GÜNDEM
SPORARENA
YAZARLAR
EKONOMİ

Uygulamada okumaya devam et.

AK Parti’de yeni başkanlarla fabrika ayarları

AK Parti, 2019’daki Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde yapılacak yerel seçimleri çok önemsiyor. O yüzden de, yerel seçimlerde ortaya çıkacak başarısız bir tablonun Cumhurbaşkanlığı seçimlerine olumsuz etkisine karşı da belediyelerdeki yenilenme süreci şimdiden başladı.

* * *

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Metal yorgunluğu var yenilenmeliyiz” sözleriyle belediyelerde başlayan sürecin üzerinden yaklaşık iki ay geçti. Bu süre zarfında herkesin gözü kulağı ise, İstanbul, Bursa gibi şehirlerden daha çok Ankara’daydı. Başkan Mustafa Tuna'nın, gelir gelmez Melih Gökçek’in bugüne kadar ‘EGO zarar ediyor’ gerekçesiyle yanaşmadığı gece ulaşımını başlatması, bundan sonraki stratejinin ipuçlarını verdi. Dinozor ve heykel gibi figürlerin kaldırılması da Gökçek’in AK Parti’ye oy vermeyen kesimlerde yarattığı tepkinin bertaraf edilmesine yönelik hamlelerdi.

* * *

Bu icraatlara Ankara penceresinden baktığımızda, sergilenen politikanın Gökçek özelinde olduğu düşünülebilir fakat, İstanbul, Bursa, Balıkesir, Düzce ve Niğde gibi şehirlerin yeni başkanlarının icraatlarını bir bütün olarak değerlendirdiğimizde, tablonun AK Parti’nin ortak bir politikası olduğu ortaya çıkıyor. Yeni başkanların ilk demeçlerine baktığımızda hepsinin ilk mesajı, ‘ortak akıl’, ‘toplumun tüm kesimlerini kucaklama’ ve ‘hep birlikte yönetme’ fikirlerinin etrafında toplandı. Özellikle referandumda büyükşehirlerde ortaya çıkan oy kaybının bu mesajlarda etkili olduğunu gözardı etmemek gerek. Çünkü, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yüzde 50+1 oy oranına ihtiyaç olacak ve bu doğrultuda da belediyeleri kazanmanın yanı sıra bu şehirlerdeki oy oranlarının artırılması gerekecek.

* * *



İşte bu yüzden başkanlardan özellikle Ankara’da olduğu gibi toplumun diğer kesimlerini dışlayıcı, ötekileştirici mesaj ve icraatlardan uzak durulması istendi. Mustafa Tuna’nın yıllardır Ankara’da Büyükşehir’le kavgalı olan Çankaya Belediyesi’ne yakın davranması, Başkan Alper Taşdelen’le kucaklaşması ve “Taşdelen de bu memleketin evladı” demesi, Bursa Belediye Başkanı Alinur Aktaş’ın CHP’li Nilüfer ve Mudanya belediyelerine yönelik mesajları ve “Onların da sorunlarını dinleyeceğim” demesi, Balıkesir Belediye Başkanı Zekai Kafaoğlu’nun Ankara’daki Büyükşehir-Çankaya benzeri sıkıntıların yaşandığı Bandırma’ya sahip çıkması gibi yaklaşımlar muhalif kesimlere zeytin dalı uzatılmasının en somut örneklerinden.

* * *

Diğer yandan belediyelerdeki aşırı harcama eleştirileri de yeni başkanların ilk gündem maddelerinden birisi oldu. Mustafa Tuna aşırı harcamadan uzak duracaklarını vurgularken, 2 milyar TL’ye yakın para harcanan Ankapark projesine temkinli yaklaştı. Bursa’da da bu anlayışla 170 makam aracı toplanırken, yeni verilmiş olan lüks makam aracının siparişi de iptal edildi. Diğer yandan yine Bursa’da 100 milyon TL'ye yakın maliyet çıkan teleferik projesi de “Bursa’ya faydası yok” diyerek rafa kaldırıldı.
* * *

Yeni başkanlar, uzun süredir ihmal edilen ancak, kentlinin hayatına direkt doğrudan dokunan uygulamaları da hayata geçirmeye başladı. İstanbul’da İSPARK otoparklarında başlatılan bir saat ücretsiz otopark uygulamasının uzatılması yönündeki talepler dikkate alındı ve uygulama 2 saate çıkartıldı. Yine su faturalarının yüksekliği yönündeki eleştiriler de İstanbul ve Bursa’da dikkate alındı. Yüzde 5 ile 10 arasında değişen oranlarda suda indirime gidildi. Düzce Belediye Başkanı Dursun Ay’ın da, eski başkan döneminde makama yerleştirilen yüksek güvenlikli kapı eleştirilerini dikkate alıp paravanları kaldırması, iktidarı belediyelerle kazanan AK Parti’nin yerelde fabrika ayarlarına dönme çabasının en önemli göstergeleri olarak karşımızda duruyor.

* * *

Meseleyi, Ankara penceresinden değil de başkanları değişen tüm illeri göz önüne alarak değerlendirdiğimizde AK Parti’nin büyükşehirlerdeki oy kaybını dikkate aldığını ve bu kaybın gerekçelerini de çok iyi okuduğunu görüyoruz. Bu nedenle ‘ortak bir politika’ belirlemiş gözüken yeni başkanların ‘ortak akıl’, ‘katılımcı demokrasi’, ‘tüm kesimleri kucaklama’ ve ‘tasarruf’ konularında icraatlarına devam edeceklerini söyleyebiliriz.

