GÜNDEM
SPORARENA
YAZARLAR
EKONOMİ

Uygulamada okumaya devam et.

Gösteriş peşinde koşan aşklar...


Peki bu ışık hızında ilişkiden aklımızda ne kaldı?
Buse’nin, Sinan için söylediği “O benim Yunan heykelim” sözü...
Vay... Vay... Vay... Duyan da ne büyük aşk diyecek derken ne oldu?
“Yunan heykeli”, Buse’yi aynı gün içinde terk etti...
Bunu da son derece rahat şekilde anlattı Buse Narcı:
“Ayrıldığımızı ben de gazeteden okudum. Güya ortak kararımızmış. Sinan bu kararı herhalde ikinci kişiliğiyle aldı. Kendi kendine bitirmiş ilişkiyi...”
Hanım kızımızın Yunan heykeli tarafından terk edildiğinden haberi bile yok...
Modern zaman insanlarının en büyük problemi bu, her şeyi olduğu gibi ilişkileri de çabuk tüketiyor.
Her şeye olduğundan fazla değer veriyor...
Her şeyi olduğu gibi aşkını da abartılı bir şekilde göstermeyi seviyor.
Ne ara tanıdın da senin Yunan heykelin oldu o?
Yunan heykelinse, terk edildiğini gazeteden mi okumalıydın?
Sosyal medya, aşklarını, sevgilerini böyle abartılı gösteren çiftlerle dolu; millete oynuyorlar yani... Gösteriş peşindeler...
Sözcükleriniz değil aşkınız abartılı olsun...
Yunan heykeli de öyleydi işte. Duvara çarpıp parçalandı...

12 Cesur Yürek...

Türkiye Erkek Tekerlekli Sandalye Basketbol Milli Takımımız, geçen yıl Avrupa Şampiyonu olmuştu...
Şimdi bu unvanla Dünya Basketbol Şampiyonası’na katılıyor. 12 Cesur Yürek, dün şampiyonanın yapılacağı Hamburg’a uçtu...
16-26 Ağustos tarihlerinde yapılacak şampiyonada bizim 12 Cesur Yürek ilk maçlarını 17 Ağustos’ta Brezilya’ya karşı oynayacak...
Tabii bu 12 Cesur Yürek adını bulan da milli takımın sponsoru Garanti Bankası...
Şimdi turnuva için ÇakBiBeşlik etiketini oluşturdular.
Maçların TRT Spor’da canlı yayınlanacağını söyleyerek, 12 Cesur Yürek’e başarılar diliyorum...
Avrupa Şampiyonluğu’ndan sonra bir unvan daha yakışır onlara...

Gözünüz derece kadar UV endeksinde de olsun...

Akıllı telefonlar sayesinde hava durumu uygulamaları hepimizin cebinde artık... Saatlik, günlük, haftalık sıcaklığı, nem derecesini anında öğreniyoruz.
Oysa hava durumu uygulamalarında bakmamız gereken çok daha önemli bir rakam var:
UV endeksi...
Ultraviyole endeksi, gün içinde insan sağlığına zararlı olabilecek güneş ışınlarındaki radyasyon miktarının 0’dan 15’e derecelendirilmesi demek...
UV Endeksi,

0-2
DÜŞÜK

Güneşin ultraviyole ışınlarının asgari değerde zararlı olduğunu gösterir. Saat 10.00–16.00 arasında bir saat güneşte kalabilirsiniz.

3-5
ORTA

Bu değerler, düşük risk olasılığını işaret eder. İnsanlar 20 dakika zarar görmeksizin güneşe maruz kalabilirler. Ancak geniş siperlikli şapka ve güneş gözlükleri takmaları önerilmektedir.

6-7
YÜKSEK

Endeksin bu değerleri orta şiddette ultraviyole radyasyonu temsil eder. Normal cilde sahip insanlar 15 dakika kadar güneşte kalabilirler. Ancak şapka ve gözlük kullanımı şiddetle önerilir.

8-10
ÇOK YÜKSEK

Oldukça yüksek ultraviyole radyasyonunu temsil eder. 10 dakikadan daha az bir süre güneşte kalınabilir. Endeksin bu değerlerinde her türlü açık hava sporlarından uzak durulmalıdır.

11 + 
AŞIRI

Güneşte kalma süresi 5 dakika ile sınırlı olmalı ve mümkünse dışarı çıkılmamalıdır.
Mesela ben bu yazıyı Bodrum’da yazarken akıllı telefonumda UV Endeksi 9 gözüküyordu... Neyse ki ağaç gölgesindeyim...

Twitter’a TC kimlik numarasıyla girilsin

Cumartesi günü Vahap Munyar’ın köşesinde okudum Murat Ülker’in önerisini... “Twitter’a TC kimlik numarasıyla girilsin” diyor Murat Ülker... Almanya’da benzer bir uygulama yapıldığını da söylemiş.
Çok doğru bir öneri.
Sakın bunu fişleme olarak görmeyin, sosyal medya özgürlüğüne darbe olur diye bakmayın...
Söylediğinin, paylaştığının arkasındaysan sonuna kadar dur!
Sahte hesapların arkasına gizlenip ona buna küfretme.
Trollük yapma, açık kimliğinle ne düşünüyorsan yaz...
Bunları yapmayan insan TC kimlik numarasıyla Twitter’a girmekten neden çekinsin? Trollerden ve küfürbazdan kurtulmak için üzerine düşünülmesi gereken bir öneri bu...

Operada bir Bakan...

1 Ağustos’ta başlayan Uluslararası Bodrum Bale Festivali yarın son buluyor...
Bu yıl 16’ncısı düzenlenen festivalde önceki akşam da İstanbul Devlet Opera ve Balesi tarafından Don Kişot Balesi sahnelendi...
Salonda en ön sırada oturanlardan biri de yeni Kültür ve Turizm Bakanı’mız Mehmet Ersoy’du...
“Ne var bunda şaşıracak, adı üzerinde Kültür Bakanı, opera izlemesinden normal ne olabilir” demeyin...
Böyle şeyler önemli, sonuçta ben, bale izleyen bir bakan görünce çok sevindim...
Eminim Mehmet Ersoy’u tiyatrolarda, film gösterimlerinde, ödül törenlerinde, bienallerde, popüler sanatın içinde de daha çok göreceğiz...

