GÜNDEM
SPORARENA
YAZARLAR
EKONOMİ

Uygulamada okumaya devam et.

Rakamlarla iPhone

Son zamanlarda iPhone satışlarında düşey bir eğilim yaşansa da telefon serisi hâlâ Apple’ın can damarını oluşturuyor. Apple 2012’de 125 milyon iPhone sattı ve bu da, şirketin o yıldaki kârının yarısından fazlasına denk geliyor. Gelecekte akıllı telefon piyasasında işler sarpa sararsa Apple belki yerle bir olmayacak fakat öyle bir durumda işlerin harika olmayacağını da tahmin etmek güç değil. Böyle bir durumda ise iPhone satışlarının analistler, teknoloji bilginleri ve hatta sıradan kullanıcılar tarafından mercek altında tutulması hiç şaşırtıcı değil.
Şu ana kadar şirket (ve tüketicileri ile yatırımcıları) için endişe verici büyük bir gelişme yaşanmadı. Apple her ne kadar akıllı cep telefonu piyasasında pek çok rakiple yüz yüze geldiyse de, şirketin diğer ürünleri karşısında en başarılı aygıt olmaya devam ediyor. Telefon, 2007’deki çıkışından bu yana devamlı bir dikey eğilim sergiledi. Her yıl artan satış rakamları ile müthiş kâra girildi ve şirketin toplam kârında önemli bir yer tutmaya başladı.

Steve Jobs bir zamanlar iPhone’u, Apple’ın kazanç kaynağını temsil eden üçayaklı bir taburenin bir ayağı olarak tanımlamıştı. Diğer ikisini Mac ve müzik (iPod) oluşturuyor. Altı yıl boyunca diğer iki ayak giderek kısalırken, iPhone’un popülaritesi hızla tırmandı ve açığı kapadı.

Rekabet ve fırsat

Her ne kadar Apple sonunda akıllı telefon piyasasını tersyüz etmiş olsa da, etkili bir oyuncu olacağı başlangıçta hiç kimse tarafından öngörülememişti. iPhone ilk zamanlarında, köklü ve tutucu BlackBerry (ve bir bakımdan Windows Mobile) ile rekabete giren bir “sonradan görme” olarak algılanıyordu. Akıllı telefon partisine geç bir zamanda katılmış olmaktan daha zorlayıcı olan bir diğer nesnel koşul da, “özellik telefonu” olarak da çağrılan ve temel cep telefonları ile akıllı telefonlar arasında bir pozisyona sahip olan ürünlerin hükmettiği bu piyasada akıllı telefonlar için henüz yeterince büyük bir tüketici kitlesi bulunmuyordu.

Apple’ın geçtiğimiz son birkaç yılda en büyük mücadelesi, piyasadaki o hassas dengeyi (ve yarattığı fırsatı) yakalamak oldu. Akıllı telefonların, geleneksel özelliklere sahip telefonların satış rakamını geçmesi 2013’ün ikinci çeyreğine kadar gerçekleşmedi. Şu an bile özellik telefonlarının küresel satış miktarı, toplam cep telefonu satış miktarının yarısını teşkil ediyor. Yani, akıllı telefonların doldurması (ve Apple’ın yayılması) için piyasada hâlâ koca bir boşluk bulunuyor. Apple’ın uygun fiyatlı iPhone stratejisinin bir sebebi de işte bu geri kalan %50’lik pazar.

Genel olarak değerlendirildiğinde, Apple’ın akıllı telefon piyasasındaki pazar payı oldukça istikrarlı bir tutum sergiledi. Pazar araştırması yapan Gartner’a göre, iPhone 2008 yılında piyasanın %8’ini ele geçirdi, 2009’da %14’e yükseltti, 2010’da 16’ya ve ardından 2011 ve 2012 boyunca kararlı bir şekilde %19’da kaldı.

Öte yandan Google’ın akıllı telefon platformu Android, 2009’da %4 pazar sahibiyken bu oranı 2012’de inanılmaz bir şekilde %66’ya yükseltti. Fakat Android’e geçenler genelde iOS’dan ziyade BlackBerry, Symbian ve diğer eski platformlardan geliyorlardı. Buna göre iOS’un piyasa segmenti son derece kararlı ve belki de bazılarının düşündüğü kadar kuşatılmış değil.

Bunun nedenlerinden biri akıllı telefon pazarının bölümlenişi olmakla beraber, durum sadece çeşitli Android sürümlerinin yarattığı patırtıdan da ibaret değil. Evet, iOS’un akıllı telefon pazarındaki en büyük rakibi Andorid fakat bu sadece Apple’ın tek rakibinin Google olduğu anlamına gelmiyor. Aslında bakarsak, işletim sistemi, donanım ortaklarına ücretsiz olarak verildiği için Google, Android’ten son derece az miktarda bir gelir elde ediyor. Doğrudan elde edilen tek kâr, iştiraki olan Motorola tarafından üretilen telefonlardan geliyor.

iPhone’un rakipleri dişli

Diğer yandan Samsung sıra dışı bir şekilde yükselerek bir numaralı Android destekli akıllı telefon tedarikçisi durumuna geldi. Koreli şirket, piyasada, patent savaşlarında ve popüler kültürde Apple’ın bir antitezi konumunu aldı. Şirket, her daim değişik ekran boyutlarında ve fiyatlarında farklı telefonlar sunarak hiç boş durmuyor.

Konu bilanço olunca Apple hâlâ iyi iş götürüyor. Her ne kadar gelir kollarına göre ayrım yapmasa da, şirket genel olarak para kazanmaya devam ediyor. Fakat bir ürün olarak iPhone olgunlaşıyor ve bu da yeni rekabet ortamları doğuruyor. Apple’ın telefonu nereye koşuyor acaba?

Yeni düşük fiyatlı iPhone 5c’nin gelir dengesinde ve Pazar payında yaratacağı etkiyi görmek ilginç olacak. Fikre göre düşük fiyatlı bir iPhone, Apple’ın giriş seviyesindeki rekabet gücünü artırmada yardımcı olabilir. Tabi Apple zaten öteden beri önceki yıla ait modelleri düşük fiyatlarda satarak o segmente bir nevi hitap etmeye çalışıyor ve bazı durumlarda sözleşmeli olarak bedavaya bile veriyor.
Bu strateji tamamen iyimser sonuçlar vermedi. Apple’ın 2013 üçüncü çeyreğinde, bir iPhone’un ortalama satış fiyatı 2009’dan bu yana ilk defa 600 dolar sınırının altına düştü. Bu düşüşün genel olarak sebebi, satılan çoğu iPhone’un eski, ucuz modeller olmasıydı. Tepeden tırnağa ekonomik tüketiciler için tasarlanan yeni bir iPhone modeli, özellikle şebeke özgürlüğü sunarak satış trendini yeniden canlandırabilir.

