GÜNDEM
SPORARENA
YAZARLAR
EKONOMİ

Uygulamada okumaya devam et.

Herkes bir başkasına yardım etseydi, herkesin işi yapıImış oIurdu…

Yepyeni bir haftadan hepinize günaydın. Bu haftada diğer haftalardan daha hareketli daha pozitif ve daha başarılı olmaya aday. Niye mi? Çünkü bu hafta Dolunay haftasındayız. Gökyüzünde bu hafta ikizler burcunda bir dolunay gerçekleşecek. İyimserliğinizi yükseltecek ve size kendinizi daha şanslı hissettirecek bir gökyüzü etkinliği içerisinde olacağız. Tabi bunun için sizin şu sürekli bunalım halinize artık veda ediyor olmanız gerekmektedir.

 

 İnanın kimsenin hayatı kimseden mükemmel değil. İllaki bir şeylerle bu yaşam üzerinde gelişmek için uğraşacağız. Biraz daha çözümler bulun ve bununla nasıl başa çıkabilirsiniz nerde hata yapıyorsunuz düşünün. Hatta evin bütçe planını yapar gibi, market alışverişiniz için evin eksiklerini yazar gibi elinize bir kâğıt kalem alın kendinizin planını yapın. Buradan tavsiye vermek bana düşmez. Ama sadece bakış açınızı genişletmek adına size bunları söylüyorum. Neyse o zaman havamızı bozmuyoruz ve gökyüzü günlüğüne bakıyoruz.

 Ay koç burcunda ilerliyor. Duygularımızı ifade ederken bugün daha canlı ve aktif olmayı seçmeliyiz. Saldırgan olma fikri işlerimizi sadece zorlaştırabilir. Başlatma enerjimiz oldukça yükselecek. Biliyorum ki Merkür’ün geriliyor olması sizleri biraz kaygılandırıyor. Ama bu sizi engelleyecek bir durum yaratmıyor. Sadece geçmiş işlerinizi gözden geçirmek ya da hiç neden yokken kaybettiğiniz işlerinize geri dönmek için harika bir zaman dilimi. Belki bir şansa daha ihtiyacınız vardır. O da bir kere daha önünüze gelecektir. Bu yüzden daha iyimser bir çerçeveden değerlendirin konuları. Hırslarınızın ya da tutkularınızın esiri olmayın. Birilerine had bildirmek size sonuç vermez. Ay koç burcundayken genelde bu dürtüler içinde olabiliriz. Biliyorum bu sırf bizimle alakalı değil. Çevremizde şartlar nasıl gelişecek ya da biri bize nasıl tepki ile yaklaşacak. Sonuçta siz farkındalıklısınız ama o değil. Bu yüzden yardım edin çevrenize ve onları da siz sakinleştirin gerekirse. Ola ki öfke ile kalkarsanız zarafetle oturun…

 Gelelim günün Tavsiyeli Hikayesine;

 Zengin bir iş adamının bahçesinde, yan yana dikilen iki limon ağacı vardı. Mayıs ayı sonlarında açan limon çiçekleri, bütün bahçenin havasını bir anda değiştirir ve apartmanlara hapsedilmiş insanlara baharın geldiğini müjdelerdi. Ancak limon ağaçlarından biri, diğerinden cılız ve şekilsizdi. Bu yüzden büyük ağaç her fırsatta onu küçümser ve tepeden bakardı. Ev sahibi de küçük boylu limon ağacından ümit kesmiş görünüyordu. Ona göre ağaç, bu gidişle kuruyup ölecekti. Bu yüzden de onu fazla sulamaz ve bakımını yapmayı pek istemezdi. Günün birinde esen sert bir poyraz, karlı dağların yamaçlarındaki bir grup çiçek tohumunu iş adamının bahçesine uçurdu. Fakat bahçenin her tarafı parsellenmiş, sadece limon ağaçlarının altında yer kalmıştı. Bir an önce filizlenmek zorunda olan tohumlar, limon ağaçlarının yanına gelerek onların altında yeşermek için izin istedi.

Büyük ağaç, iyice kasılarak:

—Böyle bir şey asla mümkün olamaz, diye atıldı. Bizler kuru kalmayı pek sevmeyiz. Eğer dibimde çoğalırsanız, suyu emip beni kurutursunuz.

Aslında büyük ağacın çekindiği başka bir şey daha vardı. Çiçekler rengarenk açtıklarında, limon ağacının sarıya çalan beyaz çiçekleri sönük kalacak ve bahçe sahibinin gözündeki değeri azalabilecekti. Oysa ki ağacın, kendinden güzel olanlara hiç mi hiç tahammülü yoktu. Küçük ağaç, uzun boylu arkadaşının tohumlara verdiği cevabı beğenmemişti. Çünkü o, kendisine hayat verenin, o hayat için gerekli olan suyu da vereceğini çok iyi biliyordu. Bu yüzden, aklıma bile gelmiyordu susuzluk.

 Tohumların teklifini kabul ederken:

—Sizlerle birlikte olmak, bana mutluluk verir, dedi. Böylelikle yalnızlık da çekmeyiz. Büyük ağaç bu işten hoşlanmamıştı.

Fakat küçük olanı:

—Güzel yaratılanlardan kimseye zarar gelmez, diye tekrarlıyordu. Güzellerden güzellikler doğar sadece. Küçük limon ağacı altında filizlenen tohumlar, birkaç hafta içinde cennet çiçekleri gibi açıp bütün bahçenin göz bebeği haline geldi. Bu arada ağaç, elinden geldiği kadar kendilerine yardımcı olmaya çalışıyor ve çiçeklerin sevdiği yarı güneşli ortamı sağlamak için, eski yapraklarını döküyordu. Çiçekler, kısa bir süre sonra mis gibi kokular yaymaya başladı. Bahçe sahibi, o ana kadar hiç duymadığı bu kokunun nereden geldiğini araştırdığında, davetsiz misafirleri bularak hayrete düştü.

