GÜNDEM
SPORARENA
YAZARLAR
EKONOMİ

Kebabına bak, böreğini al

 

 
Fotoğraf: Ali GÜLERYÜZ

 

 

“Adana Börekleri”

 

Nasıl oldu, hangi ara olduysa Adana börekleri patladı!!! Adanalılar zaten bu lezzeti biliyordu, şehir dışına ün salmasını sosyal medya gücüne borçlu… Yılların lezzeti aynı kalırken sadece ünü değişti…

Bazı börekçiler sabahın 4’nde tepsilerini tablalara koydu 7’de bitti… Öyle böyle değil, 7’den 70’e herkes bu böreklere bayılıyor desek yalan olmaz…

Düşünsenize sabahın 7’sinde bu börekleri yedikten sonra güne nasıl başlanır! Adanalıların neşesi sadece kebaptan, şalgamdan, havasından suyundan, portakal çiçekleri kokusundan değil böyle daha çok sıralanacak eşsiz lezzetlerden de geliyor…

Hatta 5-8 Nisan’da yapılacak olan “Nisan’da Adana’da Karnavalı” için Adana’ya gelecekler bu börekçilerde şimdiden rezervasyonlarını yaptırmış bile… Yani anlayacağınız Adana sadece Kebap-Şalgamdan ibaret bir şehir değil… Şehri sallasanız daha ne lezzetler çıkar kim bilir… Amaaaa biz şimdilik böreklerle devam edelim. : )

Güneşi her daim tepede olan bu şehrin insanları hem yemeyi seven hem esprili hem de çokkkk eğlenceli insanlardır…

 

/////////

 

Damak tadına oldukça önem veren bu insanlar, şehrin en ücra köşelerinde bile olsa bir lezzet varsa onu bulup keşfederler. Keşfetmekle de kalmaz, önceleri kulaktan kulağa, şimdilerde sosyal medyanın gücünü kullanarak başkalarının da keşfedip denemesini sağlarlar. Su böreğinin de Torosları aşıp başta İstanbul olmak üzere Türkiye’ye yayılmasının sebebi de bu olsa gerek. Yapılan böreğin lezzetini düşünecek olursak, bu kadar ünlenmesinin kaçınılmaz olduğunu anlıyorsunuz. Pişerken çevreye yayılan baş döndürücü kokusu, ağızda dağılan kıtır kıtır hamuru, lezzetine lezzet katan özel tereyağı ve bol bol koyulan peyniri sünerken sadece damağa değil, göze de hitap ediyor. Eriyen peynirin damağınıza yapışıp yakmasını istemiyorsanız dikkatli ve biraz da sabırlı olmanız gerekir. Tereyağına ve birkaç çeşit peynire rağmen yedikten sonra oldukça hafif hissedeceğinizden emin olabilirsiniz.

 

/////////

 

 

Yazının devamında yazacağım börekçiler öyle ultra lüks mekânlar aslaaa değil… Hepsi salaş… Bir tanesi var diğerlerinden farklı “Bi Tepsi Börek” sahibinin uluslararası şirkette çalışmış olmasının gerektirdiği izleri mi taşıyor bilmem ama markalaşma yolunda iddialı bir börekçi. Hem dükkânın dizaynı hem markanın logosu… İkinci olarak YF Börekçilik de Bi Tepsi’nin arkasından geliyor logo ve dükkan dizaynında, yakın bir tarihte de İstanbul’a YF markasıyla giriyor… Levent Börek en eskilerden, ilk açıldığı yerden devam ediyor ama İstanbul’a kadar uzanıyor… İzol Börek de en eski börekçilerden, Adana’nın eski çarşısı tarafında… Onlar da İstanbul’a kadar uzananlardan… Bunların hepsi su böreği. Bir de Adana’nın meşhur “Sular Börekçisi” var ki yolunuzun üzerinde değilse bile yolunuzu denk düşürmeniz gereken bir lezzet.. Kol Böreği yapıyorlar… Yani deyim yerindeyse bu şehir hem gözünüzü hem karnınızı doyurur. Her insanı sıcacık karşılar, bağrına basar.. Bu kadar böreğin üzerinde de hazır bahar esintisi gelmişken “Bicibici” iyi gider… Şimdi buyurun hepsinin ağzından “En iyi börek nasıl yapılır? Börekte kaç peynir olur? Nasıl ünlü oldular” bunlardan devam edelim…

 

​​​​​***

 

“Levent Börek” Yüreğir Karşıyaka Sanayi Sitesi’nde… Köşe başındaki küçücük bir dükkânın içinde çaylar pişerken hemen dükkânın önündeki tablada börekler yenilmeyi bekliyor. Masa yok, küçük küçük taburelerde oturup bol peynirli börekleri mideye indireceksiniz… Levent Tamtürk, 1968 yılından beri bu işin içinde. Mesleği babasından devralmış… Babası bu işe unlu mamulleri olarak başlıyor, kendisi Su Böreği olarak tek üründe yola devam ediyor. Sebebini sorduğumda “Su böreğini bir kere kendim çok seviyordum” diyor…

 

Su böreği zamanla değişime uğradı mı?

Eskiden daha kalın ve tek tip peynirle bol yağlı yapılırdı şimdi öyle değil?

Peki böreği lezzetli kılan nedir?

Peyniri, hamuru ve yağı. Biz üç çeşit peynir kullanıyoruz. Bazı bölgelerden özel yaptırıyoruz. Baklava, künefe, su böreği lezzetlerini formüllerini birleştirirseniz lezzet ortaya çıkar.

 

Günde kaç tepsi börek yapıyorsunuz?

Her gün değişiyor. Hafta sonları değişiyor… Ortalama 30 tepsi ama…

 

Peki ne oldu da Adana böreği patladı?

Sosyal medya! Yiyenler bunu paylaştıkça bilinirlik arttı.

Kaç şubeniz var?

Adana, İstanbul’da, Bayrampaşa’da, Kadıköy’de, Maltepe, Maslak, Denizli’de 30 Mart’ta açıyoruz. İzmir’de Antalya’da var.

 

Hepsi tablacı şeklinde mi?

Hayır,İstanbul’dakiler lüks mekanlar

 

Şubeleşmeye nasıl karar verdiniz?

Kars’ta birine göndermiştim. Adam buzluğa atmış, 3 ay sonra çıkarıp pişirmiş, bana da video attı. Korkuyordum bozulur diye baktım hiçbir şey olmamış oradan cesaret aldım. Biz burada yapıyoruz, şehir dışına da soğuk hava araçlarıyla gönderiyoruz.

 

Kaç çeşit üretiyorsunuz?

Kıymalı ve peynirli. Kıymalı böreği turunçla yenilmesini öneriyoruz.

 

​​​​​***

Levent Börek’ten ayrıldıktan sonra yine ün salmış İzol Börek’e doğru yol aldık. Mehmet İzol ve Orhan İzol kardeşlerle onların böreklerinin ününü konuştuk… Mehmet İzol işin işletme kısmında, Orhan İzol ise üretim konusundan sorumlu. Aslen Urfa ve Diyarbakır kökenliler. İstanbul’da da şube açtılar. Bu kez onlara soruyoruz lezzetli böreğin sırrını… İzol kardeşler de peynire, hamuruna ve tereyağında işin sırrı diyor… Haklı olarak görüştüğümüz börekçiler reçetelerini açıkça vermiyor ama peynirleri nerelerden aldıklarını açıklıyorlar…

 

Adana börekleri sizce ne oldu da patladı?

Bizim börekler İstanbul’a açılmamızla ses getirdi.

İstanbul neden?

Tamamen müşterilerin talebiyle orada açtık.

 

İstanbul’da nerelerde şubeleriniz var?

 

Bakırköy’de ve Kadıköy’de aktif çalışıyor. İlerleyen günlerde de Kadıköy’de açacağız.

 

“Öyle börek yapıyoruz ki biz özel kılan şu…” desem ne eklersiniz?

Hamuru bir kere çokk çokkk ince… Kullandığımız peynir… 3 bölgede peynirlerimizi özel yaptırıyoruz… İç Anadolu bölgesi, Trakya ve doğunun peynirlerinden kullanıyoruz. Terayağımızı Urfa’dan alıyoruz, bahar ayında yapılıyor hayvanların tam otlanma zamanında sağılan sütlerle olunca lezzeti ayrı oluyor. İki çeşit tereyağı kullanıyoruz.

 

Kaç yılından beri bu işin içindesiniz?

1976 yılından beri.

​​​​​

​​​​​***

 

İzol kardeşlerden sonra da yolumuz “Bi Tepsi” böreğe düşüyor. Bi Tepsi 4 yıl önce genç bir girişimci tarafından kurulmuş… Aslen Adanalı olan Onur Uludağ uluslararası bir şirkette çalıştıktan sonra bir marketler zinciriyle iş yapmaya başlıyor… Sonra da börek, tatlı sektöründe kendi başına yol alıyor… Ailenin kökeni çiftçilikten geliyor. Bi Tepsi henüz bu börekçiler arasında çok yeni olmasına rağmen rekabette geri kalmıyor. Hatta kendilerini geliştirip sadece kıymalı ve peynirli değil sebzeli börekler de üretmeye başlıyorlar. Markalaşma yolunda da profesyonelce ilerliyor… Böreğin görünüşü bile o kadar hafif ki, yemeden lezzeti gözünüzle bile anlayabiliyorsunuz…

 

Bir Tepsi markası nasıl çıktı?

Toptan imalat yapan bir işletmeyiz.  “Bir tepsi baklava alana bir tepsi börek” ya da “bir tepsi börek alana bir tepsi baklava” amacıyla açtık. Yalnız kampanya ürünün önüne geçince kampanyayı bıraktık. Bu bağlamda da hani insanlar gelir “Bi tepsi baklava, bir tepsi börek” der. Cenazeye, nişana, geçmiş olsun için giderken böyle söylenir. İsmi de oradan çıktı.

 

Hangi bölgenin peynirlerini kullanıyorsunuz?

Kahramanmaraş ve Hatay peyniri kullanıyoruz. 3 çeşit böreğimiz var. Kıymalı, maydanozlu peynirli ve sebzeli... Tamamen bölgeyi yansıtan börekler yapıyoruz.

 

Sizce Adana börekleri neden patladı?

Sosyal medya ile patladı bence. Mesela Ender Şire var, böyle bloger’larla Adana’ya da mal oldu. Ki insanlar zaten değişik bir şey görünce hemen ilgileniyor.

 

Börek çeşitleriniz artacak mı?

