GÜNDEM
SPORARENA
YAZARLAR
EKONOMİ

Uygulamada okumaya devam et.

Bahçede yaz festivali

Yıllar önce yabancı müzik dergilerinde gördüğüm yaz festivalleri listesini okurken, neden bizde yok sorusunun yanıtını veremezdim.

Bodrum Müzik Festivali yapıldı, Gümüşlük Akademisi Festivali sürüyor.

Dileğim gelecek yıllarda, ihmal edilen Aspendos Festivali’nin de canlandırılması.

Hakan Erdoğan, çeşitli yerlerde festivaller düzenleyen, bu alanda tanınan ve güvenilen bir isim.

Şimdi de Sakıp Sabancı Müzesi bahçesinde, ‘Bahçede Yaz Festivali’ başlıklı bir festival düzenledi.

Hakan Erdoğan Productions, gelişigüzel programlar yapmıyor. Gerçek klasik müzik dinleyicilerinin beğeneceği tematik konserler veriyor.

Erdoğan, saraylar, müzeler gibi sıra dışı mekânları kullanıyor düzenlediği festivallerde.

Daha önceki konserlerden bazılarının adını verirsek, program anlayışını da anlatmış oluruz.

Bir dizi Bach konserlerini anımsatalım:

- Bach&Love

- Bach Before&After

- Bach&Bahar

*

BAHÇEDE Yaz Festivali’ne hangi sanatçılar gelecek:

- Daha önce Bach in Love etkinliğinde de sahne alan, 2000’de Bach Günleri’nde Bach’ın partita ve sonatlarını çalan barok kemanın en önde gelen temsilcilerinden François Fernandez ile Yun Kyung Kim. Kim de müzik dünyasının aranan, övülen bir sanatçısı. Müzik hayatı boyunca edindiği perspektifi bugüne yansıtma konusunda son derece başarılı bir sanatçı.

15 Ağustos Çarşamba günü bu iki müzisyenin verecekleri ‘Bach ve Ondan Önceki Dâhilerden Füg ve Kanonlar’ başlıklı konser meraklıların ilgisini çekecek nitelikte.

19.30’da konser öncesinde Evin İlyasoğlu’nun ‘Kadın ve Müzik’ konulu konuşmasını dinleyebilirsiniz.

- İstanbullu klasik müzik severlerin yakından tanıdığı Jiri Barta! Çello eserlerinin yer aldığı CD’si ile Gramophone Editor’s Choice ödülüne layık görülmüştü. Çek Cumhuriyeti’nin tanınmış piyanistlerinden Terezie Fialova ile Jiri Barta 5 Eylül Çarşamba günü Beethoven’ın 2 ve 3 numaralı viyolonsel-piyano sonatlarını çalacaklar. Jiri Barta ayrıca Bach’ın 6 numaralı solo viyolonsel süitini çalacak.

Konserden önce ben de 19.30’da müzik arşivim hakkında konuşacağım.

- Çağdaş Avrupa’nın en eski barok orkestrası Hortus Musicus’un şefi ve kemancısı Andres Mustonen’in triosu ile birlikte 11 Eylül Salı akşamı vereceği konserde Bach müziğinden Balkan müziğine bir geçişi dinleyeceğiz. Mustonen’e kontrbasta Taavo Remmel, vokal, perküsyon ve vibrafonda Anto Ónnis eşlik edecek.

- Ünlü çellist Aleksander Rudin, Bach’ın viyolonsel süitlerini icra edecek.

*

YAZ akşamlarını müzikle yaşayın.

 

Yazının devamı...

Mahmut Makal’ın ardından

Türkiye’nin köy gerçeği üzerine düşünecekseniz, konuşacaksanız, çözüm için çaba harcayacaksanız işe Bizim Köy’ü okuyarak başlamalısınız.

Romantik köy anlayışından gerçekçi köy saptamalarına geçişin başlangıcıdır o kitap.

Mahmut Makal, Bizim Köy’den sonra da kitaplar yazdı, köye ilgisini sürdürdü.

Birçok köy edebiyatı yazarını okurken, onun kitapları belleğimdeki çerçevede canlılığını korur.

Neydi Bizim Köy?

Yaşanmışlıktan, tanıklıktan gelen inandırıcı köy anıları, notları. Yer yer kara mizahın daniskası. Bizim Köy gibi kitapların eskimeyen özelliği, insana dair bilgileri, övgüleri, yergileri, yaşanmışlığı objektifinden vermesidir. Üstelik Mahmut Makal, derin gözlemciliğiyle Anadolu’nun değişmeyen tarihini ve coğrafyasını bu kitapta kotarmıştır.

