GÜNDEM
SPORARENA
YAZARLAR
EKONOMİ

Enver Ercan kitapları

İzmir TÜYAP Kitap Fuarı’nda da onun için konuşmalar yapıldı.  

Birincisi “Enver Ercan sen sözcüğün tekisin!” başlığını taşıyordu.

Kitabın adı Zeynep Uzunbay’ın yazısının da başlığı.

Kızı Özge Ercan hazırlamış her iki kitabı.

Kitabın adı: “Şairle Söyleşiler”(1).

“Şair Hakkında Yazılar”ın başında, Ercan’ın biyografisi, kitaplarının listesi yer alıyor.

Hasan Bülent Kahraman’ın Önsöz olarak yazdığı yazısının başlığı: “Eylem halinde şiir, şiir halinde eylem: Enver Ercan.”

Alıntılar yaptım ondan:

“Enver Ercan’ın şiirine de kültürel çabalarına da yakından tanığım. Bunca yıldan sonra başka ne söylenebilir? Son şiir kitabı yayımlandığında hakkında yazmaya da başlamıştım. Fakat birdenbire çok sayıda yazının art arda yayınlandığını görünce yazıyı durdurmuştum. Şimdi o yazıların önemli bir bölümünü, belki hepsini, bu kitapta izleyebiliyorum. Değerli, yerli yerinde, ufuk açıcı saptamalarda bulunan çalışmalar.”

Yazısını şöyle bitirmiş:

“Tüm bunların bir tek sonucu var; rüyanın şiirini yazmıştır Ercan ama riyanın şiirini yazmamıştır.”

Kitapta aşağı yukarı 70’i aşkın yazı var.

Enver Ercan’ı, şiirini ayrıntısıyla öğrenmek isteyenler için önemli bir toplam.

ENVER ERCAN’LA SÖYLEŞİLER

KİTABIN adı: “Enver Ercan: ‘ben şiirimi yazarım, sonsuzluk varsa gider’ (2).

Ercan’ın söyleşilerini kırka yakın kişi gerçekleştirmiş.

Sürçüyor Zaman kitabı yayınlandığında, bir söyleşiye bakın nasıl yanıt veriyor?

“Acıtan bir şairim, çünkü canım acıyor.”

Şiir nedir sorusunun yanıtı şöyle:

“Bir ‘suçtur’, bir ‘yanlışlıktır’ aslında. Alıştığımız ‘doğruları’ sorgular sürekli. Gül gibi geçinip gitmelerle hesaplaşır. Yapıcılığı da bu yıkıcılığından kaynaklanıyor.”

Türkçenin Dudaklarısın Sen kitabıyla Behçet Necatigil Şiir Ödülü’nü kazandığında, ödülle ilgili bir soruya verdiği yanıt:

“- Ödül kazandınız. Ödül almak nasıl bir duygu?

- Cemal Süreya, Necatigil Şiir Ödülü’nü aldığında böyle bir soru sormuştum kendisine. ‘Necatigil mezarından kalkıp beni alnımdan öptü sanki’ demişti. Aynı duyguyu yaşıyorum ben de. O ustamdı çünkü.”

Enver Ercan’ın söyleşilerinde, daima ustalara saygının öne çıktığına dikkatinizi çekerim. Çünkü o şiirinde, ustalardan nasıl yararlandığını, Türk şairlerini nasıl özümsediğini her zaman altını çizerek belirtmiştir.

Cemal Süreya Şiir Ödülü’nü “Geçtiği Her Şeyi Öpüyor Zaman” kitabıyla alan şair, kitabının niteliğini şöyle açıklıyor:

“Aslında birkaç şeyi birden yapmaya çalıştım bu şiirlerde. Sözgelimi bende emeği olduğunu bildiğim 12 şairi selamladım dize aralarında. Çünkü daha önce yazdığım gibi, onlar o şiirleri yazmamış olsalardı, böyle yoğun sevmezdim.”

*

İYİ bir şair üzerine kitapları salık veriyorum.

 

(1) Yasak Meyve Yayınları

(2) Yasak Meyve Yayınları

Yazının devamı...

Sabahattin Ali'nin şehirleri

Modern bir anlayışla hazırlanmış sergiyi gezerken sadece usta bir yazarın yaşamından kesitleri görmeyeceksiniz, o şehirlerle ilgili düşüncelerini, şehirlerle yazdıkları arasındaki açıklayıcı ilişkiyi de öğrenmiş olacaksınız.