Yazının devamı...

Pantene Altın Kelebek heyecanı başlıyor


Türkiye’nin popüler kültür alanındaki bu en önemli organizasyonu yarım asrı devirmek üzere neredeyse...
Ve her sene merakla beklenen ödül gecesinin ilk haberini veriyorum: Heyecan başladı...
Henüz bizim tarafımızda bu heyecan ama çok yakında size de yansıyacak.
Pantene Altın Kelebek’te kategorilerin, adayların belirlenmesi, sunucular kim olsun diye yaşanan süreç başladı...
Geçen yıl olduğu gibi bu yıl da müzik ve sinema sektöründen önemli ve duayen isimler de jürimizde olacak...
Ödül gecesi kazananlar kadar Pantene Yıldızı Parlayanlar’ın kim olacağı da her sene merakla bekleniyor artık...
Biliyorsunuz ilk olarak o isimleri açıklıyoruz...
Üç genç kadın oyuncu bu yıl yine Pantene Yıldızı Parlayanlar olarak belirlenecek ve törenin yüzü olacak...
Bu yıl Pantene Yıldızı Parlayanlar ödülünü almak için sahneye çıkıp kariyerlerinde yeni bir dönüşüm başlatacak isimler kimler ben de meraktayım.
Sektörün parlayan yıldızları arasından bu yıl kendilerinin en iyi en başarılı halini ekrana yansıtan isimler olacağına eminim.
Hürriyet okurlarına, oy kullananlara, geceye katılacaklara da çeşitli sürprizlerimiz olacak...
Takipte kalın, Pantene Altın Kelebek heyecanını kaçırmayın...

Kaybeden hep kadınlar

Talat Bulut’la ilgili savcılık taciz iddialarını soruşturmaya gerek duymadı, takipsizlik kararı verdi... Şimdi bana “Adamı boş yere aslanların önüne attın” diyorlar, Ertuğrul Özkök ve Hıncal Uluç “Gördün mü Cengiz” diyerek ders vermeye kalkıyorlar... Neredeyse fatura bana kesilecek...
Peki benim yaptığım yargısız infaz mıydı?
Talat Bulut’a ne garezim var, ne geçmişten gelen herhangi bir husumetim...
Ben kendisine yargısız infaz yapmaya kalksam geçmişte benzer iddiaları ortaya atan, isimleri dava dosyalarına da girmiş olan set çalışanı kadınları bulur, konuşur, onları yayınlara çıkarır, söküğün ucunu dibine kadar kovalardım... Bana ne Talat Bulut’tan... Ben 19 yaşındaki genç bir kadının söylediklerinin peşindeyim.
Yanaktan öpmenin de, kadın izin vermiyorsa dokunmanın da taciz olduğunun bilinmesinin derdindeyim...
Tacizin, istismarın tanığını bulmanın zor olduğunun bilinmesinden yanayım...
İşte dün Kelebek’te Savaş Özbey yazdı...
Konya’da kadın memur, amirinin tacizine uğruyor.
“Şahit yok” diye valilik soruşturma izni vermiyor.
Sonunda kadın işinden alınıp, temizlik görevlisi yapılıyor.
İş hayatı hiç suçu olmamasına rağmen sonunda faturayı kadının ödediği böyle binlerce taciz, istismar olayıyla dolu...
Şimdi Talat Bulut, Yasak Elma dizisine döndüğü için herkes mutlu, Mahsun da Mucize 2’de rolü versin tam olsun...
Peki ‘tacize uğradım’ diye haykıran 19 yaşındaki set çalışanın işinde ne yaptığını hiç merak ettiniz mi?
Talat Bulut’la aynı sette nasıl çalışacak, o görevden alındı mı, işten mi atıldı hiç sordunuz mu?
Daha bu olaylar ilk patlayınca kendi isteğiyle diziden ayrılmış zaten...
Şimdi taciz ettiği iddia edilen diziye dönüyor, hiçbir şey olmamış gibi ayda 200 bin lira kazanmaya devam edecek...
Tacize uğradığını söyleyen ise ayda 3 bin lira kazandığı işinden oldu...
Ne yazık ki kaybeden hep kadınlar oluyor, alkışlayan da hep erkekler...

Çöp toplamak güzel de atmamak en güzeli...

Deniz ve koylardaki çöpler bu yazın en çok konuşulan konularından oldu.
Çünkü ünlüler sosyal medya hesaplarıyla bu konuya dikkat çekiyor.
Son olarak F1 dünya şampiyonu pilotu Lewis Hamilton, Göcek koylarında çöp toplarken video paylaştı.
Daha sonra koyun Mykonos’ta olduğu ortaya çıktı ama fark etmez, Ege’nin iki durumunda da durum çok farklı değil...
Neslihan Atagül, Kadir Doğulu, Beren Saat, Serenay Sarıkaya sahillerden çöp toplayarak bu yaz farkındalık yarattı.
Celal Çapa ve eşi Şebnem Çapa uzun süredir her fırsatta teknelerinden inip koylarındaki çöpleri topluyor...
Sadece kendileri yapmıyor, cemiyet hayatından ünlü isimleri de katıyorlar bu etkinliklerine...
Bu konuda farkındalık yaratmak önemli...
Ama çöp toplamaktan daha önemlisi çöpleri doğaya atmamak... Çocuklarınızı bu konuda herkes eğitmeli, doğanın ve denizin çöp kutusu olmadığını bilen kuşaklar yetiştirmemiz gerek...

Tarihin taşınması belgesel olacak mı?

