tacizden tutuklandı” haberi, “mağdur durumdaki kız öğrencinin psikolojisini olumsuz etkileyebileceği” gerekçesiyle engellendi.

* “Çeteci Nuray’a hapis” haberine, Ankara 5.Sulh Ceza Hâkimliği tarafından “güncelliğini yitirdiği ve haber değerinin bulunmadığı” gerekçesiyle erişim engeli getirildi.

* Ankara 1.Sulh Ceza Hâkimliği, “Vali yardımcısı FETÖ’den gözaltında”, Vali yardımcısına kendi kına gecesinde gözaltı” ve bu konudaki diğer haberlere erişimi yasakladı.

* “Evinin tuvaletinde intihar etti” haberine erişimi, Ş.Urfa 4.Sulh Ceza Hâkimliği engelledi.

* 2007 yılında yayımlanan “Neşter davasında rekor hapis cezası avukata” ve “Savcı suç örgütü dedi hepsi serbest bırakıldı” haberlerine erişimi, İstanbul 1.Sulh Ceza Hâkimliği yasakladı. Ayrıca bu konuda Radikal arşivinde bulunan haberlere de erişim engeli getirildi.

* İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliği, “Kızına 8’inden 15’ine kadar tecavüz etti” ve “Türkiye’yi sarsan istismar haberinin ardından kardeşi açıklama yaptı” haberlerine erişim engeli kararı verdi.

Yazının devamı...

Evet, skandal ama...

Semercioğlu da ertesi gün “..Mustafa Ceceli’nin eski eşi Sinem Gedik ve İntizar arasındaki ilişkinin ortaya çıkması üzerine eleştiri oklarının bazıları bana da döndü” diyerek eleştirileri yanıtladı. “İki kadın arasındaki ilişkiyi skandal olarak” nitelediği eleştirisine “..bu haberde skandal olan iki kadının yakınlaşması değil, evde çocuğun olduğu iddiası. Ve Ceceli’nin çocuğunun annesinin görüntülerine dayanarak dava açması” karşılığını verdi.

Her ne kadar böyle söylese de Semercioğlu’nun “Yılın skandalı” yazısındaki ifadeleri, bu savunmasını doğrulamıyor. Zira baştan sona iki kadın arasındaki ilişkiye odaklanan yazısının daha girişinde ilişkiyi “skandal” diye tanımlıyordu:

“... son dönemin en büyük skandal iddialarından biri sonunda patladı. ‘Sonunda’ diyorum, çünkü çift boşandığından beri magazin kulislerinde Sinem Hanım’ın şarkıcı İntizar’la ilişkisi olduğu konuşulup duruyordu.”

Görüldüğü gibi, ilk cümlede “sonunda patladı” dediği skandalın ne olduğunu ikinci cümlede “Sinem Hanım’ın şarkıcı İntizar ile ilişkisi” olarak açıklıyor. Yazının sonuna doğru bu yaklaşımını destekleyen ifadeler de kullanıyor:

“...Ne zaman ki ikilinin görüntüleri video olarak gönderilmiş, o zaman duruma ikna olmuş Ceceli. Bu iddialar Mustafa Ceceli’nin dava dosyasında yer aldı. Ancak ben de gözlerimle gördüm, durum iddianın ötesinde, gerçek...”

Gördüğü ne? İki kadının yakınlaşması. “İddianın ötesinde gerçek” dediği ve “skandal” diye nitelendirdiğinin de bu ilişki olduğu anlaşılıyor.

Oysa biz gazeteciler, ünlü de olsalar insanların cinsel yönelimlerini suçlama vesilesi yapamayız. İki kadın arasındaki ilişkiyi “skandal” olarak nitelendirmek cinsiyetçi ve ayrımcı bir yaklaşım. Üstelik Semercioğlu’nun savunmaya çalışırken söylediği gibi,  “olay sırasında çocuğun evde olduğu iddiası” da skandal olamaz. 7 yaşındaki çocuğun o sırada yanlarında olduğu bir iddia. Ayrıca eşcinsel çiftlerin çocuğu olamaz mı?

Aslında bu olayda büyük bir skandal olduğu doğru. Skandalın ilk aşaması, Ceceli’nin 1.5 yıl kadar önce boşandığı ve hukuken ilişkisi kalmayan eski eşinin yatak odasına gizli kamera konulması. Gizli kamera ahlaki olmadığı gibi Türk Ceza Yasası’nın “Özel hayatın gizliliğini ihlal” ile ilgili 134. Maddesine göre de suç. Umarım polis, o kameraları oraya koyanı bulup yargıya havale eder.

Skandalın ikinci aşaması da suç olan gizli kamera görüntülerinin Ceceli tarafından çocuğunun velayet davası dosyasına konulması. Ceceli, gizli kamerayı kendisinin koydurmadığını savunsa da suça ortak olmuş durumda.

Haber değeri taşıyan da işte bu skandaldı. Ama Semercioğlu, yazısında bir kadının yatak odasına gizli kamera (ya da kameralar) konulmasını, mahrem alanlarına tecavüz edilmesini skandal olarak nitelendirmediği gibi eleştirmemiş bile. Bunun yerine olaya Ceceli’nin gözüyle bakan, tek yanlı bir yazı kaleme almış. Kadın tarafına suçlamalara karşı “cevap hakkı” tanımamış.