Ara Güler’in fotoğraflarıyla yapılan yeni baskısının önsözünü köyü, köy edebiyatını gerçekten bilen iyi yazar Adnan Binyazar yazdı. Yazıdan birkaç satır:

“Mahmut Makal’ın Bizim Köy’ü bu yıl 66 yaşını geride bıraksa da güncelliğinden bir şey yitirmedi. Bizim Köy, Cumhuriyet’in getirdiklerine köylü gözüyle bir bakıştır. Bürokratik koşullamaların nice boş olduğu Bizim Köy’ün çizdiği tablolar karşısında daha iyi anlaşılmıştır”.

Bizim Köy’ün ana bölüm başlıkları şöyle sıralanır:

- Geçim derdi

- Köy yaşamından sahneler

- İnanışlar

- Okul ve okuma

- Masal gibi

- Basında (Türk basınında-dış basında).

Yazar Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Yaban’da köy yaşamına değindiğin için nasıl eleştirildiğine kitabında yer vermiştir.

Bizim Köy’de “Dünya Turu Gibi” bölümünü okuyalım:

“Kendi köyümle öğretmenlik yaptığım köyün arası on saat çeker yürüyerek. Aşağı yukarı bir günlük yol. Kara tepelerden ve kara tepelerde kararan çingi taşlardan başka kimseciklere rastlamazsın yollarda. Yılda beş-altı kere bu yolu tepmek düşer bize. Eşekle gitsek ölümden beter... Yaya gitsek daha ehven...Yük olmadığı zamanlar yaya gider gelirim ve on, on bir saatte alırım yolu. Sabah saat altıda düştüm yola. Bir türlü yürümez hayvan. ‘İlerde açılır herhalde’ dedim. Biraz daha gidince, büsbütün ağırlaştı. Burnu akıyor, hasta olsa gerek.”

Sonunda eşekle birlikte yürüyorlar.

*

BİZİM KÖY’ü okuduktan sonra, mutlaka “Hayal ve Gerçek”i okumanız gerekli.

Altbaşlık şu:

“Yirmi beş yıl sonra bizim köy”.

Prof. Rıza Mollof kitabın başındaki “Hayal ve Gerçek” üstüne yazısında hem kitabı hem de Mahmut Makal’ın Türk edebiyatındaki yerini irdeliyor:

“Hayal ve Gerçek kitabı, M. Makal’ın bundan önce yayımlanan Bizim Köy kitabının bir devamıdır. Her iki kitapta da ‘köyden notlar’ tarzında yazarın gözlemleri verilmektedir.

M. Makal bu ikinci kitabına Hayal ve Gerçek adını vermiş. Ama verilen bu ad kitabın içeriğine hiç uymuyor. Ona ‘Acı Gerçek’ demek daha doğru olurdu. Çünkü bu kitapta her şey acılıdır, sızılıdır ve hayal denen bir şeyden iz bile yoktur.”

Kitabın birinci bölümünde:

- Evlenme konusu

- Düğün töreleri

- Gerdek gecesi anlatılmaktadır.

İkinci bölüm:

- Yirmi Beş Yıl Sonra Bizim Köy (Değişenler) başlığını taşıyor.

Değişenler ile değişmeyenlerin karşılaştırması, siyaset açısından da bize bir panorama sunuyor.

Ama değişenleri okuyun, verilen bilgilerin ışığında bugünkü değerlendirmeleriniz için de yararlanabilirsiniz.

“Bozkırdaki Kıvılcım Enstitülüler”den hem enstitü hakkında bilgi edinirsiniz hem de enstitülere emek verenleri tanırsınız.

“Memleketin Sahipleri” kitabının başında Dr. Yahya Kanbolat’ın, “Gerçekçi Türk Yazınının Başlangıcı” yazısında, Bizim Köy’ün yayın serüveni yer alır:

“1950 seçim yılıydı. Ocak 1950’de Bizim Köy kitap olarak ortaya çıktı ve bir atom bombası gibi patladı. CHP’nin yıllardan beri ileri sürdüğü sanal mutlu köylülük, birden darmadağınık oldu. Makal’ın evi arandı, kitaplarına el konuldu ve komünizm propagandası yapmaktan tutuklandı. Kısa zamanda dört baskı yaptı.”

