GÜNDEM
SPORARENA
YAZARLAR
EKONOMİ

Uygulamada okumaya devam et.

Efes Festivali hem ülke hem bölge için çok önemli

Cevabınız ‘hayır’sa, kesinlikle izlemelisiniz. O büyülü atmosferde sanki zaman ve mekan kavramı yok oluyor, ruhunuz besleniyor. Hele bir de Efes Opera ve Balesi’nde olduğu gibi birbirinden değerli sanatçılar sahne alıyorsa... Bölge kültürel hayatına tartışmasız büyük katkısı olan ve çok başarılı geçen festival hakkında İzmir Devlet Opera ve Balesi Müdürü Aytül Büyüksaraç ile sohbet ettik.

- Efes Opera ve Bale Festivali’nde bu yıl ne gibi etkinlikler yapılıyor?
- Çok güzel şeyler yapıyoruz. Öncelikle şunu söylemeliyim: Bakanlığımız ve genel müdürlüğümüz çok çok doğru bir kararla Efes gibi dünya harikası bir yapıda, bir opera bale festivali yapılmasını uygun buldu. Bize düşen de bu etkinliği en iyi şekilde hem Türk hem de ülkemizi ziyaret eden konuklarımızın beğenisine sunmak oluyor. 1. Uluslararası Efes Opera ve Bale Festivali, 7 Eylül’de gerçekleşen Zorba balesiydi. Şef Bujor Hoinic yönetiminde Ankara Devlet Opera ve Balesi’ni konuk ettik. Harika bir gösteriydi. Binlerce sanatsever Efes’in o büyülü atmosferini bizlerle paylaştı, dakikalarca alkışladı. Balenin final bölümü, emin değilim ama sanırım beş kez yinelendi. İkinci gösterimiz gala konseriydi. Dünya starımız tenor Murat Karahan, konuk İspanyol soprano Carmen Solis, konuk Rus mezzosoprano Yulya Mazurova ve yine ülkemizi dışarıda başarıyla temsil eden bas-bariton Burak Bilgili, solist olarak görev aldı. İzmir Devlet Opera ve Balesi Orkestrası eşliğinde sunulan konser, yine olağanüstü bir ilgi ve beğeniyle izlendi. Siz de gördünüz, alkışlar dinmek bilmedi. Konseri izlemeye gelenler hem girişte hem çıkışta yüzlerce metre kuyruk oluşturdu. Konser bitiminde izleyiciler çıkmak istemedi tiyatrodan. Üçüncü gösteri Tosca operası, İzmir Devlet Opera ve Balesi tarafından sahnelendi. Bu eseri de konuğumuz dünyaca ünlü İtalyan şef Alberto Veronesi yönetti. İki konuk solistimiz vardı: Soprano Carmen Solis ve İspanyol tenor Enrique Ferrer. Festivalimizi 18 Eylül’de sunacağımız Carmina Burana balesi ile sonlandırıyoruz. Bu bale de İzmir Devlet Opera ve Balesi’nin prodüksiyonu, Robert North’un koreografisiyle sunulacak.

 

TÜRKİYE’Yİ VE BÖLGEYİ
ÇOK İYİ TANITIYOR

- Bu etkinliğin hem ülke hem de bölgemizin kültürel yaşamına nasıl bir katkısı oluyor?
- Olağanüstü etkisi olduğunu düşünüyorum. Bir kere ülkemizde bu sanatların yapıldığı, yapılanların büyük başarıyla gerçekleştirildiği ortaya çıkıyor. Burada yalnızca Türk izleyiciler yok. Dünyanın çok farklı ülkelerinden insanlar geliyor. Onlara ülkemizin değerlerini göstermek gibi bir imkan buluyoruz. Dünyanın farklı yerlerinden gelen sanatçılar, ülkemizi gerçek değerleriyle tanıma olanağı buluyor. Kültürel paylaşım, sanatın güzelliğiyle daha bir anlam kazanıyor. Sanatın evrensel birleştiriciliği somutlaşıyor. Bir şey söyleyeyim: Tiyatronun girişindeki afiş panosu önünde fotoğraf çektirenleri görmek, çekilen görüntüleri geniş kitlelerle paylaşmalarını görmek dahi son derece gurur verici. Bu görüntüler dünyanın her yerinde paylaşılıyor. Bunun ülkemizin tanıtımına katkılarını bir düşünün.

 

