GÜNDEM
SPORARENA
YAZARLAR
EKONOMİ

Uygulamada okumaya devam et.

Sahte Psikologlara Dikkat

Son günlerde sosyal medyada sahte psikolog iddiaları gündemden düşmüyor. Psikoloji mezunu olmadığı halde psikolog ünvanı kullanan ve bu konuda danışmanlık hizmeti verdiği iddia edilen Çağla Düvenci Sönmez, konuyla ilgili henüz net bir açıklama yapmadı.

Sönmez' in bir üniversiteden çift dal mezunu olarak kendini tanıtması, halkla ilişkiler ajansları ile yaptığı çalışmalarda kendini psikolog olarak lanse etmesi, online danışmanlık vermesi ve bunun bir hizmet bedelinin olduğunu belirtmesine diğer takipçileri gibi ben de şahidim.

Çağla Düvenci Sönmez' in psikoloji bölümünden mezun olmadığına dair resmi teyide muhtaç bilgiler dolaşıyor. İddia sahibinin tarzına ve tavrına bakılacak olduğunda her iki tarafa da mesafeli durmak gerektiği ortada. Çünkü iddia sahibinin kimliği belli değil ve girişimi tamamen belaltı hamleler ve hakaretlerle dolu. Çok çirkin, çok ayıp!

ÇOCUKLARIMIZ KİME EMANET?

Soruya yanıt bulmak için 2014 yılında yazdığım bu yazıyı okuyabilirsiniz. http://sosyal.hurriyet.com.tr/yazar/aylin-anne_482/cocuk-ruh-sagligi-kime-emanet_27041343

KINIYORUM!

1. Bölüm mezunu olmadığı halde kendini psikolog olarak tanıtanları,

2. Mesleki ilkelerden uzak duranları,

3. Çocuğun üstün yararı esasını, maddi çıkarla karıştıranları,

4. Kendine ünvan uyduranların nitelikli dolandırıcılık yapmasını...

DURUMDAN VAZİFE ÇIKARMASI GEREKENLER VAR

Türk Psikologlar Derneği, Türk PDR Derneği gibi meslek dernekleri artık oda olmalıdır. Bunun için yasal düzenlemelerin yapılması gerektiğini ve TBMM'ye iş düştüğü aşikar.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı özellikle medyadaki kaynaklardan yararlanarak, ekrana çıkanları sıkı markaja almalı.

Televizyon kanalları, halkla ilişkiler ajansları uzman olarak davet ettiği kişinin özgeçmişi hatta diplomasının bir örneğini istemek gibi sorumlu bir harekete imza atmazsa, bu tür sahte psikolog iddialarının ardı arkası kesilmez diye düşünüyorum.

ŞÖHRETİN İYİSİ ve KÖTÜSÜ OLUR

Hep söylerim, ahlaksızlığı bozuk psikolojiyle karıştırmayalım. Bölüm mezunu olmak ayrıdır, meslek ilkelerini içselleştirmek ayrıdır.

İnsanların yaptığı işle davranışlarının örtüşmesi belirli bir ahlak, eğitim ve deneyim ister.

Para hırsını be şöhret tutkusunu iyi yönetemeyen herkes birgün kötü şöhret sahibi olma riski taşıyabilir.

DİKKATLİ SEÇİM YAPIN

Çocuğunuzun beden ve ruh sağlığını, aile hayatınızı, özelinizi işin ehli bir uzmana emanet edin. Dikkatli bir şekilde isim seçmekte fayda var. Kendini herhangi bir konuda uzman olarak tanıtana diploma sormak ayıp değil, yerinde bir davranış olacaktır.

Yazının devamı...