Yazar, yolculuk için ne diyor?

“Yolculuklar bana zevk verir. Bu zevke varacağım hedefin zevki dahil değildir. Yolculuk, bu bir yerde durmadığını, hareket ettiğini bilmek şuuru, bu bir yerde bağlanıp kalmaktan kurtuluş başlı başına tatlı bir şeydir.”

Sergiyi gezecekler için önemli bir not:

“Bu sergide Sabahattin Ali’nin yazdığı ve gezdiği şehirler, kendi kaleminden ve yakınlarının anılarıyla aktarılmıştır.”

Ben şehirleri yazarların, şairlerin kaleminden tanımak isterim. Çünkü onlar bir şehrin gizli ruhunu keşfeder ve onu kişisel izlenimlerle karıp sunarlar.

Bir seyahat notunda, birisi için, “suni kibarlık” deyişini kullanır. Mektuptan öyküye, romana kadar yazdığı bütün türlerde, gerçekten söz sanatlarının yedeğinde var olan suni hiçbir şey yoktur.

Bu sergiden içinize öyle bir yaşama sevinci sızacak ki, her ezaya, her cefaya, her baskıya karşı yaşama sevincinin fışkırdığını göreceksiniz.

E. Renan’ın bir görüşünü anımsadım, dehanın yüzde doksan dokuzu yaşama sevincidir diyordu.

Her gittiği şehirdeki insanları inceliyor, onları anlatırken humour’u ihmal etmiyor. Zekâ zaten bu ihmale imkân vermez.

Aliye Ali’ye bir mektubundan:

“ ... ben seni, hiçbir zaman boş bir dört duvar arasına alıp getirecek değilim. İçine girebileceğimiz bir evimiz olacağı gibi, günden güne de onu süsleyip zenginleştireceğiz.”

Filiz Ali’nin babasıyla Efes’i ve Ankara’da Akba Kitabevi’ni ziyaretleri sevginin güzel örnekleri olarak okunmalıdır.

Eşi Aliye Ali’ye yazdığı mektuplardaki özlem, sahih bir aşkın coşkusunu taşıyor:

“Sen şimdiden Ankara seyahatine hazırlan. Hazırlanacak da bir şey yok ya, ben seni olduğun gibi kucaklayıp trene getireceğim.
Aklımdan hemen trene binip gelmek bile geçiyor. Sen de beni görmek istiyor musun Aliye, hemen cevap ver, sen de bana kavuşmak istediğini yaz, beni beklediğini söyle.”

GEZİLEN, yaşanılan yerler:

Kırklareli, Erzincan, Sivas, Kayseri, Yozgat, Sinop, Adana, Mersin, Konya, Ankara, Zonguldak, İstanbul, Aydın, Balıkesir, İzmir, Çanakkale, Eğridere.

Bazı şiirlerinden dizelerle noktalayayım yazımı:

Kara Yazı’dan
Geçmedi yare sözümüz
Yollarda kaldı gözümüz
Yere çalındı yüzümüz
Böyleymiş kara yazımız

Hey gönül, gine bu gece
Kederim geceden yüce
Gel susalım beraberce
Böyleymiş kara yüzümüz

Hey Kaygusuz, deli bir kuştum,
Senin dalına kondum hey!
Yüksek yerlerde uçmuştum,
Ayak ucuna indim hey!

BİR büyük yazarı daha yakından tanımak için görülmesi gereken bir sergi.

Yazının devamı...

Felsefe zihnimizi açar

Felsefeyi nasıl sevdirebiliriz? Bu çağda okunmasını nasıl sağlayabiliriz?

Norveçli yazar Jostein Gaarder’in Sofie’nin Dünyası kitabı felsefeyi sevdirerek öğretmişti.

Daha sonra da özet kitaplar yayımlandı.

Bizim kuşağın yakından tanıdığı felsefeciler Macit Gökberk, Halil Vehbi Eralp, Takiyettin Mengüşoğlu, Nermi Uygur, Hüseyin Batuhan, İonna Kuçuradi, Doğan Özlem.

Yıllarını felsefe öğretimine adayan Betül Çotuksöken’e Armağan(*) kitabını bu açıdan önemli buldum.

