GÜNDEM
SPORARENA
YAZARLAR
EKONOMİ

Uygulamada okumaya devam et.

Teşekkür ederim babacım

İki kız ve bir erkek çocuğunun arasında hiçbir fark görmediğin, ayrımcılık, adaletsizlik yapmadığın, her iki cinsiyetin her zaman eşit hakları ve sorumlulukları olduğunu ama hayat içinde farklı rolleri olabileceğini öğrettiğin için.
Kız oyunu erkek oyunu diye ayırmadan bizi her türlü oyuna, spora özendirdiğin ve bizimle hep oynadığın için.
18 yaşımda ehliyetimi alabilmem için bana araba kullanmayı öğrettiğin, erkek kardeşime, bizimle beraber masayı hazırlamayı, beraber toplamayı, ona çamaşırını yıkamayı, ütü yapmayı, bize alet edevat kullanarak tamir etmeyi gösterdiğin için.
Kızlarını da oğlunu da kendi ayakları üstünde durabilecek, mert, cesur, her problemi çözebilecek insanlar haline getirebilmek için hep sabırla öğrettiğin ve her şeyden önemlisi annemi kendinle eşit görerek bize doğru bir model olduğun için.
Anneme hep saygı duyduğun, değer verdiğin, çok sevdiğin ve ona sonsuz güvendiğin için; anneler her zaman çocukları için en iyisini ister ve sen annemin bizim için her istediğine “peki” dediğin için.
Hayranlık, saygı ve sevgi dolu bir evlilik nasıl olur, dürüst, ahlaklı, cömert ve eşine her zaman destek olan bir koca nasıl olur gösterdiğin, anlaşmazlıkların nasıl çözülebileceğini, umutsuzlukların, çaresizliklerin, kayıpların üstünden omuz omuza nasıl huzur içinde gelinebileceğini öğrettiğin için.
Annemle edebiyata, siyasete, geleceğimize, hayata dair her konuda hiç bitmeyen muhabbetler içine girerek, tatlı tatlı fikir tartışmaları yaparak, tavla, kağıt oynayıp beraber bulmaca çözerek, insanın eşinin nasıl en iyi arkadaşı olabileceğine heveslendirdiğin için.

SINIRLARIMIZI ZORLAMAMIZ İÇİN BİZİ HEP TEŞVİK ETTİN

Dostlarına her zaman sıcak, sevecen, dürüst ve yardımsever olduğun ve bize ömürlük dostların değerini tattırdığın için.
Evimize gelip giden dostlarınızla yaptığınız uzun sohbetler sayesinde bize sosyal becerileri, sosyal kuralları, misafir ağırlamayı, insanlara karşı hoşgörülü olmayı, verici olmayı, dedikodu yapmanın kötü bir alışkanlık olduğunu ve farklılıklara saygı göstermeyi öğrettiğin için.
Aile bağlarına olan düşkünlüğün sayesinde, sadece kendi ailenle değil annemin ailesiyle de harika ilişkiler kurduğun, anneanne-babaannemiz, dedemiz, teyzelerimiz, halalarımız, amcalarımız, yengelerimiz, eniştelerimiz ve kuzenlerimiz ile sıcacık ilişkiler kurmamızı teşvik ettiğin, gelenek ve göreneklerimizden kopmadan, bayramlarda, doğum günlerinde, özel günlerde büyüklerimizin gönlünü almamız gerektiğini öğrettiğin, onların evlerini bol bol ziyaret ederek aramızdaki ilişkileri her zaman çok sağlam tuttuğun ve bizi kocaman bir aile içinde yetiştirdiğin için.
Çok dürüst, çok çalışkan ve kendini her zaman geliştirmeye devam eden bir insan olarak bunların bir meziyet değil olmazsa olmaz insan özellikleri olduğunu bize yaşayarak öğrettiğin ve aynı standartları bizden de istediğin, ‘boynuz kulağı geçer’ diyerek akademik olarak, başarı olarak, hedefler olarak senden ileriye gitmemiz gerektiğini sık sık tekrarladığın ve bunun için elinden gelen tüm desteği büyük bir fedakarlıkla verdiğin,
bizi sınırlarımızı zorlamamız için hep teşvik ettiğin, hep inandığın ve bizimle hep gurur duyduğun için...

Yazının devamı...

Sınav bitti, nasıl hissediyorsun?

Bugün milyonlarca çocuk lise giriş sınavına girdi. Hepsi çok uzun ve zorlu bir çalışma maratonunu bugün noktaladı.
Sınava hazırlık sürecinde çoğu kaygı, stres ve yetersizlik duygusu yaşadı. Sınav sırasında da benzer duygular yaşamış olabilirler.
Anne-babaların haklı olarak akıllarına gelecek ilk soru “Nasıl geçti?” olacak.
Sizlerden rica ediyorum, sonra da şu soruyu sorun: “Nasıl hissediyorsun?”
Onların nasıl hissedeceği biraz da sizin tutumunuza bağlı. Eğer siz gerginseniz onlar da gergin olmaya devam edecek. Siz rahatsanız onlar da rahatlayacak.
Siz rahatken çocuğunuz gerginse, birkaç cümleyle yaşadığı stresten kurtulmasına yardım edebilirsiniz:

O OKULA GİREMEMEN DÜNYANIN SONU DEĞİL

◊ Seni şimdiden çok tebrik ediyorum. Sınav hazırlığı sırasında ve bu zor sınavda elinden geleni yaptın.
Bugünden itibaren sınavı düşünmemize gerek yok, artık eğlenme ve dinlenmeyi hak ediyorsun.
◊ Sınav sonucunu da düşünmemize gerek yok.
Başarılı da olabilirsin başarısız da, bunu şimdiden bilemeyiz ve bu hayatınla ilgili çok önemli bir değişiklik yaratmayacak. Unutma, bu sınav hayatındaki sınavların sadece bir tanesi.
Başarılı olmak için her gün yeni bir şansın var.
◊ Eğer hayalindeki okula giremezsen bu dünyanın sonu olmaz. Bir takım şampiyon olmayınca futbolu bırakmıyor, bir tenisçi bu sene kazanamadı diye tenisten soğumuyor. Sen de okumaya, öğrenmeye, çalışmaya devam ederek hayallerinin peşinden gidebilirsin. Zaten en mutlu insan, hayallerinin peşinden gidebilen ve istediği işi yapabilen insandır. Tuttuğun takım yenildiğinde nasıl ondan vazgeçmiyorsan, kendinden de vazgeçme.

