GÜNDEM
SPORARENA
YAZARLAR
EKONOMİ

Uygulamada okumaya devam et.

En ‘baba’ laflar

BABA OLUNCA ANLARSIN

“Neden? Niçin? Nasıl?” üçlüsünün kafadan cevabı. Açık ara liste başı. Sözde empati, özde maçı kurtarma. Tam siz baba olunca anlayacağınıza inanmışken, hop ikinci hamle gelecek...

HEP ANNENİN TARAFINI TUT ZATEN

Cümle böyle başlar, “Bu çocuğa hep sen yüz veriyorsun”, “Aynı annesinin kızı/oğlu” ile devam eder. Atara atar, gidere gider durumudur. Tavsiyem, bu toplara hiç girmeyin.

SEN BULMUŞSUN BENİM GİBİ BABAYI

Yapılacak tek hareketi söylüyorum: Öpüp başınıza koyacaksınız. Gereksiz kibir, gereksiz kıyas, gereksiz ergenlik yapmayın. Bir yetişkin babanın olmazsa olmaz ihtiyacı övgü, övgü ve yine övgü. Övünüz, seviniz, sayınız ve her fırsatta pohpohlayınız. Kilit cümleleri veriyorum: Aslan babam, canım babam, baba gibi baba, babanın dibi!

BABAYA CEVAP VERİLMEZ

Taş olursunuz, taş! Cevap verecekseniz de “Peki babacım, tamam babacım, sen bilirsin babacım, sen haklısın babacım”dan dışarı çıkmayacaksınız. Hızınızı alamazsanız bir çay koyacaksınız, yanarlı, dönerli meyve tabağı yapacaksınız. İlla ki babaların gönlünü yapacaksınız.

BANA DA GÖSTERSENE ŞUNU

Kesmeyin şu babaların önünü. Açın, açılın... Belki bir fenomen doğacak, yeni bir ‘YouTuber’ doğacak... Facebook’tan Almanya’daki akrabaları bulacak, arama motorlarına ilk aşkını soracak...

HELE Bİ O GÜN GELSİN BAKARIZ

Fallardaki ‘üç vakte kadar’ın babacası, bir nevi erteleme politikası. O gün gelir mi gelmez mi bilinmez ama umut güzeldir. Umutlanınız... Babaları ha bire “O gün geldi mi gelmedi mi?” diye sıkıştırmayınız, bir nefes aldırınız.

NE PARASI? DAHA YENİ VERDİM YA

Hani “Kadınlar unutmaz... Kadınlar arşivcidir...” derler ya, sadece kadınlar değil, erkekler de unutmaz. Hele babalar verdikleri parayı hiç unutmaz. Bir hafta önce de verseler, daha dün gibidir. Üstelik para hesabı yılan hikâyesidir: “Ne yapacaksın o kadar parayı? Verdiğim para neyine yetmiyor? Yine mi para! Hadi al şu 50’yi, 20’sini geri getir...” İleri matematik, ikna ve iletişim gerektirir. Ata sporudur babadan-oğula devriyle bilinir.

DAHA TAKSİTİ BİTMEDİ

Ekonomi yönetimine kaldığımız yerden devam. “Ne alındı? Kaça alındı? Kaç taksitle alındı? Banka ek taksit verdi mi, vermedi mi? Taksitler bitti mi bitmedi mi? Taksit üstüne taksit mi bindi?” Liste böyle uzayıp gider ve gün sonunda söz, “Daha taksiti bitmedi!” ile biter. Babadan yeni bir şey isterken, hafızaları hep meşgul eder.

SEN ADAM OLACAKSIN DA

Babanız da görecek... Şimdi bir de bardağa dolu tarafından bakalım. Şair burada ne demek istiyor? Şair burada hayat motivasyonu yapmak istiyor, hırslandırmak istiyor. “Acı yok Rocky!” diyor. Surat yapmayın, tavır yapmayın, yaşam koçu babalara kulak kabartın.

