GÜNDEM
SPORARENA
YAZARLAR
EKONOMİ

Uykusunda bile uyumayan şehir: Beyrut

İsminde bile tuhaf bir aura olduğunu düşündüğüm Beyrut’un arka mahallelerinden birinde, sarı-eski bir apartmanın üzerinde gördüğüm ¨the food dealer¨ tabelasının peşine düşmüş yürüyorum. Daha önce defalarca geldiğim Beyrut, her seferinde bir kaç tasarım dükkanı, restore edilmiş tarihi bir konak, stilize restoranlar, kütüphane – tasarımhane karışımı 3. nesil kahvehaneler, yeni açılan küçük ve tematik bir müze ile şaşırtmaya devam ediyor beni.

İşte yine aynı şey. Yine bu şehirdeki tuhaf büyünün peşinde, bu kez Eşrefiye mahallesindeki yokuşlardan birini tırmanıyorum. İstanbul’dan Güney Doğu’ya doğru indikçe değişen kokular, tatlar, renkler, dokular ve o şahane mistisizm, Beyrut’ta doruğa ulaşıyor. Üstelik şehrin kendi doğasında var olan tasarım gustosuna karışarak...

Küllerinden doğan şehir

Lübnan tarihinin en yıkıcı trajedisi 1975 ile 1990 arasında yaşanan iç savaş.

1975 yılında başlayan, 1990'a dek tam 15 yıl süren, 230 bin insanın ölümüne, 350 bin insanın yaralanmasına, 1 milyondan fazla insanın da ülkesini terk etmesine neden olan iç savaşın izlerini halen Beyrut'un tüm sokaklarında görüyorsun.

Kayak Pistinden Plaja: Baharda Beyrut

Duvarlar bu acıları resmeden grafitlilerle dolu. Yeniden yaratılıyor Beyrut. Her taraf inşaat. Eski ile yeninin birleşimi o kadar uyumlu ki, küllerinden doğan nefis bir kent var gözlerimin karşısında… Ve Beyrut şehir merkezinde itina ile bırakılmış 1 bina, (Holiday Inn Oteli) üzerindeki tüm şarapnel parçaları, kurşun izleri ve acılar ile orada öyle dikiliyor. Yürek burkan bir iç savaş anıtı gibi. Lübnanlılar baktıkça birbirlerine neler yaptıklarını hatırlasınlar diye.

Ateşkes yapıldıktan sonra Refik Hariri isminde multi-milyarder bir vatansever ortaya çıkıyor. 1992’de başbakanlık koltuğuna oturduktan sonra, Lübnan’ı bir şirket gibi halka açıyor ve topladığı fonlarla şehri ve ülkeyi adeta baştan yaratıyor. Hatta yapılan imar çalışmalarından sonra Beyrut kimilerince Haririgrad olarak anılmaya başlıyor. Gerek dünyanın en zengin adamlarından biri olması nedeniyle, gerek ailevi ilişkileri nedeniyle Lübnan’a çok büyük yabancı yatırımlar da çekiyor. Ancak başbakanlığı bıraktıktan sonra 1 yıl sonra, 2005 yılında, tam da favori olduğu genel seçimlerden önce Beyrut’ta 1 Ton TNT ile aşırı sağcı milislerce, trajik bir suikaste kurban gidiyor.

Taksiyle her yere!

Bu kez Dowton’a yakın bir otel tercih ediyorum ama Beyrut’ta hangi semtte kaldığınızın ulaşım açısından pek bir önemi yok. Çünkü Beyrut’taki tek toplu ulaşım taksi! Hiç bir taksi de taksimetre bulunmadığı gibi sıkı pazarlık yaparsan, kentin hemen her yerine 10 Dolar ya da 15 Lübnan Lira’sına kolaylıkla gidebiliyorsun.