KENDİNİ SINAV SONUCUNA GÖRE ETİKETLEME

◊ Sınav sonucunu arkadaşlarınınkiyle kıyaslamana gerek yok. Her insanın sınav performansı birbirinden farklı olabilir. Kimi sınavda hiç heyecanlanmaz, kimi çok heyecanlanır.
Kimi daha dikkatlidir, kimi istemeden dikkat hataları yapabilir. Sınav sonucu senin akıllı, aptal, çalışkan ya da tembel olduğun anlamına gelmez. Kendine sakın böyle etiketler koyma. Etiketler cansız objeler içindir.
Bir bardağa etiket koyabilirsin, çünkü onun bardak olmaktan başka şansı yoktur. Ama insanların kendilerine etiket koymaları çok yanlış çünkü insanlar sürekli olarak gelişir, büyür, değişir. Öyleyse bu sınav sonucu sen de kendine bir etiket koyma, çünkü sen de büyüyecek, gelişecek ve değişeceksin.
Bugün istediğin başarıyı elde edemezsen üzerinde “başarısız” etiketi olmayacak, çünkü hayat devam ediyor ve senin başarılı olduğun birçok başka alan var, olmaya da devam edecek.
◊ Sınav sonucu senin nasıl bir insan olduğunu da söylemez. Çünkü sen sadece derslerden ibaret değilsin. Birçok farklı özelliklerin ve yeteneklerin var. İyi kalpli, eğlenceli, arkadaş canlısı, komik, sporcu, müzisyen, bilgisayarlardan iyi anlayan ya da güzel resim yapan bir çocuksun. Seni sen yapan özelliklerin senin sınav sonucundan çok daha önemli, bunu sakın unutma.

ELİNDEN GELENİ YAPTIN SENİNLE GURUR DUYUYORUZ

◊ Nasıl hissettiğini paylaşman çok önemli. Eğer hayal kırıklığı, üzüntü, korku gibi duygular yaşıyorsan, bunları paylaşmanı ve neden böyle duygular yaşadığını konuşmak isterim.
Emin ol ki seni yargılamadan ve eleştirmeden dinleyeceğim. Benim için en önemli şey senin kendini iyi hissetmen. Ben sana güveniyorum ve elinden geleni yaptığına inanıyorum.
◊ Sınav sonucu ne olursa olsun sen bizim için çok değerlisin. Sınavdan önceki kızım/oğlum ile sınav sonrası kızım/oğlum aynı kişi, sen nasıl bir sınavda değişmediysen, başka kişi olmadıysan, bizim de sana karşı duygularımız ve düşüncelerimiz değişmedi.
Çok zorlu bir süreçten geçtin ve bu süreçte hiç pes etmeden elinden geleni yaptın. İşte en önemli başarı bizim için bu.
Seninle gurur duyuyoruz ve seni çok seviyoruz.

Sonuçlar kadar süreçler de önemli

◊ Unutma ki yaşamda sonuçlar kadar süreçler de önemlidir. Yani bu sınavın sonucu ne olursa olsun, sınava hazırlanma sürecinde öğrendiğin her şey yanında kar kalacak ve ömür boyu işine yarayacak.
Yeni bilgiler öğrendin, bilgilerini pekiştirdin, altyapını güçlendirdin.
Ama daha da önemlisi sistemli, zamanı doğru kullanmayı öğrendin. Arkadaşlarınla yarışmayı bir yandan da onları korumayı, onlara destek olmayı, takım çalışmasının önemini öğrendin. Karşılaştığın problemleri çözmenin pratik yollarını öğrendin.
Bıktığında, yorulduğunda tekrar başlayabilmeyi, kendini motive etmeyi, yılmamayı öğrendin. Odaklanmayı, hedefe doğru yürümenin güzel ve zor taraflarını öğrendin.
Başarının keyifli, başarısızlığın baş edilebilir bir duygu olduğunu öğrendin.
Bunları bu genç yaşta öğrenebilmek az iş değil, hepsini kendi çabanla öğrendin, kendinle gurur duymalısın.

Yazının devamı...

Matematik sizi zorluyor mu?

Çoğunuz “disleksi” kelimesini daha önce duymuşsunuzdur. Disleksi; okuma, heceleme ve yazma becerilerini edinmeyle ilgili nörolojik kökenli, doğuştan gelen bir sorundur. Disleksisi olan kişiler, okuma hızı, okuma kalitesi, okuduğunu anlama-anlatma, sağı-solu ayırt etme gibi konularda yaşıtlarına ve zekasına kıyasla beklenenin altında performans sergiler.
Peki matematik konularında yaşanan bazı sıkıntıların da aynı şekilde biyolojik bir problem olduğunu ve doğuştan geldiğini biliyor muydunuz?
“Diskalkuli” adlı bu durum, sayısal dili işleyen nöral bağlantıların işlev bozukluğu şeklinde tanımlanabilir. Bu da sayısal bilgilere erişmeyi ve onları işlemeyi zorlaştırır.
Dolayısıyla diskalkulisi olan kişiler, temel sayısal işlemlerde kavrama ve hesaplama sorunu, zihinsel canlandırma güçlüğü yaşayabilir.
Diskalkuli, zor geometri problemlerini anlayamamak değil, bazen en basit matematiksel kavramlarda bile zorluk yaşamaktır.
Örneğin kişi 3+5=8 işlemini bile parmağı ile yapma ihtiyacı duyabilir.

