GÜNDEM
SPORARENA
YAZARLAR
EKONOMİ

Uygulamada okumaya devam et.

İlk Türk “Unicorn”u Trendyol mu?

Bu yatırım çok önemli bir mihenk taşı çünkü Türkiye’nin ilk 1 milyar dolar değerleme üzerine çıkan internet şirketi yani unicorn’u ortaya çıkartmış olabilir.

Bu yatırım ile Trendyol hem kaynaklarını arttıracak hem de dünyanın en büyük e-ticaret şirketlerinden biri olan Alibaba ile globalleşecektir. Hem yatırımcı hem de müşteri şapkası ile Trendyol’un globalde çok büyük potansiyeli olduğuna inanıyorum.

Türk kadın girişimci ve CEO’nun yarattığı başarı
Bundan tam 8 yıl önce Demet Mutlu tarafından kurulan Trendyol, ilk önce Evren Üçok ardindan da Emre Kurttepeli’den melek yatırımını aldıktan sonra, Tiger Global, Silikon Vadisi’nin en önemli yatırımcılarından olan Kleiner Perkins Caufield Byers (KPCB) ve EBRD’den yatırım aldı. Bu yatırım ile tüm yatırımcılar hisselerini satarken hepsi önemli kâr ettiler. Bu melek yatırımcıları ve girişim sermayesini ayrıca çok olumlu etkileyecektir. Kurulduğu günden bugüne diğer birçok e-ticaret şirketleri zorluk yaşarken Demet, ürünleri, organizasyonu ve özellikle hem kendi hem de takımının adanmışlığı ile büyük fark yarattı.

Alibaba Neden Yatırım Yaptı?
Bilmeyenler için Alibaba Amazon’dan son gelir bazında dünyanın en büyük ikinci e-ticaret grubu. Çin’de 1999’da kurulan ve dünya devi olan Alibaba Trendyol’a niye yatırım yapmış olabilir:

1- Trendyol iyi bir şirket. Hem metrikler hem ürün gücü, 16 milyon müşterisi ve tedarik gücü ile Trendyol Türkiye ve bu bölge için çok önemli potansiyele sahip. 80 milyon nüfusumuzun yüzde 50’si 30 yaş altında ve bu Avrupa’nın en genç pazarı. Sadece yüzde 3,5’u online yapılan perakende satışların çok önemli büyüme potansiyeli var. Avrupa’da online satışların oranı yüzde 15’leri bulmuş durumda yani 5 kat büyüme potansiyelimiz mevcut. Benim ise en çok hoşuma gidenlerden biri Trendyol’un bu kadar güçlü olabilmesinin sebeplerinden biri olan lokal üreticilerimizin bu yatırım ile globale açılma şansları. Daha önce tekstilde yakaladığımız güçlü pozisyonu belki tekrar yakalayabilmemizi sağlayacak kritik bir adım.

2- Amazon ve Alibaba rekabeti. İki şirket arasında ezeli bir rekabet var. Amazon, Amerika’daki Walmart’ın modelini dijitale taşımak yani büyük ölçekte teknoloji ile fiyat rekabeti sağlamaya çalışırken, Alibaba ise tam tersine daha çok kolektif girişimciliği online ortama taşımak, tedarikçileri girişimci yapmak istiyor. Biri Amerika’da diğeri Çin’de güçlendikten sonra şimdi uluslararası pazarlarda rekabet ediyorlar. İkisi mevcutta Hindistan’da, Güney Doğu Asya’da çok ciddi yarışıyorlardı. Geçtiğimiz yıl Amazon 580 milyon dolara Ortadoğu’da Souq.com’ı satın aldı. Satın alma gerçekleştiğinde Souq’un 45 milyonluk trafiği bulunuyordu. Bu satın almadan altı ay sonra Amazon logistik servisler sunan Wing.ae’i satın alarak stratejik adımlar attı. Alibaba’nın da bir aksiyon alması bekleniyordu. Buna göre Trendyol’un yakın zamanda bu bölgede ciddi adımlar atacağı düşünülebilir.

3- Alibaba’nın hisse değeri. Alibaba’nın borsadaki değeri özellikle hızlı büyümeye çok endekslenmiş durumda. Amazon’nun yüzde 2.3 kâr marjına karşı yüzde 31 kâr marjı ve operasyonel metriklerinin iyiliği ile güçlü finansal performansa sahip ancak değerini yükseltmek için büyüme hızı çok kritik ve devam etmeli. Bunun için Alibaba 2016’dan bu yana inanılmaz hızlı bir yatırım yapma ve satın almaya geçti. Neredeyse her ay milyar dolarlık yatırımlar yapıyor. Güney Doğu Asya’da Lazada, Almanya’da Rocket Internet ve İngiltere’de Tesco gibi çok önemli yatırımlar yaptı. Trendyol bu büyüme stratejisinde önemli bir değer olacaktır.

Özetle 8 yılda Trendyol güçlü takımı, güçlü ve uygun fiyatlı ürün seçeneği, güçlü tedarikçi ağı ve Alibaba ile bölgede yaratabileceği potansiyel ile önemli bir şirket yarattı. Demet’i ve tüm takımı gönülden kutluyorum. Darısı daha da büyüklerine!

