GÜNDEM
SPORARENA
YAZARLAR
EKONOMİ

Uygulamada okumaya devam et.

Ege’nin sonbahar festivalleri


İzmir Amerikan Koleji tarih öğretmeni Sema Gür’ün göz nuru ‘Süslü Kadınlar Bisiklet Turu’ bu sene altıncı yaşını kutluyor. Bir turdan çok daha fazlası; bir farkındalık etkinliği, kadın hareketi, hepimizin gözbebeği. 22 Eylül’de kutlanan ‘Dünya Otomobilsiz Kentler Günü’ kanatları altında, yarın 60’tan fazla şehirde eşzamanlı pedala basılacak. Detaylar, mekânlar ve meydanlar için suslukadinlarbisikletturu.com’a tık tık! Bu bilgi de gurbet kuşlarına: Bakü, Bern, Köln ve Milano’da ‘Fancy Women Bike Ride’ adıyla eşzamanlı turlar yapılacak. Kendinizi, bisikletinizi en güzelinden süsleyip basın pedala...


Ajda Pekkan, Edis, Athena, Koray Avcı, Nil Karaibrahimgil, Erol Evgin, Haluk Levent, MFÖ, Selda Bağcan... Candan Erçetin, Duman, Kardeş Türküler, Yıldız Tilbe, Sıla, Sibel Can, Şevval Sam, Mabel Matiz, Kenan Doğulu, Sertab Erener... Ruha şifa sesler, yıldız isimler ekime kadar İzmir Kültürpark’ta.

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği ‘Körfez Festivali’ bu yıl iki yaşında. Dün başladı, yarın sona erecek ve konserler, gösteriler, etkinliklerle yine çok renkli, çok bereketli. İzmir Arkas Körfez Yarışı, İzmir Büyükşehir Belediyesi Kano Yarışı, Yelken Yarışları... Uzun lafın kısası körfezde yelkenler imbatla dolacak.


Ayvalık Film Festivali, ulusal ve uluslararası bağımsız filmlerin gösterilmesi için elini taşın altına koyan Başka Sinema’nın emekleri ve Kariyo&Ababay Vakfı ana sponsorluğunda 5-10 Ekim’de. Dünyadan ve Türkiye’den 40’a yakın filmin yanı sıra söyleşiler, paneller, atölyeler, konserler olacak. Gösterim ve etkinlikler için konum atıyorum: Ma’adra Binası, Ayvalık’ın tek salonu Vural Sineması, Sanat Fabrikası, Belediye Amfitiyatrosu... Ayrıca her akşam Ayvalık ve Cunda’nın çeşitli mekânlarında açık hava film gösterimleri de yapılacak. Biletler Biletiva’da 10 TL’den satışta; 65 yaş üstüne ve öğrencilere hafta içi gündüz seansı 5 TL.


Sezon bitti ama Çeşme’nin neşesi, hareketi şimdi başlıyor. Bugün ve yarın ‘4. Ovacık Tarım ve Sakız Koyunu Şenliği’, 6-7 Ekim’de ‘5. Germiyan Festivali’, 20-21 Ekim’de ‘4. Aşk Festivali’ var. Takipteyiz.


5-6 Ekim’de Eski Tamirhane Binası’ndaki ‘Felsefe Günleri’nin bu yılki başlığı ‘Felsefe ve Toplum İlişkisinde Felsefe Eğitiminin Önemi’. Herkese açık ve ücretsiz oturumlar, konuşmalar bizi bekler.


İzmir Coffee Festival, 12-14 Ekim’de. İkramlar, tadımlar, konserler, workshop’lar, spor etkinlikleri, dans gösterileri, barista şovları, yarışmalar... Biletler Biletix’te.


Buca Belediyesi ve Radyo Romantik Türk’ün düzenlediği Teknolojik Uyku Festivali’ne 3 bin 644 kişi başvurdu, kurayla 200 kişi seçildi. Bu şanslı kişiler 5-7 Ekim’de 48 saat teknolojiyle aralarına kara kedi sokacak. Telefonları, tabletleri yetkililere verip yüz yüze iletişimin ve festivalin tadına varacak.

 

Yazının devamı...

Şimdi tam zamanı

Çılgın kalabalıktan uzakta Çeşme’nin...
Hafta sonları beach’lerin son demlerini yakalanmanın, Ilıca Plajı’nda, Deliklikoy’da özgür takılmanın... Şerefe’de kadehleri herkesin şerefine kaldırmanın, Esnaf’ta felekten bir gece çalmanın, HorAsan’da lezzet fırtınasına kapılmanın, Defne Yaprağı’nın samimiyetine şapka çıkarmanın... Tarihi Rumeli Pastanesi’nde son kavunlarla sakızlı dondurma keyfi yapmanın...


Zamansız klasik Bodrum’un...
Gümüşlük’ün tadını çıkarmanın... Limon’da günü batırmanın, romantik takılmanın... Havva Ana’da en organiğinden kahvaltı patlatmanın... Mimoza’da, Melengeç’te dost sofralarına, sohbetlerine takılmanın... Marinada salınmanın... Barlar Sokağı’nda turlamanın... Havalar serinlemeden tekne turlarında ön sıraya yazılmanın...