YÜKSEK IQ’DA DA GÖRÜLEBİLİR

Diskalkuli matematikle ilişkili geniş bir zorluklar yelpazesidir. Özellikleri ve semptomları her çocukta farklı olabilir. Ayrıca çocuğun yaşına bağlı olarak da farklılık gösterebilir.
Bununla beraber, çocuklar büyüdükçe yaşadıkları güçlükler daha da belirginleşir, bu yüzden erkenden yardım almak çok önemlidir.
Aynı dislekside olduğu gibi, diskalkuli de kişilerin zeka (IQ) seviyesi ile ilişkili değildir, yüksek IQ değerlerine sahip insanlarda da görülebilir.
Eğer çocuğunuz matematik dersinde zorluk yaşıyorsa, tüm dersleri iyiyken matematik notunu bir türlü yükseltemiyorsa, yaşadığı sıkıntıya yeni bir bakış açısıyla bakmanızı tavsiye ederim.
Onu zorlamak, özel dersler aldırmak, kızmak, azarlamak, “Yeteri kadar çalışsan yapabilirsin” diye suçlamak yerine neden sıkıntı yaşadığını anlamaya çalışmalısınız.
Çünkü diskalkuli problemi yaşayan çocuklar, erken çocukluk dönemlerinden itibaren öğrencilik hayatlarında matematiksel işlem gerektiren hesaplamalarda güçlük yaşarlar ve bu onların “çaba göstermemesi” veya “tembellik yapması” ile ilgili değildir.

ANALOG SAAT OKUMAK BİLE GÜÇ GELEBİLİR

Doğuştan gelen bu problem zamanında anlaşılıp da çözülmediğinde, matematik dersiyle ilgili sıkıntılar, utanç, kaygı ve nefret şeklinde farklı bir boyut kazanabilir. Daha da ötesi çocuğun özgüveni, sosyal ilişkileri, akademik hayatı olumsuz etkilenir. Bu da yeni psikolojik sıkıntılara yol açabilir.
Diskalkuli sadece matematik dersi ve sayısal işlemlerde yaşanan güçlükle sınırlı değildir. Kişiler, analog saatlerin okunmasında, harita üzerinde yön bulmakta, yol tarif etmekte, mesafe tahminlerinde, para hesaplamalarında, zihinde canlandırma ve konsantrasyon gerektiren işlerde de ciddi sorunlar yaşayabilir.
Diskalkuli kendiliğinden geçebilecek bir durum değildir. Diğer yandan, kişiler matematiğin çeşitli alanlarında zorluk çekseler de özel yöntemlerle matematiksel becerilerini yeterince geliştirebilirler.
Önemli olan bu zorluğun biyolojik olduğunu bilmek, kendilerine dair tutumlarında ve bakış açılarında değişiklik yapmak, yapabildiklerine ve yapamadıklarına doğru açılardan bakmalarını sağlamaktır.
Kendilerini yenik, beceriksiz, eksik görmemeleri, doğuştan gelen bu zorlukla baş edebilen kişi olabileceklerini bilmeleri kendilerine güvenlerini artırır, hayatlarını kolaylaştırır.

Yazının devamı...

Anne-baba olmaya hazır mısınız

Anne-baba olmak sabır, ilgi, sevgi, zaman, disiplin, emek, bilgi, fedakarlık, enerji, güç gerektiren bir iş... Ve bütün bunların hepsinin çocuğa dengeli bir şekilde verilmesi gerek. Tüm zorluklara rağmen bunu çok istediğinize inandığınızda, bu zorlu işe hazır olup olmadığınızı düşünmek doğru bir ilk adım olabilir. Kendinize şu soruları sorabilirsiniz:
1- Neden anne-baba olmak istiyorum?
Anne-babam torun istiyorlar... Yaşım ilerliyor, sonra pişman olabilirim... Yalnız yaşlanmak istemiyorum... Evliliğimiz kötü gidiyor, çocuğumuz olursa belki evlilik de kurtulur gibi nedenler anne-baba olmak için doğru nedenler değil.
Unutmayın ki çocuklar bu dünyaya size hizmet etmeye, duygusal olarak sizi beslemeye gelmiyorlar. Hayatınızda yanlış giden bir şeyler var ise bebek dünyaya geldiğinde de bu problemler çoğunlukla devam edecektir. Problemler çözülmeden üzerine bir de bebek bakımı, bebeğin ihtiyaçları geldiğinde hayatınızın daha da zorlaşması kaçınılmaz olur.
2- Psikolojik sağlığım nasıl?
Psikolojik sıkıntılarınız var mı? Kaygı, takıntı bozukluğu, depresyon, alkolizm, uykusuzluk, dikkat bozukluğu gibi problemleriniz var ise bunlarla ilgili yardım almanız çok önemli. Çözümlenmeyen bu problemler, bebek geldiğinde size daha büyük sıkıntılara neden olabilir.
3- Eşimle ilişkimiz nasıl?
Bebek dünyaya geldikten sonra ilişkinizde çok önemli değişiklikler olacağına, birbirinize daha az zaman ayırmak zorunda kalacağınıza, bebeğin en azından bir süre ilişkinin merkezinde olmasına hazır mısınız?
Bebek yüzünden daha az uyumak zorunda kalmak, daha çok para harcamak, birbirinizle daha az konuşmak, bebekle ilgili kaygılar, stresler ilişkinizi zorlayabilir. Bunu kaldıracak toleransınız var mı?
Eğer ilişkiniz sağlam temeller üzerindeyse, zorlukları beraberce atlatabilir, bebeğinizden çok büyük keyif alabilirsiniz. Diğer taraftan birbirinize tahammül edemiyorsanız, kızgınsanız, bebekle beraber birbirini suçlamalar, tartışmalar, kırgınlıklar daha da artabilir.