Evet, şuanda bulunduğumuz imalathanemiz demo, Turgut Özal Bulvarı’nda yer bakıyoruz. Börek çeşitleri de artacak. Talepleri dikkatle izliyoruz, kurumsal firmada çalışmamın etkisiyle de zaten bu alt yapıyı çok dikkatli inceleyebilme şansım var. Aynı şekilde tatlılarımızda da çeşitleri arttırıp, değişik ürünler ürettiğimiz için farkındalık artıyor. Para kazanma amaçlı değil kaliteli ürünlerle yol alma amacındayız. Öyle olunca da memnuniyet geri dönüşleri mutlu ediyor.

 

Hangi günler yoğunluk var?

Her gün yoğun, ki zaten etrafımızda çok fazla esnaf olduğu için onlara da hitap ediyoruz.

 

Kebabı sollar mı bu gidişle?

Aslaaaa kebabı sollamaz ama kebapla beraber anılabilir. Bunun bir furya olduğunu düşünmüyorum ki işinizi kaliteyle yaparsanız markanız furya olmaz.

 

​​​​​***

“Bi Tepsi” börekten sonra bu kez adresimiz YF Yufka Börekçi oldu. Cevdet Durdu da yıllarca bu işin içinde olan isim. Oğulları Yusuf ve Fatih’in kısaltmasından markanın adı oluşmuş. İki oğlu da imalatın başında... İyi böreğin sırrını Cevdet Bey de kaliteli ürünle anlatıyor… Markalaşma yolunda da çok iddialı ki İstanbul’da açacağı şube ile PR şirketleriyle yol almak istiyor… YF Böreğin de görüntüsü lezzeti kadar hafif… Yine unlu mamulüyle başlayıp, fast-food sektöründe olmuşlar, ekmek fırını açmışlar. Hatta Adana’da ilk “Askıda ekmek” sistemini kuran kişi Cevdet Durdu…

 

Kaç çeşit peynir kullanıyorsunuz?

Karaman Peynirini, örgü peyniri ve Antakya peyniri kullanıyoruz. Tereyağımız Şanlıurfa’dan geliyor. Kesinlikle böreklerimizle iddialıyız.

 

Nerelerde şubeleriniz var?

İstanbul’da şuanda iki şubenin açılış hazırlığındayız, Batman’da varız. Ankara’da da ortak çalıştığımız bir arkadaşımız var.

 

Her gün kaç tepsi satıyorsunuz?

80 tepsi yapıyoruz. Diğer şubelere de buradan gönderiyoruz.

 

                                               ***

 

 

Son olarak da yolumuz Sular Börek’e doğru çıkıyor… Asker emeklisi Ali Çalışkan, emekli olduktan sonra 1982 yılında Sular Börekçilik’i açmış. Tek şubesi var ki zaten dükkânın içinde de kocaman “Başka şubemiz yoktur!” yazıyor.

 

Neden bu börek çeşidi?

Boşnak böreğinden geliyor. Türkiye’de de en yaygın Adana’da Kol Böreği var. Hem kıymalı hem peynirli var.

 

Lezzeti nereden geliyor?

Kıymayı kendi imalathanemizde elle çekiyoruz. Peynirimiz de özel.

 

Yazının devamı...

“Soran olursa Adana’nın karnavalına gidiyoruz!!!”

 


Dün gibi hatırlıyorum Hürriyet binasında Ali Haydar Bozkurt ile tanışıp, karnaval hayallerini konuştuğumuz günü ve sonrasında gerçekleşen hayalinin planlarını…

 

“"Egosu yok, kompleksleri yok, kaprisleri yok" diye yazıldı, çizildi, konuşuldu ve bilindi… 

Hakikaten de yok! Olabildiğince doğal, samimi… "Röportajda spor takılalım uyar mı size?" dedim… "Neden olmasın, Converse de giyeyim mi?" dedi…

Hatta öyle bir iletişim içine girdiriyor ki "CEO mu o da kim?" diyor insan…”

6 sene önce kendisi için bu cümleleri yazmıştım yine Hürriyet sayfalarında… O günden bugüne fikrim düşünüyorum da hiç değişmedi... Hatta karnaval büyüdükçe onun da mütevazılığı arttı… “Hiçbir zaman ön planda olmayacağım” demişti hala da aynı şekilde devam ediyor… Ama karnaval için üreten beyni hiç durmuyor… “Ben yaptım, ben ettim, ben çıkardım” demiyor... Hep çoğul konuşuyor, ekibin hakkını, Adana’nın hakkını, Adanalıların hakkını asla es geçmiyor… Hatta ve hatta o kadar insan ki “karnavalda sokaklar kirlenmesin çünkü o karnaval sadece bizlerin değil sokakları temizleyen arkadaşlarımızın da karnavalı” diyor… Bu cümle bile onun nasıl bir insan olduğunu özetliyor…

2012 yılında ilki gerçekleşen Adana Çiçeği Karnavalı bugün tammmmmmmmmm 6 yaşındaaa!!!!! Kocaman bir çocuk oldu… Cıvıl cıvıl oldu… Sadece Adanalılar tarafından değil dünyanın her bir yerinden gelen güzel insanlar tarafından çok sevilip yüreklere basıldı…

Bu sene 6.’sı yapılacak karnaval için ilk önce telefonda konuştuk… O kadar heyecanlı ki her zamanki gibi : )

Eğer bu şehre hiç adım atmadıysanız ve ön yargılarınız varsa size fırsat! : ) Atlayıp gelin… “Barajjjjj yoluuuu balcalıııı, 7 buçukkkkk durakkk, Duyguuu Cafeee” diye bağıran otobüslere binin… Mis gibi portakal çiçeği kokan bu şehrin sokaklarında yürüyün… Misss gibi kebabınızı yiyip üzerine şalgamınızı için… Tarihiii yerleri gezin ve en önemlisiiii karnavalınn renklerini görün… “Burası aslaaa Adana olamazzz” diyeceksiniz… Ama asıl Adana’nın nasıl olduğunu göreceksiniz : ) Bugün başlıyor ama ennnnn kopann günü cumartesi olacak… Pişman olmayacaksınız! Gelinnn : )

 

Karnaval bebekti, emekledi, yürüdü… Şimdi koşan, yürüyen 6 yaşında bir çocuk oldu neler hissediyorsunuz?

 

Bugün ulaştığımız noktaya gerçekten kolay gelmedik… Yüzlerce, binlerce insanın ciddi katkıları var, ciddi emekleri var… Hepsine ayrı ayrı teşekkür ederim. Bir hayale inandılar ve o hayali gerçek kıldılar…

 

Hakkınızı yemeyelim bu iş sayenizde oldu!!! Ve sizin sayenizde de bu karnavaldan sonra çok sosyal aktiviteler, başka festivaller ortaya çıktı. Yani sayenizde Adana festivaller, karnavallar memleketi oldu!!!

Estağfurullah, benim sayemde olduğunu söylemek, bu konuda ciddi emek harcayan bir dolu insana büyük haksızlık etmek olur. Bu karnavalın bugüne gelmesinde, siz de dahil olmak üzere, o kadar çok kişinin hakkı var ki! Yazmaya kalksak sayfalara sığdıramayız. Karnavaldan ilham alınıp geliştirilen başka organizasyonlar olduysa ne mutlu bize. Zaten amacımız biraz da buydu; yapılabilir olduğunu göstermek. İyi fikirler, doğru bir planlama ile hayata geçirildiğinde, halk tarafından benimseniyor.

 

“Bugünlere gelirdi zaten biliyordum” diyor musunuz?

Ben her yeni projeye başlarken, o işin bitmişini hayal ederek başlarım. Sonra da o son resmi nasıl oluşturacağımı planlarım. Nisan'da Adana'da projesine başlarken de öyle oldu. Henüz hayalimdeki resim son haline ulaşmış değil elbette ama ciddi oranda belirginleşmeye başladı.

 

Bir saniye!!!! Tam son haline nasıl ulaşmadı!!! Şuanda coşuyor memlekettt bu karnavalla daha ne olacak kiiii ???!!!!

Resmin son hali bence şöyle olmalı; asıl amacın “Nisan’da Adana’da”  buluşmak olduğunu hatırlayarak, sadece karnaval olan hafta sonu değil, tüm Nisan ayı boyunca, dünyanın her yerinden 1 milyon turist misafir ettiğimizde, o zaman resim son haline ulaşacak demektir…

 

Her karnaval ayrı bir heyecan!!!! 6. ‘Si düzenlenecek karnavalın yaklaşmasıyla halkın heyecanı nasıl?

Zaten halkın ve katılımcıların tepkisi gösteriyor ki, artık bu maya tutmuştur. Bundan sonra her Nisan'da Adana'da buluşmaya devam edecek insanlar…

 

Her sene karnavalın olmazsa olmazı ve dört gözle beklenen kortejde neler olacak?

En son kortejde hatırlayacaksınız yaklaşık 90 bin kişi yürümüştü ve caddelere sığmamıştı. Bu sene gelen talepler gösteriyor ki en az 150 bin insan yürümek istiyor. Aylardır bu plan üzerinde çalışan komite ve kentin yetkili kamu kurumları, teknik ve fiziksel olarak bu tarz bir kortejin toplanabileceği, yürüyebileceği ve Merkez Park'a ulaşabileceği bir güzergâh olmadığını kabul etmek durumunda kaldılar. Aslında bizim de hayalimiz, dünyadaki örneklerinde olduğu gibi, korteje sadece kostümlü hazırlanan grupların katılması yönündeydi hep. Bu nedenle, bu sene bu fikri hayata geçirmeye karar verdik. Yani, kostümlü gruplardan oluşan binlerce kişilik bir kortej tören geçişi yapacak ve sivil halk da onları izleme şansı bulacak. Sanıyorum yine çok renkli ve coşkulu bir görüntü oluşacaktır.

 

O zaman artık Adana’nın alt yapısı da üst yapısı da karnaval için düzenlenmeyi hak etmedi mi? Belki bu karnavaldan sonra şehre bir düzenleme yapılır? Belki de hayalinizde ki o labirent gibi dediğiniz portakal ağaçlarının olduğu bir alan yapılır?

Evet, bu da en başta geliştirdiğimiz önemli bir projelerimizden zaten. Gönlümüzden geçen, şehir merkezine yakın, Galeria civarında olabilir. İnsanların yürüyerek de ulaşabileceği bir 20 dönüm arazide farklı narenciye ağaçlarından oluşan narenciye müzesi oluşturmaktı. Açık hava müzesini gezerken farklı çiçek kokuları eşliğinde ve her köşesinde farklı Adana’ya özgü değerlerin tanıtıldığı, bir müze/park yapmak. Yaşar Kemal de olmalı içinde, Adana Kebap da, bici bici de… Ayrıca duyduğumuz kadarıyla Portakal Çiçeği Festivali yapmaya başlamış ilçeler var. Antalya Kepez bu sene ilk Portakal Çiçeği Festival’ini yapıyormuş, hayırlı olsun. Bizim bir an önce caddelerimizde, evlerin ve işyerlerinin bahçelerinde hızlı bir turunç fidan ekimine girişmemiz lazım. Sokakları portakal Çiçeği kokan şehir diyoruz, bu şehrin bu özelliğini güçlendirmeliyiz.