Sığındığımız liman Sığacık’ın...
Türkiye’nin ilk sakin şehri Seferihisar’ın sade, sakin, tatlı çocuğunda yavaşlamanın, hayatı, telefonu sessize almanın... Kaleiçi’nin tarihine, nostaljisine, sokaklarına, evlerine, insanlarına kapılmanın... Teos Marina’da günü selamlamanın...
İçimizdeki Ege kasabası Urla’nın...
Bağların, bahçelerin, yerel tatların... Sanat Sokağı’nda bir kahveye 40 yıl hatır bağlamanın... Ünal Kardeşler’in katmeriyle lezzeti, sohbeti katmerlemenin... Urla Pazarı’nın coşkusuna kapılmanın... Bademler’i, Barbaros’u, Özbek’i, Balıklıova’yı, Gülbahçe’yi, Karaburun’u, Mordoğan’ı keşfetmenin...
Muhteşem ikili Ayvalık-Cunda’nın...
Arnavut kaldırımlı taş sokakların... Bu sofra başka sofra Şeytan Sofrası’nın... Sanatın yeni adresi Küçükköy’ün... Ayvalık’ın ilk kilisesi Taksiyarhis’in ve kapı komşusu Saatli Cami’nin, Zeytin Müzesi’nin... Tüm renkleriyle Antikacılar Çarşısı’nın... Rahmi Koç Müzesi’nin... Sevgilini kap çık Âşıklar Tepesi’nin... Taş Kahve’nin, çıtır çıtır Ayvalık tostunun...
Bozcaada’da ömrü uzatmanın...
Huzurun yanına bir şişe ada şarabı açmanın, bir de ada lezzetlerinden patlatmanın... Madam Liça’nın lavantalı limonatasını listeye almanın... Çıtır çıtır ada ekmeğine son domateslerden katmanın... Ayazma, Habbele, Akvaryum koylarında şöyle bir dalıp çıkmanın... Kale ve Polente Feneri’nde günbatımı keyfi yapmanın...
Ege ve Akdeniz’in kucaklaşması Datça’nın...
Can Yücel’in, şiirlerinin, evinin... Knidos Antik Kenti’ni keşfin... Şarap tadımı yapmanın, bademin hayat verdiği lezzetlerin tadına bakmanın...

Yazının devamı...

8 ADIMDA YELKENLER FORA


1- Başa saralım: Tüm hikâye M.Ö 4000’de eski Mısırlıların denize açılmasıyla başlamış. Bir kütüğün içi oyulmuş ,üzerine bez eklenmiş ve ilk yelkenli tekne vatana, millete, dünyaya uğurlu olmuş. Sonra ilk dünya turu yelkenli gemiyle yapılmış ve Dünya’nın yuvarlak olduğu ispat edilmiş. İlk yat kulübüne gelince Water Club of Cork 1780 tarihinde İrlanda’da kurulmuş. 

2- İdeal yaşı kaç? Yelpaze geniş. 7’den 70’e herkes yelken yapabilir. Ama gönlünüzde yatan aslan performans sporcusu olmaksa 7-8 yaşlarında başlamak işin ideali. Konum veriyorum; Arkas Çeşme Yelken Gençlik ve Spor Kulübü’nde profesyonel yelkencilerle 7 yaşında start veriliyor ve yıl boyu yelken eğitimleri devam ediyor. 

3 - Yelken Türk kası mı sever, baklava mı? Türk kaslılar hadi yine iyisiniz. Kilo, fizik tabii ki önemli ama yelkenci bir atlet kadar kaslı olmak zorunda değil. Uzun yarışlarda, soğuk iklimlerde vücudun yağ bulundurması da gerekiyor. Uzun lafın kısası, üşütür baklavalarınız alışamazsınız. 

4 - Eğitimler… Çocuklar ve yetişkinler için eğitimler de, dereceleri de farklı. Performans sporcularında eğitim bir ömür. Farklı sularda, farklı hava şartlarında antrenman yapılıyor. Yatçılarda ise temel, ileri ve yarış eğitimleri var. Yarışmak istiyorsanız bu eğitimlerden geçmeliymişsiniz. 

5 - Türkiye’de yelken… İlgi her geçen gün artıyor ancak gençler sınıflarında yakalanan başarıyı olimpik sınıflara taşımada sorun var. Nedeni de sporcuya desteğin az olması ve ailelerin altın bilezik kaygısı. Kulübün sporcusu Yılkan Timurşah, Avrupa ikinciliğinin ardından Belçika’da düzenlenen yarışlarda ldünya şampiyonu oldu halbuki. 

6 - Nerelerde yapılıyor? Yarışlar rota uzunluklarına göre offshore ve inshore olarak ikiye ayrılıyor. Offshore yarışlar Akdeniz genelinde, inshore yarışlar dünya genelinde yapılıyor. Ülkemize gelince… Marmara ve Ege yat ve yelken yarışlarının ev sahibi. Yarışların en uzun soluklusu Deniz Kuvvetleri Yarışı, 43 yıldır İstanbul Boğazı’ndan başlayıp Ege sularında son buluyor.

