GÜNDEM
SPORARENA
YAZARLAR
EKONOMİ

Uygulamada okumaya devam et.

Yeni yatırımlar için vergi yükü azaltılmalı

Kurla yatıp kurla kalkan sektör haziran ayında iç pazarda yüzde 40’ı bulan bir düşüş yaşarken, 6 ay sonunda yüzde 10’u aşan kayıp yaşadı. Otomotiv Sanayi Derneği’nin (OSD) raporuna göre iç pazardaki sıkıntı üretimi de etkilemiş durumda. 2018 yılı Ocak-Haziran döneminde toplam üretim bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 3, otomobil üretimi ise yüzde 7 oranında azalmış. Sektörün içine girdiği bu zor durumdan dolayı geçtiğimiz haftadan bu yana otomotiv sektörünün çatı örgütlerinin başkanlarına neler yapılması gerektiğini soruyorum. OSD Başkanı Haydar Yenigün, daralan iç pazarın normale dönmesi için vergilendirme sisteminin değişmesini de kapsayan bir dizi önlemlerin alınması gerekliliğini işaret ederek, konut edinme konusunda mümkün kılınan düşük faizli kredinin otomotiv için de uygulanması gerektiğini söyledi. Otomotiv Distribütörleri Derneği (ODD) Başkanı Ali Bilaloğlu ise artan kurlar yüzünden ÖTV’de matrah limitinin acil olarak 46 binden 60 bin TL’ye çıkarılması gerektiğini, bu sayede hurda teşvikinin de olumlu etkisi olabileceğini söyledi.

Her iki başkanın açıklamalarına geçtiğimiz hafta geniş olarak yer verdim. Bugünse Türkiye genelinde yaklaşık 30 milyar TL’lik yatırımla 1000 adet satış ve servis noktası kurup 80 bin kişiyi istihdam sağlayan yetkili satıcıların yani bayilerin neler düşündüğünü, neler beklediğini yazacağım. Kuşkusuz bu konuda mikrofonu hemen Otomotiv Yetkili Satıcılar Derneği (OYDER) Başkanı Murat Şahsuvaroğlu’na uzattım. Şahsuvaroğlu, OSD ve ODD Başkanı’nın açıklamalarına katıldığını belirterek bazı eklemeler yaptı: “Evet ÖTV matrahında limitler yüzde 30 seviyesinde güncellenmeli. Aksi takdirde haziran ayında yüzde 39 olan düşüşün ne yazık ki yılın tamamına yayılma riski göstereceği kanaatindeyiz. Diğer önemli sorun ise taşıt kredi faizlerinin yüzde 2’lere kadar yükselmesi ve bu seviyelerden kredi kullanmayı kabul eden tüketicilere bankaların kredi verme iştahının oldukça düşmesi. Ayrıca yakın bir zamanda kredi kullanırken peşinat sınırlamasında limit artmış olmasına rağmen kurlardaki hareket sebebiyle 100 bin TL sınırı yeniden gözden geçirilmeli. Daha önemli olanı ise taşıt kredilerinin süresinin 48 ay ile sınırlandırılma uygulaması muhakkak esnetilmeli ve eskiden olduğu gibi 60 ay seviyesine yükseltilmelidir. Otomotiv camiası olarak beklentimiz, hükümetimizin konut satışlarına verdiği destek gibi taşıt kredilerinde psikolojik eşik olan yüzde 1 seviyesinin altında konumlanacak ve en azından yıl sonuna kadar olası düşüşü durdurup denge sağlayacak sübvanseli bir kredi desteği yaratılması beklentimizi ifade etmek istiyoruz.”


Hurda teşviki hakkında da görüşlerini aktaran Şahsuvaroğlu, “Hayata geçen uygulamada 10 bin ve 8 bin TL destek rakamları oldukça düşük kaldı. Bugünkü fiyat ve finans şartlarında bu rakamların satışa etkisi daha da zayıflamış durumda. Yetkililere bu konudaki görüşlerimizi ilettik ve teşvik rakamlarının da yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini ifade ettik” yorumunu yaptı.

Unutmamalıyız ki son yıllarda hem toplam üretim adetlerinde hem de ihracat rakamlarında tarihi rekorlar kıran otomotiv sektörünün daha da ilerilere giderek dünyada söz sahibi üreticiler arasında yer alabilmesi için, en kritik ve en önemli konu iç pazardır. Türkiye’deki yatırım yapmış yabancı yatırımcının ilgisini canlı tutmak ve yeni yatırımları ülkemize çekmek için devletimiz, tüm mesleki kurum ve kuruluşlar ile birlikte çözüm yolları aramalı ve bunları uygulamaya almalıdır. Bu noktada Şahsuvaroğlu’nun “Bu yönde önümüzdeki on yılda kademeli bir şekilde vergi yükünü azaltacak bir strateji geliştirileceğine ve sıfır araç alımındaki vergi oranlarının gözden geçirileceğine olan inancımız tamdır”çağrısına altına imzamı atıyorum.

 

ŞİMDİ TÜM GÖZLER ‘ATOM KARINCA’DA
YENİ dönemde yerli otomobille ilgili tüm gözler Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘Atom karınca’ olarak nitelendirdiği yeni Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank’a çevrilmiş durumda. Varank, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın büyük önem verdiği ve 8 yıldır gündemdeki yerini koruyan yerli otomobil projesiyle bizzat ilgilenecek 5’inci bakan olacak. Bilmeyenler için yerli otomobil projesi 2011 yılı başında bir TÜSİAD toplantısında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başbakanlığı döneminde ilk kez gündeme gelmişti.Yani ilk resmi talep o zaman yapılmıştı. O dönem Ekonomi Bakanı olan Zafer Çağlayan ile eski Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün hızla çalışmalara ve açıklamalara başlamıştı. Hatta o yıl Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın ismi ve kapsamı bile değişmiş, ‘Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’ olmuştu. 2013 yılı sonunda Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı görevini Fikri Işık devralınca, yerli otomobil projesi de onun sorumluluğuna geçmişti.

Işık, o dönem TÜBİTAK bünyesinde çalışmalar başlatıp, İsveç’ten getirdiği kamuflajlı prototipler önünde açıklamalar yapmıştı. Ama tüm bu çabalara beklenen ilerleme kaydedilemeyince Cumhurbaşkanı Erdoğan, 24 Mayıs 2017 tarihli Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Genel Kurulu’nda projeyi yapacak babayiğitleri bulma görevini Başkan Rifat Hisarcıklıoğlu’na vermişti. Kasım başında da Beştepe’de hepinizin bildiği gibi Erdoğan tarafından Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ve TOBB koordinasyonunda projeyi gerçekleştirecek ‘Ortak Girişim Grubu’ yani 5 babayiğit açıklanmış ve düğmeye basılmıştı.

İkinci yerli otomobil döneminde yani 2016 yılından bu yana ise Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı olarak koltukta Faruk Özlü vardı. Özlü, 24 Haziran seçimlerine kadar yerli otomobil konusunda açıklamalarına tam gaz devam etti. Şimdi hem Faruk Özlü gitti hem de bakanlığın ismi ve kapsamı 8 yıl sonra yine değişti. Artık ODTÜ mezunu olan ve yüksek lisansını ABD’de tamamlayan Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank yakından takip edilecek. Herkesin kafasındaki soru ise şu: “Türkiye’nin otomobili projesi bir seçim yatırımı mıydı, yoksa gerçekten 2021 yılında üretimine başlanacak mı?” Haziran ayı başında 5 babayiğit ve TOBB ortaklığıyla şirketin kurulduğuna, 1 Eylül’den itibaren göreve başlayacak CEO’nun da bulunduğuna göre bence Varank döneminde bu iş olacaktır. Bekleyip göreceğiz...

Yazının devamı...

‘Aslan’ payını Fas’a kaptırdık

GEÇEN yıl bünyesine Alman Opel’i de katarak dünyada hızla büyüyen Fransız otomotiv devi PSA Grubu (Peugeot-Citroen) Türkiye’de de ciddi talep gören düşük sınıftaki (low cost) modelleri Peugeot 208, 301 ve Citroen Elysee’nin yeni jenerasyonlarının üretim yeri için Fas’ı tercih etti. 650 milyon dolarlık yatırımla Fas’ın Kenitra bölgesinde inşaatına başlanan ve 10 ay gibi rekor bir sürede tamamlanıp 2019 yılından itibaren faaliyete geçecek fabrikada yılda 200 bin otomobil, 200 bin motor üretilecek. 5 bin kişiye doğrudan, 20 bin kişiye dolaylı istihdam sağlayacak fabrikada üretilen otomobil ve motorların yüzde 85’i ise ihraç edilecek.