Adam, ancak rüyalarında görebildiği bu çiçeklerin güzelliğini devam ettirebilmek için sabahları artık daha erken kalkıyor ve onları en kaliteli gübrelerle besleyip bol bol suluyordu. Küçük limon ağacı, köklerinin en ince ayrıntılarına kadar ulaşan bu suları çiçeklerle birlikte içiyor ve büyük bir hızla serpilip büyüyordu. Çiçekleri sevgiyle kucaklayan ağaç, ertesi bahara kalmadan o civarın en büyük ağacı haline geldi ve birbirinden güzel kelebeklerin ziyaret yeri oldu. Daha sonra da kendi çiçeklerini açarak bahçenin güzelliğine güzellik kattı. Şimdi küçük ve yalnız kalmış olan limon ağacı ise, komşusuna duyduğu kıskançlıkla için için kuruyordu.

 Dememiz o ki ; bazen birine yaptığınız yardım sizi de bambaşka biri yapar. Aman benden daha üstün olur ya da eyvah beni geçer gibi düşünceler insanın anca ruhunu kirletir, inancını köreltir. İmtihanını kaybettirir. Çevrenizdeki insanları kötü insanlara muhtaç etmeyin. Birine yardım etmek siz istediğinizde olan bir şey değildir. Size gelindiğinde yapılan şeydir. Yardım etmekte nasip işidir. Nasıl olsa istediğim zaman yardım ederim diye heveslenmeyin. Haydi çıkın bakalım dışarı birine bir para vermek ya da bir öğlen yemeği yedirmek ya da üstüne birkaç kıyafet almak için bir ihtiyaç sahibi bulacak mısınız?  Bu kadar ihtiyacı olan olmasına rağmen bulamazsınız… Üzgünüm…O da size nasip olduysa karşınıza çıkıyor. Bu yüzden önünüze gelen yardımları göz ardı etmeyin. Yardım edemiyorsanız ona edecek olanı bulun ama bir şeyler yapın. Bu dünyada seyirci çok ama oyuncu yok…

 Bir haksızlığa uğradıkları vakit, yardımlaşırlar. Kur’an-ı Kerim

Mevlid kandiliniz mübarek olsun. Dualarınız kabul olsun…

 Harika bir hafta diliyorum…

 

 

Yazının devamı...

Kahramanlık biraz daha dayanmaktır

Ay sabah saatlerinde balık burcuna geçiş yapıyor ve Mars’ın da balık burcuna giriş yapmasıyla ilk kavuşumlarını gerçekleştiriyorlar. Sabah saatlerinde daha hassas ve alıngan olmaya açığız. İfadelerimizde daha özenli olmalıyız. Kırgınlıklarınızı içinize atmayın. Akşam saatlerinde Venüs gezegeninin gerilemesinin bitmesiyle ilişkilerde birçok konuyu tekrar düzenleyebileceğimiz bir zaman dilimi başlıyor.

 

Uzun zamandır başlangıç yapmak istediğiniz bir durum ile ilgili gereken tüm şartları sağlayabilirsiniz. Yaptığınız araştırmalar ve titiz incelemeler sonucunda artık sonuca ulaştığınızı siz de fark edeceksiniz. Bugün planlarınızda ani değişimler gelişebilir. Bu konuda şartlarınızı çok fazla zorlamamalısınız.

 

Sevgi ve Aşk ilişkilerinde kendinizi içe çekilmiş veya ne yönde ilerlemeniz gerektiğini bilmiyor hissi içinde hissedebilirsiniz. Sanki hayattan bir amacınız yok ve ne yapsanız olmayacakmış gibi duygularla kendi kendinizi manipüle etmeyin. Sizin dostunuz sizsiniz. Lütfen daha pozitif ve yaşamınızı yeniden düzene koyma isteği ile harekete geçin.

İletişim kurduğunuz yazışmalarınıza ya da mesajlaşmalarınıza dikkat edin. Dedikodulara, yanılgılara veya yanlış mesajlar göndermeye açık bir gün genelindeyiz.

 

Gelelim günün tavsiyeli hikayesine;

 

Bir Adada Bir zamanlar, bütün duyguların üzerinde yaşadığı bir ada varmış: Mutluluk, Üzüntü, Bilgi ve tüm diğerleri, Aşk dahil.

 

Bir gün, adanın batmakta olduğu, duygulara haber verilmiş. Bunun üzerine hepsi, adayı terk etmek için sandallarını hazırlamışlar. Aşk, adada en sona kalan duygu olmuş. Çünkü, mümkün olan en son ana kadar beklemek istemiş.

Ada neredeyse battığı zaman, Aşk, yardım istemeye karar vermiş. Zenginlik, çok büyük bir teknenin içinde geçmekteymiş.

Aşk, "Zenginlik, beni de yanına alır mısın?" diye sormuş.

Zenginlik, "Hayır, alamam. Teknemde çok fazla altın ve gümüş var, senin için yer yok." demiş. Aşk, çok güzel bir yelkenlinin içindeki kibir den yardım istemiş

"Kibir, lütfen bana yardım et!" kibir cevap olarak "Sana yardım edemem Aşk. Sırılsıklamsın ve yelkenlimi mahvedebilirsin." diye cevap vermiş.

 

Üzüntü yakınlardaymış ve Aşk, yardım istemiş: "Üzüntü, seninle geleyim..."

"Off, Aşk, o kadar üzgünüm ki, yalnız kalmaya ihtiyacım var." Demiş.

Mutluluk da Aşk'ın yanından geçmiş ama o kadar mutluymuş ki, Aşk'ın çağrısını duymamış. Aşk, birden bir ses duymuş:

 

"Gel Aşk! Seni yanıma alacağım..."

Bu Aşk'tan daha yaşlıca birisiymiş.

Aşk o kadar şanslı ve mutlu hissetmiş ki kendini onu yanına alanın kim olduğunu öğrenmeyi akıl edememiş.