Felsefeye Giriş Yolları başlıklı kitabı üç kişi hazırlamış:

Ahu Tunçel-Zekiye Kutlusoy-Güncel Önkal.

Başlarken... yazısı Ahu Tunçel’in. Kitabın oluşumunun öyküsünü, yayınlanması için çaba göteren adları sıralıyor.

Betül Çotuksöken’le Söyleşi’de çoçukluğu, okul yaşamı, öğrenimi konusunda bilgi ediniyoruz. Bu söyleşiyi, Betül Çotuksökenin Çalışmaları sayfaları izliyor.

Kitabın bölümleri şöyle:

- Anılar/İzlenimler

- Betül Çotuksöken’in Felsefi Söylemi Üzerine

- Akademik Yazılar

- Betül Çotuksöken’in Albümünden Seçilen Fotoğraflar

Kırkı aşan yazar, akademisyen bu kitapta yer alıyor.

Bu tür armağan kitaplarda, yakınlarının tanıtma yazıları, izlenimler, onun kişiliğinin anlaşılmasında benim ilk önce okuduğum yazılardır.

Onlardan birkaçının altını çizdim:

- Burcu Çotuksöken / Anne, Babaanne, Betül Çotuksöken

- S. Emre Çotuksöken/ Oğlunun Kaleminden Felsefeci Bir Anne

- Yusuf Çotuksöken / Bir Felsefeciyle, Düşünürle Kırk Yılı Yaşamak.

***

DİLEK Arlı Çil, ‘Yaşama Uğraşı Olarak Felsefe’ yazısında Nermi Uygur ile Betül Çotuksöken’in ortak izlekler üzerinde gittiklerini belirtir. Nermi Uygur için şöyle yazıyor Çotuksöken:

“Bir yaşama hatta bilgelik felsefesi olarak ortaya çıkan N. Uygur’un felsefi söylemi, özgün bir söylem olarak ‘şimdi ve burada’ olanı kavramaya ve ardından da kavramlaştırmaya  çalışır; terimler ve bunların ardındaki kavramlar hiçbir zaman içi boş kalıplar değildir.”

Yusuf Çotuksöken’in yazısının başlığı şu:

‘Nasrettin Hoca’nın Fıkralarında Trajik Olan ve Komik Olanın birlikteliği’.

İki kavramın nasıl birbirini bütünlediğini vurguluyor yazar:

“Yaşamda karşılaştığımız trajikomik olaylar, Nasrettin Hoca fıkralarında da karşımıza çıkmaktadır. Doğrudan günlük yaşamdan alınan fıkralarda trajik olanla komik olan birbirini bütünlercesine birbirine eklemlenmiş olarak bulunmaktadır.”

Gerçekten de fıkraların yaşaması, yeniden yaratılması insanın vazgeçilmez iki özelliğini bir arada barındırmasıdır.

İonna Kuçuradi’nin ‘İnsansal Güvenliğin Öğeleri Olarak Beslenme ve Sağlık Hakları’ yazısı, felsefenin hayatla ve güncelle olan bağlantısını kanıtlamaktadır.

Gürol Irzık’ın ‘Hans Reichenbach’ın İstanbul Yılları’, onun Türkiye’deki yıllarını bilen, kitaplarını okuyanlar için, başta benim gibiler için ilgi çekici bir yazı.

Afşar Timuçin’in “Baudelaire’in Platon’cu Dünyası” felsefeciler kadar edebiyatçıların da okuması gereken bir yazı.

***

FELSEFENİN ne olduğu, yaşamımızla bağlantıları, düşünmemizi etkileme oranı konusunda faydalanacağınız bir armağan kitap.

 

(*) Felsefeye Giriş Yolları

Dışdünya-Düşünme-Dil

Betül Çotuksöken’e Armağan

Papatya Bilim

Üniversite Yayıncılığı

Yazının devamı...

Tasavvuf musikisinden seçmeler

Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü İstanbul Tarihi Türk Müziği Topluluğu’nun CD’si Anadolu Evliyaları(1) başlığıyla çıktı. M. İhsan Özer’in sanat yönetmeni olduğu CD, ‘edeb ya hû...’ başlığını taşıyor.

Çok iyi hazırlanmış bir albüm, parçaların adlarının yanı sıra güftesini yazanın, bestesini yapanın da adları veriliyor.