Yazının devamı...

Türk oyun sektörü başarılara devam ediyor

Tüm Dünya’da 170 milyon kişiye oyunlarını oynatan Türk oyun şirketi, Gram Games $250 milyona satılarak ekosisteme ismini altın harflerle yazdı.

2012 yılında bir yemek masasının etrafında kurulmaya karar verilen ve güçlü kurucu ekip ile yola çıkan Gram Games sadece 1,6 milyon dolar yatırım alarak birkaç yılda 100 milyon kullanıcıyı geçti. Düşünün ki, yatırımcı olarak bu şirkete 6 yıl önce 1 milyon dolar yatırsaydınız bugün 50 milyon dolarınız olacaktı. Bu hikâyeden öğrenilecek çok önemli şeyler var.

İlk önce Gram Games ne yapar?
Daha önce Sanalika ile bilinen Mehmet Ecevit, kurucu yatırımcılar Kaan Karamancı ve Alpay Koraltürk tarafından kurulan Gram Games, kalite ve yüksek bağlılık yaratan mobil oyun şirketi. İlk ünlü oyunları 1010! ile 100 milyon üzerinde kullanıcıya ulaşan şirket, daha sonra Six! ve Merged Gragons! gibi oyunları ile 170 milyon kişiye oyunlarını oynatmış durumda. Özellikle Merged Dragons! iPhone’da dünyanın top 50 oyunu arasına girmeyi başardı. Yatırımcısı olan Hummingbird’ün paylaştığı blog yazısından alınacak en önemli dersler var. Örneğin;

- Büyüme potansiyeli yüksek girişimcilere yatırım yapmak: Mehmet, Gram Games’e başladığında, Sanalika kötüye gidiyor ve yatırım almak da zorlanıyor. Kendi kendine kodlamayı öğrenen, müzisyen ve daha önce bahçıvanlık yapmış olan Mehmet’in aslında o güne kadar çok önemli bir ticari başarısı yok. Özellikle Fırat İleri, Mehmet’in ham zekâsı, öğrenme açlığına ve hatalarından ders çıkarmasından etkilenip yatırım yapıyor. Bugün ise yetenekli yazılımcı olarak yola çıkan Mehmet, başarılı bir lidere dönüşmüş durumda.

- Doğru takımı kurmak ve kültür: Hem takım kurmak hem de çalışma kültürü çoğu zaman başarıya giden yolda en önemli etkenlerden birisi. Kurucu ekip her zaman bunun için çok zaman harcıyor ve önem veriyor.

- Sabırlı olmak ve hatalardan ders çıkararak, ısrar etmek: Aslında başarıya ulaşmak sürekli yukarı giden bir merdiven değil. Gram Games’in de hikayesi 6 yıl boyunca bir roller coster gibi. İlk iki yıl birçok deneme yapmalarına rağmen başarılı bir oyun bulamıyorlar. Buna rağmen denemeye, bu denemelerden öğrenmeye devam ediyorlar ve sonunda 1010! ile büyük başarı geliyor.

Gram Games’i Zynga neden aldı?
Zynga aslında Türkiye’de de zamanında çok ünlü olan Farmville oyununun da yapımcısı olan oyun şirketi. Şirket bir süre kurucusu ile çalkantılı bir dönem geçirdikten sonra yeni gelen CEO ile birlikte geçtiğimiz yıl ilk kez kar açıkladı. Şimdi ise diğer halka açık oyun firmalarına göre düşük olan değerlemesini arttırmak ve özellikle büyüme hikayesini yaratmak için çalışıyor. Hatta 2017 sonunda yine bizim için bir gurur hikayesi olan Peak Games’in kart oyunlarını alarak finansallarını pozitif olarak etkilediler.

Şimdiye kadar 31 şirket almış Zynga’nın en büyük ikinci satın alması Gram Games. Bu satın almada önemli rol oynayan konular:

- Açıklanan rakamlara göre Gram Games 100 milyon dolarlık ekstra bir ciro getirecek. Bu Zynga’nın cirosunun önemli bir dönüm noktası olan 1 milyar doların üzerine çıkarıyor. Tabi ki buda Zynga’nın düşük olan piyasa değerini arttıracak.

- Daha önce Gram Games’in Küçükyalı’daki ofisini ziyaret etme şansım olmuştu. Türkiye’de ve hatta dünyada gördüğüm en özel ofislerden birisi. Sebebi ise, kurucuların herşeyi takımın iyi çalışması ve yaratıcılığı düşünerek tasarlamış olmaları. Kültür ve yetenekli insanların mutlu çalışması onlar için çok önemliydi. Bu Zynga için Silikon Vadisi dışında çok yetenekli bir takıma sahip olması demek.

- Zynga yatırımcı bülteninde özellikle Gram Games’in üzerinde çalıştığı yeni çıkaracakları oyunların önemini vurgulamış. Bunlar yeni büyüme alanları yaratacak.