Yerinizde Olsaydım Çocuğumun Okulunu Sosyal Medyada Paylaşmazdım

Bugün günlerden Çarşamba. Sosyal medya Pazartesi günü çocuklarımızın yeni moda tabirle okula dönüş fotoğraflarıyla doldu, taştı. Hem mesleki refleks hem de karşılaştığım olaylardan sonra, çocukların gittiği okulu sosyal medyada paylaşmanın sağlıklı olmadığını dile getirmeye karar verdim. Bu arada The Independent’ da kaygılarımı dile getiren bir makaleyle karşılaşınca “tamam” dedim. Yaz kızım Aylin…

Şahsen, ucundan kıyısından olmak kaydıyla özel günleri paylaşmanın önemli ve motive edici olduğunu düşünüyorum. Doğum günleri, tatiller, aile ziyaretleri, geziler, sağlık-hastalık ile ilgili gelişmeler, okul ve etkinliklerle ilgili her şeyi çok büyük bir iyi niyetle paylaşıyoruz. Arkadaşlarımız, aile üyeleri, tanıdıklar, takipçilerden kalpler, beğeniler yağıyor. Harika. Fakat biraz durup düşününce çocuk adına önemli noktaları atladığımızı düşünüyorum.

Çocuklardan İzin Almadan Fotoğraflarını Paylaşıyoruz

En acayibi… En sevdiğimiz varlığı hiç tanımadığımız insanların takibine ve ilgisine sunuyoruz. Yaklaşık 6 yıldır instagram kullanan bir anne olarak, defalarca yaptım. Ailemin, uzakta yaşayan dostlarımın, oğluma ait güzel ve özel anılarını görmesi ve yorum yazması çok keyifli geliyordu. Ama herkese açık paylaşım ve açık hesaplar büyük risk potansiyelleri barındırıyor, malum. Her anı, her mekanı en açık şekilde paylaşmanın ne gibi bir getirisi olabilir? Bu soruyu sürekli kendime soruyorum. Çocuğum kazanç kapısı mı? Aklıma gelen diğer soru da bu…

Oğlum büyüdükçe fotoğrafının ne amaçla çekildiğini sormaya başladı. Daha sonra “hayır, çekme” veya “bu fotoğrafı bütün dünyayla paylaşır mısın” diyerek en gerçek filtremizi yürürlüğe koydu. Hergün her anını paylaşmazdım zaten. Ancak yakın gelecekte hiç izin alamayacağımı düşünüyorum. Çünkü ön ergenlik kapımızda.

Tehlikeli durumlar var

Sosyal medyada oturduğunuz evin adresini paylaşıyor musunuz? Çoğunuz hayır diyecektir, haklı sebeplerden dolayı. Çocuğunuzun 2. Adresi olan okulunu niçin paylaşıyorsunuz? İşim gereği çocuklarla ilgili davalarda veya soruşturmalarda görev yapıyorum. Özellikle çekişmeli boşanma davaları, ticari husumet, hatta kan davası gibi olaylarda suç işleyen kişilerin hedefindeki çocukları sosyal medyadan takip ettiği ortaya çıkıyor. 3. Şahıslara şunu diyoruz: İşte okulu bu, ararsanız burada bulabilirsiniz. Elbette ki güvenliği aşıp girmek zor. Peki güvenliği olmayan okullar? Sınıftan alınan, bahçede darp edilen çocuklar ne olacak?

Aynı Karedeki Diğer Çocuklar

Sırada, bahçede, oynarken… Çekilen fotoğraflarda kareye giren çocukların yüzünün görünmesi ince bir nokta. Örneğin bendeniz, bir başkasının çektiği fotoğrafta çocuğumun olması halinde izinsiz yayınlanmasını istemiyorum. Başka bir imkan yoksa, çocukların yüzü buzlanabilir. Yapılmadığı takdirde dava açsam kazanırım herhalde.

Bazı Fotoğrafları Bir Ergene Anlatmak Zor Olabilir

Çocuğun fotoğrafını çektik. Diğer çocukların yüzünü buzladık. Okulu paylaşmadık. Peki kendi hesabımızda sadece eşle dostla paylaştık. Biraz büyüdüğünde, ergenlik döneminde bazı fotoğraflardan son derece rahatsız olabilir. Kendimden örnek vereyim. 2 yaşındayken çekilmiş bir fotoğrafım var. Hem de lazımlığın üzerinde. Çekildiği açı itibariyle rahatsız edecek hiçbir görüntü yok. Fakat ergenlikte ve ilk gençlik yıllarımda o fotoğrafın benim için alay konusu olmasından çok çekinirdim. Sonuçta kağıda basılı 1 fotoğraf. Yok etmek kolay ama dijital alem öyle mi? Yok etmek mümkün değil.

