GÜNDEM
SPORARENA
YAZARLAR
EKONOMİ

Uygulamada okumaya devam et.

Sosyal sorumluluk projeleri Londra’da ödüllendirildi

Uluslararası Kurumsal Sosyal Sorumluluk Mükemmellik Ödülleri (The International CSR Excellence Awards) Londra’da sahiplerini buldu.

Ödül kazanan sosyal sorumluluk projelerinin konuları tarım, kadın, genç istihdamı ve enerji tasarrufu oldu. Aralarında Antony Hopkins, John Hurt, Timothy Dalton, Joan Collins gibi İngiltere’nin ve dünyanın ünlü oyuncularını yetiştiren Kraliyet Drama Sanatları Akademisi’nde (RADA) gerçekleştirilmesi ödül törenine ayrı bir renk kattı.

Davetlisi olarak töreni izlediğimiz Coca-Cola Türkiye 2 ödül birden aldı. Coca-Cola Türkiye’nin, kadınların sosyal ve ekonomik hayata katılımlarına destek olmak amacıyla yürüttüğü “Kız Kardeşim Projesi” ödül kazanan projeler arasında yer alırken, tarımsal uygulamalarda sürdürülebilir arazi ve su kullanımını esas alan ve Konya Kapalı Havzası’nda yürütülen Geleceğin Tarımı Projesi de ödüllendirilen diğer proje oldu.

Törende, Coca-Cola Türkiye’yi Kurumsal İlişkiler ve İletişim Direktörü Sinan Cem Şahin temsil etti. Şahin, “Coca-Cola olarak, işimizin sürdürülebilir olmasının yaşadığımız çevre ve toplumun sürdürülebilir oluşuna bağlı olduğunu düşünüyoruz. Topluma değer katmada sürdürülebilirlik projelerinin büyük bir yere sahip olduğuna inanıyor ve bu bilinçle çalışıyoruz. Çalışmalarımızın Uluslararası Kurumsal Sosyal Sorumluluk Mükemmellik Ödülleri tarafından takdir edilmiş olması bizim için büyük bir mutluluk” ifadelerini kullandı.

Coca-Cola Türkiye, TOBB, İTÜ ve Habitat Derneği işbirliğiyle yürütülen Kız Kardeşim Projesi, 2018 yılında 9 bin kadına ulaşmayı hedefliyor. Kadınların küresel ekonomiyi şekillendirmede dönüştürücü bir rol oynayacağı inancından hareketle başlatılan ve 2020 yılına kadar dünya genelinde 5 milyon kadının güçlenmesine destek olmayı hedefleyen 5by20 programına Türkiye’den katkı veren Kız Kardeşim projesi, 2015 yılında hayata geçirilmeye başladı.

Proje kapsamında kadınlara girişimcilik, finans ve teknoloji odaklı eğitimler veriliyor. Proje kapsamında ayrıca kadınlar arasında yerel ve bölgesel işbirliğinin güçlendirilmesi ve kadınların ürettiği ürünlerin pazara erişiminin kolaylaştırılması ve görünürlüğünün artırılması için de çalışmalar yapılıyor.

GELECEĞİN TARIMI
İklim Değişikliği kategorisinde ödül alan ve Konya Kapalı Havzası’nda yürütülen “Geleceğin Tarımı Projesi” ise tarımsal uygulamalarda sürdürülebilir arazi ve su kullanımını esas alıyor. Doğa Koruma Merkezi ve Coca-Cola Hayata Artı Vakfı işbirliğinde Konya’da yürütülen Geleceğin Tarımı Projesi, tarımsal uygulamalarda sürdürülebilir arazi ve su kullanımını esas alıyor.

Turkcell tedarik zinciri ekibi de “Eşit Fırsatlar” alanında  Altın Madalya ile ödüllendirildi. Proje Türkiye’nin kırsal şehirlerinde çağrı merkezi operasyon alanları açarak bu şehirlerde yaşayan 950 adet gence istihdam imkanı sağladı.

Enerjisa’nın çocuklarda enerji verimliliği konusunda farkındalık oluşturarak bilinçlendirmeyi amaçladığı “Enerjimi Koruyorum” projesi de ödüle layık görüldü. Alışkanlıkların, çevre ve tasarruf konusunda farkındalığın oluşmaya başladığı 7-10 yaş aralığındaki çocuklara düzenlenen enerji verimliliği eğitimleri ilgi çekici ve eğlenceli içeriklerle hazırlanıyor. Enerjisa’nın gönüllü çalışanlarından oluşan “Enerjik Gönüller” tarafından gerçekleştirilen eğitimler ile sosyal sorumluluk bilinci kurum içi kültürde de destekleniyor.

