GÜNDEM
SPORARENA
YAZARLAR
EKONOMİ

Muhabirin maaşı kimi ne ilgilendirir


Kadir Doğulu da “Ben senin maaşını soruyor muyum” diye yanıt verdi muhabire.
Hep söylüyorum ama demek ki anlatamamışım, bir kez de bu vesileyle tekrar edeyim.
Sevgili Kadir, inan muhabirin maaşının hiçbir haber değeri yok.
3 bin lira alsa kime ne, 13 bin lira alsa kime ne?
Sizin anlamadığınız şu; ünlü olan sizlersiniz ve bu yüzden sizin paranız pulunuz, diziniz, ilişkiniz soruluyor.
Muhabire, “çocuk ne zaman” diye sormak ne kadar saçmaysa, “senin maaşın ne kadar” diye sormak da o kadar saçma...

65 gün siyaset

Seçimin 65 gün sonra olmasının nesini sevdim biliyor musunuz?
2019’un kasımına kadar seçim konuşacaktık, şimdi sadece 65 gün konuşacağız.
Devlet Bahçeli’nin erken seçimi söylediği ilk gün bile köşe yazarlarının yüzde 99’u bu konuyu yazmıştı.
Bütün haber kanallarında seçim vardı.
Bunun tüm yıl boyunca sürdüğünü düşünsenize, en azından şimdi 65 gün içinde ne olacaksa olacak.
Temmuzdan itibaren yine magazine döneceğiz.

Nasıl bir iş bu?

Çağatay Ulusoy’un Netflix dizisinden nasıl bir iş çıkacak vallahi çok merak ediyorum.
İstanbul’u yok etmek isteyen karanlık güçlere karşı özel yeteneklere sahip birini canlandırıyor dizide Çağatay...
Setten gelen fotoğraflar ve görüntüler ilginç...
Fantastik bir hikaye gibi duruyor ve bizim alışık olmadığımız türden bir iş galiba.
Bu yüzden merak ediyorum dedim ya...
10 bölümlük dizinin sonbaharda yayına girmesi bekleniyor.

Kalite yüksekse seyirci de fazla

İngiltere Premier Ligi’nde en alt sıradaki takımların maçları bile yüzde 90 dolu tribünlere oynanıyor.
Neden?
Düşününüz Southampton taraftarısınız ve tuttuğunuz takım evinde 19 maç oynuyor.
Manchester City, Manchester United, Liverpool, Chelsea, Arsenal, Tottenham ayağına geliyor bu 19 maçın 6’sında...
Geri kalan maçlarda düşme kalma heyecanıydı, şehir rekabetiydi falan derken sezon bitiyor zaten.
Takım kalitesi yüksek olunca tribünler de dolu oluyor.
Bursa’nın, Başakşehir’in, Trabzon’un her sene çok iddialı olduğunu, büyük yıldız oyuncuların o takımlarda yer aldığını düşünsenize...
Karabük’ün de stadı yüzde 99 dolar, Alanya’nın da.

 

 

Yazının devamı...

Bunu da gördük!

Ama ne mesaj!
Böylesini ilk kez görüyoruz.
Anadan üryan çekilmiş bir video...
Daha önce DM’den atılan mesajları, davetkar fotoğrafları, sosyal medyadan yazma hadiselerini görmüştük de bu kadarına rastlamamıştık.
Sonra da bu yüzden diğer kardeşiyle hastanelik olana kadar saç saça baş başa kavga etmişler zaten.
Bu kadar ucuzluğa söylenecek tek şey var;
Yere batsın sosyal medyanız, canlı yayınız, Whatsapp’ınız...
Kadınlığı bu kadar ayaklar altına aldığınız için de yazıklar olsun size.

Türk popunu AVM’ler ayakta tutuyor

Popçular bir dönem belediye konserlerinden iyi para kazanıyordu. Şimdi belediye konserlerinin yerini AVM’ler aldı.
Kısa bir süre öncesine kadar AVM’lerde sahneye çıkan şarkıcılara burun kıvrılırdı, bugün artık Tarkan dışında neredeyse hepsi AVM’lerde.
Hatta önceki gün İstMarina’da Kenan Doğulu ve Ajda Pekkan birlikte sahneye çıkarak bu işin zirve noktası oldular.
Aynı yerde yarın Murat Boz sahne alacak.
Harbiye Açıkhava’da yaz konserlerini düzenleyen Pera Organizasyon ise bir süredir Mall of İstanbul’da ücretli konserler yapıyor. Herkes orada, en son Gülşen sahneye çıktı.
Sadece İstanbul değil, Anadolu’daki pek çok AVM’de düzenlenen ücretsiz konserlerde de bütün popçular çıkıyor.
Eskiden burun kıvırdıkları mecra artık can simidi haline dönmüş durumda.
Bu kadar ücretsiz konserin üzerine, paralı konsere kim gider, o da başka bir tartışma konusu.