Albümün giriş yazısında topluluğun çalışmaları hakkında bilgi veriliyor:

“Kuruluşundan bugüne ‘söz uçar yazı kalır’ düstûrunca konser repertuvarları için yaptığı araştırmaları kayıt altına alan kuruluşumuz, bugüne kadar 26 adet CD’den oluşan 14 albüm ve Mevlevî Ayinleri ve Sürre Alayı projelerindeki üç adet DVD ile musiki kültürümüzün dinî, lâdinî ve askerî alanlardaki klâsik, tasavvuf ve mehter musikisi eserlerini seslendirerek kayıt altına almıştır.”

Özata Ayan, Anadolu Evliyaları yazısında, bu CD’de yer alan besteler üzerine bilgi veriyor.

Bu yazıları Eser Listesi izliyor.

İstanbul Tarihi Türk Müziği Topluluğu, 1991 yılında, Ahmet Özhan’ın sanat yönetmenliğinde, Ömer Tuğrul İnançer müdürlüğünde ve kanuni Cüneyd Kosal’ın sanat yönetmen yardımcılığında kurulmuş. Topluluk, tasavvuf ve mehter bölümü olarak iki ana birim halinde çalışmaya başlamıştır.

Gene albümde İhsan Özer’in biyografisi yer almaktadır.

24 ilahiden oluşan albüm CD koleksiyonunuzda saklanacak değerde.

KEREM GÖRSEV’İN YENİ CD’Sİ

KEREM GÖRSEV’i ilk yazanlardan biriyim, belki de birincisi.

Hemen hemen her yeni çalışmasını da dinledim.

Yeni CD’nin adı: “After the Hurricane”(2)

Kayıtta çalan diğer adlar:

- Terell Stafford

- Peter Washington

- Ferit Odman

İç kapakta albümün ortaya çıkışını okuyoruz.

Parçalara gelince Görsev’in açıklamaları şöyle:

- Cat Shelter: Emirgân’da yaşamış kabadayı bir sokak kedisine.

- Big Heart: İki sene önce vefat eden Mustafa Koç’un televizyonda cenazesini izlerken her kesimden katılan 10 binlerce insanın beni etkilemesi üzerine.

- December: Babamın vefatından sonra.

- Olive Tree: Kemikler Köyündeki 400-500 yıllık zeytin ağaçlarına.

- Dorea - After the Hurricane - Mermaid - Maybe One Day: Bu yeni dört bestem de Deniz Kurt Görsev için yazılan parçalar.

***

İKİ ayrı türde iki albüm.

Ses zenginliğimizin ürünleri.

............................

(1) Kültür ve Turizm Bakanlığı

(2) Emre Grafson Müzik

Yazının devamı...

Milli Mücadele’yi yeterince biliyor musunuz?

Cumhuriyet’e giden yolun ayrıntısını, aşamalarını bilirsek sonucu daha akılcı bir anlayışla değerlendiririz.

Taha Akyol’un çalışması, inandırıcı, güven vericidir, belgelere dayanır, araştırmaların sonucunda yargıya varır.

Milli Mücadele yazılırken hep askeri zaferler vurgulanır. Oysa başka çalışmalar, sonucu etkileyen unsurlar da vardır. Akyol; zaferleri unutmadan, diplomasi ve ekonomi politikalarını da önplana çıkarıyor.

Belgeselden daha geniş

Atatürk, Büyük Taarruz’dan önce Yusuf Kemal Tengirşenk ile Fethi Okyar’ı Paris ve Londra’ya göndererek Batı’yı hazırlıyor.

Kitabın ithafı şöyle: “Halide Edip’in anısına saygıyla.”


*****
Türk’ün Ateşle İmtihanı 1921-1922 Taha Akyol Doğan Kitap

Önsöz’den açıklayıcı birkaç satırı okumalısınız: “‘Türk’ün Ateşle İmtihanı’ belgesel olarak CNNTürk’te yayımlandı. Elinizdeki kitap, yeni bilgi ve belgelerle genişletilmiş bir metindir. Hiç şüphesiz isim, Halide Edip Adıvar’a aittir. Onun ‘Türk’ün Ateşle İmtihanı’ adlı kitabı Milli Mücadele’yle ilgili önemli anılardan biri olduğu gibi, kendisi de hem edebiyat tarihimizdeki hem Milli Mücadele’nin aydınlar kadrosundaki en önemli isimlerden biridir. Elinizdeki kitabın ana konusu 1921-1922 yıllarıdır. Osmanlı’nın Birinci Dünya Savaşı’na girişi ve Ermeni meselesi, ‘1914-1915, Felâket Yıllarında Osmanlı ve Ermeniler’ adlı kitabımızda ayrıntılı olarak anlatılmıştır. Mağlubiyet, işgaller ve Kuva-yı Milliye’nin teşkilâtlanması geniş olarak, ‘1919-1920 Mondros, Sevr ve Kuva-yı Milliye’ adlı kitabımızda ayrıntılarıyla okunabilir.”