Ne yazık ki Ilısu baraj suları altında kalacak Hasankeyf’i kaybediyoruz... Müthiş bir tarihi kültür yok olup gidecek...
Mümkün olduğu kadar da önemli eserler taşınıyor...
Geçen hafta da tarihi Artuklu Hamamı yeni yerine taşındı.
Modüler taşıyıcılarla zarar görmeden yapılıyor bu taşınma işlemi.
Daha önce 550 yıllık Zeynel Bey Türbesi ve tarihi mezarlar aynı şekilde taşınmıştı. Artuklu Hamamı’ndan sonra İmam Abdullah Türbesi, Kale Kapısı bütün olarak taşınacak. Daha sonra da Er Rızk Cami ve minaresi, Sultan Süleyman Camii ve minaresi ve Eyyübi Camii...
Tarih taşınırken bunu anlatan çarpıcı bir belgesel çekiliyor mu acaba?
National Geographic bu tarihin nasıl taşındığını, eserlerin kaç ton olduğunu, araçlarda kaç lastik kullanıldığını, eserlerin yerlerinden nasıl sökülüp kaldırıldığını anlatsa ağzınız açık izlemez misiniz?
Ben izlerim...
Hasankeyf’e de son ağıt olurdu...

 

Yazının devamı...

Berrak’ı kıskanan liseli

Berrak da, “Hayat bana neler öğretiyor” tadında sitemkar bir tweet’le bu durumu takipçileriyle paylaştı.
Burs verdiğimiz bir genç ömür boyu minnet duymak, hep teşekkür etmek zorunda mı bize?
Ederse ne âlâ, etmezse de beklemezsin. O bursu vermek senin içinden gelen bir şey sonuçta...
Ama en azından bir nezaket beklemek de Berrak’ın hakkı...
Burs verdiğin kişinin eğitimini tamamladığını, onun kariyerine katkıda bulunduğunu görmek mutluluk verici bir şey...
Berrak da belki böyle gelgitli düşünceler yaşadı, sonunda bu durumu takipçileriyle paylaştı.
Bir gün sonra da işin aslı ortaya çıktı.
Burs verdiği erkek öğrenci liseli bir gençmiş.
Bir video çekti ve “Berrak Tüzünataç’ı ben engellemedim.
Sevgilim mesajlaşmalarımızı görüp kıskanmış ve engellemiş. Berrak Tüzünataç’tan özür dilerim” dedi.
Mesajlaşmalar ne derseniz?
Genç, “burs zamanı geldi” diyor, Berrak da “ok” ya da “tamam” karşılığını veriyor.
Hepsi bu...
Ama bir liseli genç kız, bu mesajlar yüzünden bile sevgilisini 33 yaşındaki Berrak’tan kıskanıyor işte...
Vallahi kadın aklı, 18 yaşında da 48 yaşında da aynı çalışıyor, burs mesajında bile kıskanılacak bir şeyler görüyor.

Klip çekildi ama biz izleyemedik

Coşkun Sabah’ın Ukraynalı bir modelle benzincide, AVM’de aylardır yakalanması ve her seferinde “klip çekiyoruz” demesi üzerine hem burada hem televizyonda az mavra yapmamıştım.
“Aylardır ne bitmez klipmiş” demiştim... “Ne çok model denedin Coşkun Abi” demiştim...
“Merakla bekliyoruz klibi” demiştim...
Ve beklenen mutlu haber geldi; Pazar günü Kelebek’te “Gönlümün Kıymetlisi” şarkısına klip çektikleri haberi yayınlandı.
Fethiye-Kayaköy’de çekilmiş klip, fotoğraflardan anladığım kadarıyla flamenko tarzında bir şey olmuş...
Fotoğraflardan anladığım kadarıyla diyorum çünkü günlerdir klibi arıyorum, izleyip “sonunda mahcup etti bizi” diye yazmak için, bir türlü bulamıyorum.
Hiçbir yerde yayınlanmamış daha...
Hâlâ izleyemedim klibi ama sonunda çekilen bir iş var görünüyor. Kendine ve model arkadaşına çekmediyse belki hâlâ montajda, miksaj aşamasındadır klip...
O da aylarca sürer mi, bu sırada Ukraynalı model son halini görmek için 1-2 ziyaret daha yapar mı bilmiyorum...

LÖSEV’e kurban bağışı

Kurban Bayramı yaklaşıyor ve ben her sene aynı şeyleri söylüyorum.
Hastalıkla boğuşan bir çocuğa, bizden çok daha fazla ihtiyacı olanlara dağıtmak mı kurban etini, yoksa mahallede eşe-dosta verip gerisini buzluğa doluşturmak mı?
Ne yazık ki bizde genelde ikincisi yapılıyor.
Genelde mahalleli kurban etlerini değiş-tokuş yapıyor.
Kestiği kurbanın yarısını da kendine ayırıp buzlukta saklıyor. Ben yıllardır ilkini tercih ediyorum.
Bizim aileden daha fazla ihtiyacı olanlara gitsin istiyorum kurban bağışım.
Bu yıl da aynısını yapacağım. Kurban vekalatimi LÖSEV’e vereceğim.
Dini esaslara göre kurbanın kesilip tedavisi süren çocuklara gitmesini istiyorum.
Bu yıl küçükbaş kurban fiyatını 920 lira olarak belirlemiş LÖSEV...
İster internetten kredi kartıyla, ister havale yaparak ödeyebiliyorsunuz. Allah herkesin kurbanını kabul etsin.

Başkan’ın 100. yılı

İstanbul’un köklü kulüplerinden Eyüpspor, Spor Toto 2. Lig’de mücadele ediyor.Geçen yıl 12’nci olarak tamamladılar ligi...
Bu yıl da 2. Lig Beyaz grupta ilk maçlarını 2 Eylül’de Bodrumspor’la deplasmanda oynayacaklar.
Ve çok daha önemlisi bu yıl 100. yıllarını kutlayacaklar.
Kulübün kuruluş tarihi 1919... 100. yıl nedeniyle de Eyüp Belediye Başkanı Remzi Aydın kulüp otobüsünü yeniletmiş. Eflatun-sarılılar’ın otobüsüne 100 yıl logoları konmuş, baştan aşağı elden geçmiş, gıcır gıcır olmuş otobüs...
Ama o da ne? Otobüsün arkasında Başkanın koskocaman bir fotoğrafı, “Başarı dolu nice yüzyıllara” diyor bize gülerek... Semt takımlarının belediye desteğine nasıl ihtiyacı olduğunu iyi bilenlerdenim.
Eminim Başkan Remzi Aydın’ın da maddi-manevi bundan çok daha fazla desteği oluyordur Eyüpspor’a...
Ama bu desteği de gözümüze bu kadar sokmanız...
Hani yabancı bir futbolsever görse, herhalde kulübün efsane futbolcusu diye bakar bu fotoğrafa...
Eyüpspor’un değil de başkanın 100. yılı kutlanıyor sanki...