KENDİNİZİ İKİNCİ PLANDA TUTMANIZ GEREKEBİLİR

4- Etrafımda bize destek verebilecek kişiler var mı?
Afrikalıların güzel bir atasözü vardır; ‘bir çocuğu büyütmeye bir köy gerekir.’ Bir bebeği büyütmek için çok fazla efor gerekir ve tüm ihtiyaçları anne-babanın tek başına karşılamaya çalışması yıpratıcı olabilir. Anne-babanın, çocuk büyütürken ortaya çıkabilecek psikolojik, fiziksel ve maddi ihtiyaçlarına destek olmak çok önemlidir.
Aile üyeleri, arkadaşlar, sorumlulukların paylaşılmasına yardım ettiklerinde anne-baba ve bebek çok daha huzurlu ve sağlıklı bir ortama kavuşurlar.
Bu nedenle, anne-baba olmayı planlarken, etrafınızdan alabileceğiniz desteği de gözden geçirin. Tek başınıza yapabileceğiniz bir iş olmadığını farkına varmalısınız.
5- Hayatımdan, isteklerimden fedakarlık yapmaya hazır mıyım?
Bebekten önce tüm zamanını, maddi imkanlarını kendine, sporuna, bakımına, sosyalleşmeye, işine ayıran bir kişi, bebekten sonra bu aktiviteleri yapmaya çok daha az zaman bulabilecektir. Bebeğin rutini, sizin programınızın önüne geçtiğinde, planladığınız etkinlikleri son anda iptal etmenize neden olabilir. Paranızı daha hesaplı kullanmanız, kendinizi ikinci planda tutmanız gerekebilir. Özet olarak, bebeğin ihtiyaçları, kendi ihtiyaçlarınızdan daha önemli bir yer alacak, buna hazır mısınız?
6- Yaşama biçimimi değiştirmem gerekecek mi, bunu istiyor muyum?
Başka bir eve taşınmak, daha az, daha çok çalışmak, başka sosyal ortamlara girmek gibi hayatınızda daha önce hiç planlamadığınız büyük değişiklikler yapmanız gerekebilir. Bunları yapmaya hazır mısınız veya bunları yapıyor olmak sizi kızgın mı hissettirecek?
7- Bebekler konusunda bilgim ve ilgim var mı?
Çocuk yetiştirmek için bilgi sahibi olmak şart. El yordamıyla, yanlış bilgiler ile çocuk yetiştirmek istemiyorsanız bol bol okumanız, becerilerinizi geliştirmeniz gerek. Bu konularda kitap okumak, konuşmak yardım almak konusunda kendinizi nasıl hissediyorsunuz? İlginizi çekiyor mu yoksa sıkılıyor musunuz?
8- Maddi açıdan hazır mıyız?
“Her çocuk kısmetiyle gelir” derler ama gerçek şu ki eğer maddi açıdan hali hazırda bir sıkıntı çekiyorsanız, çocuğun bakımı ile ilgili ek masraflar ortaya çıktığında daha da büyük sıkıntılar yaşayabilirsiniz.
Ekonomik durumu planlamak ve maddi açıdan hazır olmak üstünüzde daha az stres yaratabilir.

Yazının devamı...

Çocuklarla konuşurken nelere dikkat etmeliyiz?

Cocuklarla, gençlerle konuşma şeklimiz, onları överken, yargılarken, öğüt verirken kullandığımız kelimeler, bazen hiç istemediğimiz etkiler yaratabiliyor.
Ne kadar iyi niyetli olursak olalım, kendimizi doğru ifade edemediğimizde karşımızdakine zarar verebiliyoruz. Hele de anne-babalarının gözünün içine bakan, dünyayı onların gözünden öğrenmeye çalışan çocuklar, bizim sözlerimizden hiç tahmin etmediğiniz kadar çok etkileniyorlar. O nedenle onlarla konuşurken bazı noktalara dikkat etmekte yarar var:
◊ Konuşmalarınızın içeriklerine dikkat edin. Çoğu anne-babanın yaptığı gibi sizin de konuşmalarınız çoğunlukla düzeltme, uyarma, eleştirme içerikli ise, sizin yanınızda bulunmaktan pek hoşlanmayacaktır. Konuşurken bir yandan saçını, üstünü başını düzeltiyorsanız ya da konuştuğu konu hakkında olumsuz yorumlar yapıyorsanız, o konuşma da pek uzun sürmez!
◊ “Yapma” veya “Yapabilir misin” gibi uyarılar yerine daha net ve olumlu uyarılar yapın: “Koltukta zıplama” veya “Koltukta zıplamayabilir misin” yerine, “Şimdi koltuktan in” veya “Otur” gibi daha net cümleler kullanın.
Ya da alternatif bir aktivite yapmayı önerebilirsiniz. Çocuklar ne yapmamaları gerektiğinin söylenmesi yerine, ne yapmaları gerektiği söylendiğinde daha fazla söz dinlerler.

ONA GÜLERSENİZ SİZİNLE KONUŞMAZ

◊ Onu dinlerken başka bir işle uğraşıyorsanız, aklınız başka yerdeyse ve onu dinliyormuş gibi yapıyorsanız, çocuk bunu hissedecektir. Anlattığı konuların ilgi çekmediğini düşünürse bir süre sonra sizinle konuşmamaya başlayacaktır.
◊ Çocuklar öğrendikleri, duydukları yeni bilgileri sizinle paylaşmak isteyebilir. Bazen bu bilgiler yanlış, eksik olabilir. Onlarla dalga geçerseniz, “Büyümüş de bu konulara mı ilgi duyuyormuş” gibi yorumlar yaparsanız veya yanlış anlattığında güler, küçümserseniz sizinle sizin istediğiniz gibi “ciddi konuları” konuşmaktan çekinecektir.
◊ Duygularını anlattığında “Abartma” ya da “Geçer, üzülme” gibi duygularını hafife alan yorumlar yapmayın. Bırakın anlatsın, bazen hiç yorum yapmadan ya da onu iyi hissettirmeye çalışmadan, sadece dinlemek bile ona çok iyi gelecektir.