Birçok olay, antlaşmalar, kitapta belgeselden çok daha geniş biçimde kullanılmıştır. Önemli bölümlerden biri de savaş devam ederken yapılan 1921 Anayasası ve bunun anayasa tarihindeki yerine de değinilmiştir. İçindekiler listesini okuyunca kapsamlı, bütün Milli Mücadele’yi kuşatıcı bir çalışma olduğunu fark ediyoruz:

  1. Cihan Harbi’ne doğru
  2. Mondros ve Anadolu’nun işgali
  3. İşgaller, Milli Mücadele’yi ateşliyor
  4. Sevr’e karşı Doğu ideali
  5. İlk zafer, İslam ve Bolşevik ittifakı
  6. Rejim sorunları ve İnönü’de ilk savaş
  7. Savaş hazırlayan barış konferansı
  8. Türk ordusu mağlup oluyor
  9. Olağanüstü yetkilerle başkumandan
  10. Sakarya’da zafer
  11. Büyük Taarruz’ a sıkıntılı hazırlık
  12. Siyasetiyle ve savaşıyla Büyük Zafer

Milli Mücadele’yi okuduğunuzda, bugüne kadar olan tarihi süreci çok daha iyi algılar, anlarsınız.

EN YENİLER

Rafa çıkanları seçtik, okuduk, değerlendirdik.

BAZI ŞEYLER VAR HAYAL GÜCÜME GİDİYOR


*****
Metin Üstündağ-Cemil Cahit Yavuz, Çınar

Metin Üstündağ yazmış, Cemil Cahit Yavuz çizmiş. Hem göze hem akla hitap ediyor. Namı diğer Metüst’ün aforizmaları kaçırılmaz.

ANNA


4.5 yıldız
Niccolò Ammaniti, çeviren: Yelda Gürlek, Can

Ödüllü bir kitap... Fonda felakete sürüklenmiş Sicilya var. 13 yaşındaki inatçı ve gözüpek bir kız çocuğunun kaçırılan kardeşini arama hikâyesi. Niccolò Ammaniti’nin en dokunaklı romanı diyebiliriz.


DURMADAN LEYLA


4.5 yıldız
Aslı Tohumcu, İletişim

Aslı Tohumcu’dan aşkı arayan bir kadının romanı. Aşkı ararken yaşanan duyguların resmigeçidi de diyebiliriz. Tohumcu, romanının mizahi yönünün hakkını veriyor.

RAKUN

*****
Suat Duman, Alakarga

‘Dünyanın Leşleri’nden sonra hasretle yeni romanı bekliyorduk, nihayet kavuştuk. İstanbul’un altını üstüne getirecek bir kapışmanın hikâyesi...

 

 

Yazının devamı...

Yazarlarla okurlar İzmir’de buluşacak

Kitap fuarları, o kentin, o bölgenin okurlarına zengin bir kütüphane sunuyor. Fuarların vazgeçilmez özelliği de okur/yazar buluşmasını sağlamaktır. Kitabını okuduğunuz bir yazarı görmek, onunla konuşmak, kitabını imzalatmak ancak fuarlar sayesinde gerçekleşiyor.

Hiç kuşkusuz bununla kısıtlı değil fuarların işlevi. Edebiyat, sanat, bilim, düşünce dünyasının tanınmış adları da söyleşilere katılıyor, çeşitli konularda düzenlenen sempozyumlarda konuşuyor.

Yeni çıkan kitapları, kitabevlerini ziyaret edenler bulabilirler ama bir yazarın toplu yapıtlarını bu mekânda bulamazlar. Oysa fuarlarda bütün kitapların sergilenmesi size alternatif sunuyor.