Yazının devamı...

Reyting rakamları kamuya açık olmalı

TİAK’ın verdiği parayla Kantar Medya reytingleri ölçer ve bunları kanallara, reklam verene raporlar...
Bu reyting rakamları yıllardır medya sitelerinde yayınlanır.
Önceki gün TİAK, noter kanalıyla medya sitelerinde gönderdiği ihtarnamede reyting rakamlarının yayınlanmasının durdurulmasını istedi...
TİAK da geçen yıldan beri zaman zaman gündeme gelen bir konuydu bu ve sonunda yönetim kurulu bu yönde bir karar aldı. Medya siteleri rakamları yayınlamaya devam ederse haklarında dava açılacağı noter kanalıyla bildirildi...
TİAK yıllık belli bir ücret karşılığında TV kanallarına bu rakamları paylaşıyor...
TİAK üyesi kanallar ve ajanslar bu rakamlara ulaşmak için para ödüyor...
TİAK da diyor ki, benim üyelerime gönderdiğim bu data kamuya açık şekilde yayınlanamaz...
Ancak TİAK’ın kanallara gönderdiği raporlarda her türlü detay ve karşılaştırma var...
Dakikalık, 15 dakikalık izlenme dilimleri, günlük-haftalık share toplamları, kadından çocuğa farklı farklı kategorilerde hangi programların izlendiği gibi...
İnternet siteleri ise sadece en çok izlenen ilk 100 program listesini yayınlanıyor...
Ve hepimizin bildiği bir gerçek var: Saat sabah 10.00 oldu mu oyuncusundan senaristine, ışıkçısından sunucusuna kadar binlerce sektör çalışanı Medyatava, Uçankuş, Medyaradar, Medyafaresi gibi siteleri açıp reyting sonuçlarına bakıyor...
Sektörden olmayıp bu rakamları takip eden bir o kadar da seyirci var, sevdiğim dizi, takip ettiğim yarışma ne olmuş diye bakıyor...
Şimdi bu rakamlar yayınlanmazsa ne olacak?
Kanallar yapımcıyla, yapımcılar da oyuncuyla senaristle rakamları paylaşmaya devam edecek ama bu rakamlar herkese ulaşmayacak...
Sektör çalışanları yaptıkları işin karşılığının ne olduğunu bilmeyecek...
Ben internete girip Amerika’da dün akşam hangi programların izlendiğini anında görebiliyorum hem de detaylı şekilde ama Türkiye’de nelerin izlendiğini öğrenemeyeceğim...
Reyting rakamlarının kamuya açık olmasının kime ne zararı var?
TİAK’ın tek anlaşılır gerekçesi “benim ücret karşılığı verdiğim reyting bedava yayınlanıyor” olabilir onun için de cüzi bir miktar tespit edilir...
Parayı veren site reyting rakamlarını yayınlasın... Ama verileri toptan ortadan kaldırmak TV sektörünün dinamiklerine vurulmuş büyük darbe olur...

Ferit Şahenk: NTV ile gurur duyuyorum

Doğuş Grubu kültür sanat hayatımız için çok önemli bir işe imza atıyor ve 14 yıldır Uluslararası Bodrum Müzik Festivali’ni destekliyor...
Bu yıl da 4-8 Ağustos’ta yapıldı festival ve dün son buldu. Festival vesilesiyle grubun patronu Ferit Şahenk, grubun CEO’su Hüsnü Akhan’la önceki gün gazetecilerle bir araya geldi ve merak edilen soruları yanıtladı...
Kredilerle ilgili vadelendirme meselesinden grubun yurt dışı yatırımlarına, yeme içme sektöründen otomotive, hatta Göbeklitepe’ye kadar merak edilen ne varsa her şeyi samimiyetle anlatmış Ferit Bey...
Neredeyse her gazetede ilgiyle okudum Ferit Bey’in anlattıklarını...
Tabii elindeki medya organlarıyla ilgili ne dediğini de merak ettiğim için... Çünkü son dönemde Star’ın satılacağı dedikoduları dolaşıyor piyasada... Ama hiçbir yerde bu konuyla ilgili açıklamasını bulamayınca bizim Jale Özgentürk’ü aradım. “Ferit Bey’le medyayı konuşmadınız mı yoksa kendisi mi bu konuda soru istemedi” dedim...
“Yo konuştuk ama çok az şey söyledi” dedi... “O bölümü atar mısın bana” deyince sağ olsun hemen gönderdi Jale...
Medya yatırımcılığını ‘entertainment’ın bir parçası olarak gördüğünü söyledikten sonra...
“Medyaya devam edecek misiniz” sorusuna Ferit Bey şu yanıtı vermiş: “Star TV, Kral TV bunlar bizim için çok önemli. Star bu sene çok daha iyi gidiyor. Bizim öbür entertainment işlerimiz için de Kral çok önemli. Haber kanalları da çok önemli. Ben NTV ile gurur duyuyorum...”
Sohbette medyayla ilgili yaptığı açıklamanın hepsi bu kadar. NTV Spor’un kapanması, son dönemde Star’ın satılacağı ile ilgili dedikodular gibi konularda meslektaşlarımız ısrarcı sorular sormamış...
Ama bu kısa açıklamadan bile Ferit Bey’in medyadan çıkmaya niyeti olmadığını, NTV, Star ve Kral TV’nin Doğuş Grubu için çok önemli olduğunu öğrenmiş bulunuyoruz...

Uçağa yıldırım çarptı

Salı sabahı THY ile Bodrum’dan İstanbul’a uçacağım, işim olduğu için 06.35’e bilet aldım...

