GÜNDEM
SPORARENA
YAZARLAR
EKONOMİ

Uygulamada okumaya devam et.

Yardımcı uzuv yapımı platformu Robotel, Emot Hastanesi’nde

EMOT doktorlarından ve Robotel gönüllüsü Dr. İnan Aysel, sosyal sorumluluk ve sosyal farkındalık hareketi olan Robotel Türkiye Platformu’nun dünyadaki Enabling The Future platformunun ülkemizdeki yansıması olduğunu ifade ederek, çalışmalarını bu harekete bağlı olarak sürdürdüğünü söyledi. Hareketin özünün gönüllülerle, özellikle çocuklar olmak üzere uzuv kaybına uğramış kişileri bir araya getirmek olduğunu dile getiren Aysel, üç boyutlu yazıcılarda basılmış yardımcı protezlerin, ücretsiz olarak ihtiyaç sahiplerine ulaştırmayı amaçladıklarını söyledi.

ÜCRETSİZ HİZMET VERİLİYOR

Hareketin Türkiye ve İzmir’de kocaman bir aile haline geldiğini de kaydeden Aysel, “Robotel Platformu, ülkemizin her köşesindeki ihtiyaç sahiplerine, özellikle el ve parmak kaybı olan çocuklara ulaşabilmeyi hedefliyor. Mevcut protez fiyatları, tipleri, malzemeleri, patent uygulamaları ve imalat–dağıtım-perakende satış zinciri dezavantajlarından dolayı birçok ailenin karşılayabileceğinin üzerinde. Özellikle çocuklar, gelişimleriyle birlikte protez değişikliklerinin kaçınılmaz olması (erişkinliğe kadar 10-12 kez) nedeniyle ihtiyaç duydukları protezlerden yoksun kalabiliyor. Gönüllüler, hizmeti topluma yayarak, uygun olgularda üç boyutlu yazıcılarla, açık kullanımda olan yardımcı protez modellerini hiçbir aşamasında ücret almaksızın basıp ihtiyaç sahiplerine ulaştırıyor” dedi.

HEDEFİMİZ SAYIYI ARTIRMAK

İzmirli gönüllülerin açık kullanımda olan yardımcı protezleri yapabilen gönüllü sayısını ve yeterliliğini artırmak istediğini ifade eden Aysel, 2. atölyenin düzenlenme amacının da İzmir’deki takım sayısını artırmak olduğunu ve bu konuda ciddi mesafe kaydedildiğini açıkladı. Atölyenin iki gün süreyle 60 katılımcı, 7 üç boyutlu yazıcı ve eğitmenle gerçekleştirildiğini bildiren Aysel, şunları söyledi: “Atölyeye katılan üç uzuv kayıplı çocuktan birisine basımı tamamlanan protez teslim edildi. Hugo Boss firması, Bahçeşehir Kolejleri, Rock Robotics, kaya3d.com, İsa Yiğit, Cahit Salcı gibi gönüllüler, 3D yazıcılarını kullanıma sunarak, İzmir’in genç gönüllülerinin eğitimine katkı sağladı. İzmir’de ilk atölyemizdeki kayıtlı gönüllü sayımız 42 kişiyken, 2. atölyede gönüllü sayımız 156’ya ulaştı.”
Son olarak, Robotel hareketine herkesin gönüllü olabildiğini de kaydeden Aysel, bunun için tasarım veya üç boyutlu yazıcı kullanmayı bilmenin şart olmadığını vurguladı. Aysel, “Aramıza katılmak isteyenler www.robotel.org veya izmir@robotel.org sitemizi ziyaret ederek, yapılanlar hakkında fikir edinebilir ve gönüllü formu doldurabilir” diye konuştu.