Normalde oyun sektöründe satın alma değerleri gelir x2 (gelirin iki katı) iken burada bu nedenlerle bir premium ödenmiş gözüküyor.

Özetle Türkiye’de böyle başarılar ve hikayeler görmek inanılmaz umut verici. Bundan sonrasında Mehmet Ecevit ve Sidar Şahin daha büyük işler yapacak ve öğrendikleri ile diğer yüksek potansiyelli girişimcilere yatırımcı veya destek olacak. Bu ekosistemi geliştirecek. Hatta bu sefer Zynga’yı onlar alıp dünyanın en değerli oyun şirketlerinden Activision Blizzard ve Electronic Arts’a kafa tutacak.

Neden olmasın!

Hepinizi iyi bayramlar!

 

Yazının devamı...

Kötü ekonomide girişimci nasıl ayakta kalır?

Son dönemde ülkemizdeki ekonomik durum, özellikle de paramızın değer kaybı tüm sektörleri zorluyor. TL’nin yılbaşından bugüne kadar değer kaybı yüzde 22’nin üzerine çıktı ki bu, son yıllarda bu kadar kısa sürede yaşanmış en büyük değer kaybı olarak kayıtlara geçti.

Yine de umutsuzluğa kapılmaya gerek olmayabilir. Hatırlayın, Google, Facebook ve Yemek Sepeti gibi şirketler ne zaman kuruldu?

Bazı örneklerin gösterdiği gibi, ekonominin kötüye gittiği zamanlar belki de yeni bir startup kurmak veya büyütmek için çok da kötü zamanlar olmayabilir. Elbette bu zamanların iyi olduğunu da iddia ettiğim anlaşılmasın ama örnekler çok başarılı örnekler çıkabildiğini gösteriyor.

Türkiye’nin bugüne kadar en başarılı değerlemelerinden biri olan Yemek Sepeti fikri 2000 yılında NASDAQ çöktüğünde ve Türkiye’de internetin yeni büyümeye başladığı zamanda ortaya çıktı. 2001 yılında TL kurunun yüzde 300 değer kaybettiği dönemden birkaç ay önce şirket kuruldu. Binlerce insanın işlerini kaybettiği bir dönemdi. Şirketin kurucu ortağı olan Melih Ödemiş’e göre kriz az kaynaklar ile iyi iş yapmaya odaklanmalarına ve inatla devam ederken olası rakiplerin ortaya çıkmamasını neden olmuştu.

Gerçek şu ki; ekonominin durumu her iki şekilde de önemli değil.

Neredeyse 5000 şirket görmüş ve birçok yatırım yapmış biri olarak bir şey öğrendiysem; startup’lar bulundukları endüstrinin durumuna ve kurucuların kalitesine göre başarılı veya başarısız oluyor. Tabii ki şirketinizi satmak istiyorsanız, ekonominin durumu çok etkili ama startup kurmak veya büyütmek için ekonominin durumu çok daha az etkili oluyor. Teknoloji aslında az çok piyasadan bağımsız ilerliyor.

Kış geliyor, hatta geldi. Bunu daha güçlü olarak atlatmak için neler yapabilirsiniz?

Tasarruf sağlatan ürünler geliştirebilirsiniz: Kriz sürecinde sadece siz değil müşterileriniz de kemer sıkma politikaları izleyecektir. Bu dönemlerde müşteriler maliyetlerini azaltan, işlerini otomatikleştirmelerine yardımcı olan ürün ve hizmetlere daha yatkın oluyor. Bu tür ürünler geliştirebilir ya da mevcut ürünlerinizin maliyet azaltan yönlerini daha iyi pazarlayabilirsiniz.

Şirketinizin maliyet yapısını yalın hale getirin: Şirketinizi krizden korunur hale getirmenizin en önemli yolu zaten startup olarak yapmanız gereken en düşük maliyetle şirketi çalışır hale getirmek. Bunun diğer bir önemli etkisi de aslında bunu takım olarak atlatabilenlerin çok daha güçlü çıkması.

Gelirlerinizi farklılaştırın: Takip edenler bilirler, ekonomik kriz olsun olmasın büyük başarı hikayelerini küresel işler yaparak kazanacağımızı söylerim sıklıkla. Elimizdeki işleri küresel seviyede yapmalı ve dünyaya satmalıyız. Dolar tüm dünyada güçleniyor ve kriz yaşamayan pazarlarda fiyat ve maliyet avantajımız ile iyi pozisyon alabiliriz. Yurt dışındaki rakiplerinizin problemi de çok yükselen maliyetleri. Bir diğer taraftan da sadece TL kazanıyorsanız, şirketiniz son 5 ayda sadece yüzde 30 kur nedeniyle ve artı bulunduğunuz pazar nedeniyle değer kaybettiğini kabul etmelisiniz. Bunu düzeltmek için aksiyona geçmeniz şart.