Apple müşteri tabanını tutuyor

Akıllı telefon piyasasındaki genel algı Apple’ın giderek kontrolü kaybettiği yönünde. Fakat gerçekler çoğunlukla genel algıdan farklılaşır. Yoğun bir piyasa paylaşım savaşının yaşanmakta olduğu aşikâr fakat tıpkı 1980’ler ve 1990’ların işletim sistemi savaşlarında olduğu gibi bunun bir “sıfır toplam” oyununa dönüşmesi gerekmiyor: Apple’ın kazanması için rakiplerinin kaybetmesi gerekmiyor vs.

Aslında Apple’ın iPhone başarısı, 20-30 yıl önce yaşanan ilk savaşta galip çıkan rakibinin başarısına benziyor. Apple, yüksek kalitede ürüne değer veren ve yüksek ücret ödemekten çekinmeyen tüketicilere hitap edebilecek bir ürün geliştirdi. Bu yüzden, ucuz alternatiflerle piyasayı dolduran rakiplere rağmen Apple kendi müşteri tabanını korumayı başardı. Mobil cihazların gün geçtikçe günlük hayattaki konumunu artırdığı günümüz dünyasında bile neredeyse 30 yıllık Mac hâlâ kararlı bir şekilde yoluna devam ediyor.

Tüm bunları, görece kısa ömürlü bir başarı gösteren Apple’ın diğer ürünü iPod’la karşılaştırın. Kendi zamanında önemli yerlere geldiyse de, iPhone’un engin yeteneklerinin gölgesinde kalan bu ürün ailesi son yıllarda unutulmaya başladı ve kâr getirisi düştü.

Apple’ın uzun vadede rekabeti korumasından belki daha önemli olan şey, şirketin bildiğini iyi bir şekilde yapmaya devam etmesi ve ücretini ödemek isteyen tüketiciler için ilgi uyandıran yenilikçi ürünler geliştirmeye devam etmesi.

Yazının devamı...

Hürriyet Dünyası Microsoft’un teknoloji üssünde

Geleceğe yön veren dev şirketlerin tamamı, rekabet avantajı elde etmek ve güçlerini korumak için işte bu gençlerin yarattığı markaları yine milyarlarca dolar dökerek satın alıyorlar. Aylar öncesinde Tumblr ve Instagram örneklerinde gördüğümüz gibi, zamana ve ihtiyaçlara uygun parlak bir fikir kısa süre içinde büyük şirketlerin iştahını kabartabiliyor.

İşi şansa bırakmayan şirketler ise araştırma ve geliştirmeye büyük bütçeler ayırıyor, genç ve parlak beyinleri kadrosuna katıyor ve onlarla geleceği inşa etmeye koyuluyor. Microsoft da işte bu şirketlerden biri…

Amerika’nın sakin Batı şehirlerinden biri olan Seattle’daki Microsoft kampüsünde geçtiğimiz ay iki gün geçirdim. Underground Tour adlı bu özel gezide, dünyanın önde gelen 10 yayını davetliydi. Fotoğraf makinelerimiz, ses kayıt cihazlarımız ve kameralarımızla bu iki gün boyunca kampüsteki hemen her bölümü ziyaret ettik, uzman ve yöneticilerden bilgi aldık. Hürriyet TV’deki programım
%100 TEKNOLOJİ’de ilk gözüme çarpan detayları paylaştım.

Microsoft kampüsündeki bu iki günlük gezide gördüklerimin bir kısmı hâlihazırda üzerinde çalışılan, bazı örneklerini gördüğüm, fakat yine de beni şaşırtabilen teknolojilerdi. İlk defa gördüğüm ve gelecek nesillerin ne kadar şanslı olduğunu bana düşündürten teknolojiler de vardı.
Tüm bunlar bir yana, geleceği inşa etmenin büyüsünü orada canlı biçimde karşımda gördüm ve yaşadım. Binlerce mühendis, tasarımcı, uzman ve yöneticinin büyük bir ahenk içinde, kusursuz bir orkestra gibi nasıl da geleceği ilmek ilmek ördüğüne tanık oldum.

O alışılageldik “neden bizim ülkemizde bunlar yapılamıyor ki!” hissiyatına girmedim ve böyle şeyler de yazmayacağım. Türkiye’de böyle ortamlar olsa fena olmazdı elbette. Fakat bunun için yakınmaya gerek yok. Orada yaratılan gelecek hepimizin ne de olsa. Bundan en iyi biçimde faydalanmanın yollarını aramaya zaman ayırmak belki de en doğrusu.

Yazının devamı...

En kullanışlı tek tıklamalık web siteleri

Bir sitenin çöküp çökmediğini kontrol edin

www.isup.me

Eğer bir web sitesine erişim sorunu yaşıyorsanız downforeveryoneorjustme.com adresinin yeni hali olan isup.me adresine girerek sitenin çöküp çökmediğini kontrol edebilirsiniz. Erişemediğiniz sitenin adresini girerek sorunun sizde mi olduğunu yoksa herkesin mi sorun yaşadığını öğrenin.

Anlık hava durumu bilgisi alın

www.weatherquickie.com

Ortalama sıcaklık ve rüzgâr verilerini boş verin. Bazen sadece havanın dünden daha mı soğuk yoksa daha mı sıcak olacağını bilmek istersiniz. Weather Quickie’ye nerede olduğunuzu söyleyin ve hava durumunu anında öğrenin. Havanın yarın nasıl olacağını öğrenmek için de bir kez daha tıklamanız yeterli.

Parolanızın sağlamlığını test edin

http://howsecureismypassword.net

Parolalarınızı bu sitede kontrol ederek güvenli bir parola seçtiğinizden emin olun. How Secure Is My Password (Parolam Ne Kadar Güvenli) size bir masaüstü bilgisayarın parolanızı kaç saniyede kırabileceğini söylüyor ve parolanızı nasıl güçlendirebileceğiniz konusunda tavsiyelerde bulunuyor.

IP adresinizi öğrenin

http://whatismyip.org

IP adresiniz bilgisayarınızı internet üzerinde tanımlayan eşsiz bir sayı dizisidir ve bir ev ağı kurarken bilmenizde fayda vardır. IP adresinizi whatismyip.org veya benzer bir hizmet olan whatismyip.com adresinden öğrenebilirsiniz.