YATIRIM NASIL KAÇTI?


Bunları niye anlatıyorum, çünkü şu an 300 binin biraz üzerinde üretimle dünyada ilk 20 otomotiv ülkesi arasına dâhi giremeyen Fas’ın bu yatırımı nasıl çektiği bizi de ilgilendiriyor. Öncelikli olarak PSA Grubu için Türkiye’nin de içinde yer aldığı Afrika ve Orta Doğu bölgesi orta ve uzun vadede önemli bir potansiyeli barındırıyor. Avrupa’da büyüme şansları sınırlı, Amerika’da yoklar, Asya’da da rekabet çok yoğun. PSA Grubu CEO’su Carlos Tavares bu düşünceyle Afrika ve Orta Doğu’da satışlarını 2025 yılından itibaren 1 milyon adede çıkarmak istiyor. Yani 2017 yılının yüzde 40 üstünde bir performansa ulaşmayı amaçlıyor. Tavares, yüksek potansiyele sahip bu bölgede rekabette daha avantajlı olmanın yolunun yerel üretim yapmaktan geçtiğini biliyor. İşte en kritik noktaya geliyoruz.

QUEMARD’DAN İTİRAF

PSA Grubu’nun Afrika ve Ortadoğu bölgesinden sorumlu Başkan Yardımcısı Jean-Christophe Quemard, bu bölgede fabrika kurmak için en büyük adayın önce Türkiye olduğunu belirterek, “İlk etapta çok güçlü bir otomotiv üssü olan Türkiye’yi düşündük. Ama son yıllarda fiyatların yükselmesi ve siyasi dalgalanmalara maruz kalmasıyla diğer seçenekleri değerlendirmeye aldık. İran bir PSA kalesiydi ancak şu anda ABD’nin ekonomik yaptırımlarına karşı savunmasız durumda. Güney Afrika’ya baktık ama coğrafi olarak uzak geldi. Bunun sonucunda tüm oklar Fas’ı gösteriyordu” açıklamasını yaptı.

Quemard böyle açıklıyor ama arkasındaki gerçekler farklı. Öncelikli olarak Fas’ın yıllarca Fransa’nın sömürgesi olduğunu unutmamak lazım. Ülkede çoğu devlet ve ticaret işlemleri Fransızca olarak gerçekleştiriliyor. Düşünün Faslılar taksi kelimesini bilmiyor, yerine ‘Peugeot’u kullanıyor. Yani tabii bu duygusal durumun dışında bir de Fas hükümetinin verdiği ciddi teşvikler var. Ülkede PSA’nın fabrika kurduğu bölge de dahil olmak üzere birçok yerde serbest ticaret bölgeleri belirlemişler. Bu bölgelerde yer alan yatırımlar 5 yıl kurumlar vergisinden muaf. Ayrıca KDV ve gümrük vergilerinden de muaflar. Hükümet ayrıca toplam yatırımın yüzde 20’sine kadar sübvansiyon ödüyor.

İŞGÜCÜ YÜZDE 73 DÜŞÜK

Fas’ta teşviklerin dışında en önemli avantaj ise çok düşük olan işgücü maliyetleri. Yapılan araştırmada Fas’ta işgücü maliyetlerinin İspanya’nın yüzde 73 altında olduğunu, Doğu Avrupa’dan bile çok düşük olduğunu gösteriyor. İşgücü bulma konusunda da sıkıntıları yok. Tüm bunların hepsi üst üste konduğunda Fransızlar Fas’ı tercih etmiş. Yani Türkiye’deki durum biraz bahane edilmiş.

50 TEDARİKÇİYLE YÜZDE 80 YERLİLİK HEDEFİ

FAS’taki durum sadece PSA’nın fabrika kurmasıyla sınırlı değil. Fransızlar, 50 büyük tedarik şirketini de ülkeye götürüp, yatırım yapmaları için ikna etmiş. Fas’ta 2019’da yüzde 60 ile başlayacakları yerlilik oranını yüzde 80’e çıkarmayı amaçlıyorlar. Üretikleri otomobillerin yüzde 85’ini ihraç etmenin yanı sıra, 2022’den itibaren Fas’tan diğer fabrikaları için 1 milyan Euro’luk parça alımı da yapacaklarmış. Sonuçta otomotiv dünyasındaki yoğun rekabette bu sayede maliyetleri ciddi şekilde düşürecekler. Gönlüm tüm bu yatırımların Türkiye’de olmasını isterdi, başka ne diyebilirim ki...

KONUTA VERİLEN DESTEK OTOMOTİVE DE SAĞLANMALI

TÜRKİYE’de otomotiv sektörü ihracatta yüzleri güldürürken, iç pazar da ise zor bir sürece girdi. Kurların ve kredi faizlerinin artmasına bir de matraha dayalı ÖTV sistemi eklenince haziran ayında pazar yüzde 40’a yakın düştü. Hurda teşvikinin etkisi de düşük kalınca ilk yarıda kayıp yüzde 10’u buldu. Yaz aylarında pazardaki düşüşün devam edeceği, satışların ancak son çeyrekte bir nebze artabileceği konuşuluyor. Yani yıl sonunda toplam pazar için 700-750 bin adetler konuşuluyor ki bu yüzde 20’ye yakın bir kayıp demek.

Kuşkusuz bunun için çok acil önlemler alınması şart. Öncelikli olarak ÖTV sisteminde matrah miktarının en az yüzde 15, yani enflasyon kadar arttırılması gerekiyor.

Otomotiv Sanayi Derneği (OSD) Başkanı ve Ford Otosan Genel Müdürü Haydar Yenigün de benzer düşünceler içinde. Yenigün, Hürriyet’e yaptığı özel açıklamada özetle şunları söyledi: “Pazarı hiç iyi görmüyoruz. Önceki aylardan gelen sinyaller haziranda farklı bir boyuta ulaştı. Şimdi bu durumun düzelmesi için 2 şeye ihtiyaç var. Öncelikli olarak hükümetin bir an önce kurulması, ekonominin yeni patronunun piyasalara olumlu mesaj vermesi ve ekosistemi rahatlatması gerekiyor. Diğeri ise bu güne kadar dile getirdiğimiz önlemlerin bir an önce hayata geçmesi gerekiyor.

Devlet vergi toplarken, ‘birim araç başına’ değil de ‘büyüyen piyasadan toplanacak vergi’ olarak düşünülmeli. Araç fiyatları yükseldi, kredi faizleri çok arttı. Balon ödeme sistemleri daha revaçta olacak. Bu noktada ticari araçların kiralanmasının önündeki engeller kaldırılmalı. Devlet ihalelerinde öncelik yerlilik olmalı. Ev edinme konusunda mümkün kılınan düşük faizli kredi otomotiv için de uygulanmalı.”

Hurda teşvikinin de işe yaramadığını kaydeden Yenigün, çünkü teşvikin matematik olarak eksik olduğunu söylüyor. Yenigün, “Teşvikte 10 bin TL sınırı hem çok şarta bağlanmış hem de günümüz araç fiyatlarının geldiği seviyede çok düşük kaldı” açıklamasını yapıyor.

TAKSİDE YERLİ OTO UNUTULDU

HAYDAR Yenigün, ayrıca Uber’in yasaklanıp taksilere D ve E sınıfı araç alma şartının getirilmesini de yanlış olduğunu söyleyerek, “Türkiye’nin taksi projesi üretilmeli. Yani takside sınıflar Türkiye’deki yerli endüstri dikkate alınarak yapılmalıydı. D ve E sınıfı şartı hem maliyetleri artıracak hem de Türkiye’de üretilen araçlara bir fayda sağlamayacak” yorumunu yaptı.

YOK ARTIK LEBRON JAMES!


FRANSIZ süper spor otomobil üreticisi Bugatti’nin ağustos ayında ‘Pebble Beach Concourse d’Elegance’ etkinliğinde sergileyeceği yeni modeli ‘Chiron Divo’nun fiyatı tam anlamıyla dudak uçuklatır cinsten. 100 adet üretilen ancak 500’den fazla talep alan Chiron Sport’un daha güçlü versiyonu olan Divo’nun Avrupa’da fiyatın yaklaşık 6 milyon dolar olacağı açıklandı. Mevcut Chiron Sport’un 3.1 milyon dolarlık fiyatının neredeyse 2 katı olan aracın Türkiye’ye gelmesi halinde ise ÖTV ve KDV ile fiyatı 18.5 milyon dolara çıkıyor. Yani 86 milyon TL. Şaka değil gerçek... Bu parayı öderseniz, 0’dan 100 kilometreye 2.5 saniyenin, 200 kilometreye ise 6.5 saniyenin altında çıkıp, 420 kilometre maksimum hıza ulaşabilirsiniz. Ben açıkçası bu parayı verince ışınlanmak isterim.