 

 

Bu sene diğer karnavallardan farklı neler var? Şehrin her noktasına dağılıyor mu? İnsanlar Atatürk Caddesi, Ziyapaşa Bulvarı’nda yapılmasını mı daha çok istiyor sanki? Oralarda olunca daha mı çok eğleniyorlar dersiniz???

En önemlisi, bugüne kadarki en kalabalık katılımlı Nisan’da Adana’da buluşması olacak gibi görünüyor çünkü sadece Adana’daki değil, Karataş, Tarsus, Mersin tüm oteller dolmuş durumda. Adana’ya konulan ek uçak seferlerine rağmen yer bulamayıp Gaziantep’e uçak bileti alıp, karayoluyla Adana’ya gelecek olanlar varmış.

Ayrıca son 2 yıldır yapılamayan karnaval korteji yapılacak. Çok fazla sanatsal ve sportif aktivite söz konusu. Kentin her köşesine yayılmaya başladı karnaval coşkusu. Sadece Ziyapaşa, Atatürk Caddesi değil, Toros Caddesi, Turgut Özal Bulvarı, Beyazevler, Mıdık… Artık karnaval şehrin her yerinde.

 

 

Siz bu yıl karnavalın hangi noktasındasınız?

Dürüst olmam gerekirse ben ilk senelere göre çok daha az yoruldum diyebilirim çünkü mevcut karnaval komitesine ilaveten Adana’da ikamet eden kişilerden seçilen ek komite üyelerinin destekleri ve sevgili dostum İlhami Günsel’in inanılmaz çabasıyla, bana artık çok fazla iş kalmıyor diyebilirim. Ben daha çok genel stratejiye yön verme ve karnavalın iletişim stratejileri ile ilgili çalışmalarda ağırlıklı destek oluyorum. Adana’daki organizasyon ve koordinasyonu diğer komitedeki arkadaşlar üstleniyorlar…

 

 

Son olarak eklemek istedikleriniz neler?

Bu yıl karnaval başlarken yeniden hatırlatmak istiyorum; karnaval işin sadece sembolü, önemli olan Nisan’da Adana’da olmak, baharı bu güzel şehirde karşılamak, bu güzel caddelerde yürümek, gülümseyen insanlar görmek, Adana sıcaklığını, misafirperverliğini hissetmek, Adana lezzetlerini yerinde tatmak… O nedenle, tüm katılımcılarımızdan önemle rica ediyorum, karnaval boyunca kalbinizde hoşgörü, yüzünüzde gülümseme eksik olmasın. Böylesi büyük organizasyonlarda mutlaka aksaklıklar olabilecektir, bu gibi durumlarda da hoşgörüyü elden bırakmayıp, keyfimizin kaçmasına izin vermeyelim, “seneye daha iyisini yaparız” diyelim ve gülümsemeye devam edelim. Trafikte de birbirimize karşı hoşgörülü olmak lazım. Böylesine kalabalık katılımlı bir organizasyonda, özellikle de hafta sonu trafikte sıkışıklık olabilecektir, ancak senede bir kez yapılan ve şehrimize ciddi katkı sağlayan böyle bir aktivite için, iki gün katlanmaya değer diye düşünmek lazım. Bir de; sokaklarımızı, çevremizi kirletmemeye özen gösterelim lütfen. Bu sadece katılımcıların değil, biz eğlendikten sonra o sokakların temizliğinden sorumlu olan arkadaşlarımızın da karnavalıdır.

 

Yazının devamı...

“Ağabeyim beni kaleci yaptı…”


Fotoğraf: Ali GÜLERYÜZ

 

 

 

 

Esra Karagöz ile bir araya gelip hem spor psikolojisini hem de Türk Futbolunda yaşanan durumları, Türk futbolcularının hallerini konuştuk…

Kadınların futbol anlaması on numara bir şey, Karagöz hem anlıyor hem de içlerinde onların psikolojisiyle ilgileniyor.

Buyurun birlikte okuyalım

 

Esra Karagöz kimdir, biraz seni tanıyabilir miyiz?

Almanya’da doğdum Adana’da büyüdüm. İstanbul üniversitesini kazanıp İstanbul’a geldikten sonra da hep İstanbul’dayım. Felsefe psikoloji çift lisans okudum ardından klinik psikoloji yüksek lisansı ve şuanda da spor psikolojisi doktorası yapıyorum. Spor psikolojisi doktorası yapan ülkemizdeki ilk kişiyim. Galiba tekim de... Olsaydı tanışıyor olurduk tavan arasında yıldız saklanmaz. (Gülüyor) Hobimin içinde mesleğimi yapıyorum oldukça şanslıyım. (Gülüyor)

Sanırım bir kadın psikolog daha var, sizin dışınızda?

Bu alanda doktora yapan olarak tekim, spor psikoloğu olarak tek değil.

Spor psikoloğu olmadan önce “Kadın futbolcu” olmayı düşündün mü? Sonuçta ağabeyden dolayı kalecilik deneyimin de varmış!?

(Gülüyor) Yok hiç düşünmedim futbolcu olmayı.

Öncelikle “Spor psikoloğu” ne demek?

Psikolog denince ülkemizde ilk akla gelen klinik psikolog yer alıyor. Psikolojinin birçok alt dalı var endüstriyel, adli, mimari, din psikolojisi. Spor psikolojisi de bunlardan biri. Spor psikoloğu problemi olan ya da olmayan sporun içindeki herkesle çalışmaktadır. Sporcuların fiziksel antrenmanları kadar zihinsel antrenmana da ihtiyaçları da vardır bunu da bizlerle çalışıp yapabilirler. Sporcuların zihinsel ve bedensel kontrol düzeyleri arttırılır. Kişisel gelişimleri, aile ilişkileri ve daha birçok konu bizim çalışma alanımızda yer almaktadır.

Ne yapıyorsunuz, her sporcuyu oturup dinliyor musun?
Evet dinliyorum. Bireysel geldiyse kendi isteğiyle oluyor fakat takımla çalışınca istese de istemese de gelmesi gerekiyor. Beni tanıdıktan sonra gelmek istiyorlar tabii. (Gülüyor)
Spor anlamında mı yoksa özel hayatlarına yönelik destek mi bu?
İkisine de yönelik destek. Performansını etkileyen her şey bizi de ilgilendiriyor. Cinsel hayatları, aile bağları, hocasıyla takım arkadaşıyla ilişkisi aklınıza gelebilecek her şey...
Futbolcuların saha içindeki halleri, başarısızlıkları neyle bağlantılı? Aile hayatı filan mı?
Her şeyle bağlantılı olabilir. Kaygı düzeylerini ne etkiliyor ona göre her birinin ki farklıdır. Birinin aile hayatı etkiliyorsa bir başkası bu konuyu hiç takmıyor olabilir.
Kadınların futboldan anlayıp anlamadığını önce “Ofsayt nedir?” diye sorularaki başlar. İlk ofsaytı ne zaman anladın diye sorayım ben de!
Keyif almadan da futbol maçlarını izleyen birçok hemcinsimiz var. Erkeklere sempatik görünmek için zoraki izleyip anlıyormuş gibi yapıyorlar. Beni arayıp yorum alıp sevgilisine kendi maç yorumuymuş gibi anlatan arkadaşlarım var.

Gerçekten mi? Peki sen nasıl sevdin?

Vallahi öyle. (Gülüyor) Ben ağabeyim ve arkadaşlarıyla büyüdüğüm için futbol spor hep hayatımızın içindeydi. Kaleci yapmışlığı çoktur beni. (Gülüyor) Ofsaytı da haliyle erken öğrendim baya...
Mesleğinin ne gibi zorlukları var?
Ülkemizde psikoloğa gitmek terapi görmek yeni yeni gelişiyorken spor psikoloğu gibi hiç bilinmeyen bir meslekte çalışmaya çalışmak zor oluyor tabi. Kulüpler, yöneticiler ya da oyuncular yabancı bu duruma ama yurtdışında her kulübün hatta her futbolcunun kendi spor psikoloğu var.
Neden bu alanı tercih ettin?
Barcelona, Athletico. Madrid maçına gittiğimde karar verdim bu alanda çalışmaya. Hatta o zaman öğrendim spor psikoloğunu. Zor ama çok seviyorum işimi...



Türkiye’nin futbol sisteminde mentörlük ne kadar önemli?
Türk futboluna Fatih Terim kazandırmıştır mentörü, psikoloğunu. Çok önemli özellikle altyapılarda mutlaka bulunması gerekiyor. Eğitimine önem veren futbolcuların artması adına mutlaka gerekli…
Mesela bu anlamda pilot uygulama olmalı mı?
Pilot uygulama değil de zorunluluk olması lazım her kulüpte özellikle altyapıda bulunma zorunluluğu getirilmeli.
Futbolcularda gözlemlediğin genel olumsuz haller var mı?
Şımarıklık cahillik... Futbolcuların çoğu parayla cahilliklerini örteceklerini zannediyorlar. Çakma cool havaları da gereksiz. Şapkayı ters takıyor ağızda sakız sana selam vermiyor, “ben oldum” zannediyor. Yurtdışına takımdan ayrı gitse, alandan otele tek gidemez ama burada bir havalarda.
Çok keskin konuşuyorsun, kızmasınlar sonra?
Kızmasınlar, kendilerini geliştirsinler. Ülkemizde çok iyi örnek alacakları isimler var. Eğitimlerine önem veren, mütevazı, çalışkan… Doğru idol çok önemli. Eğitim, kendini geliştirme çok önemli.
Örnek isimler kimler?
Şuan ilk aklıma gelen Bekir İrtegün, yüksek lisansını bitirdi doktora araştırıyor. Kemal Aslan var mesela, filozof lakaplı, sürekli kitap okuyan bir futbolcu.
Mesela “Barizzz problemli” dediğin futbolcular kimler?
Meslek etiğimden dolayı maalesef isim veremiyorum…
Gelelimmmm memleketineee… Adanaspor ve Adana Demirspor için ne düşünüyorsun?
Tam bir Adana milliyetçisiyim. Demirspor ve Adanaspor arasında seçim yapamıyorum taraf olamıyorum. (Gülüyor) Ama süper lig Demirspor taraftarını görmeli, renk katarlar lige ve tribünlere...
Son olarak eklemek istediklerin neler
Üniversite tercih zamanındayız gençlere korkmasınlar istedikleri mesleğin hayallerinin peşinden gitmelerini söylüyorum.