Yazının devamı...

OVP’yi açıklamak piyasaların sorununu çözmez

Hükümet belli ki OVP’nin açıklanmasıyla piyasaların sakinleşmesini bekliyor ama bu mümkün değil.

Bu açıklamanın ardından uluslararası reyting kuruluşu Fitch’in Türkiye’nin puanını hem indirip, hem de görünümü negatife çevirdiği açıklaması geldi. Belli ki son günlerde hızlı artan kurlarda da, Bakanlar Kurulu açıklamasında da bu not indirimi beklentisi yer alıyordu.

Fitch’i önümüzdeki günlerde Moody’s ile Standard and Poor’s’un izleyip izlemeyeceği merak ediliyor. Piyasalar bu not indirimini kısmen satın almış olabilir ama bugün piyasalar yine de haftaya kötü başlayabilir.

Geçen yıl OVP hedefleri eylül ayında açıklanmış ve gerçekçi olmadığı yönünde eleştirilmişti. Kalın önümüzdeki haftalarda OVP’nin açıklanacağını belirterek belli ki erken açıklanınca piyasaların sakinleşeceği beklentisini iletiyor.

OVP hedeflerinin tutup tutmayacağı bir yana, piyasaların beklentisinin bu olmadığını görmemiz gerek. Özellikle yurtdışı piyasalarda ciddi bir güvensizlik var ve seçim sonrası bu belirsizlik azalmadığı gibi aksine artmış görünüyor. Aslında piyasaların verdiği tepkiyi anlamak için Fitch’in açıklamalarına bakmak yerinde olabilir. Fitch’den yapılan açıklamada, bu kararı alırken, “Seçim sonrası ekonomi politika gündeminin, enflasyon ve mali politikaların, yapısal reformlara bakış açısının ve Merkez Bankası bağımsızlığının” tartışıldığını hatırlattı. Sorunların çözümü için para politikasında bağımsızlık ve ekonomik büyümede azalmaya tolerans gerektiği belirtilirken, “Buna dair beklentiler ve ekonomide yapısal reformlar belirsizliğini koruyor” denildi. Açıklamada ayrıca, Türkiye’nin büyük dış finansman ihtiyacının ülkeyi şoklara karşı hassas bıraktığı kaydedildi.

Özetle; piyasalar yani yatırımcılar, Merkez Bankası bağımsızlığı ve büyümenin azaltılması gerektiğine ilişkin irade konusunda tedirgin, mevcut eğilimle sorunların daha da büyümesinden korkuyor.

OVP’DEKİ KUR VARSAYIMI
Yani OVP açıklamasının piyasaları sakinleştirmesi mümkün değil. Piyasa da sürekli faiz artırmanın çare olmadığını biliyor ama Merkez’in siyasi otoriteden bağımsız davranacağının kanıtlanmasını istiyor. Açıkcası; piyasalar bağımsızlığı ispat için 24 Haziran’daki rutin toplantıya kadar sabır gösterir mi, belli değil.

Piyasalar hedef açıklaması ya da başka bir açıklama değil somut adımlar görmek istiyor. Bunlar ne olur derseniz; sembol niteliğindeki büyük altyapı yatırımları başta olmak üzere yatırımların ertelenmesi, ciddi frene basacak önlemlerin somutlaşması, bu arada Merkez Bankası başta bağımsız kurumların bağımsızlıklarının pekiştirilmesi kararları belki iyi yönde sinyal olabilir.

Şurası açık; güven kaybedildi bunun kazanılması artık çok zor olacak.

Gelelim OVP hedeflerinin güvenirliliğine. Şu kadarını söylemek belki yeter; OVP’de kur hedefi ya da tahmini yer almıyor ama hesaplar belli kurlar üzerinden yapılıyor. Geçen eylülde açıklanan OVP’de dolar kuru varsayımı yıl sonları itibariyle 2017 için 3.64 TL, 2018 için 3.82 TL, 2019 için 4.01 TL, 2020 için 4.03 TL olarak yer alıyordu. 2018 ortası sayılır; dolar kuru 4.85 TL...

Bunun üzerine kurulu makro dengenin tutması mümkün mü?