ÜZÜLME GÜZEL KIZIM/OĞLUM, CANIN SAĞ OLSUN

Listenin en kıymetlisini en sona sakladım. Daha başka söze gerek var mı? “Üzülme güzel kızım/oğlum, canın sağ olsun!”dan daha büyük şifa var mı? Baba demek dağ demek, liman demek, güven demek... Sırtını, omzunu, ömrünü koca bir çınara yaslamak demek...

Gölgesinde hayat bulmak, kök salmak, çiçeklenmek demek... Baba demek öpülecek el demek, bayram demek... Yeryüzünde ya da gökyüzünde tüm babalara selam olsun... Bayramları, Babalar Günleri kutlu olsun.


Yazının devamı...

Euro’ya inat alternatif tatil rehberi

Ata sporu balkona çıkmak:  Listenin en cep dostu. Aynı zamanda ruh doktoru. Sabah, öğle, akşam bir başkadır güzelliği. Euro’ya nispet bu yaz en çok balkonlarda ikamet edin. Balkonlar diyorum; eş balkonu olur, dost balkonu olur, akraba balkonunda gıybet olur. Çıkıntı olsun, havadar olsun, sohbet olsun, dostluk olsun, bir de gölge olsun, kıyısından köşesinden deniz de görüyorsa ne âlâ... Başka ihsan istemem, istemeyiz!

Dededen toruna, babadan oğula mangal:  Madem ata sporlarıyla başladık, çalıştığımız yerden devam. Mangal Türklerin şanındandır. Sırttan atlet, ayaktan terlik, elden mangalı yellemek suretiyle kartonlar eksik edilmesin. Rotaları veriyorum: İzmir’den Karagöl, Yamanlar Dağı, Sasalı, Çiçekliköy. İstanbul’dan Tayakadin, Polonez Park, Şamlar Tabiat Parkı, gözü yükseklerdekilere Aydos. Başkentten Çınaraltı, Mogan, Antalya’dan Sarısu, Ordu’dan Boztepe, Gaziantep’ten Dülükbaba...

Ne güne duruyor halk plajları?: Yaz günü yüzmek hepimizin hakkı. Şezlongu, şemsiyesi ücretsiz, yemesi-içmesi evden, organik olsun. Meyveler, sular çantaya atılsın... Çoluk, çocuk maaile hafta sonu keyifler yapılsın.

Hepimizin gönlünde yatan aslan Ege kasabaları:  Bir devrin ve muhtemelen gelecek devirlerin emeklilik hayali. Emekliliğe çok varsa, euro halay başıysa ver elini Ege kasabaları. Şimdilik ömürlük değil, konar-göçer günübirlik, sezonluk olsun. Hayaller önümüzdeki maçlar ve emeklilik olsun. Sağ baştan sayıyorum: Biz eskidi demeden eskimez Eski Foça... Yavaşlayın, yavaşlatın Sığacık... Her mevsim en şirin Şirince... Sade ve sakin Karaburun, Mordoğan... Belki bir gün dikili ağacımız olur diye Dikili... Şimdi tam zamanı Datça... Ege’nin Maldivleri Bademli... Tadından yenmez Ayvalık, Cunda...

Bir sosyalleşme aracı olarak memleket: “Memleket neresi hemşerim?”, “Nereden?”, “Neresinden?”, “Kimlerden?” Bir sosyalleşme aracı olarak memleketin az ekmeğini yemedik. Şimdi hem vefa borcu ödeme hem de memleketle, hemşeriyle, uzak-yakın akrabayla  kucaklaşma zamanı. Euro-TL hesabı yapmadan, yapılmadan gönüller dolsun, valizler dolsun, memlekete, aidiyete doyulsun. Sıcak diye ağız burun yapanlar şifayı dam uykularında bulsun.

Şehir kazan siz kepçe: Küçük-büyük esnaf, tatilsiz çalışanlar... Panik yok! Sona kalan dona kalmadı, sona kalan şehre kaldı. Karpuz kabuğu denize düşüp millet plajlara üşüşünce şehir de size kaldı. Artık ağırlayın birbirinizi. Akşamüstü park olur, bahçe olur, çimen olur, tekere kuvvet bisiklet şahane olur. Sinema püfür püfür serin olur. Açık hava konserleri mevsimin bingosu olur. Şehrin tarihi köşeleri olur, kültür olur. Müzeleri kovalarsanız, havalı olur. Her şeyin alternatifi bulunur, alternatif tatil tüm ceplere fevkalade olur.