Ne yazık ki, “Türkiye’nin bu konuyla çalkalanması” gazetecilik hatasını ortadan kaldırmıyor. Keşke yazdıklarını savunmak yerine özür dileseydi.

 

KUTLANMASI GEREKEN

ÜNİVERSİTE öğrencisi Şule Çet’in, Ankara’daki bir plazanın 20. katından düşerek ölmesiyle ilgili şüphelinin aradan 45 gün geçtikten sonra tutuklanması, sosyal medyadaki kampanyalara bağlandı ama bu yanlış bir kutlama.

Özendirici olabildiği için intiharların yayımlanmaması gerektiğini hep savundum. Ama istisnai durumlar olduğuna da dikkat çektim. İstisnalardan biri de “kriminal nitelik taşıyan ve bir suçla ilişkili olan ya da olduğundan şüphe duyulan intiharlar.”

İşte bu “intihar” haberi böyle bir istisnaydı.

İntihar denmesine rağmen şüphelerin üzerine giden Hürriyet, 1 Haziran’da olayı “20. katın sırrı” başlığıyla manşete taşıdı. 2 Haziran’da “Kimse intihar olduğuna inanmıyor” haberiyle ailenin görüşlerini yansıttı. 13 Temmuz’daki “Otopside çıkan gerçek” haberi ise cinayete dair somut bulguları içeriyordu.

Sosyal medyadaki kampanya bu otopsi haberinden sonra başladı. Ertesi gün de şüpheli Çağatay Aksu tutuklandı. Hürriyet’in, -siyasi, sosyal ve ekonomik bütün konularda olması gereken- fikri takibi ve haberleri olmasaydı; sosyal medyada kampanya olamazdı. O nedenle asıl kutlanması gereken Hürriyet ve bu haberlerde imzası olan Fevzi Kızılkoyun...

Bir de yanlıştan söz edeyim. TV ve medya kuruluşları sahibi Fatih Oflaz’ın öz kızına cinsel istismardan mahkum olmasıyla ilgili haber, Habertürk sitesinden alınmıştı. Hürriyet’teki haberde de kaynağını belirtmek gerekirdi. 

 

“YILIN SKANDALI”NA ERİŞİM ENGELİ

 

ERİŞİM Sağlayıcıları Birliği’ne göre, Sulh Ceza Hâkimlikleri’nin, 2014’ten beri hurriyet.com.tr’de engellenmesine karar verdiği linklerin sayısı 2047’ye ulaştı. ESB’nin bu hafta ilettiği yeni erişim engelleme kararları da şöyle:

Beykoz Sulh Ceza Hâkimliği, Kelebek’in web sayfasında Cengiz Semercioğlu’nun “Yılın skandalı sonunda patladı” yazısının da yer aldığı haber başta olmak üzere bu konudaki haber, Youtube’daki görüntü ve sosyal medyadaki tüm paylaşımlara iki ayrı kararla erişim yasağı getirdi.

İstanbul 8.Sulh Ceza Hâkimliği, DHA’nın “Türgev’e tahsis edilen binadan arsa çıktı” haberine “eleştiri sınırlarını aşarak karalayıcı, aşağılayıcı ve toplumda güven duygusunu sarsıcı nitelikte” olduğu gerekçesiyle erişimi yasakladı.

İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliği, “Ünlü işadamına öz kızına cinsel istismardan 18 yıl hapis” haberine erişimi yasakladı.

Ankara 1. Sulh Ceza Hâkimliği, “Hakkında gözaltı kararı verilen 140 Yargıtay üyesinin ismi belli oldu” haberlerine erişim engeli kararı aldı.

 

OKURDAN KISA KISA

Turan Baş: “CHP’de imzalar toplanıyor” haberinde Mehmet Siyam Kesimoğlu, Kırıkkale Belediye Başkanı olarak yazılmış. Bu yanlış. Kırklareli Belediye Başkanı olacaktı. (17 Temmuz)

Cansu Dağ: Web sitenizde neredeyse tüm haberler foto habere dönüşmüş durumda 5 cümlelik bir haberi okumak için bile 15 dakika harcamamız gerekiyor. Habere ulaşmak için bu kadar zor olmamalı bence.(18 Temmuz)

Talat Koşar: Ege ekinde bugün “Bazı rüyaları görmek için uyanmak gerekir” diye ikinci sayfanın tepesinde Alaçatı’daki bir oteli tanıtmışsınız. Yanında yöresinde “Bu bir ilandır” uyarısı yok, aksine altında “Hürriyet/İzmir” yazıyor. Gerçekten bu bir haber mi, buna siz inanıyor musunuz? (15 Temmuz)

Engin Uzunlar: Gazetenin 4. sayfasında yer alan “Alo 184 kapansın” haberi yanlış. Doktor şikâyet hattını, doktorların üç derneğine sorup, kapatılsın diye haber yapmışsınız. Hastalara, hasta yakınlarına ve konunun diğer ilgililerine de sorsaydınız bari. Bu hattın kapanmaması, geliştirilmesi gerek. (17 Temmuz)