Yeni bir kara parçasına vardıklarında, Aşk'a yardım eden, yoluna devam etmiş. Ona ne kadar borçlu olduğunu fark eden Aşk, Bilge'ye sormuş: "Bana yardım eden kimdi?"

 

"O, Zaman'dı" diye cevap vermiş Bilge.

 

 "Zaman mı? Neden bana yardım etti ki?" diye sormuş Aşk.

Bilge gülümsemiş:

 

"Çünkü sadece zaman Aşk'ın ne kadar büyük olduğunu anlayabilir..."

 

Güzel bir haftasonu diliyorum…

Yazının devamı...

İnsan kendi değerini, ancak çalışarak koruyabilir

Bugün güçlü ve belirgin bir sezgi yeteneğiniz olduğunu keşfedebilirsiniz. Yaşadığınız hayata karşı daha farkındalıklı bir bakış açısı geliştirmeniz gerekebilir. Her şeyi mantığınız ve düzenli yapınız ile kontrol etme dürtünüz sizi yaşamdan daha az keyif alır bir hale getirebilir. Kendinize bunu yapmayın. İçinizdeki öfkeyi kabul edin ama bunu kullanmayın.

 

Gelelim günün tavsiyeli hikayesine;

 

Tuğrul, annesinin sofraya getirdiği bulgur pilavını görünce, yüzünü buruşturdu. -Üç gündür aynı şey anne, diye şikâyet etti. Pilav, pilav, pilav… Anne tabağı sofraya koyduktan sonra: -Oğlum ne yapalım? Elimizde var mı ki sana çeşitli yemekler pişireyim… Paramız var mı ki istediklerini alayım… Tuğrul gözlerini kıstı: -Komşumuzun oğlu Ahmet’i biliyorsun anne… Evlerinde çeşit çeşit yemek çıkıyor. Mert de öyle, Selim de öyle… Üstelik hiç birinin cebinden harçlığı eksik olmuyor. Bıktım bu parasızlıktan. Benim onlardan farkım ne? Annesi ağlamamak için başını arkaya çevirdi. Üzüntü dolu bir sesle: -Oğlum, bu elimizde olan bir şey mi? Baban sonunda iyi kötü bir iş buldu. Kazancıyla kıt kanaat geçinip gidiyoruz. Hem sen başkalarına ne bakıyorsun? Onlar kadar zengin değiliz ki biz. -Neden olmuyoruz, neden olamıyoruz ya? Hışımla sofradan kalktı.

 

-Ben bu yemeği yemiyorum! Hep aynı yemek! Bıktım! Pantolon desen yamalı yırtık! Gömlek desen eski püskü! Yeter ya! -Oğlum Tuğrul! Nereye böyle? Tuğrul, eskimiş, yer yer boyası dökülmüş montunu sırtına geçirirken annesine boş gözlerle baktı, cevap vermedi. Kapıyı çektiği gibi çıktı. Zavallı anne bitkin ve kederli bir halde içini çekti önce… Sonra yanaklarına doğru birkaç damla yaş süzüldü. Peşinden bir hıçkırık… Sarsıla sarsıla ağlamaya başladı. -Ya Rabbim, ne olacak bu hâlimiz bizim?

 

Bize yardım et. Hem ağlıyor hem dua ediyordu. Zavallı kadın üzüntüsünden tek bir lokma bile yiyemedi. Tuğrul, elleri montunun cebinde ayaklarını sürüyerek çıktı evden. Zorla yürüyordu sanki. Bir yandan da söyleniyordu. -Pilavmış, para yokmuş! Herkes hayatını yaşıyor, biz sürünüyoruz. Ah gözün kör olsun fakirlik! Gözleri önünde yürüyordu. Sanki bütün herkes kendisine bakıyor ve içten içe alay ediyordu. Sanki başını kaldırsa onu birbirlerine gösterip alay edeceklermiş gibi hissediyordu. Söylene söylene parka kadar gelmişti. Kafasını kaldırdı, oturacak bir yer aradı. Adımlarını sürüyerek parka girdi ve bankın birine oturdu. En azından biraz kendine ayakkabısına takıldı. Ayaklarını hafif içeri çevirerek gizlemeye çalıştı. -İşe bak, dedi. Ayakkabı, ayakkabı değil, sanki pabuç. Bu sırada bir çocuk yanına yaklaştı. -Boyayayım abi, dedi. İsteksiz bir tavırla çocuğu inceledi. Eli yüzü kapkaraydı. Elbiseleri lime limeydi. Lastik ayakkabıları vardı. Elindeki pabucu uzatmış, bekliyordu. Çocuk, Tuğrul’un manasız manasız baktığını görünce: -Hişt abi, dedi. Boyayalım mı, dedim! Tuğrul ezgin bezgin gözlerini kaçırmaya çalıştı: -Param yok ki, dedi. Hem şuna baksana, boyanacak neresi kalmış? Boyacı çocuk onun hâline acıdı ve yanına oturuverdi. -İsmin ne abi senin? diye sordu. Tuğrul şaşkın bir tavırla ona baktı: -Tuğrul, dedi. Ya seninki? -Benimki de Hasan… Kötü bir şey mi oldu abi? Derdini soran bir dost bulmak Tuğrul’u sevindirmişti. Anlatmaya başladı derdini, içini döktü. Hasan işini bıraktı, onu dinledi. Konuşması bitince

 

Hasan:

-Hayatımız birbirine benziyor abi, dedi. Üstelik babam da yok benim. Evin tek erkeğiyim. Ama hâlimden şikâyetçi değilim. Buna da şükür. Sabahtan öğleye kadar okula gidiyor, okuldan gelince de boya sandığını alıp buralara geliyorum. Günde 10-15 ayakkabı boyuyorum. Az çok bir şey geçiyor elime. Kazandığımı da evin masraflarına harcıyoruz. Hâlimize şükrediyoruz. Sonuçta bizden beter olan da var, değil mi? Tuğrul şaşkın şaşkın bakarken Hasan kalktı. -Gidiyorum abi, dedi. İstersen ayakkabını boyayayım, para almam. -Sağol Hasan, dedi. Başka zaman inşallah. Hasan giderken arkasından baktı ve o an fark ettiği durum karşısında sanki başından aşağı kaynar sular dökülmüş gibi hissetti. Ayakları engelliydi Hasan’ın. Topallayarak, zar zor yürüyordu. Oysa kalkıp gidene kadar bunu hiç fark etmemişti. Kaldı ki, Hasan da bundan hiç bahsetmemişti. O an ister istemez gözleri kendi ayaklarına gitti; koşabildiği, atlayıp zıplayabildiği, sapasağlam ayaklarına. Babasız ve engelli bir çocuğun ailesinin ihtiyaçlarını karşılamak için gösterdiği bunca azim ve irade inanılmazdı. Asıl şimdi ezildiğini hissetti. Öyle değil mi idi ya? beter durumda olan, hatta bir elbise bulamayıp tek giysiyle yaşayan, bir dilim ekmek için çöplükleri karıştıran kimseleri düşünerek haline şükreden Hasan kadar olamıyordu? – Ne kadar da aptalım, diye hayıflandı. Hasan’ın hâline bak, şu halinde bile boyacılık yapıyor, parasını kazanıyor, bir de ev geçindiriyor. Bana ne oluyor? Yok, zengin olmakmış, yok para bulmakmış! Hem ben çalışmıyorum da! Rahatlığı bulmuşum, daha fazlasını istiyorum. Bana ne arkadaşlarımdan, Mert’ten Selim’den bana ne? Böyle düşündüğüne sevindi. İçi rahatlamış bir şekilde doğruldu. Hafiften kararmaya yüz tutmuş havaya baktı.

 

Başını önüne eğip: -Annemi bugün çok üzdüm, kalbini kırdım, dedi. Gidip gönlünü alayım, elini öpeyim. Ve acıktığını hissetti o an. Canı bulgur pilavı istiyordu. Bu değişikliğe hayret etti. Adımlarını sürüyerek, hâlinden utanç duyarak, fakirliğe isyan ederek geldiği yoldan, şimdi pişman bir şekilde, haline şükrederek dönüyordu.

 

Yazının devamı...

Zorlanan her sınır, kendisini aşan bir şeylerin de habercisidir

 Günaydın haftayı ortalamış bulunuyoruz. Ay kova burcunda ilerliyor. Bugün daha tarafsız ve sempatik bir hal içerisinde olabilirsiniz. Olmasını çok istediğiniz bir şeyi uygulamaya geçiremeyip bugün zorlanarak, dengeyi yitirip hiç aklımızda olmayan bambaşka bir şey yaparken kendinizi bulabilirsiniz. Arkadaşlık ilişkilerinizde bugün görüşlerinize önem verilmemesi veya bazı fikirlerinizin eleştirilmesi sizleri onlara karşı tavır almanıza neden olabilir. Kendi duygularınızla ve ihtiyaçlarınızla yüzleşmekten sadece bağımsızlıklarınızı yitireceksiniz duygusuyla asla kaçmayın. Daima temas kurmaya, ilham almaya ve aktif olmaya açık olun.

 Yaşam bazen bizi nefes almakta zorluyor olsa da bazı şeyler sizin hareket etmenizle ilerler. Şu an açacağınız bir telefon ya da cesaret edip yapacağınız konuşmanın sizi nasıl bir noktaya getireceğini bilemezsiniz. Bazen ufacık bir cesaretin ya da ufacık bir cesaretsizliğin yaşamınıza nasıl zarar verdiğini arkanızı dönüp baktığınızda geçen yıllarda görebilirsiniz. Bu yüzden bir türlü çalmayan beklediğini o işi bugün arayıp sorabilirsiniz. En azından bu sizin öykünüzde cesaret olarak kalır.

 Soğuk ve mesafeli tavrınız kendi duygularınızı korumak için olabilir ama bu çevrenizden insanları herhangi bir sebepten uzaklaştırmak anlamına gelmemelidir. Çevrenizdeki insanların ne istediklerini anlamak ve anladıktan sonra ona göre hareket etmek zor bir eylemdir. Bunun yerine kendinizi anlayın ve kendi ihtiyacınız olan şeyi tespit edin. Güzel bir gün geçirmenizi temenni ediyorum…

Gelelim günün Tavsiyeli hikayesine;

Allah’ın sevgili kullarından biri bir rüya görür; rüyasında kendisine şöyle denir: -Sabah olunca, karşına ilk çıkanı ye, ikinci çıkanı sakla, üçüncü çıkanın dileğini kabul et, dördüncü geleni üzme, beşinciden de kaç!

Sabah oldu; dışarı çıktı.    

Yola koyulup gitti.

Karşısına bir dağ çıktı. Bu koca dağı görünce şaşırdı. Kendi kendine şöyle dedi: … Rabbim bana bunu yememi emretti.

Sonra şöyle dedi: Rabbim bana gücümün yetmeyeceği bir şeyi emretmez.

Onu yemeye karar verdi.

Dağa doğru yürüdü. Yaklaştıkça dağ küçüldü.

Tam yaklaştığı zaman koca dağ bir lokmaya dönüşmüştü. Onu tutup yedi, baldan tatlı buldu. Allah’a hamdetti, yürüyüp gitti.

Karşısına altından bir leğen çıktı.

Şöyle dedi: Rabbim, bunu da saklamamı emretti.

Bir çukur kazdı, onu gömdü.

Yürüdü, az gittikten sonra dönüp baktı. Leğen toprak yüzüne çıkmıştı ki, yine çıkmış bir daha gömdü, yine toprak üstüne çıktı. Kendi kendine, “Ben emredileni yaptım.” diyerek bırakıp gitti. Karşısına bir kuş çıktı. Peşinden bir şahin onu kovalıyordu.

Kuş ona şöyle dedi: -Ey Allah’ın sevgili kulu, beni sakla. Bana yardım et. Onu aldı.