İZMİRLİ SANATSEVERLERİ
ÇOK GÜZEL ESERLER BEKLİYOR

- Sizin opera bale müdürü olarak hedefleriniz neler? Bu yıl İzmirli sanatseverleri neler bekliyor?
- Elbette hep daha iyiyi, daha güzeli yapmak, büyük kitlelere ulaşmak, insanımızın beğenisini kazanmak, dünyanın başka ülkelerinden gelenlerle de bu güzellikleri paylaşmak. Opera ve bale sanatlarının en seçkin örneklerini sahnelemek. Alanımızı ilgilendiren tüm kurum ve kuruluşlarla işbirliğini büyütmek istiyoruz. Ortak etkinlikler yapmak istiyoruz. Bizim işimiz sanat üretmek, ürettiklerimizi de ulaşabildiğimiz herkesle paylaşmak. Bunu en başarılı bir şekilde yapmaya çalışıyoruz. Bu yıl İzmirli sanatseverleri yine güzel etkinlikler bekliyor. En kısa sürede sezonun etkinlik programını ilan edeceğiz. Şimdilik birkaç yeni eser adı söyleyebilirim: Mascagni’nin ölümsüz eseri Cavalleria Rusticana operası, bu sezonun ilk prömiyeri olacak. Bu eseri Leoncavallo’nun Palyaçolar operası ile birlikte sahneleyeceğiz. Sezonun birinci yarısı için Çaykovski’nin Fındıkkıran balesini sahnelemeyi planlıyoruz. Donizetti’nin Lucia di Lammermoor operası bu yılın prömiyerleri arasında olacak. Daha onlarca eser var. İzmirli sanatseverleri yine dolu dolu bir sezon bekliyor diyebilirim.
- Efes Opera Balesi’ni resmi kurumlar, destekçiler, seyircilerle tüm bölge sahiplendi sanırım...
- Kesinlikle... Ben bu festivalde bizimle olanlara binlerce kere teşekkür etmek istiyorum. İşbirliği yapan Selçuk Belediyesi’ne, festivalin gerçekleşmesine katkıda bulunan İzmir Ticaret Odası’na, Türkerler Holding’e, Mavi Bahçe Alışveriş ve Yaşam Merkezi’ne, Swissotel Büyük Efes’e teşekkür ederim. Tanıtım konusunda yardımlarını esirgemeyen İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na, Karşıyaka Belediye Başkanlığı’na, Kuşadası Belediyesi Başkanlığı’na, İZBAN yönetimine, İzmir İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’ne, Efes Müzesi Müdürlüğü’ne teşekkür ederim. Festivalin tanıtımına katkıları için tüm basın ve yayın kuruluşlarına teşekkür ederim. Ve elbette sanatseverlere teşekkür ederim. Gösterilerimize büyük ilgi gösterdiler, bu güzellikleri bizimle paylaştılar.

Yazının devamı...

Sportif balıkçılık Alaçatı’da gelişiyor


* Big fish organizasyonunun kaçıncı yılı? Bugüne kadar neler yapıldı?
Turnuvanın 12, Alaçatı Big Fish markamızın 3’üncü yılı. Amacımız sportif balıkçılık hakkında farkındalık yaratmak. Geçen yıl Yakala-Bırak kategorisinde yaklaşık yarım ton balık doğaya geri iade edildi. Bu bilincin oluşması için Yakala-Bırak-Yaşat uygulamamız bu sene de var.
* Bu yıl ne gibi etkinlikler var?
TED İzmir Koleji ile “Deniz ve Sahil Atıkları Çocuklarımızın Ellerinde Sanata Dönüşüyor” projesini gerçekleştireceğiz. Etkinliğin ilk günü yapımına başladıkları dev balığı son gün tamamlayarak sergileyecekler. Murat Bildirici ile Ahşap Balık Boyama Atölyesi, kitap söyleşilerinde Ayçe Bükülmeyen “Ezber Bozan Kızlar”, Ömür Sabuncuoğlu “Onlar’ın Öyküsü”, Nalan Miri Sözer “Kim Tutar Seni Hayat 40’ta Başlar” olacak.
SEZON DIŞI HAREKET
* Kaç kişi/kurum vs. katılıyor? Yurtdışından gelen var mı?
Geçen yıl 64 tekne, Türkiye’nin önde gelen işadamlarından oluşan 380 katılımcı ve yaklaşık olarak 2 bin 500 ziyaretçi vardı. Her yıl Yunanistan, Kıbrıs, İtalya, Kıbrıs, Dubai ve Katar’dan da katılımcılar oluyor. Bu yıl da aynı şekilde bir katılım olacağını bekliyoruz.
* Bu turnuvanın doğa bilinci açısından ne gibi önemi var. Nasıl bir farkındalık yaratmayı planlıyorsunuz?
Sportif balıkçılık hakkında farkındalığı yüksek bir turnuva organize etmek her zaman en önemli önceliklerimizden. Hem gelecek nesillere örnek teşkil etmek hem de bu spora yıllardır gönül veren ve yeni başlayan sportif balıkçılar için ayrı bir bilinç oluşturabilmek için bu yıl da Yakala-Bırak-Yaşat uygulamamız devam edecek.

Yazının devamı...

Fikir var, para yoksa Fongogo tam size göre

 

Fikrinize güveniyorsanız, artık fon bulmanın yeni bir yöntemi var. Fongogo gibi internet siteleri fikrinizi halka anlatma ve size inananların para yatırarak destek olmasına imkan sağlıyor. Ben de ‘Ezber Bozan Kızlar’ projeme 25 bin TL civarında fonu böyle buldum. Şimdi Fongogo’nun kurucu ortağı Ali Çebi, bu yöntemle 4 film projesini 50 bin dolar fonlayan yapımcı–yönetmen Nurdan Tekeoğlu ve ben, bu konuyu daha geniş kitlelere yaymak amacıyla 22 Eylül’de İstanbul’da tecrübelerimizi anlatacağımız bir eğitim vereceğiz. Detaylar röportajda...