Bir kente kitap fuarlarının getirdiği havayı çok severim. Bana öyle gelir ki, herkes fuar zamanında kendini kitaba adıyor. İlgilendiği konulardaki yeni çıkan eserleri inceliyor. Fuarın tarihini bilenlerden biri olarak, gelişen kitapçılığı, okur sayısını, tür çeşitliliğini fuarlarda bulurum.

Gelen ziyaretçi çeşitliliği, Türkiye’nin okuma haritasını tanımamda yararlı olur. Ayrıca her kuşağın kitap, edebiyat anlayışı da fuarda kendini ortaya koyar.

Yeni kuşakların seçimleri geleceğin yayın dünyasını şekillendirmekte etkili olacaktır.

Fuarların benim dikkatimi çeken yanı, çocuk yayınlarının artışıdır. Yayıncılığımızın gelişimini, gerek biçim, gerek içerik açısından aldığı mesafeyi görmek istiyorsanız, fuarda mutlaka çocuk yayınlarının standlarını gezmenizi salık veririm.

*

SAYILARLA bu yılın fuarı: Fuara 470 yayınevi ve sivil toplum kuruluşu katılıyor, 120 kültür etkinliği gerçekleştiriliyor. Hangi yazarlar var bu yılın konukları arasında:

Gülten Dayıoğlu, Doğan Hızlan, Canan Karatay, Ahmet Ümit, İlber Ortaylı, Müjde Ar, Deniz Kavukçuoğlu, Canan Tan, Altan Öymen, Doğan Cüceloğlu, Cemre Birand, Arif Keskiner, Ataol Behramoğlu, Yüksel Pazarkaya, Mavisel Yener, Sinan Canan, Doğu Yücel, Behiç Ak, Ercan Kesal, Cem Yılmaz, Teoman, İrfan Değirmenci, Aytül Akal, Hikmet Anıl Öztekin, Oya Baydar, Kahraman Tazeoğlu, Ahmet Telli, Mine Soysal, İhsan Eliaçık, Sinan Meydan, İbrahim Kaboğlu, Mine Söğüt, Kemal Hamamcıoğlu, Ahmet Şimşirgil, İsmail Saymaz ve Hicabi Demirci.

- YAYINCI, şair Enver Ercan fuarda anılacak.

“Enver Ercan: Şair, Yayıncı, Edebiyat Adamı Enver Ercan”  başlıklı panellerin açılış konuşmalarını ben ve Deniz Kavukçuoğlu yapacağız.

Diğer konuşmacılar Özge Ercan, Metin Celâl, Kenan Kocatürk, Mehmet Erte, Haydar Ergülen.

KISA bir süre önce aramızdan ayrılan, 1950 kuşağının has şairlerinden Ülkü Tamer, Cemal Süreya Kültür Sanat Derneği tarafından düzenlenen “Ülkü Tamer’i Anıyoruz” etkinliği 16 Nisan Pazartesi günü gerçekleştirilecek.

- Ölümlerinin 25. yılında Metin Altıok ve Behçet Aysan, Kırmızı Kedi Yayınevi tarafından 14 Nisan Cumartesi günü düzenlenen “Sivas Ağıdı” başlıklı panelde anılacak.

ULUSLARARASI KONUKLAR TÜYAP’TA

- POLİSİYE edebiyatın önemli isimlerinden İrlandalı yazar Glenn Meade, 21 Nisan Cumartesi günü Kırmızı Kedi Yayınevi’nin düzenlediği etkinlikte okurlarıyla söyleşmek ve kitaplarını imzalamak üzere fuara konuk olacak.

- TÜYAP ve Edebiyatçılar Derneği 15 Nisan Pazar günü düzenlenecek bir panel ile İtalya’dan konuklarını ağırlayacak. Maria Ermelinda De Carlo, Donatella Bruno, Anna Sonia Cuna, Rosa Lorena Guarascio pedagojik eğitimde yeni yaklaşımları tartışmak üzere bir araya gelecek.

- İTALYAN yazar ve yemek pişirme eğitmeni Rita Monastero, 20 Nisan Cuma günü “Unutulmuş Ekmekler, Eski Tatların Peşinde Adım Adım İtalya” etkinliğinde Oğlak Yayınları’ndan çıkan aynı adlı kitabı üzerine söyleşecek.