*

MAHMUT MAKAL, kitaplarıyla yol gösterecek, köyü/köylüyü/Köy Enstitüleri’ni düşünürken hep onu anacağız.

..........................

Mahmut Makal’ın bütün yapıtları Literatür Yayınları tarafından yayınlanmıştır.

 

Yazının devamı...

Ordulu hemşerilerime geçmiş olsun

Ordulu olduğu, Ordu için çabalar harcadığı için.

Ordulu değilim ama üç kere gittiğim o şehri severim. Ayrıca bana hemşerilik beratı verdiler, cam içindeki belgemi gazetedeki çalışma odamda saklıyorum. Ben de kendimi hemşeri sayıyorum.

Acıların sarılmasını, güzel günlere dönmelerini diliyorum.

Gezdiğim, gördüğüm yerlerin sele kapılıp yok oluşunu seyrettikçe üzülüyorum. Yok oluşun yürekteki acısı çok derin olur.

Ordu’ya ilk kez sevgili arkadaşım Oktay Ekşi ile gittim. Bilirsiniz o Mesudiyelidir.

Samsun’da uçaktan inip Ordu’ya gidinceye kadar söylediğim türküler, ondan çok fazla türkü bildiğimi gösterdi.

Orada konserler verildi, gezdim.

İkinci önceki Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül’ün eşi Hayrünnisa Gül’le gittim. Hanım gazeteciler içinde bir tek ben erkek olarak bulunuyordum.
Daveti düzenleyen aziz dost Prof. Dr. Mustafa İsen’di.

Kitap Okuma Şenliği için gelmiştik.

O gün Ordu’yu yukarıdan gören, olağanüstü bir manzarayı İsen’le birlikte çıktığım Boztepe’den seyrettim.

Şimdi bir de teleferik yapıldı.

Töreni oradaki kültür merkezinde yaptık.

Ordu, uzun yıllardır tiyatroyu yaşatan bir kente. Geleneği, seyircisi olan bir tiyatro.

Zamanın belediye başkanı Seyyit Torun’du.

Sonra da valilikte çay içtik.

EDEBİYAT günleri için de Ordu’ya gittim. Salonda bir konuşma yaptım, şairler, yazarlar toplandı konuşmalar yaptık.

Kentin yukarısında bir de yazar evleri yapıldı. Bazı yazarlar gelip burada kalacaklardı, manzaraya bakarak Ordu’yu anlatacaklardı.

Bir kentte bulunan bu evler yalnız bizim yazarlarımız için değil yabancı yazarlar için de bir işlevi yerine getiriyorlar.

O toplantılar sonradan gerçekleştirilmedi.

Köprünün yıkılması benim için buluşmaların, kavuşmaların anılarda kalmasını doğuracaktı.

Karadeniz’deki bütün kentleri gezdim, orada konuşmalar yaptım, tanıdım.

Valilik bahçesinde gördüğüm ağaçlar, bitkiler gerçekten her yerde görülmeyecek cinstendi.

ORDU yeniden yapılır, güzellikler geri dönerse ben de orada yaşayanlar kadar sevineceğim. Belediye Başkanı Enver Yılmaz’a geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.

Yazının devamı...

Kütüphanelerin durumu

İstanbul’un Kültür Başkenti olduğu yıl kaçırılan fırsatı bir kez daha yazmalıyım.

Yeni kütüphaneler yapılmadığı gibi eski kütüphanelerin gelişmesi de sağlanmıyor.

İyi bildiğim iki kütüphane, Beyazıt Devlet Kütüphanesi ile Atatürk Kütüphanesi’ne yeni bir bina yapılmıyor, zaten genişleyecek alan da yok.

Okullar açıldığında kütüphane eksikliğimiz daha fazla hissedilecek, çünkü öğrencilerin okullarında kütüphaneleri bulunmadığından çocuklar ders çalışmaya bu kütüphanelere gelecekler.

Araştırmacılar ne yazık ki yer bulamıyorlar. Kütüphane yönetimi araştırmacılara bir yer ayırıyor da bu sayede onlar için çalışma imkânı doğuyor.

Artık merkez kütüphane anlayışını mahalle kitaplıkları sürdürüyor. Çünkü bunlar geceleyin de ailece kültürel ihtiyacı karşılıyorlar. Ana-baba çocuk bir arada burada kültürel amaçlı vakit geçiriyor. Kitaptan DVD’ye, CD’ye kadar bütün unsurlar burada bulunuyor.