Bir sitenin güvenli olup olmadığını kontrol edin

http://safeweb.norton.com

Norton Safe Web sizin zararlı yazılım içeren ya da kimliğinizi tehdit eden sitelerden uzak durmanızı sağlar. Adresi girin, Norton siteyi kontrol ederek güvenli olup olmadığını söylesin. Sayfayı aşağı kaydırarak detaylı bir Tehdit Raporu da görebilirsiniz.

İyi bir uyku çekin

www.sleepyti.me

Bu uyku süresi hesaplama aracı, alarmı uyandığınızda canlı hissedeceğiniz bir saate kurmanıza yardımcı olur. Ayrıca şimdi yatağa giderseniz hangi saatte uyanmanın daha iyi olacağını da söylüyor. Söylenen süreler 90 dakikalık “uyku döngüleri”nin tamamlanması mantığı doğrultusunda belirleniyor.

Başkaları için Google araması yapın

www.lmgtfy.com

Let Me Google That For You (Sizin için Google’da arayayım) insanların saçma sapan sorularına bir Google aramasıyla cevap vermenizi sağlayan kullanışlı bir araç (tabii küstahça bulmuyorsanız). Kişinin size sorduğu şey için animasyonlu bir Google araması yaratmanızı ve paylaşmanızı sağlayan bu site, insanlara her şeyi başkalarına sormak yerine Google’ı kullanabileceklerini göstermeyi hedefliyor.

Anında karar verin

www.justflipacoin.com

Aceleniz var, bir şeye karar vermeniz gerekiyor ama yazı-tura atacağınız bir bozuk paranız yok mu? Bu siteyi ziyaret ederek sanal bir bozuk para atıp kolayca karar verebilirsiniz. Sitedeki bozuk para şimdiye kadar neredeyse 2,5 milyon kez atılmış.

İnternet hızınızı test edin

www.speedtest.net

Bu siteyi ziyaret ederek internet bağlantınızın gerçekte ne kadar hızlı olduğunu test edebilirsiniz. “Begin Test” düğmesine tıkladığınızda site en yakındaki sunucuyu seçerek hangi hızda indirme ve yükleme yaptığınızı test eder ve sonucu paylaşmanızı ve diğer sonuçlarla kıyaslamanızı sağlar.

Üzüntülü trombon sesi çalın

www.sadtrombone.com

Bir şeyler doğru gitmediğinde bu trombon sesini çalarak hatayı vurgulayabilirsiniz. Örneğin patronunuz kimsenin hoşuna gitmeyen bir espri yaptığında bu sesi çalarak ona muzip bir cevap verebilirsiniz.

Yazının devamı...

Yeni iPad’ler satın almaya değer mi?

Elbette hiçbir teknoloji ürünü henüz mükemmel değil. Hatta tablet pazarını hâlâ niş bir pazar olarak görenler bile var. İşin doğrusu, ilk iPad ortaya çıktığında neredeyse herkes aynı şeyi düşünüyordu ama bugün çoğumuz fikrimizi değiştirdik. Mükemmellik şimdilik uzak olsa da, anlaşılan o ki pazarda mükemmelliğe en çok yaklaşan ürünler yine Apple’dan gelen iPad Air ve nihayet Retina ekranıyla karşımıza çıkan yeni iPad mini oluyor.


Apple, yeni iPad’lerin ikisinde de ilk olarak iPhone 5S’te karşımıza çıkan A7 işlemciyi kullanmış. Yeni işlemci her zaman olduğu gibi daha yüksek performans ve pil ömründe az da olsa bir iyileşme vadediyor. Ayrıca yeni iPad’ler de iPhone 5S gibi 64 bit desteğine sahip, yani mobil bilişimin geleceğine ilk adımı atmış durumdalar. Şimdilik ortada pek yoklar ama muhtemelen bir yıl içinde 64 bit işlemciden daha iyi yararlanan üst düzey oyun ve uygulamaları görmeye başlayacağız.

İnce, daha ince...


iPad Air bir önceki nesilden daha güçlü olmasına rağmen isim değişikliğinin sebebi o değil. Pek çok kullanıcının iPad’le ilgili şikâyetlerinden biri, iPad’in ağırlığıydı yüzünden tek elle uzun süreli kullanımın mümkün olmamasıydı. İlk iPad 680 gram ağırlığındaydı ve durum sonraki nesillerde pek değişmedi. İlk olarak çok hafif ve ince MacBook’larda karşılaştığımız Air (hava) isminin iPad’e de eklenmesinin sebebi, yeni iPad Air’in 469 gram ağırlığında olması. Yaklaşık %30’luk bu fark, iPad’i elimizde daha rahat taşıyıp kullanabileceğimiz anlamına geliyor. Ağırlığın yanı sıra ekranın etrafını saran çerçeve de küçültülmüş ve kalınlık %20 düşürülmüş.

iPad mini yola geldi


iPad mini’de nefret ettiğimiz bir şey varsa o da ekranıydı. Ülkemizde epey popüler olan ucuz ve küçük tabletlerle karşılaştığında iPad mini’nin ekranı iyi görünse de gerçek rakipleriyle karşılaştırıldığında bekleneni veremiyordu. Genellikle ağırlığı, boyutu ve taşınabilirliği nedeniyle iPad mini’yi tercih eden kullanıcılar ekran kalitesinden ödün vermek zorunda kalıyordu.


Yeni iPad mini nihayet Apple’ın şahane Retina ekran teknolojisine kavuştu. 2048 x 1536 piksel çözünürlük, inç başına 326 piksel düşecek şekilde sunuluyor. Bu, iPad mini’nin abisinden daha da yüksek bir değer ve normal mesafeden bakıldığında piksellerin neredeyse görünmez olmasını sağlıyor.


Apple, yine iPhone 5S’te bizimle tanıştırdığı parmak izi tanıma teknolojisi Touch ID’yi yeni iPad’lerde kullanmamış. En azından iPad Air’de bu güvenlik önlemini kullanabilmeyi dilerdim ama görünüşe bakılırsa önümüzdeki yılın modellerini beklememiz gerekecek.

Fiyatta da bilgisayarla yarışıyor


Çoğu kişiyi son anda iPad almaktan vazgeçiren etkenin fiyat olduğunu düşünüyorum. Apple’ın tüm ürünleri gibi tabletlerinin de pahalı olduğu bilinen bir gerçek ama tablet piyasasında ne kadar para harcarsanız o kadar iyisini alabileceğiniz çok genel bir kural.