Koynuna sakladı. Peşinden şahin geldi; şöyle dedi: -Ey Allah’ın sevgili kulu, ben açım. Sabahtan beri de bu kuşun peşindeyim. Onu yakalamak istiyorum. Kısmetime engel olma.

Kendi kendine şöyle dedi: “Üçüncünün dileğini yapmam emri verildi, yaptım. Dördüncüyü üzmemem emredildi. Şimdi ne yapacağım? Bu işe şaştı.

Sonra bıçak aldı; kendi uyluğundan bir parça et kesti, şahine attı; o da kapıp kaçtı. Daha sonra kuşu saldı. Bundan sonra, yürüyüp gitti. Kokmuş bir leş gördü. Onu da bırakıp kaçtı. Akşam olunca şu duayı yaptı:

-Ya Rabbi, emrini yerine getirdim. Bu işlerin manası ne ise bana bildir.

Daha sonra, rüyasında şöyle anlatıldı:

-Birinci görüp yediğin öfkedir. Önce koca bir dağ gibi görülür; sabırla öfke yutulursa, baldan tatlı olur.

-İkincisi iyi amelindir. Ne kadar saklarsan sakla; yine meydana çıkar.

-Üçüncüsü, sana bırakılan bir emanettir, ona hıyanet etme.

-Dördüncüsü şudur: Bir insanın sana bir dileği ulaşırsa, onu yerine getir; isterse sana lâzım olan bir şey olsun.

-Beşincisi gıybettir. İnsanların gıybetini edenlerden kaç. Şüphesiz her şeyi bilen Allah’tır…

 

 

Yazının devamı...

Gerçeği, insanların ölçüsü ile değil; insanları gerçeğin ölçüsü ile tanıyalım.

Bugün Ay’ın oğlak burcundaki teması size bunu bir kere anımsatabilir. Sizlerde öfkeli olmak yerine sevgi dolu bir iletişim içinde olmayı tercih etmelisiniz.

Akşam saatlerinde Ay’ın Güney düğüm ile kavuşum gerçekleştirmesi sizleri geçmiş bazı konularda önemli hesaplaşmalara itebilir. Belki de kendi içinizde bazı geçmiş konuları sorgulamak zorunda kalabilirsiniz. Bu zaman dilimlerinde herhangi bir sebepten sizin yüzünüzden kırılmış ya da üzgün olan dostlarınıza karşı olumlu yaklaşımlar sergileyerek gönül almayı deneyebilirsiniz. Ya da iyilik yapmak ihtiyacı olanlara destek vermek sizlere ruhsal anlamda oldukça iyi gelebilir. Asla kalbinizi kirletmeyin ve aşırı davranışlardan kaçının. Allah varken hesap sormak kula düşmez. Sabırlı olun ve zamana bırakın.

Gelelim günün tavsiyeli hikayesine;

Adam, bir haftanın yorgunluğundan sonra, pazar sabahı kalktığında keyifle eline gazetesini aldı ve bütün gün miskinlik yapıp evde oturacağını hayal ediyordu. Tam bunları düşünürken oğlu koşarak geldi ve parka ne zaman gideceklerini sordu.

Baba, oğluna söz vermişti; bu hafta sonu parka götürecekti onu ama hiç dışarıya çıkmak istemediğinden bir bahane uydurması gerekiyordu. Sonra gazetenin promosyon olarak dağıttığı dünya haritası gözüne ilişti.

Önce dünya haritasını küçük parçalara ayırdı ve oğluna uzattı:

– Eğer bu haritayı düzeltebilirsen seni parka götüreceğim! dedi.

Sonra düşündü:

–Oh be, kurtuldum!

En iyi coğrafya profesörünü bile getirsen bu haritayı akşama kadar düzeltemez! Aradan on dakika geçtikten sonra oğlu babasının yanına koşarak geldi: parka gidebiliriz! dedi.

Adam önce inanamadı ve görmek istedi. Gördüğünde de hayretler içindeydi ve oğluna bunu nasıl yaptığını sordu.

Çocuk şu ibretlik açıklamayı yaptı:

– Bana verdiğin haritanın arkasında bir insan resmi vardı. İnsanı düzelttiğim zaman dünya kendiliğinden düzelmişti!

Dememiz o ki; Bizde elbet ki bir şeyleri düzeltmek istiyorsak kendimizden başlayabiliriz. Neden şikayetçi olalım ki. Olaylara bakış açınızı ve yönünüzü değiştirin. Her durum değişebilir ama sadece buna nerden baktığınız önemlidir. Bu arada ne fark ettim biliyor musunuz uzun zamandır birlikte kahve içmiyormuşuz. Hadi şimdi o zaman kahvemizi içelim. Mutlu bir gün dilerim…

Yazının devamı...

Huzurlu insan, değiştiremeyeceği şeylerin farkına varmış olandır.

Bu hafta önemli gökyüzü etkinlikleri bulunmaktadır. İlişkilerimizi yöneten Venüs gerilemesi artık 17 Kasım’da ileri hareketine geçiş yapacaktır. Bununla birlikte kova burcunda 4 aydır bir ileri bir geri giden Mars artık balık burcuna geçiş yapacaktır. Tabi bu hafta Merkür’ünde yay burcunda gerileme hareketine başladığını unutmuyoruz.

O Zaman bu hareketli haftamızın bugününe bir göz atalım. Ay oğlak burcunda güne başlıyoruz. Gün genelinde iş hayatımız, geleceğe karşı güven duygumuzun veya parasal konularımızın ön planda olduğu başlangıçlar yapabiliriz. Yaşamın temellerine dikkat etmeliyiz ve bu alanda yeniden bir onarım ya da yapılandırma yapmak adına değerlendirebiliriz. Planlarınızda aniden gelişen bazı değişimeler sizi kaygılandırabilir. Neticede her şeyi kontrol edemeyebiliriz. Bu yüzden gereğinden fazla bir efor harcamamalı sadece doğru zamanda doğru hareketler içinde olmalıyız. Güzel ve mutlu günler sadece inanmayı başaranlarındır.