Pınar Yamantürk Ç.: İnternetteki “Doktordan çıldırtan cevaplar” başlığınızı gözden geçirmenizi öneriyorum. Bu ifade “çıldırmayı” doğru bir davranış olarak sunuyor. Çıldırmanın sonuçlarını biliyoruz. Hasta yakınının kafasında taş kırdığı bir doktorun yaşam mücadelesi verdiği gün bu başlık olmamalıydı. (18 Temmuz)

Uğur Er: Beşinci sayfada “Pompalı dehşet” haberinin girişinde  “..eşiyle birlikte 5 kişiyi öldürdü” yazıyor. Haberin sonunda ise eşi Tülin Duran’ın yaralı olarak hastaneye kaldırıldığı belirtiliyor. (21 Temmuz)

Özgür Sakınç: Ankara ekinizde, Ankara’dan katılan birçok çocuğun madalya aldığı Türkiye Eskrim Şampiyonası’nda sadece Çankaya sporcularının başarısından bahsetmişsiniz. Bu haber reklam haber midir? (9 Temmuz)

Bülent Şahin:  İnternet sitenize bakıyor musunuz? Açılan reklamlardan sayfa gözükmüyor. Sayfa aşağı yukarı kayıp duruyor. (11 Temmuz)

Gerçek Sağlamer:  İnternette “Burası Bartın sil baştan” haberinde  “yunus balığı” deniyor. Oysa yunuslar, balık değil memelidir. (7 Temmuz)

Talat Andıç: Beş kişinin öldürüldüğü olayla ilgili olarak web sitenizde “Aydın’daki katliamın nedeni belli oldu” manşeti atmışsınız. “Katliamın nedeni” de ne demek? Bir de tebrik etseydiniz bari. (21 Temmuz)

Yazının devamı...

28 Şubat kararında yanlışlık

Hürriyet’te ve hurriyet.com.tr’de “Gerekçeli karar: 28 Şubat küresel darbe” başlığıyla 4 Temmuz’da yayımlanan haberi, Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nin gerekçeli kararı ile karşılaştırdım. 3833 sayfanın ağırlığı, iddianame, savunmalar, savcının mütalaası, delil değerlendirme gibi bölümlerden oluşuyor; mahkemenin “Esasa ilişkin değerlendirme” bölümü 3481. sayfadan başlıyor. Mahkemenin kanaati bu bölümlerde.

Fakat haberde yazılanlar, mahkemenin kararıyla ilgili bölümlerde yok. “28 Şubat küresel darbe”, ABD’nin İslam=terör politikası”, “Zoraki koalisyon kurdurdular”, “Fadime Şahin telekız”, “Cinayetler darbe planı iddiası” arabaşlıkları altında yazılanların tamamı, müşteki durumda olan Mazlum-Der Genel Başkanı ve Eski AKP milletvekili A. Faruk Ünsal’ın avukatlarının dilekçesinden alınmış. Uğur Mumcu, Çetin Emeç ve Bahriye Üçok cinayetlerini bile “28 Şubat darbe planının parçası” olarak nitelendiren avukat ifadeleri mahkemenin kararı gibi yansımış.

Haberde mahkemenin görüşünü yansıtan tek bölüm, “Karadayı’nın haberi vardı” arabaşlığı altındaki ilk paragraf. Bu paragraf, gerekçeli kararın 3679. sayfasından alınmış ve mahkemenin kanaati. Ancak ikinci paragraftaki “irtica brifinglerinin küçük birer muhtıra niteliği taşıdığı” ifadeleri de eski Genelkurmay Başkanı İ.Hakkı Karadayı’nın avukatı Erol Y.Aras’ın savunmasından alınmış. Bu cümleleri kararın 1445.sayfasında buldum.

Kısacası, “28 Şubat küresel darbe” haberinde sadece bir paragraf mahkemenin kararı, kalan bölümlerin tümü avukatların görüşü. Haberi yazan arkadaşımızla da görüştüm; o da üzgün. 3833 sayfalık kararı PDF dosyası olarak akşam geç vakitte alınca bir iki saat içinde inceleyip yazması gerekmiş. O dar zamanda, alışılmadık biçimde aynen karara eklenen 78 sayfalık avukat dilekçesini mahkeme kararı sandığı için de maalesef böyle bir sonuç doğmuş.

Gazetecilik hız mesleği ve zamana karşı yarış bu mesleğin değişmez sorunu. Ama böyle bir hata olması üzücü. Umarım o haberi okuyanlar, bu yazıyı da okur da mahkeme kararı diye okuduklarının avukatların iddiaları olduğunu öğrenirler.

Tabii Hürriyet’ten söz edilen Star gazetesindeki haberi de düzeltmek gerek. “28 Şubat medyasına yargı tescili: Darbenin şerikleri” başlıklı haberdeki ifadeler de mahkemenin görüşü değil, yine müşteki A.Faruk Ünsal’ın avukatlarının dilekçesinden alınmış. Hürriyet’ten Ertuğrul Özkök’ün adının da yer aldığı o bölümler, noktası virgülüne kadar avukatların iddiaları. Üstelik bu haber, gerekçeli kararın açıklanmasından bir gün sonra, 5 Temmuz’da yayımlandı. Yazarken, zaman sorunu da yoktu ki, “Karıştırılmış” diyeyim...