ÇOCUKLAR HATA YAPABİLİR SABIRLI OLMALISINIZ

◊ Odağınız hataları olmasın. Çabalarını, hayallerini, zevk aldığı uğraşları da görün.
◊ Arkadaşlarıyla ilgili problemlerini anlatırken tarafsız kalarak dinlemeye çalışın. “Sen de öyle yapmasaydın”, “Neden başka türlü davranmadın” gibi cümleler ile suçlu bulmaya odaklanmak yerine, problemin nasıl çözülebileceğini tartışmak daha faydalı olur. Eğer hep suçlandığını düşünürse arkadaşlarıyla yaşadığı problemleri sizinle paylaşmaya cesaret edemez.
◊ Çocuklar hata yapabilir, defalarca uyarırsınız, tekrar yapabilir. Sabırlı olmak gerek. Ne olursa olsun “Aptal mısın!” gibi aşağılayıcı kelimeler kullanmayın!
◊ Anlatmak istediği şeyi anlatırken bocalarsa sabırlı olun, lafı ağzından almayın, sözünü kesmeyin, ona anlatması için fırsat verin. İletişim becerileri sizinle konuşurken gelişecek.
◊ “Odanı ne güzel toplamışsın, demek ki iki elin varmış” gibi iğneleyici sözlerle çabalarına olumsuz tepkiler vermeyin. Doğru davranışı gördüğünüzde alaycı olmayın.

ONU ANLAMADIĞINIZDA ANLIYORMUŞ GİBİ YAPMAYIN

◊ Çocuğunuz düşüncelerini, duygularını sizinle paylaştığında ne anlatmak istediğini anlamadığınızda, onu anlıyormuş gibi yapmayın. Anlamadığınızda soru sormaya devam edin, böylelikle gerçekten anlamaya çalıştığınızı, onu önemsediğinizi görecektir.
◊ “Bugün okul nasıl geçti?” gibi genel sorular karşısında genellikle “İyi” gibi kısa ve sıradan bir yanıt alırsınız. “Çocuğum benimle konuşmuyor” diye şikayet etmeden önce bu tip genel sorulardan vazgeçmeniz gerek. Onun yerine “Arkadaşlarınla yeni bir oyun keşfettiniz mi?” gibi onu heyecanlandırabilecek, ilgisini çekebilecek bir soruyla günün nasıl geçtiği konusuna girebilirsiniz.

Yazının devamı...

Gençlerde esrar kullanımı ile ilgili gerçekler

Esrar (Marijuana), kenevir bitkisi cannabis sativanın çiçek ve yapraklarının kurutulmasından elde edilen bir uyuşturucu maddedir. Esrarın içindeki ana etken uyuşturucu madde ise THC adında, kişinin psikotik deneyimler yaşamasına neden olan bir madde. Bu maddenin adını bilmek önemli, çünkü son yıllarda esrarın içindeki bu ana maddede büyük bir artış gözleniyor. Dolayısıyla genç beyinlere verdiği zararlı etki de artmış oluyor.
Esrar ya da halk dilinde yaygın kullanımı ile ot, genellikle sigara içine sarılarak kullanılıyor. Bayık, keskin bir ot kokusu var, sigaraya benzemiyor. Kova veya bong adı verilen bir yöntemle buharını içe çekerek de kullanılıyor. Kek, şeker, lolipop veya diğer gıdalara katılarak tüketimi de yaygın.
Gençler arasında kullanımı son yıllarda artış göstermekte olan esrarın, özellikle gençlik yıllarında kullanıma başlandığında oldukça fazla zararları var.
Ergenlik yılları, büyümenin en hızlı olduğu, kişinin benliğini oluşturmak için araştırma içinde olduğu, bu araştırma içindeyken değişik şeyler denemek istediği, riskler aldığı, keşfetme ihtiyacının olduğu yıllar. Beyinle ilgili araştırmalar gösteriyor ki insan beyninin gelişimi 18 yaşında birdenbire durmuyor, gelişimine devam ediyor.
Beyin araştırmalarına olanak veren teknolojiler geliştikçe, beynimizin yetişkin beyni haline gelmesinin; beynimizin karar verme, mantık yürütme, görevleri organize etme gibi görevleri yerine getiren ön bölgesinin gelişmesinin 20’li yaşların ortalarına kadar devam ettiği ve buna ek olarak hormonların düzene oturmasının da 20’li yaşların ortalarını bulduğu biliniyor.
Dolayısıyla bu keşfetme, merak, deneme arzusu, esrar kullanma gibi kalıcı zarar verebilecek riskli davranışlara yol açabiliyor.
Bu yaşlarda “bana bir şey olmaz” düşüncesi oldukça yaygın. Bu nedenle gençlerimizle sık sık konuşarak, onlara esrar ile ilgili bilimsel bulguları aktarmamız çok önemli.
Biraz önce de söylediğim gibi, gençlerin beyni yaklaşık 26 yaşına kadar aktif olarak gelişmeye devam ediyor. Bu dönemde kullanılan esrar, içindeki katkı maddesinin beyne direkt etkisinden dolayı gencin gelişen beynine zarar veriyor:
- Beyin MRI çalışmalarının sonuçları, esrar kullanan gençlerin beynin yapısında kalıcı zararlar olduğunu gösteriyor.
- Düşünme ve problem çözmede zorluklar yaşanıyor.
- Hafıza fonksiyonlarında hatırlama, akılda tutma gibi, ciddi bozulmalar yaşanıyor.
- Öğrenmede problemler gözleniyor, eskisi gibi kolay öğrenemediklerinden şikayet ediyorlar.
- Koordinasyonda bozulmalar ortaya çıkıyor.
- Dikkati sürdürmekte zorluklar yaşıyorlar.
- Bazı çalışmalar, uzun süre esrar kullanan gençlerin IQ puanlarında da düşüş olduğunu tespit etmiş.