7 - Ruha, bedene şifası… Doğa ile kalp kalbe olmak, çevreye zarar vermeden çevreyle bir olmak… Daha cesur, daha kararlı, daha sabırlı, daha saygılı ve dürüst olmak… Bitmedi! Kondisyon, zekâ, irade ve özgüven gelişimi… Disiplin, motivasyon… Rekabet heyecanı… Anı yönetmek ve stratejik düşünmek… Daha ne olsun? Yelkenin ruha, bedene şifası olsun… 

8 - Pahalı bir spor mu? Yüreğinize su serpiyorum. Yelkenci olmak için illa yelken almanıza gerek yok. Bu spora hevesli, tekneli kişilerin ekiplerine +1 olabilirsiniz. Deniz kıyafetleri tabii ki bir tık pahalı. Ama gözünüz gibi bakarsanız ekmeğini 3 yıl yersiniz. Eğitim fiyatları da matematik, fizik özel derslerinden çok daha ucuz. Yani gün sonunda öyle fevkalade pahalı bir spor değil. 

 Yarıştan kısa kısa... 

* Bilenler bilmeyenlere anlatsın; Türkiye Yelken Federasyonu ve Ege Açık Deniz Yat Kulübü Çeşme Marina’nın pek çok kez düzenlediği Aegean Link Regatta geçen yıl spor ve sporcu dostu Arkas’ın adını aldı. Sloganı ve coşkuyu veriyorum; “Rüzgar ve
Deniz sizi çağırıyor!”.
Hem de 12 ay...

* İsviçre merkezli varlık yönetim şirketlerinden UBS, Huawei, Hürriyet Ailesi, Ege Medya, Arkas Aegean Link Regatta 2018’e hep destek tam destekti.

* Yarış, Arkas Holding Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Bernard Arkas’ın gözbebeği. Bundan altı yıl önce Arkas Bayk Cup yelken yarışları için buluşmuştuk. “Hayatımda ilk kez emir alıyorum” demişti. Altı yıl içinde yelken aşkı, yelkencilere desteği, emeği, umudu, gelecek nesillere inancı katlanarak artmış. Arkas-M.A.T. Sailing Team ile yarışlara katılıyor. Sporcu nesil yetişmesinde çorbada tuzu olsun istiyor. Çıtayı dünya takımlarına transfer edilebilecek yelkenci yetiştirmeye yükseltiyor.

* Zafer Bayramı’nın coşkusuyla, umuduyla başlayan ve dört gün süren yarışlara Kuşadası, İzmir, Bodrum, Mersin, Foça, Urla ve Ankara’dan 51 tekne, 500’e yakın yarışçıyla katılım geçen sene olduğu gibi bu sene de tavandı.

* Motivasyonlarına kuvvet, disiplinlerine sağlık... Çeşme- Sakız Adası rotasıyla dört günde 50 deniz mili yol alındı.

* Gündüz rekabet, akşam dostluk... Çeşme, Sakız, kapanışta Before Sunset Baech’te eller havaya parti, Ayhan Sicimoğlu ve Latin All Stars’ın on numara performansı yarışın tuzu, biberi, keyfi oldu.
mYarışın karnesi... Overall kupayı Arnes kaldırırken, Göztepe Yelken 1925 ikinci, Ladies First üçüncü oldu. Tüm tekneler, tüm yarışçılar gönüllerin birincisi oldu. Şimdi gözler 21-23 Eylül’de İzmir Arkas Körfez yarışında. 

 

 

 

 

 

Yazının devamı...

5 maddede sapyo-seksüellik

 Sapyoseksüellik ne demek?
Çiçeği burnunda bir terim. Geçen haftalarda sevgili Ertuğrul Özkök’ün köşesinden yaptığı açıklamayı hatırlayalım: “Artık hedef kitlem sapyoseksüel kadın!”. Özkök’ten aldığım ilhamla ben de merak ettim ve konunun peşine düştüm. İki Latince kelimenin aşkından dünyaya gelmiş; ‘sapien’ ve ‘sexualite’. Sapien Latincede zekâ demek. Sexualite de hepimizin malumu... Dolayısıyla sapyoseksüelin anlamı, karşı tarafın zekâsını, aklını, fikrini sevmek, ondan cinsel olarak etkilenmek, zekâsını çekici ve tahrik edici bulmak, kısacası “Ben senin zekânı sevdim” demekmiş.