Yazının devamı...

Mustafa Tuna bakanlığı harekete geçirebilecek mi

Gülbudak, Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Tuna’nın ‘ortak akıl’ çağrısına destek oldu ve şöyle dedi: “Bu sorunu kim çözerse, siyasi görüşüne bakılmadan insanların kalbinde taht kuracaktır.”
Gerçekten de öyle...

* * *

Bu mesele Ankara’nın yıllardır ve giderek de artan en büyük sorunlarından birisi. Bu konuda Hürriyet Ankara olarak nasıl bir noktada olduğumuzu da, haberlerimizden, yazılarımızdan tüm okurlarımız biliyor.
En başından beri biz de, hayvan haklarını hiçe saymadan, kentlinin de korku içinde yaşamasını ortadan kaldıracak bir çözümün taraftarıyız.
Bu noktada Başkan Mustafa Tuna’nın özellikle petshoplarda hayvan satışına karşı olduğunu vurguladığı açıklaması ve ardından da yasal durumu Bakan Veysel Eroğlu ile konuşacağını açıklaması çok önemli. Çünkü, bu karşı duruş bugüne kadar yerel yönetimlerce pek de dillendirilmeyen bir durumdu.

* * *

Ankara’da kısa sürede önemli işlere imza atan Tuna, bu konuda da Bakanlığı harekete geçirir ve 12 yıldır birçok sivil toplum örgütünün değişmesi için çaba harcadığı 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nun Meclis’e gelmesine öncülük ederse, muhtar Gülbudak’ın dediği gibi tüm Ankara’nın kalbinde taht kurabilir.

HAYTAP: BEYANAT DEĞİL İCRAAT BEKLİYORUZ

Petshoplarda hayvan satışının önüne geçilmesini öngören yasa tasarası, Tuna’nın bu çıkışıyla yeniden gündeme gelince, 12 yıldır yasanın değişmesi için mücadele veren kurumların başında gelen HAYTAP’ın Yönetim Kurulu Başkanı Avukat Kemal Şenpolat’la bir kez daha konuştum. Şenpolat, Orman ve Su İşleri Bakanlığı tarafından Meclis’e gönderilmeyi bekleyen yasa tasarısının mimarlarından. Şenpolat’la yaklaşık bir yıl önce de konuşmuştuk ve yasal değişiklik için verdikleri mücadeleyi anlatmıştı. Şenpolat, Tuna’nın açıklamalarını olumlu bulsa da, “Artık beyanat değil, icraat bekliyoruz” diyerek, yıllardır rafta bekleyen yasa değişikliğine dikkat çekti. Şenpolat, yasa değişikliğine karşı lobi yürütüldüğü iddiasını ise bu kez daha da detaylandırdı. Şenpolat’ın tespitleri, talepleri ve iddialarını özetledim:

* Orman ve Su İşleri Bakanlığı yetkilileriyle yıllardır temas halindeyiz. Birçok bakan değişti ancak Veysel Eroğlu, bütün hükümetlerde bakan olarak kaldı. Tasarıyı yeniden anlatmamızı gerektirecek bir durum da yok ortada. Hükümetin yapması gereken tek şey, yasa taslağını alıp Meclis’e sunmak.

* Taslak, bir türlü Meclis’e gelmiyor. Bakanlık topu sürekli taca atıyor. Bunun sebebi, petshop lobisi. Bakanlık nezdinde en az bizim kadar etkililer. Bu insanların parası var, gücü var. Biz burada Don Kişot’luk yapıyoruz.

* Sadece petshop lobisi yok. Bir sürü sektörün lobisine karşı mücadele ediyoruz. Avcılıkla ilgili lobi yapanlar var, faytonları çalıştıranlar, yunus parklarını işletenler, sirk getirmek isteyenler, yaban hayvanlarını belediyelere pazarlamak isteyenler de taslağa karşı lobi faaliyeti yürütüyor.

* Biz bu taslağın Meclis’e gelmesini beklerken bu kez Bakan Eroğlu, ‘petshoplar kapatılsın ama katalogdan satış olsun’ dedi. Mesele sadece camın arkasında can satmak değil. Petshopta bulamayınca insanlar bu kez başka yerlerden temin etme yoluna gidecek.

YETKİNİ KULLAN ÇAĞRISI

Mustafa Tuna’ya da bir çağrıda bulunan Şenpolat, “Açıklamalarını çok olumlu buluyoruz. Ancak beyanatın yanında Büyükşehir Belediye Başkanı olarak yapabilecekleri de var ve bunları kullanabilir. Örneğin, ‘Bundan sonra Ankara’da hiç kimse bize petshop ruhsatı için başvurmasın. Vermeyeceğiz’ diyebilir. Bunun bir sonraki adımı petshoplara tatil günlerinde çalışma izni verilmemesi olabilir” ifadelerini kullandı.

DÖRT PARTİLİ MUTABAKATIN ÜZERİNDEN 6 YIL GEÇTİ

Petshoplarda hayvan satışını engelleyecek yasa değişikliği için dört parti de yaklaşık altı yıl önce mutabık kalmış ve tasarıyla ilgili çalışmaların detayı Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun da TBMM’de katıldığı toplantıyla açıklanmıştı. HAYTAP Başkanı Şenpolat’la sanatçı Yonca Evcimik’in de bulunduğu toplantıda Eroğlu, diğer ilgili bakanlıklarla STK’ların da görüşlerini alarak yasa değişikliğini en kısa sürede Meclis’e sunacaklarını söylemişti.