Eğer Beyrut’la ilk karşılaşmansa, ilk izlenimin ¨bir şehir küllerinden nasıl bu kadar güzel doğar?¨ olacak sakın şaşırma. Eski nasıl bu kadar titizlikle röneve edilirken, yeni nasıl olur da bu kadar eskiye uyumlu inşa edilir? Şehir tasarımcılığı diye bir şey varsa eğer Beyrut bu tanımdan fazlası ile faydalanmış.  Öyle bir sentezi var ki, “ne kadar sakin bir meydan, nerede bu insanlar” diye düşündüğün bir sırada, köşeyi döndüğün anda kendinizi çılgın bir kalabalığın ortasında bulabiliyorsun. Ya da kulağındaki kilise çanının heybeti henüz dinmeden, bir adım atmanla Ezan sesinin müthiş huzuru içini kaplıyor.

Yeni başlayanlar için Beyrut kaça ayrılır?

Ben bir şehri sadece yürüyerek ya da bisikletle keşfedenlerdenim. Beyrut’ta taksi ucuz olduğundan ve yokuş çok olduğundan mütevellit, bisiklet olayı pek yaygın değil. O nedenle hava da ılıksa, her yere yürüyerek gitmen önerilir. Başlangıç noktamızı Downtown olarak alırsak Beyrut’u 3 bölüme ayırabiliriz.

Bölüm 1 Korniş:

Downtown’dan çıkıp denize doğru inen 5 kilometrelik ¨Korniş¨ (Kordon),

Ortadoğu’nun Paris’i: Beyrut

ünlü Güvercin Kayalıkları ve hemen üzerindeki oteller bölgesi Rauche semti.

Bölüm 2 Gemmeyzeh:

Downtown’ın da merkezi olan Martyrs’ Square’den başyarak kuzeye doğru uzanan, tasarımcıların ve tasarım kafelerinin kalbi, hipster semti Gemmeyzeh,

hemen devamındaki Mar Mikael Caddesi ve bu iki caddeden denizin tam aksi yönünde yokuş yukarı tırmanılarak ulaşılan esnaf lokantaları ve tarihi konaklarıyla ünlü Eşrefiye mahallesi.

Bölüm 3 Hamra:

Downtown’ın doğusunda yer alan bir zamanların en lüks ve havalı semti Hamra.

Şehrin en popüler mahallesi neresi?

Beyrut’un son iki yıldır en hip mahallesini keşfetmek için, Downtown’dan dalalım, Mar Mikael’den çıkalım. Madem bu yazı Hürriyet Seyahat'te yayınlanıyor o zaman gel, bu yazıda Beyrut’ta tasarımın kalbi nerede atıyor, hipster’lar nerede yaşıyor ona bakalım. Yani ikinci maddeye. Martyrs Square’deki ünlü Le Grey Hotel’i arkamıza alıp Gemmeyzeh’ye doğru yürümeye başlayalım.

İlk durak; URBANİSTA

Beyrut geceleri yaşayan bir şehir olduğu için erken saatte açılan sabahçı kahveleri az sayıda. En sevdiğim mahallelerden biri olan Jemmeyzeh’deki Wear Urvbanista onlardan biri. Fonda Ella Fitzgerald, fincanımda sıkı bir bademli moca, duvarda bir sürü dilden Beyrut kitapları ile dolu bir kütüphane. Arkadaki küçük, yeşil bahçesiyle de hem okumak, hem çalışmak için ideal.  -  Adres: Yanni building, Gouraud Street – Gemayzeh.

Açık ara Beyrut’un en iyi pizzacısı; Margherita

1959 yılında Napoli’de açılan Pizzeria Margherita, Temmuz 2008’de Beyrut Gemmeyzeh’deki Graound Street’e  taşınıyor ve olay budara başluyor.. O tarihten bu yana, Beyrutlular minicik kapısında kuyruk. Taş-ahşap fırında pişen napoliten çıtır pizzalar, ahşap servislerde sunuluyor. Sadece pizzacı değil aynı zamanda mahallenin sıkı İtalyan lokantası Gün geceye dönerken, mönüye yerel şaraplar ve çeşit çeşit margarita eşlik ediyor. – Adres: Gouraud street, Beirut, Lebanon

Tel. 00961 1 560 480

Lisa Restaurant. İkinci şubesini Paris’te açtı:

Beyrut’taki eski Fransız karakolu, son zamanların en ünlü restoranı LİZA. Eşrefiye Mahallesi’ndeki bu görkemli konakta, Orient Express trenine ait yemek takımları eşliğinde, şef Lisa Asseily’nin ahrika Lübnan yemekleri sunuluyor. Adres: Doumani Cadesi, Trabaud, Achrafieh, Beirut.