 ATÖLYENİN SONUÇLARI

- Gönüllülerin birbirlerini tanımaları ve grup kavramını olumlu yönde etkiledi.
- Tüm faaliyetlerin merkezinin insan olduğunun farkındalığı arttı.
- İzmir ve Ankara gönüllüleri arasındaki psikologlar platforma kazandırıldı.
- İzmir ve Ankara gönüllüleri, platforma başvuran uzuv kaybı olan çocukların platformun sunacağı olanaklara uygunluğunun sağlıklı değerlendirilmesi ve standart hale getirilmesi için Başvuru Değerlendirme Komitesi kurulması yönünde prensip olarak anlaşma sağladı. Değerlendirme komitesinde, el cerrahı, psikolog, ailesinde uzuv kaybı olmuş tercihen ebeveyn gönüllü, fizyoterapist, platformu temsil yeteneğinde deneyimli gönüllünün mutlaka bulunması konusunda fikir birliğine varıldı.
- İzmir Robotel gönüllüleri arasında yardımcı protez yapımını kalıcı olarak artırmak amacıyla daha detaylandırılmış dar grup çalışmaları benimsendi.

 

Yazının devamı...

Kan yağları can yağları


Özel Tınaztepe Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Koordinatörü Prof. Dr. İsa Durmaz, ciddi düzeyde kolesterol ve diğer zararlı kan yağlarının yüksekliğinin kalp damar hastalıklarına sebep olduğunu belirtti. Bu hastaların kolesterol ve diğer zararlı kan yağlarını düşürücü ilaçları kullanma zorunluluğu olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Durmaz, “Normal sınırdaki kolesterol ve trigliserid miktarlarını daha aşağı çekmek için ilaç kullanılması anlamsız hatta zararlıdır. Ancak yüksek risk taşıyan kalp ve damar hastalığı olan kişilerde zararlı kan yağlarının normal sınırın bir miktar altında tutulması önerilir” dedi.

RİSK YARATAN FAKTÖRLER
Kan yağlarının kolesterol ve trigliserid olmak üzere iki grupta toplandığını anlatan Prof. Dr. Durmaz, şunları söyledi: “Son zamanlarda kan yağlarını düşürücü ilaçların kullanımı ile ilgili tartışmalar sürüyor. Bu durum kolesterol düşürücü ilaçları kullanan hastalarda kafa karışıklığına neden olmaktadır. Her alanda olduğu gibi sağlık konusunda da zaman zaman farklı görüşler ve yeni tedavi yöntemleri önerilmektedir. İlaç firmaları ve tıbbi malzeme üreticileri daha fazla ürün pazarlama adına uygulama alanlarının genişletilmesine yönelik çalışmalar yaptığı da bir gerçektir. Ancak Hipokrat yemini etmiş onurlu hekimler bilimsel temele dayanmayan hiçbir tedavi yöntemini hastalarına uygulayamazlar.
Kalp Damar hastalığına sebep olan risk faktörlerinin başında; Hipertansiyon (tansiyon yüksekliği), Hiperlipidemi (kan yağları yüksekliği), sigara kullanımı ve diyabet (şeker hastalığı) 4 majör risk faktörünü oluşturur. Bu majör risk faktörleri dışında sedanter yaşam, obezite, ailesel yatkınlık, kolesterolden zengin gıda ile beslenme önemsenmesi gereken diğer önemli risk faktörleridir. Görüldüğü gibi kan yağları yüksekliği önemli bir risk faktörü olup mutlaka tedavi edilmesi gerekmektedir.”

------------

 

Doktorlar İspanya da

İSPANYA’nın Barselona şehrinde yapılan Dünya Oftalmoloji Kongresi’ne katılan Prof. Dr. Mahmut Kaşkaloğlu’nun koordinatör ve moderatörlüğünü yaptığı “Zor Katarakt Ameliyatları” konulu sempozyum ilgi gördü. Uluslararası katılımcıların video eşliğinde katarakt ameliyatlarında problemli durumları tartıştığı sempozyumda, Prof. Dr. Mahmut Kaşkaloğlu ayrıca multifokal merceklerin seçimi ve sonrası konulu bir sunum yaptı.

Yazının devamı...

Yaz aylarında zatürreye dikkat


Hastalıkla ilgili önemli bilgiler aktaran Özel Park Tıp Merkezi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Aslı Toros, zatürre tedavisini ve zatürreden korunmanın yollarını anlattı.