Yazının devamı...

Kucaklaşma ‘muhalefet’i

Konu sosyal medyada da tartışılır hale gelince Taşdelen Twitter’dan kısa bir açıklama yaptı ve “Ankara kavgadan bıktı. Kenti yöneten bizler ortak aklı işletebilmeliyiz” dedi. Tuna da, gazetemize verdiği demeçte “Taşdelen de bu memleketin evladı” ifadesini kullandı.
24 yıldır gergin bir yönetim anlayışını tercih eden ve her fırsatta kendini solla mücadeleye adadığını belirten Melih Gökçek’in yönettiği bir kentte yıllar sonra bir CHP’li belediye başkanıyla AK Partili bir Büyükşehir belediye başkanının samimi şekilde kucaklaşmasına iki açıdan bakmak gerek.

* * *

Öncelikle şu detayı atlamamalıyız. Bu samimi kucaklaşma, Tuna’nın Gökçek tarzı bir yönetim anlayışından uzak duracağının işaretleri olan icraatlarından sonra gerçekleşti. En önemlisi de Tuna, her ilçeye, her vatandaşa eşit oranda hizmet götüreceklerini vurguladı. Dolayısıyla Tuna’nın bu tutumu aslında CHP’nin uzun yıllardır savunduğu bir savdı. Hatta son seçimde de Büyükşehir adayı Mansur Yavaş da, “Seçilirsem parti rozetimi bir kenara koyacağım” iddiasıyla seçmenden oy istemişti. Taşdelen açısından bakarsak belki de bu samimi sarılma, yıllardır Büyükşehir’den hizmet alma konusunda en çok sıkıntı yaşayan ilçenin belediye başkanının, ‘tarafsız başkan’ özleminin bir yansımasıydı. Bu açıdan yaklaştığımızda Taşdelen’e getirilen eleştirilerin biraz ağır olduğu düşünülebilir.

* * *

Fakat, CHP içinde Taşdelen’i eleştirenler, böyle düşünmüyor. Dün, belediyede Taşdelen’e en yakın isimlerden biriyle konuştum ve ilk sözü “Bize samimiyetsiz geldi” oldu, sonra da ekledi: “Böyle bir kucaklaşma bir DSP ile CHP’li arasında olabilir, bir MHP’li ile BBP’li arasında olabilir. Bu yadırganmaz ancak, biz AK Parti siyasetine karşı mücadele ediyoruz ve Mustafa Tuna da ne olursa olsun AK Parti’nin bir temsilcisi. Tartışma yaratacak bu pozu vermemesi gerekiyordu.” Benzer şikayetler bazı milletvekillerince de dillendiriliyor.

* * *

Siyaseten baktığımızda iki tarafın da haklı yönleri olabilir. Ancak şunu kesin bir şekilde söyleyebiliriz. Ankara’da yeni bir döneme girildi ve bu yeni dönemde muhalefetin Gökçek döneminde uyguladığı stratejileri bir kenara koyup, yeni döneme uygun, yeni stratejileri hayata geçirmesi gerekiyor.

BELEDİYELERDE ORTAK AKIL HAREKETİ

 

Bu arada Taşdelen gibi Tuna’yla samimi şekilde bir fotoğraf vermemiş olsalar da muhalefet partilerinin belediye başkanları Fethi Yaşar ile Enver Demirel de kendi ilçelerinde tıkanan sorunların çözülmesi adına Tuna’nın başkanlığını sevinçle karşıladı. Bu sorunlarla ilgili ilk görüşmenin ardından önümüzdeki günlerde Tuna’nın dediği gibi ‘ortak akıl’ hareketiyle ilk adımlar atılacaktır.

 EMİR: GÖKÇEK’E ZİMMET ÇIKARILMALI

Ankapark meselesini CHP’de en yakından takip eden isimlerden birisi de Ankara Milletvekili Murat Emir. Bugüne kadar eleştirilerini çok defa kamuoyunda gündeme getirdi. Hatta Melih Gökçek’in “CHP’li vekiller gelsinler Ankapark’ı onlara gezdireyim” çağrısına meydan okuyup ve “Gelirim ama sorular sorarım” dediyse de bir türlü davet alamadı. Emir, Mustafa Tuna’nın Ankapark’la ilgili “Halka soralım” çağrısını ise olumlu karşılıyor fakat, Tuna’ya da bu konuda bazı soruları var. Emir, sohbetimizde özetle şunları söyledi:
“Bugüne kadar Meclis’te çok defa Ankapark’a harcanan milyarlarca lirayı sorduk ancak, bir türlü cevaplamadılar. Tuna’nın ‘hesap devam ediyor’ sözünden neden yanıtlayamadıklarını anlıyoruz. Çünkü ne kadar harcandığını kendileri de bilmiyor. ‘Ankapark’a gelirim dememe rağmen Gökçek beni çağırmaktan korkmuştur. Önemli olan bu tür yatırımları yapmayı planlarken, yapmadan önce halka sormaktır. Ama yine de halka sorulacak olması olumlu bir gelişmedir. Fakat, bu sorulmadan önce halka tüm detaylar anlatılmalıdır ki, bu projenin ne kadar saçma sapan olduğu görülsün. Öte yandan bu projeyi durdurmak yetmez, harcanan bu paraların Gökçek’e zimmet olarak kaydedilmesi gerekir.”

Yazının devamı...