 

Yazının devamı...

İzmit’te i20 sedan ve SUV üretilebilir

Cumhurbaşkanı Erdoğan, mayıs ayında gerçekleştirdiği Güney Kore ziyareti sırasında Hyundai yönetimine, “Ülkemizdeki üretim kapasitenizi arttırmanızı bekliyoruz. Daha katma değerli modelleri de Türkiye’de üretin” çağrısında bulunmuş, Koreliler de, “İzmit’teki fabrikada bir SUV modelimizi üretmeyi planlıyoruz. Ancak, bazı segmentlerle ilgili Türkiye pazarında önümüzün daha da açılması lazım” cevabını vermişti. Yani aslında bir bakıma, hükümetin Sakarya’da üretilen Toyota C-HR modeline verdiği hibrit teşviki veya hafif ticari araçlara verilen ÖTV teşviki gibi destekler beklediklerinin sinyalini vermişler.

Ali Kibar, yeni modelin 2021 yılı başından itibaren üretileceğini açıkladı ama pek detaylara girmedi.

Bence eğer bazı teşvikler verilirse Hyundai, İzmit’te küçük sınıfta başarılı modeli i20’nin platformunda bir sedan ve SUV üretir. Yani bir değil 2 model gelebilir. Sonuçta i20 modelini ağırlıklı olarak Avrupa’ya sattığı, i10’un ise satışlarının ve ihracatının iyice düştüğü düşünülürse, Türkiye’de de satılabilecek bir i20 sedan ve i20 SUV, Hyundai’ye büyük güç katacaktır. Platformunda hazır olduğu düşünülürse, çok büyük yatırımlar yapmadan iş güzel tasarımlara bakıyor. Bir çok markanın küçük sınıfta benzer stratejisi varken, Hyundai’nin de bunu yapması doğru olacaktır. Yoksa ellerinde Tucson ve Kona varken sıfırdan kompakt sınıfta yeni bir SUV üretmek çok da mantıklı gelmiyor.

BORUSAN İSTEDİ BMW KAYDIRACAK

BUGÜN Türkiye’nin misilleme yaparak ABD’den ithal edilen otomobillere yüzde 60 ek vergi koyması en çok Borusan Otomotiv’i üzdü. Çünkü BMW’nin vergi avantajlı X3 modeli ile başarılı X5 modeli ABD’de üretiliyor. Özellikle bu yıl X3’ün 1.6 litre dizel motora kavuşmasıyla umutlanan Borusan Otomotiv’e misilleme büyük darbe oldu. Geçen hafta bu yüzden Almanya’ya giden Borusan yöneticilerinin X3 ve X5’in üretiminin başka ülkelere kaydırılması için girişimde bulunduğunu öğrendim. Ek vergiden etkilenmemesi için bu modellerin BMW’nin Rusya, Mısır veya Güney Afrika fabrikalarında üretilebileceği söyleniyor. Gerçi Türkiye, G.Afrika’ya da yüzde 10 ek gümrük vergisi koydu ama inanın buna razılar.

HARLEY VE JEEP NEDEN GELMESİN?

DÜNYADA uzun bir süredir dış ticarette açıklık, küreselleşme bir trenddi. Ama son küresel krizden ve Donald Trump’ın ABD Başkanı olmasından sonra ülkeler giderek daha çok içe kapanmaya, daha çok korumacılık tercih etmeye başladılar. Bunun yakın zamanda çok ciddi yansımaları ve etkileri olacak. Özellikle Trump’ın dünyada ticaret savaşlarını başlatması ve son hamle olarak da AB’den ithal edilen otomobillere de yüzde 20 ek vergi koyacağını açıklaması, otomotiv devlerinin yeni çözümler üretmesine yol açacak. Şimdiden ek vergilere karşı ABD’nin ünlü motosiklet markası Harley Davidson, Trump’ın tehditlerine rağmen üretimi Avrupa’ya kaydıracağını açıkladı. İşte bu noktada Anadolu Grubu Otomotiv Grup Başkanı Bora Koçak’ın sosyal medyadan paylaştığı, “Harley Davidson yatırımını Türkiye ye çekmenin bir yolunu bulmak lazım. İhracat yaptığı pazarların lokasyonu buna çok uygun” mesajını çok önemsedim. Koçak, bu mesajı Anadolu Grubu adına değil kişisel görüşü olarak paylaşmış ama gerçekten önemli bir noktaya parmak basmış. Neden olmasın? Aynı şekilde, ek vergilerden dolayı hem ABD’de üretimde hem de ihracatta zorlanacak Avrupalı dev otomotiv markaları da üretim planlarında zorunlu değişiklikler yapacak. İşte seçim belirsizliğinden çıkan Türkiye elini hızlı tutup, bu fırsatı değerlendirecek hamleler yapmalı. Bu sayede Amerikan markalar Harley Davidson ve Jeep’i veya Avrupalı markaları Türkiye’ye çekebiliriz. Kaliteli ve ucuz iş gücümüz var, otomotiv işini çok iyi biliyoruz. Yeter ki, doğru teşvikleri verebilelim.

 

Yazının devamı...

Gölcük’te VW’ye ‘ticari’ üretilir mi?

TÜRKİYE’nin en çok satan markaları arasında olmasına rağmen yıllardır bir türlü yatırıma ikna edilmeyen Alman Volkswagen’in (VW) doğrudan olmasa da dolaylı olarak üretim yapabileceği sinyali 1 yıl içinde ikinci kez geldi. VW üretime ilişkin ilk sinyali geçtiğimiz yıl ağustos ayında vermişti. Hatırlayanlar vardır, VW’nin Fiat Chrysler Grubu (FCA) ile ticari araç üretimi konusunda işbirliği yapacağına ilişkin açıklamalar yapılmıştı. Bende bunun üzerine böyle bir işbirliğinde Volkswagen’in hafif ticari araç modeli Caddy’i, FCA’nın hafif ticari araç üssü olan Tofaş’ın üretebileceğini yazmıştım. Çünkü Tofaş bugün Doblo ve bir küçüğü olan Fiorino üretimiyle çok markaya üretim yapan bir şirket konumunda. Düşünün Doblo’yu RAM markasıyla ABD’ye bile ihraç ediyorlar. Bu yüzden olası bir işbirliğinde Caddy’yi üretme şansları fazlaydı.

Ancak aradan geçen 10 ay sonunda bu konuda bir gelişme yaşanmadı, işbirliği olasılığı ortadan kalktı.

Geçen hafta ise VW’nin ticari araç konusunda bu kez yönünü Amerikan Ford’a çevirdiği haberleri geldi. Hatta otomotiv endüstrisinin iki devi rekabetçi ürünler geliştirmek ve üretim maliyetlerini azaltmak için birlikte çalışmak üzere ön mutabakat metnini imzaladıklarını duyurdu. Yani bu kez işbirliği resmiyet kazandı.

Sonuçta bu anlaşma da Türkiye’yi yakından ilgilendiriyor, çünkü nasıl Tofaş, Fiat’ın önemli ticari araç üssüyse, Ford Otosan’da Amerikan Ford’un Avrupa’daki ticari araç üretim merkezi konumunda. Yani bu durumda küçük Caddy’yi Koç Grubu’nun bünyesindeki Tofaş’ın değil de Ford Otosan’ın üretme ihtimali belirdi.

Ayrıca atılan imzalarla birlikte Ford’u ticari araç satışlarında Avrupa’da zirveye taşıyan Ford Otosan sadece Caddy modeliyle kalmaz VW’nin Transporter ve Crafter modellerini bile üretebilir. Çünkü Gölcük ve Yeniköy’de Ford Otosan aynı sınıfta yer alan Transit ailesini ve küçük ticari sınıfta Tourneo Courier modelini üretiyor.

Bu işbirliği haberinin ardından hemen konuyu Ford Otosan Genel Müdürü Haydar Yenigün’e sordum. Yenigün, VW modellerinin Türkiye’de üretimine ilişkin, “Görüşmeler daha çok yakın zamanda başladı. Önümüzdeki aylarda detaylar belli olur” demekle yetindi. Sonuç ne olur, Türkiye’ye rol verilir mi bilinmez, ama Ford’u Avrupa’da zirveye taşıyan Ford Otosan’a üretim verilirse, kazanan Volkswagen olacaktır.