PSİKOLOJİ DE OLUMSUZ ETKİLENİYOR

Genç yaşlarda esrar kullanımı kişinin beden sağlığını, psikolojisini, sosyal hayatını ve okul başarısını da oldukça olumsuz etkiliyor. İşte bu olumsuz etkilerin başlıcaları...
- Panik atak, şaşkınlık gibi psikolojik sonuçları olabiliyor ve uzun kullanım ardından bu psikolojik sıkıntılar bazen kalıcı olabiliyor.
- Esrar içindeki maddenin etkisiyle kalp atışlarının normalden çok daha fazla atmasına neden oluyor. Bu nedenle, sık kullanan kişilerde kalp ve dolaşım bozuklukları, ritim bozuklukları, kalp krizi riski daha yüksek.
- Esrar kullanan erkeklerde kullanmayanlara göre testis kanseri, sperm sayısında düşüş ve ereksiyon problemleri daha fazla görülüyor.
- Esrar kullanan gençlerin notlarının daha düşük olduğu, derslerden kaldığı veya okuldan atıldığı gözleniyor.
- Depresyon veya kaygı bozukluğu gibi çeşitli psikolojik sıkıntıların ortaya çıkmasına neden oluyor. Yapılan araştırmalar, gençlikte kullanılan esrar ile ileriki yaşlarda yaşanan depresyon arasında ilişki olduğunu gösteriyor.
- Ailesinde psikoz, şizofren gibi bozuklukları olan gençlerde benzer bozuklukların çıkma riskini artırıyor.
- Evde ve kapalı alanlarda çok fazla vakit geçiren genç, fiziksel sağlığında sıkıntılar yaşamaya başlıyor.
- Genel hayat tatminler araştırıldığında, genellikle daha olumsuz geri bildirim veriyorlar.
- Esrar içmeyen yaşıtlarına kıyasla akademik ve iş başarısı düşük oluyor ve bu da psikolojilerini olumsuz etkiliyor.
- Araba kullanmada gerekli olan koordinasyon, konsantrasyon gibi becerileri olumsuz etkilediği için kazalara yol açıyor.
- Araştırmalar, esrar kullanan 6 gençten 1’inin bağımlı olduğunu söylüyor. Yani, “esrar bağımlılık yapmaz” düşüncesi doğru değil ve bağımlılık geliştiren gençler, bırakmaya çalışsa bile bırakamıyorlar. Esrar kullanımı nedeni ile görevlerini yerine getiremiyor, aile ve arkadaşlarla yapacakları aktivitelere katılamıyorlar.
- Kokain ve eroin gibi ölümcül sonuçlar yaratabilen daha tehlikeli uyuşturuculara bir basamak olabileceği biliniyor.
- Karar verme mekanizmalarını güçsüzleştirdiği için, yanında alkol kullanımı veya daha başka riskli davranışlar yapılmasına neden olabiliyor.

Yazının devamı...

Öfkem beni rezil ediyor

Danışan: Öfke kontrol problemim var. Çok çabuk parlıyor ve istemediğim tepkiler veriyorum. Sonrasında pişman oluyorum.
- Dr. Başak: Ne gibi tepkiler?

Danışan: Birden bağırıyorum. İki gün önce kız arkadaşımla çok kötü bir kavga yaşadık, ben de o sırada kollarından tutup sarstım ve o da ayrılmak istediğini söyledi. “Bana şiddet uyguladın” dedi. Yaptığımın doğru olduğunu savunmuyorum ama şiddet lafı da biraz ağır geldi doğrusu. Sadece kollarından tutup sarstım...
- Dr. Başak: “Sadece kollarından tutup sarsmak” da, tokat atmak da, eşya fırlatmak da şiddettir. Şiddetin azı çoğu olmaz. Şiddetin bütün dünyada kabul edilmiş tek bir tanımı vardır. Bilmek ister misiniz?

Danışan: Evet, dövmek, yumruk atmak dışında kol sıkmaya filan da şiddet dendiğini bilmiyordum.
- Dr. Başak: Şiddet her yaş grubundaki insanın ruhsal ve bedensel sağlığına zarar veren, iyileşmesi zor izler bırakan ciddi bir problem. Bu nedenle, şiddeti önlemek için çalışan yüzlerce kuruluş, binlerce bilim insanı var. Dünya Sağlık Örgütü de bu kuruluşlardan biri. Şiddeti özetle şöyle tanımlıyor: Gücün, bedensel ya da ruhsal bir zarara, yaralanmaya, kayba, ölüme neden olacak biçimde kasıtlı olarak uygulanması.

KIZDIĞIM ZAMAN BAŞKA BİRİ OLUYORUM

Danışan: Ben fiziksel bir zarara yol açtığımı düşünmediğim için abarttığını söyledim ama kız arkadaşım “Psikolojim bozuldu daha ne olsun” dedi ve ayrılmak istediğini söyledi. Bana “Öfke kontrol problemin var, git yardım al” dedi. Önce polise gideceğini, kollarındaki morlukları göstereceğini söylemişti ama sonra yardım alırsam gitmeyeceğine söz verdi. Bundan çok utanıyorum. Şiddet uygulayan bir kişi olarak yaftalanmak ağırıma gidiyor, ne aile yapıma ne de eğitim seviyeme uygun bir durum.
- Dr. Başak: Şiddet uygulayan kişi toplumun her kesiminden olabilir. Zengin, fakir, okumuş, okumamış, yaşlı veya genç olmanın bununla bir ilgisi yoktur. Siz kendinizdeki öfke probleminizi tanımlar mısınız?