AKCİĞERİN İLTİHAPLANMASI
“Zatürre (tıp diliyle pnömoni), akciğer dokusunun iltihaplanmasıdır. Bakteriler başta olmak üzere çeşitli mikroorganizmalara bağlı olarak meydana gelir. Hastalık çoğunlukla hastanın kendi ağız boğaz veya sindirim kanalında bulunan mikropların akciğere ulaşmasıyla oluyor. Normal durumlarda hastalığa neden olmayan bu mikroplar vücut savunması zayıf düşmüş kişilerde zatürre oluşturur. Dolayısı ile zatürrenin ortaya çıkmasında bulaşmadan çok kişinin vücut direncini kıran risk faktörleri rol oynar. Zatürreye zemin hazırlayan grip ve benzeri viral solunum yolu enfeksiyonları ise çok bulaşıcıdır. Öksürükle hapşırıkla yayılabildiği gibi, enfekte kişinin ağız ve burun sekresyonlarının bulaştığı, bardak, mendil, kapı kolu gibi eşyalar aracılığı ile de diğer kişilere geçebilirler.

KLİMA KULLANIMI ETKİLİYOR
Zatürre daha çok kış hastalığı olarak bilinmesine karşın, günümüzde yaygın klima kullanımı ile beraber yaz aylarında da görülme sıklığı giderek artmıştır. Yazın karşılaştığımız zatürre vakalarında her zaman görülen zatürre etkenlerinin yanısıra ‘legionella’ bakterilerinin neden olduğu tipi de (insanların su ile ve klimalar ile temaslarının daha fazla olduğu bu dönemde) yine sıkça görülebilmektedir. Halk arasında yaz zatürresi olarak da bilinen lejyoner hastalığı ilk olarak 1976 da Philadelphia’da bir otelde Amerikan ordusunun emekli askerlerinin yaptıkları bir toplantıda ortaya çıkmış ve bunun havalandırma sisteminden kaynaklandığı anlaşılmıştır.

ÖLÜM İHTİMALİ YÜKSEK
Lejyoner hastalığı ağır seyredebilen ve vaktinde tanı konmazsa ölüm ihtimali yüksek bir zatürre türüdür. Erken semptomları olan halsizlik, kas ağrıları, baş ağrısı ve kuru öksürük viral enfeksiyon tablosunu andırır. Ancak 39-40 dereceyi bulan ateş yüksekliği ve hızlı ilerleyen akciğer semptomları önemlidir. Nefes darlığı, yan ağrısı, göğüs ağrısı da görülebilir. Akciğer dışı bazı bulgular da (ishal, bulantı, kusma, bilinç bulanıklığı gibi) tabloya eşlik edebilir. Önemli olan tanının gecikmeden konması ve uygun tedavinin hemen başlanmasıdır. Bu ciddi hastalığın önlenebilmesi için bakterilerin bulunabileceği ortamların saptanması ve dezenfeksiyonu son derece önemlidir.

Yazının devamı...

Artık obeziteyi şişmanlatmayalım


 Yurttaş olarak üzerine çok şey söylenebilir. Ancak biz uzmanına danıştık. Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuğçe Tunçtürk Öncan ile konuştuk. “2018 yılında teknolojinin çığır açtığı, sağlıkla ilgili olanakların artığı, her türlü ihtiyacın karşılanmasına yönelik türlü kolaylıkların sağlandığı ve en önemlisi bilinç ve eğitim düzeyinin, farkındalıkların çoğaldığı bir nesilde obezite ve metabolik sendromun katlanarak artması gerçekten çok ilginç” diyen Öncan, bir beslenme uzmanı olarak bu kötüye gidişatın bir türlü durdurulamamasını çok üzücü buluyor.

RAKAMLARLA ACI GERÇEKLER
Toplum sağlığını yakından ilgilendiren ve nesilden nesile aktarılan bu sorun hakkında sadece uzmanların değil tüm toplumun duyarlılık sahibi olması gerektiğini ve çözüm için sorumluluk almasının şart olduğunu vurgulayan Öncan, “Ne yazık ki elimizdeki veriler bunun tam tersini söylüyor. 2000 yılında obezite 300 milyon, fazla kilolu 1,1 milyar iken, 2008 yılında obezite 400 milyon, fazla kilolu 1,4 milyara ulaşıyor. 2015 yılı rakamlarına göre obez sayısı 700 milyonu bulurken 2,3 milyar bireyi kapsayan fazla kilolular acı gerçekleri ortaya seriyor” bilgisini verdi.