Tablet pazarının çok büyük bir kısmı (yaklaşık %80) tek başına Apple’ın elinde. Ürünler bu kadar pahalı olmasına rağmen böyle bir pazar payına ulaşılmasının en mantıklı açıklaması, bence iPad’lerin piyasadaki en iyi donanım ve yazılım bütünlüğüne sahip olmaları.


Nexus 7 ve Kindle Fire HD gibi özellikle ABD’de çok tutulan Android tableter var ama hâlâ iPad’le boy ölçüşecek düzeye gelebilmiş değiller. “Bu konu tartışmaya açık” derseniz kabul ederim ama Android’de hâlâ iPad kadar tabletler için özel tasarlanmış uygulama bulunmadığını belirtmeliyim. Bence iOS ve Android akıllı telefon alanında sıkı kapışabilir ama tablet söz konusu olduğunda iOS’in üstünlüğü sürüyor.


Android tabletlerin malzeme kalitesi “çok iyi”den market raflarında bile bulabileceğiniz “rezalet”e kadar değişkenlik gösterirken, iPad’lerin kalitesi ise tutarlı bir şekilde daima üst düzeyde. Türkiye’de artık aşina olduğumuz marketlerde tablet satılması durumunun ekonomik düzeyi yüksek ülkelerde yaşanmadığını sanıyorsanız yanılıyorsunuz, New York’ta bile bu yaklaşımla karşılaşmak olası.


Daha iyi ekran, bellek, kablosuz bağlantı seçenekleri ve iOS 7 uygulamalarıyla bizce hem iPad Air hem de Retina ekranlı iPad mini bizce fiyatını hak ediyor. iPad Air’in en düşük modelinin ABD fiyatı 499 $, iPad mini’ninse 399 $ olarak açıklandı. Tabii ürünler Türkiye’ye geldiğinde her zaman ki bunlardan epey farklı fiyatlarla karşılaşacağız.


Apple, her zaman olduğu gibi, yeni ürünlerin ilk çıkacağı onlarca ülke arasında Türkiye’ye yer vermiyor. Önümüzdeki aylarda İstanbul’da açılacak ilk Apple Store durumu değiştirir mi bilmiyorum ama şimdilik iPad Air ve Retina ekranlı iPad mini’nin Türkiye’ye resmi olarak ne zaman geleceği belli değil, sadece kısa sürede gelmeyeceği belli.

Almalı mı, almamalı mı?


Yeni teknolojilerin, haberlerin ve dedikoduların yılmaz takipçisi olarak sıkça karşılaştığım bir soru var: “Sence alınır mı?”


Yanıtım da genelde aynı oluyor: “İhtiyaçlarına ve bütçene göre değişir.”


Sizin için biraz ayrıntıya gireyim. Tablet almakta kararlıysanız ve “iPad alınır mı?” diye soruyorsanız yanıtım “evet”. “Acaba tablet alsam mı?” diye düşünüyorsanız yanıtım yine “evet”, tabii Apple ürünlerine harcayacak kadar paranız varsa.


Bugüne dek iPad sahipleriyle yaptığım tüm konuşmalar, neredeyse herkesin iPad’inden memnun olduğunu gösteriyor. Maalesef Android tablet sahipleri için henüz aynı şey söyleyemiyorum.


Aslına bakılırsa olay uygulamalarda ve kullanıcı deneyiminde bitiyor. Kocaman bir ekran satmak kolay. Önemli olan, onunla ne yapabileceğiniz. Hem içerik tüketimi hem de üretimi konusunda iOS hâlâ Android alternatiflerine kıyasla daha başarılı uygulamalar sunuyor. Tablete yatırım yapacaksanız yeni bir iPad Air veya iPad mini sizin için doğru tercih olabilir.

iPad Air hakkında bilmeniz gereken 10 şey


1. İsmi yenilendi. Apple’ın nesil değişikliğinde isim değiştirmeme ilkesinden pek hoşlanmıyorum. Adını hafifliğinden alan iPad Air hem akılda kalıcı hem de özgün bir isim.
2. Çerçevesi küçüldü. Ekranın etrafını kaplayan çerçeve çoğumuza göre gereksiz. iPad Air’de ekran boyutu aynı ama çerçeve %43 küçülmüş, dolayısıyla cihazın toplam boyutu da küçülüyor. Onun dışında tasarım tamamen aynı.
3. Zayıfladı. Pil ve işlemci teknolojilerinde gelişmeler bu bileşenlerin küçülmesini sağladı, dolayısıyla iPad Air’in kalınlığı 7,5 mm’ye düştü.
4. A7 işlemci içeriyor. iPhone 5S’te de kullanılan, üstün hızı ve verimli pil tüketimiyle dikkat çeken bu 64 bit işlemci, özellikle oyunlarda performansı artıracak. 64 bit sayesinde, örneğin GarageBand’de eskiden 16 kanal kullanılabilirken artık 32 kanalda müzik üretilebiliyor.
5. M7 hareket işlemcisi var. Yine iPhone 5S’ten gelen bu yardımcı işlemci; jiroskop, GPS gibi donanımsal algılayıcılardan gelen verileri daha doğru ve hızlı şekilde işleyebiliyor. M7; uygulamalara o anda yürüdüğünüzü, koştuğunuzu, oturduğunuzu veya araba sürdüğünüzü söyleyebiliyor. İlginç uygulamalarla karşılaşacağımızdan eminim.
6. Performansı etkileyici. Apple, iPad Air’in hesaplama ve grafik performansının önceki neslin iki katı olduğunu iddia ediyor ki önceki nesil bile gayet etkileyiciydi. Dolayısıyla harika grafiklere sahip ve çok kısa sürede yüklenen yeni oyunları bekleyebiliriz. Air’in işlemci performansı üç yıl önceki ilk iPad’in 8 katı ve grafik performansı 72 katı.
7. Daha iyi Wi-Fi vadediyor. 802.11ac teknolojisi henüz yok ama 802.11n’e MIMO eklenmiş. Daha fazla anten kullanılarak kablosuz performansı artırılmış. Henüz Türkiye’de zaten olmasa da LTE (4G) desteği geliştirilmiş.
8. Touch ID yok. Apple’ın yeni parmak izi tanıma teknolojisine iPad’de yer vermeyişine biraz şaşırdım. Apple’ın bunun sebebini açıklamayacağından ve Touch ID’yi önümüzdeki yıl büyük bir yenilikmiş gibi iPad’e ekleyeceğinden neredeyse eminim.
9. Bazı şeyler fazla değişmemiş. Arkadaki 5 MP iSight kamera ve ön yüzdeki FaceTime kamera aynı. Pil ömrü hâlâ 10 saat. Tek mikrofon yerine artık iki mikrofon var, böylece ses kaydında ve Siri’de performans artıyor. Renk seçenekleri artık gümüş, uzay grisi ve siyah.
10. Eskileri çöpe attırmıyor. İlginç bir şekilde Apple, iPad 2’yi satmaya devam ediyor. Üstelik yaşlanan A5 işlemcisi ve Retina olmayan ekranıyla bence alınmaya değmeyecek bir fiyat istiyor. Bence bundan sonra Retina ekranlı olmayan bir iPad veya iPad mini almak çok anlamlı değil.