Kitaplarımın bir bölümünü gönderdiğim yerlerde benim adıma kütüphaneler var.

Antalya’da benim adıma bir kütüphane, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Fakültesi kitaplığında da bazı kitaplarım, bir de TÜYAP’ta kitaplarım var. Birçok dostum kitap bağışında bulunmak istiyorlar ancak alacak yer yok. Çoğu bağış kitap paketleri açılmadan duruyormuş. Bazı üniversitelerde başlayan kütüphane binası çalışmaları tamamlanamıyor.

Büyük sitelere kütüphane mecburiyeti konulmasını öneriyorum, inşaat müsaadesi verilirken bunu da şart koşsunlar.

Şimdi yerel yönetimlerin kütüphane girişimleri gerçekten de semtin havasını değiştiriyor.

Hele eve verilen kitaplar, bir ailenin okumasını sağlıyor.

*

AA’nın haberine göre TÜİK (Türkiye İstatistik Kurumu) kütüphane sayısı ve kütüphaneler hakkında istatistikleri paylaşmış. Bu bilgiler ışığında bir soru soracağım. Buradaki kütüphanelerin hepsi faal mi? Yeni kitap alacak bir bütçeleri var mı? Personel eksikliği gideriliyor mu? Bu ayrıntı Türkiye’de kütüphanelerin durumuna daha net bir biçimde bakmamızı mümkün kılacaktır.

Bazı rakamları sıralayalım:

- Türkiye’de 2017 yılı itibarıyla 28 bin 126 kütüphane faaliyet gösteriyor.

- Milli Kütüphane’den yararlananların sayısı geçen yıl bir önceki yıla göre yüzde 1 azaldı. 

- 1 milli, 1146 halk, 564 üniversite ve 26 bin 415 örgün ve yaygın eğitim kurumu olmak üzere toplam 28 bin 126 kütüphaneye ulaşıyor.    

- Milli Kütüphane’nin 26 bin 478, halk kütüphanelerinin 2 milyon 201 bin 39 ve üniversite kütüphanelerinin 3 milyon 814 bin 500 üyesi bulunuyor.      

- Geçen yıl Milli Kütüphane’deki kitap sayısı 1 milyon 410 bin 489 olarak tespit edildi. Buradaki diğer materyalin sayısı ise yüzde 18.4 artarak 184 bin 316 oldu.     

- Milli Kütüphane’den yararlananların sayısı geçen yıl bir önceki yıla göre yüzde 1 azalarak 629 bin 905 olarak kayıtlara geçti. Aynı dönemde kayıtlı üye sayısı ise yüzde 1.9 azalarak 26 bin 478’e düştü.     

- Halk kütüphanelerinin sayısı geçen yıl bir önceki yıla göre yüzde 0.8 artarak 1146 oldu. Halk kütüphanelerindeki kitap sayısı bu dönemde yüzde 6.2 artışla 19 milyon 993 bin 613’e ulaştı. Bu kütüphanelerdeki kayıtlı üye sayısı aynı dönemde yüzde 29.7 artışla 2 milyon 201 bin 39’a yükseldi. Bu kütüphanelerden yararlananların sayısı yüzde 7.8 artarak 25 milyon 91 bin 232’ye çıktı. Halk kütüphanelerindeki diğer materyal sayısı ise geçen yıl bir önceki yıla kıyasla yüzde 2.4 azaldı.     

- Üniversitelerdeki kitap sayısı arttı.     

- Üniversite kütüphanelerinin sayısı geçen yıl 564 olarak kayıtlara geçti. Buralardaki kitap sayısı bir önceki yıla göre yüzde 7.5 artışla 16 milyon 385 bin 532’ye çıktı. Kayıtlı üye sayısı ise bu dönemde yüzde 0.1 artarak 3 milyon 814 bin 500’e yükseldi.     

- Resmi okul, özel okul ve özel kurs kütüphanelerini kapsayan örgün ve yaygın eğitim kütüphanelerinin sayısı ise 2017’de bir önceki yıla göre yüzde 3.2 azalarak 26 bin 415’e geriledi. Bu kütüphanelerdeki kitap sayısı aynı dönemde yüzde 2.6 azalarak 26 milyon 707 bin 127 oldu.     

*

DAHA ayrıntılı bir istatistik ele geçirebilirsem, değerlendirmem çok daha gerçekçi olur.