Varoluşçu Jean Paul Sartre ile feminist filozof Simone de Beauvoir’ın 51 yıllık ilişkisi, entelektüel birlikteliğin sembolü gibi.
 Sapyoseksüellerin ortak özellikleri nedir?
Aptallığa dayanamayanlar, aptallıktan buz gibi soğuyanlar... Zekice yapılmış espriyi yerlere, göklere sığdıramayanlar... Öz farkındalığı tavanda olanlar... Genel kültürü kastan, fizikten, altın orandan üstün tutanlar... Kolay kolay beğenmeyenler, seçiciler... Ayrıntıcılar, mükemmeliyetçiler... Öküz altında buzağı arayanlar... Soranlar, sorgulayanlar... Toplumsal olaylara farklı açıdan bakanlar... Kalıpların dışında takılanlar... İşte nur topu gibi sapyoseksüeller...
Bir sapyoseksüeli nasıl tavlarız?
Bir kere yeterince zeki değilseniz kafadan kaybettiniz. Zekâ pırıltınız spontan olarak hayatınızın her anında görülmeli. Öyle bir defalık, rasgele zekâyla olmuyor yani. Bir sapyoseksüelin kalbine giden yol hazırcevaplardan, güçlü ifadelerden, espri yeteneğinden, -de ve –da’ları doğru ayırmaktan, popülerlikten uzak takılmaktan, selfie’ye değil akla yatırım yapmaktan, özgüvenden yani kısacası beyinden, zekâdan geçiyor.
Kadınlar daha sapyoseksüel!
Beyefendilere duyurulur. Oksijen maskenizi önce beyninize, sonra kaslarınıza takın. Kası, baklavayı da kafaya çok takmayın. Peki, sapyoseksüelliğin yaşı var mı? Her yaşta olurmuş ama insan yaş aldıkça, olgunlaştıkça artış eğilimi gösteriyor.
Son tahlilde iyi mi kötü mü?
“Sapyoseksüellikte tavan yapanlar için hayat zor be kardeşim!” diyor doktorumuz. E, haklı da! Normal yollardan uyarılıp, tahrik olmuyorsanız, etkilenmiyorsanız... Hele bir de bu devirde derdiniz beyinse, zekâysa vay halinize...

MİNİ TEST
Ne kadar sapyoseksüelsiniz?
Soruları okuyun, kendinize 0 ile 10 arasında puan verin. 0 hiç uymuyor, 10 kesinlikle bana uygun demek. Eğer kısmen uygunsa ara puanları verin. Mesela eh biraz uyuyor 2, 3, 4. Yarı yarıya uyuyor 5, 6, 7 gibi.
( 1. Harika bir vücut yerine etkili konuşma yeteneği beni cezbeder.
( 2. Dış görünüşünden ne kadar etkilensem de bir kişinin saçma
konuşmaları beni ondan uzaklaştırır.
( 3. Özel ilgi duyduğum kişiler zekâsıyla ön planda olanlardır.
Ne kadar güzel ya da yakışıklı oldukları pek de önemli değil.
( 4. Dudaklardan çıkan sözler beni o dudakları öpmeye iter.
Dolgun dudaklar umurumda değil.
( 5. İlişki yaşayacağım kişinin ilk önce zekâsına hayran kalmam
ve saygı duymam gerekir.

Değerlendirme:
40 puan ve üzeri: Evet, siz bir sapyoseksüelsiniz.
20-30 puan arası: Sapyoseksüel adayısınız.
20 puan altı: Sapyoseksüellik size uzak.

Yazının devamı...

İşte bunların tam zamanı...

1. ‘Plogging’e gönül verin
İsveççedeki ‘toplamak’ fiiliyle İngilizcedeki koşu yapmak (jogging) fiilini aynı havanda döven trende gönül verenler hem koşuyor hem de mıntıka temizliği yapıyor. Peki bizde d? Bozburun kıyılarında çöp toplayan Şebnem-Celal Çapa, kamp yaptıkları koyda plastik atıkları torbalara dolduran Neslihan Atagül-Kadir Doğulu, plajı çöpten arındıran Beren Saat, Instagram hikâyelerinde Ayvalık’ı pirüpak yapan Işın Görmüş... Dilerim liste böyle uzayıp gitsin.

2. Doğru açık hava sinemasına!
Bir yaz nostaljisi, açık ara hepimizin sevgilisi. Araştırmalar yapılsın, civarda açık hava sinemaları bulunsun, çekirdek-gazoz alınsın, eş dost toplansın ve gereği yapılsın. Kendi içinde takılmak isteyenlere de bahçede projektör, beyaz bir perde önerimiz var. Herkesin açık hava sinemasına kimse karışamaz, bu da böyle bilinsin.

3. Domatesler kavanozlara...
Anneler, anneanneler, kayınvalideler, bir bilenler doğru mutfağa... Domatesle başlansın; barbunya, bezelye, bamya, taze fasulyeyle devam edilsin. Bir kış, yaz domateslerinin lezzetlendirdiği yemekler tadından yenmesin. Son tur, son şans pazarlar es geçilmesin.

4. İçinizde kalmasın
Bayram tatilinde bolca yiyip içmiş hatta biraz pişman olmuş olabilirsiniz. Ama daha vakit süt mısır, İzmir usulü midye dolma, yengen kumru, bir lokmalık incir vakti... Ata sporu mangalı, haylaz yaz meyvelerini, ruhu çocuk dondurmayı, anne patatesini, yaz kızartmalarını, telaşsız kahvaltıları, komşu ikramlarını, akşam kaçamaklarını saymıyorum bile. Kendine güvenen diyetler, detokslar azıcık daha beklemede kalsın.



5. O kaçamağı hemen yapın
Ege olur, Karadeniz olur, Akdeniz olur... Deniz olmaz da yayla olur, püfür püfür dağ havası olur... Hiç görmediğiniz, hiç bilmediğiniz o cennet köşesi olur... Kaçamaklar yapılsın, ertelenen ne varsa ön sıralara alınsın. Hayat beklesin, iş beklesin hatta çocuklar bile beklesin. Bir kere de kendinize torpil geçilsin...


