Türkiye’nin Washington’daki muhatapları değişirken

Türkiye’de Kurban Bayramı, Amerika’da ise Trump’ın eski avukatı Michael Cohen’in savcılıkla işbirliği yaparak 2016’daki seçim kampanyası sırasında yaşananları ve Başkan hakkında bildiği her şeyi anlatmaya hazır olduğunu açıklaması sayesinde Ankara-Washington hattı nispeten sakin bir haftayı geride bıraktı.

Haberin Devamı

Şu an tamamen siyasi kariyerini kurtarmak için nasıl bir taktik izlemesi gerektiğine konsantre olan Trump’ın, gündem bulandırmak için yine Brunson’a sarılma ihtimali hayli güçlü.

 

Türk-Amerikan ilişkilerini ipotek altında tutan Brunson krizi çözülmeden Trump yönetiminden son bir ayda gördüğümüzden farklı bir tavır beklemenin imkansız olduğunu Trump’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton üç gün önce Kudüs ziyareti sırasında Reuters’a verdiği mülakatla ortaya koydu. Bolton’ın o mülakatta verdiği mesajla Türk heyetinin yüzüne iki hafta önce Washington’daki görüşmede söylenen şey aynıydı; ‘Brunson’ı hemen şimdi koşulsuz şartsız bırakın, gerisini oturup konuşalım.’

 

Haberin Devamı

Ankara’da yetkili ağızların son günlerde yaptığı açıklamalar, Türk hükümetinin karşılığında belli garantiler almadan bu adımı atmaya niyeti olmadığını teyit ediyor. Dolayısıyla da Trump’ın masasında duran yeni yaptırım seçenekleri arasından en beğendiği için ‘uygulayın’ talimatı vermesi an meselesi olabilir.

 

Öte yandan, Brunson krizini ancak iki lider arasında yüz yüze bir görüşmenin bitirebileceğini düşünenler haksız sayılmaz. Hatırlayın, Trump Türkiye’yi ve Türk halkını çok sevdiğini söylediği son açıklamasında bugüne kadar Cumhurbaşkanı Erdoğan ile çok iyi anlaştığına da vurgu yaptı. Demek ki Brunson denklemden çıkarsa iki ülke arasındaki kronik sorunlar ortadan kalkmayacak olsa da en azından iki liderin şahsi ilişkisi hızla toparlayabilir.

 

Türk tarafı muhtemelen 18 Eylül’de New York’ta başlayacak BM Genel Kurulu toplantıları sırasında Trump’tan randevu almak için girişimde bulunacaktır, ya da çoktan bulunmuştur bile. Olası bir görüşmenin gerçekleşmesi durumunda kilit nokta Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın o randevuya cebinde nasıl bir formülle gideceği olacaktır. Tabii önümüzdeki 3 hafta içinde Trump iplerin kopmasına neden olacak dozda çılgınlıklara imza atmazsa!

 

Haberin Devamı

Son haftaların tozu dumanı arasında ABD’nin eski Ankara büyükelçilerinden James Jeffrey’nin ‘Suriye ile angajmandan sorumlu özel temsilci’ olarak atanması Türkiye’de epey dikkat çekti. Aslında Jeffrey’nin gelişi - henüz o şekilde ilan edilmemiş olsa da - IŞİD ile Mücadele Özel Temsilcisi Brett McGurk’ün vedasının habercisi. Ankara’nın hiç haz etmediği McGurk yıl sonunda görevi bırakacak. Suriye’de IŞİD ile mücadelenin bitmekte olduğu bir ortamda bu alanda yeni bir temsilciye gerek kalmıyor. Jeffrey’nin sıfatının orta yerinde duran ‘angajman’ sözcüğü ise Suriye’de askeri alanda işini bitirmek üzere olan ABD’nin bu ülkenin geleceğinde söz söyleme iddiasının kuvvetli bir simgesi.