 

Yazının devamı...

İzdivacın şifreleri



Evlendik, evlenemedik

Sevgili ‘evlenmeyenler’, önce dilimizi ve kafamızı değiştiriyoruz: ‘Evlenecek kadın/erkek yok’lar, ‘nasip’ler, ‘kısmet’ler kapı dışarı. Ve çok değerli ‘evlenemeyenler’; zahmetsiz, stressiz, endişesiz ilişki aramayı rafa kaldırıyoruz! İlk adımı atmanın da tanışmanın da sorumluluğunu alıyoruz. Kaygılarımızla yüzleşiyoruz. Yüksek beklentileri törpülüyoruz. Egomuzu değil ruhumuzu, sadece gözümüzü değil aynı zamanda gönlümüzü doyurana yöneliyoruz.

Evlendik, anlaşamadık
Evlendiniz. Bu defa da her hatanın peşine düştünüz, hassas noktalara şakalar yaptınız. Zihnen de bedenen de temas kurmadınız. İltifattan kıstınız. Merak etmediniz, sahiplenmediniz, destek olmadınız. Olduğu gibi kabul etmediniz. Fedakârlıkla ödün vermeyi birbirine yedirdiniz. Ekip değil rakip oldunuz. Özür dilemediniz, hata kabul etmediniz. Özel günleri önemsemediniz... Ama faturalar ödendi, çocukların ihtiyaçları karşılandı, ev sorumlulukları yerine getirildi. Peki mutlu musunuz? Değilsiniz! “İyi evlilik, herkesin kendini huzurlu, mutlu, güvende hissettiği bir sistemdir” diyor Serhat Yabancı. Hayat gibi evlilikte de yatırım, çaba, istek, niyet, paylaşım gerekiyor.



Aldatıldık

Her anlamda iletişimi koparmalı. Koparılamıyorsa net sınırlar koymalı. Sorular şelale: “Bana bunu neden yaptı? Ben bunu hak edecek ne yaptım?” Cevaplar zihni berraklaştırsa da, ne kadar detay, o kadar yara. “Bir daha aldatılırsam nedensiz ve mazeretsiz olarak, hangi durumda olursam olayım ayrılacağım! Bunu net bir dille ifade edip sınırlarınızı çizmelisiniz” diyor Yabancı.

Affettik, affedemedik
Gönlünüzde yatan aslan affetmekse liste başı, deneme süreci yani ‘demo ilişki’. Bu süreç karşınızdakinin sevgisini, emeğini, sizi ne kadar isteyip istemediğini ölçermiş. Tabii sizin de onu affedip affetmeyeceğinizi... Sürecin olmazsa olmazı iletişim. Konuşun, hiçbir şey yokmuş gibi yapmayın. Bu dönemde aldatan, kaybetme korkusuyla mükemmeliyet maskesi takabilirmiş; hediye, tatil, ilgi bombardımanına tutulabilirmişsiniz. Hemen yüz göz olmamak da listede yerini alsın. Bu arada eş dostla paylaşımlara da dikkat; kararınız affetmek olabilecekse dilinizin kemiği olsun.


Mona Yayınevi 266 sayfa / 20 TL

Ayrıldık, ayrılamadık
Çözüm girişimleri başarısız olduysa önce ayrılık fantezileriyle vedalaşın. “Acısız olsun, el sıkışıp gidelim, çocuklar etkilenmesin, ailem üzülmesin...” Şarkıda dendiği gibi, “Böyle ayrılık olmaz”; ayrılık dediğiniz sancılı olur. Kararınızı sonuçlarına değil, nedenlerine göre değerlendirin. Yeni bir hayat, uygun bir taziye süreci, geçmişten ders çıkarıp geleceğe yönelme; hepsi sizin elinizde. Açık, net, kararlı olun. Ayrılığın başı da sonu da dürüstlük.

Yazının devamı...

Bedene şifa, ruha deva: Hoşgeldin Ramazan!