- TÜRKİYE’DE özellikle Soluğun Mucizesi kitabı ile tanınan Yunan yazar Dimitris Sotakis, İbrahim Arık, Yılmaz Okyay ile birlikte 15 Nisan Pazar günü DeliDolu Yayınları’nın düzenlediği “Atina’dan Smyrna’ya Edebiyatın İzinde” isimli söyleşide konuşmacı olacak.

‘KURTULUŞ SAVAŞI VE ATATÜRK’ SERGİSİ

- İZMİR Kitap Fuarı, Demkar Yayınevi tarafından hazırlanan bir fotoğraf sergisine de ev sahipliği yapacak. Araştırmacı yazar Atilla Oral’ın arşivinde bulunan, az bilinen ve çoğu yayımlanmamış olan Kurtuluş Savaşı ve Mustafa Kemal Atatürk fotoğraflarından oluşan sergi, fuar boyunca ziyarete açık olacak.

*

GİRİŞİN ücretsiz olduğu fuar her gün 11.00-20.00, son günü 11.00-19.00 saatleri arası açık olacak.

 

Yazının devamı...

Yıllık belalı ama gerekli bir çalışma

“‘Birine beddua edeceksiniz yıllık hazırlayıcılardan olunuz’ demek yeterlidir.

Yıllıkların bugün olmasa bile yarın, edebiyat araştırmacılarının ilk elden başvuracakları kaynaklar olacağı düşüncesiyle bu kadar zahmete katlanıyoruz. Bunun için de elli-yüz şiir seçip ‘Alın size yıllık’ demiyoruz. Bu yıllık değil olsa olsa kişisel antoloji olur. Bu kolaylığa kaçmadığımızı Edebiyat Ortamı Şiir Yıllığı’nı okuyanlar göreceklerdir.”

Yok ben böyle bir yıllığı hazırlayanlara dua ediyorum.

Kimler duamı almış:

Arif Ay

Beyhan Kanter

Erdem Dönmez

Halil İlteriş Kutlu.

Şiir Yıllığı 2018’i okuduğunuzda gerçekten bir yılın şiir haritasını ayrıntılı biçimde öğreneceksiniz. Hiç kuşkusuz onlara başka şairleri katabilirsiniz, bazı adlara eleştirel biçimde yaklaşabilirsiniz ama bütün bunları bu yıllık sayesinde gerçekleştirebileceğinizi unutmayın, bu malzemeyi size sunmasalardı böyle bir işlemi yapamazdınız.

Bölüm başlıkları çalışmanın niteliği, ayrıntısı hakkında bilgi verecektir:

- 2017’de şiir

- Soruşturma

- 2017’de Dergilerde Şiir

- 2017’de Seçilmiş Şiir Kitapları I-II-III

- 2017’de Şiire Dair Kitaplar

- Dize Seçkisi

- Seçilmiş Şiirler

- Seçilmiş Söyleşiler

- Seçilmiş Poetik Yazılar

- Seçilmiş Şiir Değerlendirmeleri

- 2017’de Yayımlanan Şiir Kitapları

Sayılarla yıllık:

- 150’nin üzerinde şair

- 160’tan fazla kitap

- 50’nin üzerinde dergi tarandı

*

YILLIKTAN bazı seçmeler:

Cahit Koytak - Uyuz

“bir şiir yazdım, bir şiir,

cübbesi, kavuğuyla, merkebinin sırtında

hakikat pazarında mahkeme kurmaya

giden

kadılar kadısına benzedi

 

‘ben, ben, ben’ demeye doymuyor

ve ‘şiir sanatı’ denen, bu

dört duvarı aynalı tiyatroda

kimi görse, kendine benzetiyor, salak.”

 

Cevat Çapan - Eski Takvim

(son dörtlük)

Eski bahçedeki evin penceresinden bakıyordum bu sabah

kıpkızıl gün doğarken yıllar önce çıktığın yola.

Dolana dolana dağlara tırmanıyor yorgun bir kalabalık,

Ama nerede sevdiklerimiz? Dünya artık çok daha tenha.