Yarım saat kala uçuşun iptal olduğu açıklandı, ortalık karıştı tabii... Cenazesi olanlar, toplantıya yetişecek olan bağırıyor, çağırıyor ama bilmiyorlar ki havacılık sektöründe böyle şeyler olabilir. Yapacak bir şey yok. Önemli olan müşterinin en az şekilde mağdur olmasını sağlamak. THY’nin diğer uçakları dolu olduğu için en erken 10.30’da uçurabiliyor, millet de çok geç diye isyan ediyor. 4 saat havalimanında nasıl bekleyeyim, hemen internete girip Pegasus’tan 07.55 uçağına bilet aldım... THY’den de paramın iadesini istedim...  “CIP salonuna gireceğim yeniden” dedim.

1 saat oturup çalışırım, çünkü THY uçağını orada bekliyordum ve bu işlemler için çıkmıştım. Olmaz dediler, neden?

Çünkü artık THY değil Pegasus yolcususunuz CIP’e giremezsiniz... İşte bende şalter orada attı... “Kardeşim beni mağdur eden sizsiniz, bütün yolcuları jest olsun diye CIP’e almanız gerekirken, siz benim hakkımı bile elimden almaya kalkıyorsunuz” diye söylendim...

“Ben şimdi CIP’e giriyorum gelin beni oradan atın” dedim...

Girdim, oturdum, çalıştım kimse de bir şey demedi, 1 saat sonra da Pegasus uçağına binip İstanbul’a uçtum...

Bu havacılık meselesinde çok ince bir çizgi var... Yolcunun havayollarında bu tür aksilikler olabileceğini bilmesi kadar havayolu personelinin de yolcuyu en az şekilde mağdur etmesi gerektiğini bilmesi gerekiyor.

Not: Personel iptal gerekçesini uçağa yıldırım çarpması olarak açıkladı ama ben salı sabahı İstanbul-Bodrum seferini yapan THY uçağına yıldırım çarptığına dair hiçbir habere rastlamadım.

 

 

 

Yazının devamı...

Antalya’nın ilk tanıtımı

Ama tartışılmayacak gibi de değil.
Herhalde bu festivali organize edenler her sene nasıl daha fazla tartışılırız diye kafa yoruyor olmalı...
3-24 Ağustos’ta festivalin yarışma başvuruları yapılacak, bunun için bir tanıtım hazırlamışlar...
Tanıtım dedikleri Robert Downey Jr.’ın oynadığı filmin bir sahnesini kesip altına altyazı yazmak...
“Dünya sineması Antalya’da bir araya geliyor... 55 yıllık festival” dedikten sonra “Başvurular başladı” diyor altyazıda Robert Downey Jr...
Tanıtım dedikleri bu...
Hani bu işlerden anlayan en ufak bir ajanstan rica etseler, bundan daha iyisini yaparlardı...
Ortaokul öğrencileri bile bundan daha iyi işler yapıyor artık arkadaşlar... Ekrana normal bir yazı bindirip, duyursaydınız vallahi daha iyiydi...
Şu çok acemice hazırlanan ilk tanıtım bile ekim ayına kadar yapacağımız tartışmaların işaret fişeği olmaya yetti...

Eşekler kovalasın sizi

TRT Çocuk kanalında yayınlanan Maysa ve Bulut adlı çizgi filmin bir sahnesinde adamın birinin eşeğe tecavüz ettiği iddiası ortaya atıldı...
TRT Çocuk bizim evde en çok izlenen kanallardan biri...
Söz konusu çizgi filmi de biliyorum, bugüne kadar gözüme en ufak bir garabet çarpmış değil... Söz konusu hükümetle ilgili bir mevzu olduğunda bazılarının gözündeki perdeyi kaldırabilmek mümkün değil...
TRT için de aynı şey geçerli, TRT’ye çakmak için fırsat kollayanlar bu eşek mevzusunun üzerine atladı. Söz konusu bölümü izledim, o sahnede eşeğe tecavüz görmek için az buz değil aşırı art niyetli olmak lazım...
TRT Genel Müdürü’nün Eurovision’a katılmama gerekçesini biz de dün Magazin Konseyi’nde eleştirdik. Ama eleştiri ayrı, iftira etmek ayrı... Bu eşek olayı düpedüz iftira ve karalama kampanyasıdır...

Paris’e 110 bin euro

Paris Hilton, 650 bin lira almış Limak Cyprus Deluxe Hotel’deki etkinlikte DJ’lik yapmak için...
Paris Hilton’un bu kaçıncı gelişi bizim buralara hatırlamıyorum. Tanıtımlara geldi, reklam anlaşması yaptı, DJ’lik yapmaya geldi... Geldi de, geldi... Ben bile iki kez tanıştığımı hatırlıyorum kendisiyle.
Paris’e heyecanlanan kaldı mı bilmiyorum ama bizim buralar Paris için yağlı kapı olmaya devam ediyor...
Paris’e verilen 650 bin lirayla bizim ünlülerin katıldığı bir organizasyon yapılsa daha mı etkili olurdu düşünmek lazım...
Şarkıcılardan bahsetmiyorum, onlar için Kıbrıs yavru değil ana vatan zaten...
Oyuncuların ve ekran yüzlerinin geldiği bir etkinlik yapsalar, Paris’le birlikte organizasyona harcadıkları toplam 1 milyon lirayla daha etkili bir tanıtım yapardı otel...
Modası geçmiş Paris’le değil...
“Başka organizasyonlar olması durumunda seve seve gelirim” demiş bir de Paris... Gelirsin tabii...
İki saatlik etkinlik için hem kendi parfüm markanın tanıtımını yapacaksın, hem de 650 bin lira alacaksın...

Acımasız futbol

Galatasaraylılar’ın yüzde 90’ı Gomis 5. penaltı için topun başına geçtiğinde kaçıracak dedi mi, demedi mi?
Belki de yüzde 100’ü bu hissiyattaydı...
Bir tek Fatih Terim hariç olmalı ki, 5. penaltıyı Maicon yerine Gomis’e attırdı.
Geçen sezon kaçırdığı penaltılar sonrası Terim’in ‘yine olsam yine attırırım’ inatlaşması unutulmamışken... Üç gün önceye kadar Gomis’in gideceğim diye afra tafra yapması akıllardayken... İsteksiz futbolu gündemdeyken Terim’in, hâlâ Gomis’e penaltı attırması anlaşılır gibi değil... “Ligde attığınız gibi aynı köşeye atarsanız penaltı böyle kaçar işte” diye Gomis’i eleştirdi Terim...
Oysa doğru cümleyi aynaya bakarak şöyle kurmalıydı: “Ligde kaçırmasına rağmen ısrarla aynı isme attırırsam penaltı böyle kaçar işte...”
Giden kupadan daha üzüntü verici olan ise Galatasaray’ın oynadığı futboldu...