SUİSTİMAL EDİLME ORANI
YOK DENECEK KADAR AZ

ALİ ÇEBİ
Fongogo Kurucu Ortağı

- Kitlesel fonlama nasıl bir yöntem, daha çok hangi alanlarda kullanılıyor?
Kitlesel fonlama, kaynak arayışının tabana yayılarak demokratikleşmesini sağlayan, alternatif bir finansman yöntemi. Dört kitlesel fonlama dikeyi bulunmakta: Ödül bazlı, hisse bazlı, borç bazlı ve bağış bazlı. Kitlesel fonlama erken safha girişimlerin finansmanından şirketlerin döner sermaye finansmanına, enerji projeleri finansmanından gayrimenkul finansmanına kadar birçok farklı sektörde kullanılan ve avantajları ispat edilmiş bir yöntem.
- Fongogo ne zaman, hangi amaçla kuruldu?
Fongogo 2013’te başta girişim dünyası olmak üzere kaynak arayışında olan her türlü projeye kitleler tarafında kaynak sağlama amacıyla kurulmuş bir pazaryeri.
- Dünyada bilinen ve kullanılan bu yöntem Türkiye’de hangi aşamada? Siz bu eğitimle neler yapmak istiyorsunuz?
Kitlesel fonlamanın dünyadaki 2017 hacmi 200 milyar doların üzerinde. Yani kullanılabilirliği kanıtlanmış bir model. Türkiye’de ise yolun daha başındayız. Ülkemizdeki hacimler ne yazık ki global pastadan pay almamızı sağlayacak seviyede değil. Fakat kitlesel fonlama mevzuatının yürürlüğe girmesiyle sektörün önünün hızlı bir şekilde açılacağını umuyoruz. Bu modelin başarılı olabilmesi için güven faktörü ön plana çıkıyor. Global istatistiklere bakıldığında bütün işlemlerin kitlelere açık platformlarda transparan bir şekilde yapılmasından ve projelerin başarısını kitlelerin katılımı belirlediğinden dolayı bu platformların suistimal edilme oranları neredeyse yok denecek kadar az.
- Eğitim almak isteyenler size nasıl ulaşacak?
Konu hakkında bilgi edinmek isteyenler bize info@fongogo.com adresinden ulaşabilir.

 

DÖRT FİLM PROJEMİ BU
YÖNTEMLE HAYATA GEÇİRDİM

NURDAN TEKEOĞLU
Yapımcı-yönetmen

- Bir film yapımcısı olarak kitlesel fonlama yöntemini kullanmak nereden aklınıza geldi?
Film yapımcılığı zor bir iş. Hele fon bulmak daha da zor. Bunu 2013’te ‘Öyle Sevdim ki Seni’ isimli uzun metrajlı filmi yaparken deneyimledim. Kültür Bakanlığı, TRT, Antalya Film Forum, İstanbul Film Festivali, Yeni Fon ve birkaç festival dışında fon yaratan bir kurum yok. Yurt dışında ise yabancı fonlardan destek bulabilmek için Türkiye’den üstte bahsettiğim kurumlardan birinden fon almış olmanız gerekiyor. Aslında Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji mezunuyum. Sinema hakkında her zaman eğitim, seminer çalışmalarına katılarak bilgimi artırmaya çalışıyorum. Fongogo’nun kurucusu Ali Çebi ile bir Yapımlab seminerinde tanıştım. Derhal kendisinden randevu aldım ve bir Karadeniz belgeseli olan, Orhan Tekeoğlu yönetmenliğinde çekilecek olan ‘Sıra Dışı İnsanlar’ belgeselini bu fonlama yöntemiyle projelendirmeye karar verdim. 30 senelik iş yaşamımda bana inancı ve sevgisi olan, güvenen 140 arkadaşım bütçesine göre destek verdi. Belgeselin bütçesi toplandı ve çekildi. ‘Sıra Dışı İnsanlar’, 70’e yakın festivale seçildi, ülkemizi ve cennet Karadeniz’i ve insanını dünyaya anlattı. İtalya’da Terra Di Tutti Film Festivali’nde SUSY, AB Sürdürülebilirlik Ödülü aldı. BBC, belgeselden program yaptı.


- Bugüne kadar hangi projeleri bu yöntemle fonladınız, nasıl bir gelir sağladınız?
- 4 film projemi bu şekilde fonladım. Yakında da Ortaköy Rotary Kulübü’nün ALS MNH Derneği için ALS hastalarına göz bilgisayarı satın alması için bir STK projesini Fongogo’da hayata geçireceğiz. Yapımcısı olduğum ‘Sıra Dışı İnsanlar’, ‘İkiz Yıldızlar, İki Yaka Yarım Aşk’ ve Orhan Tekeoğlu’nun Kültür Bakanlığı destekli ve post prodüksiyon aşamasında olan son belgeseli ‘Vargit Zamanı’, Fongogo İle hayat buldu. Yaklaşık 50 bin dolar fon topladım diyebiliriz. 2015, 2016, 2017 yıllarında topladığım paranın değerini ancak dolar olarak gösterebiliriz. Tabii, fonlamanın yanında ayrıca Fongogo platformunun bir faydası da projenizin tanınmasına katkı sağlaması. 2 ay boyunca sosyal medya ve basında projenizi anlatıyorsunuz ve sponsorların da dikkatini çekiyorsunuz. Her şey zincirleme. Proje tanınıyor, fon toplanıyor ve sponsor buluyorsunuz.


- Bu yöntemi kimlere tavsiye edersiniz?
Yapımcılara, STK’lara, sosyal girişim projelerine, iş yapmak isteyen herkese tavsiye ederim.
- Vereceğiniz eğitime kimler katılmalı, hangi konuları ele alacaksınız?
4 proje yaptığım için deneyimden gelen sihirli bir formülüm var, onu paylaşacağım. Projelerini nasıl tanıtırlar, pazarlama ve iletişim ilkeleri, kimlerle fon toplamaya başlayacaklar, karşılaşacakları sorunları nasıl çözecekler, kimlere müracaat edecekler, nasıl dikkat çekecekler, hangi saatlerde çalışacaklar ve daha birçok formül var. Ben projesi olan herkesi bu eğitime davet ediyorum. İstanbul Beyoğlu’nda Cezayir gibi elit bir mekanda tam gün sosyal girişimcilik uzmanı Ayçe Bükülmeyen ve Fongogo ortakları Ali Çebi ve Ebru Gürses ile mütevazı bir ücrete formüllerimizi anlatıyor olacağız. Fongogo jürisinin seçeceği bir projeye ücretsiz fonlama danışmanlığı yapacağım ve Fongogo da komisyon almayacak.