Kredibilitesi böyleyken OVP açıklamasının bir işe yaramayacağı açık. Çok daha somut ve radikal tedbirler düşünülmek zorunda.

Yazının devamı...

Yüksek cari açık moral bozmaya devam ediyor

Bu veri üzerine kurların yeniden yükseliş geçmesi piyasalarda bozulan morallerin de bir göstergesi oldu. Rekor kıran Hazine kağıtlarındaki faizlerle birlikte kurlarda meydana gelen artış, yeni yönetimden beklenen “ekonomide acil politika tedbirlerinin ortaya konması” ihtiyacını da açıkça gösteriyor.

Merkez Bankası’nın dünkü ödemeler dengesi açıklamasına göre 5.3 milyar dolar olarak beklenen mayıs ayı cari açığı 5.9 milyar dolar olarak gerçekleşti. Mayıs ayı itibariyle 12 aylık cari açık ise 57.6 milyar dolara yükseldi.

Bu rakamla birlikte cari açığın milli gelire oranı hakkında da yeni tahminler çıkmaya başladı. Şu anda milli gelir tahminleri sağlıklı yapılamasa bile, bu gidişle cari açığın milli gelire oranının 2018 yılında yüzde 6- 6.5’e kadar çıkacağı yönündeki yorumlar piyasa analistleri tarafından yapılmaya başladı. Bu oranın yüzde 5’in üzerine çıkması bile tehlike sinyali olarak algılanıyor.

Aslında bu yükselen cari açık rakamı aynı zamanda geçmişe ilişkin bir veri olduğu için, bu aylardaki kur ve faiz artışlarının somut nedeni olduğunu da ortaya çıkarmış oluyor. Bir başka açıdan bakacak olursak, artık artan kurların da etkisiyle cari açık rakamının bundan sonra çok daha büyük rakamlara ulaşamayacağı, kurların otomatik olarak buna fren olacağı da söylenilebilir.

Ödemeler dengesini oluştan kalemler arısın en büyüğü olan dış ticaret açığı da mayıs ayında bir yıl önceki aynı aya kıyasla 678 milyon dolar artarak 6.5 milyar dolara ulaştı. Turizm gelirlerinin ağırlıklı olduğu hizmetler dengesinden kaynaklanan net girişlerin aynı ayda 768 milyon dolar artarak 1.9 milyar dolara ulaşması ise en olumlu gelişme olarak göze çarptı.

Altında yatırım geliri kaleminden kaynaklanan net çıkışlar 218 milyon dolar artarak 1.1 milyar dolara ulaşırken, altın ithalatının yeniden hızlandığını gösterdi.


ÇÖZÜM TALEBİ ACİLLEŞİYOR
Ödemeler dengesinin finans hesabı ise bu olumsuz gelişmelerin sonucu bozulmaya devam etti. Doğrudan yatırımlardan kaynaklanan net girişler, bir önceki yılın aynı ayına göre 703 milyon dolar azalarak 429 milyon dolara inerken, portföy yatırımlarında 1 milyar dolarlık çıkış görüldü. Hisse senetlerinde 24 milyon dolar, hazine tahvillerinde ise 1.1 milyar dolarlık çıkış yaşandı. Aynı sürede yurtdışından kullanılan kredilerde bankaların 160, kamunun 51 milyon dolar net ödeyici olduğu, diğer sektörlerin 1.5 milyar dolar yeni borçlanma gerçekleştirdiği görüldü.

Resmi rezervlerde ise mayıs ayında 2.8 milyar dolar azalma yaşandı.

Mayıs ayında kur ve faizlerde yaşananları, bu veriler çok açıkça ortaya koyuyor.

Cari açık ve enflasyon başta olmak üzere bozulan dengeler bu rakamlarla iyice açığa çıkmaya başladı. İşte yeni hükümetin, ekonomi yönetiminin önündeki en önemli sorun da buradan kaynaklanıyor.

Yabancı yatırımcılar nezdinde, bu veriler ışığında biran önce yeni hükümetin makro ekonomiyi yeniden rayına oturtacak önlemleri açıklaması talebi de bu nedenle artıyor. Açıkcası ekonomide yavaşlama gerektiği, bu yavaşlamanın ise kontrollü olup ekonomik aktivitenin devam etmesi gerektiği konusunda hem yerli hem yabancı yatırımcılarda genel bir beklenti var. Bunun çok zor olduğunun herkes de bilincinde ama biran önce de bunun nasıl başarılacağına ilişkin politika ipuçlarını da görmek istiyorlar.