Ramazan demek iki büyük öğün demek değil. Sahura kalkmamak, uykunun daha doyurucu olduğunu sanmak büyük yanlış. Sahur mönüsüne gelince... Çok tuzlu yiyecekler susatacağı için peynirin, zeytinin az tuzlusu, yumurta, menemen, omlet, salata, ceviz, badem, fındık... Yani tok tutacak bol lifli, sağlıklı yağdan zengin, protein veren yiyecekler... İftarda da soğuk yaz çorbaları, 15-20 dakika moladan sonra hafif bir ızgara, belki bir sebze yemeği, olmazsa olmaz kuru bakliyatlar, iftar sofrasında değil ara öğünlerde de meyve ve sütlü tatlı...
◊ Elinizi ve bardağınızı korkak alıştırmayın. Ama sadece suyla susuzluğunuzu gidermeye de kalkmayın. Papatya, melisa, rezene çayları, mineralli sular, şekersiz kompostolar, hoşaflar... Bir de tabii kafein tüketimini minimuma indirmek gerekiyor.
◊ İftar sonrası rehavete kapılmazsak eşi dostu alıp yürüyüşlere çıkarsak şişmeyiz, kilo aldık diye de milleti şişirmeyiz. Doktorumuzdan bir de küçük not; kaslarımızın yağ yakımı yalnızca yürüyüş sırasında değil sonraki üç-dört saatte de devam edermiş. 45 dakikalık yürüyüşler hem ramazanın hem de hayatımızın bir parçası olsun.
◊ Metabolizmayı nasıl hızlandıralım? İftar sonrası yürüyüşlerle metabolizma zaten titreyip kendine gelecek. Öğün aralarında yeşil çay, içeceklere, yiyeceklere tarçın, yoğurt, kefir, yumurta, avokado, Hindistancevizi yağı da metabolizmanın benzini görevini görecek.



Beden tamam,
ruhu nasıl arındıralım?
◊ İnsülini nasıl dengede tutacağız? Özellikle sahurda tok tutar sanıp ekmeğe, pideye, poğaçaya düşerseniz vücuda insülin pompalarmışsınız, doktorumuzdan söylemesi. Artan insülin salgısı daha günün erken saatlerinde şekerinizi düşürüp orucunuzu kâbusa çevirirmiş, aman diyeyim! Rafine karbonhidratlar ‘cıs’! Tatlı yerine meyve artık hepimizin bildiği... Ve tabii çok çok, hızlı hızlı değil, küçük lokmalar halinde, uzun uzun çiğneyerek...
◊ Doktorumuzdan kulaklara küpe... Kronik bir rahatsızlığı, özellikle de şeker ve kalp-damar sistemi hastalıkları olanlar önce doktor; sonra oruç. Doktorunuzun kapısını çalmadan oruç tutmamalıymışsınız.
◊ Oruç başına vuranlar bu madde de size... Sadece aç kalmakla, bedeni arındırmakla iş bitmiyor. Ruhu temiz tutmak işin özü. Hırslarımızı, egolarımızı törpülemek, kötü konuşmamak, kötü düşünmemek, koşulsuz sevmek, sevilmek, anlaşmak, kaynaşmak... Ama özellikle de paylaşmak... Çünkü paylaşmak ruhumuzdaki bencilliğe şifaymış. Bornova Belediyesi’nin makamlarötesi başkanı Olgun Atila’nın hayat verdiği iki proje bana ışık oldu. İhtiyaç sahiplerinin aylık erzaklarını, gıda, giyim ve temizlik ürünlerini seçip alabildikleri Dost Market ve üniversite öğrencilerinin hayat koşullarına tam destek olan Dost Kart. Dost Market’te para geçmiyor. Alışverişlerinizi Halk Kart’ınıza yüklenen kredilerle yapıyorsunuz. Dost Kart’la da ‘Dostkart’ amblemi olan yerlerden indirimli alışveriş yapabiliyorsunuz. İyilik kalbinizde, içinizde, çevrenizde ve hatta mahallenizde, belediyenizde... Ramazanın bedene ve ruha şifa olması dileğiyle...

Yazının devamı...