 

Haberin Devamı

Ankara’da belli ölçüde bir hafiflemeye neden olabilecek bir başka kritik değişim de ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı CENTCOM’da yaşanıyor. Türkiye’nin aynı McGurk gibi ABD’nin PKK’nın Suriye kolu YPG ile iş tutmasının mimarlarından biri olarak gördüğü dört yıldızlı CENTCOM komutanı General Joseph Votel’in yerine Korgeneral Kenneth McKenzie atandı. Elbette kişilerin değişecek olması kurumların politikalarının bir gecede değişeceği anlamına gelmiyor, hele de CENTCOM gibi 1 Mart tezkeresinden beri Türkiye’ye güven sorunu yaşayan bir kurumda. Yine de Türk yetkililerin isim vererek defalarca şikayet ettiği iki kritik ismin birden Suriye denkleminden çıkmak üzere olması Ankara açısından en az Jeffrey’nin yeni görevi kadar kıymetlidir sanırım.

 

Haberin Devamı

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Türkiye’ye bakan dairesinde de son aylarda epey değişim yaşandı. Avrupa ve Avrasya İşlerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Muavini Jonathan Cohen’in yerine vekaleten Matthew Palmer atandı. 2011-2014 yılları arasında Ankara’daki büyükelçilikte siyasi müsteşar olarak görev yapan kariyer diplomatı Yuri Kim ise Güney Avrupa Ofisi Direktörü oldu. Ancak ikisinden de daha kritik noktada duran Trump yönetiminin 2017 sonunda Dışişleri’ne siyasi atamayla gönderdiği Müsteşar Yardımcısı Wess Mitchell’ın pek fazla Türkiye hayranı olmadığı biliniyor.

 

Doğrudan Türkiye’ye bakmasa da özellikle Tillerson döneminde Ankara ile ilişkilerde – özellikle de Menbiç yol haritasına giden süreçte - kritik rol oynayan Siyaset Planlama Dairesi’ndeki Albay Richard Outzen’ın Jonathan Cohen’in yerine getirilmesi ihtimali Tillerson’ın görevden alınmasıyla gündemden düşmüştü. Yeni Suriye Özel Temsilcisi Jeffrey yeni süreçte Outzen’ı kendi ekibine katarsa hiç şaşırmayın. Bu da önümüzdeki günlerde Ankara’yı sevindirecek bir başka gelişme olabilir.

 

Haberin Devamı

Ancak ‘Türkiye dostu’ olarak bilinen Jeffrey ve Outzen gibi isimlerin YPG’nin PKK’dan farkı olmadığını teslim ediyor olmaları ABD’nin Suriye’deki büyük resimde Kürtlere atfettiği rolü değiştirmiyor. Jeffrey, Afrin nedeniyle iki ülke arasında gerilimin yüksek olduğu günlerde Foreign Policy dergisi için kaleme aldığı 25 Ocak 2018 tarihli makalesinde Suriye’de Türk-Kürt uzlaşması için öngördüğü formülü şöyle gerekçelendirmişti:

 

‘Türkler ve Kürtler arasındaki tarihi çatışma - özellikle de ortak düşmanların olduğu bir ortamda – ortak stratejik ve ekonomik çıkarların önünde aşılmaz bir engel değil. Burada Kürtler için anahtar, PKK ve lideri Öcalan’ın tuzağı olan Pankürtçü hayallerden vazgeçmelerinde. Türkler de kendilerine PYD’den daha büyük tehdit yönelten Rusya, İran ve Esad’ı zapt etmenin ödülü olarak komşu ülkelerde Kürtlerin belli ölçüde özerklik almasını kabul etmeli.’

 

Tam da Jeffrey’nin ‘dost acı söyler’ yaklaşımını özetleyen bir siyasi projeksiyon. Bugün Ankara’nın duymak istediği şey olmadığı ortada.

Yazarın Tüm Yazıları