6. Kampın ateşi, yakarmış ateşi!
Hangi ateşte yanmayı dilerdiniz bilmem ama kamp yapmak bu yazın trend listesinde ilk sıralarda. Çadırınız, çadır için alet edevatınız, şişme yatağınız, bir tık kalın üst-başınız, buzluğunuz, sinek-böcek kovarınız tamamsa ver elini kamp hayatı... Muğla Kelebekler Vadisi, Akyaka Orman Kampı, Çanakkale Kabatepe Orman Kampı, Bolu Yedigöller Milli Parkı, Cunda Ada Camping rotalardan birkaçı.


7. Âşık olun
Yazın şanındandır, aşka düşülür... İlla insanın insana aşkından bahsetmiyorum. Günbatımı olur, gündoğumu olur, aniden dalgalanan deniz olun, hafif bir akşamüstü esintisi olur, cırcırböceklerinin hem sinir eden hem de huzur veren sesleri olur... Sonra, fırında kabaran kekin kokusu da kalbinizi kabartabilir. Mevzuyu sizin yaratıcılığınıza bırakıyorum.


8. Dört ayaklı canlar unutulmasın
Geldik listemizin sosyal ve vicdani sorumluluk maddesine. Belki çocuğunuz istedi diye aldınız, belki bir heves kapılıp eşinize-sevgilinize jest yaptınız... Ama kedinin, köpeğin, alınan, sahiplenilen canların geçiciliği yok. Sizin hevesiniz geçti diye sokaklara, barınaklara bırakılmasın. Vicdanın, merhametin sesine kulak kabartılsın.


 

Yazının devamı...

En tazesinden 10 bayram önerisi

1-Bayramın hakkı verilsin. Çiçek gibi giyinmek... Bayram sofralarını eşle, dostla, akrabayla paylaşmak... Yeryüzündeki ve gökyüzündeki çınarları, büyükleri ziyaret etmek... El öpmek, elden geldiğince, karınca kararınca harçlık vermek... Bir çocuğu sevindirmek, bir büyüğe hürmet etmek... Eski günleri, eski dostları, dostlukları, gelenekleri, görenekleri, değerleri, bayramları yâd etmek... “Öpsene teyzenin elini”, “Oğlum hoş geldin desene”, “Var mı birileri”, “Evlilik ne zaman” diye gençleri sıkıştırmak... “Seni de bayramdan bayrama görüyoruz” diye inceden dokundurmak... “Ölümü öp bir lokma al” diye ısrar etmek... “Bayramda küslük olmaz, öpüşüp barışın hadi” diye aracılık yapmak... Gün sonunda “Nerede o eski bayramlar”a bağlamak candır.

2-Bu kurban başka olsun... Vicdan, merhamet, paylaşmak, yardımlaşmak olsun. Sokaklar, televizyonlar, gazeteler güzel haberlerle dolsun. Sahi yorulmadık mı, yıpranmadık mı bayram günü her yanını al götüren sokaklardan, hayvanların ıstırabından? Öyleyse kurban bağışı için tek adres; Kızılay olsun. Konserve haline getirilen kurban payları ihtiyaç sahiplerine şifa olsun.

3-Kendi kavurmamı kendim yaparım diyenlere... Doğan Kitap’tan çıkan ilk kitabım, ilk göz ağrım ‘Bak Mutfakta Kim Var’dan sac kavurma tarifi geliyor.
Malzemeler: 1 kilogram kuzu eti, üç çorba kaşığı tereyağı, dört-beş adet yeşilbiber, iki-üç adet domates, beş-altı diş sarmısak, karabiber, tuz, kekik
Hazırlanışı: Yıkanmış kuzu etleri ve ayıklanmış sarmısaklar sacın içine konur, kısık ateşte suyunu çekinceye kadar pişirilir. İçine iki santimetre boyunda doğranmış yeşilbiber ilave edilerek tereyağında kavrulur. Karabiber, tuz ve kekik ilave edilir. Bulgur ya da pirinç pilavı ve halkalar halinde doğranmış domateslerle süslenerek servis edilir.

4-‘Bayram seyran’ demeyin, ‘plogging’ çılgınlığına kapılın... Malum, devir; trend devri. Her trendin askerleri değiliz ama ‘plogging’in başka. İsveç’te doğan, sosyal medyayla büyüyen bu akım; vatana, millete, dünyaya, çevreye, bedenimize hayırlı olsun. İsveççedeki ‘toplamak’ fiiliyle, İngilizcedeki koşu yapmak fiilini aynı havanda döven bu trendin takipçileri hem koşuyor hem de mıntıka temizliği yapıyor. Bozburun kıyılarında çöp toplayan Şebnem-Celal Çapa, kamp yaptıkları koyda plastikleri toplayan Neslihan Atagül-Kadir Doğulu, plajdaki çöpleri temizleyen Beren Saat, Instagram hikâyelerinden takip ettiğimiz üzere Ayvalık’ı pirüpak yapan Işın Görmüş... Dilerim liste böyle uzayıp gitsin. Yaz bitmeden harekete devam, çevreye selam.

5-Çekirdek, gazoz tamamsa yallah açık hava sinemasına! Yazın nostaljisi, bayramın neşesi, açık ara hepimizin sevgilisi... Araştırmalar yapılsın; civarda açık hava sinemaları bulunsun, çekirdek-gazoz alınsın, eş-dost peşe takılsın... Kendi kendine takılmak isteyenlere de bahçede projektör, beyaz bir perde önerisi yapılsın. ‘Herkesin açıkhava sinemasına kimse karışamaz’, bu da böyle bilinsin.