Yatırım ve kaynak yaratmak için çok daha fazla zor olacak: Bu kesinlikle en zorlanacağınız yer olacak. Bir ekonomik krizdeki likidite azlığı en çok yatırım tutarlarını etkiler, yeni yatırımlar dramatik şekilde kesilir. Planlarınızı buna göre yapmanız gerekiyor, yatırım almadan hayatta kalabileceğiniz süreyi akıllıca yönetmelisiniz. Bir yandan da şunu unutmayın, akıllı yatırımcılar kötü zamanlarda yatırım yapar ve iyi zamanlarda satar. Doğru adımları atarsanız akıllı yatırımcıları yanınıza çekebilirsiniz.

Belki de krizler startup’lar için iyi zamanlardır. Rekabetin azlığının avantajı mı, yoksa yatırımın eksikliği mi üstün gelecek şimdiden bilmek çok zor. Ama en önemlisi siz ve sizin hareket etme kabiliyetiniz. Vatandaş olarak çok acı çekeceğiz kesin ama girişimci olarak bunu fırsata çevirmek elinizde. Nietzsche’nin söylediği gibi “Beni öldürmeyen acı güçlendirir!”

Yazının devamı...

Girişim dünyasının ekseni değişiyor

Küresel girişim ​​devrimi başta ekonomi, sermaye akışı dahil olmak üzere hayatımızın her yanını değiştirmeye devam ediyor. Küresel risk sermayesi yatırımları 2017 yılında son on yılın en yükseğine ulaşarak 140 milyar doların üzerine çıktı. 2015'ten 2017'ye kadar küresel girişim ​​ekonomisinin toplam değer yaratımı, 2014'ten 2016'ya yüzde 25,6'lık bir artışla 2,3 trilyon dolara ulaştı.

Kısa süre önce girişimcilik ekosistemini analiz eden Startup Genome, önemli bir rapor yayınladı. İstanbul bu sene raporda söz edilen önemli girişimcilik merkezlerinden birisi olmayı başardı.

Büyümenin büyük bir kısmı bildiğimiz ekosistemlerden geliyor. Silikon Vadisi, Londra, New York gibi ekosistemler hala en çok aktivitenin (girişim, yatırım, şirket satışı) olduğu yerler. Ancak yeni teknolojiler yeni ekosistemlerin doğmasına yol açıyor. Örneğin son dönemde yükselişte olan teknolojiler siber güvenlik, blok zinciri ve yapay zekâ yeni girişimcilik ekosistemlerinin doğmasına yol açtı. Çok büyük bir siber güvenlik ekosistemine sahip olan Tel Aviv ve sosyal oyun akımı ile yükselmiş olan Stokholm en güzel örnekler.

Ülke olarak girişimcilik ve teknoloji ile alakalı bir strateji belirlemek istiyorsak, hangi trenlerin kalktığını, hangilerinin kalkacağını iyi anlamamız gerekli. Bahsi geçen rapora göre, Türkiye yapay zekâ, reklam teknolojileri ve finansal teknolojiler alanlarında güçlü. Peki, dünyada hangi teknoloji trendleri yükselişte ve hangileri düşüşte? Gerçekten nereye yatırım yapmalıyız?

Yapılan analizlere göre, şu anda yükselmekte olan teknoloji trendleri arasında;

Bunların yanı sıra yapay zekâ, küresel alanda rekabetçi kalmak için kesinlikle yatırım yapılması gereken bir alan. Ülkemizde Vispera ve Insider gibi firmalar bu alana büyük yatırımlar yaparak, fırsatı değerlendiriyorlar. Düşüşteki teknoloji alt sektörleri ise; reklam teknolojileri, oyun ve dijital medya.

 Peki ekosistemlerde başarıyı getiren neler:

Bizim ekosistemimizde aslında finansal teknolojiler, yapay zekâ ve reklam teknolojilerinde önemli değer gösteriyor. Ekosistemimizin güçlü yönlerine odaklanarak hızlı kazanımlar elde etmek, eksik olduğumuz küresel bağlantılar ve büyük şirket yaratma gibi alanlarda da koordineli efor sarf etmek ve küresel girişimcilik arenasında sağlam bir yer almak dileğiyle.

Yazının devamı...

Trump ve Brexit’in sonucunu belirleyen teknoloji

Çok uzun zamandır verinin yeni petrol ve yeni güç olduğuyla ilgili yazılar yazıyorum. Son çıkan Facebook Cambridge Analytica ve Hindistan Başkanı Narendra Modi’nin uygulaması Clever Tap skandalı da bu durumu artık iyice gün yüzüne çıkarıyor. Bugün size aslında Facebook ve Cambridge Analytica ile yaşananların neden çok önemli olduğunu anlatmaya çalışacağım.

Büyük veri ne kadar tehlikeli?
Son beş yılı başka bir gezegende yaşamamış olan herkes, Big Data (Büyük Veri) terimine aşinadır. Büyük Veri, aslında hem çevrimiçi hem de çevrimdışı yaptığımız her şeyin dijital izler bırakması ve bu izlerin toplanmasıyla elde edilen verileri ifade ediyor. Kartlarımızla yaptığımız her satın alma, Google'a yazdığımız her arama, cep telefonumuz cebimizde olduğunda yaptığımız her hareket, her "Beğeni-like" depolanır. Özellikle her "Beğeni-Like." Uzun zamandır, bu verilerin ne işe yaradığını tam olarak açıklayamamıştık. Tek açıklayabildiğimiz nokta, belki de Google’da kan basıncını düşürme ile ilgili araştırma yaptıktan sonra bu konuda her yerden reklam bombardımanına tutulmamızdı.