Yazının devamı...

Ayağınıza iyi bakın yenisini alamazsınız

Hatta İngiltere’de bu konuda eğitim alarak, ‘sertifikalı ayakayakkabı uyum uzmanı’ olmuş. “Ayağınıza iyi bakın, yenisini alamazsınız” diyen Kurtoğlu, kendi ürettikleri konfor markalarıyla yurtdışına açılarak, uluslararası markalara rakip olacaklarını anlatıyor. 

ŞU AN YÖNETİMDE 4. KUŞAK DA VAR

Ayakkabıcılıkla ilginiz nereden geliyor?

- Firmamız Çilingiroğlu ile 1926’dan beri ayakkabı sektöründeyiz. Dedemizin babasından bize miras kalan bir iş. Şu an babam, annem ve kardeşim Burçak ile 4. kuşak olarak yönetimdeyiz. Sadece perakende değil, uluslararası ayakkabı markalarının Türkiye temsilciliği, ayakkabı makine markalarının Türkiye temsilciliği, ayakkabı tasarım yazılımlarının ithalatı ve satışı, ihracat gibi birçok farklı alanda çalışıyoruz. 

Siz bu konuda nasıl bir eğitim aldınız? -

Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümü mezunuyum. Bir süre finans alanında çalıştıktan sonra İngiltere’de perakende yönetimi yüksek lisansı yaptım. Ardından İngiltere’de perakende alanında çalışırken sertifikalı ayak-ayakkabı uyum uzmanlığı eğitimi aldım. Bu 10 aylık uzun ve detaylı bir eğitim. Certified Shoe Fitter unvanını aldıktan sonra ayak–ayakkabı uyumu ve doğru ayakkabı seçimi konusunca pratik yaptım. Şimdi satış ekiplerimizi ‘trained fitter’ olarak eğitiyorum. Dijital ayak analizi ve faklı ölçüm aletleriyle ilk önce ayağınızı inceliyor, daha sonra ayak tipinize uygun ayakkabı öneriyoruz. Ardından ‘shoe fitiing’ adımları basliyor ve bu ayakkabı size uygun mu, uzun süre rahat giyebilir misiniz diye kontrollerimizi yapıyoruz. Çocuklar için de özel eğitim veriyorum ekiplerimize, çünkü daha çocukken doğru ayakkabı seçimi yapmak cok önemli. İlerideki ayak sorunlarını ancak bu şekilde engelleyebiliyoruz.

İYİ AYAKKABININ MARKA İLE İLGİSİ YOK

İyi bir ayakkabı denince genelde aklımıza markalar geliyor. Oysa ne gelmeli?

-İyi bir ayakkabı kesinlikle marka ile alakalı değil. Herkesin ayağı farklıdır. En basit anlatımıyla örnek vereyim: Herkesin ayağının genişliği farklı. Siz geniş kalıp bir ayakkabı ile rahat ediyorsanız, ben belki daha ince bir kalıp ile rahat edeceğim. Ayrıca ayağımızın birçok farklı özelliği var. Mesela, ikimiz de 38 giyebiliriz ama birimizde kemik çıkığı olabilir ve bambaşka bir ayakkabı ile rahat edebiliriz. O yüzden aslında iyi bir markada farklı genişlik alternatifleri olmalı. Ancak böyle marka dünyada çok az. Biz getiriyoruz. Tüketicinin farklı genişlikte ürünleri olan markalara erişimi yoksa, o zaman farklı markalar arasında ayağına en doğru olanı seçmek zorunda kalacak. Bunlar kolay seçimler değil. O yüzden ayakkabı satan ekibin bu konuda eğitimli olması çok önemli. Diyelim yazın yanlış bir parmak arası ile uzun süreler dolaştınız. Sonbaharda topuk ağrısı sorunu başlayabilir ve geçirmek gerçekten kolay değil.

SORUNLAR OLUŞMADAN ÖNLENMELİ

Yaptığınız iş Türkiye’de biliniyor mu? Dünyada bu konuda neler yapılıyor?