Gelelim günün tavsiyeli hikayesine;

Bir gün bir kral ama halkı tarafından sevilen bir kral, huzuru en güzel resmedecek sanatçıya büyük bir ödül vereceğini ilan eder. Yarışmaya çok sayıda sanatçı katılır. Günlerce çalışırlar birbirinden güzel resimler yaparlar. Sonunda eserleri saraya teslim ederler.

Tablolara bakan kral sadece ikisinden hoşlanır. Ama birinciyi seçmesi için karar vermesi gereklidir. Resimlerden birisinde sükunetli bir göl vardır. Göl bir ayna gibi etrafında yükselen dağların görüntüsünü yansıtmaktadır. Üst tarafta pamuk beyazı bulutlar gökyüzünü süslüyorlardı. Resme kim baktı ise onun mükemmel bir huzur resmi olduğunu düşünüyordu. Diğer resimde de dağlar vardı. Ama engebeli ve çıplak dağlar. Üst tarafta öfkeli bir gökyüzünden yağmurlar boşanıyor ve şimşek çakıyordu.

Dağın eteklerinde ise köpüklü bir şelale çağıldıyordu. Kısaca resim hiç de huzurlu gözükmüyordu. Fakat kral resme bakınca, şelalenin ardında kayalıklardaki çatlaktan çıkan mini minnacık bir çalılık gördü. Çalılığın üstünde ise anne bir kuşun örttüğü bir kuş yuvası görünüyordu. Kuş yuvasını kuruyordu.

…harika bir huzur ve sükûn örneği.

Ödülü kim kazandı dersiniz.

Tabi ki ikinci resim.

Kralın açıklaması şöyle idi:

- Huzur hiçbir gürültünün sıkıntının ya da zorluğun bulunmaması ve sıkıntının olmadığı yer demek değildir. Huzur bütün bunların içinde bile yüreğimizin sükûn bulabilmesidir.

Dememiz o ki; Huzur belki içilen bir dost kahvesindedir belki okunan kitaptadır belki de güzel bir şarkıdadır ama bir yerlerdedir. Onu bulmaya çalışın. Huzurunuzun bol olduğu bir hafta dilerim…

 

 

 

Yazının devamı...

Jüpiter Yay burcuna geçti…Düşün bakalım, Bugüne kadar kime ne faydan oldu!

Ay yay burcunda ilerliyor ve bugün Merkür ile bir kavuşum gerçekleştiriyor. Yaklaşık 1,5 yıl da bir burç değiştiren bolluk ve şans gezegeni Jüpiter ise artık bugün itibariyle yay burcuna geçiş yapıyor.

 Geleneksel astrolojide Jüpiter gezegenini bizler olarak tanımlarız ve genelde yaptığımız deneysel etkiler sonucunda neredeyse her zaman olumlu kabul etmişizdir.

 Jüpiter gezegenine kısaca, genişleme, iyileştirme ve fırsatlar gezegeni olaraktan tanımlayabiliriz. Kulağa çok hoş gelmiyor mu?

 Tabi ki enteresan olan bir başka yön ise bu özelliklerin olumsuz yönlerini de bu şekilde abartıyor olabilmesidir. Yani Jüpiter’in sevdiği cennetlik, sevmediği cehennemliktir diyebiliriz. Ortası pek yoktur. Şu an için değerlendirdiğimizde bu sizin hayatınızın gerçeklikleri ve yaşamınız içinde belirlediğiniz ahlak anlayışınız ya da kurallarınıza göre değişim gösterecektir. Jüpiter gezegeni bu kadar keyifli şeyleri vaat ederken bir de gerçekten gücünü çok iyi sergilediği bir burçta hareket edecek olması oldukça umut vericidir.

 Bu yüzden 3 Aralık 2019 Tarihine kadar bu burçta geçireceği yolculuk özellikle tüm gücünü bize hissettireceğe benziyor. Yani bu, ufkumuzu genişletmek ve bize tanıdık olanın ötesine geçmek için kesinlikle harika bir zaman. Deneyimimizi genişletmek, keşfetmek, iyimser olmak, daha iyi ve daha büyük bir şeye inanmak ve daha yüksek ilkelere dayanarak yaşamak için yeni fırsatlar bulmanın tam zamanıdır.

 “Jüpiter gezegeni yay burcuna geçti, oh ne güzel hiçbir şey yapmama gerek yok. Şanslar fırsatlar üstüme zaten yığılacak” diye beklemeyle, yıl sonunda

“eee hani bu Jüpiter bana iyi gelecekti” demenin arasında ise ince bir çizgi olduğunu da tekrar hatırlatmam da fayda var diye düşünüyorum.

 Hiçbirimiz evde oturup Allah beni yarattı karnım doyar evde bekliyim diye durmuyoruz. İşimizin gücümüzün peşine gidiyoruz. Daha iyi bir iş için gayret gösteriyoruz, toplantılar yapıyoruz iş iyi değilse maaşı daha yüksek bir iş seçiyoruz öyle değil mi?

 İşte gezegenlerde bu şekilde bizlere yön ve fikir verebilir. Bir şeyleri yapmak için ya da ilerlemek için doğru bir zaman olabilir mi? Geçmişte bu transitlerde neler olmuştu ya da şu an geçmişteki korkularım mı beni engelliyor gibi cesaretlendirir, fikirler verebilir veya buradan ilham alarak bazı şeyleri daha güvenilir hale getirebilirsiniz.

 İşte bu bağlamda Jüpiter yay sürecinde evde oturup aynı eski şeyleri düşünmek için iyi bir zaman değildir. Jüpiter, tüm gezegenlerin en büyüğüdür ve büyümeyi, büyük fikirleri ve büyük deneyimleri temsil eder. Jüpiter'in Yay burcundan geçişini hem zihinsel hem de fiziksel olarak ufkumuzu genişletmek için kullanmalıyız. Bu zaman diliminde artık aşina olduğumuz yerlerin güvenliği ile rahatlamıyor olacağız. Başka bir şey için risk almak ve harekete geçmek isteyeceğiz. Bu dönemde bazı şeyleri ne kadar denersek ne kadar çok riske girersek, bulacağımız daha büyük ödüllerde önümüze gelmeye açıktır.