Doğru zeytinyağını seçme rehberi

Kaliteli zeytinyağının yolu kaliteli zeytinden geçiyor. Yani artık üzümünü ye, bağını sorma ‘out’, zeytinyağını ye zeytinini sor, ağacını sor, memleketini sor ‘in’. Kristal Yağları Genel Müdürü Christopher Dologh diyor ki; “Üretici üretimin her anında olmalı. İdeal hasat zamanını belirlemek, bekletmeden aynı gün sıkım yapmak, yağhanelerle, lokal üreticilerle iletişimde olmak, modern tesislerde teknolojinin nimetlerinden faydalanmak çok önemli.” Ayrıca zeytinyağının ürün menşei, barkodu ve gerekli kalite belgelerine sahip tesislerde üretilip üretilmediğine de dikkat dikkat...

Boşuna demiyorlar; zeytin işi, şarap işi. Artık şarap gibi zeytinin de, zeytinyağının da meraklıları, eksperleri, ‘oleolog’ları var. Zeytinin duyusal kalitesi, tadı, kokusu, farklı tip zeytinliklerden çıkan yağların sınıflandırılması, uygun lezzetlerle eşleştirilmesi... Hepsi onlardan soruluyor. Söylediklerine göre; renk, koku ve damakta bıraktığı tadın aroması, yakıcılığı ve burukluğu önemli. Çimen, çağla, badem kokularını taşıyorsa, özellikle natürel sızma zeytinyağı dilinizde, boğazınızda yakıcılık hissi bırakıyorsa, damağınız da hafiften burulduysa o zeytinyağı tamam demektir. Tadı sirke gibiyse, bayatsa, odunsuysa, küf kokuları varsa sakince o elinizdeki yağı yere bırakın, aman diyeyim!

Şişenin ağzı kapalı olmalı ve tamamı doğrudan ısı, ışık almamalıymış. Teneke de olurmuş ama saklamak için ideali koyu renkli, dar boyunlu cam şişelermiş. Ayrıca kulaklara küpe; zeytinyağının raf ömrü 18-24 aymış. Plastik şişelerse en büyük düşmanıymış.

Ege, Marmara, Balıkesir, Edremit, Ayvalık derken 17 milyon zeytin ağacıyla Hatay da yarışa girdi. Kristal Yağları, Üreticileri Geliştirme ve Bölgesel Lezzetleri Koruma Projesi kapsamında Hatay’ın nadide zeytini ‘saurani’ için harekete geçti. Öğrendim ki; saurani zeytini Altınözü’nde hayat buluyormuş, meyveleri yağ bakımından çok zenginmiş. Ancak eski ağaçlara bakım yapılmayınca bölgeye Gemlik çeşidi zeytin ağaçları dikilmiş. Hal böyle olunca saurani zeytini birçok yerel zenginlik gibi yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmış. Bununla mücadelenin sonucunda ortaya çıkan saurani zeytinyağı şimdi sınırlı sayıda satışta...

Sırada Antalya ve Mersin var! Bir sonraki durak, Antalya’nın beylik zeytiniyle Mersin-Tarsus’un sarıulak zeytiniymiş.

 

Yazının devamı...

Ege'nin mayıs ajandası: Yemekten girip sanattan çıkacağız

Lezzet, sohbet, atölye, müzik, sanat, yeni deneyimler... Hepsi ve daha fazlası 11-13 Mayıs’taki uluslararası yaşam buluşması ‘Tasting Alaçatı’da. Hip Atölye’nin hayata geçirdiği festivale Fairy, Arkas Turizm, BiletPro, Kristal Yağları, Lucien Arkas Bağları, Arkas Trio, Troy, Ege Medya ve Çeşme Belediyesi destek veriyor. Program çok dolu, seçmeler aşağıda...

Açılışı 11 Mayıs’ta Arkas Bandosu yapacak. Sonra mı? Cynara Otel’de ‘Enginar Reçeli Atölyesi’, Ağan Bey Çiftliği’nde ‘Otlarla Taze Fikirler’, Asma Yaprağı Tarla’da ‘Çiftlikte Ege Ateşi’, Bazen Atölye’de Nedim Atilla ile ‘Amin Maalouf’un Satır Aralarına Yolculuk’, Eflatun’da ‘Ege’de Akdenizli Lezzeti’, Noni’s House’da ‘Odun Fırınında Ekmek Yapımı’... Günün finali Ovacık Buradan Bağları’nda şarap tadımıyla...