Yazının devamı...

Masaüstünde çift monitör konforuna geçin

Elde edeceğiniz ek alanın ne kadar değerli olduğunu ancak iki monitör kullandığınız zaman anlayabilirsiniz. Bir monitörü araştırma için kullanırken diğerinde Microsoft Office’i açıp yazınızı yazabilirsiniz. Monitörlerin fiyatları düşmeye devam ediyor ve çoğu PC artık birden fazla monitör destekleyen grafik kartına sahip. Yani artık ikinci bir ekran eklemek hem hesaplı hem de kolay. Ancak ikinci bir monitör almadan önce grafik kartınızın çift monitör desteklediğinden emin olmalısınız.


Adım adım: Masaüstünüzü genişletin

1 Windows’u hazırlayın
İkinci monitörünüzün bağladıktan sonra bilgisayarınızı açın. Windows yüklendiğinde masaüstünüze sağ tıklayın. Windows 8, 7 ve Vista’da “Ekran çözünürlüğü”ne tıklayın. Windows XP’de ise “Özellikler > Ayarlar” sekmesini seçin. Windows kendi kendine ikinci monitörü bulamadıysa “Algıla” düğmesine tıklayın.

2 Ekranı genişletin
İkinci monitör simgesine tıklayın ve çözünürlüğü değiştirin. Masaüstünü iki ekran arasında paylaştırmak için “Birden çok ekran” listesinden “Bu ekranları genişlet”i seçin. “Uygula”ya tıkladıktan sonra fare imlecinizi ekranın kenarına götürdüğünüzde imlecin kaybolup diğer ekranda belirdiğini göreceksiniz.

3 Monitörlerinizi yerleştirin
Windows ikinci ekranın ana ekranın sağında olduğunu varsayar ve ayarlamaları buna göre yapar, ancak ikinci ekranınız soldaysa Ekran Çözünürlüğü penceresindeyken ekranların yerlerini değiştirebilirsiniz. Sırayı değiştirmek için tek yapmanız gereken ekran simgelerini tıklayıp sürüklemek.

4 Daha çok işlev
DisplayFusion, çift monitörlü düzeneğiniz üzerinde size daha çok imkân sağlayan, kullanışlı bir araç. Bu yazılım size her ekranda farklı bir duvar kâğıdı kullanma, Flickr’dan direkt duvar kâğıdı indirme, ikinci ekranda görev çubuğu ve daha birçok imkân sağlar.
www.displayfusion.com adresinden temin edebilirsiniz.

5 Duvar kâğıdınızı genişletin
DisplayFusion ile tek bir duvar kâğıdını iki monitör arasında uzatabilirsiniz. “Resmi tüm monitörlere yay”ı seçin ve “Resim Yükle” düğmesine tıklayın. Çift ekran için tasarlanmış duvar kâğıtlarına ulaşmak için http://goo.gl/txXf1F ve www.dualmonitorbackgrounds.com adreslerine bakabilirsiniz.

6 İkinci bir görev çubuğu edinin
Windows 8 öncesi sürümler görev çubuğunuzu sadece bir monitörde (ana ekran olarak atadığınız monitörde) gösterir. Her iki ekranda da tam kontrol istiyorsanız MultiMonitor TaskBar, ek monitörünüze ikinci bir araç çubuğu eklemenizi sağlar. http://goo.gl/MCQTqr adresinden indirebilirsiniz.

7 Birkaç tıkla pencereleri düzene sokun
Masanızda birden fazla monitör olması, birden fazla programla aynı anda çalışmayı hayli kolaylaştırır. Bu pencerelerin her iki monitörde de düzenli bir şekilde görüntülenmesini Windows sizin için otomatik olarak gerçekleştirebilir. Görev çubuğunu sağ tıklayın ve “Pencereleri yan yana göster” seçeneğine tıklayın.

8 Geniş çalışma alanınızın tadını çıkarın
Çift monitörden tam fayda sağlayacak şekilde Windows masaüstünüzü düzenlediniz. Artık birkaç görevi aynı anda yapıp diğer bir yandan, özel olarak tasarlanmış duvar kâğıtlarındaki göz alıcı manzaraların tadını çıkarabilirsiniz. Windows araçlarını ek yazılımlarla birleştirerek masaüstünüzü dönüştürmek basit bir iş.

E-posta: ekaplanseren@hurriyet.com.tr
Twitter: https://twitter.com/kaplanseren



#22 Ekim 2013 Nokia küllerinden doğuyor
#14 Ekim 2013 iOS 7’yi anlama kılavuzu
#06 Ekim 2013 Apple Touch ID: Olmalı mı olmamalı mı?
#02 Ekim 2013 Microsoft ve Google arasında YouTube gerginliği
#26 Eylül 2013 Onlarca şifreyi akılda tutma derdine son!



YAZARIN TÜM YAZILARI İÇİN >>

Yazının devamı...

Apple Touch ID: Olmalı mı olmamalı mı?

İçinde “yepyeni” 8 megapiksel iSight kamera ve 64-bit A7 yonga gibi donanımlar bulunduran özellikler listesi, acaba hissedarların yenilik hasretini gidermeye yetecek miydi? Ayrıca, önceleri adını sıkça duyduğumuz Apple TV ya da iWatch gibi ürünlere ne oldu? Oysa o gün dünya medyasının çoğunun odak noktasında özellikle tek bir özellik vardı: Yeni iPhone parmak izi algılayıcısı olan Touch ID.