 

Yazının devamı...

II. Abdülhamid’in fotoğraf albümü

Bu albümlerdeki fotoğraf, karikatür ve objeleri birçok ziyaretçi ilk kez burada görmekte.

Son sergide, Sultan II. Abdülhamid’in Almanya şansölyesi Otto von Bismarck’a hediye ettiği üç cilt fotoğraf albümünü bulacaksınız.

Serginin adı:

‘Tarihin Merkezine Seyahat. Fotoğraf ve Osmanlı Köklerinin Yeniden Keşfi (1886)’.

Küratörler: Bahattin Öztuncay, Ahmet Ersoy, Deniz Türker. Tasarımını Yeşim Demir Pröhl yapmış.

Keşif gezisi misyonuyla hazırlanmış albüm, II. Abdülhamid’in 1886 yılında Söğüt civarı için verdiği keşif gezisi talimatı sonucu hazırlanmış ve Şansölye Bismarck’a gönderilmiş.

1886’da II. Abdülhamid’in talimatıyla Yıldız Sarayı Kütüphanesi için bir düzineden fazla fotoğraf albümü hazırlandı. Osmanlı İmparatorluğu ile Almanya’nın ilişkilerinin güçlendiği 19. yüzyıl sonunda, sultan tarafından Bismarck’a armağan edilen bu gösterişli albümlerden üçü, 2017’de Ömer M. Koç Koleksiyonu’na eklendi. Albümler, Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk başkenti Bursa ile Yenişehir, İznik, Söğüt ve Bozüyük gibi erken Osmanlı yerleşim birimlerini kapsamlı olarak belgelemek amacıyla, Hoca Ali Rıza, Sururili Ahmed Emin, Ahmet Şekûr ve Mehmed Emin gibi önde gelen fotoğrafçı ve ressamlarından oluşan keşif heyetinin bölgedeki çalışmaları sonucu oluşturuldu.

Paspartulanan ve altlarına özenli elyazısı ile Osmanlı Türkçesi ve Fransızca açıklamaların eklendiği fotoğraflar, yerleşim yerleri, mimari yapılar ve peyzaj hakkında detaylı bilgiler içeriyor. Keşif gezisi rotasındaki dramatik manzara, kasaba ve anıtların yanı sıra bölge sakinleri, özellikle çevrede yaşayan Türkmen yörük aşiretlerinin kaydedildiği orijinal fotoğraflar, kendilerine farklı koleksiyonlardan eşlik eden tamamlayıcı belge, görsel ve yayınlarla birlikte ilk kez bir arada ANAMED Galerisi’nde sergileniyor. Aynı zamanda Fransız Gaumont Pathé arşivinden Bursa’nın bilinen ilk video görüntüleri Arçelik’in teknoloji sponsorluğu ile ziyaretçilere sunuluyor.

Sergi, ziyaretçilere keşif gezisi rotasında eşlik ediyor; Osmanlı İmparatorluğu’nun köklendiği toprakların, bu efsanevi coğrafyanın uzak geçmişine dair var olan hafıza katmanlarının fotoğraf yoluyla nasıl geri kazanıldığını ve yeniden yaratıldığını ortaya koymayı hedefliyor. Sergi, 30 Eylül tarihine kadar ziyaret edilebilir.

*

BU koleksiyonlar, Osmanlı İmparatorluğu’nun siyasal tarihini öğrenmekte de bir önem taşıyor.

Dönemin siyasal ilişkilerini nasıl yönlendirdiği, imparatorluğu nasıl tanıtmayı planladığını gösteriyor.

Birkaç açıdan bu sergiye bakmak gerekiyor.

Fotoğraf tekniği açısından durum neydi, baskı tekniği söz konusu olduğunda bir mukayese yapılma imkânı doğuyor. Bu tür sergiler özel koleksiyondan alındığı için gezildikten sonra kataloğunu da meraklısı edinmelidir. 

Şimdi İngilizce nüshası bulunan kitabın önümüzdeki günlerde Türkçesi de yayınlanacak. Kitapta, Ahmet Ersoy, Deniz Türker, Selim Deringil, Reşat Kasaba, Beatrice St. Laurent, T.G. Otte, Berin Gölönü, Sinan Kuneralp’ın yazıları yer alıyor.