- Ne yazik ki bizim yaptığımız işi Turkiye’de bilen yok. Oysa doğru ayakkabı seçimi çok önemli. Ayağınız rahat değilse hiçbir şekilde mutlu olamazsınız. Ayakkabı seçimi ayak, bilek, diz, bel ve boyuna kadar tüm bölgelerimizi etkiliyor ve bir kez ayağımızda bir sorun olduğunda, tedavisi çok zor. Yani sorunlar oluşmadan önce önlemeliyiz. Bu da doğru ayakkabı seçimiyle olabilir. ‘Ayağınıza iyi bakın, yeni bir çift alamazsınız’ diyoruz. Dünyada ise özellikle İngiltere, Amerika ve bazı Avrupa ülkelerinde shoe fitting çok önemli bir uzmanlık alanı. Mesela benim İngitere’de çalıştığım mağazada sertifikalı uzman tarafından eğitim almamış ekip çocuklara ayakkabı satamazdı. O reyona geçmemiz bile yasaktı. Anneler, çocuklarına ayakkabı alacakları zaman sadece ‘trained fitter’, yani ‘shoe fitting’ konusunda uzman tarafından eğitim almış ekiplerin olduğu mağazalara gidiyor. Turkiye’de maalesef bu bilinç henüz yok. Bu biraz da sağlıklı yaşam ile ilgili bir şey. Zamanla artacak. Biz bu konuda öncülük ediyoruz. Ayak ölçümü, ayak analizi ve doğru ayakkabı seçimi herkes için gerekli. Ayağınızda bir sorun olmasa bile doğru ayakkabı seçmezseniz ileride çok sıkıntılar yaşayabilirsiniz. Ülkemizde ne yazIk ki moda ön planda. Modanın rahatının olabileceğini bile tahmin etmiyor tüketici. Biz uluslararası markaları getirerek bu bilinci yerleştirmeye çalışıyoruz. Hem şık hem rahat olabilirsiniz.

ÇOK TOPUKLU DA DOĞRU DEĞİL, ÇOK DÜZ DE!..

Ayakkabı seçerken her mağazada sizin gibi bir uzman olmuyor. Bu nedenle biz neye dikkat etmeliyiz?

- Bizim de amacımız zaten tüketiciyi bilinçlendirmek. Yanlış bir ayakkabı almalarını engellemek. İlk bilmeniz gereken her yerde aynı numara ile rahat edemeyecegimizdir. Her markanın kalıbı farklıdır. Mesela bize dar gelen bir ürünü illa almak istersek, büyük numara giymemiz gerekecektir. Bunu yapmamalıyız. Onun yerine daha geniş bir model almalıyız. Büyük ayakkabı almak da küçük ayakkabı almak kadar yanlıştır. Ya da darken alıp genişlemesini beklemek de doğru değil. Parmaklarımız her zaman rahat etmeli. Parmak kısmı dar ürünler ileride ciddi sıkıntılar yaratır. Ya da çok ince tabanlı ayakkabıları tercih etmemeliyiz. Çünkü yürüdüğümüz sert zeminin oluşturacağı darbeleri emmesi gerekir.

Düz ayakkabı rahat diye bilinir ama sanırım çok düz olması da doğru değil. Doğru bildiğimiz yanlışlar konusunda neler söyleyebilirsiniz?

- Evet aslında düz ayakkabı ile rahat edenler de olabilir. Ancak bu sizin bacak kaslarınızın neye alıştığına bağlı. Yıllardır topuklu giyen bir kişinin dümdüz ayakkabı giymesi durumunda ciddi sıkıntıları olacaktır. Bir çok doktor hafif bir topuk ya da dolgu önermektedir. Düz ayakkabıda bir de dikkat edilmesi gereken iç tabanın yastıklı olması ve dış tabanın ince olmaması. Ayrıca bircok kişi bol ayakkabı almayı tercih eder. Bu da dar ayakkabı kadar yanlış. Ayağınızı tam sarması önemli. Çocuklara doğar doğmaz ayakkabı giydirmek, sert ortopedik ayakkabılar ile başlamak da çok yanlış. Yumuşacık ürünlerle başlamayı öneriyoruz. Uzun süre topuklu ayakkabı kullanmak, uzun süre ayağı sarmayan terlik ya da parmak arası kullanmak da ayağa zarar verir.

ÇOCUKLARDA YANLIŞ AYAKKABI SEÇİMİ GERİ DÖNÜLEMEZ SIKINTI YARATABİLİR

Yanlış ayakkabı seçimi ne gibi rahatsızlıklar yaratabiliyor? Ayak dışında vücudun nerelerinde sıkıntı olabiliyor?

- Ayak, bilek diz, kalça, bel, sırt boyuna kadar sıkıntı yaratabilir. Duruşunuzu bozan bir topuklu ayakkabı tüm bu bölgelere baskı yapacaktır. Ya da başparmağınızı sıkıştıran, parmakları rahat ettirmeyen dar burunlu bir ayakkabıyı kullanırsanız, kemik çıkığı oluşması muhtemeldir. Dar ya da çok bol ayakkabılar sürtünme ile su toplamasına ya da nasıra neden olabilir. Çok sert bir ayakkabı, incecik tabanlar, yanlış kağıt gibi babetler topuk ağrısı yapabilir. Bazı kişiler sert ayakkabı kullanmalı, bazıları ise yumuşak. Bunu bilmezsek ayağımızın birçok yerinde ağrı oluşabilir. Hele çocuklarda geri dönülemez sıkıntılar çıkabilir. Çocukların ayakları hamur gibidir ve yanlış bir ayakkabı ile yanlış şekillenebilir.

 

 

 

Yazının devamı...

Hayırlı olsuna değil çalışmaya gelin

 

47 yıllık kurumun Genel Başkanlığı’na Seferihisar’da başarılı kooperatif çalışmaları yapan Neptün Soyer seçildi. “Bu topraklarda her şey güzel yetişir” diyen Soyer ekliyor, “Hayırlı olsun ziyaretlerine değil, çok çalışmaya ihtiyacımız var...”