 

REKLAM İÇİN SÖYLEŞİ

KELEBEK ekinde 7 Temmuz’da yayımlanan “Sosyal medya detoksu” başlıklı sayfanın kenarında “Bu bir ilandır” yazıyordu. Sayfada Ayşe Arman’ın psikolog Üstün Dökmen ile birlikte çay içip sohbet ederken çekilmiş bir fotoğrafı vardı.

Böyle bir reklam sayfasında Hürriyet yazarının fotoğrafının kullanılması şaşırtıcıydı. Daha önce böyle bir uygulamaya rastladığımı da hatırlamıyorum. Sayfayı okuyunca bağlantıyı anladım; Ayşe Arman, bu çay firmasının #Hayatı farket kampanyası çerçevesinde bir süre önce Üstün Dökmen ile söyleşi yapmış; bu söyleşiyi okuyan dört sosyal medya fenomeni de yüzyüze iletişimin önemini fark etmiş, ellerinde çay bardakları ile bu reklam için poz vermişlerdi.

Bir gazetecinin, şirketlerin reklam kampanyalarında rol almasının yanlışlığını daha önce defalarca yazmıştım. Ama bu kez dahası var. Bu ilandaki söyleşi, yine Kelebek’te 5 Mayıs’ta yayımlanmış. O söyleşinin sunuşunda da Ayşe Arman, bu çay firmasının adını vererek, “...kampanyasıyla, herkesi yüz yüze iletişime ...çağırıyor. Sizi bilmem ama ben bu çağrıyı ciddiye aldım ve hep tanışmak istediğim değerli bir büyüğümle tanıştım” diye yazmış.

Her ne kadar o sayfanın kenarında “Bu bir ilandır” yazılmamış olsa da anlaşılan o söyleşi, bu çay firmasının reklam kampanyasının bir parçasıymış. Söyleşi reklam için yapılmış yani. Amaç gazetecilik değilmiş...

OKURDAN KISA KISA

Aslı Çelenk: “Kadıköy’ün kâbusu haline gelmişti son hali inanılmaz” diye yazdınız ama Kadıköy’de yaşıyorum, koku bitmedi ve görüntü de düzelmedi. Çorlu’daki tren kazasının akabinde hurriyet.com.tr’de bu kazanın nedenlerini okumak isterdim. Türkiye’yi pembe bulutların içinde göstermeyin.       (9 Temmuz)

Anıl Ekinci: Yürürlüğe giren yeni Anayasa’da KHK (Kanun hükmünde kararname) yok. Artık “Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri” yayımlanıyor.

Cüneyt Şahin: İnternette BBP üyelerinin Ankara’ya yürüyüşü haberinde “BBP Tuzla İlçe Başkanı Nafiz Hacıalioğlu” yazıyor. İlçe başkanı benim.   (8 Temmuz)

Deniz Tarman: Ekonomi sayfasında haberin başlığı “TOKİ’den 6 ayda 20 bin 973 ihale”. Ama haberden ihale sayısının sadece 63 olduğunu öğreniyoruz. Başlıktaki ihale değil konut sayısı.           (9 Temmuz)

Muharrem Akduman: İnternetteki “Ali Koç sinirlendi” haberinde “Transfer yattı” tabiri Hürriyet’e uygun değil. Haberde argo olmamalı.    (9 Temmuz)

İbrahim Ormancı: Arka sayfada “Afrika Ateşi 51.3” haberinde “Afrika’da sıcaklık rekoru kırıldı” diyor ama Cezayir’de hava sıcaklığı 50.3 derece ölçülmüş. 1961’de ise 51.3 derece olmuş. Hangisi daha yüksek?   (8 Temmuz) 

Birgül Ergev: Başlıkta “Keseli sansarın üçüz sevinci” diyor ama haberde “Keseli sansarlardan üçü yavruladı”! Başlık ile metin arasında çelişki var. Üç ayrı sansar üçüz mü doğurmuş?          (11 Temmuz)

HAFTANIN ENGELLENENLERİ:

       Sulh Ceza Hakimlikleri’nin bu hafta erişiminin engellenmesine karar verdiği hurriyet.com.tr haberleri şöyle sıralanıyor: ¬

    *   Manken Çağla Şikel’in, canlı yayında kazara göğsünün açılmasına ilişkin görüntülerin bulunduğu linklere erişim engeli istemini İstanbul 1.Sulh Ceza Mahkemesi reddetti. Şikel’in bu karara itirazını görüşen 2.Sulh Ceza Hakimliği, itirazı kabul ederek erişimi yasakladı. 

    *   Bakırköy 5. Sulh Ceza Hakimliği, Radikal gazetesi arşivinde ve 17 ayrı linkte bulunan “Abdullah Ercan’a zina suçlamasıyla boşanma davası” haberine erişim engelleme kararı verdi. 

    *   “Sosyal medyada aşık olduğu erkek kadın çıktı” ve “Şükran hanım aşk dolandırıcısına kıyamadı” haberlere, Bakırköy 5. Sulh Ceza Hakimliği tarafından Hürriyet’in yanısıra 67 internet sitesinde de erişim yasağı getirildi.   