ANAMED hakkında da bilgi vermek isterim:

“Anadolu’nun geçmişi hakkındaki bilimsel araştırmaları desteklemek amacıyla 2005 yılında kurulan akademik araştırma merkezi Anadolu Medeniyetleri Araştırma Merkezi, Vehbi Koç Vakfı bünyesindeki Koç Üniversitesi’ne bağlı uluslararası bilim, araştırma ve kültür kurumu. Merkez, tarihöncesi çağlardan Osmanlı İmparatorluğu’nun sonuna kadar, Türkiye’nin tarihi, sanat tarihi ve diğer ilgili disiplinlerin araştırılması ve desteklenmesinin yanı sıra müzecilik çalışmalarının geliştirilmesi için bilimsel bir platform. ANAMED, yılda yaklaşık 30 araştırmacıya doktora ve doktora sonrası bursları sağlar. Kurulduğu 2005’ten bugüne çeşitli ülkelerden 400’e yakın bilim insanı, merkezde çalışmalarını yürüttü. Kültür mirası üzerine uzmanlaşmış yerli ve yabancı araştırmacılara burs, kütüphane hizmetleri, konferans, çalıştay düzenlemek, Anadolu medeniyetleriyle ilgili sergiler ve bilimsel yayınlar yapmak Merkez’in ana faaliyetleri arasındadır.”

*

GÖRÜLMESİ gereken bir sergi.

 

Yazının devamı...

Yarının sanatçısı 35 genç

Türkiye’nin çeşitli illerinden resim ve heykel bölümünü bitiren ya da yüksek lisans yapanlar orada çalışacaklar.

Kiminin önünde tuvaller, fırçalar, yağlıboya tüpleri, kimi genç heykeltıraşların önünde de yontacakları mermer duruyordu.

TÜYAP Sanat Fuarı bir süredir gençler için ayrı bir bölüm açtı. Üniversitelerden gelen gençlerin çalışmaları bize sanatın yarını konusunda bilgi veriyor.

Gençlerin bir arada çalışmasının birçok önemi var. Önce eğitim gördükleri okulların, hocalarının birbirini anlatmaları var. Ayrıca çalışmalarını birbirlerine gösterecekler.

Çok hoş bir atmosfer yaşadım. Gençler otomobil lastiklerinden bir salıncak yapmışlar, kolan vurup duruyorlar.

Hepsi Beylikdüzü’nü, İstanbul’u gezebilirler.

Burada çadırlarda kalıyorlar. Onlarla kentleri üzerine konuştum.

28. Tüyap Artist Sanat Fuarı, 10-18 Kasım tarihleri arasında “Deneyim” başlığı altında gerçekleşiyor. Fuarın proje bölümünde, bu yıl sanatçı inisiyatiflerine ve kültür alanının kolektif öznelerine yer verilecek. Tüyap’ın bir de sürprizi olacak: Ağustos Atölyesi. Genç sanatçıların üretim süreçlerine destek olmayı öncelik olarak kabul eden Tüyap’ın umutlu hamlesi Ağustos Atölyesi, 1-25 Ağustos 2018 tarihleri arasında gerçekleşiyor. Heykel, resim, fotoğraf, video ve sinema gibi farklı disiplinlerden, farklı şehirlerden 35 sanatçı yer alıyor. Marmara Üniversitesi, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Bahçeşehir Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi, Dicle Üniversitesi, Mardin Artuklu Üniversitesi, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nden sanatçıların 28’i İstanbul’dan, 3’ü Diyarbakır’dan, 2’si Mardin’den, biri Van’dan, biri de Ankara’dan katılacak. Tüyap’ın açık ve kapalı mekânları atölye ve yaşam alanı olarak kullanılacak.