Başa dönüyoruz. Çocukla ilgili içerik üretirken çocuk haklarına aykırı hareket etmemek lazım. En çarpıcı örnek Avusturya’dan… Genç bir kadın ailesini mahkemeye vermiş. Çocukluk döneminde çekilen 700 fotoğrafın silinmesini istemiş. Hatta şunları eklemiş: “” Bence bu tip haberlere çok daha sık rastlayacağız. Çünkü çocuk hakları kavramı dijital çağla birlikte boyut değiştiriyor. Ailesi de profil bizim, fotoğraf bizim, çocuk bizim demiş. Haberi buradan okuyabilirsiniz.

Fotoğrafçılar bilirler. Çektiğiniz her fotoğrafın mülkiyeti size aittir. Ancak fotoğraftaki modelin izni yoksa yayınlama hakkı size ait değildir.

Bu nedenle, en kıymetlinizi sosyal medyada paylaşın ama sosyal medya için paylaşmayın derim. Sanırım aradaki fark en iyi denge unsuru olarak akılda kalabilir.

Yazının devamı...

Hadi Anne

Derya Hanım anne olduktan sonra görece kısıtlanan sosyal hayatını, sınırlanan entellektüel dünyasını yeniden geri getirebilmek için kendisine Hadi Anne ! diyor.

Başlıyor yaşadığı kentin kültür sanat haritasını anne-çocuk gözüyle tekrar çizmeye. Yanına kızı Asya’yı da alıyor, hafta hafta müze ziyaretleri gerçekleştiriyor. Bu yolla hem çocuğuna büyük bir katma değer yarattığını hem kendisinin çok keyif aldığını farkediyor. Tüketimden uzaklaşarak daha verimli daha üretken bir konuma

büyük şehirlerin, insanları geçici mutluluklara iten, sadece tüketerek çocuk büyüten yaygın bir anlayışın içerisinde Hadi Anne’nin yaptığı yolculuk oldukça alternatif bir öneri gibi geldi bana.

Kimse bir çocuğu eğlendirmek için özel bir şey yapmaz müzede; çocuk kendi kendine orayla ve annesiyle bir ilişki oluşturur ve bu durum çocuk için çok faydalıdır. Çünkü çocuk artık çok bağımsızdır. Mutlu olmak, eğlenmek ya da vakit geçirmek için kimseye bağımlı değildir.

Hadi Anne aynı zamanda Hürriyet TV’de bir programın adı. Sevgili Derya kızı Asya’ yla yaptığı yaratıcı mekan ziyaretlerini videolaştırıp bu yolla annelere ilham vermeye çalışıyor. Programını ‘kültür,sanat ve hayat dolu bir yolculuk' olarak niteliyor. İstanbul Modern Sanat Müzesi, Rahmi Koç Müzesi, İstanbul Oyuncak Müzesi, Cam Ocağı gibi birbirinden kaliteli yerleri çoktan ziyaret etmiş bile.

Derya Hanım iyi eğitimli, dünya vatandaşı olmuş bir kadın aynı zamanda. Entellektüel yanı olduğu için için kızı Asya' yı da sahip olduğu bu profille yetiştirmeye karar vermiş olmalı. Tanıştığım için söylüyorum. Çok etkilendim. Bence çektiği videolar kadar, kalemi de iyi... Kesinlikle yazmalı.

Kendisini takip etmek için http://webtv.hurriyet.com.tr/ programlar bölümünde bulabilirsiniz. Aynı zamanda instagram'da da var. Profil ismi @hadianne

Ben sıkı takipçisiyim. Sayesinde İstanbul'da ve ziyaret ettiği yerlerde oğlum Ata ile neler yapabileceğimi netleştirdim.

Siz de takip edin, tavsiye ederim.

Yazının devamı...

Yarım Erkekler

Efendim. Kadınlara laf söylemek kolay. Annelik üzerine yazmaya kadın olarak usanıyorken, her ortamda erkekler kadın olmayı, hamileliği/anneliği bizden iyi biliyor. Geçen gün diyabet ile ilgili bir eğitime katıldım. En yoğun eleştiri erkeklerden anneler ve hamilelik üzerine geldi. Yahu, bilmediğiniz, deneyimlemediğiniz konularda nasıl bu kadar sert olabiliyorsunuz?