    *   Korkuteli Sulh Ceza Hakimliği, “Milli güreşçiye tecavüzden 22.5 yıl hapis” haberlerine erişim engeli kararı verdi.

    *   Adana 1.Sulh Ceza Hakimliği, DHA’nın “Ballı olsaydım cezaevine düşmezdim” haberine erişimi yasakladı.

    *   Mersin 1.Sulh Ceza Hakimliği, “Fetö’den gözaltına alınan işadamı” haberine erişimi, bu kişinin serbest bırakılmasına rağmen haberin güncellenmediği gerekçesiyle engelledi.

 

 

Yazının devamı...

Müftünün nasihatı mıydı?

Bu haberi eleştiren okurlardan Asım Külcü, müftünün nerede konuştuğunun belli olmamasına itiraz etti; “Muhabiriniz neden durup dururken böyle bir konuyu müftüye sormuş?” dedi. Oğuz Kunak adlı okur da müftünün sözlerine eleştirel yaklaşılmamasına karşı çıktı:

“Müftünün söylediklerini aktardıktan sonra Hürriyet bir yorum eklememiş. Buradan Müftünün dileklerine Hürriyet’in de katıldığı anlamı çıkmıyor mu? Eşim ve arkadaşlarımız Müftüye kalırsa bizlerden farklı plajları mı kullanmalı?”

Okur eleştirilerini değerlendirmeden önce DHA’dan geçilen haberin öyküsünü araştırdım. Bir grup gazeteci, kentteki bir programdan sonra müftü Can ile sohbet etmiş. Gündeme ilişkin sohbet sırasında müftü Can, kadınların günlük yaşamdaki davranışlarına değinerek, tesettüre uygun giyinmeleri gerektiğinden söz etmiş. Bunun üzerine “Kadın ve erkekler denize birlikte girebilir mi?” diye sorulmuş ve yanıtı da haber yapılmış.

Fakat haberde sadece, “dedi” ve “şunları söyledi” demekle yetinilmişti; müftü bu düşüncesini bir toplantıda mı dile getirdi, yoksa gazetecilerin sorusu üzerine mi söyledi, belli değildi. Bu ciddi bir eksiklik. Haber yazımının temel kuralı olan 5N, 1 K formülüne göre, haberler ne, nerede, nasıl, ne zaman, neden ve kim sorularının yanıtlarını içermeli. Bu haberde de müftünün bu sözleri, bir grup gazeteciyle sohbet sırasında ifade ettiği bilgisi olmalıydı. Bu bilginin olmaması, haberi bağlamından koparıyor; müftünün neden bunları söylediği belli olmuyor.

Üstelik okurun dikkat çektiği gibi, müftünün sözleri 30 Haziran tarihli gazetede “Müftüden denize girme nasihatları / Bayanlar bayanları görmesin” başlıklarıyla verilmişti. Müftünün sözlerine mesafeli yaklaşılmadığı gibi, “nasihat” tanımı kullanılarak olumlayan bir yaklaşımla sunulmuştu. Haberde de eleştirel bir ifade ya da karşı görüş yoktu.

Gerçi bu sorun, Zonguldaklı kadınların, haberin yayımlanmasının ardından düzenlediği protesto eylemi yayımlanarak giderilebilirdi. Ama kadınların protestosu haberi, internette yayımlandı, gazetede yer bulamadı.

GERÇEKLER ZARAR VERMEZ

AKP dönemi öncesinde mitinglere katılanların sayısı konusunda siyasilerle gazeteciler arasında görüşbirliği sağlanamazdı. Politikacılar abartılı tahminlerde bulunur, gazeteciler o tahminlerin ayaklarının yere basmasını sağlardı.

Şimdilerde bu mekanizma değişti. Artık gazeteciler, çoğu zaman parti yöneticilerinin tahminlerini gerçekmiş gibi ekliyor haberine. AKP’nin mitinglerinde de böyle, CHP’nin mitinglerinde de.

En yakın örnek de CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce’nin 24 Haziran öncesinde düzenlediği mitingler. İnce’ye göre, İzmir mitingine 2.5 milyon kişi katılmıştı. Kimi medya kuruluşları da “polis kayıtlarına göre İzmir mitingini yaklaşık 2.5 milyon kişi izledi” diye yazdı. İnce’ye göre, Ankara mitingine gelenlerin sayısı da 2 milyondu. Haberlerde “Milyonlar katıldı” yazıldı. İnce, İstanbul Maltepe’deki mitingine 5 milyon kişinin geldiğini söyledi. Bazı internet siteleri, “Polis kaynakları da aynı açıklamayı yaptı” diyerek 5 milyonu tekrarladı. Oysa polisin bu sayıları doğrulayan “açıklamaları” yoktu.

Peki abartılı sayılar yazıldı da o partilere yararı mı oldu? Hayır, tam tersine. Seçim sonuçlarına ilişkin bazı yorumlarda İnce’nin İzmir, Ankara ve İstanbul mitinglerine katılımın yüksek olmasının, muhafazakar-milliyetçi seçmende CHP korkusu yarattığı öne sürüldü. Bu yorum doğru olmayabilir ama CHP taraftarlarında büyük bir umut yarattığı, hayal kırıklığını artırdığı açık.