Bu yeni teknolojinin duyurulması aslında büyük bir şok yaratmadı; esasen bloglarda ve söylenti sayfalarında, parmak iziyle kimlik doğrulamasının sonunda kendini bir iDevice üzerinde göstereceğine dair ta 2009’a kadar uzanan makaleler ve yazışmalar bulmak mümkün. O sene Apple tarafından sunulan bir patent uygulaması, US Patent & Trademark Office tarafından yayımlanmıştı. Bu patent, gelişkin bir gömülü biyometrik kimlik doğrulama güvenlik sistemine işaret ediyordu. Fikre göre gelecekteki tüm Apple donanımları (iPhone’dan MacBook’a kadar, Kaliforniyalı tasarım stüdyosundan çıkacak her cihaz) kimlik belirleme bilgisi tanımlayabilecek ve aygıttaki bir kütüphanede saklanan bilgi ile karşılaştırabilecek.


Medyanın o zaman vardığı sonuç, Apple’ın hâlâ çeşitli biyometrik kimlik doğrulama teknolojileri üzerinde kafa yorduğuydu. Kullanıcının derisinin (hatta derisinin altındaki) özelliklerini algılayabilecek bir parmak izi tarayıcısından bahsedildi. Söylentilerde ayrıca iPhone kullanıcıları için olası bir ses tanıma teknolojisi, kulak kanalı işitsel teknolojisi, yüz tanıma ve tabi ki parmak izi teknolojisi üzerinde duruldu. Hızlı bir şekilde geçen seneye ilerlediğimizde, dünya dört gözle iPhone 5’in çıkışını beklerken, söylentiler gene kabaca cihaz güvenliği için Apple’ın parmak izi tarayıcısıyla kullanıcılarının karşısına çıkacağı yönündeydi. Hatta bu adımın, Apple’ın iPhone’u dijital bir cüzdana çevirme amacındaki ilk büyük adımı olacağı da iddia edildi.


Spekülasyonu destekleyen gelişmelerden biri de, Apple’ın hisse başına 8 dolardan (nakit olmak üzere toplamda yaklaşık 356 milyon dolar) AuthenTec güvenlik donanımları geliştiricisini satın alması oldu. Satın alma doğrulandığında, AuthenTec’in parmak izi teknolojisi, mobil cüzdan hizmetlerini diğer piyasalara göre çok daha hızlı benimseyen Japonya’da zaten bir süredir kullanımdaydı. Apple acaba AuthenTec’in uzmanlığını kullanarak iDevice ürünlerine devrimsel nitelikteki parmak izi doğrulamasını getirecek miydi? Apple’ın bu hamlesi kesinlikle öyle bir yönelimin işaretçisiydi.

Touch ID: Sonunda burada


Söz konusu spekülasyon bu yıl çok daha yoğunluk buldu. Dedikodu sayfalarındaki bilgilere her gün bir yenisi eklendi. Apple’ın beni şaşırtacağı beklentisi en başından beri çoğunluk tarafından ihtimal dışı olarak görülüyordu. Özellikle de iPhone 5s ‘home’ düğmesinin yüksek çözünürlüklü fotoğrafları sızdırıldıktan sonra söylentiler ayyuka çıktı. İlginç bir ince daire ile çevrili düz home düğmesi bunu kanıtlıyordu.


Home düğmesinin estetik değişimi, tümleşik gelen yeni Touch ID özelliğine paralel olarak tasarlanmış ve kapasitif dokunuş sensoru, bir lazer kesimli safir kristal ile tamamlanmış. Apple’a göre Touch ID sayesinde tek bir parmak dokunuşuyla cihazınızı basit, hızlı ve güvenli olarak kullanıma açabiliyorsunuz. Süreç kabaca şöyle işliyor; parmak izinizin yüksek çözünürlüklü resmi alınıyor, her açıdan isabetli bir okuma gerçekleştiriliyor ve karmaşık bir analizden geçiriliyor. Açıklamalara göre parmak izinizi kaydetmek son derece basit olmakla beraber, bu bilgi iCloud veya diğer Apple sunucularında asla saklanmıyor. Aksine, telefondaki A7 yongası üzerinde, ‘Secure Enclave’ isimli güvenli bir bölümde şifrelenmiş olarak tutuluyor. Yani parmak izinizin çalınması veya diğer kötü emeller uğruna kullanılmasından endişe etmenize gerek kalmıyor.


Uzun soluklu söylentide de iddia edildiği gibi, yeni parmak izi sensoru sadece telefon kilidi açmak için kullanmıyor, aynı zamanda finansal bir gaye de taşıyor. Bu yöntemle iTunes’tan müzik, App Store’dan uygulamalar ve iBook Store’dan da e-kitaplar satın alabileceksiniz. Hayır, bu teknolojiyi internet bankacılığı ve diğer internet alışverişleri için kullanamayacaksınız. Bunun nedeni, teknolojinin henüz yaygınlaşmamış olması.


Muhtemelen günümüzde en yaygın kullanılan biyometrik doğrulama teknolojisi olarak parmak izi ile kimlik doğrulama yönteminin parlak bir geleceği bulunuyor. Örneğin Dell, Toshiba ve Lenovo gibi firmalar bu teknolojiyi uzun süredir çeşitli biçimlerde dizüstü bilgisayarlarında kullanıyorlar fakat bu yöntemler esasen geleneksel oturum açma metoduna bir alternatif oluşturmaktan çok öteye gidemedi.

Touch ID nasıl bir gelecek vadediyor?


2012’deki bir patent kaydı aksine işaret ettiyse de, iPhone 5s’nin parmak izi tarayıcısına NFC (Yakın Saha İletişimi) temassız ödeme teknolojisi eşlik etmedi. NFC’yi çekici yapan, bir telefona cüzdan niteliği kazandırabilmesi ve sadece yazarkasadaki bir sensora yakın tutularak ödeme yapılabilmesi. Bu teknoloji şu ana kadar Batı Avrupa ve Güneydoğu Asya dışındaki bölgelerde pek yaygınlık görmedi. Zaten Apple, yeterince olgunlaşmamış teknolojileri benimseyen bir politika da gütmüyor.


Tabi o NFC teknolojisinin iPhone 5s’nin özellikler listesinde yer almaması, daha sonra yer almayacağı anlamına gelmiyor. Temassız ödemenin, imza veya PIN girişi gibi yöntemlere nazaran sunduğu kolaylıkların oluşturduğu çekim kuvvetini görmezden gelmek saçma olur. Telefonu kullanan kişinin söz konusu telefonun gerçek sahibi olduğunu doğrulama çaresizliği açısından Cupertino’daki tasarımcılar, sahtekârlık riskiyle ilgili olarak pek çok NFC muhalifiyle aynı endişeleri paylaşmıyor olabilirler.