Yazının devamı...

TEGV Adana’da çocukları bekliyor…


Küçük yaşlarda başlayan eğitimin önemini artık tartışmaya gerek yok. Türk Eğitim Gönülleri Vakfı da kurulduğu günden bu yana çizgi bozmadan hedeflerini gerçekleştiriyor.

 

2000 yılından bu yana Adana TEGV olarak toplam 13.091 çocuk hem eğitimlerden hem de etkinliklerden faydalanmış.

Şimdi yaz tatilinin başlamasıyla yeni eğitim dönemine merhaba dediler. Yaklaşık 9 hafta süreç eğitim programları da dolu dolu.

 

Buyurun birlikte devam edelim…

 

 

 

Hakan Kaya kimdir biraz sizi tanıyalım?

1976 Adana’da doğdum. Cumhuriyet Üniversitesi Sigortacılık, Anadolu Üniversitesi Kamu Yönetiminde Okudum. 2003 Yılında TEGV’e Ateşböceği sorumlusu olarak başladım. 2007 Kasım ayında Adana Süleyman Özgentürk Öğrenim Birimine Yöneticisi olarak geçtim. Halen bu görevi sürdürmekteyim. Evliyim… Furkan, Mustafa ve Almira isminde 3 çocuğum var.

TEGV Dışında neler yapıyorsunuz?

Seyhan Kent Konseyi Çocuk Meclisine gönüllü olarak Danışmanlık yapıyorum.

Bu ortamda kendinizi nasıl hissediyorsunuz?

Çocuklarla birlikte olmaktan, onların eğitim yolculuklarında destek olmaktan büyük heyecan ve mutluluk duyuyorum.

Çocuklarınız da gelip TEGV ile ilgileniyorlar mı?

Evet, etkinliklere katılıyorlar. TEGV etkinlikleri çocuklarımın sosyalleşmesi ve özgüven kazanmalarında büyük destek oldu.

Adana TEGV olarak neredesiniz?

Sosyal, ekonomik ve kültürel yönde gelişme göstermekte olan Seyhan ilçesi Havuzlu Bahçe Mahallesindeyiz.

Neden Havuzlu Bahçe peki? Daha merkezi bir yer neden olamadı?

Binamız Özgentürk ailesinden destek. Ayrıca ihtiyaç olan bir bölgedeyiz.

Her bölgenin eğitim şekli farklı mı?

Bölgelerin eğitim şekli aynı fakat çocuk gelişmişlik düzeyleri bölgelere göre farklı olduğundan esneklik göstermekte.

Mesela Adana’da ne gibi esneklikler var?

Adana’yı bir bütün olarak düşünmeyelim. Maddi imkânı olan, olmayan çocuk olarak düşünelim. Maddi imkânsızlıklardan iyi bir eğitim almayan çocuk ile maddi imkânı iyi olup eğitimin her aşamasından faydalanan çocukla etkinlik yapmak farklı.

Simdi yaz tatilinin başlamasıyla çocuklara ne gibi çalışmalarınız olacak?

Yaz etkinliklerimiz sanat, spor, müzik, bilim, beslenme ana başlıkları altında etkinlikler yapıyoruz. Bağlama kulüp etkinliğimiz var. Çocuklarla gezilerimiz olacak. Artı velilere yönelik kişisel gelişim seminerlerimiz olacak.

Ne kadar sürecek?

Yaz etkinliğimiz 19 Hazirandan 4 ağustosa kadar 6 hafta sürecek.

Yeterli bir eğitim süreci mi?

Bu bizim sadece yaz etkinliğimiz. Çocukların yazın biraz daha eğlenerek öğrenmesi için yapılan kısa süreli etkinlikler. Okul döneminde çocukların temel derslerini destekleyecek, yaşam becerileri kazandıracak etkinliklerle devam ediyoruz.

Kimler bu eğitimden faydalanabilecek? Herhangi bir kriteri var mı?

İlk Okul ve Ortaokul da okuyan çocuklar yaz etkinliklerimizden faydalanabiliyor.

Kaç çocuk bu eğitimden faydalanabiliyor?

Yaz etkinliğimizden 70 civarında çocuk faydalanabilecektir.

 

TEGV tamamen gönüllük üzerine fakat bu yaz eğitimlerinde ekstra ücret var mı?

Çocuklardan herhangi bir ücret almıyoruz.

Bugüne kadar Adana TEGV olarak kaç çocuk TEGV’den faydalandı?


2000 yılından bu yana 13.091 Çocuk etkinliklerimizden faydalandı.

Amacınız ve hedefleriniz neler?

TEGV İlköğretim çağındaki çocuklarımızın; Cumhuriyetin temel ilke ve değerlerine bağlı, akılcı, sağduyulu, özgüven sahibi, düşünen, sorgulaya, kendi iç yaratıcılığını harekete geçirebilen, barışçı, farklı düşünce ve inançlara saygılı, insan ilişkilerinde cinsiyet, ırk, din, dil farkı gözetmeyen bireyler olarak yetişmesine katkıda bulunacak eğitim programları oluşturmak ve uygulamaktır. 

Aslında geleceğe umutla bakan çocukların yetişmesine katkıda bulunuyoruz.

Bugüne kadar TEGV hayatında sizi en etkileyen şey ne oldu? Ne gibi anılarınız var mesela?

14 yıllık TEGV yaşamım beni her konuda değiştirdi ve yeniledi. Biz TEGV de sadece çocukların eğitimlerine destek olmuyoruz. Yönetici olarak, gönüllü eğitmenler olarak çocuklardan çok şey öğreniyoruz. Unutamayacağım birçok anım var fakat Adana Tuzla ilçesinde Ateşböceği Gezici birimimiz mevsimlik tarım işçilerinin çocuklarıyla gerçekleştirdiği uçurtma ve düşler atölyesi etkinliklerine gönüllü eğitmenlerimle destek olmuştuk. O kadar imkânsızlıklarla yaşayan çocukların o 2 günlük etkinlikteki mutluluklarını hiçbir zaman unutamam.

Son olarak eklemek istedikleriniz neler?

TEGV de Çocukların yaşam becerileri kazanacakları, yaşayarak, eğlenerek öğrenecekleri ortamlar sunuyoruz.

Yazının devamı...

Adana’da sanatsal çalışmalar hızla devam ediyor

 

Fotoğraf: Sude UÇAROĞLU - DHA

 

 

 

 

10 Heykeltıraş Adana Galeria’da buluştu. 9’u yabancı biri Türk sanatçı bir araya gelip ortaya müthiş eser çıkarıp Adana’ya bırakacaklar. Adana büyükşehir belediye ve Çukurova Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi hocaları olmak üzere bu işin perde arkasında da birçok isim var.

Biz Özlem Kulak ile bir araya gelip hem bu sempozyumu hem de Adana Kent Estetiği hakkında konuştuk. Estetik deyince böyle bir işin içinde kadının yer alıyor olması bence büyük avantaj… Hem kadın gözüyle hem de kişisel olarak özlem Hanım heyecanlı ve de sürekli bir şeyler üretme çabasında.

Buyurun birlikte devam edelim…

 

Özlem Kulak kimdir biraz sizi tanıyalım?

1973 yılında Mersin’de doğdum. Selçuk Üniversitesi, Mimarlık Bölümü mezunuyum. Meslek Hayatıma ilk olarak özel sektörde başladım. 20 yıldır da belediyenin pek çok departmanında görev yapıyorum. 2004-2010 yılları arasında Adana Büyükşehir Belediyesinde İmar ve Şehircilik Daire Başkanlığı görevini yürüttüm. 2016 yılından itibaren yine Adana Büyükşehir Belediyesinde Kent Estetiği ve Kentsel Dönüşüm Daire Başkanlığı görevinde bulunmaktayım. Evli ve bir genç delikanlı annesiyim. 

 

Kent Estetiği ve Kentsel Dönüşüm Daire Başkanlığı olarak neler yapıyorsunuz?

Kent Estetiği ve Kentsel Dönüşüm Daire Başkanlığına bağlı 3 farklı iş kolunda müdürlüklerimiz var.

Bunlardan; Kentsel Dönüşüm Şube Müdürlüğümüz ile Adananın önemli lokasyonlarındaki kentsel dönüşüm işlerini yürütüyoruz. Göl Mahallesi, Köprülü Mahallesi, Sinanpaşa, 2000 evler, Fatih Mahallelerindeki dönüşüm projeleri aktif yürüttüğümüz kentsel dönüşüm alanlarımız. Kentsel dönüşüm işi çok meşakkatli bir süreçtir. Sahaya ininceye kadar evrak ve bürokratik anlamda pek çok hazırlık aşamalarından geçiyorsunuz. Dolayısıyla vatandaşa dokununcaya kadar insanlar verilen uğraşı fark etmiyor. Ne zaman ki sahaya inip inşaata başlıyorsunuz, o zaman yapılan emek ve hizmet ortaya çıkıyor. Biz de evrak üzerindeki uzun soluklu bir çalışmadan sonra inşallah en kısa zamanda kentsel dönüşüm alanlarımızda sahaya inip, şehircilik adına güzel çalışmalar gerçekleştireceğiz.

KUDEB Şube Müdürlüğümüz ile de; Şehrin Tarihi değerlerini, korumaya ve Höyük alanlarında ise gün yüzüne çıkarmaya çalışıyoruz. Mesela Tepebağ Höyük kazısını, Adana Arkeoloji Müzesi Başkanlığında birlikte yürütüyoruz. Pek çok Tescilli yapının projesini ve restorasyonunu yapıp şehrimize kazandırıyoruz. Etüd Proje ve Kentsel Tasarım Şube Müdürlüğümüz ile de; Kentin estetik kaygılarını ve beklentilerini gideren çalışmalar yürütüyoruz. Bu çerçevede Adana’da Sanatseverlerin ilgisini çeken ve belediyemizce üçüncüsü düzenlenen Uluslararası Adana Taş heykel Sempozyumunu düzenledik.

 

İnsanların 3 yıldır düzenlenen bu organizasyona ilgi alakası nasıl?

İlgi ve alaka gayet iyi. Ama Duyuru ve tanıtımımızı biraz daha geniş kitlelere yönelik yapabilirsek daha da artacağını düşünüyorum. Bu da sizlerin sayesinde olacaktır. Üniversitemizin Güzel Sanatlar Bölümünün değerli hocaları ve öğrencileri bizleri hiç yalnız bırakmıyorlar. Peyzaj mimarlığı odası ve Peyzaj bölümünün öğrencileri sempozyumu ziyaret ettiler Mimarlar odası yönetim kurulu ve üyeleriyle birlikte ziyaretimize geldiler. Bireysel ziyaretler zaten sürekli oluyor. Bazı okulların öğrenci grupları ilgi gösteriyor.