Beyrut’ta bir Meksikalı: Frida Cusine.

Mar Mikhael’den Eşrefiye Mahallesi’ne doğru tırmanırken ansızın karşınıza çıkan, 2 katlı bir Meksika restoranı. İlhamını Frida Kahlo hayranı olan ve bu uğurda defalarca Meksika seyahati yapan Beyrutlu çiftten almış. Adres: Achrafieh, Al Hayek Sector, Shukri Al Asli Sokak, Massabni Binası, Beyrut.

Tasarım ödüllü Enab:

Şehrin en hip mahallesi Mar Mikhael’deki Enab, hem atmosferi hem yemekleriyle çok başarılı. Beyrut mezelerini modern dokunuşlarla sunuyor . Adres: Geara Building, Armenia Street, Mar Mikhael, Beyrut.

Dünyadaki son gecemiz gibi partileyen mekanlar:

Yemek üstü drink: Mother Shucker

Beyrutlular en çok bu adreslere gidiyor:

Beyrut’un en iyi İstiridye ve Cin barı. Saat 22.00 itibariyle bar, sanatçılar, şairler, ressamlar, mimarlar ve şehrin popüler müdavimleriyle dolmaya başlıyor. Tabii ki Mar Mikhael mahallesinde. Adres: Nicolas Turk Caddesi, Mar Mikhael, Beyrut.

Kara tünelli MYU

8 yıl Montreal’de yaşayıp memleketine dönen şef Mourany Youssef, hayalini çok enteresan bir tasarımla gerçekleştirmiş: MYU. Bar siyah bir tünelle yemek bölümünden ayrılıyor, yemek yediğin bölüm ise tavana kadar aynalarla ve uzun şamdanlarla kaplı. Her gece farklı bir tarzda DJ performansı var. – Adres: St. Antoine Street; 961-03-33-44-76

Haydi, yer altı sığınağına; B-O18

B 018’e uğramadan Beyrut’tan dönmek olmaz. B O18, aslında iç savaş yıllarında kullanılan dev bir sığınak. İçinde 20 bin mültecinin barındığı bir karantina.  İç savaştan sonra mimar Bernard Khoury B 018'in tasarımını savaşın yaralarını kapatmak yerine, yansıtacak şekilde tasarlamış ve ortaya çok anlamlı bir bar ve gece kulübü çıkmış. Şehrin tam kalbindeki Quarantaine Meydanı’nda yer alan otoparkın içinde. Ettrafı bomboş olduğu için mekanın nerede olduğunu kestirmek önce güç. Sonra ansızın karşına çıkan merdivenlerden aşağıya indiğinde, seni yerin altında bir çift dev kapak bekliyor. Mekan açılacağı zaman mekanın tavanını oluşturan dev kapaklar açılıyor ve dev bir ayna yavaş yavaş ortaya çıkıyor. 50 derece açıyı yakaladığı zaman duruyor ve içerideki insanların dış dünyayı görmelerini sağlıyor. – Adres: Le Quarantina, +961 3 810 618

Beyrut’ta mezelerle doymayın kebapları da mutlaka tadın

Bonus:

Sabaha karşı kayıntısı, BARBAR

Ne dürümler, ne falafeller, ne kebaplar, ne tabuleleler... Karnınız aç kulüpten mi çıktınız, şehirdeki 3 şubesiyle Barbar, sabah kadar sizi bekliyor.

Fotoğraflar: GQ.com, lonelyplanet.com

Yazının devamı...

İzmir’e dünyaca ünlü bir opera yapmak ne demek?