Annelik hariçten gazel okunacak mesele değildir.

Bu dünyada en kolay aşağılanan, küçümsenen iki şey var: birincisi kadın-anne olmak, diğeri çocuk olmak. İnsanların birbirini aşağılamak için kullandığı sözleri veya deyimleri düşünürseniz hak vereceksiniz. Anne olunca anlarsın derler. Kadın anne olduğunda annesini hakkıyla anlamadığını fark eder. O güne kadar küçümsediğini, hafife aldığını görür. Izdırap cabası...
Çünkü annelik ateşten bir gömlek. Kendini suçlu hissetmeden yürümek çok zor.

Nedense eleştiri oklarının ucunda hep kadınlar var. Neden erkekleri tartışmıyoruz? Neden siyasi ayardan payını almıyorlar? Mesleki deneyimlerim bana çok şey söylüyor.

İşte bir kaçı:

Kimsesiz çocuklarla çalıştım. Çocuğunu aramayan anneye laf söylendiğini gördüm de, aramayan babaya laf edildiğini hiç duymadım.

Engelli çocuklarla çalıştım. Sınıfın kapısında çocuğunu bekleyen anne gördüm ama,(ilgili olanları tenzih ederim) sınıfın kapısında bekleyen baba neredeyse hiç görmedim.

Farklı gelişen çocuğun annesine "senin yüzünden" dendiğine şahit oldum ama babaya iki çift söz söylendiğini neredeyse hiç tanık olmadım.

Çocuğunu taciz eden babalarla karşılaştım, fakat anne hiç görmedim.

Çocuğunu terk eden anne olunca dünyanın en ağır sözleri söylenir. Baba arayıp sormayınca neredeyse olağan karşılanır.

Çocuğu için eşinin şiddetine, alkolizmine, çalışmamasına sabreden çok kadın var. Erkek var mıdır?

Çocuğu için çok ağır koşullarda çalışan nice kadın var. Terk edilmiş, aldatılmış, zorbalığa maruz kalmış kadınlar...

Şimdi soruyorum; Allah aşkına, bu kadar ilgisiz erkekler varken; genç kızlar neye güvenip çocuk yapsın. İşin kadın-erkek boyutundaki sorunları ve tıkanıklıkları hesaba katmıyorum bile...

Biraz da erkekleri eleştirelim.

Çalışması gerektiği halde neden çalışmazlar?

Çocuklarının maddi ve manevi ihtiyaçlarını neden görmezden gelip kaçarlar?

İsyan ediyorum. Çünkü hergün erkeklerin yarattığı mağduriyete şahit olmaktayım. Asıl yüklenilmesi gereken biri varsa onlar da erkekler değil mi?... Ama sorumluluk nedir bilmeyen yarım erkekler.

Çocuğunun nafakasını yatırmayan erkeklere ne demeli? Geçim derdinden dem vuruyorlar; elinde en akıllısından telefon, cebinde en lüksünden sigara... Fakat ne hikmetse çocuğu için 5 TL ödeyecek gücü olmuyor bu erkeklerin. Mahkemenin hükmettiği 200 TL nafakadan bahsediyorum. Yazıyla iki yüz TL. İki bin lira yani 2000 TL değil. Çocuğun velayetini alsa en az 2000 TL yani iki bin TL masraf edecek. Dadı, okul, etkinlik, beslenme, giyim... Ama annesi yer diye 300 TL yatırılmıyor.

Evinin kirasını, elektiriğini, suyunu ödeyemeyen erkeklere ne demeli? Dünyanın en aşağılayıcı kelimeleri ve deyimleri kadınlar için öylesine tüketilmiş ki, işte bu tür durumlarda edilecek laf kalmıyor sanırım.

Yazının devamı...

Çocuklarla Evde Yapılacak Etkinlikler

Fakat önce takipçilerimden bloğunun yazarı ’ in evde etkinlik konusunda biz annelerin neden bu denli özen gösterdiğini anlatan yazısından bir alıntı yapmak istiyorum.