 

Etkinlik ne zamana kadar devam edecek?

9 Hazirana kadar bu alanda devam edecek. Biz sizin sayenizde de bu etkinliğimizi bütün sanatseverlere duyurmuş olalım. Emeği mutlaka yerinde görsünler ki sanatın değeri daha çok anlaşılsın.

 

Yapılacak heykeller şehrin belirli yerlerine koyulacakmış. Belli mi adresleri?

Nokta atışı olarak henüz yerleri belli değil. Ancak bu hususta da bir yer belirleme çalışması yapıyoruz. Ağırlıklı olarak şehrimizde oluşmuş parkların içerisinde sergilemeyi düşünüyoruz. Bazı kavşaklarda bunun için uygun olabilir. Fakat bize bir takım önerilerde geliyor. Eserler dağınık olarak parklara yerleştirmek yerine 1 tane heykel parkı yapın ve ziyaretçiler geldiklerinde bütün eserleri bir arada görebilsin deniliyor. Mutlaka ulus parkına konulması gerekli o parkın hafızası buna müsait diyenler var. Bütün bu önerileri dikkate alacağız. Ama sonuç olarak açık alanlarda bütün eserler Adanalı sanatseverler için sergilenecek.

 

Bundan sonraki süreçte ne gibi projeleriniz var?

Öncelikle Uluslararası Taş Heykel Sempozyumunu geleneksel hale getirmeyi ve mümkünse Belediye olarak her yıl yapabilmeyi düşünüyoruz. Umuyoruz ki Çukurova Üniversitesi’nin Güzel Sanatlar Bölümünün değerli hocalarının desteği ile bu işi sürekli hale getireceğiz. Ayrıca sempozyum dışında da, şehrimizin belirli noktalarında yine heykel, rölyef gibi görsel çalışmalarımız olacak.

Ayrıca Belediyemiz bünyesinde, Daire Başkanlığımız koordinatörlüğünde Kent Estetiği Kurulunu oluşturduk. Bu kurul Mimarlar Odası, Şehir Plancıları Odası, Peyzaj Mimarları Odasının ve Kent konseyinin temsilcilerinden, Belediye Meclisimizden ve İlçe Belediyelerin Temsilcilerinden oluşan geniş katılımlı bir estetik kurulu olup, güzel çalışmalar yürütmekte. Kaldırım düzenleme kriterleri ve Kent Mobilyalarının standartlaşması yönünde çalışmalar yapmaktayız. KUDEB Şube Müdürlüğü olarak ta; projesini hazırladığımız tescilli yapıların restorasyonunu tamamlayarak Mutfak Müzesi, Kent Müzesi, Adana evi ve El Sanatları Müzesi olarak şehrimize kazandıracağız.

 

 

Adana halkı kent estetiği adına sizce neler istiyor?

Aslında bu soruyu ben size bizden ne bekliyorsunuz diye sormak isterim. (Gülüyor) Ama bizim Halkımızdan aldığımız mesajlarda öncelikle şehrimizin heykel gibi görsel nesnelere ihtiyacı olduğunu anladık ve bu ihtiyacı giderme yönünde çalışıyoruz. Özellikle insanlar, gölün ve nehrin Adanalılarla buluşturulmasını ve Adanalının yüzünün suya dönük olmasını istiyor. Tabi bu hususta pek çok birime hatta Belediyemizin dışındaki kamu kurumlarına da çok görev düşüyor. Biz bu talebi dikkate alan çalışmalar yapacağız. En büyük beklenti de kaldırım işgallerinin disipline edilmesi, tabela ve reklam kirliliğinin azaltılması. Bu konuda da ilan reklam yönetmeliğinin yeniden revize edilmesi yönünde çalışmalar yürütüyoruz.

 

Sizce Adana’da daha ne gibi sanatsal işler yapmak lazım?

Adana’da eserlerin sergilendiği Sanat Galerisi adı altında tek mekân 75. Yıl sanat galerisidir. Bu sanatsever bir şehir için yetersiz geliyor. Bu hususta yeni bir sanat galesi yapılabilir. Biz Kültür Daire Başkanlığımızla birlikte75. Yıl Sanat Galerisinin bodrum katını da bu amaçla projelendirip restorasyonunu yapıp, sanat galerisi olarak şehrimize kazandırmayı düşünüyoruz. Tabi bu ihtiyaç başka alanlarda da sayısı arttırılarak giderilebilir.

 

Adanalının bu sanatsal işlere merakı, ilgisi nasıl?

Adana Edebiyat, Sinema, Tiyatro ve daha pek çok alanda değerli sanatçılar yetiştirmiş bereketli bir şehir. Bu potansiyeldeki bir şehirde sanatsever de epey mevcuttur. Ama bizim amacımız daha çok kitlelere ulaşıp sanatı her kesime sevdirebilmek ve sanatsever bir nesil yetiştirilebilmesine imkân sağlamak olmalıdır. Bunun için de çocuklarımızın sanata ilgisini arttıran eserlerin ve etkinliklerin şehrimizde sayısını arttırmalıyız.

 

 

Mesela gençlere yönelik çalışmalarınız var mı?

Doğrudan genç kitle hedefli bir çalışmamız olmadı aslında ama biz bu heykel sempozyumuna okulların ilgisini çekebilmek için, Milli Eğitim Müdürlüğümüzle görüşmeler yaparak ilgi duyan okulların öğrencilerinin gruplar halinde sempozyum alanına ziyaretlerini sağlamaya çalıştık. Bu sene gerçekleştiremedik fakat bundan sonra yapmayı düşündüğümüz heykel sempozyumunda, öğrencilere workshoplar şeklinde uygulamalı etkinlikler düzenleyerek sempozyumu daha da zenginleştirmeyi hedefliyoruz. Ayrıca Belediye olarak Adana’ya bir tema park kazandırarak, bu parkın içerisinde mutlaka gençlere ve çocuklara yönelik aktivite ve eğlence alanlarına yer vermeyi düşünüyoruz.

 

Son olarak eklemek istedikleriniz neler?

Biz bütün bu çalışmaları Katılımcı ve Paylaşımcı bir yaklaşımla başta Belediye Başkanımız olmak üzere Büyükşehir Belediyesi ekibiyle birlikte gerçekleştirdik ve gerçekleştirmeye de devam edeceğiz. Bu hususta Çukurova Üniversitemizin ilgili birimleriyle ve sivil toplum kuruluşlarıyla sürekli iş birliği içerisindeyiz. Bundan sonraki bütün çalışmalarımızda da şehrin bütün kullanıcılarının, dinamiklerinin taleplerine, isteklerine, destek ve işbirliğine ihtiyacımız olacaktır. Bu şehir hepimizin birlikte güzelleştirelim diyorum.

Yazının devamı...

“Şefkatin olduğu yerde şehvet olmaz”

 

Fotoğraf: Sude UÇAROĞLU – DHA

 

İlişkilerden, evliliğe ve çocuğa ve çocuk sonrası süreçte neler yaşanıyor gibi konuları ele aldık…

 

Buyurun birlikte devam edelim.

 

Hande Nacar kimdir, biraz sizi tanıyalım?

Adana doğumluyum. Yeditepe Üniversitesi Psikoloji Bölümü mezunuyum. İstanbul’a alışamayıp memleketine dönenlerdenim. Aile Evlilik Terapisi, Kognitif Terapi ve  Analitik Terapisi Eğitimlerinin ardından Çift Terapisti ve yetişkinlerle bireysel terapist olarak çalışıyorum. Bir senedir Dr. Obengül Ejder Özel Aile Danışma Merkezinde Psikolog olarak çalışıyor, danışanlarıma yardımcı oluyorum. Haftanın bir günü ise yine Adana’da Özel bir Tıp Merkezinde çalışıyorum. Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneğinin (CİSED) Çukurova Şube Başkan Yardımcılığı görevini de yürütüyorum.

 

Yeni nesil evliliklerini nasıl tanımlıyorsunuz?

Her konuda değişimden bu kadar hoşlanan, aldığımız her teknolojik eşyada daha yeni modelini arayan insanlar, evlilik konusunda oldukça katı. Nerde o eski aşklar sözünü duymayan yoktur sanırım. (Gülüyor) Ama ben evliliğin de şekil değiştirmesi, yenilenmesi gerektiğine inananlardanım. Erkek eve para getirir, kadın da çocuklara bakar kavramı artık geçerliliğini yitirmeye başladı. Yeni nesil evliliklerde de erkekler evi geçindirerek eş ya da baba olunmayacağını anladı diyebiliriz. E tabi kadınların iş hayatındaki başarısı da ortada. Sistem değişiyor.

 

Peki problemler nerelerde çıkıyor?

Partnerler eş olduklarını, eşit olduklarını unutmaya başladığında, bireysel yaşam alanlarına müsaade etmeyip birbirlerinin hayatına fazla müdahale etmeye başladıklarında ya da çiftlerden biri anne-babası gibi bir eş beklediğinde yeni nesil evlilikler bu düzene uyamıyor. İnsanlar öğrendiği evliliği günümüze adapte etmek isteyince de dengeler bozuluyor.

 

İkinci evliliklere neden "ikinci bahar deniliyor" ve bazen ikinci evliliklerde, birinci de olan hatalar yapılmıyor. Tecrübe ile sabit denilen şey mi oluyor?

Sanırım öyle oluyor. (Gülüyor) Çocuk ilkokula başlamadan önce anaokuluna gider. Amaç çocuğun okul hayatına, yeni düzene alışmasıdır. Ama konu evlilik olunca bir hazırlık aşaması olmuyor. Anne baba evinin rahatlığı yok, sorumluluk çok… Aynı yatağa baş koymak söylendiği kadar kolay değil, emek istiyor. Her an ilişkiye yatırım yapmanız gerekiyor. İsterseniz kırk yıllık evli olun, ilişkiniz için çaba harcamayı bıraktığınız an, ilişki alt üst oluyor. Ama bunu anlayana kadar iş işten geçiyor. Saygı gidiyor, sevgi gidiyor. İkinci evliliklerde artık çiftler dersini almış oluyor. Bu sefer saygıyı, sevgiyi tüketmemek için çaba harcanmaya başlanıyor. Kim ister aynı hatayı iki defa yapmak, ikinci kez ayrılmak, yalnız kalmak? Çaba arttıkça aşk ve sevgi de artıyor.

 

Her evlilikte "kadının, kocasına anne- kocanın da karısına baba" olma potansiyeli var mı? Var ise bu nasıl aşılmalı?