Suriyeliden kömür pazarı

İtiraz konusu Suriyelilere yapılan kömür yardımları...
Tepkiyi dile getiren ise CHP Altındağ İlçe Başkanı Servet Akman. Yukarıda gördüğünüz ve bir kömür alış-verişini içeren bu fotoğrafı CHP Altındağ İlçe Örgütü çekmiş. Kömürü alan CHP’li bir delege, satan ise Suriyeli bir vatandaş.
Büyükşehir Belediyesi ve kaymakamlık ekiplerinin ısınma problemini gidermek amacıyla verdiği kömürler, bazı Suriyelilerce Önder ve Örnek mahallelerindeki sokaklarda satışa sunuluyor.
Hal böyle olunca, ‘ucuz işgücü’, ve ‘asayiş olayları’ gibi sebeplerle Suriyelilere öfkeyle yaklaşan vatandaşın tepkisi de başka bir boyuta ulaşıyor.

* * *

Birkaç gündür Altındağ’ın çeşitli bölgelerinden bu tarz şikayetler aldıklarını belirten Akman, “Suriyelilerin barınma ve yaşam hakkına sonuna kadar saygı duyuyoruz” dedikten sonra, “Ancak” deyip devam ediyor:
“Suriyelilere yapılan yardımlarda belli kriterler olması gerekiyor. Bu kriterleri koymazsanız kendi yurttaşınız, ‘ben bu ülkenin vatandaşı değil miyim?’ diye sorar. Suriyeli, devletten kömür alıyor ama stok fazlasını Türk yurttaşa satıyor. Suriyelilerin evlerinin önü kömür dolu ve nakliye arabalarının biri gelip biri gidiyor, satış yapılıyor.”

* * *

Bizler gazeteci olarak her ihtimali düşünmek zorundayız, özellikle böylesine hassas, toplumsal meselelelerde. O yüzden Akman’ın tepkisine ilk başta biraz mesafeli yaklaştım. Suriyelilere kömür yardımlarının yanı sıra çeşitli barınma, yiyecek ve giyecek gibi yardımların yapıldığını bilsek de, zaman zaman bu yardımlar yetersiz kalabilir ve bu insanlar, öncelikli gördükleri ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla bu yola başvurmuş olabilir.
Fakat yetkililerin, zaten zaman zaman gerginliklerin yaşandığı Altındağ ilçesinde böyle bir manzaraya izin vermemesi gerekiyor.

* * *

CHP örgütünün itirazı da bu noktada. Akman, Suriyelilere yardımlar konusunda ailelerin durumuna göre belli kriterler getirilmesini istiyor. Eğer, Suriyelilerin tüm kış kullanacakları kömür, tek seferde veriliyorsa bu uygulamadan vazgeçilmeli ki, elindeki kömürün fazlasını satamasın. Diğer yandan sokaktaki ‘kömür pazarı’nın da bir an önce önüne geçilmeli, kömür satışına izin verilmemeli.

 

ÖNCE GAZETECİYİZ

MÜLTECİLİK, sığınmacılık ve göçmenlik dünyanın her yerinde tartışmalı ve ihtilaflı bir konu. Bir yanda, belki de günler bile değil, saatler içerisinde her şeyini geride bırakıp bambaşka bir ülkede hayatta kalma savaşı veren insanlar, diğer yanda mevcut düzenini korumaya çalışan ev sahipleri. Geçtiğimiz hafta, Sığınmacılar ve Göçmenlerle Dayanışma Derneği’nin Antalya’da gazeteciler için düzenlediği seminere katıldım. Seminerin konusu göçmen ve mültecilere yönelik farkındalıktı. Anadolu’nun farklı kentlerinden gelen gazetecileri dinlediğimde ise, bu tür bir bilgilendirme toplantısının ne kadar yerinde olduğunu anladım. Maalesef pek çok meslektaşım, Suriyelilerle ilgili meselelere, gazeteci gibi değil de sorunu yaşayan bir vatandaş gibi yaklaşıyor. Elbette, bizler de, aynı sorunların muhatabı birer vatandaşız ancak, gazetecilik görevimizi yerine getirirken, objektiflik penceremizi bırakmamalıyız.

 

MESLEK ODALARI 'DAVET' BEKLEMEMELİ

BAŞKENT’te Büyükşehir Belediyesi’yle, birçok sivil toplum örgütünün yıllar süren ‘çatışma ve gerginlik hali’nin ardından yeni başkan Mustafa Tuna’nın ilk demecindeki ‘ortak akıl’ çağrısı çok önemliydi ve bu mesajı geçtiğimiz hafta, meslek odalarına sormuştum. Mimarlar, Şehir Plancıları, İnşaat Mühendisleri odalarının Ankara Şube başkanlarıyla, Çevre Mühendisleri Odası Genel Başkanı’nın demeçleri, farklı yaklaşımlar içerse de ‘diyaloğa açığız’ başlığında birleşti. Fakat hiçbiri de direkt olarak, ‘görüşme talebinde bulunacağını’ söylemedi. Dedikleri özetle şuydu: “Çağrılırsak gideriz.” Oysa ‘ortak akıl’ demeci Ankara için önemli bir fırsat. Meslek odaları, açtıkları davaların sebeplerini, kente yönelik çözüm önerilerini gidip Tuna’yla görüşmeli, Tuna’nın açtığı diyalog kapısından ‘davet’ beklemeden girmeli.

Yazının devamı...