KREŞ ÇAĞINDA BAŞLAMALI
“Peki, bu durumun önüne geçmek için ne yapmalı?” sorusunun yanıtını da veren Öncan, şunları söyledi: “Şahsi düşüncem yapılacak en uygun ve etkili yöntem; beslenme olgusunun kreş dönemi dahil olmak üzere çocuklara bir ders niteliğinde anlatılmaya başlanarak, müfredatlarda yerini alması. Böylece gelecek nesiller yeterli ve dengeli beslenmenin kendilerine ve topluma getirilerini, uygulanmadığı zamanlarda ise götürülerini neden sonuç ilişkisine dayalı olarak öğrenmeye başlayacak. Bilinçaltına yer eden doğru bilgiler ışığında önce kendilerine, sonra da ailelerine, çevrelerine, doğacak çocuklarına en doğru faydayı sağlayarak, toplum sağlığının gelişimine katkıda bulunacaklar. Ayrıca toplumumuzda var olan bilgi kirliliğinin kökten değişiminde de rol oynayacak en etkin mekanizma; yeterli ve dengeli beslenme dersleri ile büyüyen ve bu tohumları geçtikleri yollara ekmeye başlayan çocuklarımız olacaktır.”

Yazının devamı...

Dünyaya bir başkasının gözüyle bakmak

DOĞUŞTAN göremeyenleri, neleri görmediğini bile bilmeyenleri düşü­nürken, aklıma sonradan görme bozukluğu olanlar geldi. Onların neler göremediklerini bildiklerini ve buna nasıl yandıklarını anımsadım. Özellikle göz nakli ile dünyaya yeniden gelmiş gibi ola­bilecekler aklıma gelince boğazımda bir şeyler düğümlendi. Bu hastala­rın bir kısmının ameliyatla tedavi olmalarına en büyük engel, ölen kişinin yakınlarının göz bağışında bulunmamaları. Oysa yakınının ölümüne rağmen bir kişiye ışığı bağışlayabilmek en büyük mutluluk ve yüceliktir. Bugün ülkemizde binlerce insan ışığı görmek için umutsuzca beklemekte ve bu ameliyatı yapabilecek yüzlerce hekim ellerinde gerekli son sistem teknolojiyle (alet edevat­la) umutla beklemektedir.
Karşıyaka Göz Hastanesinden kornea uzmanı Prof. Dr. Esin Başer ve Doç. Dr. Göktuğ Seymenoğlu, bağışlanan korneayı umutla bekleyen bir hastaya taktılar. Prof. Başer şu paylaşımlarda bulundu:

EN SIK VE BAŞARILI
“Kornea nakli günümüzde tüm dünyada en sık uygulanan ve en başarılı nakildir. Bunun nedeni korneanın damarsız bir doku olması, diğer organ ve doku nakillerine göre ret riskinin daha düşük olmasıdır. Kornea dokusu çeşitli nedenlerle vefat etmiş, ancak gözü sağlıklı olan kişilerden alınır. Nakil yapılacak kişiye vericiden herhangi bir hastalık geçmemesi için vericinin kanında bulaşıcı hastalıklar (hepatit, HIV gibi), olup olmadığı konusunda tarama yapılır. Kornea dokusu ülkemizde belirli merkezlerde kurulmuş olan Göz Bankaları’ndan temin edilir. Gelişen teknoloji sayesinde vefat eden kişiden sadece kornea dokusu alınmaktadır ve gözün tümünün alınması gerekmez; dolayısıyla cenazenin görünümünde değişikliğe yol açmaz. Alınan kornea dokusu özel saklama solüsyonları içine konulur ve Göz Bankası yetkililerince bazı muayenelere tabi tutulur. Bu muayeneler sonucunda nakle uygun bulunan kornea dokusu Ulusal Organ ve Doku Nakli Sisteminde kayıtlı olan en uygun hastaya nakledilmek üzere nakil merkezine ulaştırılır ve doku genellikle bir hafta içinde alıcıya nakledilir.