6-Çeşme mi Bodrum mu? Savaş Özbey’le tatlı tatlı atışmamızı artık herkes biliyor. 4 Ağustos tarihli Hürriyet Cumartesi’de, ‘Çeşme-Bodrum 2018’ kıyaslaması yaptık. Ben “Yeter artık, Çeşme’yi Bodrumlaştırmayın!” diye isyan ettim, Savaş oradan yükseldi; “Az Bodrumlaşsanız hiç fena olmayacak!” Gerçi sonra köşesinde okudum, o da 500 TL’lik pizzaya atıp tutuyordu. Hatta şöyle yazmış, “Bayramda tatile Çeşme’ye falan giderseniz haber verin, dördümüz beşimiz birleşip pizzaya gireriz”. Bayramda Çeşme’ye gidenler Savaş’ın eline mum diksin. Çeşmeciler, Bodrumcular kendilerini belli etsin. Hatta yaz bitmeden kendi listelerini belirlesin. Çeşme’de olanlar açık hava konserlerini, canlı performansları da ihmal etmesin.
7-O kaçamak yapılsın... Ege olur, Karadeniz olur, Akdeniz olur. Deniz olmaz da yayla olur, püfür püfür dağ havası olur, yayla havası olur... Hiç görmediğiniz o cennet köşesi olur... Bayram fırsat olsun, içinizde kalan o kaçamaklar yapılsın, ertelenen ne varsa ön sıralara alınsın. Hayat beklesin, iş beklesin hatta çocuklar bile beklesin.

8-Kamp yapmak, bu yazın ve son dakikacıların vazgeçilmezi. Çadırınız, çadır için gereken alet edevatınız, şişme yatağınız, ‘bir tık kalın’ üst başınız, buzluğunuz, sinek-böcekkovarınız tamamsa, ver elini kamp hayatı! Rotalara gelince... Muğla Kelebekler Vadisi, Akyaka Orman Kampı, Çanakkale Kabatepe Orman Kampı, Bolu Yedigöller Milli Parkı, Cunda Ada Camping...

9-Madem bayram vesilesiyle yollardayız, e o zaman yol üstü lezzet durakları da unutulmasın... Çünkü seyahatte yiyip içme yolculuğun şanındandır. Büyük jüri toplandık, sizin için çalıştık. Hürriyet Seyahat’e En İyi 10 Yol Üstü Lezzet Durağı’nı seçtik. Yarın verilecek eki kaçırmayın. Şimdiden afiyet olsun!

10- Şehirde kalanlar, evde kalanlar, konu komşuda, hısım akrabada kalanlar... Bu bayram memleketinizle bayramlaşın. Kendi şehrinizde turist olun. Mesela daha önce hiç görmediğiniz bir yerini keşfe çıkın. İzmir’de kalanlar; Foça, Mordoğan, Yassıca Ada turu yapın. Başkentliler koşun; İncek’te Club Mirador’da serinleyin. Kesmezse, Beypazarı’nda alın soluğu. Gaziantepliler bayramın hakkını hepimiz için verin, damakları şenlendirin. Zeugma Mozaik Müzesi’nde kültürünüze kültür, Dülükbaba’da sohbetinize sohbet katın. Adanalılar, Adana’nın yaz aşkı Yumurtalık’ı unutmayın. Kayserililer, Erciyes demek sadece kar, kış demek değil ya, Erciyes’i bayramda da hatırlayın.

Yazının devamı...

ATIŞMALI 10 MADDEDE BODRUM-ÇEŞME 2018 KIYASLAMASI! Yeter artık, Çeşme’yi Bodrumlaştırmayın



1 -
 “Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir” demiş Herakleitos.
Benden de tam destek. Değişim tazeliktir; candır, canandır... Çeşme’nin çocukluk günlerine, Alaçatı’nın köy içi zamanlarına tanıklık ettiğimizden, değişimin ilk yıllarında heyecanımız tavandı. Ama oteller gibi hayatlar da butikleştikçe, evler gibi kalpler, ruhlar da taşlaştıkça... Bahçelerde sohbetler tükenip kalabalık mangal sofralarından el ayak çekilince... Evimizin önündeki deniz ‘beach’ olunca... Ezcümle Çeşme Bodrumlaştıkça... İyot kokusuna kebap kokuları karıştıkça... E haliyle bizim de, Çeşme’nin de, Alaçatı’nın da tadı kaçtı. Tamam, değişmeyen tek şey değişimin kendisidir ama bu kadarı da gına getirtti, “Pes!” dedirtti.

2 - Değişim dediğiniz sadece otelle, plajla, mekânla, club’la olmadı elbet.
Eğlence anlayışı da değişti, değiştirildi. Eskiden eğlence neydi? Eğlence sanattı, eğlence müzikti, sohbetti, lezzetti. Her şeyin ve herkesin bir sınırı, bir kalitesi vardı. Şimdi? Bir davul-zurna var, sanırsın asker uğurlaması! Eğlence dansöz oldu, gazino oldu, mekânlarda eller havaya oldu, bangır bangır müzik oldu. Sonra herkese bir kendini kaybetme hali, “Burada olan burada kalır” kafası geldi. Eğlence demek, avazınız çıktığı kadar bağırmak, dağıtmak, dağılmak değil. Alaçatı’da unutulan, unutturulan bir hayat var. Tüm eğlencenin, gürültünün ve çemberin dışında kalan. Saygı, sadece birazcık saygı... Hem kendimize hem de Alaçatı’ya...