12 YILDIR HEP GÜNDEMDE
Hazır konu Volkswagen’in Türkiye yatırımından açılmışken geçmişi de hatırlatmakta fayda var. Volkswagen’in Türkiye’de yatırım yapabileceğine ilişkin ilk gelişme 2006 yılında yaşanmıştı. Dönemin Volkswagen Binek Araçlar Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Michael Kern, İstanbul Autoshow ziyaretinde Türkiye’de VW markalı araç üretiminin görüşme aşamasında olduğunu belirterek, “Rusya ve Hindistan’da üretime başladık. Ülkenizde üretim konusu masamızda ancak henüz karar vermedik” açıklamasını yapmıştı. Bu açıklamanın ardından dönemin Doğuş Otomotiv CEO’su Aclan Acar da, söz konusu modelin ticari araç olduğunu belirterek, görüşmelerin sürdüğünü onaylamıştı. İşte 12 yıl önce gazete manşetlerine taşınan o olası model ise VW’nin hafif ticari modeli ‘Caddy’ idi. Daha sonra her ortamda buna ilişkin sorular çıkmış ama hiç bir zaman Volkswagen Türkiye’de yatırıma ikna olmamış ve gelmemişti.

Alman Volkswagen, hem hükümetin tüm çabalarına ve bastırmasına hem de ortağı Doğuş Grubu’nun yatırımda yer almak istemesine rağmen hiçbir zaman Türkiye’yi yatırım planına dahil etmedi. Geçen sürede zaten hem hükümetin hem de basının ilgisi azaldı ve konu gündemden çıktı, ta ki geçtiğimiz yıl ağustos ayında  Amerikan Wall Street Journal gazetesinde çıkan habere kadar.

 

ARTIK UÇMANIN ZAMANI GELDİ!
100 yılı aşkın süredir,  yani otomobillerin  hayatımıza girdiği ilk andan itibaren ‘uçan otomobiller’ gündemdekini yerini sürekli koruyor. Bazı hayalperestler çıkıyor fikirlerini söylüyorlar, bazıları denemeler yapıyor ama sonuç hep hüsran. Halbuki uzun yıllardır gökyüzünde uçaklar, helikopterler, roketler, uydular hatta insanlı kalıcı uzay istasyonları görüyoruz. Peki o zaman neden uçan otomobillere ilişkin bir kaç münferit çalışmanın dışında hiç bir somut gelişme olmuyor. Düşünün Gleen Curtiss’in 1917 yılında piyasaya sürdüğü Autoplane’ye rağmen 100 yıldır otomobiller resmen yerde kalmış durumda.

Peki neden havada bu kadar gelişme yaşanırken bu rüya hâlâ sinir bozucu bir şekilde ulaşılmaz halde, niye yapılmıyor. Sebepleri ayrı bir yazı konusu olabilir ama yaşanan gelişmeler sonrası ilk kez uçan otolar gerçekten hayal olmaktan çıkabilecek aşamaya gelmiş durumda.

Google bu konuda kafa yorarken, Uber, 2020 yılına kadar Los Angeles, Dallas ve Dubai’de uçan taksilerle uçmayı planladığını açıkladı ve özel bir hava trafik kontrol sistemi oluşturmak için NASA ile ortaklık kurdu. Volvo’nun sahibi Çinli Geely ilk pratik uçan otomobili geliştirdiğini iddia eden Terrafugia’yı satın aldı. Dünyanın en büyük havacılık şirketlerinden Airbus, ‘Drone’ mantığıyla kendi uçan taksilerini geliştirmeye başladı ve örneklerini sergiledi. Vahana adı verilen bu araçla gerçek testler yapan firma, son olarak Alman otomobil devlerinden Audi ile de işbirliği yaparak konsept hazırladı.

2018 Cenevre Otomobil Fuarı’nda Audi ve Airbus ortak projesinin ilk konsepti olarak sergilenen ItalDesign tasarımlı Pop.Up Next, sergi alanlarından açık havaya çıkıyor. Alman Ulaştırma Bakanlığı’ndan gerekli izinleri alan Audi, Airbus mühendislerini evine, Ingolstadt’a davet edecek. Almanya Ulaştırma Bakanı Andreas Scheuer, mobilitenin yeni bir boyutuna geçtiklerini belirterek, “Bu alanda uzun süredir araştırma ve geliştirme faaliyeti yürüten girişimler için büyük fırsatlar gelişiyor” ifadesiyle Almanya’nın yüksek teknolojili ulaşım çözümlerinde havacılık alanında da öncülük edeceğini vurguluyor. Bu örnekleri üst üste yazınca uçan otomobiller konusundaki gelişmeler bize yakın zamanda 100 yıllık rüyanın nihayet son bulacağını ortaya koymuyor mu? Aksi düşünülemez, geç bile kalındı.

 

SÜRÜCÜSÜZ OTOYA EN HAZIR ÜLKE HOLLANDA
HOLLANDALI danışmanlık şirketi KPMG, dünyanın sürücüsüz (otonom) araçlara ne kadar hazır olduğunu araştırmış ve sonuçları bize göndermiş. Aslında araştırma ocak sonu yayınlanmış ama gönderilmesi biraz uzun sürmüş gibi. Her neyse hazırlanan endekse göre politika ve mevzuat, altyapı, teknoloji ve inovasyon, tüketici kabulü kriterleri sonucu listenin zirvesinde Hollanda yer alıyor. Yani kendi ülkesini birinci sıraya oturtmuş. İkinci sırada Singapur ardından ABD ve İsveç yer alıyor. İngiltere’nin 5’inci, Almanya’nın 6’ncı sırada yer aldığı listenin ilk 10’un da Japonya’nın olmaması sürpriz ama Birleşik Arap Emirlikleri’nin 8’inci sırada yer alması ise daha büyük sürpriz. Türkiye’nin yer almadığı 20 ülkeyi kapsayan araştırmanın son üçünde Rusya, Meksika ve Hindistan bulunuyor. Türkiye’nin yol şartları Hindistan’dan iyi olduğu için bence listede yer almalıydı ama nedense kapsam dışı tutulmuş.

KPMG araştırmanın gerekçelerini de sıralamış ve kendi ülkesi Hollanda’yı birinci seçmesinin sebebini şöyle açıkmamış: “Hollanda’daki iyi yollar, yüksek sayıda araç şarj istasyonu ve yüksek kaliteli kablosuz ağ bağlantısı altyapı açısından ülkenin birinciliğe oturmasını sağlıyor. Hollanda’da otonom araçlarla ilgili yasal düzenlemeler konusunda devlet maksimum destek veriyor. Ülkede halen hayli yaygın olan elektrikli araç kullanımı, otonom sürüşe geçiş sürecine Hollanda halkını hazırlar nitelikte.”

Listede dikkat çeken diğer başlıklar ise şöyle:

- Birinciliği küçük bir farkla Hollanda’ya kaptıran Singapur ise yasal düzenlemeler ve tüketici kabulü başlıklarında açık ara önde. Singapur, 2017’de sürücüsüz araçların kamuya açık yollarda test edilmesini yasallaştırarak öncü oldu. Singapur’un yüksek kalitedeki yolları ve kablosuz bağlantı ağı avantajları. Ancak elektrikli araç şarj istasyonlarının azlığı bu ülkenin altyapı skorunu düşürüyor.

- Listede üçüncü sırada yer alan ABD ise otonom araç teknolojisi konusunda dünyada eşsiz bir konumda… Dünyadaki otonom araç araştırma-gelişmesi ve üretimi üzerinde çalışan merkezlerin 163’ü ABD’de. ABD’li sürücüler otonom araçlar için oldukça heyecanlı ancak uygulamanın nasıl olacağı konusundaki karışıklık nedeniyle endişe hakim.

- Listede sekizinci sırada yer alan Birleşik Arap Emirlikleri, 20 ülke arasında en iyi yol kalitesine sahip ülke. Bu özelliğiyle birçok Avrupa ülkesini geride bırakan Birleşik Arap Emirlikleri, teknoloji ve inovasyonda atak yaparsa üst sıralara yükselme kapasitesine sahip.

- Teknoloji devi Japonya ise ‘gelenekçi’ yapısı nedeniyle endekste ilk 10’a giremiyor. Yasal düzenlemeler konusunda hayli zor ilerleyen Japonya’da sürücüler de otonom araçlara geçme konusunda pek istekli değil. Teknoloji ve inovasyon konusunda birçok Avrupa ülkesinin gerisinde kalan Japonya altyapı konusunda ise endeksin zirvesindeki ülkelerle yarışıyor.