DEĞİŞİKLİĞE YOL AÇMAZ
Kornea nakli ameliyatı tercihen genel anestezi altında yapılır. Ameliyatta alıcı kişinin hastalıklı kornea kısmı (genellikle merkezdeki 7-8 mm’lik kısmı) özel yöntemlerle kesilerek çıkarılır ve vericiden alınmış olan saydam ve sağlıklı kornea dokusu değiştirilir. Bu ameliyatta vericinin dokusu ameliyat mikroskobu altında alıcının gözüne çok ince dikişlerle dikilir. Kullanılan dikişler dışarıdan çıplak gözle görülemezler ve ameliyat sonrasında kişinin göz nakli olduğu dışarıdan bakarak anlaşılamaz, göz renginde de değişikliğe yol açmaz. Ameliyat sonrasında hastanın düzenli olarak takip edilmesi ve en az 6 ay süreyle kortizonlu göz damlaları gibi bazı göz damlalarını düzenli olarak kullanması gerekmektedir. Kornea nakli ameliyatı ve ameliyat sonrası takipleri kornea hastalıkları konusunda eğitimi ve deneyimi olan hekimlerce ve uygun merkezlerde yapılabilmektedir.”

Yazının devamı...

Birincil gıda yetmez ikincil de önemli

Sağlıklı yaşam ise, mümkün oldukça ciddi ve tedavisi zor hastalıklara yakalanmadan, fiziksel, zihinsel, duygusal, ruhsal ve sosyal yönlerden üstün durumda, uzun yıllar zevk alarak yaşamımızı sürdürme olarak ifade edilir. Sağlıklı yaşam aynı zamanda
kendimizden/kendi bedenimizden memnun olmayı, kendimizi iyi hissetmeyi, sağlıklı bir beden ve zihne sahip olmayı ifade eder.

BİRLİKTE OLMAZSA OLMAZ
Bütünsel Yaşam Koçu ve Psikolog Yasemin Karaçay ile ‘Sağlıklı yaşam için birincil ve ikincil gıdalarımızı’ı konuştuk.
- Sağlıklı bir yaşam için nelere ihtiyacımız var? Yediğimiz yiyecekler, kendimiz için sağlıklı gıdaları seçmek, sağlıklı bir yaşam için yeterli midir?
Doyurulması gereken ihtiyaçlarımız; yediğimiz yiyecekler ile birlikte ilişkilerimiz (eş, sevgili, çocuk, anne–baba, arkadaş..), işimiz, kariyerimiz, hayat amacımız, kişisel gelişimimiz, manevi dünyamız, fiziksel aktivitelerimizden oluşmaktadır. Benim de uygulayıcısı olduğum ekolün ve IIN’in kurucusu Joshua Rosenthal’e göre yediğimiz yiyecekler ‘ikincil gıdalar’ olarak kabul edilirken, onun dışında kalan diğer tüm ihtiyaçlarımız ‘birincil gıdalar’ olarak isimlendirilir. Elbette yediğimiz yiyecekler, kendimiz için sağlıklı gıdaları seçmek, sağlığımız ve mutluluğumuz
için büyük önem arzederken; birincil gıdalar aile yapımız, genetik yapımız, sosyal ilişkilerimiz, kariyerimiz, fiziksel aktivitelerimiz ve manevi dünyamız bizi daha çok beslemekte, desteklemekte ve yaşamımızı sıra dışı hale getirmektedir.