Tasarım Kooperatifi adlı mimari tasarım ekibi tarafından kurgulanan hangarda, yaşam alanı olarak çadırlar, ortak kullanıma açık okuma ve oturma alanları, resim ve heykel üretim alanı, fotoğraf stüdyosu, sergileme üniteleri ve sergileme alanı, söyleşi alanı, gece sineması ve muhtelif çalışma alanları bulunuyor. Projeye ayrıca grafik tasarım çalışmalarıyla Emrah Bakçay destek veriyor. Ağustos Atölyesi, “büyük ölçekli” hayal kuran genç sanatçıları desteklemeyi, kolektif üretim pratiklerini geliştirmeyi, yeni dayanışma ağları örmeyi ve sanat alanına yeni bir tür üretim-sergileme-seyir pratiği sunmayı amaçlıyor, geniş zamana yayılan, böylece derinleşen, kendi yolunu bulan bir praksis olmayı hedefliyor. Atölyeler ve kamp alanı biçiminde düzenlenecek mekânda 25 gün boyunca seminerler, film gösterimleri, konserler ve atölye çalışmaları düzenlenecek. Fotoğraf eğitimleri ve mentorluğuyla Orhan Cem Çetin, doğaçlama çalışmalarıyla Ceylan Dizdar, tiyatro alanında katkılarıyla Özgür Erkekli, resim alanında çalışmalarıyla Mustafa Karasu ve Nâzım Hikmet Richard Dikbaş yer alacak. Ayrıca Ahmet Umur Deniz ve Yavuz Tanyeri, söyleşileriyle sanat alanındaki deneyimlerini genç sanatçılarla paylaşacak. Koordinatörlüğünü Eda Yiğit ve Ezgi Bakçay’ın üstlendiği Ağustos Atölyesi’nin ürünleri kasım ayında Tüyap-Deneyim sergisinde izleyici ile buluşacak. Daha önemlisi, atölye sürecindeki teorik ve pratik çalışma dinamiği Tüyap Sanat Fuarı’nın omurgasını oluşturacak.

*

35 yarının sanatçısı gençlerin çalışmalarını izlemek isterseniz Beylikdüzü TÜYAP binasına uğrayabilirsiniz.

 

 

Yazının devamı...

Yazarlar soruları yanıtladılar

Yazarlarla yapılan konuşmaların edebiyat tarihi için önemini söylemeye gerek yok. Bu konuşmaları içeren çalışmalar, hiç kuşkusuz araştırmacılar için de kaynak özelliği taşır.

İki ciltten oluşun ‘Yüz Yüze Konuşmalar’da karşılıklı sayfalarda; solda cevaplayan, sağda ise soruyu soran yer alıyor.

Toplam 50 yazarla yapılan söyleşileri bu kitapta okuyacaksınız.

Ömer Arısoy kitabı şöyle tanıtıyor: “50 Türk edebiyatı ustasının, 50 uzman edebiyatçılarımıza verdiği mülakatlardan oluşan ‘Yüz Yüze Konuşmalar’ hem edebiyatımızın güncel fotoğrafını çekiyor hem de farklı kuşaklardan değerli edebiyatçı, yazar, şair ve edebiyat eleştirmenlerimizi buluşturuyor.”

2023’e kadar devam

Proje Koordinatörü / Telif Hakları Derneği Başkanı Cafer Vayni, kitabın proje amacını ‘Sunuş’ yazısının son paragrafında belirtiyor: “Telif Hakları Derneği olarak Cumhuriyet’imizin 100’üncü yılı olan 2023 yılına kadar her yıl bu projemizin bir benzerini gerçekleştirmek ve böylece fikri mülkiyet sistemimizi zenginleştirmek ve güçlendirmek; yaşayan değerlerimizin hayatta iken model olmalarını sağlamak yönündeki projelerimize devam etmek arzusundayız. Böylece Cemil Meriç’in ifadesiyle: ’Muhteşem bir mazimizi daha muhteşem bir geleceğe bağlayacak köprü olmak’ yönünde görevimizi yerine getirmiş olacağız.”

Yayın kurulu adına Abdurrahim Karadeniz de ‘Önsöz’de bu konuşmalarla neyin sağlandığını özetliyor: “‘Yüz Yüze Konuşmalar’, Türkçeyle biz olma tutkusunun somut göstergesidir.” Yayın kurulu da; Prof. Dr. Şaban Sağlık, Prof. Dr. Alaattin Karaca ve Dinçer Ateş’ten (Fahri) oluşuyor.

Tutkunun göstergesi

Kitabın sayfa düzeninden söz etmeliyim: İlk girişte sol tarafta cevapları verecek edebiyatçının biyografisini, sağ tarafta da soranın biyografisini okuduktan sonra, yazarlarla konuşmalar başlıyor.

Benimle konuşmayı Alaattin Karaca yaptı. Bu konuşma için iyi bir hazırlık yapıldığının tanığı oldum. Birçok yazıyı okudum, soru soranların konuşacakları kişinin bütün yapıtlarını okuduklarını, yorumladıklarını, özümsediklerini, karşıdakilerin de böylece kayda değer yanıt verdiklerini gördüm.