Meslek odaları ‘diyalog’a açık

Tuna’nın “Bütün kurumların kanaatleri, şehrimizin daha iyi noktalara gelmesi noktasında çok önemlidir. Akıl bedava; benim herkesin aklına ihtiyacım var. Hiç kimseye farklı muamele, hiç kimseye zulüm yok” sözleri, yıllardır Büyükşehir Belediye yönetimiyle bir türlü yıldızı barışmayan meslek odalarına da bir çağrı niteliğinde aslında.
Bu temenninin gerçek manada hayat bulup bulmayacağını ilerleyen günlerde göreceğiz ancak, bu konuda meslek odalarının Başkan Tuna’ya yaklaşımları da bu süreçte belirleyici olacak.
İmar planlarına ilişkin itirazların yanı sıra birçok farklı konuda, Büyükşehir Belediyesi’ne karşı yüzlerce dava açan meslek odalarının yeni dönemde nasıl bir tavır izleyeceğini oda başkanlarına sordum. Başkanların genel tavrı, “Biz her zaman diyaloğa açığız” şeklinde oldu.

ORTAK AKIL KENTİN YARARINADIR

İlk olarak, Melih Gökçek’in istifasının ardından “Türkiye’de iletişim kuramadığımız tek belediye başkanıydı” açıklamasını yapan Çevre Mühendisleri Odası Başkanı Baran Bozoğlu’nu dinledim. Sağlıklı kentler için her türlü iletişime açık olduklarını belirten Bozoğlu, yeni dönemle ilgili şu görüşleri dile getirdi: “Biz kamu yararı, ülke yararı gözeten aynu zamanda hayatın her alanında olan bir meslek odasıyız. Ülke, toplum ve meslek yararına çalışma yapıyoruz. Kentlerde ve kırda yaşayan herkesin sağlıklı bir çevrede yaşayabilmesi için bilgi birikimimizi paylaşıyoruz. Bu hedef doğrultusunda kentlerin yöneticileri ve bürokratları ile görüşerek bilgilerimizi paylaşıyoruz. Yeni belediye başkanımızı da ziyaret etmek ve başkentimiz için çaba harcamaktan mutluluk duyarız. Ortak akıl, ortak çalışmalar yapmak Ankaralıların yararınadır, meslek odamızın çalışmaları bu yararı destekleyecektir. Yeni başkanın ortak akıl vurgusunu önemsiyoruz. Ankaralıların temiz hava soluması, musluklarından ucuz temiz su içmesi, toplu taşımanın ve yeşil alan miktarının gelişmesi hepimizin elinde ve bunu iletişim kurarak hep beraber başarabiliriz.”

KİŞİLERLE PROBLEMİMİZ YOK


Melih Gökçek’le en sık karşı karşıya kalan Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan da sözlerine “Bizim kişilerle hiçbir problemimiz yok” diye başladı ve diyaloğa açık olduklarını belirtti ancak yine de temkinli konuştu: “Cumhuriyet’in başkenti Ankara’nın değerlerinin korunması için mücadele ediyoruz. Melih Gökçek temsil ettiği siyasal yapılanmanın yereldeki simge temsilcisi idi. Onun kendi şahsına özel, çatışmacı kimliğinde birisi daha gelmez herhalde. 24 Nisan 2016 yılında Sincan Belediye Başkanı iken Mustafa Tuna ile yönetim kurulumuzla birlikte görüşme yaptık, Sincan’daki kentsel dönüşüm sürecine dair önerilerimizi ilettik. Diyaloğa kapalı bir oda hiç olmadık, ancak kente yapılan ihaneti de hiç affetmedik. Melih Gökçek bunların büyük bir bölümünü temsil ettiği siyasetin temsilcisi olarak yaptı. Şimdi o temsilci değişti. Mustafa Tuna, olağan olmayan, bir dönem ve yolla göreve getirilmiştir. Kişilerle bir problemimiz yok, uygulamalarını ve kararlarını izleyeceğiz. Kent yönetimine katılımın değişik yolları var, karşılıklı diyalog bunun yöntemlerinden sadece biridir. Ulucanlar cezaevinin müzeye dönüşmesi dönemin Adalet Bakanlığı ile gerçekleştirildi. Saraçoğlu Mahallesi için dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile görüştük. Diyaloğu ortadan kaldıran hiçbir zaman biz olmadık. Büyükşehir Belediyesine açılmış 600 davamız var, Mustafa Tuna şu anda bunun doğrudan tarafıdır. Büyükşehir Belediyesi ile ilgili TMMOB’a bağlı odalarımızın toplam 1400 davası var. Şimdilik bir randevu talebimiz yok. Ancak bu olmayacağı anlamına da gelmez. Süreci izleyeceğiz. Mimarlar Odası Ankara Şubesi olarak 23.5 yıllık dönemin hasar tespitini çıkartıyoruz. Mustafa Tuna’ya da bir adet ileteceğiz.”

DAVET GELİRSE GİDERİZ


Büyükşehir Belediyesi’nin imar uygulamalarını yakından takip eden ve bugüne kadar da Büyükşehir’e karşı yüzlerce dava açan Şehir Plancıları Odası cephesinde de ‘diyalog’ beklentisi benzer yönde. Açıklamasına “Biz diyaloğa her zaman açığız” sözleriyle başlayan Ankara Şube Başkanı Emre Sevim, şunları söylüyor: “Yeni Başkan’dan bir davet geldiği takdirde elbette ki gideriz dertlerimizi anlatırız. Şu ana kadar Ankara’da yürüyen 650’ye yakın davamız var. Hazırladığımız görüş ve raporlar var. Ama doğrudan bir randevu talebimiz olmaz. Böyle bir tarzımız yok, seçim sonrası da ziyaretlerde bulunmuyoruz örneğin.”