Hem idari yeniden yapılandırma hem yeni bakanların göreve gelmesinin, acil hale gelen bu sorunun çözümünü zorlaştıracağı da açık.

Yazının devamı...

Yeni ekonomi yönetimi ve öncelikleri

En büyük sürprizlerden biri yeni konumuyla ekonominin başı kabul edilebilecek konuma gelen Hazine ve Maliye Bakanı’nda yaşandı ve Berat Albayrak bu göreve getirildi. Ekonomiyle ilgili diğer bakanlıklardan Ticaret Bakanlığı’na Ruhsar Pekcan, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’na Mustafa Varank’ın atanması da herkes gibi piyasalar için de sürpriz sayılabilecek atamalardı.

Berat Albayrak’ın konumu ve işlevi piyasaların geleceği açısından çok önemli olacak. Albayrak’ın Enerji Bakanlığı deneyimi biliniyordu ancak makro ekonomiyle ilgili görüşlerinin tam olarak bilindiği söylenemez. Bir başka açıdan bakılacak olursa, tüm bakanlıklar için geçerli tabi ama, makro dengeleri belirleyecek bu konumun Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a tam uyumlu olarak çalışacağını söylemek mümkün. Piyasaların ilk tepki geçtikten sonra, yapılacak açıklamalar ve atılacak ilk adımları yakından takibe alması ve ondan sonra yeni ekonomi yönetimi hakkında karar vermesinin gerekeceğini söylemek yanlış olmayacak.

Aslında yeni bakanlardan bağımsız olarak bakıldığında ekonomide yapılacaklar ve önceliklerin belli olduğunu görüyoruz. Yeni ekonomi yönetiminin ilk görevinin yurt içi ve dışı piyasalarda Türkiye ekonomisine olan güveni yeniden kazandırmak olduğu da açık. Şimdi bakanların isimlerine göre piyasa kendine bir yol çizse bile, kısa süre içinde ekonominin geleceği açısından beklentileri atılacak adımlar ve alınacak kararlar belirleyecek. O nedenle kısa süre içerisinde ekonomiyle ilgili alınacak kararlar ve yapılacak tercihlerin kilit önemi olacak. Merkez Bankası’nın 24 Temmuz’daki toplantısında alınacak kararın da Bakanlar Kurulu’ndaki isimler kadar etkili olacağını dün belirtmiştik. Çünkü piyasalar Merkez Bankası’na faiz konusunda müdahale olup olmayacağını, alınacak karara bakarak değerlendirecekler.

MERKEZ’İN KİLİT KONUMU

Merkez Bankası bağımsızlığının ne kadar önemli olduğu dün Bakanlar Kurulu listesi açıklanmadan çıkarılan kanun hükmünde kararname ile ispatlandı. KHK ile Merkez Bankası başkan yardımcılıklarına atama için Başkan’ın önerisinin alınmayacağı, 10 yıllık deneyim şartının ve 5 yıl görevde kalma şartının kaldırılması piyasalar tarafından tepki gördü. Dün bu KHK yayımlanana kadar kurlarda ciddi bir geri geliş yaşanırken, KHK ardından kurlar yeniden artışa geçti ve TL kazancını geri verdi. Bunun yeni dönem için talihsiz bir başlangıç adımı olduğu söylenilebilir. Bu kararın Merkez Bankası bağımsızlığına müdahale olarak anlaşıldığı ve Kuruma ilişkin bundan sonraki adımların çok daha titiz biçimde izleneceği de açık.

Dün Bakanlar Kurulu açıklanmadan önce yaşanan bu gelişmeyi, yeni dönem için en kritik unsurun “güven” olacağının sağlaması olarak da değerlendirebiliriz. Bundan sonraki ilk adımlar da güven kazanılması açısından önemli olacak. Kısa dönemde güven sağlamanın ardından yeni ekonomi yönetiminin Türkiye ekonomisinde biriken kırılganlıkların nasıl aşılacağı, enflasyon ve cari açık başta olmak üzere, bozulan dengelerin onarılması adına neler yapacağının belli olması  önemli olacak. Bu kapsamda da artık Cumhurbaşkanlığı tarafından sunulacak Bütçenin ortaya çıkmasıyla birlikte bundan sonra ekonomideki öncelikler daha açıklığa kavuşmuş, yerel seçimlerin ekonomideki dengeyi nasıl etkileyeceğine ilişkin ipuçları da alınmış olacak.