Ve böylece, 2009 yılından bu yana “ha yapıldı, yapılacak, ay tamam bu sefer yapıyoruz” diye heyecan yaptığımız İzmir Opera Binası fısıltıları yine alevlendi.
Sekiz yıl önce Aziz Kocaoğlu tarafından müjdelenen bina, ne olduysa epey bir askıya alınmıştı. 2010’da tekrar gündeme gelmiş ve 2012’de yapımına başlandığı duyurulmuştu. Ocak 2017’de ise bu ihaleye başvuran beş teklifin de beğenilmemesi üzerine yeniden ihale açılacağı açıklanmıştı.
Gel zaman git zaman aradan geçen 8 yılın sonunda İzmir Büyükşehir Belediyesi, “Türkiye’nin opera sanatına özel” olacak ilk binasının ihalesini sonuçlandırdı. (Bu işler kolay değil, hele bir şehre yıllarca konuşulacak bir eser kazandırmayı hedefliyorsanız).


DÜNYADA İMZASI VAR
Avrupa’nın sayılı opera binalarından olması hedeflenen bina için konsorsiyumu kim kazandı biliyor musunuz? Aralık ayında ve bu yıl içinde yapılan iki ihaleyle projeyi kazanan isim Çağdan Mühendislik Müteahhitlik Sananayi ve Ticaret A.Ş. & Waagner-Biro Austria Stage Systems AG Konsorsiyumu...
Dünya ligindeki operalarla ismimiz anılabilir mi? Bu olabilir mi?
Evet, pekâla olabilir! Çünkü, Waagner-Biro’nun geçmişte Sidney, Londra, Berlin, Kopenhag, Erivan, Guangzhou, Seul, Helsinki, Viyana, Rio de Janeiro, Sao Paulo gibi dünyanın farklı uçlarındaki opera salonlarında da imzası bulunuyor.
Yani Sidney diyorum, Helsinki diyorum, Seoul, San Paolo sayın okur!
163 yıllık inşaat şirketi Waagner-Biro dört alanda uzmanlık gösteriyor; sahne sistemleri, çelik-cam teknolojisi, köprüler ve özel makineler. Şirketin geçmişten günümüze opera binalarındaki aktif rol aldığı kısım da yine sahne sistemleri. Bunun dışında köprü inşaatı ve çelik-cam yapılarla da iş birlikleri kuruyor.


HER GÜN AÇIK OLACAK
Cumhuriyet tarihinin opera sanatına özel olarak inşaa edilmiş ilk tesis unvanına sahip olması planlanan İzmir Opera Binası’nda 1435 kullanıcı kapasiteli ana salonu ve sahnesi, 437 seyirci kapasiteli küçük salon ve sahnesi bulunacak. Ayrıca prova salonu, opera bölümü ve bale bölümü yer alacak. Tesis toplamda 73 bin 800 metrekarelik bir alanı kaplayacak. Tamamlandığında ise bu salonlara ek olarak atölye, depo, hizmet birimleri otopark, idari alan gibi olmazsa olmaz alanlar da yapılacak. Ulaşım ise otobüs ve otomobil dışında doğrudan tramvayla da gerçekleştirilebilecek. Ve belki de en önemlisi İzmir Opera Binası sadece temsil günleri değil, haftanın her günü açık olacak. * Kaynak: (bigumigu.com)

Yazının devamı...

Festival gibisin, katılmak istiyorum İZMİR!