- Listenin sonunda Hindistan var. Yol kalitesinin ve altyapının yetersizliği, bu alanda teknoloji ve inovasyon yatırımlarının olmaması, sürücülerin isteksizliğine ek olarak otonom araçların trafiğe çıkma yasağı Hindistan’ı sıralamada 20’nciliğe itiyor.

Yazının devamı...

6.3 trilyon dolarlık ‘sürücüsüz’ gelecek

Ekonomist ve ulaşım uzmanları aslında otonom araçların sunacağı ucuz ulaşım, güvenlik, mobilite, verimlilik ve temiz havanın, oluşacak olumsuzluklardan daha fazla avantaj sağlayacağına inanıyor. Ben de bu görüşe katılıyorum.

Zaten geçtiğimiz hafta yayınlanan bir rapor da bunu ekonomik olarak net olarak ortaya koymuş durumda.

ŞİMDİDEN ÖNLEM ALIYOR

Yapılan hesaplamalara göre otonom araçların yaratacağı katma değer yani sağlayacağı faydanın 2050 yılına kadar 800 milyar doları bulması bekleniyor.

Trafik kazalarının ve trafik sıkışıklığının azalması, sürücülerin araç kullanmak yerine zamanlarını daha verimli kullanmasıyla otonom araçların kümülatif etkisinin ise 6.3 trilyon doları bulması bekleniyor.

Kuşkusuz sürücüsüz otomobillerin her konuda büyük katkı sağlayacağı bir gerçek ama şu an için yapılan hesaplamalar tabi ki biraz afaki. Çünkü bu tip araçların potansiyelini belirlemek için henüz erken olduğuna da inanılıyor.

Ama özellikle Amerika şimdiden istihdam konusundaki olası olumsuzluklara karşı gelecekte yeni beceriler gerektiren yeni iş kollarını geçiş için herkesin kendisini hazırlamasını öneriyor.

Rapora göre sürücüsüz otomobillerin 2030 yılına kadar istihdama etkisinin yüzde 0.06, orta vadede ise yüzde 0.13 oranında olması bekleniyor. Yani öyle büyük oranlar değil. Tabii buna karşı sağlayacağı faydaların ise bu etkinin çok üstünde olacağı da belirtiliyor.

Yani verimlilik ve yaşam kalitesindeki kazanımlar, toplumun yerinden edilmiş işçilerin yeniden eğitilmesini amaçlayan yardım programlarını karşılayabilecek kadar büyük olacağına inanılıyor.

ATM ÖRNEĞİ ÖNEMLİ

Aslında bu konuda önümüzde bizi aydınlatması için çok net bir örnek var. O da bankaların ATM’leri. 1986-96 yılları arasında sadece Amerika’da birkaç bin banka memurunun işini kaybetmesine yol açan otomatik para veznelerinin (ATM) yarattığı verimlilik, durumu kısa sürede tersine çevirdi. Çünkü bankalar ATM’ler sayesinde daha düşük maliyetlerle çalışmaya başlayınca şubeleşme atağına kalktı. Bu da oluşan iş kaybının kısa sürede katbekat fazlasıyla geri kazanılmasını sağladı.

Sonuç olarak evet gelecekte bazı iş kolları bazı meslekler sürücüsüz otomobillerle birlikte yok olabilir. Ama burada önemli olan bir devlet politikası olarak otonom araçların yaratacağı faydalardan doğru bir şekilde yararlanarak, gelecekte yok olacak bir sürü mesleğin yerine yenilerini eklemekten geçtiğine inanıyorum.

Yazının devamı...

Yerli otomobilde ‘Kök’lü değişim

Hatta 9 Ekim’le kıyaslanırsa hisse fiyatları yüzde 50’den fazla artış gösterdi. 9 Ekim’de hisse fiyatı 1.36 TL olan Karsan’ın 31 Ekim’de fiyatı bir anda 2.08 TL’ye yükselmişti. Aynı tarihlerde Vestel hisselerinde de artış vardı ama Karsan’daki hareketlilik dikkat çekiyordu.

Derken beklenen oldu ve 2 Kasım’da Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından açıklanan 5 babayiğitten birinin Kıraça Holding olduğu resmiyet kazandı. Çok markalı hafif ticari araç üretimi yapan Karsan’ın hakim ortağı olan Kıraça Holding A.Ş.’nin Yönetim Kurulu Başkanı İnan Kıraç, o gün Beştepe’de ‘Türkiye’nin Otomobili Projesi’nde potansiyel yatırımcı olarak yer alma niyetine istinaden ‘Ortak Girişim Grubu İşbirliği Protokolü’nü imzaladı. Küçük hissedarlar mutluydu, yatırım yaptıkları Karsan, devlet desteğiyle ‘Türkiye’nin Otomobili’ni üretecekti.

Buraya kadar her şey normal. Ama işin rengi 1 Haziran’da tamamen değişti. Çünkü 5 babayiğit ve TOBB tarafından kurulan ‘Türkiye’nin Otomobili Girişim Grubu Sanayi ve Ticaret A.Ş.’ şirketinin yüzde 19 ortağı Kıraça Holding değil, tamamı İnan Kıraç’a ait olan ve 14 Mayıs’ta kurulan Kök Ulaşım Taşımacılık A.Ş. olarak açıklandı. Yani Karsan direkt olarak ‘Türkiye’nin Otomobili’ni üretecek şirket içinde yer almıyordu. İnan Kıraç’tan dolayı dolaylı olarak girer mi bilinmez ama yaşanan bu değişim Karsan’ın küçük hissedarını rahatsız etmişti.

700 MİLYON TL DÜŞTÜ

Çünkü Karsan’ın hisse fiyatı hem yerli otomobili yapacak olması hem de Amerika’daki Posta aracı ihalesinde finale kalmasıyla 2.51 TL’ye çıkmış, piyasa değeri 1.5 milyar TL’yi aşmıştı. Bugün gelinen noktada ise hisse değeri 9 Ekim’e seviyesine geri dönüp 1.38 TL’ye gerilerken, şirketin piyasa değeri ise 828 milyon TL’ye indi. Yani yerli otomobilin zararı Karsan’a yaklaşık 700 milyon TL’ye mal olmuştu.

Bu noktada bazı küçük hissedarlar Karsan’ın cevaplaması için aşağıdaki soruları gönderdiler;

“Değerli Karsan Yatırımcı İlişkileri Yöneticisi,

- Türkiye’nin otomobili girişim gurubuna seçilen 5 babayiğitten biri olan Kıraça Holding şirketleşme sürecine neden tecrübesi ve bilgi birikimiyle Karsan markasıyla girmedi?

- Kök Grubu adında neden yeni bir şirket kuruldu?

- Karsan’ın Kök Grubu’na ve yerli oto girişimine teknoloji, bilgi, insan kaynağı anlamında hiç mi katkısı olmayacak? Olacaksa neden payı yok?

- New York taksi ihalesini, Avrupa’da onlarca ihaleyi, en son Amerika posta araçlarının ihalesini kovalayan (demek ki yeterliliği olan) Karsan neden kendi ülkesinin otomobilini yapmaktan kaçıyor? Üstelik 5 babayiğitten biri olarak seçilmesine rağmen...”

Küçük hissedarlara sordukları bu sorular sonrasında Karsan’dan ise şu cevap gönderildi:

“Yeni kurulan, Türkiye’nin Otomobili Girişim Grubu Sanayi ve Ticaret A.Ş, teknoloji, bilgi, insan kaynağı veya başka konuda Karsan’ın katkısını talep eder ise Karsan ekonomik gerçekler bağlamında bu talepleri değerlendirecektir. Bununla birlikte, Karsan kendi markası ile araç üretmekte olup, yurt içinde ve yurtdışında satmaktadır. Proje kapsamında, Karsan Otomotiv’i ilgilendiren bir gelişme olması halinde SPK düzenlemeleri gereğince kamuya açıklama yapılacağı tabiidir.”

Yani Karsan, yerli otomobil projesinin içinde olmadıklarını ama istenirse ve parası ödenirse destek olacaklarını resmi olarak açıklamış.

