GÜNDEM
SPORARENA
YAZARLAR
EKONOMİ

Uygulamada okumaya devam et.

Türkiye'de korsan yazılım sorunu

BSA (Business Software Alliance) katılımcılarından SPSS Türkiye Genel Müdürü Dr. Tülin Güzel Özdemir tarafından gerçekleştirilen araştırmada ortaya çıkan en çarpıcı sonuç eğitim ve gelir seviyesi en yüksek insanların bile korsan ürün kullanmanın hırsızlık yapmaktan farksız olduğunu bilmemeleri.

Orijinal olmayan yazılım, film, müzik ürünü veya kitap satın almak ve kullanmak halk dilinde "korsan mal kullanmak" olarak tabir ediliyor. Ancak korsan mal kullanan da kullanmayan da aslında bu kullanımın da bir suç olduğunu ve hukuken hırsızlık olarak tanımlandığını bilmiyor.

Ankete katılanların %75'i korsan ürün kullandıklarını belirtiyorlar. Kullanılan korsan ürünlerin % 42'sini film, %41'ini müzik ürünü, %37'sini yazılım ve
% 16'sını da kitap oluşturuyor.

Korsan yazılım kullananların profilleri

Orijinal olmayan "korsan" tabir edilen ürünleri kullananların profilleri, anketin en ilgi çekici sonuçlarını oluşturuyor. Araştırmaya katılan öğrencilerin % 88'i; diğer mesleklerden katılımcıların da % 71'i orijinal olmayan ürün kullanmış ya da satın almış.

Araştırmada gelir seviyesi ile orijinal olmayan ürün kullanımı arasında direkt bir ilişki tespit edilememiş. Bu da gelir seviyesinin korsan ürün kullanımında etken olmadığını, gelir seviyesi düşük olanların da yüksek olanların da korsan ürün kullandıklarını ortaya çıkarıyor. Aylık geliri 2 milyar ve üstü olan katılımcıların % 33'ünün orijinal olmayan yazılım kullanmaları dikkat çekiyor.
Profil çalışmasında bir diğer dikkat çekici sonuç; eğitim seviyesi arttıkça orijinal olmayan ürün kullanımının artıyor olması. Ankete katılan ve korsan ürün kullandıklarını belirtenlerin % 77'i yüksek lisans mezunu.

Ekonomiye zarar büyük

Ankete katılanların yalnızca az bir kısmının korsan kullanımın devletin milyonlarca dolarlık vergi kaybına, istihdamda ve üretimde azalmaya, ekonomide küçülmeye sebep olduğunu bilmesi dikkat çeken bir diğer sonuç. Ülke ekonomisine verilen zarar dışında korsan kullanım ve satışların teröre ve mafyaya kaynak sağladığı ve AB yolunda ilerleyen Türkiye'nin önünde büyük bir engel oluşturduğu da çok az sayıda katılımcı tarafından biliniyor.

BSA Türkiye Genel Koordinatörü Tolunay Tomruk, Türkiye'de korsan yazılım kullanım oranının %66 olduğunu ve sadece geçtiğimiz yıl bu nedenle bilişim sektörünün kaybının 182 milyon doları bulduğunu vurgulayarak, bu araştırma sonuçlarının korsan kullanımı konusunda toplumun her kesimine yönelik bilinçlendirme çalışmalarına ağırlık verilmesinin önemini bir kez daha gözler önüne serdiğini belirtti. Tomruk  Türkiye'nin korsan yazılım kullanımında Mısır, Ürdün, Katar gibi ülkelerin gerisinde olduğunu bu oranların Ortadoğu ve Afrika bölgelerinde %58, Avrupa Birliği ülkelerinde ise  %35 oranında olduğunu sözlerine ekledi.

Yazının devamı...

Sülükler burada paralar nerede

Bunun üzerine Demirel ailesinin büyüğü 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, ‘bu bir gasptır’ diyerek sert bir tavır aldı. Kamuoyunda, TMSF aleyhine bir hava oluştu. Başbakan da bankalarının ve şirketlerinin içini boşaltan işadamlarını kastederek ‘sülükler, bu milletin 40 (yoksa 50’miydi?) milyar dolarını emdiler’ diyerek TMSF yetkililerini yüreklendirmek maksadıyla, karşı tavır koydu.

Bu olaydan iki gün sonra, Emin Çölaşan’ın köşesine Murat Demirel misafir oldu. Kendi penceresinden gördüğü şekliyle Egebank serüvenini anlattı. Yaptığı açıklamanın ilk bölümünden anlaşılan şu. Murat Demirel’i, bankanın eski sahipleri kandırmış. Birikmiş zararları 300 milyon dolara varan bankayı, bir yıl önce 35 milyon dolar kár etmiş diye yutturmuşlar. İkinci bölümde de Murat Bey, birikmiş bunca zarara rağmen Egebank’ı birkaç yıl içinde nasıl süper hale getirdiğini anlatıyordu. Zaten TMSF el koyduğu zaman da banka, para içinde yüzüyormuş. Bravo doğrusu! Pek tabii, karşılıksız kalan halkın mevduatından bahis yok. TMSF, yüzlerce milyon dolar parayı, o tarihte Egebank’a niçin koymuş acaba?

* * *

Ben Türk bankacılık sistemiyle 1977 yılında ‘aynen’ tanıştım. Bankalarımızın durumu, ‘faiz’ ve ‘döviz’ üzerinde devlet narhı olmasına rağmen, o zaman da parlak değildi. O gün bugündür, banka sektörünü, mikro ve makro planda, bazan içinden, bazan da dışından izliyorum. 1989-2001 arasında bu sektörde inanılmaz makro yanlışlıklar ve mikro pislikler yapıldı. Bu dönem ‘fetret’ devri midir, yoksa soyguncular için ‘fırsat’ devri midir bilmiyorum. Ama şunu biliyorum ki, her türlü melanetin cereyan ettiği çok kötü ve çirkin bir devredir. Ne Egebank’ın ne de bu devrede çıkarılan herhangi bir bankanın bilançosu gerçeği yansıtmaz. Esasen bu ülkede o tarihlerde ‘uluslararası muhasebe standartlarına’ ve ‘muhasebe muhakematına’ uygun olarak çıkartılmış tek bir tablo máli tablo yoktu. Şimdi de var olduğunu sanmıyorum. Türkiye’de doğru máli tablo, vergi kanunlarına ve sair mevzuata göre içinde hata ve suç unsuru bulunmayan demektir. Gerisi fantazidir.

* * *

Esas söyleyeceğim şudur: Başbakanın deyişiyle sülüklerin veya basının sevdiği deyimle hortumcuların ‘götürdüğü’ para asla 50 milyar dolar değildir. Belki bunun, beşte biridir. Kalanı, iç ve dış tasarruf sahibine yapılan fahiş faiz ödemeleri ile ‘mal-mülk edin, nasıl olsa zamanla artan değer, borçları rahat öder’ diye yapılan verimsiz yatırımlar, sektördeki yüksek ücretler ve inanılmaz israftır.

Son söz: Servet çalınır; ama gizlenemez.

Yazının devamı...