DENGEYE OTURTULMALI
Birincil gıdalarımızda yaşadığımız tatminsizliği, çoğu zaman ikincil gıdalarla doyurmaya çalışırız.
Mutlu bir birliktelik, her koşulda yanımızda olacaklarından emin olduğumuz yakın dostlarımızın varlığı, sevdiğimiz bir iş, dengeli bir iş–özel yaşam döngüsü bizleri sağlıklı ve yeteri kadar besin tüketme eğilimine sokar. Sağlıklı ve yeterli beslenme ile kendimizi daha zinde, daha enerjik hissederken, bu iyi hissetme hali, birincil gıdalarımız ile
aldığımız doyumu ve aynı zamanda hayallerimizin peşinden koşma gücümüzü de artırır. Sağlıklı yaşama ulaşma yolunda birincil ve ikincil gıdaları eş zamanlı olarak dengeye getirmek cok önemli.

NASIL ANLAYABİLİRİZ
* Hangi alanda/alanlarda kendinizi iyi hissediyorsunuz?
* Hangi alan/alanlar biraz dikkat ile geliştirilebilir?
* Hangi alanda/alanlarda aksiyon almaya ihtiyacınız var?
Sadece bu sorulara vereceğiniz cevaplar ile sağlıklı yaşam yolculuğuna ilk adımı attınız bile. Peki nasıl bir yaklaşım bizi sağlıklı bir yaşama ulaşmada başarılı kılar? Yaşam, iyi olanı yapmak ve zararlı olandan uzaklaşmak arasında hassas bir dengeden oluşur. Her geçen gün daha karmaşık hale gelen yaşamımızda çoğu zaman, kendimiz için iyi olanın, bizi iyileştirdiği ve dengeyi koruduğu bilgisini kullanmayı unutuyoruz. Halbuki, sağlığımıza bakış açımızı değiştirerek yaşamımızı mümkün olabildiğince kontrolümüz altına alabilir, kendi iç sesimize/bilgeliğimize ulaşarak bedenimizi dinlemeyi öğrenebiliriz.
Özetle, birincil gıdalarımızın bizi, yediğimiz besinlere kıyasla daha derinden etkilediğinin farkında olarak, birincil gıdalarımıza, beslenmenin bir yolu gibi bakmayı öğrenmek, sağlıklı bir yaşam için atılabilecek en önemli adımlardan biri... Hemen bu gün, yaşamınız için kalıcı ve olumlu değişiklikleri gerçekleştirme yolunda sizi sağlıklı tercihler yapmaktan alıkoyan nedenleri belirleyerek sağlıklı yaşam yolculuğunuza çıkmaya ne dersiniz?

Yazının devamı...

Dumansız Üniversite

BİR sağlık yazarı olarak sigara içmenin zararlarını tekrarlamaya gerek yok. Bana gelen bilgilere göre acil servislere giden, yoğun bakım ve tedavisi, yatışı gerektiren hastaların yaklaşık yarısı akciğer problemi olan hastalar. Kronik bronşit, astım, anfizem gibi sigara içmeye bağlı hastalıklar. İleriki yaşlarda nefes zorluğu ve bu hastalıklar tiryakileri bekliyor.

DÜĞMEYE BASTILAR
31 Mayıs Dünya Sigara Bırakma Günü’nde Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi ve Halk Sağlığı Birimleri, bir dizi etkinlikle ilgi odağı oldu. Rektör Prof. Dr. Necdet Budak, “Dumansız Üniversite” için düğmeye bastıklarını belirterek konu ile ilgili şu paylaşımlarda bulundu:
“Ülkemizde halkın sağlığını tütün ve mamullerinin zararlarından korumayı amaçlayan mücadelede, üniversiteler ve sağlık kurumları önemli sorumluluklar üstlenmektedir. Ege Üniversitesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı, Halk Sağlığı Anabilim Dalı ve Ege Üniversitesi Madde Bağımlılığı, Toksikoloji ve İlaç Bilimleri Enstitüsü bu konuda çalışmalar yürütmektedir.
Kurumumuzda, topluma yönelik eğitimler, sigarayı bırakmak isteyen kişilere tıbbi yardım ve teşvik çalışmaları yanı sıra şehrimizde tütün kullanmanın yaygınlığını azaltmak amacıyla izlenecek politikalarda sağlık çalışanlarının rol model olacağı bir yaklaşım planlanmıştır. Tüm yöneticilerinin tütün mamulü kullanmadığı Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde ‘Dumansız Ege Tıp İstiyoruz’ girişimi başlatılmıştır. Daha ileri hedefimiz ‘Dumansız Üniversite, Dumansız Kampüs’tür.