Bağırma, ceza kes

Polis otosu megafonundan trafikteki sürücülere fırça atan polislere illa ki rastlamışsınızdır.
Çocuğunu azarlar gibi sürücüleri azarlıyorlar.
Emniyet Müdürlüğü bu konuda trafik polislerini eğitimden geçirmeli.
Kimseye haddini bildirme yeri değil o polis otosu megafonları.
Uyarı için elbette kullanılır ama fırça atmak için değil.
Fırça atılacak kadar ağır bir durum varsa, zaten iner cezayı yazarsın, gerekiyorsa aracı bağlarsın.
Bakıyorum bizim trafik polisleri fırça atıyor ama ceza yazmıyor.
Trafiğin böyle yönetildiğini de bir tek bizde gördüm.

Davayı çekmelisin Gülben...

Seren Serengil’den sonra Erol Köse de 3 gün zorlama hapis cezasıyla karşı karşıya...
Gerekçe aynı; karar olmasına rağmen ekranda Gülben Ergen hakkında yorum yapmaları.
Ailenin korunması ve kadına yönelik şiddetin önlenmesi için çıkarılan 6284 sayılı kanunun bu amaçla kullanılmasını başından beri en çok ben eleştiriyorum.
Seren’in sürecini yakından bildiğim için dün Erol’u arayıp sordum “Karar çıktı mı?” diye.
Üst mahkeme 10 güne karar verecekmiş.
Gülben şikayetini geri çekmezse büyük olasılıkla Erol Köse de 3 gün hapis yatacak.
Pek çok hatırlı kişinin şikayetini çekmesi için araya girdiğini öğrendim.
Erol bana, “Bana göre bir yasa ihlali olmasa da belli ki Gülben’i kırmışız. Ölümlü dünyada küslüğe gerek yok. Daha dikkatli olmam gerekir, gönül almak isterim” dediği için bu yazıyı yazıyorum zaten.
Erol bunu söylemişken Gülben’in bu saatten sonra ısrarcı olmasının anlamı yok artık.
Bu imajın Gülben’e de bir faydası yok.
“Önüne geleni hapse attıran kişi” olarak anılmak uzun vadede yaralar seni Gülben.
Bak Erol adım attı, gel sen de bir adım at ve bu davadan vazgeç.
Erol da bir A1 şarkı ve özürle senin gönlünü alır, olur biter.
Magazin dünyasından şu hapis olayını hep birlikte kaldırıp atalım.

Tebrikler Daçka...

2013-2014’te Doğuş Grubu, Darüşşafaka basketbol takımına uzun süreli sponsor olduğunda takım 2. ligdeydi.
1 yıl sonra birinci lige yükseldiler, takım oldular, seyirci topladılar, Daçka diye markayı cilaladılar.
Sonunda da EuroCup şampiyonu oldular.
Önümüzdeki yıl THY Euroleague’de mücadele edecekler.
Grubun inanması, İbrahim Kutluay gibi bu işin en iyilerinden birinin işin başına getirilmesi, takımın, koçun azmetmesi bu zaferi getirdi.
5 yılda nereden nereye geldi Darüşşafaka...
Büyük bir başarı hikayesine imza attılar.
Doğuş sponsor olmasaydı bugün esamesi bile okunmayacaktı.
Yıllardır takımlara ve bireysel sporculara destek olan markaları/grupları bu yüzden alkışlıyorum işte...


Yazının devamı...

Reklamsız TRT olur mu?

Genel Müdür İbrahim Eren’in bu konuda uzun süredir ciddi ciddi çalışmalar yaptığı biliniyor.
Reytingden çıkmayı anlarım.
Geçmişte de TRT kanallarının reytingden ölçülmediği, sisteme girip çıktığı dönemler olmuştu.
Devlet kanalının özel kanallarla reyting rekabetine girmesi de yıllardır tartışılan bir konudur zaten.
Devlet kanalının bir yandan reytinglerde ölçülüp diğer yandan elektrik faturalarından, bandrollerden, cep telefonlarından pay alması haksız rekabet eleştirilerini de yıllardır gündeme getirir...
Bu yüzden TRT’nin reytingden çıkması anlaşılabilir.
Ama reklam almamak, TRT tarihinde de görülmemiş çok ciddi bir karar.
Reyting, reklam veren için ölçülüyor, reyting olmayınca reklam nasıl alınacak sorusunun da geçerliliği yok...
NTV, CNN Türk ve pek çok tematik kanal da anlık ölçülmüyor ama reklam alıyor...
TRT’nin bugün 300 milyonluk bir reklam geliri var.
Bu reklamdan vazgeçtiği zaman elektrik faturalarından, bandrollerden, cep telefonlarından elde edeceği gelire kalacak TRT...
Bu kadar kanal ve personel yatırımı yaparken bu gelirin TRT’yi ayakta tutması mümkün mü?
TRT’nin Çocuk kanalında bunu yapması çok doğruydu.
Çocuklara zararlı oyuncakların, ürünlerin önü kesildi ve temiz ekran sağlandı.
Bunun için alkışladık TRT yönetimini.
Ancak tüm kanallar için böyle bir karar vermek TRT’nin büyük yatırımlarının ve projelerinin önünü kesecektir...
TRT’nin bunu yapması özel kanalların 300 milyonluk yeni reklam pastasına kavuşması demek ama bir yandan da devlet kanalının gücünün azalması demek.
TRT’nin sezon sonunda reyting ölçümlerinden çıkacağını ama reklam almaya devam edeceğini tahmin ediyorum...