Aynı sorun Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın mitinglerinde de yaşandı. Bazı gazeteler, Erdoğan’ın mitinglerindeki katılımı çok yüksek gösterdi. Fakat seçimde Erdoğan kazansa da AKP’nin oylarında bir miktar gerileme oldu.

Oysa gerçekler, hiçbir yalan ya da yanlış kadar zarar veremez. Seçim sürecinden çıkarılacak gazetecilik derslerden biri, mitinglere katılan kalabalıkları uçuk kaçık sayılarla yazmamak olsa gerek.

 

HAFTANIN ENGELLENENLERİ:

Sulh Ceza Hakimlikleri’nden bu hafta dokuz erişim engellemesi kararı geldi. hurriyet.com.tr ile birlikte yayınlandığı diğer sitelerde de yasaklanan haber ve yazılar şöyle: ¬

* Bakırköy 5.Sulh Ceza Hakimliği, 2015 yılında Hürriyet’e saldıran grubun arasında yer alan AKP’den eski milletvekili olan Abdurrahim Boynukalın’ın başvurusunu aynı gün kabul ederek, Hürriyet ile birlikte 200’den fazla sitedeki haber ve youtube’daki 50’den fazla görüntüye erişimi engelledi. “Gerçeklere aykırı” ve “şeref ve haysiyetini ihlal ettiği” gerekçeleriyle yasaklanan linkler arasında Boynukalın’ın demeç ve açıklamalarına ilişkin haberler de yer alıyor. Böylece Boynukalın’ın saldırıyla ilgisinin izleri siliniyor.

* Kırıkkale Sulh Ceza Hakimliği, Alaattin Çakıcı hakkındaki “Süresiz sağlık raporu verildi” haberiyle ilgili içeriğin çıkarılması ve erişimin engellenmesi kararı verdi.

* Zanlılardan Özgün Öztunç’un kişilik haklarına aykırı olduğu gerekçesiyle yapılan başvuruyu kabul eden İstanbul 6.Sulh Ceza Hakimliği, 14 yıl önce yayınlanan ve “Yargıya neşter” operasyonuyla ilgili “Savcı suç örgütü dedi hepsi serbest bırakıldı” haberine erişim engeli getirdi.

* İstanbul 3.Sulh Ceza Hakimliği, magazin medyasında “Ciciş Kardeşler” olarak adlandırılan iki kardeşten Esra Ersoy’un başvurusu üzerine 89 linkteki yazı ve haberlere erişim engeli getirdi. Engellenen içerikler arasında Cengiz Semercioğlu’nun, Esra Ersoy’un bir işinsanına çıplak video gönderdiği iddiasına ilişkin yazısı ile Fatih Altaylı’nın bir yazısıyla ilgili haberler de bulunuyor.

* Mehmet Ayağ’ın başvurusu üzerine Edirne 2. Sulh Ceza Mahkemesi, “Ayakkabılı üç kadın misafirini camiye sokmayan güvenlikçileri tartaklamış” başlıklı haberler ile birlikte “Milletvekili oğlunun adının karıştığı porno cd davası” haberlerini “güncelliğini yitirdiği” gerekçesiyle engelledi.

 * Osman Nuri Gülaçar’ın talebini kabul eden Van 1. Sulh Ceza Hakimliği, “Ak Parti Van adayı Gülaçar, El-Kaide davasında yargılandı” haberi ve bu konudaki 17 Tweet paylaşımına engelleme kararı verdi.

 * İstanbul Anadolu 5.Sulh Ceza Hakimliği, “İlk filmde öpüşmek hata” başlıklı fotoğraf galerisiyle ilgili erişim engeli getirdi.

* Adana 5. Sulh Ceza Hakimliği, Semih Üreten’in başvurusu üzerine “Telekızlarla iş bağlamış”, “Adana DGM savcısı açığa alındı” ve “İki savcı meslekten ihraç edildi” başlıklı haberler hakkında erişim engeli kararı verdi.

* Bodrum Sulh Ceza Hakimliği, eski CHP milletvekillerinden Aydın Ayaydın’ın oğlu Gökhan Ayaydın’ın başvurusu üzerine 2012 yılında eski bakan Kürşad Tüzmen ile bir düğünde kavga etmeleriyle ilgili haberleri engelledi.

OKURDAN KISA KISA

Talat Ceyman: Bakanlar Kurulu’nun yetkilerinin Cumhurbaşkanına devredilmesi kararnamesi haberi birinci sayfada yoktu. İçerde küçük bir haberdi. Başbakan Yıldırım’ın OHAL ile ilgili yeni kararname çıkarılacağı haberini de öyle yaptınız. Önemli gelişmeleri aralara saklamayın.(6 Temmuz)

Musa Kesler: “İTÜ’nün Afgan şampiyonu” haberinde Afgan gencin adı, ilk sayfada spotlarda “Şükrü”, haberde ise İngilizce telaffuzla “Shokrullah Sorosh” diye yazılmış. Neden İngilizcesini yazdınız, anlayamadım (5 Temmuz)

Not: Haberde, haklı olarak İTÜ’deki belgelerdeki yazım şekli esas alınmış.