 

Enver Ercan - Hayal Krizi

İncecik bir ışıktın odamda az önce

Aramızdaki karanlık daha büyüktü

Yalnızlığı titrerken bile

 

Metin Celâl - Ne Desem Bilmiyorum

Önce belleğimde çiziyorum simanı

Sonra da hızlıca unutmak istiyorum

Bakışlarına ince hüzün yakışmış

Çocukluktan tatlar yakıyor genzimi

 

Tuğrul Tanyol - Zamanın Geçişini Duyuyorum

zamanın geçişini duyuyorum

kulağa fısıldanan bir söz gibi

tek bir yaprağı bile

kıpırdatmadan geçen rüzgâr gibi

zamanın geçişini duyuyorum

yalnızca bir çıtırtı

odada gezinen ses, yerine getirilmemiş yemin gibi

zamanın geçişini duyuyorum

*

BİR yılın şiirlerini, şiir üzerine yazıları okuyacağınız iyi bir yıllık.

.............................................

(*) Edebiyat Ortamı Şiir Yıllığı 2018

Yazının devamı...

Dergiler arasında

OT’un(1) kapağında Sabahattin Ali’nin bir fotoğrafı var. Bir de şiirinden bir dize:

“Aldırma Gönül Aldırma”.

İlk sayfada, “Benim Meskenim Dağlardır” şiiri.

Sabahattin Ali’yi çeşitli yönleriyle, bir özetten öğrenmek istiyorsanız üçüncü sayfadaki yazıyı salık vereceğim:

Sevengül Sönmez’in “41 Maddede Sabahattin Ali”sini.

Sevengül Sönmez, yurtiçinde ve yurtdışında onun hakkında kitaplar hazırladı, sergi küratörlüğü yaptı.

Ondan sonra gelen yazı, Haydar Ergülen’in “Şairin Dize Alfabesi - Sabahattin Ali”.

20 başlıkta, şiirlerinin yayını, içeriği üzerine bilgi veriyor. Şair yanını irdeliyor.

*

KAFA’da(2) Sabiha Sertel’in Roman Gibi kitabından bir alıntıda, Nâzım Hikmet’in Sabahattin Ali’yi teşvikinden satırlar var.

Ali’yi nasıl teşvik ettiğini okuyacaksınız:

“Sabahaddin Ali Almanya’dan yeni gelmişti. Bir gün Resimli Ay’da yayımlanmak üzere bir hikâye getirdi. Nâzım’la uzun boylu sanat ve edebiyat üzerine konuştular.

Nâzım hikâyeyi okuduktan sonra:

- Bu çocukta iş var dedi.

Sabahaddin’in ilk romanı Kuyucaklı Yusuf, Resimli Ay matbaasında basılıyordu, Nâzım her gün makinaların başında eserin basılmasını seyrederdi. İlk nüsha çıktığı gün sevinçle odaya geldi. Baskıyı hepimize gösterdi, gözlerinde adeta bu romancıyı ben yarattım der gibi bir ifade vardı.”

Sanatçının sanatçıya, yazarın yazara desteği benim hoşuma giden bir davranıştır.

Nâzım Hikmet denince Kemal Tahir, Sabahattin Ali, Orhan Kemal, Balaban’ı anıyoruz.

*

SELİM İLERİ’nin Tuhaf’daki(3) Küçük Prens’in ithafıyla ilgili yazısı, bizi önemli bir hatırlatmaya götürüyor.

Okurlarımın dikkatinden kaçmamıştır, ben kitap yazılarımda mutlaka ithaf bölümüne yer veririm.

Antoine de Saint-Exupery kitabını kime ithaf etmiş.

Küçük Prens’in birçok çevirisinde bu ithafın yer almadığını söylüyor.

Attilâ İlhan’ın önerisi üzerine kitabı çevirirken Leon Werth’e yöneltiyor ilgisini:

“Leon Werth’le yüz yüze gelişimiz galiba ilk o zaman. İthafı çeviriyorum, tekrar çeviriyorum, Fransızcadaki hüznü yakalamaya çalışıyorum; Leon da, Saint-Exupery de handiyse diretiyorlar. Kim bu Leon? Yarım yamalak kalmıştı aklımda: Bir adam, Leon, Fransa’da yaşıyormuş, hem aç hem üşüyor; Küçük Prens yazarının dostu, en iyi, en yakın arkadaşı.

Belki çoktan sararmış bir fotoğrafta Leon’la Antoine yan yana durmuşlar, belki birbirlerine gülümsüyorlar, kim bilir...”

*

DERGİLER bize yıldönümlerini anımsatır. Yeniden okumalara yol alırız.

 

( 1 ) OT, Nisan 2018

( 2 ) KAFA, Nisan 2018

( 3 ) Tuhaf, Nisan 2018

Yazının devamı...