Sonrası ne?

Sonrası uzmanlığına güvendiğiniz isimlerin önerilerine dikkat etmek ve sakinliğini hissettiğiniz ebeveynlerin yaptıklarını iyi takip etmek. Ben de cebimdekileri hem anne hem psikolojik danışman hem kuaför hem oyuncak tamircisi hem de animatör olarak sizlerle paylaşmak istiyorum.

En çılgın dönem 0-2 Yaş

Bu yaş grubu çocuklarına çok fazla oyuncak almak yerine evdeki nesneler oyuncaklaştırılabilir. Dikkatinizi çekmiştir; çoğu bebek oyuncak yerine yoğurt kabı, pet şişe kapağı, terlik, kaşık vb ile büyük bir heyecanla oyun oynar. Bu nedenle evdeki nesnelerle şunları yapabilirsiniz:

Burada unutulmaması gereken şeylerden birisi çocukların ilgi süresinin 10 dakikayı geçmeyeceğidir.

Hem Egosantrik Hem Sosyal Dönem 2-4 Yaş

Bu yaşlarda çocuk paralele oyun dönemindedir. Arkadaşlarıyla bir araya gelip tek bir oyun oynamazlar. Örneğin evcilik oynarken rol dağıtıp, bunları gerçekleştirmezler. Onun yerine paralel oyun denen evrededirler. Yani çocuk yan yana kendi oyununu oynar. Bu nedenle daha çok oyuncak kavgası çıkar. Gelişim özelliği gereği normal olduğunu belirtmek isterim.

Bu yaş çocuğuna;

Sosyal Kelebek: Yorulmak Bilmeyen Oyun Çocuğu Dönemi4-6 Yaş

Bu yaş çocuğu artık oyun kurmaktadır. Arkadaşlarıyla birlikte oyun oynamaktan keyif almaya başlar. Evde birlikte vakit geçireceğiniz zaman motor gelişimini desteklemeye devam edebilirsiniz.

Bunun dışında evde etkinlik yapmanızı kolaylaştıracak etkinlik paketleri satın alabilirsiniz. Oğlum 1 yaşını doldurduktan birkaç firmaya abone olarak evde etkinlik yapmaya başladım. Özellikle kendi açımdan çok fayda gördüm. Neden? Birincisi etkinlik malzemelerinden, içeriği ve niteliğine kadar herşeyi bir arada bulmak çalışan bir anne için güzel bir fırsat. Sonra her ay düzenli olarak eve paketlerin geliyor olması evde ayrı bir atmosfer oluşturuyor. Yaklaşık 6 yıldır bizim evde durum bu.

Sosyal medyada çok sayıda çocuk etkinlik önerileri yer alıyor.Bir tavsiyede benden https://facebook.com/pakolinocom sayfasına girerseniz, evde yapabileceğiniz etkinlik önerilerine ulaşabilirsiniz.

Seminer ve Söyleşi Duyurusu:

Bugüne değin pek çok konuda seminer verdim. Sanırım seminer ortamları beni hem mesleki yönden hem de kişisel olarak doyuma ulaştırmıyor. Uzman psikolog Sibel Deniz Toledo Falay doğum psikoloğu ve hamilelere eğitim veriyor. Kendisi doğuma hazılık eğitimi verecek. Ben işin söyleşi, sohbet kısmındayım. Bu defa psikolojik danışman, özel eğitim öğretmeni veya eğitim bilimci olarka konuşmayacağım. Yaşasın! Hamilelikten ilkokul 1. Sınıfa kadar geçen sürede ne yaşadıysam büyük bir keyifle paylaşmak istiyorum. Katılmak isteyenler için detaylar şöyle:

Tarih: 14.05.2016 Cumartesi

Saat: 11:00 - 13:00

Yer: Sima Doğuma Hazırlık Merkezi Levent-Beşiktaş İstanbul

Rezervasyon: 0505 367 20 36

Bekleriz!

https://www.instagram.com/aylinanne/

Yazının devamı...

Üstün Dökmen' den Ebeveynlere 5 Tavsiye

Etkinlik Merkezinin sahibi ve hassasanne.com blogunun yazarı sevgili Ece Kumkale' nin davetlisi olarak oradaydım.