REHBERLİK EDİYORUZ
Dünya Sağlık Örgütü’nün tütün kontrol çalışmalarına rehberlik etmesi için önerdiği politika paketi olan ‘mpower’ içerisinde yer alan ‘tütün kullanımının takip edilmesi, insanları sigara kullanımından korumak, sigarayı bırakmak isteyenlere destek olmak, sigaranın zararları konusunda toplumun uyarılması, tütün ürünlerinin reklamlarının önlenmesi amacıyla sigaranın her türlü reklamı, sponsorluğu, tanıtımı ve marka paylaşımının yasaklanması’ kriterleri ile kurumumuza uygun stratejiler geliştirilmiştir. Ege Tıp Fakültesi’nde öğrencisi, çalışanı, hasta ve yakınları ile topyekün kurumsal bir kültür geliştirilecektir. Başta geleceğin hekimleri öğrencilerimiz olmak üzere, akademisyen, sağlık çalışanı, idari personelin kurumda sigara kullanmamaları ve sigarayı bırakmaları için çalışmalar yapılacaktır. Kapalı alanlarda sigara içmeyenleri korumak için yüzde 100 dumansız ortamların sağlanması ile birlikte açık alanlardaki pasif etkilenme riskini ortadan kaldırmak için kurumumuzda açık alanlarda da tütün kullanımı sınırlandırılacak. Tüm bu uygulamalar hastaların, ziyaretçilerin ve çalışanların sağlık hakkını önceleyen çalışmalar olacaktır.”

Yazının devamı...

Şah damarına dikkat edin

Ateroskleroz denilen damar sertliği sonucunda daralırlar veya tıkanabilirler. Bu damar yapısındaki değişiklikler geçici beyin olaylarına, bazen de kalıcı hasarla seyreden felçlere sebep olurlar. Koroner damar hastalığı, yüksek tansiyonu olan, diyabetik, yüksek kolesterol değerlerine sahip, kilolu ve sigara kullanan hastalarda damar sertliğine bağlı karotis damar hastalığı gelişme riski oldukça yüksektir. Bu hastalıklara sahip kişilerin takip ve tedavileri özellik taşımaktadır. Hastalarda vücudun yarısını içine alan güç kaybı, konuşma ve anlama güçlüğü, bir yada iki gözde ani görme kaybı, baş dönmesi, denge bozukluğu, şiddetli ve sebepsiz baş ağrıları ortaya çıkması gelecek bir inmenin belirtisi olabilir.

İNMELERİN 4’TE BİRİ
Konuyu Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi ABD Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Akın ile konuştuk. Yukarıdaki yakınmaları olan hastaların karotis damar hastalığı yönünden değerlendirilmesi gerektiğini belirten Akın, başvuruların kardiyoloji ve nöroloji kliniklerine olması gerektiğini dile getirdi. Akın, Türkiye’deki 170 bin akut inme olgusunun yüzde 25-30’unun karotis damar hastalığı ile ilişkili olduğuna dikkat çekerek, tedavi aşamasında çok disiplinli bir anlayışın benimsenmesi gerektiğini kaydetti.

----------------------

 

Yalnız yaşayanlara
yaşlı yaşam butonu

İZMİRLİ işadamı Mehmet İlerler ve Hollandalı ortağı Ingeborg Stam, evde yalnız yaşayan yaşlılar için “Yaşam butonu” ithal etti. Yaşam butonunun hayat kurtardığını söyleyen İlerler, “Yaşlı veya hasta kişiler kriz geçirdiği anda bulunduğu noktadan sadece bileğindeki butona dokunarak ailesindeki kişilere ulaşıncaya kadar cep telefonlarını arar. Cevap alamazsa çağrı merkezini arayarak hayatı kurtulur” dedi. İlerler, yaşam butonunun 1992 yılında İsveç’te çıktığını, bugün birçok ülkede kullanıldığını söyledi.

Yazının devamı...