 

Yazının devamı...

Kabine kadar Merkez Bankası kararı da önemli

Son enflasyon gelişmelerinden sonra 24 Temmuz’da Merkez Bankası’ndan yeni bir faiz artırım kararı beklenmeye başladı. Yabancı banka ve aracı kurum raporlarında “en az 1 puanlık faiz arttırımı” gerektiği belirtiliyor. Bununla birlikte faiz arttırımlarının nereye kadar devam edeceği, sadece faiz arttırımı ile yabancı ilgisinin devam ettirilip ettirilemeyeceği de tartışma konusu.

Bankacılar Bakanlar Kurulu’nda yer alacak ekonomiyle ilgili isimlerin ve kurul başkanlıklarının önemli olacağını belirtirlerken, yeni Cumhurbaşkanlığı Hükümet sisteminde Merkez Bankası’nın alacağı ilk kararın da önemine dikkat çekiyorlar. Ekonomiden sorumlu olacak kişilerin Merkez Bankası politikaları hakkında da ipucu vermesini beklediklerini kaydeden bir bankacı, Merkez Bankası’nın mutlaka faiz arttırması gerekeceğini ancak atanacak isimlere bağlı olarak faiz arttırımının dozunun yeterli olup olmayacağına da bakılacağını söyledi.

Sadece isimler de değil, yeni dönemin ilk uygulama ve kararlarının da önemli olacağını kaydeden bir başka bankacı ise, “Ekonominin yavaşlaması gerektiğini herkesin kabul ettiğini ama nasıl yavaşlayacağına ilişkin yol haritasını görmeye ihtiyaç olduğunu” söyledi. Faizlerin çok hızlı yükseldiğini, zaten yavaşlayan ekonomide faizin aşırı artmasının keskin daralmalara neden olabileceğini, bunun da reel sektörde büyük sorunlara yol açabileceğini kaydeden aynı bankacı, yeni yönetimin bunu nasıl idare edeceğinin önemli olduğunu kaydetti. Yeni dönemin şimdikilerden çok daha zor ve iyi yönetilmesi gerektiğine işaret eden bankacı, “ekonomiyi devirmeden yavaşlamayı becermek gerekecek ve bu sanıldığı kadar kolay olmayacak” derken, yeni ekonomi yönetimi ve uygulamaların bu açıdan da önemli olduğunun altını çizdi.

PİYASA KİŞİLERE GÜVENMEYE HAZIR

Bankacılara ekonomi yönetimi ve Bakanlar Kurulu’na atanacak isimler konusundaki tahminlerini sordum. Bir süredir çeşitli isimlerin ortada dolaştığını hatırlatan bankacılar, piyasalara çok ters isimler atanmayacağı beklentisinde olduklarını söylediler. Mehmet Şimşek ya da Naci Ağbal’ın ekonomiyle ilgili sorumlu olması halinde bir şeyin değişmeyeceğini, daha doğrusu faiz ve piyasa konusunda sekter tutumuyla bilinen bazı isimler dışında yapılacak atamaların sorun olacağını sanmadıklarını belirttiler.

Piyasaların yeni ekonomi yönetimine güven duyma konusunda hazır olduğunu, çok aykırı isimler olmadığı takdirde piyasanın yeni yönetimi olumlu fiyatlayabileceğini kaydeden bir bankacı, yabancıların da yeni ekonomi yönetimi konusunda kötümser bir havada olmadıklarını söyledi.

Yeni yönetiminin ekonominin nasıl idare edileceği konusunda olumlu beklenti yaratmaya ihtiyacı olduğunu kaydeden aynı bankacı, Merkez Bankası toplantısından çıkacak karar ile birlikte güven aşılayacak tedbirler açıklanırsa, işin kolaylaşacağını söyledi.

Bankacılar bunlar yapılırsa, ancak kısa dönemde yani bir-iki ay için olumlu bir havanın yaratılabileceğini ama orta dönem için çok daha ciddi tedbirler, ekonomide rasyonel bir yol haritasının hazırlanıp, dengeleri iyice bozmadan kontrollü yavaşlama yöntemlerinin belli olmasının hayati öneme sahip olacağını ifade ettiler.

Özetle; ilk aşamada piyasaları rahatlatacak kararlar belli ama orta-uzun dönem ekonomi yönetimi çok daha karmaşık ve zor bir görev olacak.

Yazının devamı...