FİKİRLERİMİZ KAMU YARARINA


İnşaat Mühendisleri Ankara Şube Başkanı Selim Tulumtaş da, bilimsel anlamda ürettikleri fikirlerin dikkate alınmasını umduklarını belirterek, yeni dönemle ilgili şunları söylüyor: “Öncelikle şunu belirtmek gerekir, bu makamlar siyasi makamlar. Onların da yaklaşımları önemli. Daha önce Başkan Melih Gökçek de, ‘meslek odalarının görüşlerini alacağız’ gibi şeyler söylemişti. Demeçler umut verici ancak, bundan sonrasına bakmak lazım. Bizim ürettiğimiz fikir, görüş ve öneriler bilimsel temelli, kamu yararına dönük ve hiçbir grubun çıkarına yönelik değil. Siyaset denen mekanizma Türkiye’de farklı işliyor. Dediğimiz gibi önümüzdeki sürece bakmak lazım. Ancak, bize bir davet gelirse biz her zaman kent adına yönelik fikirlerimizi paylaşmaya hazırız.”

Yazının devamı...

Saraçoğlu’nda umutlu olalım mı?

Kızılay’ın ortasında bugüne kadar ‘nasıl olduysa!’, korunabilen Saraçoğlu Mahallesi’yle ilgili ilk ciddi girişim, bundan dört yıl önce dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından yapılmıştı.

* * *

“Saraçoğlu Mahallesi iyi ki de böyle kalmış, yıkılabilir yerine başka binalar yapılabilirdi” diyen Gül’ün Ankara Ticaret Odası ve Mimarlar Odası’nı aynı platformda buluşturarak, yeni bir proje üretilmesine öncü olma çabası o dönem sonuçsuz kalmıştı. Aradan yaklaşık dört yıl geçti ve tahliyeleri gerçekleştirilen Saraçoğlu Lojmanları, halen kaderine terk edilmiş bir görüntü veriyor.

* * *

Oysa ki, hemen her kesimin buluştuğu ortak bir görüş var: “Bu alan, bina yığınına dönen Ankara için, hele hele her geçen gün çöküş süreci yaşayan Kızılay için çok çok önemli.” Böylesine önemli bir alanla ilgili tasarrufta bulunurken, kentte tüm kesimlere kulak verilmeli. Bu noktada, Emlak Konut GYO Genel Müdürü Murat Kurum’un Saraçoğlu’yla ilgili dile getirdiği “Başkent halkının ihtiyaçlarına yönelik, nefes alacağı yeşil alanlarıyla 7/24 yaşayan nitelikli bir yaşam alanı kazandıracağız” sözleri başkent Ankara için umut verici.
Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın da Saraçoğlu konusunu en başından dikkatli bir şekilde takip ettiğini biliyoruz, zaten Kurum da açıklamasında bunun altını çizdi ve Saraçoğlu’nu Ankara halkının daha aktif bir halde kullanacağı bir mekâna dönüştüreceklerini belirtti.

* * *

Şimdilik, tüm gelişmeler Saraçoğlu’nun kaderine terk edilmesini istemeyen, daha kötü senaryoyla AVM çılgınlığının Saraçoğlu’nu da esir almasına karşı duran Ankara halkını umutlandırıcı yönde.
“Gerçekten Saraçoğlu’nda umutlu olalım mı?”
Bunu önümüzdeki günlerde göreceğiz...

2. HAMAMÖNÜ OLUR MU

Saraçoğlu’nda Murat Kurum’un dediği gibi, ‘ağaçlara’ ve ‘tarihi yapılara’ dokunmadan gerekli dönüşüm yapılırken, bu binaların nasıl değerlendirileceği üzerine toplumun her kesimine kulak verilmeli. Bugüne kadar gerek uzmanların, gerekse Ankaralıların dile getirdiği talepler arasında ise en çok öne çıkan, Saraçoğlu’nun bir kültür merkezine dönüşmesi oldu. Bunun yanında önümüzde başarılı bir Hamanönü örneği de var. Altındağ Belediyesi, Hamamönü’nü ve bugünlerde çalışmaları devam eden Hamamarkası’nı, müzeleriyle, galerileriyle, mekânlarıyla, hem bir kültür sanat merkezine, hem de bir yaşam alanına dönüştürdü.
Dileğimiz, Saraçoğlu’nun da “2. Hamamönü” olması, hatta daha da güzeli olması...

Yazının devamı...

CHP’li Zeynep Altıok soruyor: Kim bu bürokratlar

Bu çerçevede, pazartesi günü bu köşeden, yeni yolun hemen yanında yükselmeye başlayan ve yeni yola çıkışı verilen inşaatları gündeme getirmiş, “Eskişehir Yolu’nda, yüzlerce ağaç kesilmesine neden olan, sadece Şehir Hastanesi miydi? ODTÜ sınırına dayanan yeni bölgede, yeni yerleşim alanları mı planlanıyor?” diye sormuştum.