Baydı!

Bir festivalden nasıl soğur insan öyle soğudum Coachella festivalinden...
Fotoğraflar, yazılar, yorumlardan gına geldi.
Dünyanın en önemli şeyiymiş gibi üzerimize boca edilmesinden de bizim ünlülerin üşüşmesinden de fenalık geldi...
Gitmeyip görmediğim bir festivale, bizim ünlüler yüzünden gıcık olacağım aklıma gelmezdi...

Instagram’da magazin

Son bir yıldır yeni bir moda başladı Instagram’da, magazin haberleri yapan adresler mantar gibi türedi...
Bir ya da iki kişi oturuyor sağdan soldan topladığı haberleri yapıyor, sosyal medyada gördüğü ünlü resimlerini topluyor, altına yazıyor haberi...
Al sana magazin...
Bunu yapanların çoğu gazeteci falan değil, sosyal medya işsizi...
Kendine öyle bir tatmin yolu bulmuş, gazetecilik oynuyor Instagram’da...
Böyle o kadar çok adres var ki...
İnternetten gazetelere kadar uzanan pek çok yanlış magazin haberinin kaynağı da bu adresler. İşini doğru yapan birkaç adresi ayrı tutuyorum ama çoğu aklına geleni yazıyor...
Ne denetleyen var, ne hesap soran...
Sayıları her gün artan bu magazin adresleri büyük bir haber kirliliğini de beraberinde getiriyor. Burada iş gerçek gazetecilere düşüyor, her gördükleri habere balıklama atlamayacak meslek erbaplarına...

Magazin trollerine dikkat

Birce Akalay’ın eski eşi Sarp Levendoğlu’nun fotoğrafını beğenip kaldırdığı haberleri yapıldı internet ve gazetelerde...
Daha önce de aynı şeyi yaptığı yazılıp çizilmişti...
Dün bir açıklama yaptı Birce Akalay, “Ben böyle bir şey yapmadım” diye...
Ben de hiç ihtimal vermemiştim zaten.
Ya yanlışlıkla beğenmiştir dedim ya da kuvvetle muhtemel birileri Birce like’lamış gibi photoshop yapmıştır dedim...
İkincisi çıktı...
Çünkü aynısını Çağatay Ulusoy’a da zaman zaman yapıyorlar, “Serenay Sarıkaya’nın fotoğraflarını like’lıyormuş” diye...
Onların da photoshop olduğu ortaya çıkıyor sonra.
Bunları kim yapıyor? Magazin trolleri...
Ya da takıntılı fanlar...
Bu tür haberleri Instagram’da çıkarıyorlar, sosyal medyada hızla yayılıyor, sonra internet haber siteleri alıyor...
Haber gerçekmiş gibi algılanıp bir gün sonra da gazetelere basılıyor.
Tek başına bir kendini bilmez, bütün magazin basınını trollüyor.
Benim anlamadığım şu, gazetelerdeki arkadaşlar bunlara inanıp nasıl haber yapıyor...
İnternette her yazılana inanıyor musunuz siz?
Gazetecilik internette her gördüğünü gazeteye basmak mıdır?
Son not olarak şunu söyleyeyim...
Gazetem diye söylemiyorum ama Hürriyet’in hem yazılı tarafı ham internet bölümü böyle haberlere
hiç itibar etmiyor.

Yazının devamı...

Cem Yılmaz mı daha iyi oyuncu, Ozan Güven mi?

Her ikisi de “Arif v 216” filmindeki performanslarıyla ödüle adaylar.
Bu kategoride üçüncü aday ise Engin Günaydın.
Oyunculuk kefesine koyduğumuzda Cem Yılmaz mı daha ağır basar, Ozan Güven mi?
“Fi” dizisindeki son performansından sonra çoğunluk Ozan Güven diyecektir ama “İftarlık Gazoz”daki Cibar Kemal’i de göz ardı etmemek lazım.
Tabii Sadri Alışık bu yılki performansları değerlendirecek.
Tüm oyunculuk kariyerini göz önüne alırsak, ben de oyumu Ozan’dan yana kullanırım gerçi...