Kur etkisi enflasyonda paniği arttırıyor

Merkez Bankası’nın enflasyon değerlendirmesi, fiyat artışlarının sadece gıda fiyatlarında sınırlı kalmayıp, genele yayıldığını teyit etti.

Piyasa analistlerinin son dönemde sürekli artırdıkları enflasyon tahminlerini tekrar artırdıkları gözleniyor. Piyasada oluşan enflasyon paniğini, mevcut oranlardan çok fiyatlama davranışlarındaki bozulma ve kur etkisinin büyüttüğü söylenebilir.

Şahsen, açıkça söylemese de, aynı kaygıların Merkez Bankası yönetimince de paylaşıldığını düşünüyorum.

Enerji enflasyonundaki yükselişin sürdüğünü kaydeden Merkez Bankası, döviz kuruna bağlı başta beyaz eşya ve otomobil olmak üzere dayanıklı tüketim mallarında yüksek oranlı fiyat artışları kaydedildiğini, TL’deki değer kaybının ithal içeriği yüksek temel malların yanı sıra bazı hizmet gruplarını da olumsuz etkilediğini belirtti. Bu dönemde hizmet enflasyonunda genele yayılan artışlar izlendiği, bu gelişmede maliyet unsurlarının yanında, talep yönlü etkiler de hissedildiği belirtilen Merkez Bankası değerlendirmesinde, bu çerçevede çekirdek göstergelerin kayda değer bir biçimde yükseldiğinin altı çizildi.

Piyasa uzmanları alkollü içkilerde gerçekleşen yüzde 15’lik ÖTV zammının enflasyonu fazla etkilemeyeceğini ancak zamların devam etmesini beklediklerini kaydediyorlar.

Kurlarda yeniden başlayan çıkış trendinin beklentileri bozan asıl unsur olacağını kaydeden uzmanlar, biriken zamların yanı sıra kur artışının hızlanmasının enflasyondaki paniği daha da arttırmasından korkuyorlar.

Enflasyon tahminlerinin giderek yükseldiğini kaydeden bir bankacı, yukarı doğru revizyonların devam edeceğini belirtirken, kurlar ve beklentilere paralel olarak yüzde 20’lik rakamların konuşulmasının bile normal olabileceğini söyledi. 


FAİZ ARTIŞI YETERLİ Mİ?
Son enflasyon rakamları ve büyüyen enflasyon paniğinin ardından özellikle yabancı yatırımcılarda, ilk toplantıda Merkez Bankası’nın faiz artıracağı beklentisi yükselmeye başladı. Şimdiden 1 puan ve üzerinde faiz artışı gerektiğinin konuşulduğunu görüyoruz.

Yeni cumhurbaşkanlığı sistemiyle birlikte Merkez Bankası’nın ilk toplantısının 24 Temmuz’daki toplantı olacağı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın takınacağı tutum ile yeni ekonomi yöneticilerinin kimlikleri ve görüşlerinin bilinmediği, bu nedenle faiz artışı konusunda bir belirsizlik yaşandığı söylenilebilir. Bu belirsizliğin kur ve faizlerde dalgalanmaya neden olduğu da açık.

Bu arada faiz tartışmasının yeni bir boyut kazandığını da söyleyebiliriz. Faiz artışı olmazsa kurların yeniden yükseleceğini herkes kabul ediyor ama artık tek başına faiz artışlarının da istikrar için yetmeyeceği konuşulmaya başladı.

Dün bu tartışmaya katılan uluslararası reyting kuruluşu JCR’ın yetkilisi Orhan  Ökmen, sadece faiz arttırmanın geçerli ve doğru bir yol olmayacağını, enflasyon artışlarının, çok katmanlı yapısal sorunlar yumağına dayandığını ve para politikasının boyutlarını çoktan aştığını belirterek, kalıcı çözüm için, “Türkiye ekonomisinin, uluslarüstü kurumların ve AB orijinli sponsorların destekleyeceği orta-uzun vadeli yapılandırılmış, dışa dönük stratejik istikrar programlarına ihtiyacı bulunduğunu” söyledi.

Ökmen, yabancı fonların devamlılığı için yüksek faiz oranlarından ziyade geri dönüş güvencelerinin kalitesinin önem arz ettiğini  söyledi.

Bu tartışmaların önümüzdeki dönem büyümesi kaçınılmaz. Gerekli parasal tedbirler alınırken bununla birlikte güven sağlayacak reform programına olan ihtiyacın artık aciliyet kazandığı söylenilebilir.