Henüz sadece görece ufak alışverişlerde kullanılabilen bu teknolojiyi bir parmak izi sensoru ile birleştirmek, bahsi geçen problemi ortadan kaldırabilir ve alışverişin gerçekten cihazın sahibi tarafından yapıldığını doğrulayabilir. Apple’ın, Touch ID için gelecekte benimseyeceği her uygulamayı bilemeyiz fakat tüm olasılıklar içinde, dijital cüzdan seçeneğinin gerçekleşme ihtimali son derece yüksek gibi gözüküyor.

E-posta: ekaplanseren@hurriyet.com.tr
Twitter: https://twitter.com/kaplanseren



#02 Ekim 2013 Microsoft ve Google arasında YouTube gerginliği
#26 Eylül 2013 Onlarca şifreyi akılda tutma derdine son!
#22 Eylül 2013 Bilgisayarınızın tüm ayarlarına hâkim olun!
#16 Eylül 2013 Bilgisayarınızı ve verilerinizi ücretsiz koruyun
#11 Eylül 2013 En iyi 10 yeni nesil oyun



YAZARIN TÜM YAZILARI İÇİN >>

Yazının devamı...

Nokia küllerinden doğuyor

Apple ve Samsung başta olmak üzere akıllı telefon pazarında iOS ve Android’e karşı uzun süre kendi işletim sistemi ve uygulama mağazasında diretti. Sonrasında ise Microsoft ile Windows Phone üzerinden stratejik ortalık geliştirdi ve kısa süre önce de beklenen satın alma haberi geldi. Bu süreçte köşemde yazdığı değerlendirme yazısı şuradan okuyabilirsiniz: http://www.hurriyet.com.tr/pasaj/24674391.asp)


Bu satın almanın hem Nokia hem de Microsoft için büyük bir kumar olduğunu, Windows Phone işletim sistemi ve Nokia telefonlar arasında bir kan uyuşmazlığı olması durumunda her iki şirketi zor günler bekleyecek. Fakat benim ilk izlenimlerim, iki yapının da hiçbir şeyi tesadüflere bırakmamaya emin olduğu yönünde.

Anka Kuşu misali


Her ne kadar Nokia’nın yanıp kül olduğunu söylemek insafsızlık olsa da, küllerinden doğma benzetmesi şirketin durumuna çok yakışıyor. Yeni cihazları ve Microsoft ile yakaladığı mükemmel uyumla Nokia’yı Anka Kuşu’na benzetmek hoşuma gidiyor.


Bu yazıyı Birleşik Arap Emirlikleri’nin başkenti Abu Dabi’deki Nokia World etkinliğinden yazıyorum. Nokia CEO’su Stephen Elop, her zamanki güler yüzlü haliyle sahneye çıktı 2 saat kadar önce. Ve şirketinin Micorosft birleşmesinin duyurulmasından sonraki ilk büyük ürün lansmanını sunmaya başladı. Üstelik sadece yeni ürünleri değil, Instagram ve Vine gibi iki önemli uygulamanın da artık Windows Phone telefonlarda kullanılabileceğini müjdeledi!

Dönüşü muhteşem oldu!


Nokia’nın bu etkinlikte tanıttığı ürünlerin her biri dikkate değer. Elbette Nokia World’ün gözdesi, şirketin tablet furyasının patlamasından sonraki ilk tablet ürünü Lumia 2520 oldu. Windows 8 işletim sistemine sahip olan tabletin fiyatı 499 dolar olarak açıklandı. 2014 başlarında piyasada olması bekleniyor.

Ülkemize hangi tarihte ve nasıl bir fiyat politikasıyla gelir kestirmek şu anda zor. Tabletin aynı zamanda kaba dönüşen klavyesi, Windows 8’le uyumlu biçimde bilgisayara olan ihtiyacı tamamen ortadan kaldırıyor. Microsoft’un Surface tabletine görünüm ve içerik olarak benzeyen Nokai tabletinin adı neden Lumia serisine dâhil edildi, neden farklı bir ürün grubu oluşturulmadı merak ediyorum doğrusu. Acaba Nokia tablet segmenti konusunda önce şansını denemek ve yatırımını sonra mı artırmak istiyor? Microsoft satın alması sonrasında tabletin Nokia için daha da önemli hale gelmesi gerektiği aşikar. Belki de satış süreci tamamlandıktan sonra Nokia tablet serisine Surface adını verir. Bu yüzden şimdilik idareten Lumia serisine dâhil edilmiştir.


Yazının devamı...

iOS 7’yi anlama kılavuzu

Haziran ayında gerçekleşmiş olan Worldwide Developers Conference sırasında sahne alan Apple CEO’su Tim Cook, firmanın 2007 yılında giriş yaptığı akıllı telefon pazarına özel geliştirdiği iOS işletim sistemi için en kapsamlı güncellemeden söz etmişti. Gerçekten de mobil işletim sisteminin yeniden keşfi olarak tanımlanan bu dramatik güncelleme sadece bazı iyileştirmeler ve eklemelerden ibaret değil. Apple, işletim sisteminin görünümünü ve kullanım deneyimini temelinden değiştiriyor.

iOS 7 gibi hayli ciddi farklar içeren bir işletim sisteminin çok sayıda soruya maruz kalacağı ortada. Ne mutlu ki bu soruların cevapları elimizde. Yeni işletim sistemiyle ilgili olarak öğrenilmesi gereken epey özellik var. Apple’dan gelen açıklamalara ek olarak, ilk betadan itibaren kullanan biri olarak deneyimlerimi sizlere sunabiliyorum.

iOS 7 ile gelen en büyük değişiklik nedir?
Sistemin genel görünümü ve kullanıcı deneyimi baştan aşağı değişti. Değişen font ve düzleşen semboller sayesinde sadelik havası hakim. Bununla birlikte daha önceden iOS kullanmış olan kişilerin büyük kısmı yeni sürümde yabancılık çekmeyecek. Apple, başlangıç ekranını fazla değiştirmedi. Bazı ufak istisnalar haricinde temel el hareketleri ve kısayollar aynen korunuyor.

Yeni tasarımın eski tasarımdan farkı?
Yeşil doku, ahşap kitap rafları, dikişli deri gibi görüntüleri ne oranda sevmiştiniz? Umarım cevabınız “pek de fazla değil”dir çünkü bu tip görüntüler iOS 7 sonrasında ortadan kalkıyor. Bunun yerini daha sade olan tasarım alıyor çünkü basit çizgiler ve semboller ön planda. Microsoft’un güncel Windows Phone işletim sistemini anımsatan tasarım hatları olsa da iOS 7’nin kendine has bir tasarım içerdiği apaçık ortada. Bunlar basit güncellemeler değil, aksine işletim sisteminin her alanında kendini belli ediyor.