Devletin, hükümetin bu tür çalışmalar yapmasını hep destekledim çünkü özel yayıncılık bu kadar kapsamlı bir çalışma yapamıyor. Bu tür toplu çalışmaların benim için daha makro bir yararı vardır: Değişik türlerde yazanları, değişik edebi anlayışlara sahip kişileri bir arada okumam, günün yaşayan edebiyatının fotoğrafını çekmemi de sağlıyor. Bu serinin devam edeceğinin belirtilmesi, belgesel çalışmanın süreceği konusunda beni sevindirdi. Okunup geçilecek değil, kütüphanenizde el altında bulundurulması gereken bir toplam.

 

Yazının devamı...

Bodrum’da festival zamanı

Yazlık yörelerdeki festivalleri daima destekledim. Deniz, güneş ve kumdan başka orayı onurlandıran etkinlikler yapılması çok önemli. Bodrum’un dünyada sanatla da tanınmasını sağlıyor.

Bu yıl ne yazık ki yoğun işlerim yüzünden katılamıyorum ama gittiğim yıllarda bu festivalin Bodrum’a katkısının tanığı oldum. Özellikle genç kuşakların bu konserler için geldiğini biliyorum. 4-8 Ağustos arasında gerçekleşecek festivalde kimler var?

Fazıl Say, Gülsin Onay, Murat Karahan, Christina Pluhar, Lauren Fagan, Alina Pogostkina, Vikingur Olafsson ve Avi Avital, Sevil Ulucan, Hillel Zori, İbrahim Yazıcı, Erman Türkili, Çağ Erçağ, Gülru Ensari, Dorukhan Doruk, Camille Thomas ve Veriko Tchumburidze.

Ayrıca Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası, L’Arpeggiata, Olten Quartet ve LUDWIG Orkestra festivalde yer alacak.

 

KONSER YERLERİ

FESTİVAL, Şevket Sabancı Parkı’nda gerçekleşecek olan ‘Sabah Konserleri’; D-Marin Turgutreis Amfi Tiyatro Fizy Sahnesi’nde ‘Gün Batımı Konserleri’; D-Marin Turgutreis Turkcell Sahnesi’nde ‘Akşam Konserleri’; The Marmara Bodrum’da ‘Gece Konserleri’; Bodrum Mozole Anıt Müzesi’nde rehberli turlar ve konserler ile birlikte Cinemarine Açıkhava Sineması’ndaki film gösterimleriyle geniş bir alanı kapsıyor.

Tüm bilet gelirleri Tohum Otizm Vakfı ve Bodrum Sağlık Vakfı’na bağışlanan festivalde bu yıl Gülsin Onay’ın vereceği konserin bilet gelirleri de Uluslararası Gümüşlük Klasik Müzik Festivali’ne aktarılacak.

Bu yıl festival kapsamında, duvarlarda, mekânlarda ve boşluklarda üniversite öğrencilerinin çalışmalarına alan yaratan Doğuş Grubu’nun sosyal sorumluluk platformu Sanata Bi Yer, çeşitli noktalarda sanata alan açıyor.

Doğuş Grubu, fotoğraf dünyasının duayenlerinden Ara Güler’in sanatçı kimliğini ve eserlerini gelecek kuşaklara taşımak amacıyla arşiv ve müze projesi kapsamında bir işbirliği yapıyor. Bu yılın ikinci yarısında Bomontiada’da açılması planlanan Ara Güler Müzesi’nin bir yansıması olarak Ara Güler Arşiv ve Araştırma Merkezi koleksiyonundan farklı dönemlere ait Bodrum temalı bir fotoğraf seçkisi The Marmara Bodrum’da sergilenecek. Festivalin açılış konserinde dünyaca ünlü tenor Murat Karahan ile Avustralyalı genç soprano Lauren Fagan birlikte olacaklar.

Rengim Gökmen yönetimindeki Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası onlara eşlik edecek.

Fazıl Say, ‘Yürüyen Köşk’ adlı bestesini ilk kez festivalde seslendirecek.

Bu yılın Onur Ödülü, iyi piyanist Gülsin Onay’a verilecek.

Sanatçı festivalde ‘Yolda’ projesini sunacak.

Çeşitli üniversitelerden fahri doktora unvanı alan Onay, birçok uluslararası ödülün de sahibidir.

***

BU festivale Bodrumlular kadar orada tatilini geçirenler de sahip çıkmalı. Böylece Bodrum sadece eğlence beldesi olmaktan öte bir nitelik kazanabilir.

Yazının devamı...