Aslında hem geçtiğimiz Kasım’da “Fake news” ve Mart ayında Facebook olayı ile çok daha fazla şeyin mümkün olduğu ortaya çıktı. Trump'ın çevrimiçi kampanyasının arkasındaki şirket, “Brexit” kampanyasının ilk aşamalarında Leave.EU için çalışmış olan aynı Big Data firmasıydı: Cambridge Analytica.

Bilmeyenler için, bu konu neden bu kadar ses getirdi?
Cambridge Analytica Trump’ın 2016 seçim kampanyası için tutulan bir siyasi veri şirketi ve Amerikalı seçmenlerin kişiliklerini tanımlamak ve davranışlarını etkilemek için 50 milyon (hatta son haberlere göre 87 milyon) Facebook kullanıcısı hakkında bilgi topladı.

Ne tür bilgiler toplandı ve bu bilgiler nasıl elde edildi?
Bir kısmı görüntülenen veriler, kullanıcıların kimlikleri, arkadaş ağları ve “beğenileri” ile ilgili ayrıntıları içeriyor. Fikir, kişilerin Facebook'ta neleri beğendiklerini temel alarak kişilik özelliklerini haritalamak ve daha sonra bu bilgileri kullanmaktı. Daha sonra ise, dijital reklamlarla kitleleri hedeflemekti.

Araştırmacılar 2014’te, kullanıcıların profilleri ve arkadaşlarının özel bilgilerini kullanıcılardan bir kişilik anketi yapmalarını ve uygulamayı indirmelerini isteyerek topladılar. Cambridge Üniversitesi Psikometri Merkezi'nde geliştirdikleri teknikle Facebook “Beğeni-like”ları ve diğer davranışsal hareketleri ile insanların karakter ve davranış profillerinin çıkartılmasını sağladılar. Kısaca karakteriniz, değer yargılarınız, hayat tarzınız ve ilgilendiğiniz konulara bakılıyor. Her kişi başına en az 4000-5000 bilgi… Bu rakam, anne - babanız ve hatta kocanızın belki de sizin hakkınızda bildiğinden daha fazla bilgi anlamına geliyor.

Büyük Veri + Psikometri + Dijital İzler= İnsanları Etkileyebilme Gücü
Hala bu veri neden önemli diyebilirsiniz. Ortaya çıkan bu psikometrik veri ile insanları nasıl etkileyebileceğiniz ortaya çıkıyor. Örneğin eskiden sadece demografik yapıya bakılıp iletişim kurulurdu; kısaca kadın, erkek, ırk, lokasyon, yaş ve meslek gibi ayrıntılar kullanılırdı. Burada ise karakteriniz ortaya çıkartılıp analiz edilerek karakterinizi etkileyebilecek iletişim kuruluyor. Biz gerçek bir uygulama üzerinden gidersek; Trump seçimlerinde insanların karakterleri belirlendikten sonra, inanılmaz detay seviyede mesajlar paylaşıldı. Korkak bir insansak, korkumuz beslendi; içimize kapanık ve geleneklerimize bağlıysak değerlerimize dokunarak mesajlar verildi.

Sonuç Trump ve Brexit…

Peki bunun için ne yapılabilir?
Avrupa Birliği aslında bu konulara ilk aksiyon alanlardan biri oldu. 25 Mayıs’ta Avrupa Birliği Veri Koruma Yönergesi - GDPR (General Data Protection Regulation) regülasyonunu çıkarttı. Kısaca amaç, bireylere kendi verilerinin kontrolünü vermek.

Facebook’ta veya internette, uygulamalarda yaptıklarımızın verileri, artık sadece öylesine bir bilgi değil, insanların bizi istediklerine ikna edebilmelerini sağlayacak bir anahtar olma niteliği taşıyor.

 

 

 

 

Yazının devamı...

Ankara’dan tüm dünyaya, 3000’den fazla müşteriye

Bir ekosistemin gelişmesi için en önemli kırılma noktalarından birisi başarı hikayeleridir. Başarı hikayeleri ilgiyi ve yatırımı artırırken, başarı hikayesinin içinde şirket büyütmenin reçetesini elde edenler, bu reçeteyi sahip oldukları finansal güçle de birleştirip daha başarılı şirketler ortaya çıkarır.
Bugün bahsedeceğim şirket Türkiye için çok ama çok önemli bir örnek. Neden mi? Şöyle sıralayabilirim:

• Türkiye’de çoğu girişimin ortak büyüme problemi olan ölçeklenemeyen işlerden pivot etmeleri

• Tüm dünyada 3000’in üzerinde şirkete Türk mühendislerinin Ankara’da ürettiği yazılımı satmaları

• ABD’nin en önemli yatırımcılarından biri olan Battery Ventures’dan 10 milyon dolar yatırım alarak büyümelerini hızlandırmaları

Ölçeklenebilir İş Modelleri Üretmek
Berkay Mollamustafaoğlu ve ekibi, ilk şirketlerini kurduklarında daha çok danışmanlık üzerine işler yapıyorlardı. Yurtdışında birçok müşterileri olmasına rağmen işin ölçeklenebilir olmadığını anlıyordu. Kısaca, iş hızlı ve çok büyümeyecek gibi gözüküyordu. Bu problem nedeniyle, nasıl ölçeklenebilir bir iş kurabileceklerini düşünmeye başladılar.