A.Mert Cangözoğlu: İnternetteki “Travesti dehşeti! Genç adamı camdan attılar” haberinde ayrımcılık yapılmış. Translara yönelik şiddeti yazmazken böyle içeriği muğlak hikayelerle onları hedef göstermeniz yanlış. (2 Temmuz)

A.İzzet Eken: Bulmacada sürekli yer alan “halk ağzı” ne demek anlamıyorum. Farklı yörelerdeki tabirler, “yerel”dir genelleştirilemez. Örnekler: halk ağzı cüzzamlı: alaten, halk ağzı yetişkin: eke, halk ağzı uyanık: sak.

Hasan Okuyucu: Özellikle son 6 aydır internette her gün en az bir İngiliz Prens/düşes haberi verilmektedir. Bu haberler ne amaçla yapmaktadır? Bu prens ve prenses, bizim gençliğimize rol-model olarak mı gösteriliyor acaba?

A.Gökhan Yücel/Mürselin Güney: İnternette tıklamamız için “Final maçı Cüneyt Çakır’ın” başlığı atmışsınız. Açıkça aldatma.(5 Temmuz)

Volkan Vural: “Ülke krizde! Kaçan kraliyet ailesi lüks içinde yüzüyor” haberinde yazıldığı gibi, Yunan Kraliyet ailesi aslen Yunan değil. Danimarka Kralı 9. Christian’ın soyundan geliyorlar. Zenginliklerinin Yunanistan ile ilgisi yok; oradaki malları da müsadere edilmiştir. (28 Haziran)

 

 

Yazının devamı...

Parasını ödeyince serbest mi?

MHP’nin bu ilanına gazetecilik meslek örgütleri tepki gösterdiler ve tek tek isimleri sıralanan gazetecilerin can güvenliğinin tehlikeye atıldığını vurguladılar.

İlandaki isimler arasında Hürriyet’ten Abdulkadir Selvi, Ahmet Hakan, İsmail Saymaz ve Taha Akyol’un da adları yer aldığı için inceledim metni.

Hemen belirteyim, bu ilanı, MHP’yi ve Genel Başkan Devlet Bahçeli’yi eleştiren gazetecilere yanıt olarak değerlendirmek mümkün değil. Ünlem işaretleri ve imalarla dolu ilan metninde olsa olsa seçim sürecinde MHP hakkında görüş belirtmiş olan gazeteci, akademisyen ve araştırma şirketi yöneticilerinin tümü aynı kefeye konuluyor; “MHP husumeti” ile davranmak, MHP’ye karşı “iftira kampanyası” yürütmekle suçlanıyorlardı. Hatta bir de “Türk milletini durdurmaya” çalıştıkları gibi bir zan altında bırakılıyorlardı “Sizin gibiler olmasa hakikat, haysiyet, doğruluk, adamlık, ahlak, insanlık nasıl seçilir, ayırt edici vasfını nasıl gösterirdi!” denilerek, bu niteliklerden yoksun oldukları imasında bulunuluyor; hakaret ediliyordu.

Böylesi ağır ifadeler içeren ve haksız, dayanaksız suçlamalarda bulunulan bir gazete ilanı, demokratik bir yöntem olarak görülemez. Bunun hele de iktidarın müttefiki olan bir parti tarafından yapılması, basın ve ifade özgürlüğüne yönelik açık bir tehdittir. İsmi geçen gazetecilerin hedef gösterilmesi anlamına gelir.

Konunun bir boyutu da Hürriyet ve Sabah gazetelerinin aralarında kendi mensupları da bulunan 59 gazeteciyi hedef gösteren, töhmet altında bırakan böylesi bir ilanı nasıl olup da yayımladığı. Halbuki gazeteler, gelen her ilanı yayımlamak zorunda değildir. Bir gazete, “Ben parasını alır yayımlarım, içeriği beni ilgilendirmez” diyemez; yasal ve etik sorumluluklar göz ardı edilemez.

Kaldı ki, Hürriyet’in geçmişinde siyasi ilanlarla ilgili kötü bir deneyim de var. 12 Eylül askeri döneminde Türkiye Komünist Partisi Genel Sekreteri İsmail Bilen için verilen başsağlığı ilanı problem olmuştu. Aslında 29 Kasım 1983 tarihli Hürriyet’te çıkan ilanda İsmail Bilen’in adı bile verilmemiş, örgütteki kod adı olan “Marat İsmail” denilmişti. Bu ilanın o yıllarda illegal bir parti olan TKP için verildiği, Yazıişleri ve Reklam Servisi’nin gözünden kaçmıştı. Tercüman gazetesi durumu fark edip “TKP, Türk basınına ilan verip İsmail Bilen’i övdü” haberi yapınca Sıkıyönetim Komutanlığı, 2 Aralık 1983’te Hürriyet’i beş gün süreyle kapatmıştı.

Bu olay, ilanların yazıişleri ve hukuk servisi tarafından kontrol edilmesinin önemini öğretmişti. O günden beri de siyasal ilanlar, yasalara uygunluk ve etik açıdan denetimden geçirilir; temel gazetecilik değerlerine aykırı olmamasına dikkat edilir. Nedir bu temel değerler? Düşünce, vicdan ve ifade özgürlüğü, demokrasi ve insan hakları. İlanlardan bu değerlere saygılı olması, yalan, hakaret, suçlama, ayrımcılık, ırkçılık, nefret söylemi, şiddeti körükleyici ve dini duyguları rencide edici ifadeler içermemesi beklenir. MHP’nin ilanı bu açıdan sorunluydu.