Önce harçlıklarımdan sırt çantasıyla “interrail” (gençler için ucuza trenle Avrupa turu) ardından üniversiteden mezun olup çalışmaya başlayınca maaşımla ucuz uçak bileti peşinde koştum hep. Ne uçak bulduysam uçtum, ne hostel (Avrupa’da öğrencilerin ucuza konaklayabilmesi için öğrenci yurtlarına benzer bir sistemle çalışan pansiyonlar, ama şimdi artık her yaştan insan konaklayabiliyor) bulduysam kaldım.
Belki bir küçük ev ya da bir araba parası harcadım bu 20 yıl içinde seyahate. Hala bir evim yok. Ama hiç pişman olmadım. Asla olmayacağım. Tüm bunları yaparken dünyayı görmek dışında bir amacım daha vardı. “Dünyadaki festivalleri görmek”. Ya festival bulup gittim ya da gideceğim şehirlerde o ara ne festival var diye araştırdım. Torino Çikolata Festivali’nden tutun da Hong Kong Film Festivali’ne kadar pek çok etkinliği, yerinde yaşama şansı verdi bana hayat.


Sonra geçtiğimiz hafta ulusal bir seyahat dergisi röportaj yaptı benimle, temmuz sayısı için. Sorulardan biri, “dünyada en sevdiğiniz festival hangileri”ydi. Bir anda ağzımdan hem de hiç planlamadan Uluslararası İzmir Festivali çıkıverdi.
Röportajı yapan da belli ki, dünyanın çok havalı bir şehrinden cevap bekliyor olmalıydı ki şaşırdı. “Evet ya” dedim kendi kendime. Dünyadaki en sevdiğim sanat festivallerinden biri, Uluslararası İzmir Festivali benim.
Düşünsenize, dünyanın en ünlü müzisyenlerini, orkestralarını, bale temsillerini bu şehirde izledim ben İKSEV sayesinde. Omara Portuanda’yı Çeşme Kalesi’nde, New York Flormoni Orkestrası’nı Adnan Saygun’da, Paris’te parasızlıktan, New York’ta bilet bulamamaktan gidemediğim Martha Graham Dans Company’yi evimin dibindeki Kültürpark Açık Hava Tiyatrosu’nda izledim. Hayatta daha büyük zenginlik olabilir mi?
Diyeceğim şu ki, bir Uluslararası İzmir Festivali daha geldi çattı. Programlar, konserler başladı, başlayacak... www.iksev.org sitesine girin, tüm program orada var. Bu yaz da yine festival gibisin katılmak istiyorum İzmir.

 
Festivalde kimler var?
Kimler yok ki? Örneğin büyük sanatçı Fazıl Say’a Viyana Oda Orkestrası eşlik edecek, dünyanın en ünlü dans tiyatrosu Dani Pannullo İzmir’e gelecek, 9 Haziran cuma akşamı ise Çeşme Kalesi’nde dünyanın sayılı acappella topluluklarından Alti & Bassi’yi konser verecek. Ve daha kimler kimler.

 
Bir yürek işi!
Zor günlerden geçiyoruz. Ve hemen hiç bir yabancı sanatçının ülkemize koşarak gelmeye gönüllü olmadığı bu ortamda, böyle ululsararası festivalleri kotarmak gerçekten yürek işi. Bravo Filiz Eczacıbaşı Sarper, bravo Sirel Ekşi ve helal size tüm festival ekibi...

Yazının devamı...

Bana enginarlarla gel İzmir!

Baha gelmiştir Kordon’una, Konak Pier’ine, Balçova’na, dağlarına, denizine, insanına şimdi... Hele Urla, hele enginar festivali. 26 Nisan’da önce Hürriyet yazarları #İzmiriKeşfet sloganı ile şehrin altını üzerine getirecek, sonra da ben soluğu Urla’nın çarşılarında ve enginar pazarlarında alacağım. Bakın festivalde bu yıl neler var...

Şifa kaynağı enginar, uluslararası Michelin Yıldızlı şeflerin elinde dünya mutfağı lezzetine dönüşecek. İzmir Büyükşehir Belediyesi, Urla Belediyesi, İzmir Ekonomi Üniversitesi, Reseau Delice Dünya Gurme Şehirler Birliği tarafından bu yıl 28 - 30 Nisan arasında 3’üncüsü gerçekleştirilecek Uluslararası Urla Enginar Festivali’ne dünyanın 10 farklı kentinden 25 ünlü şef, Ege’nin vazgeçilmez lezzeti enginarı yeniden yorumlayacak.
Urla Cumhuriyet ile Malgaca meydanlarında kurulacak atölyelerde, Paris, İtalya, Beyrut, Belçika, Tunus, Girit, İtalya, İsveç ve Türkiye’den ünlü şefler, vücut hücrelerini yenileyen, kolesterolü düşüren, romatizma şikâyetlerini azaltan, sindirim sistemine katkıda bulunan enginarı tariflerine katacak. Türkiye’nin En İyi Festivali ödülüne layık bulunan etkinlikte, Urla yüz binlerce kişiyi ağırlayacak.