Üç fikir buldular ve denemeye koyuldular. Bu fikirlerden ikisi teknik olarak zor işler, diğeri ise teknik olarak nispeten daha kolay ancak müşteriyi anladıkları bir fikirdi. Bu üçüncü iş ilgi görmeye başladı ve Opsgenie doğdu. 

Opsgenie Nedir, Ne Yapar?
Opsgenie, bir web sitesinin çalışıp çalışmamasını takip eden ve bir sorun olduğunda SMS, e-posta gibi bildirimler gönderen bir iş yapıyor. Örneğin; hepsiburada.com, ciceksepeti.com gibi satış yapan sitelerin sürekli çalışıyor olması gerekir. Bu tarz sitelerde bir sorun olduğunda, sorunu çözecek kişiye böyle bir sorunun olduğunu haber veriyorlar.

Ankara’dan tüm dünyaya 3000’den fazla müşteriye nasıl ulaşıyorlar?
Bu üç fikirden Opsgenie öne çıkıp hızla büyümeye başladıktan bir süre sonra, diğer işleri bırakıp buna odaklandılar. Berkay özellikle ürüne çok yoğunlaştı ve müşterileri neredeyse oraya gidip onları anlamaya ve sorunlarını çözmeye çalıştı. Aslında, büyümelerinde birkaç kırılma noktası oldu: ilki ABD’de önemli birkaç müşterinin ürünleri ile ilgilenip alması. Bu gelişme hem kendilerine olan güvenlerini artırdı hem de ürünü çok daha iyi hale getirmelerini sağladı.

Her zaman dediğim gibi “İyi şirketi, iyi müşteri yaratır!”
Diğer kırılma noktası ise; Berkay’ın müşterilerini anlamak için inanılmaz odaklı olması sayesinde, artık forumlarda bu alanda bir soru sorulduğunda ilk akla gelen isimlerden birinin Berkay olması oldu. Ve bu durum, şirketin dünyanın en iyi pazarlamasını bedavaya yapmasını sağladı. Bu popülerlik neticesinde, çok ünlü ve sözü geçen bir şirketin CTO’su, Opsgenie hakkında bir tweet attı ve bu tweet’in ardından Opsgenie inanılmaz bir ilgi gördü ve çok sayıda müşteri kazandı. 

Maliyeti “0”! 
Bu Başarıdan Neler Öğrenebiliriz?
1. Global bakış açısı: Berkay ve ekibin global deneyimi ve bakış açısı çok kritik. Çok odaklı ve teknik bir alanda çalışmasına ve Türkiye’de bu alan çok küçük olmasına rağmen, tüm dünyayı hedeflediğinden büyük bir şirket yaratıyor.

2. Denemek, denemek, bir daha denemek: Beni en çok şaşırtan şey, biz mühendislerin hep teknik anlamda çok daha zor konuları seçmemiz. Ama onlar bu konuda takıntılı olmayıp farklı şeyler deniyor ve pazarın olumlu tepki verdiği seçeneği benimsiyorlar. 

3. Sıfır pazarlama bütçesi ile en etkili pazarlamayı yapmak: Berkay’ın yaptığı belki de en büyük yatırım; müşterisini anlamak ve müşterisinin problemlerini çözmek için harcadığı zamandı. Bu ona o ünlü CTO’nun paylaşımını ve birçok yeni müşteriyi getirdi.

Gurur duyulacak, paylaşacak daha çok hikayemiz var. Opsgenie, ekosistemde sadece internet şirketleri veya e-ticaret işlerinin olmadığının, hem global pazar hedeflemesi hem de teknik anlamda başarılı girişimlerin en güzel örneklerinden birisi. Üstelik bunu Ankara’da 70 Türk ve ABD’de çalıştırdığı 70 Amerikalı çalışanı ile yapıyor.

Yazının devamı...