Hürriyet Ankara’da “Hastane yolunda yeni ‘yük’ler” başlığıyla konuyu gündeme getirmemizin ardından, bir süredir kendisi de iddialarla ilgili araştırma yürüten CHP İzmir Milletvekili Zeynep Altıok, kooperatiflerle ilgili farklı iddiaları da Meclis gündemine taşıdı.
Altıok, Başbakan Binali Yıldırım’ın yanıtlaması istemiyle verdiği soru önergesinde yol için kesilen ağaçların bulunduğu bölgede iki ayrı lüks rezidans inşaat çalışmasının başladığını belirterek, “Yol için enlemesine 35 metre değil; 120 metre açıldığını ve protokole uyulmadığını gözlemledik” diyerek bir başka önemli noktaya daha dikkat çekti.

Önergesinde, Bilkent’te 2014 yılında Hacettepe Üniversitesi’nden 74 bin metrekare imarsız arsa satın alınarak kuruluşu gerçekleştirilen kooperatifle ilgili köşemizde yer verdiğimiz bilgileri de paylaşan Altıok, kooperatifi kurduğu iddia edilen bürokartları da gündeme getirdi. Altıok, bu önemli iddialarla ilgili Başbakan Binali Yıldırım’dan bilgi istedi. Zeynep Altıok’un soruları şöyle:

ALIP, KISA SÜREDE SATTILAR MI?

* Burada bulunan inşaat arazi hisselerinin bir kısmının inşaatlar daha başlamadan bazı bürokratlarca satın alındığı ve kısa süre sonra çok yüksek fiyatlarla bu hisseleri ellerinden çıkardıklarına yönelik iddialar doğru mudur?
* Bahsi geçen iddialar doğruysa bu bürokratlar bu daire ve hisseleri hangi tarihlerde, ne kadara satın almışlar ve ne kadara kimlere devretmişlerdir?
* Nazım İmar Planı’nda “Orman-Ağaçlık Alanlar” olarak işlenmiş ne kadarlık alan konut inşaatı için ruhsat almıştır? Bu plan değişiklikleri hangi tarihlerde ne şekilde gerçekleşmiştir? Bu araziler hangi firmalara hangi tarihlerde ne şekilde verilmiştir?
* Ormanda iş makineleri ve servis araçlarının geçmesi için protokolde olmayan kaç yol açılmıştır? Bu yolların açılması için kaç ağaç kesilmiştir?
* Sökülen ağaç sayısı kaçtır? Sökülen bu ağaçların kaçı, nereye dikilmiştir? Kesilen ağaçların iki katını dikme vaadinde bulunan belediye bu ağaçları ne zaman ve nereye dikmeye başlayacaktır?
* Yapılan protokole uyulmadığı daha işin başında ortaya çıkmışken gerekli denetimler nasıl ve kimler tarafından yapılacaktır?

YETKİLİLER BU SORULARI YANITLAMALI

Daha önce de çokça yazıp, söylediğimiz gibi ODTÜ Ormanı, Ankara için çok kıymetli ve bu ormanlar, plansız yapılaşmaya kurban gitmemeli. Yine tartışmalı bir şekilde yol inşa edilen alanın hemen yanı başında inşaatlar yükselmesi, kamuoyunda soru işaretlerine neden oluyor. Milletvekili Altıok’un sorular çok önemli. İlgili ve yetkili kurumlar, ‘şeffaf yönetim’ anlayışının gereğini yerine getirmeli ve bu sorular yanıtsız kalmamalı?

Yazının devamı...

‘Hastane’lik planlarımız

Okulların açılmasıyla birlikte bu sabah Ankara’da bir kez daha trafik sorununun ne boyutlara ulaştığını hepimiz yaşayarak göreceğiz. 
Şehir merkezinde yüksek binalar yükselmeye devam ettikçe bu problem daha da içinden çıkılmaz hale gelecek. Bunun sonucunda da trafik sorununu yeni yollar açarak çözmeye çalışan Büyükşehir Belediyesi, kent içinde yeni bulvarları gündeme getirmeye devam edecek.
İş dönüp dolaşıp yine ODTÜ ve AOÇ arazilerine gelecek.

* * *

Tıpkı, Şehir Hastanesi’nden dolayı ihtiyaç duyulduğu söylenen yeni yol gibi.
Peki, Eskişehir Yolu’nda, yüzlerce ağaç kesilmesine neden olan, sadece Şehir Hastanesi miydi?
ODTÜ sınırına dayanan yeni bölgede, yeni yerleşim alanları mı planlanıyor?
Henüz bunu bilemiyoruz ancak, yol inşaatının hemen yanında yeni bir inşaatın şimdiden yükselmeye başladığını biliyoruz.
Hem de birkaç yıl öncesine kadar söz konusu arazi, 2023 Başkent Nazım İmar Planı’nda “Orman/Ağaçlık Alanlar” olarak işlenmiş olmasına rağmen.
Benzer bir kooperatif de inşaatı süren Etlik Şehir Hastanesi’nin hemen yanında yükselecek.

* * *

Binlerce yatak kapasitesiyle her ikisi de bölgelerine getireceği trafik yüküyle tartışma konusu olurken, bu hastanelerin çevrelerinde yüksek katlı inşaatların önünü açmak ne derece doğru?
Şimdi anlatacağım, ancak isimlerinin çok da önemi olmayan biri Bilkent’te, diğeri Etlik’teki iki kooperatifin kuruluş süreçleri, şehirdeki planlama sürecinin nasıl alt üst edildiğinin sadece iki örneği.