İşletim sistemi aynı zamanda içerik anlamında da tasarımsal ipuçları içeriyor. Netliği değişen kontroller, arka planda yer alan fotoğraftaki renkleri esas alan paneller karşımıza çıkıyor. Apple’dan Sir Jony’nin açıklamasına göre katmanlı arabirimde Uyarı Merkezi ve Kontrol Merkezi gibi alanlar uygulamaların ve iOS ana ekranının üstünde beliriyor.

iPhone’u kullanmayı yeniden mi öğreneceğiz?
Böyle bir durum yok. Bir uygulamayı başlatmak ve kullanmak büyük oranda farksız ama bazı ufak yenilikleri öğrenmek gerekiyor. Örneğin artık ekranın alt kısmından yukarı sürükleyip Kontrol Merkezini (sık kullanılan sistem özelliklerinin büyük kısmına hızlı erişim imkanı veren alan) açabilirsiniz. E-posta uygulamasındayken kullanabileceğiniz yeni bir kısayol ise ekranın sol kenarından sağa sürükleyip bir üst alana gitmek. Apple’dan Craig Federighi’nin ifade ettiği gibi “iOS 7 kullananlar yeni bir telefona geçiş hissine kapılabilir ama zaten bildikleri bir sistem olduğundan yabancılık çekmeyecekler.”

Hangi Apple cihazları iOS 7 desteği veriyor?
iOS 7 güncellemesi yapmayı düşünüyorsanız bu cihazlardan herhangi birine sahip olmanız gerekiyor: iPhone 4 ve üstü, iPad 2 ve üstü, iPad mini ya da beşinci nesil iPod touch. (Elbette Apple’ın yeni tanıttığı iPhone 5c ve 5s ile iOS 7 yüklü geliyor.)

Bazı özellikler için farklı tip cihaz gereksinimleri
- Gelişmiş panoramik fotoğraflar sadece iPhone 4S ve üstü ve beşinci nesil iPod touch ile mümkün.
- iPad 2 ile kare formatlı fotoğraf ya da video çekmek mümkün değil. Diğer cihazlar bunu destekliyor.
- Yeni canlı kamera filtreleri için iPhone 5 ya da beşinci nesil iPod touch gerekiyor. iPhone 4 ve üstü, üçüncü nesil iPad ve üstü, iPad mini, beşinci nesil iPod touch kullananlar Fotoğraf uygulamasında sonradan değişiklik için filtre kullanabilir.
- Fotoğrafları ya da diğer dosyaları AirDrop ile arkadaşlara göndermek için iPhone 5 ve üstü, dördüncü nesil iPad ve üstü, iPad mini ya da beşinci nesil iPod touch gerekiyor. Aynı zamanda iCloud hesabı da olmalı.
- Siri’yi sadece iPhone 4S ve üstü, üçüncü nesil iPad ve üstü, iPad mini ve beşinci nesil iPod touch sahipleri kullanabiliyor. Yeni nesil Siri sesini tercih ediyorsanız İngilizce, Almanca, Fransızca ile sınırlı.

Kontrol Merkezi nedir?


Bluetooth’u kapatmak için ayarlar içinde üç kez yol alıp derinliklere inmek zorunuza gidiyorsa yeni Kontrol Merkezi tam size göre! iOS içinde herhangi bir yerden yeni paneli açmak için ekranın alt kısmından yukarı kaydırma yapmanız yeterli. Wi-Fi ve AirPlay gibi sık kullanılan ayarlara kolayca erişim imkanı veriyor. Altta yer alan medya kontrolleri ve sembollerle sık kullanılan araç ve uygulamalar açabilirsiniz. Saat ya da kamera uygulamalarını açabilir, telefonun flaşını yakıp fener gibi kullanabilirsiniz ama Uyarı Merkeziyle karıştırmamalısınız.

Uyarı Merkezi


Bu özellik baştan aşağı yenilendi. Daha önceden olduğu gibi ekranın üstünden aşağı doğru parmak kaydırarak açılan Uyarı Merkezi artık işletim sisteminin büyük kısmı gibi şeffaf arka plan içeriyor. Ayrıca farklı bilgiler de sunabiliyor. iOS’un daha önceki sürümlerinde olduğu gibi size özel uyarıları depolamak dışında aynı zamanda kaçırdığınız bilgileri içeren bir sekme ve Bugün görünümü var.
Sonuncusu kısmen de olsa Google Now’a benziyor, günlük hava durumu, takvimdeki yapılacak iş listesi, hisse senetleri gibi o güne özel bilgiler ve bir sonraki günle ilgili kısa metin gibi bilgiler sunuyor.

Çoklu uygulama


Home butonuna basarak uygulamalar arasında geçiş yapmaya devam edebilirsiniz ama buna imkan veren arabirim güncellendi. iOS 6 ve öncesi ile gelen Safari’deki çoklu sekmeler arası geçiş sistemini andırıyor. Programlara ait görseller içeren kartlar gösteriliyor. Alt kısımda uygulamalara ait semboller gösterilmeye devam ediyor. Aradığınız uygulamayı bulana kadar ileri ve geri kaydırma yapmaya devam edebilirsiniz. Uygulamaları zorla kapatmak biraz farklı. Sembole tıklayıp basılı tutmak yerine programa ait kartı yukarı doğru sürüklemeniz gerekiyor.
Arka plandaysa daha farklı ve belirgin farklar var. iOS 4 ve sonrasında sadece belirli uygulamalar (batarya ömrünü korumak adına) arka planda çalışabiliyordu. iOS 7 ile en sonunda tam kapsamlı çoklu uygulama gerçek oluyor. Artık tüm uygulamalar arka planda çalışabilir ve geçiş yaptığınızda son bilgileri güncel olarak sunmayı başarabilir.

E-posta: ekaplanseren@hurriyet.com.tr
Twitter: https://twitter.com/kaplanseren



#06 Ekim 2013 Apple Touch ID: Olmalı mı olmamalı mı?
#02 Ekim 2013 Microsoft ve Google arasında YouTube gerginliği
#26 Eylül 2013 Onlarca şifreyi akılda tutma derdine son!
#22 Eylül 2013 Bilgisayarınızın tüm ayarlarına hâkim olun!
#16 Eylül 2013 Bilgisayarınızı ve verilerinizi ücretsiz koruyun



YAZARIN TÜM YAZILARI İÇİN >>


Yazının devamı...