- Kooperatifçilik anlayışına bakarsak neler farklılaştırılmalı sizce?
Yarımadanın bu toprakları ülkenin en iyi kooperatifçilik ruhuna sahip. Türkiye’nin en eski ve en iyi kooperatifleri burada kurulmuş. Zamanında Mahmut Türkmenoğlu ile başlayan bu hareketin olumlu etkilerini bugün bile görmek mümkün. Bu yörede yetişen tüm ürünlerin kooperatifi kurulmuş ve ürüne sahip çıkmış. Devlet desteği ise mutlaka olmalı. Süt fiyatlarındaki dalgalanmaya bakarsak meraları örgütlü üreticiye verin diyoruz. Konya Ovası’ndaki de bunu söylüyor. Aromatik ürün üretimi yapıyor İl Tarım Müdürlükleri, bizi de var etsinler o projelerde. Yani biraz kopukluk da oluyor. En tepeden bir örgütlenme olmalı bana kalırsa.
- Kooperatifler üretiyor da satabiliyor mu sizce?
Pazarlama çok önemli. Büyük firmalar kooperatiflerden alışveriş yapmak istiyor ama bazı organizasyon istekleri var. Yani ürünü toplayacaksın, kasalayacaksın, ambalajlayacaksın. Kooperatifler henüz o kadar güçlü değil. Peki nasıl güçlenecekler? Ürettiklerini satarak... Bunun için bizlerin de bazı düzenlemeler yapmamız gerekiyor. Tarım politikasının olması çok çok önemli. Bizler de çalışacağız, çok çalışacağız. Ben bir an bile ‘Öfff’ demiyorum, sadece çalışmama bakıyorum.


MARKA ÜRETMELİ, ÜRÜNÜMÜZE SAHİP ÇIKMALIYIZ
- Kooperatifler günümüz koşullarına nasıl uyum sağlamalı?
Markamız yok. Raflara bir türlü giremiyoruz. Bence her birimiz bu jenerasyona hitap edecek şekilde kendimizi baştan yaratmalıyız. Bakanlık iyi çalışıyor, hiçbir isteğimizi geri çevirmiyorlar ama yine söylüyorum, belirli bir tarım politikamız olmalı. Biz kooperatif başkanları aslında bir anlamda tabandaki binlerce üreticinin sesiyiz. O nedenle bu politikalar belirlenirken bizlerin de dahil olması, tüm bu üreticilerin de dahil olması gerek.
- Köy-Koop ne zaman kurulmuş?
Köy-Koop 1971’de Mahmut Türkmenoğlu’nun önderliğinde kurulmuş ve 80’lere kadar çok yoğun bir çalışma yapılmış. Maalesef 80 ihtilalinde tüm mallara el koyulup yapı bozulmuş. 90’larda tekrar düzenleniyor ama mevcut mallar, arazileri geri almama şartı koşuluyor. Şu anda 13 il, 1500 ortaklı bir yapıda yüzlerce ortağımızla elimizden geldiğince çalışarak bu toprakların ürünlerinin değerini bulmasını sağlamaya çalışıyoruz.


SEFERİHİSAR KOOPERATİF PROJEMİZLE TÜRKİYE 3’ÜNCÜSÜ OLDUK
- Sizin çiftçilik geçmişiniz var mı?
Ben matematik öğretmeniyim. Eşimle 30 yıldır Seferihisar’da yaşıyoruz. Hayatımı en baştan, 20’li yaşlardan itibaren şehirde seçmedim. Öğretmenliğe Bademler’de başlamıştım. O dönem muhtar bana bir kitap getirdi. Biz her yeni gelen öğretmene bu kitabı veririz dedi. Mahmut Türkmenoğlu’nun hayatını anlatıyor. Okudum ve ağladım. Hayatını kooperatif kurmaya ve birlikteliğe adamış ama kendi köylüsü bile bazen ‘Biz sana güvenelim, ya bizim lokumları yersen’ gibi güvensizlik göstermiş. En büyük sorunlarımızdan biri bu bence; güvenmiyoruz... Sistem de bunu desteklemiyor.
- Sizin kooperatifçilik ile ilişkiniz nasıl başladı?
2009’da Seferihisar’da başlayan değişim sonrası kadınların birleşmesi ve kazanç sağlaması için kooperatif kurduk. Neleri üretebileceğimize, nasıl satabileceğimize odaklandık. Sefer Tası adıyla bir lokanta açtık ve geleneksel Seferihisar yemekleri üretmeye başladık. Sonra il özel idaresi bizi yerimizden çıkardı ama bu kez başka bir projeye başladık. Anadolu Efes, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı ve Tarım Bakanlığı’nın ortaklaşa yürüttüğü Gelecek Turizm’dir projesinde ilk üçe kaldık. Şu anda bulunduğumuz Hıdırlık Tarımsal Kalkınma Kooperatifi’nin yerini açtık. Bu kooperatifimizin başkanlığı, il başkanlığı ve şimdi de Türkiye başkanlığı oldu.


ÜRETİM PAZARLAMA STRATEJİSİYLE DESTEKLENMELİ
- Ege’de yetişen ürünlerin daha iyi değerlendirilmesi nasıl mümkün?
Küçük Menderes toprakları hazine gibi, her şey yetişiyor. Bakırçay desen ona keza. Bizim yarımadada mandalina, zeytin, zeytinyağı daha birçok ürün var. Ama sadece ürün yetiştirmek yetmiyor. Onların pazarlanması ve satılmasına yönelik aksiyon planları da geliştirilmeli. Mesela konu zeytin mi, zeytinyağı mı, bunların nasıl sağlıklı olduklarına, zeytin yaprağının faydalarına dikkat çekilmeli. Yapılacak çok şey var. Ben açıkçası Tarım Bakanı olsam, ‘hayırlı olsun ziyaretlerine gelmeyin, onun yerine hemen çalışmaya başlayın’ derim. Bence bizler de bakanı ve kadrolarını rahat bırakalım ve bekleyelim politikalarını geliştirsinler.
- Hedefleriniz neler?
Çok hızlı bir şekilde çalışmaya başladık. Ben kooperatiflerimizi ziyaret ediyorum. Danışmanlık hizmetleri alıyoruz ve Köy-Koop markamızı web sayfamızdan raftaki ürüne kadar yeniliyoruz. Tarım politikalarımızın oluşturulmasını ve hareket geçirilmesini bekliyoruz. Sonrasında biz de daha sistemli bir çalışma şekline geçebiliriz. Bu ülkenin bu topraklarında her şey yetişiyor yeter ki olumlu politikalar geliştirelim.