 

Yazının devamı...

Enflasyon satın alındı sıra ekonomi yönetiminde

Geçen cuma günü döviz kuru sepeti bazında yüzde 0.8 değer kaybeden TL, dün de değer kaybına devam etti. Piyasa uzmanları kurlardaki bu yükselişin büyük ölçüde, bugün açıklanacak haziran ayı enflasyonunun yüksek çıkma beklentisinden kaynaklandığı görüşündeler. Buna bağlı olarak tahvil faizlerindeki artış da devam etti.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından bugün açıklanacak enflasyon verilerinde tüketici fiyatlarındaki aylık artışın yüzde 1.3 civarında olması bekleniyor. Bununla birlikte yıllık bazda enflasyonun ise kabaca; yüzde 12’den 14’e çıkması bekleniyor. Gıda kaynaklı artışın devam ettiği gözlenirken,  sadece manşet oran değil Merkez Bankası’nın baz aldığı çekirdek enflasyonda da yükselişin devam edeceği, 1 puan artışla yüzde 13.5’e çıkacağı tahmin ediliyor.

Hafta sonunda açıklanan İstanbul Ticaret Odası (İTO) ücretliler geçinme endeksi verileri de gıda enflasyonunun yüksek gelebileceğine işaret ediyordu. İTO verilerine göre İstanbul’da geçtiğimiz 5 yılın haziran ayında ortalama gıda enflasyonu yüzde 0.7 düşerken, bu yıl yüzde 1.4’lük artış kaydetti. Bu endeks ile TÜİK endeksi çok örtüşmese de, bugünkü rakamların yüksek çıkacağı yolundaki beklentileri doğal olarak artırıyor.

Bu arada bazı piyasa analistleri doların dünkü değer kaybında yüksek enflasyon beklentisinin yanında, Hazine’nin cuma akşamı açıkladığı iç borç çevirme oranlarının beklentilerin üstünde çıkmasının da etkili olduğunu söylüyorlar. Bu oran kamu harcamaları, dolayısıyla mali disiplin açısından gösterge olabiliyor.

EKONOMİ YÖNETİMİ BEKLENİYOR

Piyasa uzmanları enflasyonun yüksek seyrinin devam edeceğinin ortaya çıktığını belirtirlerken, en çok merak edilen konunun ise ekonomi yönetiminin nasıl oluşacağı noktasında toplandığını söylediler.

8 Temmuz’da yemin töreni ardından yeni kabine ve kurul başkanlıklarının açıklanmasını beklediklerini kaydeden piyasacılar, atanacak isimler üzerinden bundan sonra uygulanacak ekonomi politikaları hakkında görüş sahibi olmaya çalışacaklarını belirtiyorlar.

Bu tarih yaklaştıkça atanacak bakan ve kurul başkanlıkları için söylentilerin arttığını, isimlerin ortaya atıldığını kaydeden piyasa uzmanları, atanacak kişilerin kamuoyundaki algılarının, atama sonrası ilk piyasa hareketlerinde belirleyici olmasını bekliyorlar. Örneğin Merkez Bankası Başkanı’nın görevden ayrılıp ayrılmayacağının, Mehmet Şimşek yerine ekonominin koordinasyonu için gelecek ismin, piyasa hareketlerinde önemli olacağını söylüyorlar.

Bu atamalardan önce de açıklanması beklenen yeni idari sistemin ve bürokrasi yapısının da merak edildiği, buna bakıp tahminler yapılacağı anlaşılıyor.

Aslında açıklanacak Bakanlar Kurulu ve ekonomi yönetiminin, özellikle yabancı yatırımcı açısından daha orta vadede belirleyici olacağı bile söylenebilir. Bu konuda yabancı yatırımcının beklentisi nasıl derseniz, Morgan Stanley’in son raporu pek de umutlu olunmadığını gösteriyor. Yayınladığı analizde Morgan Stanley, “Seçimin, TL’nin kalıcı şekilde değer kazanmasını sağlayacak makroekonomik politika çerçevesi ile sonuçlanacağına yönelik çok az işaret var” yorumunu yaptı. Bununla birlikte petrol fiyatlarındaki yükselmenin  etkisiyle rublenin değer kazanıp, rand ve TL’nin değer kaybedeceğini söyledi.

Özetle; yakında açıklanacak tercihler, ekonominin geleceğini belirleyecek.