Ama Bahçeli’nin affını istediği, organize suç örgütü lideri Alaattin Çakıcı’nın yedi gazeteciye yönelik tehdit açıklaması haberinde gazetecilerin isimlerine yer verilmemesi doğruydu. Böylece Hürriyet tehdide aracılık yapmamış oldu. Medyanın Çakıcı’ya bir süredir “kanaat önderi” gibi davranması ise ayrı bir yanlış ve yazı konusu...

HAFTANIN ENGELLENENLERİ

SULH ceza hâkimliklerinin bu hafta erişiminin engellenmesine karar verdiği hurriyet.com.tr haberleri şöyle sıralanıyor:

* İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliği, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun açıkladığı belgelerde adı geçen Sıtkı Ayan hakkında Hürriyet ile birlikte toplam 38 internet sitesinde yer alan “İkinci ses kaydı” ve “Sıtkı Ayan 11.5 milyar TL’lik projeye yardım alamadım” haberlerine erişim engeli getirdi.

* Suruç Sulh Ceza Hâkimliği, DHA’nın 14 ve 15 Haziran’da geçtiği, Suruç’ta AKP’lilerin seçim çalışması sırasında meydana gelen 4 kişinin ölmesine, 8 kişinin yaralanmasına neden olan kavgayı aktaran iki haberle ilgili olarak “içeriğin çıkarılması ve erişimin engellenmesi” kararı verdi.

* Bakırköy 5. Sulh Ceza Hâkimliği, bir eczacılık firması yöneticilerinin, 2014’te ABD’ye sahte kanser ilacı sokarken yakalanmaları ve hapis cezasına çarptırılmaları hakkındaki haberlere “asılsız ithamlar içerdiği ve güncelliğini yitirdiği” gerekçesiyle erişim engeli getirdi.

* Edirne 2. Sulh Ceza Hâkimliği, işinsanı Galip Öztürk’ün “FETÖ ajanı olarak yanına yerleştirildiğini” öne sürdüğü Mehmet Ayağ’ın Çanakkale’de yakalandığını aktaran 100’den fazla internet adresine erişimi yasakladı.

 * Ankara 3. Sulh Ceza Hâkimliği, Ankara Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi’nden Prof. Dr. A.B.’nin, “Göğüslerin ne güzel” diyerek öğrencisini taciz ettiği gerekçesiyle 2.5 yıl hapse mahkûm olduğunu duyuran haberlere erişimi engelledi.

* Ankara 3. Sulh Ceza Hâkimliği, 2004 yılında TRT Yönetim Kurulu’na atanan Doç. Dr. Ali Alp hakkındaki “TRT’de akrabaların önlenemez yükselişi” ve “TRT’nin jakuzili lojmanı da Alp’in” haberlerine erişim engeli kararı verdi.

 * İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliği, Hürriyet ve bazı sitelerde yayımlanan “İzmir’de korkunç olay, öldürülen annesinin mezarı başında ağlarken bulundu” haberine erişim engeli getirdi.

* Bakırköy 4. Sulh Ceza Hâkimliği, 25 Mayıs 2018 tarihli “Şükran hanım aşk dolandırıcısına kıyamadı” başlıklı habere erişimi engelledi.

 * Sinop Sulh Ceza Hâkimliği, Sinop Atatürk Devlet Hastanesi Başhekimi ve eşinin “FETÖ suçlamasıyla gözaltına alındığına” ilişkin 163 sitedeki haberlere erişim yasağı getirdi. Hâkimlik, bu kişilere ilişkin 156 siteye ilişkin engelleme istemini ise reddetti.

OKURDAN KISA KISA

Baskın Oran: Gazetede yok “Şok oldu”, yok “Şoke oldu” rezilliği yerine “Şok geçirdi” demek çok mu zor?

Birgül Ergev: Bugünkü gazetede yer alan “Kucağındaki kediyi denize fırlattı” haberi eski. Altı gün önce çıkmıştı bazı gazetelerde. Sanık yeni yakalandığı için verildiyse de haber böyle yazılmaz değil mi? (28 Haziran)

Ferda Kaya: Eğer başka bir gazetenin web sitesine yönlendirileceksem, tıklamadan önce bunu bilmeliyim. İstersem açar o gazetelere bakarım. Arzum dışında başka gazetelerin tık sayısına katkım olmasını istemiyorum.

Kadir Uyanık: Nöbetçi eczaneleri, Ege ekinde yeniden yayınlayın lütfen. Benim gibi 70’li yaşlara ulaşmış kişilere ne zaman gerekli olacağı belli olmuyor.

Serdar Bir: İnternetteki “Gece kulübü saldırısının nedeni belli oldu” haberinde “enselendi” gibi argo sözcük kullanılması yanlış olmuş. (26 Haziran)

Feridun Gündoğdu: Akaryakıt fiyatlarında eşel mobil sistemine geçildiğinden beri gazetenizin ekonomi sayfasında benzin 6.16 lira gösteriliyor. Ama hakikatte hiç de öyle değil. En az 6.26 lira.

Yazının devamı...