90 dakika değil haftada 12,5 saat yasak

Cuma günü 21.45’ten 23.45’e kadar canlı yayın uygulaması Periscope’a erişim yasak...
Çünkü Ankaragücü-Galatasaray maçı var...
Cumartesi günü üç maç olduğundan yasak 19.30’dan 23.45’e kadar sürüyor...
Dört maçın olduğu pazar günü yine 19.30’dan 23.45’e kadar yasak...
Bitmedi pazartesi akşamı Kayserispor-Antalyaspor maçı var 21.45’ten-23.45’e kadar Periscope yasak yine...
Digiturk’un canlı yayınlar nedeniyle aldırdığı karar için “Periscope’a 90 dakika erişim yasağı” deniyor ya, gördüğünüz gibi 90 dakika falan değil haftanın en az 4 akşamını doğrudan etkileyen bir uygulama bu...
Her hafta toplam 12,5 saat yasak, o da şimdilik... Yarın öbür gün kupa maçları var, gündüz maçları var, yasağın süresi daha da artacak...
Digiturk yerden göğe kadar haklı bu korsan yayıncılık konusunda ama bu bir çözüm değil...
Yapacak olan Instagram’dan yayın yapar, Facebook’tan yapar, Twitch’ten yapar...
Hepsine mi erişim yasağı aldıracak Digiturk?
Bu en kolay çözüm, al baltayı eline vur.
Zor olan bu korsan yayıncılarla hukuki mücadeleyi yürütebilmek.
Korsan yayın yapanların adresleri tespit edilse, ciddi bir takip ordusu kurulsa, IP’lerden tespit edilenlere hemen ağır para cezaları verilse bakın bakalım kimse cesaret edebiliyor mu Periscope’tan canı yayın yapmaya...
Ama bunu yapmak yerine yasak getirerek on binlerce Periscope kullanıcısının özgürlüğü alınıyor elinden...

 

 

 

 

 

 

Yazının devamı...

Güzel bir Atatürk heykeli


Ya bindiği atla orantılı değildir ya kolu, bacağı yanlıştır ya da tamamen proporsiyonu yanlıştır heykellerin...
Ama geçtiğimiz günlerde bu konularda başarılı bir Atatürk heykeli dikildi...
İzmir Aliağa Belediyesi, Mustafa Ekmekçi Meydanı’na harmandalı oynayan bir Atatürk heykeli koydu...
3 metre boyundaki heykel hem güzel düşünülmüş hem de doğru orantılarla yapılmış bir eser olmuş.
Gördüğüm en güzel, en sıcak Atatürk heykellerinden biri bu...
Aydınlı heykeltıraş Mustafa Tuncay’a tebrikler...
Rize’deki çay bardağı heykelinin travmasını azalttı aynı zamanda...

30 yıl önce Süleymaniye Doğumevi

Diyarbakır’ın Bismil ilçesinde doğuma giren 28 yaşındaki bir anne adayına, çok bağırdığı gerekçesiyle hemşirelerin tokat attığı ve hakaret ettiği iddia ediliyor.
Doğumdan sonra darp raporu almış kadın, konu soruşturma aşamasında...
Bu haberi okuyunca yıllar öncesine gittim...

1985’ler falan, tiyatro çalıştığımız ve tıp okuyan bir abimiz vardı.
Süleymaniye Doğumevi o zamanlar Süleymaniye Camii’nin karşısında tarihi yapıda...
“Gel, gözlemle neler yaşandığını” dedi ve ben bir gece boyunca onunla birlikte Süleymaniye Doğumevi’nde nöbete kaldım.
18 yaşında falanım...
Acil doğuma gelen kadınlar, sancıları artanlar, doğumhaneye alınanlar...
O tarihte kötü koşullarda bir devlet hastanesiydi ve hemşireler aynı geçen gün okuduğum haberdeki gibi hamile kadınlara çok kötü davranıyordu...
Sancıları başlayan kadına, “Ne bağırıyorsun yaparken bana mı sordun” diye hakaret edip, aşağılıyorlardı...
Ömrüm boyunca unutamadığım travma dolu bir geceydi benim için...
Kadınlar için ne zor olduğunu düşünün artık.
30 yıldan fazla geçmiş, benzer haberleri görmek çok üzücü...

Bitaksi’de de turkuaz taksi var...

İstanbul’da yollara çıkan turkuaz taksi deneyimimi yazmıştım geçen gün, 10 numara hizmet veriyorlar...
iTaksi uygulamasından çağrılmaması ise şu an sayılarının yetersiz olduğu içinmiş...
Şu an İstanbul sokaklarında 100’e yakın turkuaz taksi yer alıyor.
15-20 gün içine sayılarının 300’e çıkması bekleniyor, o zaman iTaksi uygulamasından çağrılmaya başlanacak.
Bu arada akıllı telefonlardan taksi çağırma işini Bitaksi’nin başlattığını da hatırlatalım...
Belediye iTaksi uygulamasıyla, özel sektöre rakip oldu.
Bu arada turkuaz taksilerin Bitaksi uygulamasında da olduğunu söyleyeyim.
Sayıları artınca 15 gün sonra Bitaksi’den de çağrılabilecek.
Turkuaz taksi ücretinin sarı taksilere göre yüzde 15 fazla olduğunu ama değdiğini bir kez daha hatırlatayım...

Müthiş bir uygulama

Netflix’in, rakibi Amazon’un Prime Video’sundan çok daha iyi olduğunu yazmıştım geçenlerde...
Prime Video’nun da çok iyi olduğu bir alan var.
Tablette ya da bilgisayarda ekrana dokunduğunuzda o an sahnede hangi oyuncular varsa onlarla ilgili kısa bilgiler veriyor...
Sahnenin geçtiği mekan ya da konuyla ilgili ilginç bilgiler de aktarıyorlar...
Daha önce hiçbir platformda görmediğim iyi bir uygulama bu...
Ve izlediğin dizinin her saniyesi için geçerli...
İstediğiniz anda ekrana dokunun oyuncunun rolünü, daha önceki filmlerini öğrenin...
Çok iyi, fazlasıyla iyi...