 

Yazının devamı...

Enflasyon ve faizlerde ‘zirve’ dönemi

Ekonomi basını olarak “zirve” kelimesini sık kullanırız, çünkü belli bir trendin geldiği noktayı göstermesi açısından kolay anlaşılır bir kelimedir. Aynı şekilde “dip” noktası da, “rekor” kelimesi de sık kullandığımız kelimelerdir. Tabii ki bu kelimeleri kullanırken belli bir süre belirterek kullanmak daha anlamlı olur.

İşte bu haftadan itibaren bu kelimeleri yine sıkça duymaya başlayacağız. Yüzde 14’lük yıllık enflasyon rakamı, 2003 yılından bu yana gelinen en yüksek, yani zirve rakamı olacak. Haziran ayı sonunda zirve rakamına ulaşacağız ama bu zirvenin daha yükseği de olacak mı? Piyasaların beklentisi bu rakamın temmuz sonunda daha da yükseğe çıkacağı yönünde. Hazirandaki yüksek orandan sonra temmuzda düzeltme olsa bile, bu kez bir-iki ay gecikmeli yeni zirve rakamlarına ulaşılması bekleniyor.

Belli bir trendin yıl sonuna ve yılbaşına gelen seviyeleri önemlidir. 2018 yılı sonunda enflasyonun geleceği nokta konusunda ise piyasaların tahminlerinin yine yükselmeye devam ettiği bir süreçte olduğumuzu söylemeliyiz. Bu yıl sonunda piyasa analistleri tüketici fiyatlarında yıllık rakamın yüzde 12-13 seviyesinde olmasını bekliyorlar. Ancak şurasını belirtmek gerekir ki; piyasa analistleri genellikle yılın ortasında yıl sonu beklentilerini iyimser olarak yaparlar. Tabii ki yılın geri kalanında yaşanacaklar çok önemli olacak ama yıl sonunda yüzde 15 civarında bir enflasyon rakamı görmek, bence sürpriz olmaz.

Çünkü her ne kadar Maliye Bakanı Naci Ağbal, maliye politikalarını belirlerken para politikasını düşünerek adım atacaklarını söyleyip, son sigara vergi düzenlemesini bu kapsamda değerlendirdiyse de, dengelerin yeniden kurulabilmesi için gereken vergi düzenlemeleri ve zamların enflasyonu arttırmasından kaçınılamayacağını düşünüyorum.

FAİZ ORANLARINDA ZİRVE

Bunun yanında mevcut enflasyonda olduğu gibi gelecek dönemin enflasyonunda da kurların belirleyici olacağı açık. Seçim öncesi para politikası kararında yaşanan gecikmelerin kurlara etkisini yakından gördük. Yani bundan sonraki ekonomi yönetiminin nasıl şekilleneceği ve piyasalara güven verilip veremeyeceği kurlarda yine çok belirleyici olabilir. Dolayısıyla kurlardaki zirve hareketinin yıl sonu enflasyon beklentilerinde baskın rol oynayacağı açık.

Enflasyonda yaşanan zirvelerin başka zirvelere yol açtığı ve bundan sonra da açacağı, değiştirilemeyecek bir gerçek. Zaten bu gerçeği değiştirmeye zorladığımızda, başka rakamlardaki zirveleri daha yükseğe çektiğimizi de gördük. İşte Merkez Bankası faiz oranlarını, mevduat ve kredi faiz oranlarının geldiği seviyeyi, biraz da bu kapsamda düşünmek mümkün.

Seçim öncesi Merkez Bankası’nın nasıl çok yüksek, sürpriz faiz arttırımları yapmak zorunda kaldığını hatırlayalım. Buna bağlı olarak bankaların mevduata verdikleri faiz oranları da sürekli artmaya devam ediyor. Geçen hafta yüzde 15’den başlayıp, yüzde 20’lere kadar varan banka mevduat faiz oranlarını gördük, artış eğilimi de sürüyor. Buna bağlı olarak da kredi faiz oranlarında artık yüzde 25 ve üstünü konuşur olduk. Seçim öncesi yapay yöntemlerle düşürülen konut kredisi faiz oranlarında ise yüzde 15 konuşuluyor.

Seçim öncesi ya da sonrası, ekonomide geçerli kurallar değişmiyor; aldığınız hatalı kararların faturasını ödüyorsunuz. Gerçekleri görüp, hatayı en aza indirirseniz, faturanız da azalır.

Yazının devamı...