Yazının devamı...

Sokaktaki canların ömrü sadece 3-5 yıl

 

Onlar gibi niceleri var. Her yaz sonu, özellikle yazlık yerlerde onlarca hayvan sokağa terk ediliyor. Sokaklarda yaşamaya alışık olmayan çoğu cins olan bu canlar, sokaktaki diğerleriyle birlikte kış şartlarında var olmaya çalışıyorlar. Bir de üstüne canice saldırılara maruz kalan bu hayvanlar için var gücüyle çalışan çok özel insanlar var. ÇESAL, yani Çeşme Alaçatı Doğa ve Hayvanseverler Derneği Başkanı Solmaz Örücü ve üyeleri gibi...

- Sokak hayvanlarının durumu ülkemizin dikkat çeken konularından biri. Bu konuda biraz bilgi verebilir misiniz?
- Ülkemizde sokakta yaşamak zorunda olan çok fazla sayıda can var. Üremenin önüne geçemediğimiz, kayıt altına almadığımız, pet shoplarda hayvan satışını önlemediğimiz ve üretim çiftliklerini kontrol altına almadığımız sürece bu sorun ne yazık ki büyüyerek gidecek. Biran önce bu konularla ilgili yasal düzenlemelerin yapılması gerekiyor. Bir takım çalışmalar var tabii ancak sonuçlanmadı. Sadece yasanın çıkması da yetmez, kontrol mekanizmaları kurulmalı ve takibi yapılmalı.

YAŞAM HAKLARINA SAYGI DUYMUYORUZ
- Bu konuda kimlere görev düşüyor?
- Sokaklarda yaşamak zorunda olan kedi ve köpeklerin kısırlaştırılması, aşılanması, kayıt altına alınması konusu belediyelere verilmiş. Belediyeler bu konuya gereken önemi maalesef göstermiyor. Popülasyon artıkça şikayetler artıyor, şikayet sonucu ne yazık ki yasada olmamasına rağmen barınaklara toplanıyor. 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’na göre suç işleniyor ve bunu onları korumakla görevli belediyeler yapıyor.
- Sokak hayvanlarının yaşadığı sıkıntıların kaynağı sizce nedir? Nasıl bir bilinçlenmeye ihtiyacımız var?
- Sokak canlarının yaşadığı en büyük sıkıntı bana göre, onların tıpkı biz insanlar gibi canlı birer varlık olduklarının göz ardı edilmesi. Evren bir bütün oysa. Onlar da bu bütünün parçası, en az bizler kadar yaşama hakları var. Kısaca yaşam haklarına saygı duymuyoruz.

SOKAKTA EN FAZLA 3-5 YIL YAŞIYORLAR
- Barınaklar bu konuda ne kadar çözüm sağlıyor. Neler yapılmalı?
- Barınaklar insanlar açısından çözüm gibi görünüyor ancak değil. Barınakların şartları genellikle çok kötü. Yüzlerce hayvan bir arada hiç uygun olmayan şartlarda yaşamaya mahkum ediliyor. Yeterli beslenme, sağlık kontrolünden uzak ve hayvan sevgisinden yoksun insanların çalıştığı yerler. Bunları kimseyi suçlamak için söylemiyorum. Yapılması gereken en önemli konu kontrolsüz üremenin önüne geçmek için kısırlaştırmanın çok ciddiye alınması. Sokakta kalan hayvanlar zaten çok zor şartlarda oldukları için maksimum 3-5 yıl yaşıyorlar.
- ÇESAL nasıl çalışmalar yapıyor?
- ÇESAL olarak bizim hedefimiz Çeşme ilçesi sınırları içerisinde kısırlaşmamış, hasta ve aç susuz hayvan kalmaması, farkındalık çalışmaları ile onlara olan bakışın değişmesi, sayfiye yerlerinin çoğunda olduğu gibi ilçemizde yaz sonu tatilcilerin gelirken karne hediyesi olarak çocuklarına aldıkları hayvanların terk edilmemesi için bilboardlarla bilinçlenmeyi sağlamak. Her şeye rağmen terk edilen canlara yuva bulmak. Hayvanların hak ettikleri uygun şartlarda yaşaması.

GÖNÜLLÜLERE İHTİYACIMIZ VAR
- ÇESAL bünyesinde kaç kişi var, nasıl finansman sağlıyorsunuz?
- Derneğimizin 70 üyesi var. Aktif olarak çalışan dernek yönetimindeki 4 arkadaşımız ve 3 çalışanımız ile yürütmeye çalışıyoruz. Finansmanı yönetimdeki arkadaşların katkıları ve tabii gelen bağışlarla sağlamaya çalışıyoruz. En büyük giderimiz veteriner harcamaları ve mama. Maddi manevi her tür desteğe ihtiyacımız var. Geçici yuvalık yapmak isteyen aileleri ve gönüllü çalışacak herkesi sokak canlarına yardım için bekliyoruz.
- ÇESAL’a destek vermek bağış yapmak isteyeneler size nasıl ulaşacak?
- Bize www.cesal.org.tr ya da info@cesal.org.tr mail adresimizden ulaşabilirler.