ÜÇ GÜNLÜK FESTİVAL
İEÜ Mutfak Sanatları ve Yönetimi Bölümü Koordinatörü, Uluslararası Enginar Festivali Direktörü, Reseau Delice İzmir Temsilcisi Sırma Güven, Urla sokaklarında birbirinden lezzetli enginar yemeklerinin dünyaca ünlü eğitmen şefler tarafından yapılacağını belirterek, “Festival boyunca Urla’nın bütün sokakları atölyeler, mutfak sohbetleri, müzik dinletileri ile şenlenecek. Üç gün boyunca 65 atölye ve sanat çalışmaları olacak. Dünya Gurme Şehirler Ağı’na üye olan kentimizde festival süresince Fransa, Fas, Belçika, Tunus, Stockholm’den gelecek şeflerle Türk şeflerimiz sakız enginara kendi yorumlarını getirecek” dedi.


Enginarı hiç böyle yediniz mi?
FESTİVALE, İEÜ Mutfak Sanatları ve Yönetimi Bölümü Eğitmen Şefleri Tolga Kamiloğlu, Joseph Viola, Rudolf Van Nunen ile Wolfgag Goedl, Murat Yıldız, 2 Michelin Yıldızlı Michel Portos, Maksut Aşkar, Geovani Pollaina, Georges Dakak, Eugenie Guillermin, Issam Rhachi, Khalal Yasin, Çiğdem Seferoğlu, Aylin Yazıcıoğlu, Ahmet Güzelyağdöken, Kemal Demirasal, İzmir Aşçılar Derneği Başkanı Şamil Akşit’in tarifleriyle katılacak. Şeflerin kurulacak yerel pazardan sakız enginarlar alacağız, geleneksel ve yeni yorumlarla bize sunacaklar. Eski tarifler ve göç mutfağı atölyelerinin Urlalılar tarafından uygulamalı olarak festival süresince gençlere aktarılacak, bu tariflerin arşivlenmesi sağlanacak. Kısacası, 28-29-30 Nisan tarihlerinde haydi Urla’ya...

Yazının devamı...

Dolomit Alpleri'nde Spa macerası

Milano’dan araba ile yaklaşık 3.5 saat sürecek yolculuğa çıkarken hâlâ söyleniyordum, “’Ben kar görmemiş, sahil şehrinde büyümüş insanım (İzmir); ne işim var sizinle kayak tatilinde?” “Boş versene” dedi Carla, “Biz sana öğretiriz, kayağı düşünme, otelin spa’sı muhteşem” dedi diğeri... Aslında plana, Milano’ya bir son dakika bileti bulup dahil olmuştum, bacağını kırdığı için gelemeyen dördüncü kişinin yerine... Otel zaten ödenmişti ve tek yapmam gereken bir Milano bileti alıp arkadaşlarıma katılmaktı, öyle de yaptım. 



Dolomitler’in cennet vadisi
İtalya‘nın kuzeydoğusundaki bir sıradağ sistemi olan ‘The Dolomites’ (Dolomitler) adını bir nevi volkanik bir kaya oluşumu olan ‘dolomit’ taşından alıyor. İçinde enfes bir milli park ve pek çok kayak merkezi bulunduran tepeler, doğa sporlarından hoşlananların uğrak noktası. Ama bölgeyi dağ köyleri ve vadilerden ayıran en önemli özelliği, termal şifalı suya sahip, bünyede “Öldüm cennete geldim” hissi yaratan wellness otelleri... 