Tek eksiğimiz uzaylı istilası
Erol Köse’nin sosyal medyasında okudum geçen gün...
Diyordu ki;
Jenerasyon olarak darbeler, darbe teşebbüsleri gördük...
Mülteci krizinden dolayı karaya vuran çocuklar gördük, terörün bin bir çeşidini gördük.
Bu muazzam kariyeri Dünya Savaşı ile noktalayacağız sanırım.
Bunun bir üstü uzaylı istilası
zaten.
Onlar da “Bunlar birbirini yer, bize gerek yok” diye gelmiyordur.

Büyük bir adım
Tüm bu harala gürele içinde gazetede iki sütun haber olarak okudum.
Gerginliğin, kutuplaşmanın zirve yaptığı bir dönemde hepimize ilaç gibi gelecek bir haber...
Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Zekai Kafaoğlu, 2017’nin kasımında göreve geldi.
İlk olarak yaptığı iş ne peki?
CHP’li belediyeler dahil Büyükşehir Belediyesi’yle mahkemelik olan tüm davaları geri çekmiş.
“İki belediye başkanının kendi aralarında konuşarak halledemeyecekleri tek bir konu yoktur” diyerek...
Balıkesir için küçük, Türk siyaseti için büyük bir adım.

Star ve Ömer...
Medyada büyük dönüşümler peş peşe yaşanıyor.
Star TV’de de Genel Müdür Ömer Özgüner görevinden ayrıldı son olarak.
Doğuş Grubu’na geldiğinde 4’üncü olan bir kanalı zirveye taşıdı Ömer ve son dönemin en başarılı TV yöneticisi olarak sektörde herkesin takdirini kazandı.
Arkadaşım olduğu için söylemiyorum bunları, sektörde kime sorarsanız aynı şeyi söyler.
Ömer’le ilgili daha geniş bir yazı yazacağım ama şimdilik şu kadarını söyleyeyim;
Yapımcı olarak yola devam etmesi kendi, TV yöneticisi olarak yola devam etmesi sektörün ve seyircinin hayrına olacaktır.
Ama her koşulda oyunun içinde kalacaktır.

Yazının devamı...

Şevket Altuğ: Ben bu dizi ortamında olmam


Neden sadece cenazelerde gördüğümüz konusunda Şevket Altuğ’dan yanıt geldi.
Uzun bir aradan sonra Dostlar Tiyatrosu’ndan arkadaşı olan Dursun Ali Sarıoğlu’nun cenazesinde ortaya çıkmıştı Şevket Altuğ...
Ben de 75 yaşındaki oyuncunun tıpkı Şener Şen gibi neden kendini seyirciden sakladığını sormuş, bunun haksızlık olduğunu söylemiştim.
Çok sevdiğim Şevket Abi konuyla ilgili yanıt verdi.
Hem de ne yanıt...
Bütün televizyon ve dizi sektörünün bu kısacık yanıttan çıkaracağı çok ders var.
Haberinial adlı YouTube kanalında dün yüklendi bu görüntü...
Elif Yeşilalioğlu ve Yiğit İlker Arıkan adlı iki genç meslektaşım Şevket Altuğ’un kapısını çalmış ve bu konuyu sormuşlar.
Şevket Altuğ da “sizi neden göremiyoruz” sorusuna aynen şu yanıtı vermiş: “Türk toplumunun değerleri değişti. Türk toplumuna sunulan işlerin içerikleri değişti. Yani ben şu andaki içeriklerle hiçbir dizinin içinde olamam.
Eleştiri olarak kabul etsinler, biraz da yaşlılığıma versinler...
Bütün yapılan işlerde tabanca, tüfek, millet birbirini öldürüyor.
Bütün erkekler sakallı.
Bizim zamanımızda sakal rol gerekirse bırakılırdı. Bu ortamda ben olamam.
Çünkü biz yaptığımız işlerde topluma sevgiyi, hoşgörüyü, toleransı, birlikte yaşamayı, dayanışmayı öğretmeye çalıştık.
Böyle bir senaryo ile karşılaşırsam yaşıma rağmen hâlâ oynayabilirim. Ama karşılaşacağımı da pek zannetmiyorum”...
Şevket Abi’nin söyledikleri önemli.
Özellikle;
“Biz yaptığımız işlerde topluma sevgiyi, hoşgörüyü, toleransı, birlikte yaşamayı, dayanışmayı öğretmeye çalıştık” sözleri...
Gerçekten de düşününce “Gülen Gözler”, “Şekerpare”, “Perihan Abla”, “Süper Baba” aynen öyle işlerdi...
Ama ben hâlâ aynı fikirdeyim Şevket Abi...
Tamam televizyon olmasa da sinemada, Puhu’da BluTV’de illa seni izleyeceğimiz hikayeleri çekecek yapımcılar yönetmenler var...