Yeni nesil web blok zinciri ile gelecek

Bu etkinliğe gelmemin amacı son dönemde Bitcoin ile hayatımıza girmiş olan blok zinciri teknolojisini ve bu teknolojiyi kullanarak geliştirilen dağıtık (decentralized) yazılımları daha iyi anlamaktı. İnternet ve yazılım alanındaki en zeki insanların bu alana odaklanmaya başlamasıyla nasıl değiştiğini görmek inanılmaz bir yolculuk. Snowden’ın da konuşmacı olduğu konferansta öne çıkan konular şunlardı; 

● Web 3.0 veya diğer adıyla dağıtık internet hayatımızı nasıl değiştirecek

● İnternette gizliliğin sınırları nerede çizilmeli

● Facebook, Google üzerinden yayılan sahte haberlerin Amerika seçimlerine etkisi

● Google, Amazon, Facebook ve Apple gibi tek merkezde güçlenen teknoloji şirketlerinin bizler hakkında sahip oldukları kişisel veriler

● Avrupa birliğinin kişisel verileri koruma (GDPR) regülasyonları ve getirecekleri, yani bireylerin kendi verilerini kontrol edebilmesi

● Asıl amacın daha iyi bir insanlık yaratmak olduğu ama bunun için sadece teknoloji değil, toplumun ve politikanın, değer sisteminin çok önemli olduğu

Tüm konular ilgi çekici olmakla birlikte en çok Web 3.0 veya dağıtık interneti konuşmak istiyorum.

Özellikle birçoğunuzun bildiği Bitcoin veya bunun altında yatan blockchain (blok zincir) teknolojisi ile bildiğimiz internetin nasıl değişebileceği üzerinde duralım.

Çoğumuz interneti çok aktif kullanıyoruz ama nasıl çalıştığına çok kafa yormuyoruz. Peki her gün kullandığımız internet bugün ki haline nasıl geldi?

İnternet’in gelişimi
1990'ların başında hayatımızı girmiş olan internet, bilgiyi ve bilginin akışını kökten değiştirdi. 10 yıl sonra internet daha olgun ve etkileşime açık hale geldi. Daha sonra bize sosyal medya ve e-ticaret platformlarını getiren Web 2.0'ın yükselişini gördük. Sosyal etkileşimleri, üreticilerin ve tüketicilerin verisini, ürünleri ve servisleri birbirine yaklaştırdı. Bireylerin küresel ölçekte iletişim kurabilmesini sağladı. Fakat her zaman ortada bir aracı vardı; bu dönemde internetin en büyükleri, birbirine güvenmeyen kişilerin arasındaki işlemleri regüle eden aracılar ve dağıtıcıları haline geldi. Bu platformlar çok daha sofistike içerik bulma katmanları ile bireyden bireye (P2P) ekonomide inanılmaz iyi iş çıkarttılar, bir taraftan da aradaki tüm işlemlerin kurallarını belirleyen ve tüm bireysel verimizi tutan taraf oldular. 

İnternet nasıl çalışıyor
Çok eskilere, henüz bu hikâyenin başladığı yere gidersek; ilk önce kişisel bilgisayarımız vardı ve ardından bu bilgisayarların birbirleriyle sağlıklı şekilde konuşabilmesi ve bilgi paylaşabilmesi için internet protokolü kuruldu. Kişisel bilgisayarların ilk günlerinde kendi bilgisayarımızdaki veriyi işteki arkadaşımızla paylaşmak için bilgisayarımıza disk takıp, verileri içine koyup, sonra çıkartıp, arkadaşımıza yürüyüp vermemiz gerekiyordu. Veri fiziksel ve merkezi olarak bizim bilgisayarımızda saklanıyordu, transfer etmek için kopya yaratılması için aletler gerekiyordu. İnternet bu transferi hem çok daha hızlı hale getirdi hem de maliyetini çok düşürdü. 

İnternetin toplu olarak benimsenmesinin üzerinden 30 yıl geçtikten sonra, veri mimarilerimiz hala çoğunlukla bireysel kullanıcıların cihazları tarafında. Bu da verimizin bir bilgisayarda merkezi olarak saklandığı ve internet üzerinden başka bir bilgisayardan alındığı anlamına geliyor. Tost makinaları veya buzdolaplarının bile internete bağlandığı bir dünyada, her zamankinden daha internete bağlı olsak da veri halen merkezi depolanıyor: Ya USB çubuklarında ya da bulutta. 

Aslında bu da en önemli sorulardan biri olan “Güven” kavramını sorgulatıyor: Verilerimi herhangi bir yolsuzluk durumuna karşı saklayan kişilere ve kurumlara güvenebilir miyim? Bu kurumların iç ya da dış, yapay veya makine arızalı, amaçlı ya da kaza eseri başarısız olmasına karşı korunuyor muyum? Bu gibi merkezi veri yapıları, benzersiz bir başarısızlık noktalarına sahip. Hatta güvendiğimiz bu üçüncü yapıların en büyü güvenlik delikleri olduklarını söyleyebiliriz. İşte Web 3.0 veya dağıtık uygulamalar bunlara çözüm arıyor. 

Web 3.0 veya Decentralization nedir?
Bu bağlamda blok zinciri, yeni nesil internet, dağıtık internet (Merkezi Olmayan Web) veya Web3.0'ın itici bir gücü gibi görünüyor. Blok zinciri bize aracılar olmadan bireyler arası işlemleri yapmamızı sağlıyor. Örneğin Bitcoin ile banka olmadan para gönderebiliyoruz, acaba günün birinde Whatsapp olmadan mesajlaşabilir miyiz ya da Facebook olmadan sosyal paylaşımlarda bulunabilir miyiz?