Çocuklara Yönelik Cinsel İstismar

Her çocuk evrensel bir değer iken,

Başına cinsel istismarın gelmesi,

Olayların ört bas edilmeye çalışılması kabul edilemez.

Sahadan bildiriyorum.

Çok sayıda çocuğa yönelik cinsel istismar vakasıyla karşılaşıyoruz.

Biz canla başla aydınlatmaya ve örselenmiş minik ruhları iyileştirmeye çalışıyoruz.

Zaman çocukluk çağını sapkın şehvetten, sapkın zihniyetten, sapkın olan herşeyden koruma zamanıdır.

Pedofil terimi Eski Yunan'dan kalma... Her devirde sapık oldu ama bu devirin sorumluları biziz; anneler, babalar, eğitimciler, eli kalem tutanlar, vicdanlılar, ahlaklılar.

Çocuk Yetiştirirken Nelere Dikkat Edilmeli

Bence öncelik özgüven değil, yetenek değil, zeka değil, giyim kuşam değil...

Bence öncelik ahlak sahibi bir çocuk yetiştirmek.

Birisi mutlaka çöp temizleyecek, temizlik yapacak, asansör tamir edecek, birisi mutlaka doktor, mühendis, avukat olacak.

Birisi mutlaka başbakan olacak. Birisi Cumhurbaşkanı olacak.

Çocuğumun meslek seçimi, kariyeri çok önemli ama ahlaklı biri olması benim temel görevim ve sorumluluğum.

Doğruyu söylemesi,

Sıraya girmesi,

Haram nedir, helal nedir bilmesi,

İnsan haklarına saygılı olması,

Kız çocuklarını aşağılamaktan çekinmesi,

Kadına saygılı büyümesi,

Demokrasi kültüründen haberinin olması ve buna çok dikkat ederek yaşaması,

Özgüvenli olması benim için çok çok önemli değil. Bu onun bireyselliği ile ilgili bir detay. Önemli bir konu. Fakat çocuğun toplumsallığı da en az bireyselliği kadar çok önemli. Yaşadığı topluma katkı sağlaması, insanlığa katkı sağlaması benim için müthiş önemli.

Anne- baba ahlak felsefesine sahip olmalı ki, çocuğunu da kendi değerlerine göre ahlak kazandırarak yetiştirebilsin.

Yazının devamı...

Cinsel İstismar Konusunda Çocuklar ve Aileler Nelere Dikkat Etmeli

Çocuklara önce özel bölge nedir, iyi dokunuş ve kötü dokunuş arasındaki farklar nedir, anlatmak gerek.

Kötü dokunuş nedir?

Hoşlanmadığımız her dokunuş kötü dokunuştur. Çocuklar kötü dokunuşu hemen fark edebilir.

Özel bölge nedir?

Çok basit: mayomuzun kapladığı bölüm özel bölgedir. Çocuklar bunu hemen anlayabilir.

"Hiç kimse özel bölgene bakamaz ve dokunamaz". Eğer böyle birşey ile karşılaşırsan 1-"Hayır" de. 2-Uzaklaş 3-Güvendiğin bir büyüğüne söyle.4-Asla susma.

Çocuğunuz istismarla ilgili birşey paylaştığında ne yapmalısınız?

Öncelikle sakinliğinizi korumanız çok önemli. Lütfen o an öfkenizi kontrol edin, ayrıca dedektif gibi olayı sorgulamayın, duygularını anlatmasını sağlayın. Mutlaka bir uzaman başvurun.

Iyi dokunuşları çocuk hemen fark eder.

El sıkışma, sırtı sıvazlayarak dokunma, iyi geceler öpücüğü, sarılma iyi dokunuşa örnek verilebilir.

Kötü dokunuş nedeniyle çocuk kendini üzgün, kızgın, kafası karışık ve korkmuş hissedebilir. Bunları ifade etmesine imkan verilmeli. Burada en büyük engel ailenin paniğe kapılması nedeniyle konuyu 1- daha fazla dramatize etmesi 2- hiç yaşanmamış kabul etmesi kuvvetle muhtemel olarak rastlanır.