Content Video - Şevket Altuğ: Ben bu dizi ortamında olmam

Meğer Naz Elmas dersine çalışmış

Naz Elmas’ın “Tut
Yüreğimden Anne” filminde
bir otizmli çocuk annesini canlandırmasına rağmen otizmden hastalık olarak bahsetmesini eleştirmiştim geçen gün.
Naz’ın dersine çalışmamış olmasına şaşırmıştım.
Neden?
Çünkü biz bugüne kadar
bütün otizm derneklerinden, bütün otizmli çocuk sahibi anne-babalardan otizmin hastalık değil farkındalık olduğunu öğrenmiştik.
Otizmli çocukların, akranlarından farklı olarak yaşamlarını idame ettirmeye çalıştıkları yazılıp çizilmişti...
Naz Elmas konuyla ilgili yerli yabancı dokümanlar gönderdi bana; hepsinde otizmden hastalık olarak bahsediliyor...
Naz, “Ben asla bu konunun
uzmanı değilim ama film öncesinde o kadar çok çalışıp, o kadar çok
okudum, o kadar çok otizmli
anneyle bir araya geldim ki bunun hastalık olduğunu onlar
söylüyor” dedi...
Bu tıbbi terminoloji ikimizi de aşar ama otizme hastalık diyenler mi haklı, farkındalık diyenler mi bilmiyorum.
Belki bu vesileyle konunun
netleşmiş olmasını sağlarız.
Bu arada Naz Elmas’ın
filmdeki oyunculuğunu da filmi izleyen herkesin çok beğendiğini söylemeliyim.
“Tut Yüreğimden
Anne” filmini izleyip intihardan vazgeçen otizmli çocuk anneleri
bile varmış.
Son not olarak, filmin hâlâ vizyonda olduğunu söyleyeyim.

  

 

SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

Content Video - Son 24 Saatte Magazin Gündemi (13.04.2018)

Yazının devamı...

Sağlık Bakanlığı sosyal medyaya da el atmalı

Çikolata, şeker, cips, gazlı içecekler, bisküvi, kek, yenilebilir buzlar.
İşte bu ürünlerin reklamı dünden itibaren çocuk programlarında yayınlanamıyor.
Küçük yaşta iki çocuk babası olarak, Sağlık Bakanlığı’nı ne kadar tebrik etsem azdır.
Bu tür reklamlar çıktığında evde çocuklara;
- Ayyy ne kötü...
- Çocukları kandırmak için yapıyorlar...
- Çok zararlı bunlar demekten dilimizde tüy bitmişti.
Şimdi RTÜK bu reklamları yayınlayan kanalların tepesine binecek.
Çocuk kanalları büyük bir gelirden olacak ama kusura bakmasınlar obeziteden uzak, sağlıklı kuşaklar yetiştirmek sizin kazanacağınız paradan çok daha önemli.
Bu çok önemli attığı için Sağlık Bakanı Ahmet Demircan’ı bir kez daha kutluyorum ama aynı adımı sosyal medya için de atmasını istiyoruz kendisinden.
Sosyal medyada 3 kuruş para için çocuklarını kullanan, bu tür sağlıksız, zararlı ürünlerin reklamını çocuklarıyla birlikte yapan anne-babalardan geçilmiyor.
Şimdi televizyon yasaklanınca bu şekerleme-içecek firmaları sosyal medyayı daha çok kullanmaya başlayacaklar.
Oraya daha çok para akıtacaklar.
Anne-babalar da para için YouTube kanallarında, Instagram sayfalarında çocuklarını alet edecekler bu reklamlara...
Sağlık Bakanlığı bu konuda da harekete geçmeli, bu ürünlerin reklamında çocukların kullanılması her türlü mecrada yasaklanmalı.

Rüzgara kandılar
Ekranda bu kadar çok asker dizisi varken, daha operasyon bitmeden Afrin’le ilgili apar topar filmler çekilip vizyona sokulurken bir asker filmi çekmek ne kadar doğruydu?
Gerçi Burak Özçivit ve Kerem Bürsin bu filme başladıklarında henüz daha Afrin operasyonu yoktu ama vizyona girdiği dönemde Afrin, Münbiç tüm sıcaklığıyla gündemdeydi.
İlk üç günde 110 bin kişi tarafından izlendi Can Feda filmi, 584 salonda girmesine rağmen...
Belki erkek filmi olduğu için...
Belki seyirci savaş içerikli yapımlardan sıkıldığı için beklenenin çok altında açılış yaptı Can Feda...
Burak Özçivit ve Kerem Bürsin gibi iki başarılı ve yakışıklı oyuncu keşke rüzgarın etkisine kapılıp iş yapmaya kalkmasalardı.