Aslına bakarsanız bu bir döngü. Kadın kocasına anne olmaya çalışıyor ama kocası da karısını annesine dönüştürüyor. Bunlar birbirini besliyor. “ annem gibi yemek yaptın” cümlesi iltifat mesela. Kadın fark etmeden kocasını memnun edeceğim diye bir bakıyor ki kayınvalidesine dönüşmüş. Aynı şey erkek için de geçerli tabi. Baba gibi kısıtlamaya, onun yerine ne giyeceğini, nereye gideceğini, kaçta geleceğini belirlemeye başlıyor. Oysa ki evlendiğine göre o bir YETİŞKİN!!! Çocuğu değil ki…

 

Peki başlarda hoş mu geliyor bu?

Aynen… Başta hoş gelen bu durum yavaş yavaş ama güçlü bir şekilde tutkuyu, şehveti öldürüyor. Çünkü şefkatin olduğu yerde şehvet olmaz, şehvetin olduğu yerde şefkat olmaz. Çiftler evlenirken kendilerine hem yaşamın her alanını paylaşacak hem de cinselliği doyasıya yaşayacak partner aradığı için evleniyorlar, anne baba bulmak için evlenmiyorlar ki.

Eğer çiftlerden biri ısrarla kendini, kocasına anne ya da karısına baba olma isteği içinde buluyorsa ya da her ikisi de bu tutum içindeyse problemin kendi çekirdeklerinde olduğunu, anneleriyle ya da babalarıyla yaşayamadıkları ya da kopamadıkları bir duyguyu evliliklerinde yaşamaya çalıştıklarını unutmamalılar. Bunu aşmanın en etkili yolu bir uzmandan konuyla ilgili danışmanlık almaktır.

 

Bu tip sorunlarla sizlere başvurduklarında hangi aşamada oluyorlar?

Ne yazık ki bize başvurduklarında boşanma aşamasına gelmiş, ilişkilerini fazlasıyla yıpratmış oluyorlar. Sonra onları yeniden toparlamak daha zor oluyor, sorunları büyümeden gelmelerini tavsiye ediyorum.  

 

 

Bazı evliliklerde aile problemi yaşanıyor. Bunun bir sorumlusu aranmalı mı yoksa "Yapacak bir şey yok" denilip o şekilde yaşamayı mı öğrenmeli?

Her zaman yapacak bir şey vardır. Sorumlusunu aramanın da yanlış olduğunu düşünüyorum. Sorumlu her iki taraf. Çift olabilirsiniz, yalnız sadece kendinizden sorumlusunuz. Zaten bunu unutup bir sorumlu aradığımızda ya da olayları toprağın altına gömüp yok olacağını sandığımızda ilişkinin sonunu kendimiz hazırlamış oluyoruz.  Aileniz artık eşiniz ve çocuklarınız. Buna adapte olamayan hala annesinin oğlu babasının kızı olmaya çalışan eşler, birbirlerine ilgi göstermeyi unutup hala anne babalarına yatırım yapınca evlilikte çatırdamalar başlıyor. “Senin annen, benim annem” kavgaları başlıyor, problemin büyümesine ve huzurun  kaçmasına rağmen anne-babasına karşı bir sınır çizemiyor.

 

Neden?

Çünkü büyüdüklerini zanneden ama ailelerinin küçük çocuğu kalmaktan hoşlanan yetişkinler günümüzde giderek artıyor. Sanıyorum bunun nedenini anlamak güç değil, günümüzde aileler çocuklarının büyümesine müsaade etmiyor, sürekli hizmet ediyor, küçük yaştan itibaren sorumluluk vermiyor ve onları anında istediklerine kavuşmalarını sağlayacak kolaya alıştıracak davranışlarda bulunuyor.

 

 Mutlu ilişkinin sırrı var mıdır?

Evet, var, kesinlikle “DENGE” Ne çok, ne az, her zaman denge. Hayatlarını iç içe yaşamadan, hem işlerine, hem ailelerine, hem çevrelerine, hobilerine hem de kendilerine zaman ayırmaya ve yatırım yapmaya başladıklarında masanın dört ayağı gibi ruhsal dengeyi de sağlamış olurlar.  Birbirini dinleyen, anlayan, güvenen, eleştirmeyen, baş başa zaman geçirip bundan keyif alan, aynı zamanda kendilerine bireysel olarak da zaman ayıran bir çiftin mutsuz olduğunu görmedim.

İnsanoğlu hep daha fazlasını istiyor, daha büyük ev, daha yeni model araba, daha fazla para, daha çok not, daha üst düzey bir kariyer… Bunun sonu yok ki, hayatta her şeyin daha iyisi, daha güzeli, daha büyüğü ve pahalısı var. DAHA’ların peşinden koşarken sahip olduklarının kıymetini kaybediyorlar, oysaki MUTLULUK SAHİP OLDUKLARIMIZDA SAKLI.

 

İlişkilerde karşılıklı anlayış ne zaman başlıyor? Ve karşılıklı anlayış ne zaman bitiyor?

Karşılıklı anlayış ilk sohbette başlıyor. Aslında çiftler neye ihtiyaç duyuyorlarsa karşısındakinde onu arıyorlar. Bazen aşkın büyüsüne kapılıp gerçekleri göremiyorlar.

Eğer çift birbirinin sınırına saygı gösterir, onu olduğu gibi kabul eder, onu kendisi gibi yapmaya çalışmazsa, karşılıklı anlayış güçlenerek artıyor. Yalnız bitiş biraz daha farklı. Yıllarca “seven insan kıskanır” denildi kıskananları seviyor sandık ya, buradaki mesele de biraz benzer. Önce çiftler birbirlerinin sınırlarına müdahale ediyor, ne kadar çok birbirlerinin hayatına girerlerse o kadar büyük bir ilişki yaşadıklarını düşünüyorlar. Kim karşısındaki insanın sınırına rahat girebilirse, ona duyduğu saygı bir o kadar azalır. Kendinde birçok hak görmeye başlar. Saygıyı kaybolduktan sonra partnerine ait söz hakkı yetkisini de kendinde görmeye başlar. Onun adına arkadaşlarını seçer, ne giyeceğini seçer, ne yiyeceğini seçer… Zamanla onun benliğini unutur, onu anlamayı unutur, dinlemeyi unutur. Ardından fikir çatışmaları, birbirinin hayatına saldırı ve kopuş başlar.

 

Kadın ilişkiyi/evliliği nasıl değerlendiriyor? Erkek nasıl değerlendiriyor?

Hani bir kitap adı var ya, “ Kadınlar Mars’tan Erkekler Venüs’ten”  bu benzetmeyi çok beğeniyorum. Kadınların anatomik ve ruhsal yapısını Östrojen belirliyor, erkeklerinkini ise Testesteron. E tabi ki böylesine iki farklı hormon, iki farklı insan yaratıyor. Bir de üzerine ailesel ve çevresel faktörler eklenince bu fark giderek derinleşiyor. Elbette insan hakları konusunda kanuni hak ve özgürlükler konusunda eşitiz, ancak ihtiyaçlarımızı aynı kabul edersek orada hata yaparız. Kadınla erkeğin ilişkiye, evliliğe bakış açısı da , ihtiyaçları da , evlilikteki rolleri de farklı... Evlilikten beklentileri de haliyle farklı oluyor. Kadın için evlilik güven duygusuyken, erkek için hayatın kolaylaşması. Kadın romantizm ararken, erkek tutku arıyor.

 

Çocukla beraber evlilikler hangi boyuta geçiyor?

Çocuk bir çiftin verdiği en değerli sınavlardan biri. Evliliğin düzeninin değiştiği, artık evin ilgi odağının tek bir yöne kaydığı dönem çiftlerin de en sabırlı olmaları gereken dönem. Her insanın dünyada iz bırakmasını istediği çocuğu bambaşkadır. Bu durum evliliklerde de böyle. Eğer bu sınavı başarılı bir şekilde bitirirlerse, babayla anne zaman zaman fikir ayrılıklarına düşseler bile aynı yolda yürümek zorunda olduklarını öğreniyorlar. Çocuğa her zaman aynı görüşlerle yaklaşmaları ve uyumlu olmaları gereken bu süreç çiftlerin birbirleriyle olan bağını da sağlamlaştırıyor. Çocuğun doğduğu ilk yıllar bu paralelliği sağlamak daha zor olsa da zamanla uyum artıyor. Çocuk çifti ruhen yakınlaştırıyor. Ancak eğer evlilik ilişkileri kötü ise, çiftlerden birinde kişilik bozukluğu ya da alkol, madde bağımlılığı gibi bir problem varsa, çözümü çocuk yapmakta aramamak lazım …  

Son olarak eklemek istedikleriniz neler?

Evlilik varılacak bir nokta, bir hedef değil. “Evlendik nasılsa” deyip, evlenmeden önce yaptığı çoğu şeyden vazgeçen çiftler ayrılığa mahkûm çiftlerdir. Tek yastıkta kocayın derler ama aynı yatağı paylaşıp kalben ayrı olan onlarca çift var. İlişkinin hiç durmadan emek istediğini unutmamalısınız. Evlilik uzun bir yol. Her gün eşinizin evlendiğiniz o adam/kadın olmadığını düşünüyorsanız eğer, bir daha o adam/kadın olmayacağını bilmelisiniz. Zaman geçiyor, her şey değişiyor. Eşiniz de değişiyor. Onu her gün yeniden sevmek için emek harcayın ve sizi yeniden sevmesi için ona her geçen gün yeni bir sebep sunun.

 

Yazının devamı...

“ Bedenimi değil de ruhumu sevmeyi öğrendim!”



Fotoğraf: Sude UÇAROĞLU – DHA

  

Merve’nin aynı zamanda hemşire olması da acımasız eleştirilerle baş başa kalmasına sebep oldu… Hatta “Öl sen” diye beddua eden bile olmuş… Kadın erkek neredeyse hepimiz güzellik meraklısıyız. Gidip bu tip işlemler yaptırmasak bile mutlaka evimizde yüzümüze maske yapmışlığımız vardır…

 

Ve sadece Merve Hemşire değil, beraberinde birçok mağdur insan var.

 

Merve Keleş kimdir biraz seni tanıyalım?

1995 doğumluyum, Sağlık Meslek Lisesi mezunuyum, şuanda Açık Öğretim Fakültesi’nde okuyorum. Balcalı Hastanesi’nde hemşirelik yapıyorum.

O kadar güzelsin ki, hiç de ihtiyacın yokmuş aslında? Nasıl oldu bir başa dönelim mi?

Estetiğe karşı biri değilim, insan istiyorsa yaptırmalı. Dudak dolgusu da hep istediğim işlemdi ve hep erteliyordum. Arkadaş kurbanı kesinlikle değilim ama arkadaşımdan cesaret aldım, gittim. Bu kadar çok masum bir işlemi bu kadar riskli olabileceğini hiç tahmin etmedim.