Val Gardenia’nın (Gardenya Vadisi) en popüler köyü Ortisei, deniz seviyesinden 1.236 m. yükseklikte ve civardaki en güzel, en görkemli dağ köyü. 5.700 kişinin yaşadığı köy tüm yıl boyunca, kayak, trekking, romantik tatil ve yayla turizmi yapmak için davetkâr bir yaya bölgesi. Etrafındaki oteller ve kalabalık turist popülasyonu sayesinde köyde birbirinden şık, küçük mağazalar ve irili ufaklı restoranlar bulunuyor. Ortisei Köyü’nde Val Gardenia Kayak Merkezi’ne ulaşım hem otellerin transfer aracıyla, hem de teleferiklerle yaklaşık 20 dakika sürüyor. Dolomiti Superski ve Sella Ronda, vadinin en önemli iki doruğu. Son derece dik, ancak bir o kadar da pürüzsüz... Ortisei’den sürekli çalışan shuttle’larla Val Gardenia’ya oradan da teleferik ve telesiyejlerle Superski ve Sella Ronda doruklarına ulaşılıyor. Özellikle kış sezonunda Val Gerdenia’da yapılan akşamüstü festivalleri, konser grupları ve eğlenceli partiler dillere destan. 



Tam bir sağlık oteli
Osterai Köyü’ne vardığımız andan itibaren, yol boyunca hayal ettiğim bol kalorili İtalyan yemeklerinin yerini, konakladığımız Adler Balance Oteli’nin sürdürülebilir sağlık konsepti dahilindeki düşük kalorili, yüksek lif ve protein içeren mönüleri alıyor. O anda anlıyorum ki, ben bir sağlık otelindeyim. Check-in yaptığımız andan itibaren bir süre dinlenip sağlık merkezinde buluşmayı öneren otel asistanımıza boş gözlerle bakıyorum. Az sonra bornozlarımızı giymiş olarak sağlık merkezindeyiz. 

Önce kilo, boy, kas, yağ kontrolü, derken tansiyon, kalp vs. Ölçümleri... Önümüzdeki dört gün boyunca kayak haricinde kalan zamanlarımızda, detoks, fazla kilo, stres yönetimi ve önlenmesi gibi konularda programlara tabi olacağız. Tek iyi tarafı, bunu olağanüstü manzaralara sahip bir SPA alanı, doğanın içine yerleştirilmiş bir açık termal havuz, dinlenme lounge’ları ve masaj odaları, sauna ve buhar banyolarında yapacak olmamız. 

Yemeği uzmanlar planlıyor
Hayatımda her şeyin yeniden başladığını hissediyorum. Beslenme alışkanlıklarım, sabah erkenden başlayan nefes terapileri ve yoga dersleri sayesinde nefes alıp verişimin bile değiştiğini hissediyorum Adler’de. Glütensiz ve özel diyet seçenekleriyle donatılmış kahvaltı büfesi 07.00 sularında başlıyor ama biz o saate çoktan ilk dersimizi almış oluyoruz. Otelin içindeki asansör kayak pistlerine doğrudan erişim, kayak pistlerinden de SPA ve Sağlık Merkezi’ne doğrudan erişim imkânı veriyor. 

Geçirdiğiniz günler boyunca sizin talebiniz doğrultusunda öğlen ve akşam yemekleriniz beslenme uzmanları tarafından planlanıyor. Ortisei köy merkezi ise Hotel Adler Balance Spa & Health Residenz’a beş dakikalık yürüme mesafesinde. Kısacası, İtalya’nın Kuzey Doğusu’ndaki Ortisei dağ köyü; ister kayak için, isterseniz de kendinizi bir detoks programına alıp yeni ve sağlıklı hayata başlamak için dünyadaki oksijeni en bol noktalardan biri.