Şanslı kediler
Ankara Pursaklar Belediyesi dünyaca ünlü Ankara kedileri için bir özel proje yapmış.
Kedi evi diyorlar ama ben size beş yıldızlı tesis diyeyim siz anlayın ne olduğunu...
2 bin metrekare inşa edilen projede iki kedi evi, bir ameliyathane, bir veteriner hekim odası, bir idari personel odası ve 240 metrekarelik kedi tanıtım evi yer alıyor.
Bu tanıtım evinin yanına Café de Kedi adıyla bir de kafe açmışlar.
Ankara kedisinin neslini korumak, dünyaya tanıtmak için geliştirdikleri bir proje bu.
Resmi açılışı önümüzdeki günlerde yapılacak bu tesis, Esenboğa yolu üzerinde olduğu için havaalanına gidip gelirken görebileceğiniz bir noktada.
Pursaklar Belediye Başkanı Selçuk Çetin’i Ankara kedisine sahip çıktığı için tebrik ediyoruz.
Ama, “Hayatta Ankara kedisi olmak varmış” diyen, ciğercinin kedisini de unutmamak lazım Başkan.

Zeyna Funda
Funda Arar’ın Bostancı Gösteri Merkezi’nde deriler içindeki kıyafetini rock’çıya benzetmiş Onur Baştürk.
Ertuğrul Özkök de Gal Gadot’a haksızlık yapıp Wonder Woman demiş...
Bense ilk gördüğüm andan itibaren Funda Arar, Zeyna olmuş diyorum...
Bir tek sırtında kılıcı, elinde fırlattığı o yuvarlak silahı yok Funda’nın...

YouTube’da bile eski kafadasınız
“Bizim ünlülerden YouTuber çıkmaz” dedim pazartesi Magazin Konseyi’nde...
Çünkü internette yaptıkları her işi eski magazin kafasıyla, televizyon kafasıyla yapıyorlar.
Ben bunu söyledikten 2 gün sonra Burcu Esmersoy, “Sevgiliniz yanınızdaysa cüzdana ihtiyacınız olmaz” dedi...
Ne için?
Yeni YouTube kanalının reklamı için...
YouTube kanalını bile
polemik çıkarayım, konuşulayım, bir şekilde gündeme gelip izleneyim kafasıyla yapıyorlar.
Oradaki gençler tam da bu kafadan kaçmak için YouTube’talar zaten.
Böyle yapacaksanız sizin kanalınız neden izlensin?
Bu yüzden bizim ünlülerden YouTuber çıkmaz diyorum işte.

 

Yazının devamı...

Sevgilisi kıskançlık krizine girdi!Mehmet Turgut’un 5 bin liralık montunu evsiz Musa’ya verdi

Eskişehir’de sinema okumasına rağmen hayatın oynadığı oyunlar sonrasında yıllardır Cihangir sokaklarında yaşıyor.
Geçen gün üzerinde pırıl pırıl çok şık bir deri mont gördüm. “Kim vermiş Musa’ya bu montu?” diye sorunca işin aslını öğrendim.
Fotoğrafçı Mehmet Turgut’un üzerinden çıkarmadığı, çok sevdiği montuymuş bu.
Nasıl olmuş da Musa’nın üzerine gitmiş peki?
Uzun süredir müzisyen Ada Sanlıman ve Mehmet Turgut fırtınalı bir aşk yaşıyor.
Kavga, tartışma, ayrılıp barışmayla dolu bu aşkın son noktası, şiddetli bir kıskançlık krizi olmuş.
Ciddi bir kavgadan sonra ayrılmış çift.
Ama ayrılmadan önce Ada Sanlıman çekip giderken, Mehmet’in çok sevdiği montunu da almış.
Götürmek için değil, Cihangir’de hepimizin tanıdığı evsiz Musa’ya vermek için...
Ada Sanlıman, montu “Al senin olsun” diyerek Musa’ya vermiş, Musa da nereden bilsin, almış sırtına geçirmiş pahalı ve şık deri montu.
Mehmet Turgut evde montunu arayıp durmuş ama bulamamış. Sonra Musa’nın sırtında görünce, evi terk eden sevgilisinin ona hediye ettiğini öğrenmiş.
Ne yapsın, geri isteyecek hali yok...
Musa da hiç oralı değil zaten, havalar binbeşyüz.
Cihangir’de oturan Mehmet Turgut şimdilerde her sokağa çıktığında Musa’nın üzerinde kendi deri montunu görüyor.
Montuna mı daha çok yanıyor, giden sevgiliye mi bilmiyorum.
Kadının intikamı böyledir işte...
Adama sokağa her çıktığında hem kendini hatırlatmayı bilir hem de can yakmayı...
Neyse bu fırtınalı aşkın kazananı Musa oldu.
Şehrin en tarz evsizi olarak Cihangir sokaklarında geziyor şimdi...