Danışan: Çok çabuk sinirleniyorum ve kendimi kontrol edemiyorum, bağırıp çağırıyorum. Sonra da yaptıklarımdan pişmanlık duyuyorum, utanıyorum.
- Dr. Başak: Öfke hepimizin yaşadığı doğal bir duygu ama çoğu insan bu duyguyu dışa vuruş şeklinde problem yaşıyor. Mesela trafikte her önüne gelene bağırıp çağırıp kavga ediyor, kızınca eşyalarını kırıp döküp maddi zararlar yaşıyor veya arkadaş, aile ilişkileri zarar görüyor.

ÖFKENİN GENETİK BİR TEMELİ DE OLABİLİR

Danışan: Anlattıklarınızın hepsi bana tanıdık ama kızdığım zaman içim öyle bir öfkeyle doluyor ki önüne geçemiyorum.
- Dr. Başak: Bazı insanlar diğerlerinden daha fazla öfkelenebiliyor. Bu konuda araştırmalar yapan psikologlar nedenlerden birinin genetik olabileceğini söylüyorlar.
Danışan: Genetik kısmı tamam! Babam da çok öfkelidir ama anneme vurduğunu hiç görmedim. Ama beni küçükken yaramazlık yaptığımda pataklamıştır.

- Dr. Başak: Çoğu aile çocuğunu eğitirken, dayağı maalesef, doğru davranışı öğretmek için kullanıyor. Oysa doğru davranışı öğretmediği gibi çocuklara hem fiziksel hem de psikolojik zarar veriyor. Baktığımızda bu anne-babaların da öfke kontrolü problemi olduğunu görüyoruz. Çocuklar da dolayısıyla bu duyguları nasıl yöneteceklerini öğrenemiyorlar.

GEVŞEME EGZERSİZLERİ ÇOK İŞE YARIYOR

Danışan: Genlerimde de varsa ne yapabilirim peki?
- Dr. Başak: Öfke kontrolünü yapamayan kişilerle çalışırken öncelikli hedefimiz, öfke duygusunun bedende ve zihinde yarattığı değişiklikleri, sinyalleri algılayabilmeyi ve sonra bu sinyalleri yönetebilmeleri için gerekli teknikleri öğretmek. Bu konuda araştırmalar yapan tüm psikologlar, kişinin bedeninde ortaya çıkan bu sinyallere dikkatini vererek gevşeme egzersizleri yapmasının faydasını vurguluyorlar.

Danışan: Kızgın olduğumda gevşeme filan aklıma gelemeyebilir.
- Dr. Başak: Haklısınız, gevşemeyi gerektiğinde kullanabilmek için öncelikle basit birkaç hareketin sizi nasıl gevşettiğini iyice hissetmeniz ve işe yarayacağına dair inancınızı pekiştirmeniz gerekli. Bu egzersizleri her gün yaparak alışkanlık haline getirirseniz, ihtiyacınız olduğunda hemen kullanabilirsiniz.

Danışan: Madem işe yarayacak diyorsunuz, öğrenmek isterim.
- Dr. Başak: Öncelikle diyaframdan derin derin nefes almalısınız. Nefes almaya devam ederken sakin bir şekilde şu sözleri tekrarlayın: “Sakin ol, gevşe, yavaşla...” Bununla beraber gözünüzün önüne güzel bir deniz, orman veya sevdiğiniz bir köşenin görüntüsünü de getirebilirsiniz.

Danışan: Sadece bunu yapmak yetmez herhalde.
- Dr. Başak: Bazı kişiler için yeterli olur bazıları için olmayabilir. Bunu zaman içinde siz de anlayabilirsiniz. Diğer yandan, çalışmamız gereken birkaç konu daha var ki bunların oturması zaman alabilir.
Danışan: Farkındayım, ama en azından değişebileceğimi bilmek bana umut veriyor.

“DÜNYANIN SONU DEĞiL” DEMEYi ÖĞRENiN

- Dr. Başak: Size kızgın insanların yaptığı bazı düşünce hatalarından bahsedeyim ve bu konuda neler yapabileceğimizi konuşalım. Öncelikle düşünce yapınız üzerinde duracağız ve yaptığınız düşünce hatalarını değiştirmeye çalışacağız. Kızgınken düşünceler de fazlasıyla dramatik hale gelir. Kızgın insanlar küfürlü konuşmaya veya olumsuz ifadeler kullanmaya meyillidir. Dikkatinizi konuşmanıza verin: “Kahretsin, mahvoldum, lanet olsun” gibi sözler yerine, “Böyle olsun istemiyorum ama dünyanın sonu değil, bu kadar kızıyor olmam hiçbir şeyi değiştirmeyecek” gibi sözler söylemeye odaklanın. Bununla beraber, cümlelerinizdeki “her zaman”, “hiçbir zaman” gibi kelimelere dikkat edin. “Her zaman söylediklerimi unutuyorsun”, “Hiçbir zaman sözünü tutmazsın” gibi cümlelerin doğru olmadığını siz de biliyorsunuz. Böyle konuşmak kızgınlığı artırdığı gibi çözümden de uzaklaştırır.

Danışan: Konuşma şeklimi değiştirmek için çok çalışmam gerekecek.
- Dr. Başak: Bunun yanında bir de “dinlemek”le ilgili dikkat etmemiz gereken konular var.
Kızgın insanlar çabucak sonuca atlar. Cevap vermeden önce iyi düşünün, aklınıza ilk geleni söylemeyin. Karşınızdakini dinleyin, size vermek istediği mesajı anlamaya gayret gösterin, aklını okumaya çalışmaktan kaçının. Son olarak, kendi standartlarınızı, başkalarının da uyması zorunlu olan değişmez standartlar olarak görmeyin, yoksa standartlarınıza uymayanlara öfke duyarsınız.
Hepimizin yaşama dair tercihleri, doğruları, yanlışları farklıdır. Uyulması gereken
mutlak kuralları ise yasalar belirler, bizler değil!

not: Psikoterapi diyalogları, yaşanmış hikayelerden esinlenerek, psikoterapi sürecinde kullanılan yöntemlere örnek oluşturmak amacıyla yaratılmıştır. İçeriği psikolojideki bilimsel gelişmelere paralel olmakla beraber genel bilgilendirme ve tavsiye niteliğindedir.