12 Mayıs’ta güneş doğar doğmaz Ege koylarında ‘Tekne ile Balık Avı; Papazz’da şef Vedat Başaran’la ‘Mutfaktan Alaçatı Esintileri’, İncirli Ev’de ‘Reçel Aşkı’, Kuytu’da ünlü şef Joe Barza’yla ‘Ege ve Lübnan Mezeleri’, Tektekçi’de Worldclass Türkiye Şampiyonu ve dünya üçüncüsü Kevin Patnode’la ‘Kokteyl Atölyesi’, Luce Otel’de Levon Bağış’la ‘Urla Bağ Yolu Tadımı’, Kapari Otel’de Allen Hulsey’le tadım ve gitar dinletisi...

13 Mayıs’ta gün yine balık avıyla başlıyor. Bazen Atölye’de Selda Güleç’le ‘Edebiyattan İlham Alan Ege Sofraları’, Agrilia’da Nedim Atilla’yla ‘Öğle Rakısı Güzeldir Efendim’ söyleşisi, Noni’s House’da ‘Ege Otlarıyla Yemek Şöleni’, Köstem Zeytinyağı Müzesi’nde ‘Yarımadanın Nostaljik Ezgileri’, PereMere Otel’de YayaRaw’la ‘Çiğ Beslenme Üzerine Sohbet ve Tadım’... Kapanış, Vadi Alaçatı’da ‘Yıldızlar Altında Jazz Konseri’yle...

Daha saymadıklarımız var: Ekşi maya ekmek yapımından lavanta hasadına, zeytinyağının geçmişine yolculuktan kahve tadımına, bitki çayı atölyesinden Delikli Koy’da yogaya, sebze çapalama etkinliğinden ‘Antika Fincan Sergisi’ne... Üç günlük bu dopdolu festivalin etkinliklerine katılım sınırlı olduğu için rezervasyon şart. Daha çok bilgi, biletler ve mekânların özel mönüleri için tastingalacati.com’a ve biletix.com’a tık tık!

MİS KOKULU
21’inci Uluslararası Bayındır Çiçek Festivali için son iki güne girdik! Çeşit çeşit çiçek arasında kaybolun; bolca koklayın, eşe dosta, balkona, bahçeye jest yapın. Bugün Göksel konserini de kaçırmayın.

BERGAMA’DA PERDE AÇIK
Bergama Uluslararası Tiyatro Festivali, 10-13 Mayıs’ta ilk kez perde açacak. Umudumuz gelenekselleşmesi. Program ve biletler için bergama-tiyatrofestivali.com.…

UÇURDUM DA UÇURDUM
Reisdere Uluslararası Uçurtma Festivali 12-13 Mayıs’ta. Martı Uçurtma Kulübü’nün destek vereceği etkinliğe yurtdışından profesyoneller de katılacak.

Yazının devamı...

Düşe kalka büyümek yeniden ‘in’