3 - Müziğin fendi mekânları yendi... Alaçatı Turizm Derneği’nin hayat verdiği #alacati75desibel projesi son kalemiz, umudumuzdu. Eğlence olacaktı ama huzur da olacaktı. Kulaklarımız yangın yeri değil, bayram yeri olacaktı. Peki, sonuç? Mekânlar müzikle, müzik mekânlarla yarışa girdi. Filler tepişir, çimenler ezilir hesabı, olanlar yine bize, yerlisine, Alaçatı’ya, Çeşme’ye oldu. Hepimize geçmiş olsun. Geçerse tabii.

4 - Arnavutkaldırımlı seyyar sokakta... Ah biri dili olsa da bir konuşsa... Anlatırdı masumca seyyarları bana... Mısırcısı, turşucusu, baloncusu, pamuk helvacısı... Ne ararsanız, kimi ararsanız almış tezgâhını koşmuş Alaçatı’ya. Antikacılardan, Alaçatı’nın ruhuna ayna dükkânlardan, dost yüzlerden, dost sohbetlerden eser yok şimdi.

5 - Adım atabilene aşk olsun... Biz eskiden de Alaçatı sokaklarında itiş tepiştik...

Kimimiz ezilme tehlikesi atlatır, kimimiz kurtulur, olan yine ayaklara olurdu. Ama bu kadar da değildi! Alaçatı sokakları hangi ara bu kadar kalabalıklaştı? Hangi ara böylesine istila edildi? Bir gece uyumak ve şöyle bir Alaçatı’ya uyanmak istiyorum: Sıra bekleyerek değil salınarak yürüdüğümüz... Ağız ağıza değil rahat rahat yemeğimizi yediğimiz, sohbetimizi ettiğimiz... Alaçatı’nın ruhuna, bedenine, sokaklarına zarar vermeden, kırmadan, incitmeden yaşadığımız, yaşayacağımız bir Alaçatı’ya uyanmak istiyorum. Alaçatı Bodrum değil, Yunan adaları hiç değil!

6 - Topuklularla seke seke geçenlerden, full makyaj, full kostüm beach’lere, mekânlara akanlardan, abartıdan, şatafattan siz de benim gibi topuklayanlardan mısınız? Islak saçlara, sıfır makyaja, tiril elbiselere, yalınayaklara selam olsun... Alaçatı’nın sonbaharını iple çekenlere de sabır olsun...

7 - Ağzımız yanıyor ama biz yine yoğurdu üfleyerek yemiyoruz.
Bir yemeğe bir maaş kilitlemeden rahat edemiyoruz. Fiks mönülerle keyifleri de fiksliyoruz. 500 TL’lik pizzalarla kendimizden geçiyoruz. Girişiydi, çıkışıydı, yemesiydi, içmesiydi derken asıl ‘happy hour’ları kart ekstrelerinde yapıyoruz. Yine de hiçbir şeyden geri kalmıyoruz. 

8 - Oteli geçtim; beach, mekân, kahvaltı, öğle yemeği, akşamüstü drink’i ya da akşam yemeği... Rezervasyonsuz asla hiçbir yere gidilemiyor! Hatta artık telefonla falan da değil. Rezervasyonlar da internet üzerinden
online olarak yapılıyor, daha baştan kaparosu alınıyor.

9 - Kendime soruyorum; eşe, dosta soruyorum; “Alaçatı son bir yılda nasıl bu hale geldi? Nasıl bu kadar yıprandı, yıpratıldı, dejenere oldu? Kalabalıklar içinde nasıl bu kadar yalnız bırakıldı?” Ama benim hâlâ umudum var. Yeniden el ele vereceğiz, Alaçatı’nın, Çeşme’nin gözyaşını sileceğiz.

10 - Son söz Çeşme-Alaçatı’da: “Eski günleri özlüyorum...
Site hayatını, komşuluğu, denizin sakinliğini, yanık tenli, aheste akşamları, ilk dostlukları, arkadaşlıkları, aşkları... Akşam serinliğinde çarşıyı, Ilıca’yı turlamayı... Acıkınca lokmayla, midyeyle, kumruyla bayram yapmayı... Geçecek. Eski günler geri gelecek. Gelecek değil mi?”

Yazının devamı...