ÜNİVERSİTEDEN ALINDI DEĞERİNİ 40'A KATLADI

Bilkent’teki kooperatif, ODTÜ-Bilkent Yolu henüz planlarda yokken, henüz gündemde dahi değilken tam da ‘henüz olmayan’ yolun kenarına konumlandırıldı. Bir iddiaya göre, aralarında çeşitli kurumlardan bürokratların da bulunduğu 202 üyeli kooperatif 2014 yılında Hacettepe Üniversitesi’nden 74 bin 217 metrekare arsayı imarsız bir şekilde satın aldı. 1/25000 ve 1/5000’lik planları yapılan, 1/1000’lik planı Çankaya Belediyesi’ne gönderilen imar plan değişiklikleri, Şehir Plancıları Odası Ankara Şubesi tarafından dava edildiği için bu planlardan vazgeçildi ve 2016 yılında hazırlanan Kentsel Dönüşüm Planı Büyükşehir Belediye Meclisi’ne sunuldu. Söz konusu teklif, 2016 yılının Nisan ayında 2 emsalle Büyükşehir Belediye Meclisi tarafından kabul edildi ve bin 500 konutluk inşaatın önü açılmış oldu. Böylece Hacettepe’den 40 milyon liraya satın alınan arazinin değeri, üzerine inşa edilecek binalarla birlikte
bir anda yaklaşık bir buçuk milyar TL’yi buldu. İnşaatın yapımını ise, Büyükşehir şirketiyken Genç İnşaat’a satılan Belbeton üstlendi. Bir diğer önemli nokta da yeni yolun yanına konumlanan bu inşaata yeni yoldan çıkış verildi.

HASTANE YANINDA BELEDİYE ARAZİSİYDİ KONUT ALANINA ÇEVRİLDİ

Gelelim kentin doğu yakasındaki ikinci inşaatın öyküsüne.
Büyükşehir Belediyesi Encümeni, iki ay önce inşaatı devam eden Etlik Şehir Hastanesi’nin hemen yanındaki 130 dönüm büyüklüğündeki Büyükşehir arsasını satışa çıkardı. ‘Sosyal donatılar alanı’, satıştan önce yüksek yoğunluklu konut alanına çevrildi. Çevre Koruma’nın bulunduğu araziyi 420 milyon TL’ye satın alan Söğüt İnşaat-ANFA ortaklığı arsayı 482 milyon TL’ye 1250 ortaklı bir kooperatife sattı. Kooperatif, şimdi Etlik Şehir Hastanesi’nin hemen yanında 2 bin 500 konut inşa ettirebilecek.

TRAFİK ETÜTÜ İNŞAATTAN SONRA YAPILDI

Büyükşehir Belediyesi’nin Bilkent’teki plan değişiklikleriyle ilgili dava açan Şehir Plancıları Odası Ankara Şubesi’ne dava gerekçelerini sordum. Beytepe’deki alanın bir kısmının 2023 Başkent Nazım İmar Planı’nda “Orman/Ağaçlık Alanlar” olarak işlendiğini belirten Şube Başkanı Emre Sevim, önemli bir noktaya dikkat çekti. Ankara için hazırlanan 2023 Nazım İmar Planı’nın sadece bu bölgede değil, Başkent’in birçok noktasında delik deşik edildiğini, plana uyulmadığını belirterek, şunları söyledi: “O kadar plansız ilerleniyor ki; bölgeyle ilgili trafik etütleri bile Şehir Hastanesi inşaatına başlandıktan sonra yapıldı. 2023 Başkent Ankara Nazım İmar Planına aykırı olarak planlanmış bu yeni yollar, uzun erimde bölgede oluşacak olan trafik problemine bir çözüm olmayacak aksine kaos halini almış Ankara ulaşımını iyice keşmekeş haline getirecektir. Çözüm parçacıl bir biçimde yeni geniş yollar inşa etmek değil; nitelikli, konforlu, hızlı, güvenli ve ekonomik hedeflerle bütüncül ulaşım politikaları geliştirerek, kamu kaynaklarını heba etmeyecek, sürdürülebilir uygulamalar geliştirmektedir.”

YEŞİL ALANLAR BİTTİĞİNDE NE YAPACAĞIZ

Kent merkezinde yüksek katlı yapılar yükselmeye devam ederken, yazının başında da dediğim gibi iş dönüp dolaşıp kamu arazilerine, yeşil alanlara geliyor. Keçiören’de yaşanan trafik çilesinin çözümü de, tıpkı şehrin batı yakasında ODTÜ arazileriyle aranan çözüm gibi bir üniversite arazisinde aranmıştı. Büyükşehir Belediyesi, Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi içerisinden geçirdiği yolu Samsun Yolu’na bağladı. Şimdilik, çözüm bu şekilde sağlanmaya çalışılıyor. Peki, birkaç yıl içinde bu yeşil alanlar bittiği zaman ne yapacağız?

ERDOĞAN DİKEY MİMARİYİ ELEŞTİRMİŞTİ

Bu arada yeri gelmişken bir kez daha hatırlatmakta fayda var. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, katıldığı Şehircilik Şurası’nda büyük şehirlerdeki dikey mimariye yönelik eleştirilerini sıralamış ve şöyle demişti: “Ben dikey mimariden yana değilim, ben yatay mimariden yanayım. İnsan topraktan uzak değil, toprağa yakın olarak yaşamalıdır. Şehirlerimiz kentsel dönüşüm projeleri ile gecekondu tarzı yapıların istilalarından kurtarılırken, şahsiyetsiz mimari ekollerin pençesine de itilmemelidir.” Anlaşılan o ki; Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu çağrısı da Ankara’da hızla gelişen dikey mimariyi engelleyemiyor.

Yazının devamı...