KIRAÇ İLE NAHUM ORTAKLIĞI

Bu aşamada İnan Kıraç’ın neden 7 ay sonra büyük hissedarı olduğu Karsan yerine yerli otomobil projesine tamamı kendine ait olan Kök ile girdiği merak ediliyor. Şirkete yakın kaynaklar bunun sebebinin İnan Kıraç ve Jan Nahum’un uzun süredir arasının açık olmasına bağlıyor. Bu duruma ilişkin soruma CNN Türk’te katıldığımız bir programda Jan Nahum cevap vermek istememişti.

Nahum’u belki tanımayanlar olabilir, kendisi İnan Kıraç’ın kayınpederi de olan Koç Holding’in kurucusu Vehbi Koç’un ortağı ve yakın çalışma arkadaşı Bernar Nahum’un 2 oğlundan biri. Jan Nahum uzun yıllar Koç Holding’de görev yaptıktan sonra son olarak Tofaş’ın CEO’luk görevini üstlenmişti. Jan Nahum ve kardeşi Claud Nahum bugün Kıraça Holding bünyesindeki Karsan’ın yüzde 25 hissesine, tasarım şirketi Hexagon’un ise yüzde 70 hissesine sahip.

İnan Kıraç’ın yerli otomobil projesine Karsan’la girmesi halinde hissedar olan Nahum kardeşlerin de direkt olarak buna dahil olacağından dolayı tercih etmediği, bu nedenle tamamı kendine ait olan bir şirketle yer aldığı iddia ediliyor. İnan Kıraç’ın Mustafa Koç’un vefatının ardından Koç Holding Yönetim Kurulu’na giren kızı İpek Kıraç’ın da bu kararda etkili olduğu söyleniyor. Gelişmelerle ilgili İpek Kıraç’a mesaj atarak konuşmak istediğimi söyleyip, durumu anlattım ama ne yazık ki bir dönüş alamadım.

Sonuç olarak Karsan ve bünyesindeki tasarım şirketi Hexagon bugün yerli otomobil geliştirmek için önemli bir birikime sahip. New York taksi ihalesinde finale kalan, Amerikan Posta Servisi’nin ihalesinde finalist olan ve kazanma şansı bulunan Karsan’ın yerli otomobili geliştirecek potansiyeli varken, bundan vazgeçilmesinin nedeni merak ediliyor. Sonuçta 10 yılı aşkın bir süredir Karsan ve Hexagon araç geliştirmek için büyük yatırımlar yapıyor. Bakalım iddialar mı doğru yoksa İnan beyin kafasında başka düşünceler mi var? Aksi takdirde olan küçük hissedarlara olacak gibi...

SAYIN ÖZLÜ BUGÜNKÜ EMSALLER BİZE UYMAZ

GEÇEN hafta Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü, orta üst sınıfta yer alması planlanan elektrikli yerli otomobilin emsallerinden en az yüzde 5 daha ucuz olmasını hedeflediklerini açıkladı. Bence çok erken yapılmış bir açıklamaydı. Bu tip açıklamaları bence artık model geliştirilmeye başlandıktan sonra, yerli otomobilin CEO’su olarak seçilen Gürcan Karakaş yapmalı. Çünkü şu an için ortada ne bir maliyet hesaplaması, ne bir pazar araştırması, ne de teknoloji gelişimi söz konusu. En azından bizim bildiğimiz yok. Evet son 7-8 aydır kapalı kapılar ardında birileri yerli otomobil konusunda çalışıyor ama daha neyin nasıl olacağı henüz belli değil. Gürcan Karakaş’a geçen hafta 10 soru sormuş, çok nazik bir şekilde cevaplarını henüz Bosch’taki görevi devam ettiği için 1 Eylül’den sonra cevaplayacağını açıklamıştı.

Peki bakanın açıklamasından yola çıkarak bugünkü şartlarda yerli otomobil piyasaya çıkmış olsa, size fiyatının hangi aralıkta olacağını hemen söyleyebilirim. Bugün Türkiye’de iki tane elektrikli otomobil satılıyor. Biri Renault’un menzili 400 kilometreye ulaşabilen küçük Zoe modeli. Diğeri ise BMW’nin menzili 300 kilometreye kadar ulaşabilen i3 modeli. B sınıfında yani Renault Clio sınıfında yer alan Zoe’nin Türkiye’de fiyatı 130 bin TL’den başlıyor. Bu araç yüzde 3 ÖTV dilimine girdiği için daha uygun fiyatta. BMW’nin i3 modeli ise kilowatt değeri yüzünden yüzde 15’lik ÖTV diliminde. Bu da fiyatının 264 bin TL’den başlamasını sağlıyor.

Bu iki model haricinde bir de ağustos ayında Türkiye’de yola çıkacak Jaguar I-Pace var. 480 km menzile sahip bu araçta yüzde 15’lik ÖTV dilimine giriyor ve fiyatı 462 bin TL’den başlayacak. Ayrıca ABD’de fiyatı 35 bin dolardan başlayan Tesla Model 3’ün yıl sonunda Türkiye’ye gelme ihtimali var. Yüzde 15 ÖTV ve yüzde 18 KDV eklendiğinde Türkiye fiyatının 216 bin TL’den başlayacağı anlaşılıyor. Yani demem o ki, yerli otomobil eğer bakanın dediği gibi orta üst sınıfta olacaksa, küçük sınıftaki Zoe’yi elememiz gerekiyor. O zaman rakip olarak karşısında BMW i3, Jaguar I-Pace ve gelirse Tesla Model 3 olacak. Kuşkusuz yerli otomobilin piyasaya sürüleceği 2021 yılına kadar bir çok yeni model devreye girip, pil maliyetleri düşeceği için fiyatlar daha da ucuzlayabilir. Ama bugünkü şartlarda bakanın söylediğinden yola çıkarsak, yerli otomobilin fiyatının 200 bin TL civarında olacağı ortaya çıkıyor.

Tabii Gürcan Karakaş göreve geldikten sonra tüm bu hesaplamalara bakıp, gerekli açıklamayı yapacaktır. Ama benim şahsi görüşüm yerli otomobilin sadece Türkiye’de değil dünyada başarılı olması için 2 kriter var. Biri menzili diğeri ise fiyatı. Eğer yerli otomobil 100 bin TL civarında olur ve 500 km ve üstünde menzil sunarsa işte o zaman, ‘Bu otomobili kime satacağız’ sorusuna gerek kalmaz. Devlet destekli böyle bir otomobili doğru pazarlama stratejisiyle almayacak ülke kalmaz.

 

UBER YASAĞI DÖNÜŞÜM SEKTÖRÜNÜ DE VURDU

GEÇTİĞİMİZ günlerde Resmi Gazete’den yayınlanan güncel yasalar, yani cezalar sonrasında Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan açıklamalar gelmiş ve “Uber, muber diye bir şey çıkmış. O iş artık bitti!” şeklinde konuşmuştu. O günden sonra İstanbul’da Uber araçlarının faaliyetlerini durdurması için ceza üstüne ceza kesildi. Kuşkusuz bu noktada tarafımı belli etmeyeceğim ama Türk halkının ulaşımda mevcut durumdan daha iyisini hak ettiğini söylemem gerek. Gözümle gördüğüm için söylüyorum, Uber’in durumu tartışılabilir ama bu durum sokak ortasında taksicilerin eşkıya gibi saldırmasına gerekçe olamaz.

Son 1-2 yıldır hayatımıza dahil olan Uber’in Türkiye’de kullandığı araçlar D2 belgesine uygun genelde lüks hafif ticari (Mercedes Vito) modellerden oluşuyor. İşte bu tip araçları son yıllarda iş insanları, sanatçılar ve siyasiler de yoğun bir şekilde tercih ettiği için Uber krizinden onlar da nasibini almış durumda.

Yani bir çok iş insanı ve sanatçının Uber zannedildiği için araçları taksiciler ve polisler tarafından durdurulurken, ciddi sıkıntı yaşadıklarını duyuyorum.

İşte bu durum son dönemde Türkiye’de hızla büyüyün VIP araç dönüşümü sektörüne de zarar vermeye başlamış. Uber korkusundan artık bu tip makam araçları tercih edilmemeye başlamış.VIP dönüşüm konusunda Türkiye’yi dünyada temsil eden şirketlerden biri olan DizaynVip şirketinin patronun Erbakan Malkoç, bugün Türkiye’de yılda 1500 adet aracın dönüştürüldüğünü belirterek, “Türkiye, globalde sektörünün lider konumuna gelmişken iç pazarda Uber’in yasaklanmasıyla birlikte tüm VIP araçların polis tarafından kontrol edilmesi de tamamen lüks pazara hitap eden araç dönüşüm sektörünü zora soktu. Müşterilerimiz arasında Türkiye’nin en önemli iş insanları, sanatçıları, siyasetçileri bulunuyor. Ama yaşanan kriz iç pazarda en az yüzde 10 küçülmemize neden olacak ve bizi ihracata sevk edecek” yorumunu yapıyor.