"Seni seven kişiler bile özel yerlerine dokunmamalı ve bakmamalı" cümlesini sık sık tekrarlamalıyız.

Yıkanma, kıyafet değiştirme, özbakıma yardımcı olma gibi vb gibi konularda BÜYÜKLER çocuklardan izin istemelidir. Tedavi sırasında ailenin izni zaten malum.

Tacizciler, yaşı, statüsü, mesleği ne olursa olsun, çocuğu tehdit etmeyi deneyebilir. Çocuğun yakınlarına güvenip anlatabilmesi çok önemli. Bunun sağlanabilmesi için ailelerin uzun ve kısa vadede yapabileceği şeyler var.

Çocuk eğer tacize uğramışsa, çeşitli davranış değişiklikleri gösterebilir.

Örneğin: içe kapanıklık, aşırı gergin olma hali, uyku problemleri, alt ıslatma, kekeleme, tırnak yeme, açıklanamayan karın ağrıları vb gibi... Bu tip belirtilerin bir kaçını varsa çocuk sıkı bir şekilde gözlemlenmelidir.

Uzun vadeli olarak ise; herzaman çocuğu dinlemek, Göstermelik değil, hissettirecek dinlemek, yargılamadan dinlemek ve yol göstermek çocuğa hayatı boyunca güven verecektir.


Bedenin sana aittir, çocuklar kötü sır saklamamalıdır, kötü dokunuş ve kötü bakış çocuğun suçu değildir.Bu cümleler Bu tür hassas olaylar gündeme gelfiğinde çocuğa aktarılmalıdır.

Mesleki deneyimlerim bana çocuk taciz ve tecavüzlerinde en çözümsüz noktanın şu olduğunu gösterdi: Abi, baba, doktor, öğretmen... Öyle güvenilir profiller ki; çocuk başına gelene inanamıyor. Susuyor. İşte bu en çözümsüz, en karanlık alan. Bu nedenle, özellikle annelerin-babaların çocuklarını önyargılı, şüpheci bir şekilde dinlememesi çok önemli.

Yukarıda anlattıklarım 6 yaş ve üstü çocuklar için. Daha küçük çocuklara da bu konuda bilgiler verilebilir.

3-4 yaş çocuğu özel bölge kavramını öğrenebilir. Kimsenin bakmaması ve dokunmaması gerektiği anlatılabilir.

Çocuklar 6. yaşına geldiğinde özbakımını artık tamamen kendisi gerçekleştirmeli. Üstünü ayrı bir yerde değiştirmesi gerektiği kavratılmalı. Şakadan bile olsa tacizkar dokunuşa izin vermemeli!

Bir de ailelerin iyi niyetli olduğunu düşünmek istediğim bazı hatalı davranışları var. İlki bebeği veya çocuğu dudağından öpmek. Arada sırada, duyduğunuz sevginin yoğunluğundan dolayı minik bebeğinizin dudağına bir öpücük konuşurmuş olabilirsiniz. Merak etmeyin, ben de yaptım. Fakat Alışkanlık haline gelmedi. Bir de kendime hep şu soruyu soruyorum: Dudağından öperek çocuğun kafasını karıştırmaya ne hakkım var?

Çocuğun sevgisini istismar etmemek için lütfen dudağından öpmeyin.

İkinci en sık rastlanır hata ise, bebek ve çocukların her anını sosyal medyada paylaşan ebeveynlere rastlıyorum. Yıkanırken, tuvalete alışma süreci denemelerinde veya üstünde bir şey yokken... Şimdiye değin gördüğüm en tuhaf Paylaşım çocuğun kendi bedenine dokunurken fotoğraflarının çekilip, instagramda direk anne tarafından, espri malzemesi yapılmasıydı.

Bu durumda öocuk özel alanın nerede başlayıp, nerede bittiğini nasıl anlayacak? Rica ederim. Çocuklarınızın her anını ve her detayını paylaşmayın. Unutmayalım; sınır çizmek çocuğa güven verir.

Umarım paylaştıkların ebeveyn ve çocukların işine yarar. Güzel bir gün dilerim.

Yazının devamı...