Nasıl gidilir?
St. Ulrich Bölgesi ve Ortisei Köyü’ne civardaki pek çok havalimanından, araç kiralayarak ya da otellerin transfer servisiyle ulaşmak mümkün. Örnek vermek gerekirse; Bergamo Havalimanı 3 saat 10 dakika, Münih Havalimanı 3 saat 5 dakika, Innsburk Havalimanı 1 saat 25 Dakika, Salzburg Havalimanı 2 saat 50 dakika mesafede.

 

Yazının devamı...

Eylül’de adalı olmanın ilk adımı: Gökçeada

Nasıl gidelim?
Yolu sandığımdan daha kolaymış. İstanbul üzerinden gelirsen Kabatepe’ye kadar üç buçuk saatte inip oradan kalkan feribotla 1 saat 15 dakikada adadasın. İzmir üzerinden gelirsen Çanakkale’den Kilitbahir’e, oradan da kara yolu ile yine Kabatepe’den kalkan feribota geçmen gerekiyor. Ada içi ulaşımda aracınızın olması şart!

Nerede kalalım?
Nerede kalalım? Anemos: Kaleköy’de manzarası güzel, otel güzel, mimar bir çiftin tasarladığı otelde konaklamak her mevsim keyifli Kayabalı Otel: 2 yıl önce, merkeze 2 daika mesafede, tatlı bir köyün içine açılmış. Kahvaltısı güzel, temiz pak, Kuş sesleri ile uyandığınız, geceyi cırcır böceklerinin sesiyle bitirdiğiniz bir yer. Son Vapur: Eski Bademli’nin girişinde yer alan ismine vurulduğum konuk evi. Antikalar ile özene bezene döşemişler.

Nereleri görelim?
Adanın iskan köyleri malesef şekilsiz binalarla betonlaşmış. Ancak Türkiye’nin ilk Rum & Türk köyü Dereköy, Madamın dibek kahvesi ile ünlü, nefis taş evleri ile Zeytinliköy (Nassos’un krem karamelini denemeden dönmeyin), olağan üstü gün batımı ile Kaleköy ve yalnız ama güzel Tepeköy; görmeniz gereken köyler arasında.

Nerede yüzelim?

Adada pek çok bakir koy var. Ama ille de şezlong şemsiye, bir de küçük lokantalı plaj sterseniz; Laz Koyu güzel. Denizi kum, çarşaf gibi, şemsiye + şezlong 10 TL. Kendin getirirsen ücretsiz. Yuvalı plajı, Yıldız Koy ve Aydıncık Plajı diğer güzel seçenekler. Hafta sonuysa Gizli Liman’a gitmenizi önermem çok kalabalık.

Kitesurf için Kefalos Plajı: Adanın kite için en elverişli koyları Kefalos ve Aydıncık. Kefalos Plajındaki Crazy İsland Kitesurf Kulübü’nde ister malzeme kiralayın, ister ders alın isterseniz de dünyanın dört bir yanına ve tabii ki Gökçeada’ya düzenledikleri kitesurf turlarından birine katılın. www.crazy-island.com

Nerede yiyelim?


Poseidon: Yukarı Kaleköy’ün efsane gün batımı manzaralı balık lokantası. Masaya gelen her şey taze ve lezzetli, servis olabildiğince hızlı, az masaları olduğu için bir kaç gün öncesinden yer ayırtmanızda fayda var; Serhat Bey ve eşine selam söyleyin. 0553 410 34 62

Biyer Dükkan Kafe: Ege yemeği, ev yemeği, ada yemeği, can yemeği. . Nilay 3 yıl önce adaya yerleşmiş. Aşkla, sevgiyle, Adalı kadınlarla, pazardaki malzemeyle, tarla domatesi, ada otuyla mis gibi yemekler yapıyor her gün merkezdeki küçücük dükkanında. . Mis gibi kokuyor, tadı damağında kalıyor, hızını alamayıp bir gün sonra yine gidiyorsun. Oğlak yahniye ekmek, ayşe kadına yoğurt banıyorsun. Akşam yemeği de var. - 0286 887 21 17 – Diğer sevdiğim lokantalar: Marika’nın meyhanesi, Gül Hanım Mantı, Dami.

Yazının devamı...