 En son 2005-2006-2007 yıllarını referans olarak alabilirsiniz. Bu zaman diliminde yaşadıklarınızın aynısını yaşamak olarak nitelendirmeyin. Unutmayın ki o zamanki siz başkasınız, şartlar başka ama şu an bambaşkasınız.

 Bu dönem hem kişisel hem de küresel olarak, daha ahlaki ve etik bir dünyanın ortaya çıkması için çok sayıda savunucunun yer alması mümkün olacak. O savunuculardan birileri de bizler olacağız. Hatta savunmak istediğimiz her konun mücadelesini bu dönem aktif olarak verebilir, harika tecrübeler edinebiliriz. Dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek için, harekete geçmek, bir şeyleri geliştirmek, daha fazla hareket özgürlüğüne sahip olmak, diğer kültür ve inançları kabul etmek ve öğrenmek için içimizdeki güçlü dürtüler harekete geçmeye hazırlanıyor. Dolayısıyla, hareket halindeki olan herkese Jüpiter gezegeni yeni ve daha iyi bir yaşam sunması muhtemel olacaktır.

 Bu dönemlerde yeni yerler keşfedin, yeni kavramları tanıyın. Bunların keşfedilmesiyle aklımızı genişletmeye izin verin.Farklı felsefeler, dinler ve kültürler hakkında bilgi edinmek, dünyadaki kendi yerimizi daha iyi anlamamıza yardımcı olur. Astrolojide bunun bir parçasıdır. Mesela bu 1,5 yıl biz Astroloji ile ilgilenen insanlar içinde hem zor hem de güçlü bir dönem olmaya aday. Astrolojinin çok fazla sorgulanacağını düşünüyorum ve bir o kadarda bu işi meslek olarak yapacak kişilerle karşılaşabileceğimiz ve bununla birlikte bazı ufak tefek yanılgılarında yaşanabileceği önemli bir imtihan süreci olarakta değerlendirebiliriz.  Yay burcundaki Jüpiter bize nihai gerçekleri aratabilir ama bu gerçekleri ararken zarar görmemeye dikkat etmeliyiz. Önyargılı olmaya ve haklı olmaya çok bağımlı olabiliriz. Diğer tüm bakış açılarını anlamaya çalışmalı, başkalarının yanlış olduğuna inandığımız düşüncelerine karşı saygılı davranmalıyız. Kendimizi daha doğru hissettiğimiz bir serüven içinde olmalıyız. Kendimizi bugüne kadar sınırladığımızın dışına çıkarak büyümeye doğru açılmalıyız.  Mevcut sorumluluklardan ve taahhütlerden kurtulma dürtüsü her ne kadar içinizde büyüyor olsa da aksine sorumluluklarınızın artmasıyla bazı olayları daha güçlü kontrol etmeyi öğreneceksiniz. İş, ev, ilişkiler, inançlar, ilgi alanları, bilgi, hissettiğimiz herhangi bir şey bizim için artık yeterli olmamaya başlayacak. Bizi bundan sonraki zaman diliminde ne ilerlemekten alıkoyuyorsa ve yaşama tutunmamızı ne engelliyorsa artık bunları geride bırakma zamanı geldi. Böyle bir değişim arzusu, kendini özgürlüğe kavuşturmak için sorumsuz gibi görünebilir, ancak büyüme ve gelişme için bu gereklidir. Hayatı daha geniş bir perspektiften yaşayabilmeniz için yeni projeler başlatmanızın ve faaliyetlerinizi genişletmenin zamanı geldi.  Tam potansiyelinizi fark etmenizi engelleyen bazı daraltma ve engelleyici durumlardan kurtulabilirsiniz. Bunun için kendinize izin verin. Olayı bütünüyle anlamaya çalışın. Eğer Yükselen burcunuz veya kendi burcunuz yay ise bu demek oluyor ki iki katı daha büyük ilerlemeler içinde olmaya da açıksınız. Hemen bunu pozitif mi negatif mi olarak değerlendirmeyin lütfen. Bakılacak olursa Jüpiter Gezegeni yüzyıllarca pozitif bir eylem sergilemiş. Şu an bulunduğunuz durumda size yansıması pozitif olmuyorsa bu alanda sizin bakış açınızda bir negatiflik olabilir. Olayları tekrar değerlendirmenize izin verin ya da bir danışmanlık alın. Yay burcundaki Jüpiter bir şey üzerinde durmak değil, dünyanın tüm lezzetlerini keşfetmek ve deneyimlemekle ilgili değildir. Daha büyük düşünün, daha fazla düşünün ve daha geniş açıdan bakın. Yay burcundaki Jüpiter sizi hayal edebileceğinizden çok daha fazla sunsun.

Gelelim günün Tavsiyeli Hikayesine;

 Bir padişah, bir iki vezirini ve diğer erkândan birkaçını yanına alarak başkente yakın yerleşim merkezlerinde bir gezintiye çıkmıştı. Başkentten ayrılıp birkaç saatlik bir yol kat ettikten sonra yolları üzerindeki bir nar bahçesinin kıyısında dinlenme molası verdiler Olgunlaşmış, tam kıvamını bulmuş olan narlar insanın iştahını kabartıyordu Padişah bahçe içinde çalışmakta olan yaşlı bir adamı yanına çağırdı sordu: Bu güzel nar bahçesi kimin? Bu nar bahçesi benimdir efendim, babamdan miras kaldı.