Listenin başında beyin gelişimi var. Emeklemek demek, zıt taraflı el-ayak hareketi demek, çapraz hareket demek. Emekleyen bebekte beyindeki yarımküreler arasında geçişi sağlayan sinir dokuları gelişiyor, iletişim güçleniyor. Gözler, eller, bacaklar hatta kulaklar bile koordineli çalışıyor. İdrak etme fonksiyonlarına da bal şeker oluyor. Kolay öğrenme, refleks uyumu, günlük fonksiyonlar, görme, duyma zirve yapıyor. Ve gelelim nöromotor gelişim evrimine... Bu evrim genel kaba hareketlerden ince motor hareketlere, baştan ayağa ve merkezden çevreye doğru gelişiyor. Kaba motor gelişiminin olmazsa olmazları boyun kontrolü, desteksiz oturma ve yürüme. Motor becerilere paralel olarak çocuk etrafının farkına varıyor, iletişim kuruyor, önce sesler çıkartıyor, sonra cümlelere geçiyor.
Aman dikkat! Doktorumuz “Motor becerilerde geri kalış, sosyal becerileri de geri bırakır. Emeklemeyen, yürüyemeyen çocuk oyun oynamaz, çevreyle iletişim kurmaz” diyor. O zaman ne yapıyoruz? Bebekleri sıkı sıkıya arabalara bağlamıyoruz. Bütün gün ‘Hızlı ve Öfkeli’ gibi sokaklarda turlamıyoruz. Bez bebek gibi kucaklarda taşımıyoruz. Bırakın dağınık kalsın! Tay tay dursun, sıralasın, emeklesin...
Arabada mı büyümeli, yerde mi? “Düşe kalka büyümek” derler ya işte tam da bu hikâye. Çocuk emeklemeyi, yürümeyi, konuşmayı, oyun oynamayı tecrübe ederek büyümeli. Ayrıca emeklemeye kuvvet, kalçalara sağlık! Emeklemek kalçaları şekillendiriyor, kalçalar şekillendikçe güçleniyor. Güçlenen kalça bedeni daha iyi, daha sağlıklı taşıyor. Ve tüm bunlar bebeğin yürümesi için dengeyi artırıyor.

Yere bir halı atın, yeter
Nerede? Ne zaman? Her yerde ama tabii ki rahat hissettiği ve arabadan, kucaktan indiği yerlerde. Yoksa emeklemek öyle kucakta, arabada, beşiklerde, park yataklarda, kanepede, beşikte yapılan bir şey değil. Her şeyin başı fırsat vermek. Yere bir halı, bir çarşaf... Bunlar açmadıysa yeni nesil oyun matları, halıları... Bebeği yüzükoyun yatırın, karşısına geçin, kendinize çağırın. Baktınız tık yok, renkli, sesli oyuncaklar ne güne duruyor? Bazı bebeklerin tek diz, tek ayak ya da popo üstü emeklediğini söylerler. Bunlar hep kolaya kaçma, emeklemenin tam tekmil faydalarını kaçırmaymış.
Emeklemeye de yürümeye de cesaretlendirin. Ama henüz sıralamıyor, ayakta duramıyorsa bebeği yürütmeye çalışmak kalçada hasar oluşturabilir. Tutunduğu eşya sağlamlaştırılmalı, tutunarak ayağa kalkması engellenmemeli. Yürümede direnç gösterirse zorlamamalı, kızmamalı. Sonra sık sık yürüme alıştırmaları yapmalı, yine oyuncaklardan yardım almalı. Ayak ve bacak kaslarının güçlenmesi için evde çıplak ayak veya kaydırmaz çorapla dolaşması işin püf noktası.

Fazla mesai ama keyifli
Önlemi de elden bırakmayın! Hangi zemin üstünde emekliyorsa, yürüme alıştırması yapıyorsa o zemin bal dök yala olsun. Mobilyaların keskin köşeleri korumaya alınsın. Çekmecelere, dolaplara kilitler takılsın. Prizlere, kablolara, demir paralara, oyuncak parçalarına, irili ufaklı ne varsa hepsine, her şeye dikkat! Ve tabii ki varsa merdiven önüne engeller çekilsin, gözler bebekten ayrılmasın. Bebek arabasında gezdirmeye benzemiyor değil mi? Biraz fazla mesai ama hem bebekler hem de sizin için çok keyifli bir deneyim. Cesaretlendirdiniz, önlemler aldınız ama emeklemedi! Olabilir, enseyi karartmayın. Bazen ailenin çocuk üzerindeki istekleri, beklentileri, bazen kültürel yapı, bazen de bebekten... Her bebeğin gelişimi kendi hikâyesi, farklı, özgür ve özgün. Ama 18 ay oldu tık yok! Emeklemedi, yürümedi, simetrik adım atmadı. Doktorumuz uyarıyor: “Kalça çıkığı, ayak, bacak, kemik bozuklukları, kas hastalıkları ve nörolojik hastalıklar açısından inceleme gerekli.”

Yazının devamı...

Nargilenin marpucu da zehirdendir zehirden!