Her iki taraf da kazanır

Acun Ilıcalı, bu sezon O Ses Türkiye’de Beyazıt Öztürk’ün yer alacağını açıkladı...
Sunucu olarak mı, jüri koltuğunda mı oturacak henüz konuşmamışlar ama kesin olan şey Beyaz’ın O Ses’te olacağı...
O Ses’te her seferinde şapkadan tavşan çıkarmayı başarıyor Acun.
Program tam kan kaybetmeye başlıyordu ki bu kez Beyaz kozunu oynadı...
Her iki tarafın da kazanacağı bir anlaşma olur bu...

Yazının devamı...

Toplumsal uzlaşmadan anladığın bu mu


Dün sabah da ilk elime aldığım gazete Güneş oldu...
Acaba Fazıl Say’ın, Bülent Ortaçgil’in, Mazhar Alanson’un söylediklerine bir sanatçı olarak Ahmet Yenilmez nasıl bir katkı sunacaktı...
Toplumsal uzlaşma adına muhafazakar sanatçıların cephesinden nasıl bir adım gelecekti?
Aralanan kapı, sonuna kadar açılacak mıydı?
O da ne...
Heyecanla başladığım yazının daha ikinci cümlesinde, büyük bir hayal kırıklığı yaşamaya başladım...
Ne bizim Beyaz Türklerin gazetesi Hürriyet yazarları olarak bu sanatçılara kol kanat gerişimiz kalmış...
Ne Bülent Ortaçgil’in şehit anne Nurcan Karakaya ve 11 aylık bebeğinin ardından tek bir paylaşım yapmaması...
Gezi Parkı’ndan girmiş, milletin moral değerlerini aşağılayan sanatçılar diye çıkmış...
“Her ne kadar Sayın Semercioğlu ve söz konusu sanatçılar tarafından sanatçı olarak görülmesem de” diye bizim adımıza kendi hakkında da karar vermiş...
Estağfurullah Yenilmez kardeşim, kendi adıma ne haddimize sizi sanatçı olarak görmemek...
Ankara’da açtığınız sanat merkezini de bilirim, Ekmek Teknesi’ndeki, Acı Hayat’taki, Kurtlar Vadisi’ndeki rollerinizi de...
Ama biz nasıl sizin oyunculuğunuza burun kıvırmıyorsak, sanatçılığınızı parantez içinde ünlemlerle yazmıyorsak, sizin de Fazıl Say’ın piyanistliğine, Bülent Abi’nin sanatına, “Beyaz Türklerin mahalle basını” diyerek bizim gazeteciliğimize burun kıvırma hakkınız yok...
Birbirimizi suçlayarak değil, fikirlerimize katılmasak da birbirimizi anlamaya çalışarak yol alabiliriz ancak...
Siz geçmiş defterleri karıştırmak, şunu yapmadılar, bunu yapmadılar diye suçlamaktan başka tek bir pozitif cümle kurmuyorsunuz hâlâ...
“Gelin sözlerine kulak verelim” demeye bile diliniz varmıyor...
Onların kendi mahallerinden çekindiklerinden çok daha fazla siz kendi mahallenizden korkuyorsunuz...
Muhafazakar sanatçılardan beklediğim yanıt bu değildi...
Ama ben hâlâ umutluyum, Ahmet Yenilmez olmadı ama bu sürece pozitif katkıda bulunacak sanatçılar çıkacaktır...

“Yeşil Deniz”in borcu yok

Dün Hürriyet’te oyuncu Mert Turak ve “Yeşil Deniz” dizisinin yapımcısı arasında yaşanan davanın haberi vardı.
Avni Abi aradı dün, senarist ve gazeteci abimiz Avni Özgürel...
“Yeşil Deniz”in yapımcılığını eşi Ayfer Özgürel üstleniyordu.
Oyuncu Mert Turak’la dizinin sona ermesinden sonra hukuki ihtilaf yaşadıklarını doğruladı...
Ayfer Özgürel gönderdiği açıklamada, “Hukuki süreç geçtiğimiz aylarda sonlanmış ve söz konusu şahsa olan borç tamamen ödenmiştir” dedi...
“Yeşil Deniz”, TRT’de 75 bölüm yayınlanmış bir diziydi...
Bu kadar uzun bir süreçte ekipte tatsızlıklar da yaşanabilir, önemli olan bunu sonlandırabilmek...
“Yeşil Deniz”in de kimseye borcu olmadığını öğrenmiş olduk...

Futbol yorumcuları ne yapacak

Ben futbola teknoloji girmesi gerektiğini yıllardır yazıp, savunanlardanım...
Tenis gibi çok daha hızlı bir sporda bile video kullanıyorsa futbolda neden olmasın örneğini yıllardır veririm...
Dünya Kupası’ndan ilk VAR uygulamasıyla da bu sistemi destekledim, daha hakkaniyetli sonuçlar doğuracağını yazdım...
Öyle de oldu..
Federasyonun bu sezondan itibaren bizde de kullanılacağını söylemesini de alkışladım...
Önceki gün tanıtımı yapıldı VAR sisteminin...
Bu saatten sonra ekrandaki futbol yorumcularının yapacağı en büyük geyik, “VAR’a neden başvurulmadı” olacak.
Çünkü ellerindeki en büyük silah alındı.
Akşam ekrandan önce sahadaki ekranda her şey görünecek.
Bu yüzden ekrandaki spor yorumcularına dikkat etmek gerekiyor, kendileri var olmak için VAR’ı yıpratmaya çalışabilirler...

Kiralık scooter...