Oğlun, uşağın var mı? Allah bize oğul uşak vermedi efendim, bir karı kocadan ibaret iki kişilik bir aileyiz

Peki, ben de bu ülkenin hükümdarıyım, şuradan bir nar şerbeti sıksan da içsek İhtiyar "baş üstüne" dedi ve hemen gidip bahçe içindeki kulübeden kalaylı, tertemiz bir tas getirdi. En yakındaki ağaçtan iki nar kopardı ve sıktı iki nar tam bir tası doldurdu. Padişah içti ve çok beğendi. Bütün vücuduna bir zindelik ve ferahlık yayılmıştı.

Herkese sırayla nar şerbeti ikram etti. Padişah ve adamları bedenlerinin kazandığı bu zindelikle biraz yol almak için ihtiyara veda edip yola koyuldular. Yolda şeytan padişahın kafasını karıştırmaya başladı "Madem birer ayakları çukurda olan bu yaşlı karıkocanın mirasçıları yok, ne yapacaklar böyle güzel nar bahçesini, karşılığında birkaç kuruş verip de bu bahçeyi ellerinden alayım" diye düşündü padişah ve adamları akşama doğru geri dönerlerken aynı bahçenin yanında yine konakladılar. Padişah ihtiyardan bir tas daha nar şerbeti yapmasını istedi.

İhtiyar sabahki kadar candan ve gönülden olmasa da bir tas nar şerbeti yapıp sundu. Fakat padişah bu defa nar şerbetinin tadını pek beğenmedi. Sabahkine hiç benzemiyordu Sordu: Baba ne oldu böyle, bu nar şerbeti sabahki ile aynı nardan değil mi?

Bunun tadı hiç de hoş değil Aynı nardan evlat, aslında tadında da bir değişiklik yok, asıl değişen sizin kalbiniz. Halkınızın malına göz koydunuz, bunun için de narların tadı değişti.

Dememiz o ki; Kalbinizi kirletmeyiniz.

 

Yazının devamı...

Dünyanın gerçek gizemi görünmeyende değil, görünendedir

Ay düğümlerinin de yengeç ve oğlak aksına geçmesiyle hayatınızda çok önemli değişimlere gidebilme fırsatlarından da bahsedebiliriz. Bugün işinizde kendinizi direkt olarak ortaya koyacak sert konuşmalardan kaçınmalısınız. Uzlaşmacı kimliğinizi ve ikna edici tarafınızı ortaya koymak adına olayları istediğiniz gibi yansıtmanız, sizin daha doğru anlaşılmanıza yardımcı olacaktır.

 Hem bu tutumunuz sayesinde rakiplerinizden bir adım daha öne geçebilirsiniz. Gizli aşklar ve kaçamaklar kafanızı bir anda karıştırabilir. Huzuru yalnızlıkta ve uzaklaşmakta bulabilirsiniz. Finansal anlamda beklediğiniz şanslar ve fırsatlar kapınızda olacak. Bunun için sizlerin de gayret göstermesi gerekli. Bugün öğreneceğiniz bilgiler sizin için oldukça önem taşıyor olabilir.

Gelelim günün tavsiyeli hikayesine;

Vaktiyle bir bilge hoca, yıllarca yanında yetiştirdiği öğrencisinin seviyesini öğrenmek ister. Onun eline çok parlak ve gizemli görüntüye sahip iri bir nesne verip: Oğlum der, Bunu al, önüne gelen esnafa göster, kaç para verdiklerini sor, en sonra da kuyumcuya göster. Hiç kimseye satmadan sadece fiyatlarını ve ne dediklerini öğren, gel bana bildir. Öğrenci elindeki ile çevresindeki esnafı gezmeye başlar. İlk önce bir bakkal dükkânına girer ve Şunu kaça alırsınız? diye sorar. Bakkal parlak bir boncuğa benzettiği nesneyi eline alır; evirir çevirir, sonra: Buna bir tek lira veririm.

Bizim çocuk oynasın der.

İkinci olarak bir manifaturacıya gider. O da parlak bir taşa benzettiği nesneye ancak beş lira vermeye razı olur.

Üçüncü defa bir semerciye gider: Semerci nesneye şöyle bir bakar, bu der benim semerlere iyi süs olur.

Bundan kaş dediğimiz süslerden yaparım. Buna bir on lira veririm. En son olarak bir kuyumcuya gider. Öğrencinin elindekini görünce yerinden fırlar.

Bu kadar değerli bir pırlantayı, mücevheri nereden buldun? diye hayretle bağırır ve hemen ilâve eder. Buna kaç lira istiyorsun?

Öğrenci sorar: Siz ne veriyorsunuz? Ne istiyorsan veririm.

Öğrenci, hayır veremem, Diye taşı almak için uzanınca kuyumcu yalvarmaya başlar.

“Ne olur bunu bana satın. Dükkânımı, evimi, hatta arsalarımı vereyim.”

Öğrenci emanet olduğunu, satmaya yetkili olmadığını, ancak fiyat öğrenmesini istediklerini anlatıncaya kadar bir hayli dil döker.

Mücevheri alıp kuyumcudan çıkan öğrencinin kafası karma karışıktır. Böylesi karışık düşünceler içinde geriye dönmeye başlar. Bir tarafta elindeki nesneye yüzünü buruşturarak 1 lira verip onu oyuncak olarak görenler, diğer tarafta da mücevher diye isimlendirip buna sahip olmak için her şeyini vermeye hazır olan ve hatta yalvaran kişiler…

Bilge hocasının yanına dönen öğrenci, büyük bir şaşkınlık içinde başından geçen macerasını anlatır. Bilge sorar: Bu karşılaştığın durumları izah edebilir misin?

Öğrenci: Çok şaşkınım efendim, ne diyeceğimi bilemiyorum, kafam karmakarışık diye cevap verir. Bilge hoca çok kısa cevap verir:

Bir şeyin kıymetini ancak onun değerini bilen anlar ve onun değeri bilenin yanında kıymetlidir. Her insanın hayatında varlığını ve değerini bilen, hisseden, fark eden kuyumcular mutlaka vardır. Mesele kuyumcuyu bulmaktır.

Dememiz o ki; Size değer vermeyen insanlardan uzak durun.

Yazının devamı...