Blok zincir, Bitcoin, kuantum ne olursa olsun, aslında yeni teknolojiler insanlığa yeni yetenekler kazandırdığı sürece hızla kabul ediliyorlar. Ama şunu unutmamalıyız ki teknoloji kendisi karar veremez ve bunları şekillendirmek bizlerin elinde. Hepinize iyi pazarlar!

Yazının devamı...

3 milyar Euro’nun ne kadarını Türk KOBİ’ler alacak?

Avrupa’dan seçilmiş yaklaşık 30 jüri, elemeden geçmiş 130 şirketten para yatırılacakları seçiyor. Bu model ilk kez deneniyor ve bu yıl ilk kez şirketlerle yüz yüze iletişim kurulacak. Avrupa Birliği Komisyonu kabine başkanı ve ekipleri ile Avrupa girişimcilik ekosistemini ve H2020 programını konuşma fırsatımız oldu.

AVRUPA’DA EKOSİSTEM
Avrupa girişim ekosistemi hâlâ Amerika kadar büyük ve gelişmiş değil. Amerika’nın 1939’da başlaması ve birçok inovasyon dalgası geçirmesi nedeniyle aslında bu durum pek de şaşırtıcı değil. Avrupa, ilk olarak Skype ve MySQL gibi başarı hikayeleri yarattı. 2012’den sonra ise gelişim hızlandı.

Öne çıkan teknoloji merkezleri dediğimizde Londra, Berlin, Paris, Stockholm’u sayabiliriz. İngiltere 195 bin aktif katılımcısı ile ilk sırada. Türkiye ise yaklaşık 25 bin aktif üyesi ile 9’uncu.

Ekosistemin güçlü tarafı derin teknoloji şirketleri. Amerika ile karşılaştırıldığında her yıl doktorasını yapan kişi sayısı iki kat daha fazla.
Yatırım miktarlarında Avrupa hâlâ Amerika’ya göre çok geride. Türkiye ise Avrupa’ya kıyasla Gayri Safi Milli Hasıla başına düşen yatırıma göre en geride yer alan ülke konumunda.

Geçtiğimiz yıl toplam 3 bin 500 yatırım gerçekleşirken toplam 19 milyar dolar yatırıldı. 2017’de 41 unicorn -1 milyar dolar üzerinde değerlemeye ulaşmış girişim vardı.

TÜRKİYE’DEKİ KOBİ’LERİN YERİ
Horizon 2020, Avrupa’nın 2014-2020 arasında geçerli 80 milyar Euro’luk en büyük Araştırma ve İnovasyon programı. AB’nin bu program ile amacı teknolojik olarak dünyanın en iyilerinden olmak, ekonomik büyümeyi arttırmak ve iş yaratmak. Programın altında özellikle “İnovatif bir fikrim var ve bu fikrimi dünyaya satmayı hedefliyorum” diyen KOBİ’ler için 3 milyar Euro’luk bir bütçe ayrılmış. Bu dev bütçe Türkiye de dahil olmak üzere AB üyesi tüm ülkelerin erişimine açık. Hibelere ek olarak projelerin ticarileşmesine yönelik koçluk ve finansmana erişim destekleri de var. Türkiye’den her yıl birçok KOBİ başvuruyor. Bugüne kadar yaklaşık 6 milyon Euro’luk hibe kazanmışlar.

Program firmalara 3 fazla destek sağlıyor:
İlk fazda, KOBİ’lerin inovasyon projeleri kapsamında fizibilite çalışmaları yapmaları amacıyla 50 bin Euro destek var. Bu faza başvuru için 10 sayfalık bir iş planı hazırlanması yeterli.

İkinci fazda inovasyon projesiyle ilgili demonstrasyon, test, pilot uygulama, ölçeklendirme gibi detaylı çalışmalar yapmaları için 2.5 milyon Euro’ya kadar destek sağlanıyor. Bu, tam olarak Brüksel’de olma sebebim.

İlk iki fazın herhangi birinden destek kazanmış KOBİ’lere, üçüncü fazda eğitim, mentorluk ve finansmana erişim desteği sağlanıyor. Horizon2020 Programı’nın Türkiye temsilcisi TÜBİTAK Ulusal Koordinasyon Ofisi, KOBİ Aracı programının her aşamasında Türk firmalara rehberlik sağlıyor. Ayrıca başarılı firmalar TÜBİTAK tarafından ödüllendiriliyor.

Özetlemek gerekirse, AB bu hibeler ile şirketlerin gelişmesi için çalışıyor. Ancak, strateji eksikliği önemli bir problem. Avrupa, özellikle derin teknoloji girişimlerinde dikkat çekiyor ama teknik kurucular nedeniyle ölçeklenme ve şirket büyütmede çok büyük sorunlar yaşıyorlar. Türkiye’ye bakarsak; en aktif ekosistemlerden biriyiz ve enerjimiz yüksek. Ancak bizde de yetenek ve yatırım çok önemli problem. Yine de girişimlerin bu fırsatları kaçırmaması gerekiyor. Ben de hibe programında yönlendirici üyelerden biri olarak deneyimlerimle yardımcı olmaya devam edeceğim.

Yazının devamı...