 

◊ Neden?
“Kültürümüzde var” dediğinizi duyar gibiyim. Evet, var; hep de vardı. Ama bu kadar hayatımızda, her köşe başında, herkesin elinde değildi. Bir kere tütün ürünü olarak görmüyoruz nargileyi. Nikotin içermediği, meyve aromalıların saf tütünden daha masum olduğu, bağımlılık yapmadığı, suyun zehri temizlediği, akciğerlere temiz buhar ulaştığı düşünceleri var. Gerçek mi? Asla! Hepsi tam tekmil kandırmaca!

◊ Dünyada ve ülkemizde durum ne?
Durum fena. Dünyada her gün 100 milyon kişinin nargile içtiği tahmin ediliyor. Ortadoğu, Kuzey Afrika, Kanada, Amerika ve Avrupa’da özellikle gençler arasında yüzde 43’e, bizim üniversiteliler arasında yüzde 48’e kadar çıkan oranlar söz konusu.

◊ Hangisi daha zararlı?
Nargile, sigara salgınını canlı tutmanın bir başka formülü... Nargile tütününde nikotin, katran, karbonmonoksit, ağır metaller, radyoaktif maddeler ve daha birçok zehirli kimyasal var. Nargiledeki arsenik sigaradan çok daha fazla. Kıyas isterseniz... Bir nargile seansında sigaranın 100 katı katran çekiliyor, günde 10 sigara içen kişinin kanındaki nikotin miktarı da eşdeğer. Ayrıca ıslak duman, zararlı maddelerin ağza ve boğaza daha fazla yapışıp kalmasına neden oluyor. Uzun lafın kısası nargile tam bir kimyasal bomba! Hangisi diye bir şey yok, ikisi de fevkalade zararlı.

◊ Kısa ve uzun vade zararları neler?
Kısa vadede tansiyon, kalp hızı ve solunumda artış. Uzun vadede solunum fonksiyonlarında azalma, KOAH, astım, kanser (akciğer, idrar kesesi, yemek borusu, boğaz ve gırtlak, ağız ve dil), verem ve mantar mikroplarına bağlı akciğer enfeksiyonları, kalp ve damar hastalıkları, dişeti hastalıkları, ses tellerinde nodüller... Gebelerde down sendromu gelişme riski, düşük doğum ağırlığı, yenidoğanda çeşitli hastalıklar... Ağızlık kısmının birçok kişi tarafından kullanılmasına bağlı grip, uçuk, AIDS, bulaşıcı karaciğer iltihabı (hepatit)... Karbonmonoksit zehirlenmesi... Bitmedi! Vücudumuzun en önemli savunma hücrelerini de öldürüyor.

◊ Bağımlılık yapar mı?
Elbette! Sigara ve diğer tütün ürünlerinin sürekli kullanımında beyinde nikotinin bağlandığı hücrelerde artış oluyor. Bu da daha fazla bağımlılık demek. Nargile bağımlılarının en az yüzde 50’si aynı zamanda sigara bağımlısı. Özellikle genç yaşta nargile içmek, sigara ve nikotin bağımlılığına ciddi zemin hazırlıyor. Bir de uyarı: Nargile içenlerde yüksek oranda alkol bağımlılığı da görülüyormuş. Özellikle gençlere dikkat!

◊ Nasıl kurtuluruz?
“Sağlık Bakanlığı’nın büyük çabaları, denetimleri var. Bunların daha da artırılması çok daha iyi sonuçlar verecek. Hep birlikte bu mücadeleye devam edelim” diyor Prof. Dr. Gürgün. Sigaraya gösterilen hassasiyet nargileye torpil geçmemeli. Kamu spotları artırılmalı. Sağlık Bakanlığı, dernekler, bizler... İşimiz, sorumluluğumuz büyük! Daha çok anlatmalı, paylaşmalı, uyarmalı, farkında olmalı ve farkındalık yaratmalıyız.

SİGARANIN 100 KATI KATRAN

Bir nargile seansında, sigaranın 100 katı katran çekiliyor, günde 10 sigara içen kişinin kanındaki nikotin miktarına eşdeğer.

Yazının devamı...