Otizm hastalık değildir Naz
Naz Elmas, Sermiyan Midyat’la birlikte otizmli bir çocukla annesinin hikayesini anlatan bir filmde oynadı.
“Tut Yüreğimden Anne” adlı film, 3 hafta önce vizyona girdi.
Önemli bir hikaye, önemli bir film.
Gel gör ki otizmli bir çocuğun hikayesinin anlatıldığı filmde oynayan Naz Elmas’ın otizm hakkında fikri yok.
Geçen gün bir röportajını izledim, muhabir otizmli çocukları kastederek “Setlerde onların da çalışacağı bir ortam var mı?” diye soruyor.
Naz Elmas aynen şu yanıtı veriyor:
“Otizm hastalığının ne demek olduğunu biliyor musunuz?
Otizm hastası bir çocukla sette çalışmanın imkansız olduğunu bugün de konuştuk.
Otizmin ne demek olduğunu biliyorsanız, otizmli bir çocuğun sette olmasının mümkün olmadığını da bilirsiniz.”
Soruyu soruyor ama galiba kendisi otizmin ne demek olduğunu bilmiyor.
Otizm bir hastalık değildir sevgili Naz.
Otizm hastalık değil, farklılıktır.
Otizmliler, akranlarından farklı olarak yaşamlarını idame ettirmeye çalışırlar.
O yüzden otizm dernekleri, otizmli çocukları olan aileler de asla otizmden bir hastalık olarak bahsetmez.
Bu nedenle her
2 Nisan’da da Dünya Otizm Farkındalık Günü’nde bunun altı ısrarla çizilir.
Keşke böylesine önemli bir filmde oynamadan önce dersine daha iyi çalışsaydın.

Tünel niye kapalı?
Beşiktaş’ın her maç günü saat 16.00’da Bomonti-Dolmabahçe tüneli kapanıyor.
Maça saatler öncesinden çile çektiriliyor İstanbullulara...
Göztepe maçının olduğu cumartesi günü 15.45’te kapatmışlardı tüneli.
Beşiktaş maç yapacak diye neden binlerce insan mağdur oluyor?
Neden bu kadar erken kapatılıyor tünel?
Ve bir önceki Kağıthane tüneli çıkışına neden hâlâ “Dolmabahçe tüneli kapalıdır” ibaresi konmuyor?
Boğaz köprülerinde yıllar sürse de, yaza yaza ek şerit uygulamasını kaldırttık.
Bu yola da yaza yaza o uyarıları koydurtacağız sonunda.
Büyükşehir’e bir kez daha sesleniyorum; insanları aptal yerine koymayın, tüneli kapatıyorsunuz bari uyarı levhaları yerleştirin.

 

Yazının devamı...

Kadının gücünü Garo da gördü


Peki Garo ittifakı mı, Candan ittifakı mı daha agresifti?
Candan ittifakı daha agresifti, Garo iktidarı ise daha savunmadaydı.
Candan cephesinden Mustafa Sandal ve Ferhat Göçer karşı tarafa resmen ‘dayılık’ yaptılar. Genç popçu Edis bile gaza gelip ayağa kalkıp bağırdı.
Peki bu işte Sezen mi Candan’ı kullandı, yoksa Candan mı Sezen’i?
Ben ilk başta dışarıdan destekleyen isim olarak Sezen’in Candan’ı kullandığını düşünmüştüm.
Ama genel kurulda Candan’ın sesini bile duymayıp Sezen’i sürekli tartışırken görünce, “Acaba Candan mı Sezen’i kullanıyor?” dedim.
Ama her ikisi de doğru değil... Doğru olan; bu tam bir kadın dayanışmasıydı ve bu dayanışma erkek iktidarını yerle bir etti.