Köyler sizi çağırıyor

Tası tarağı toplamak için 8 neden


Biri organik mi dedi... Meyvenin, sebzenin, doğanın, doğalın, gezen tavuğun, serbest tavuğun ta kendisi... Dalından, toprağından şifayla, afiyetle...
İşleyen demir ışıldar... Parlamaya hazır olun! O hayalini kurduğunuz köylerde, küçük sahil kasabalarında herkes zanaatkâr, herkes marangoz, tamirci, boyacı, inşaatçı, emekçi... Yani her iş ellerinizden öper.
Hep öğrenci tam öğrenci... Emeklilik hayalleri şehir işi. Doğal hayata gelince doğal hayatın emeklisi, mezunu, mezuniyeti yok. Burada hep öğrencisiniz. Her gün yeni bir şey öğrenmeye hazır mısınız?
Üçü bir arada... “Şehrin kaosu, kıyameti, gürültüsü, trafiği sizin olsun” diyenleri sadeliğe, sakinliğe, samimiyete alalım. Doğanın sadeliğine, sakinliğine, insanının samimiyetine doyalım.
Para dediğiniz ne ki... Paraya tamam, takasa devam... Tamam, para da olacak ama hayatın kalbinde değil kıyısında, köşesinde olacak. Biri size süt verecek, siz ona yumurta. O sizden un alacak, siz ondan yağ.
Doğanın egosu yok... Doğa yarışmaz, doğa savaşmaz, doğa depresyona girmez, surat yapmaz, arkanızdan iş çevirmez... Hayvanlar da öyle. Haliyle üzülmezsiniz, gücenmezsiniz, sendroma, depresyona girmezsiniz...
O eski bayramlar bulundu... O eski günler, değerler, sevgiler, dostluklar, heyecanlar bulundu. Vicdan, merhamet, saygı bulundu! Burnunuzda tüten, tadı damağınızda kalan ne varsa o köyde, o küçük sahil kasabasında.
Karar verildiyse, gereği yapılsın... “Hevestir geçer... Sen yapamazsın oralarda! Bir-iki gün izin al, durduk yerde icat çıkarma!” diyenlere kulaklar kapansın. Arananın değişiklik değil, değişim olduğu büyük harflerle yazılsın.

Bu da buzdağının alt kısmı

“Bu sadece masum bir istek mi? Yoksa bir sendromun habercisi mi?” Uzman psikolog Cevher Sönmez’e sordum:
İnsan anlaşılmadığını düşündüğünde, kaplumbağa misali kabuğuna çekilir ve bulunduğu yerden yavaşça uzaklaşırmış. Ve her gidiş bir mesajmış: “Beni anlamıyorsunuz!”, “Yanımda değilsiniz!” Uzman psikoloğumuza göre işte bu yüzden birçok sanatçı, oyuncu, ünlü, ünsüz bulunduğu ortamdan, şehirden uzaklaşmayı tercih ediyormuş.
Bir yerden ya da birilerinden kaçma, gitme isteği ‘stimul-reaksiya’ denilen etkiye-tepki prensibinin karşılığıymış. Fernweh ve drapetomania gibi sendromlar da bu durumdan beslenirmiş. Yani uzaklaşma isteği, her zaman sandığımız kadar da masum değilmiş. Köküne, temeline dikkat dikkat!
Gitmek isteyenlerin genellikle aidiyet duyguları zayıf olurmuş, kendilerini içinde bulundukları ortama, gruba, şehre, ülkeye ait hissetmezlermiş. O zaman aidiyetimize kuvvet, ruhumuza sağlık...
Gitmek her şeye şifa mı? Değilmiş elbet. İnsanın kalbinde, ruhunda götürdükleri en büyük esaretiymiş. En kıymetlisi giderken kendimizden, içimizden, ruhumuzdan gitmemek...

HANGİ ÜNLÜ NEREDE?


Şarkıcı Ege şehrin gürültüsünden uzak Bodrum Güvercinlik’te, ormanın içinde ağaçtan bir evde...
Yeni hayatıyla hepimizin kalbini ısıtan beş köpeği, bir atı ve eşeği ile teknolojisiz hayatın tadını çıkaran Özlem Tekin Milas’ta...
Oyuncu Aslı Tandoğan İstanbul’un hem içinde hem de dışında, Riva’da...
Hayko Cepkin... O artık Kuşadası’nın yerlisi...
Yılmaz Erdoğan... Köyceğiz’deki evi, hayatı, organik tarım aşkı...
Çocuklu ve mutlu Özgü Namal Kaş’ta...
Oyuncu Yeşim Büber belki de en özgür ünlülerden; yaz-kış teknede...
Bir başka Bodrumlu oyuncu Esra Akkaya...

Gidelim buralardan diyenler için alternatif rotalar


Ayvalık’ın ruh ikizi ama çok daha sadesi, sakini Dikili Bademli...
Doğası, denizi, mis gibi havası, lezzetleri ve insanlarıyla Karaburun, Mordoğan, Balıklıova...
Küçük, sessiz, sakin bir Egeli... Üstelik son derece beyefendi... Kalbimize sığdırdık Sığacık...
İçimizdeki Ege kasabası... Son yılların gözde durağı, elinizi çabuk tutun derim Urla...
Hayat ve hayal listenizin liste başı Çanakkale Sokakağzı...
Muğla’nın en sakini, doğasıyla, havasıyla gönülleri ve hayalleri fethedeni Köyceğiz...
Bodrum’un emeklilik ve huzur köşesi Mazı...
Kaş’ın en güzeli, en keyiflisi, en Meis manzaralısı Çukurbağ...
Kalbimize, ruhumuza, hayallerimize ilham olsun diye Seferihisarlı Akarca, Kuşadası’ndan Güzelçamlı, Ayvalıklı Badavut...

 

Yazının devamı...