Bugün Cenevre otomobil fuarında Türkiye’yi temsil eden sadece DizaynVip ve Okçu gibi araç dönüşüm şirketlerinin olduğu düşünülürse küresel anlamda büyüyeceğimiz ve yılda 10 bin araç dönüştüre-bileceğimiz bir sektörün iç pazarda da güçlü olması gerekir. Bu yüzden Uber’e kızıp kendi şirketlerimize zarar vermemiz lazım.

 

Yazının devamı...

Yerli otonun CEO’suna tam 10 sorum var!

İkinci adım diyorum çünkü biliyorsunuz ilk adım 2011 yılı başında yine Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın TÜSİAD toplantısında gündeme getirdiği ancak 6 yıl içinde istenen sonucun alınamadığı bir girişimdi. Hatırlarsınız İsveç’ten prototipler getirilmiş ve TÜBİTAK tarafından üzerinde geliştirilmeye çalışılmıştı. Ancak beklenen ilerleme kaydedilemeyince Erdoğan, 24 Mayıs 2017 tarihli Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Genel Kurulu’nda projeyi yapacak babayiğitleri bulma görevini Başkan Rifat Hisarcıklıoğlu’na vermişti. Kasım başında da Beştepe’de hepinizin bildiği gibi Erdoğan tarafından Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ve TOBB koordinasyonunda projeyi gerçekleştirecek ‘Ortak Girişim Grubu’ yani 5 babayiğit açıklandı.

7 AYDA CEO ATANDI
Babayiğitler 7 ay önce belli oldu olmasına ama yerli bir marka yaratma hedefi ile çıkılan yolculukta, şirket kurma ve CEO atanması ancak 31 Mayıs’ta tamamlandı. Şirketin başına Alman Bosch’tan CEO olarak atanan Gürcan Karakaş’ın ise görevine 1 Eylül 2018 tarihi itibarıyla başlayacağı açıklandı. Yani yine bir bekleme süresine girmiş durumdayız.

Evet Türkiye bu kez gerçekten yerli otomobil konusunda ciddi adımlar atıyor. Aracın elektrikli olmasını da başlı başına geleceği yakalamak adına önemli görüyorum. Ama sanki işleyiş biraz yavaş ilerliyor gibi... 5 babayiğit arasında gizlilik anlaşması yapıldığı için neler olduğuna ilişkin kimseden de bir bilgi alamıyoruz. Ama görünen o ki, babayiğitlerin açıklanması ile Karakaş’ın 1 Eylül’de görevine başlaması arasındaki süre 10 ayı geçecek.

İŞTE O SORULAR
Şimdi bu noktada Sayın Gürcan Karakaş’a da sorduğum ama henüz resmi olarak göreve başlamadığı için kısmi cevaplar aldığım kafamdaki soruları sıralamak istiyorum;

1- Yerli otomobil projesinin şirketleşmesi ve CEO atanması 7 ay sürdü. CEO kuşkusuz önemli ama daha da önemlisi atayacağınız ekip. Yani Ar-Ge, pazarlama ve üretim alanlarına uygun kişiler ne zaman atanacak?

2- Türkiye’de özellikle elektrikli otomobil konusunda deneyimli pek kimse yok, yani yetişmiş insan çok az. Bu yüzden kadronun önemli bir bölümü sizin gibi yurt dışından mı transfer edilecek?

3- CEO’nun 7 ayda bulunduğu düşünülürse, işi yapacak uzman kadroyu ne kadar sürede tamamlamayı düşünüyorsunuz?

4- Bu dar sürede prototipleri 2019 sonuna, seri üretimi ise 2021 yılına yetiştirebilecek misiniz?

5- Proje konusunda şimdiden ek süre almayı düşünüyor musunuz?

6- Uzun yıllar otomobil üretiminde değil dünyanın en büyük tedarik şirketlerinden birinde çalıştınız. Yani bu güne kadar komple otomobil üretiminde rol almadınız. Bunu bir dezavantaj olarak görüyor musunuz?

7- Bosch firması dizel motor konusunda uzman ve halen de bu konuda yeni çalışmalar yapıyor. Ama yerli otomobilin elektrikli olacağı açıklandı. Siz dizel tecrübenizi de kullanıp, yerli otomobile dizel motor koymayı da uygun görüyor musunuz, yoksa sadece elektrikli mi olacak?

8- Projede modeller, teknoloji ve ürün spesifikasyonları hakkında kafanızda bir düşünce var mı?

9- Bugün EV (elektrikli araç) alanında dünyada 3 kaynak var. Birincisi Amerika (Tesla) ikincisi Çin, üçüncüsü de Avrupalı OEM’ler (tedarikçiler). Sizce bunlardan destek almadan bu proje gerçekleşir mi?

10- Elon Musk’un Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmesi projenin desteği nereden alacağına ilişkin bir sinyal mi?

Bu vesileyle Gürcan Karakaş’a yeni görevinde başarılar diliyorum, umarım Türkiye’nin hayalini gerçekleştirir ve dünyada başarılı olur.

‘EVET, İŞİN KİLİT NOKTASI UZMAN EKİP’
GÜRCAN Karakaş, sorularıma detaylı cevapları resmen göreve başlayınca verebileceğini belirterek şunları söyledi: “31 Ağustos’a kadar Bosch’taki görevimin başındayım. Evet haklısınız, bu işin kilit noktalarından biri nitelikli uzman ve tecrübeli kişilerin projeye kazandırılarak ekibin kurulması. Uzman ekip konusunda babayiğitler hemfikir ve bu konu mevcut yol haritasının bir parçası. Ayrıca şu ana kadar kilit profilleri proje gurubu belirledi ve tarama aşamasına geçiyorlar. Bosch Grubu sadece bir tedarik şirketi değil, teknoloji geliştiren ve sektörde trendleri belirleyen bir gücü var. Ayrıca elektrikli otomobillerin güç ve batarya yönetimi sistemleri konusunda teknoloji lideri durumunda. Bahsettiğiniz 3 kaynağa mühendislik hizmeti veriyor. Bana gelince 28 yıllık tecrübemin 11 yılını içten yanmalı araçlarla geçirdim. Son 7 yıldır ise Bosch’un merkezinde elektrikli sürüş teknolojileri gelişiminde görev yapıyorum. Yani her iki tarafı da tanıyor olmam kanımca  projemiz için zenginliktir.”

 

 

YALÇIN BAYER HERKESİ ATLATTI
HÜRRİYET yazarı Yalçın Bayer, yerli otomobilin CEO’sunu ilk yazarak herkesi atlatan gazeteci oldu. Bayer, 9 Nisan’da “İktidarın beş ortaklı yerli otomobilin CEO’luğuna Gürcan Karakaş’ın getirileceği konuşuluyor.  Karakaş 2017’de Bosch’un Automotive Aftermarket’in Almanya merkezinde kıdemli başkan yardımcılığı görevini üstlenmişti. Almanya’da okudu ODTÜ Makinayı bitirdi. Hayırlı olsun.” diye bir tweet atmıştı. Bayer’in asistanı bu paylaşımı benimle de paylaştı. Ama doğrulatamadığım, daha doğrusu o tarihte henüz kesin olmadığı için gazeteye yazmadım. Başka gazeteler Bayer’den görüp ertesi gün haberleştirdiler. Ama sonuç olarak herkesi atlatan Yalçın Bayer oldu. Karakaş, benim sorularıma cevap vermedi ama belki Bayer’e ilk röportajı verir.

 

KONA, PORTEKİZ VE BREZİLYA’DA ‘KAUAİ’ OLDU
GEÇTİĞİMİZ günlerde bir okuyucum Hyundai’nin tüm dünyada satışa sunduğu kompakt SUV modeli ‘Kona’yla ilgili çok ilginç bir mesaj göndermiş. Bir ara Türkiye’de de üretilmesi gündeme gelen ‘Kona’nın tüm dünyada telaffuzu aynı okunduğu gibi. Hyundai’nin Hawaii’nin ünlü bölgesinden esinlenerek koyduğu ‘Kona’ bir tek Portekizce’de çok farklı bir anlama geliyormuş. Yani ‘Cona’ diye yazılıp ‘Kona’ diye okunan,  kadın cinsel organı için kullanılan argo bir kelimeymiş. Sonuçta Portekizcenin, Afrika ve bazı eski koloniler yanında, Brezilya’da da resmi dil olduğunu hesaba katarsak, bu kelimenin yarattığı komik durumu siz de takdir edersiniz. Bu durumu Hyundai yetkililerine sorunca ‘Kona’yı bu yüzden Portekiz ve diğer aynı dilin kullanıldığı ülkelere ‘Kauai’ (Hawaii’de bir ada)  ismiyle sattıklarını öğrendim.