Yaz başında elektrikli bir scooter almıştım, şarj problemi yaşayınca sağ olsun Vakkorama’daki arkadaşlar yardımcı oldu, üzülerek iade ettim aleti...
Biraz daha araştırıp yeni bir tane alacağım mutlaka çünkü çok eğlenceli...
Eğlenceli olduğu kadar İstanbul gibi yokuşu bol bir şehirde bile çok işe yarıyor...
Daha önce yurtdışında kiralayıp binmiştim ama İstanbul’da bu kadar işime yarayınca elektrikli scooter hastası oldum.
Cihangir’den Maslak’a bile gidiyordum...
Tabii katlayıp metroya binerek.
Ama İstanbul’un çoğu yerine gidiyor artık metro...
Katla bin, yokuşta ayağınla destek ver, normal yolda 25 km hızla git...
Şimdi Paris’te kiralık bisikletler gibi kiralık scooter hizmeti verilmeye başlanmış, şehrin pek çok noktasında...
Bizde de Kadıköy gibi belediyelere bu tür hizmetlerin önerildiğini duymuştum...
Sadece İstanbul
değil, diğer şehirlerde gündemine almalı bu hizmeti...

Yazının devamı...

Taciz iddiasını görmezden gelmek ne zamandır “adamlık” oldu?


Taciz iddiasıyla suçlanan oyuncuyu kadro dışı bırakmak adamlık değil o zaman!
Hem Mahsun’a, hem “Yasak Elma” dizisinin yapımcısı Fatih Aksoy’a “taciz iddiasını görmezden gelin” diyorsun.
Ama durum hiç de senin alkışladığın gibi değil Hıncal Abi...
Sana iki haber vereyim...
1- Ali Eyüboğlu, Mahsun’un yapımcısıyla konuşup yazdı.
Yapımcı Murat Tokat, aynen şunları söyledi: “Talat Bulut, dizide kendisiyle devam etmek isterlerse, orada oynayacağını, bu yüzden eylülde bizimle çalışamayacağını söyledi. Ben de kendisine ‘O zaman senin yerine başka bir oyuncuyla çalışmak zorundayız’ dedim. Görüşmeden sonra ben de mecburen yeni bir oyuncu arayışına girdim.”
2- Sina Koloğlu da “Yasak Elma” ekibine Talat Bulut’la devam edip etmeyeceğini sormuş dün...
“Savcının kararına göre yeni oyuncu arayışına gireceğiz” demişler.
Adli tatil 31 Ağustos’ta bitiyor, o zamana kadar bu davada savcı kararı çıkmaz.
Dizinin çekimleri de ağustosun son haftası başlayacak, nasıl olacak o zaman?
Ben söyleyeyim...
Talat Bulut’un yerine çoktan oyuncu arayışına girdiler bile...
Hatta resmi teklif götürdükleri oyuncuları bile biliyorum.
Gördüğün gibi bu taciz iddiası meselelerini senin dışında “Aman n’olmuş canım yanağından öptüyse” diye geçiştiren yok Hıncal Abi...

Ünlünün annesinin intihar mektubu haber değil mi?

Hadise’nin annesinin intihar mektubunu 2. Sayfa’da Gülşen’le Müge yayınladı...
Sonra gazetelerde de yer aldı söz konusu mektup.
Bu haber değil mi? Haber...
Dünyanın neresinde olursa olsun yayınlanmaz mı? Yayınlanır... Ama bizde “Neden yayınlandı, özel hayat değil mi?” diye tartışılıyor. Tartışılmasında da sakınca yok, daha sonra benzer haberlerde nasıl refleks göstermemiz gerektiğine ışık tutar bu tartışmalar...
Ama bununla ilgili dava açılmasına ne demeli?
Hadise’nin annesi “Küçük düşürüldüm” diyerek savcılığa şikayette bulunmuş.
Merak ediyorum, küçük düşürenler arasına gazeteciler de eklenecek mi acaba?
Eklenirse magazin gazeteciliği her zamankinden daha zor yapılır hale gelecek demektir...

Batman il sınırı tamam da, Tokat’ı ne yapacağız?

Bir grup sosyal medya mavracısı, Batman il sınırının Batman karakterinin logosu gibi olması için kampanya başlattı...
Geyiğine başlayan mesele baktım Batman esnafı ve yerel yöneticileri arasında da ciddi ciddi tartışılıyor...
Mavracıların da istediği bu zaten, geyiğin dozu ne kadar büyürse eğlencesi de o kadar artıyor...
Konuyu sordukları esnaf; “Bunca sorunumuz varken Batman’ın harita üzerindeki şeklini şemalini düşünecek durumda değiliz” diyerek olaya noktayı koymuş aslında.
Batman’dan sonra oldu olacak Isparta il sınırını gül şeklinde, Rize’yi de çay bardağı olarak tasarlayalım...
Tasarlayalım da Afyon’u, Tokat’ı ne yapacağız...

Olmadı Rize!

Rize Ticaret Borsası, şehrin sahiline bir Çay Çarşısı kurmayı planlamış, ortaya da bu dev çay bardağı heykelini dikeceklermiş...
Heykelden anladığımız budur bizim işte...
Şehirlerin meydanına üzüm tutan el, zeytin tutan el, kayısı tutan el, şamfıstığı tutan el dikmek...
Çatalın ucunda köfte tutan el heykeli bile var...
Ya da yörenin zenginliğini anlatan şekerpancarı, enginar, mısır koçanı heykeli dikeriz.
Rize’nin yamaçlarında çay bardağı yetişiyor olmalı ki orada da akla ilk gelen bu olmuş.
Ajda Pekkan bu Ajda bardağına dava açsa yeridir...
Yapmayın...
Paramıza yazıktır, gözümüze yazıktır...

Öğle uykusu kafesi

Benim gibi öğle uykusu meraklıları için güzel haberi Ayşe Arman, New York’tan verdi.
Şehirde “Nap York” adında uyku kafeler açılmış...
Gün içinde kestirmek isteyenler bu kafeye gidiyorlarmış...
Yarım saat, 45 dakika, 100 dakikalık menüler alanlar, tek kişilik karanlık odalara girip uyuyorlar...
Gün içinde yarım saatlik bir uykunun insanı yeniden hayata döndürdüğünü, güne sıfırdan başlattığını iyi bilenlerdenim...
Böyle bir kafe İstanbul’da açılsa en iyi müşterilerinden biri ben olurdum...

Yazının devamı...