Birinci işlemi yaptırıp sonra ikinci kez yaptırıyorsun. Ondan sonra da bu hale mi geldin?

Aynen. Bir haftalık geçici yaptı sonra “Kalıcı yapalım” dedi, ikinciyi yaptı. Yarım saat, bir saat içinde şişmeye başladı, bir gün içinde de tamamen dudaklarım şiş hale geldi. Türkiye’de böyle büyük, en uç noktada reaksiyon benden başkasında görülmemiş.

Şuan iyi gibisin sanki?

Daha iyiye doğru gidiyor. Daha yeni biyopsi yapıldı, 6 dikişim var.

Ailen bu konuda nasıl destekçi?

Ailem inanın çoğu aileden daha ılımlı çünkü benimle aynı sorunu yaşayan ailelerinden bile saklamışlar. Fakat ben her başarımı nasıl paylaşmışsam, hatalarımı, yanlışlarımı da paylaşırım ve hiç de utanmam. Bende bir insanım, tutkularımla, doğrularımla ve yanlışlarımla. Beni insan yapan da bu zaten, ailem de bunun bilincinde ve benim yanımda. Ayrıca ailem sorun odaklı değil çözüm odaklı yaklaştılar.

Hakkındaki acımasız eleştirilere ne diyorsun?

Kötü insanların var olabileceğini hiç düşünmezdim açıkçası, özellikle de hemcinslerimin bu kadar ağır sözler sarf edebileceğini düşünmezdim. Bir insan başka insanın bile bile kötülüğünü nasıl isteyebilir ki? “İnşallah ölürsün, inşallah eski haline dönemezsin!” diye o kadar kötü yorumlar vardı ki!

Şikâyetçi olacak mısın onlardan da?

Şahsi hesabıma gönderilen nefret içerikli hiç bir yazıyı, hakareti affetmeyeceğim, davacı olacağım. Çok zor günler yaşadım hala da yasıyorum ve ben bunları yaşarken sırf ağzı var diye konuşabileceğini sanmasın kimse. Hala psikolojimi toparlayamıyorum, hala ben aynaya korkuyla bakarken böyle yorumları asla affetmeyeceğim! Ekranlara çıkıp yardım istemedim, kendimi acındırmadım. Kim ister böyle bir şeyi yaşamak? 22 yaşındayım ekranlara çıktım ben! Neden? Başkaları da mağdur olmasın, kimse cezasız kalmasın diye. Hala bu insan bu işlemleri yapıp para kazanıyordu. Beddua edenlerin yanında dua eden de var. “Yarın ablama dolgu yapacaktı, sayende kurtulduk” diyor. Biri de geldi bana “Kulak küçültme ameliyatı yapacaktı sayende öğrendik” dedi.

Nerede yaptırdın bu işlemi?

Evimde yaptırdım. Kliniğinin tadilatta olduğunu söyledi. Bir de VIP hastalarına bizzat evlerine gidip işlemleri yaptığını söyledi. “Zaten araban da yok, otobüsle gelip gitme” dedi. Böyle bir güven verdi.

Referans olan arkadaşın da mı bilmiyormuş? Hepimizin düşündüğü sağlık sektöründesin ve nasıl inanır ki insan oluyor?

Sonradan anlıyorsunuz. O an demek ki gerçekten gözümde perde varmış. Ben de sizin bu sorguladıklarınızı başıma bunlar geldikten sonra sorguladım ama o an arkadaşımın inanıp yaptırması bana güven verdi. Arkadaşım da ona göğüs dolgusu yaptırdı, düşünün. Ki daha o kadar çok işlem yapmış ki! Web sitesinde de yazıyordu.

Kanıtlayamıyor musun şuanda?

Kanıtlar ve şahitler var. Savcılık herkesi ayrıntılı dinledi. Beni de ayrıca dinleyecekler. Bu işin peşini bırakmayacağım. Adana Emniyeti, Sağlık Bakanlığı herkese teşekkür ediyorum, gerçekten ilgileniyorlar.

Daha mı ucuz olarak düşündün acaba?

Kesinlikle hayır. Bunu söylemeye utanıyorum ama onu gerçekten ünlü bir doktor diye gittim ve 1500 TL’yi gözden çıkardım. İyi bir doktor diye bu kadar para ödedim. Kimse bile bile yüzünü bir kuaföre emanet etmez!!!! “Ben Doktor Soner” diye kendisini tanıtıyor.

Bundan sonra böyle işlemler yaptırır mısın?

Hayır, düşünmüyorum! Bundan sonra doğal olmayan hiçbir şeyi düşünmüyorum.

Peki, şimdi ne olacak? Hala sana ne enjekte ettiği de bilinmiyor değil mi?

En başından bu yana benim sağlığım için önemli olan şey bana yaptığı maddeyi bilmemiz. 1 ay oldu hala bilmiyoruz. Daha yeni biyopsi yapıldı. Ve hastanenin dolgu biyopsi yapan bölümü yok. Bölüm başkanımız Mesut Yavuz sanırım dışarı gönderecek. Ellerinden geleni yapıyorlar ama yapılan maddenin dolgu maddesi olmadığını düşündüğümüz için işimiz zorlaşıyor.

Bu süreçte duyusal olarak neler yaşadın?

Çoğu insan bu durumu anlamaz. Herkes gibi ben de güzelliğe önem veriyorum, vermiyorum diyemem. Güçsüz bir insan değilim o yüzden hiç isyan etmedim. Bununla baş etmem gerektiğini kendime empoze ediyordum. Bu beni öldürmeyecekti, hayatıma devam etmeyi öğrenmeliyim diye düşündüm hep. Dudağım olmasa, orda bir kırmızılık olmasa diye kendi kendime hayal edip kendimi alıştırmaya çalışıyordum. Çalışmak zorundaydım çünkü böyle bir riskim vardı.

Şuanda o kişi tutuklandı ama başka suçtan dolayı!

Evet, o kişi içerde ve oldukça mutluyum. Başta bu kişinin başkalarının hayatını ve sağlığını tehlikeye atmasını engellemiş olmanın haklı gururu var içimde. Çünkü bile bile ses çıkarmamak biraz da vicdani sorumluluk almak demek. 22 yasında genç bir kızın o suratla televizyonlarda görünmesi hoş bir şey değildir. Ama bile bile bu kişiye göz yumamazdım. Keşke benden öncekiler de susmasaydı da ben de bu hale gelmeseydim. O kadar çok üzülüyorum ki bu olaya susmalarına…

Sana yapılan madde netleşmezse ne olacak?

Şimdilik cerrahi işlem düşünmüyorlar, zamana bırakmak istiyorlar. Zaman içerisinde bu dudağımdaki maddenin kistleşeceğini düşünüyorlar. O zaman da bölge bölge açıp o kistleri alacaklar. Ama dediğim gibi sürecim çok uzun… Karanlık bir süreç.

Son olarak eklemek istediklerin neler?

Ben bunları yaşadım ve hepiniz öğrendiniz. Ben yaşayarak öğrendim ama sizler başkalarının yaşanmışlıklarından ders çıkarabilin. Eminim ki kimse bu durumu yaşayarak öğrenmek istemez. Dudaklarımın alınacağını öğrendiğimde gözlerimi kapatıp kendimi dudaksız hayal etmek ve güçlü kalmak pek kolay olmadı. Ama hayat devam ediyor ben bu dersten bedenimi değil de ruhumu sevmeyi öğrendim! Hayatı bana bıraktığı izlerler seviyorum çünkü yaşadığımı hissediyorum!

 

                                                                                             

 

***

 

Medikal Estetik Tıp Derneği’nden Dr. Can Eren de durumu değerlendirdi…

 

Merve Hemşireye nasıl bir işlem yapılmıştır sizce?
Ucuz, ruhsatsız bir malzeme ile uygulama yapılmış belli ki.
Kime nasıl güvenilmeli? Sahte evrak, diploma hazırlamak çok da zor değildir bu mantıklar için sanırım?
Maalesef sahte evrak düzenlemek çok kolay… İşin üzücü tarafı ne denetleyen var ne de uygulama öncesi belge isteyen hasta.
Bu merdiven altı işlemler çok mu yaygın?
Ne yazık ki özellikle medikal estetik sektöründe çok yaygın. Açıkçası hastalarımızla konuşunca merdiven altı yerlerde çok da ucuza yapılmadığını görüyoruz. Kendi kanaatim tıp doktorları yaptıkları işlemlerde daha etik ve sorumluluk sahibi davranırlar ve hastaların işlemleri  ve yan etkileri ile ilgili daha aydınlatıcı ve gerçekçi davranırlar. Ama  sağlık mensubu olmayan bir kişi daha abartılı, garantici konuşmaya yatkın oluyor bir de çevrede pazarlamaya yardımcı bir ekip oluyor genellikle.
Nasıl yani?
‘Ben de yaptırdım bak ne güzel oldu’ diyenler gibi. Bu konuda gelen şikâyetler Tabip odaları, sağlık müdürlüğü ve ilgili hekim dernekleri tarafından oluşturulan komisyonlar tarafından değerlendirilebilinir.
Peki ilk etapta ucuz olduğu düşünülebilir mi?
Artık internet, sosyal medya kullanımı çok yaygın. Açıkçası ben genellikle yaptıran kişinin merdiven altı olduğunu bilerek yaptırdığını düşünüyorum. Bu tarz işlemler basit bir kozmetik uygulama olarak algılanmamalı. Kalıcı hasara neden olmamak için öncelikle halkın bu konuda bilinçlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu alanda halkın sağlığını hiç düşünmeyen sadece rant peşinde koşan bazı şahıslar, ne olduğu  belirsiz enjeksiyon materyali ve solüsyonlarla  hatta  kendi ürettikleri karışımlarla halka dehşet saçıyorlar. Bugün sınıkçılar, çıkıkçılar, sahte teknisyenler, medyumlar, üfürükçüler, halkın inançlarını sömürerek alternatif tıp yöntemleri uydurdukları gibi medikal estetik sektöründe de hekim olmayan kişiler saçtığı dehşet, bu sadece buzdağının görülen kısmıdır

 

Yazının devamı...