Yazının devamı...

Urla’daki sihirli dünya

 

 

İşte onlardan biri: Yıldız Gürgün. Uzun yıllardır turizm alanında bölgemize önemli hizmetler veren Gürgün, kalbinin sesini dinleyerek çocuklarımız için Sihirli Masalevi’ni açmış. Urla’nın müthiş doğasına nazır bambaşka bir dünya yaratan Yıldız, herkesi ‘Sihirli’nin sihirli dünyasına davet ediyor.

 

30 YILDIR TURİZMLE İLGİLENİYORUM

- Masal evi açmak nereden aklına düştü?
- Almanya’da bir pansiyonumuz var. Bremen’den Frankfurt’a kadar da bir masal yolu. Kassel ortasında ve Grimm kardeşlerin şehri. Çizmeli kedi, Rapunzel, külkedisi gibi tüm dünyada okunan, bilinen masalların yaratıcısı bu kardeşler aslında Alman sözlüğünü yazmış ama kelimelerin akıllarda kalıcılığını masallarla vermişler. Beni etkiledi bu hikaye ve masal evlerini gezmeye başladım. Her masalın şatosunda geleneksel kıyafetlerle masal anlatan kişileri dinledim. O otellerde kaldım, sabah kahvaltımızı Rapunzel’in getirmesi beni heyecanlandırdı. ‘Neden benim Ege köylerimde de bir masal yolu olmasın’ dedim. İzmir’de 30 yıldır turizmle, Çeşme’de de 10 yıldır 3 minik otelle ilgiliyim. Bunların arasında Urla’da böyle bir hayalimi gerçekleştirmek istedim. Kolay olmadı ama amacı var. Masal anlatımlarımızın tüm geliri EÇEV’e bağışlanıyor. Bu bana huzur veriyor.

MASALLARI EN GÜZEL
İNSANLARI SEVENLER ANLATIR

- Burada neler yapılıyor, ne gibi etkinlikler var?
- Biz 60 masalı slayt yaptık. Bazılarını çizdirdik. Hatta yeğenim Defne Aydemir şu an Harward’da 3D animasyon kursunda. Bazılarını o çizdi. Masalları büyük ekranda çizimleriyle anlatıyoruz. Doğum günleri yapıyoruz. Çocukların masallarını yazıyoruz. 2 odamız var. Konaklama imkanı sunuyoruz. Minik bahçemizde kahvaltı ve 5 çayları veriyoruz. Birçok atölye, sergi ve kermesler yapıyoruz. Yani sihirli evimizde her türlü yaratıcı etkinliğe açığız.
- Masalları kimler anlatıyor?
- Ben ve burada çalışan Eylül. Masalları en güzel insanları sevenler anlatır. Zaman verip emek verecek anneanneler, babaanneler, anneler, babalar kadar yakın olanlar. Biz de bir amaç edindik. Bunun için de hem ben hem de Eylül masal anlatıcılığı kurslarına gittik, diplomalar aldık. Ama en önemlisi candan anlatıyoruz. Bazen senin gibi ezber bozanlar da gelip anlatıyor. Önemli olan hissetmek.

SİHİRLİ’DEN AYRILAN ÇOCUK MUTLU

- Çocukların tepkileri neler oluyor, bundan sonra hedeflerin neler?
- Aslında masalı dinlemeyi sevdirmek, yine gidelim dedirtmek ve onları mutlu etmek. Sihirli’den ayrılan çocuklar mutlu. Hatta bir çoğu bize Pamuk Prenses olup olmadığımızı sordu.
- Urla’yı seçmenin özel bir nedeni var mı?
- Urla’da güzel şeyler oluyor. Dostlarımın özel evleri bu kadar inanılmaz hale getirmiş olması çok özel. Mitera’da bir çay içseniz, Ayerva’da bir zeytinyağı tadımı yapsanız ya da Fırın Vourla ile Urlice’de bir akşam yemeği yeseniz ‘Neden Urla’ demezsiniz.

EGE BÖLGESİ’NDEKİ EN
İYİ ACENTE SEÇİLDİK

- Yılların başarılı turizmcisi olarak Urla’daki evinde de odalar kiralıyorsun. Sence Urla’nın gerektiği değeri bulması için neler yapılmalı?
- Valla bu yıl bizi Ege Bölgesi’ndeki en iyi acente seçenlere sonsuz şükranlarımı iletiyorum. Ancak şu bir gerçek: Urla, altyapısı ile büyümeli. Asla 2 kat kuralı bozulmamalı. Yolların yoğunluğu hafifletilip güzel reklam yapılmalı ve tur operatörleri davet edilmeli.
- Buraya ulaşmak isteyenler sizi nasıl bulacak?
- Kapımız herkese açık. Sosyal sorumluluk projelerini yaşatmak hepimizin sorumluluğu. Lütfen herkes bir sosyal sorumluluk için çaba harcasın. Bizim çocuklarımız, illa kan bağlı olduklarımız değil, başka çocukları da mutlu etmeliyiz. Facebook, instagram hesaplarımız var. Web sitemiz www.sihirli.com... Telefonumuz ise (0232) 421 75 08.

Yazının devamı...