Eskiden Toyota’nın MR2 isimli modelinde de benzer bir problem vardı. Fransa’da MR2 diye satamıyorlardı çünkü okunuşu ‘Merdö’ gibi oluyordu.  ‘Merde’ de Fransızcada ‘insan dışkısı’ anlamına gelen argo bir kelimeydi.  Bunun gibi aslında bir çok örnek var.

 

HERKES HURDA TEŞVİKİNİ BEKLİYOR
27 Mart 2018’de kanunlaşan ‘torba yasa’ içinde yer alan “hurda teşviki” 19 Mayıs’ta Bakanlar Kurulu kararıyla Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Ancak 16 gün önce yürürlüğe girmesine rağmen ‘uygulama yönetmeliği’ çıkmadığı için teşvik hâlâ devrede değil, yani henüz kimse yararlanamıyor.  Otomotiv sektörü tüm hazırlıklarını yapmasına rağmen uygulamanın belli olmamasından dolayı beklemeye devam ederken, bu haktan yararlanmak isteyen tüketiciler ise gittikleri bayilerden eli boş dönüyor. Geçen hafta hem hurriyet.com.tr’de hem de sosyal medyada yazdım ama henüz uygulama tarihine ilişkin resmi bir açıklama ne bana ne otomotiv sektörüne yapılmadı. Bu konuda okuyucular sürekli mesaj atıyorlar. Umarım uygulama bu hafta içinde çıkar.

Ama artan kurları ve yükselen hurda fiyatları görünce bu teşvikin pek de sektörün ve tüketicilerin beklentisini karşılamayacağını söyleyebilirim.

Yazının devamı...

Fiat’ı dünyada ancak Bursalı SUV kurtarır

Bu toplantıda herkesin en merak ettiği Fiat markasına ilişkin gelişmeler. Çünkü Fiat bugün en önemli iki pazarı olan Avrupa ve Brezilya’da ciddi kan kaybederken, Amerika’da ise neredeyse yok olmuş durumda. Uzmanlar Fiat’ın özellikle Avrupa’da model sayısında çok geride kaldığını, 2014-2018 iş planlarındaki 8 yeni modelden sadece 5’ini piyasaya sunduklarını söylüyor. Punto’nun ancak temmuz ayında satışa sunulacağı, yeni Panda’nın ise 2020 yılına ertelendiği biliniyor.

Küresel otomotiv araştırma şirketi JATO Dynamics’in analisti Felipe Munoz’a göre ise asıl sorun Fiat’ın çok az SUV modelinin olması. Bugün dünyada SUV satışları yüzde 37’lik paya yükselirken, özellikle Avrupa’da Fiat’ın bir çok rakibi SUV sınıfında en az 3 modele sahip. Fiat’ın ise bu sınıfta tek aracı 500X.  2017 yılında Avrupa’da pazar payı yüzde 5’e düşen Fiat, bu açıdan lüks markalar Mercedes (yüzde 5.7), BMW (yüzde 5.3) ve Audi’nin (5.3) bile gerisinde kalmış durumda. Fiat’ın kendi evi olan İtalya’da bile satışları bu yılın ilk 4 ayında yüzde 15 düşmüş. Bu noktada tüm gözler, Cenevre fuarında “Fiat’ı öldürmüyorum” diyen CEO Sergio Marchionne’ye çevrilmiş durumda.

Bugün Avrupa’da sadece Tofaş tarafından Bursa’da üretilen Egea (Tipo) Ailesiyle orta sınıfta başarı elde eden Fiat’ın, pazarda yeniden güçlenmesi için benzer stratejiyle yeni SUV modelleri üretmesi gerekiyor. Bunun için de özellikle 500X’in altında konumlanacak yeni SUV aracı için tek adres Bursa yani Tofaş gösteriliyor. Bir başka değişle küresel otomobil pazarında ibre SUV modellere kayarken, Fiat’ın Avrupa’da kurtuluşu da Bursa’da Tofaş tarafından üretilecek bir SUV modelinden geçiyor. 1 Haziran’a az kaldı, bekleyip göreceğiz. Geçmişte Doblo’nun 2 yıl önce de Egea’nın elde ettiği başarı dikkate alınıp, Fiat yeni SUV modelini Bursa’da üretecek mi, hep birlikte öğreneceğiz.

RAKİPLERE 3-4 YIL FARK ATTI
TÜRKİYE’de BMW, Land Rover, MINI ve Jaguar’ın temsilcisi de olan Borusan Otomotiv’in CEO’su Hakan Tiftik ile geçtiğimiz hafta Portekiz’de yan sayfada da göreceğiniz üzere elektrikli I-Pace modelini test ettik. Yol boyunca konuştuğumuz Tiftik, Borusan’ın Türkiye’de gerçek anlamda elektrikli otomobil atağına kalkan ilk grup olduğunu hatırlatarak, “Biz zaten 2 yıldır BMW i3 satışı yapıyoruz. Kısa bir süre önce 280 kilometre menzile ulaşan yeni i3’ü de satışa sunduk. Ağustosta Jaguar I-Pace’i müşterilere teslim etmeye başlıyoruz. Önümüzdeki yıl önce elektrikli MINI’yi satışa sunacağız ardından elektrikli BMW X3 gelecek. iX3 gerçekten çok başarılı bir model olmuş. Yıl sonuna doğru da yine yüksek menzile sahip yeni nesil BMW i4’ü getireceğiz. Rakiplerimize en az 3-4 yıl fark atmış oluyoruz. Bu yıl sonunda I-Pace ve BMW i3 ile 300 adedin üzerinde elektrikli otomobil satacağız. 2023 yılına kadar satışlarımızın yüzde 50’sinin elektrikli olmasını öngörüyoruz” yorumunu yaptı.

1 Temmuz’da CEO olarak 1’inci yılını tamamayacak Tiftik, bu yılın ilk 4 ayı sonunda BMW, MINI, Jaguar ve Land Rover satışlarının yüzde 20’nin üzerinde arttığını belirterek, “En önemlisi bu artışı sağlarken kârlılığımızı da önemli ölçüde artırdık. Bizim için önemli olan kârlı bir şekilde büyümemizi sürdürmek. Önce kârlı büyümek sonra lüks sınıfta liderlik hedefliyoruz. Yani önceliğimiz liderlik değil” açıklamasını yaptı. Başka bir sektörden gelen Hakan Tiftik liderliğinde Borusan Otomotiv’in bu yıl sonundaki performansını merakla bekliyorum.

 

ARABİSTAN UÇAĞINI İSTANBUL’A ÇEVİRDİ
9 ay önce Citroen’in Türkiye Genel Müdürü olan Emre Doğueri ile geçtiğimiz hafta C5 Aircross modelinin tanıtımı sırasında Paris’te bir araya geldik. Galatasaray Lisesi ve ardından Galatasaray Üniversitesi’nde mezun olan Doğueri, 1998 yılında iş hayatına Peugeot’ya ticari araç üreten Karsan’da adım atmış. Daha sonra Peugeot Türkiye’de çeşitli görevlerde çalışan Doğueri, 2002 yılında Paris’e gönderilerek uzun bir dönem merkezde görev almış. Arada 3 yıl Cezayir’e giderek PSA Grubu’nun o bölgedeki Ticari Direktörü de olan Doğueri, 2016 yılı Eylül ayında ise PSA Grubu’ndan ayrılarak Suudi Arabistan’dan gelen teklifi kabul edip, petrol ve enerji şirketi Petromin’in genel müdürü olmuş. İşte tam bu şirkette 1 yılını doldurmak üzereyken, Bayraktar Holding’den Citroen Genel Müdürlüğü teklifi gelmiş ve hemen kabul etmiş. Doğueri o dönemi şöyle anlatıyor; “Tam Suudi Arabistan’da düzeni kurup, Paris’teki eşimi ve iki oğlumu uçağa bindirip getirmek üzereydim, bu teklif gelince, uçağı İstanbul’a çevirdik. Hem benim hem ailem için iyi bir tercih yaptığıma inanıyorum.”

Yazının devamı...