Yazının devamı...

Kadın-erkek hak eşitliği ülkelere mutluluk getirir

 

Bunu açıklamak gerekiyor muydu bilmiyorum ama bazı yanlış anlaşılmaları, önyargıları, burun kıvırmaları engellemek için böyle başlamak istedim.

Kadın ve erkek eşitliğine ulaşmaya çalışan biz kadınlar, eşitlik derken eşit haklardan söz ediyoruz.

Eğitimde, sağlıkta, ülke yönetiminde, sosyal hayatın içinde, evlilikte, işyerinde, erkekler ile eşit değere, özgürlüğe, saygıya, söze, özet olarak eşit hakka sahip olmaktan söz ediyoruz.

İnsanlar arasında ayrımcılık her zaman problem yaratır. Bir grup insanın diğer gruptan üstün olduğunu savunmak, her zaman çatışma, huzursuzluk ve mutsuzluk kaynağı olur.

İki kişi bir tabak yemeği eşit paylaşmazsa, biri mutfakta iş yaparken diğeri oturup televizyon seyrederse, aynı pozisyonda çalışan iki kişiden biri daha fazla maaş alırsa, oğlan okula giderken kız gidemezse, yaşam içinde adalet olmazsa, bu insanlar için her zaman çatışma, huzursuzluk ve mutsuzluk kaynağı olur.

EN MUTLU OLANLAR KUZEY AVRUPA ÜLKELERİ

Ülkelerin mutluluğu 2012 yılından bu yana Birleşmiş Milletler Örgütü tarafından araştırılıyor.

Sonuçlar gösteriyor ki dünyanın en mutlu ülkeleri genellikle Kuzey Avrupa ülkeleri arasından çıkıyor.

Bu araştırmaların temel nedeni, insanların mutluluğunu, yaşam kalitesini, ruhsal ve bedensel sağlığını optimum düzeye getirebilecek önlemleri alabilmek.

Kadın ve erkeklerin eşit haklara sahip olduğu, cinsiyet ayrımcılığının olmadığı ülkeler araştırıldığında yine aynı Kuzey ülkeleri ilk sıraları alıyor.

Buradan da anlaşılacağı gibi kadınların ve erkeklerin eşit haklara sahip olması en temel insan hakları konusu olmakla birlikte, milletlerin mutlu, huzurlu, başarılı, medeni ve gelişmiş olması açısından da şart.

2014-2016 yılları arasında 155 ülkenin vatandaşlarından, milletlerin mutlu olmalarını belirleyen kriterlere göre sorulan sorulara sıfırdan 10’a kadar puan vermeleri istenmiş. Bu kriterler şöyle:

1- Kişi başına düşen gayrisafi milli hasıla

2- Ortalama sağlıklı yaşam süresi

3- Sosyal destek (zor zamanlarda güvenilecek birinin olması)

4- Güven (hükümetlerde ve işletmelerde yolsuzluk, rüşvet, dolandırıcılık olmaması)

5- Hayati kararları verirken ve yaşama dair seçimler yaparken özgür olabilmek

6- Cömertliğin, bağışın yaygın olması

Mutluluğun kültürlere, yaşa, cinsiyete göre değişebilen bir kavram olduğu hesaba katılarak, değişik hayat tecrübelerini tanımlayabilecek ek kriterler de belirlenmiş.

Bunların 6’sı olumlu: Mutluluk, gülümseme/kahkaha, keyif, gece kendini güvende hissetme, dinlenmiş hissetme ve ilgili hissetme...

6’sı olumsuz: Kızgınlık, endişe, hüzün, depresyon, stres ve acı.

2017 yılında yayınlanan Birleşmiş Milletler Örgütü raporuna göre mutluluk ölçeğinde ilk 10 sırada yer alan ülkeler:

1- Norveç (7.537)

2- Danimarka (7.522)

3- İzlanda (7.504)

4- İsviçre (7.494)

5- Finlandiya (7.469)

6- Hollanda (7.377)

7- Kanada (7.316)

8- Yeni Zelanda (7.314)

9- Avusturya (7.284)

10- İsveç (7.284)

US News Dünya Raporu’nun 2018’de yaptığı araştırma sonucuna göre kadınlar için en iyi 10 ülke:

1- Danimarka

2- İsveç

3- Norveç

4- Hollanda

5- Finlandiya

6- Kanada

7- İsviçre

8- Avustralya

9- Yeni Zelanda

10- Almanya

Kadınlar için en iyi ülkelerin ortak özellikleri:

1- Kızlar için eğitim hakları eşit, üniversiteye giden erkek ve kadın sayısı eşit

2- Kadınların gelişmesine olanak sağlanıyor

3- Kadınların ülke yönetimine erkeklerle eşit katılımı var

4- Kadınların doğum sonrası bakımı, izni, devlet desteği (Norveçli kadınlar doğum sonrasında 35 hafta ücretli izin alabiliyorlar) sayesinde hakları korunuyor. İş ve ev dengesinin sağlanabilmesi için eşlerinden daha fazla destek alıyorlar.

5- Aynı pozisyonda çalışanlara eşit ücret veriliyor.

6- Kadınların lider pozisyonları almaları destekleniyor. Şirketler ve yönetimler, kadınların katılımını artırmak için zorunlu kotalar koyuyorlar.

7- İnsan hakları ve kadın hakları korunuyor.

8- Kadınlar güvenli bir hayat yaşıyor.

Yazının devamı...