Yeni İlkyardım’ın dış cephesi nasıl

Sıraselviler’den Gaziosmanpaşa’ya taşınan Taksim İlkyardım Hastanesi, eski evine taşınmasına günler kala korkunç bir felaketin eşiğinden döndü.
Dün çıkan yangında neyse ki can kaybı yaşanmadı.
2011’de daha bu bina yapılırken de dış cephe kaplaması yüzünden yangın çıkmış, “Allah’tan faaliyete geçmemişti” diye haberler yapılmıştı. Demek ki ‘çürük mal’ eninde sonunda bir yerde fire veriyor. Şimdi Taksim İlkyardım bu ay içinde Sıraselviler’deki eski yerinde yeni yapılan binasına taşınacak.
Çok merak ediyorum, acaba bu yeni binanın dış cephe kaplaması yangına dayanıklı mı? Bu tür felaketlere karşı testleri yapıldı mı?
İtfaiye tarafından hakkıyla denetimden geçirildi mi?
Yoksa yine 5-6 yıl sonra benzer bir felaketle mi karşılaşacağız?
Tabii bir de şurası önemli;
Gaziosmanpaşa’daki binayı 2011’de kim yaptıysa hakkında herhangi bir soruşturma açılacak mı acaba?
Yoksa yapanın yanına kâr mı kalacak yine?

‘Yusuf yusuf’luk bir durum yok ortada

İbrahim Tatlıses, Hatay’daki karakol ziyareti için tüm sanatçılara davetiye gönderildiğini söyledi. “Bazıları yusuf yusuf olduğu için gelmediler” dedi. İki satırlık cümlesinde iki büyük hata var:
1- Bütün sanatçılara davetiye gönderildiği falan yok. İşte Demet Akalın kendisinin çağrılmadığını söylüyor.
2- Hatay’da ve sınır karakolunda yusuf yusuf’luk bir durum yok ortada. Mehmetçik güvenliği sağlamış durumda. Ayrıca Cumhurbaşkanı orada, Genelkurmay Başkanı orada, dolayısıyla güvenlik konusunda bir soru işareti yoktu.
Yusuf yusuf olup korkudan Hatay’a gitmeyecek sanatçı olduğuna inanmıyorum ben.
Ayrıca Hatay, 5 yıl önceki Reyhanlı saldırısı dışında büyük sıkıntı yaşamamış bir ilimiz.
Hürriyet’le birlikte gidip gördüğümüz için söylüyorum.

Cihangir’in yeni gözdesi: Charter

Bizim mahallenin son mekanı Charter Pub oldu.
Yıllardır harabe halde duran Cihangir’in en güzel binalarından birini alıp restore ettiler, girişine de bu pub’ı açtılar.
Hazine’yle aynı cadde üzerinde, Hazine’den 50 metre ileride, yine Hazine’yi işleten Tayfun Topal’ın ‘icadı’ bu da...
Eski North Shields’ler kıvamında, İngiliz pub’ları tarzında, atıştırmalıkları ve biralarıyla öne çıkan bir mekan.
İki güzel yanı var:
1- İçeride büyük ekranlarda maç izliyorsunuz, ki daha açılalı 1 ay olmadı biz bütün maçlarımızı orada izler olduk...
2- Kapısının önü Symrna’ya komşu, sokak üzerinde oturup geleni geçeni seyrederek bira içiyorsunuz...
Hazine’den sonra Cihangir’e kalite katan bir mekanımız daha oldu.
Aynı binanın üzerine şimdi bir de balıkçı açılacak.

Olmadı Peker

Peker Açıkalın “Moda ikonu değil, motor ikonu” dedi yeni filmindeki rol arkadaşı Ivana Sert için.
Bununla da kalmadı;
“Soyadını değiştirsin, yumuşak yapsın”...
“Kendisi Ukrayna kültürü almış” gibi yakışıksız sözler de sarf etti Beyaz TV’deki canlı yayında...
Sette de tokat attığı haberleri çıkmış ama hem Ivana hen Peker yalanlamıştı bunu.
Bugün gazetelerde yer alacaktır, dün Ivana’nın basın toplantısı vardı. Herhalde tüm çamaşırlar ortaya dökülmüştür.
Peker her ne kadar mizaha sığınıyor olsa da, Ivana hakkında söylediği sözler, yaptığı imalar kabul edilir gibi değil.
Bir erkeğin bir kadın karşısında yüzde 100 haklı olsa bilse bel altına indiği durum, benim için sıfır haklılıkla eş değerdir.
Peker’e bu tavırlar hiç yakışmadı.
Keşke hiç bunlara kalkışmadan en başında “Ben Ivana’yla oynamam” deseydi...

YARIN: Türkan Şoray ve kızı Yağmur anlatıyor

◊ 10 ay aradan sonra buluştuğumuz Türkan Şoray ve kızı Yağmur Ünal’la reklamdan televizyona, sinemadan ilişkilere uzanan keyifli bir sohbet yaptık...
◊ Şoray ameliyatından sonra neler yaşadı?
◊ Yağmur’la anne-kız ilişkileri nasıl?
◊ Kızının ilişkilerine karışıyor mu?
◊ Türkan Şoray nasıl “senaryo doktoru” oldu?
Hepsi ve daha fazlası yarın Pazar Kelebek’te...

Yazının devamı...