Balık yüzer, kelebek uçar, Adanalı kebap yer…

 

Fotoğraf: Halil Can ÖNDEMİR

 

 

ADANALININ KALP ATIŞIDIR KEBAP

 

Türk Dil Kurumu “Doğrudan doğruya ateşte veya kap içinde susuz olarak pişirilmiş et” diye tanımlıyor ama şüphesiz bir Adanalı için kebap, bundan çok daha öte bir anlam ifade ediyor. Hele de usta eller tarafından hazırlanmışsa…

Hatta bu işin içinde olanlar için bile bu tanım böyle değil… 96 yıllık tarihi olan Kebapçı Mesut’un torunu Hakim Yenigün’e “Sizin için nedir kebap?” diye sorduğumda aldığım cevap, “Adana’nın sıcağı, portakalı, insanların sıcaklığı, güler yüzlülüğü, mertliği nasıl bize özgüyse Adana kebabı da bunlardan biri.”

 

Haliyle Adanalı olan ve olmayanlara “Adanalı için kebap nedir?” diye sorduğumda, aldığım cevaplar oldukça güzeldi.

 

Gelelim Kebapçı Mesut’a… Buranın tarihi resmi olarak 1921’lere dayanıyor. 1921’den önce de en büyük dede Mahmut Usta ile sebze halinde barakada başlıyor işe. Sonrasında Kocavezir Mahallesi’nde şuanda sit ilan edilen yerde devam ediyorlar. 137 yıllık bir dükkân… O kadar tutuluyor ki dışardaki tahta masalarda bile oturacak yer bulamıyorsunuz.

 

Yeşilçam’ın ünlüleri, iş dünyasının bilinenleri, siyasetin isimleri… Hatta Mustafa Kemal Atatürk’e kadar uzanıyor mazi. Atatürk’ün Adana ziyaretinde Mahmut Dede elleriyle hazırlıyor Ata’ya kebabını… Arkasından Yılmaz Güney ile ilk fotoğraf koleksiyonu başlıyor bu kebapçıda… Ve duvar tamamen fotoğraf müzesi gibi bir hal alıyor. Recep Tayyip Erdoğan, Ali Ağaoğlu, Cem Yılmaz, Türkan Şoray, Kadir İnanır, Erkan Petekkaya…vs..vs…

 

137 yıllık bir binada başlayan ve hatta öncesinde de barakada başlayan kebapçı hikâyesi şimdi Adanalı İşinsanı Mehmet Ali Bilici’nin, Türkiye Sınai Kalkınma Bankası ile ortak açtığı Adana Divan Oteli’nde devam ediyor. Otelin hemen yanındaki ikiz bina içinde yaklaşık bir yıldır “Divan Mesut” olarak kebabın dumanını Bilici ve Kebapçı Mesut ailesi olarak tüttürüyorlar.

 

Üçüncü şubeleri de Kayseri’de.

 

Bilici Ailesi Adana Ceyhanlı, Kebapçı Mesut’un ailesi de Adanalı… Mehmet Ali Bilici hem iş dünyasının hem de siyasetin içinden biri… 1983 yılında Anavatan Partisi’nden 3 dönem Milletvekilliği yapmış biri. 12 yaşında da babasının yanında iş dünyasına atılmış. Aile pamuk tüccarı aynı zamanda çırçır fabrikaları varmış…

Mesut Usta’nın torunları da dördüncü kuşak olarak bu işe devam ediyor. “Ailede başka meslek yapan var mı?” diye soruyorum. Cevap çok net, “Hayır”

 

YANINDA PİLAV YENMEZ

 

Şimdilerde Kebap Sushi, Light kebap ortaya çıksa da oturup dürüm şeklinde yiyeceğiniz kebabın lezzetini sanırım hiçbir şey vermez. Yanında sadece tablacı salatası, soğan salatası ve ezme…

Öyle Adana dışında servis edildiği gibi tabakta bulgur pilavı filan göremezsiniz. Zaten Adanalı da işte buna deliriyor.

 

Divan Mesut’ta kendilerinin yaptığı kaymaklı kadayıfı kebabın üzerine mideye afiyetle indirebilirsiniz. Kocavezir’deki yerlerinde de halka tatlıyı…

 

Divan Mesut’un İşletme Müdürü Metin Taşkın, Otel Müdürü de Uğur İvegener…

 

Ben tek tek kebapla ilgili sorularımı ustaya soruyorum, usta da iştahlı iştahlı anlatıyor…

 

Hakim Yenigün kimdir biraz sizi tanıyalım?

Kebapçı Mesut ustanın torunuyum.

 

KOLLARIMIZ ZIRH ÇEKE ÇEKE KASLANDI

 

Kaçıncı kuşaksınız?

Dördüncü kuşak oluyorum. 12 yaşımdan beri Mesut Usta’nın tezgâhında çalıştım. 1980 yılında Mesut Ustayı kaybettikten sonra amcalarımla beraber bugünlere taşıdık.

Dedeniz nasıl başlamış peki?

Dedem Mesut Ustanın babası Mahmut Usta ile başlıyor iş. Adana’da eski sebze halinin olduğu yerde kendilerine bir baraka kurup kebap yapmaya başlamışlar. İnsanlar aşırı ilgi gösterince “Küçük bir dükkân açalım” demişler ve ilk dükkânı 1921’de açmışlar. 1940 yılında da 151 numaralı ilk telefon alınmış. Adana’da 51. Telefonmuş düşünün.

Peki, bu kadar iyi bir usta olmasının özelliği ne?

İyi bir ustalığın yanında iyi bir esnaf olması önemli... Gönlü açık, güzel, mert bir insanmış.

“Atatürk de Mesut Ustanın kebabını yemiş” dediniz sohbetimiz sırasında. Nasıl gelmiş?

Adana’da Atatürk’ü Çiftçiler Birliği’nde ağırladıklarında bizzat Mesut Usta gidip ona kebap yapmış. Öyle yemiş.

Kebabı lezzetli yapan şey nedir?

Ustaların işlerini aşkla yapması, kaliteli et kullanmaları, taze kuyruk yağının olması çok önemli. Erkek koyun eti olması kesinlikle şart. Ve tabii kullanılan kömür dahi çok çok önemli…

Ne kadar kuyruk yağı lazım?

1 kilo kıymaya 300 gram koyulur.

Şimdi Divan Oteli’nin içindeki üçüncü şubeniz mi oluyor?

Evet. Sayın Mehmet Ali Bilici ile kurduk. Yaklaşık bir yıldır sanatımızı burada icra ediyoruz. Allah’a şükürler olsun güzel oldu.

Kebabın dostu nedir?

Soğan, şalgam!

Zırh çekme mi makine kıyması mı?

Kesinlikle zırh! Bizim dükkânlarımızda makine bulamazsınız. Zaten baksanıza hepimizin kolları zırh çeke çeke kaslandı! (Gülüyor)

Sizin çocuklar devam ediyor mu?

Mehmet Fatih oğlum, Erhan Silindir de dayımın oğlu. İkisi beraber Kayseri’deki şubemizdeler. İnşallah onlar da beraber bayrağı alıp götürecek.

Bu meslekte ilk nasıl başlanılıyor?

Şiş silerek! Başta sinirleniyor insan ama şiş silmeden bu mesleğe başlanmıyor.

Adana dışında kebabın yanında bulgur pilavı verilmesine ne diyorsunuz?

Adana dışında maalesef birçok ilde veriliyor, yanlış bu. Bakın cacık da veriliyor, salata da veriliyor. Bunlar da verilmemeli. Sadece soğan salatası, ezme ve tablacı salatası verilmesi lazım.

Peki dürüm olarak mı yoksa tabakta servis şeklinde mi yenilmeli?

İkisi de önemli. Dürüm de çok lezzetli olur!

Peki artık insanlar neden salaş mekanları tercih ediyor dersiniz?

Çünkü lezzeti, samimiyeti arıyorlar. 15 sene önce lüks restoranlardan çıkmaya başladılar. Bizim insanlarımız bir şeye çok hızlı geçiş yapar ve çok hızlı tüketim yaparlar. Mesela Mesut Usta’nın ilk yerine gelen diyor ki “Ben 1950 yılında nişanlımla yemek yedim” bunlar var oralarda, anılar var.

 

 

***

 

Adanalı için kebap nedir?

 

Yusuf Ziya Kumsal: İlişki Dürümüm bir buçuk Adana

Barış Kaynak: Adanalının kalp atışı

Ender Şire: Yazın 50 derece sıcaklıkta bile bu şehri yaşanır hale getiren sebep

Cumali Erener: Yenilebilir Arkadaş demektir

Ömer Yurukce: Günlük yaşanan adli vakaların kötü imajını kamufle eden bir patenttir.

Emir Keskin: Yaşam için oksijen ne demekse, Adanalı için de kebap o demektir.

Tuğba Aras: Aşk neydi? Adana-Şalgam-Kebap

Uğur Karaduman: Aboooow… Hele hele hele…

Sıtkı Abay: Adana’nın diğer adı

Cem Kokeng: İlaçtır.

Osman Teke: Gurbetteyken vuslata sebep

Çağdaş Anadolu: Kokusunu parfüm yapmak istemektir.

Alper Turbey: Düğün çıkışlarında kebapçıya giden gelin damat milletiyiz. Yani gelin topuzu olmasa da olur ama kebap olmazsa olmaz.

Ertuğrul Kalkan: TDK yetkilileri henüz öyle bir kelime türetemediler.

Emre Yarimzade: Başka bir yemek yedikten sonra “Bu parayı kebaba verirdik” sözünü söylettiren kelime ötesi cümle.

Mustafa Temel:Balık için yüzmek, kelebek için uçmak ne ise; O'dur Adanalı için kebap... Bir yaşam felsefesi değil, yaşadığınızı anlatmanın ta kendisidir...

Gülçin Fatih Çakan: Adanalının sinirini yatıştırabilecek derecede mutluluk hormonun salgılattığı İsviçreli bilim adamlarınca kanıtlanmış bir Adana kültürüdür

Özgür Akpınar: 5. Element

Özlem Boğa: Adanalının fastfood’udur

Ahmet Börklüoğlu: Adana kebap demek sevgiliye verilecek bir tektaşın yanındaki tek yoldaştır çünkü adana kadınını bir tektaşla bir de Adana kebabıyla mest edersin

Dogu Guneroglu:Adanalı için kebap, kızgın kumlardan serin sulara atlamak, dalgalı bir denizde sörf yapmak veya karda dans etmek gibi bir şeydir herhalde ya da küçük bir kaçamak...

Şeref Kara: Annemiz Babamız ne kadar değerliyse kebap da bir Adanalı için o kadar değerlidir.

Şeyda Terzioğlu: Kebap candır, gerisi heyecan.

Cem Ateş Elban Cehennemin kapısına bile mangalla gitmektir.

Hatice Kuni Adana’nın bitki örtüsüdür

Ahmet Hoplamaz: Adana’da kebap, ahirette sevap.

Mustafa Uzunağaç: Bebek için anne sütü neyse Adanalı için de kebap o’dur.

Hakan Taşkın: Antidepresan özelliğine sahip

 

Yazının devamı...