GÜNDEM
SPORARENA
YAZARLAR
EKONOMİ

Uygulamada okumaya devam et.

Sadece seçkin galeriler yetmez

23 - 24 Şubat’taki etkinlikte 200’ü aşkın eser sanatseverle buluşacak. Sergiye ‘İkili Bakış’ adlı eserleriyle katılan Türkiye’nin en önemli sanatçılarından Devrim Erbil ile İzmir’de sanatı konuştuk.

10-15 RESİMLİK BİR KOLEKSİYONLA KATILIYORUM
- Büyük Efes Sanat Günleri bu yıl 5. kez sanatseverlerle buluşuyor. Bu etkinlikte yer alan sanat eserleriniz ve gerçekleştireceğiniz söyleşide neler olacak?
- Son dönem resimlerimi getireceğim bu etkinlikte, eserlerimde bu güne denk gördüklerinizin dışında “İkili Bakış” diye adlandırdığım, yeni bir bakış yöntemimle dünyaya ve yapılara baktığım bir anlayışın örneklerini vermekteyim. Bu ikili bakışın dışında yine özel bir teknik ile yaptığım siyah beyaz resimlerim var. Bu eserlerin İzmirli sanatseverlerin ilgisini çekeceğine inanıyorum. 10-15 resimlik bir Devrim Erbil koleksiyonu hazırladım. Büyük Efes Sanat Günleri’nde kendi içinde bir takım yenilikler içeren bir sergi göreceksiniz. Bakalım sizler nasıl bulacaksınız?


- İzmir sanat hayatına verdiğiniz destekler ile sizin hayatınızda İzmir’in farklı bir yeri var gibi görünüyor. Gerçekte de öyle mi?
- Abartmış olmayayım ama her açılan galeride, önemli müzelerde, sergi salonlarında hemen hepsinde sergi açtım. İzmir’in bütün galerilerinde resimlerim zamanla yer aldı, halen de yer almakta. O nedenle İzmir’e hem bir sanatçı olarak, hem bir İzmir sever olarak geldiğimde, oradaki dostlarım ve sanat ortamı ile karşılaşmak her zaman benim için büyük bir zevk ve onur oldu.

SANAT YAŞAMIN BÜTÜN KILCAL DAMARLARINA ULAŞMALI
- Eserleriniz özel koleksiyonlar ve kamusal alanlarda da yer alıyor. Hatta İzmir’e gelen turistler bile Swissôtel Büyük Efes odalarında eserlerinizle tanışıyor. Sanat eserlerinin sanat galerisi haricinde farklı mekanlarda izleyicisi ile buluşması hususunda ne düşünüyorsunuz?
- Bence sanatın sadece galeri ya da müze duvarlarına sığması yeterli değil. Sanatın geniş kitlelerle her zaman bir bağlantı kurmasını, sanatın yaşamın bütün kılcal damarlarına dek ulaşmasını her zaman düşünmüş ve özlemişimdir. Bu nedenle değişik teknikle yapılan büyük mozaik ve seramik panolar büyük boyutta oldukları zaman onların kucakladıkları insan sayısı da daha fazla oluyor. Ve her an karşınıza çıkabilen sürpriz bir sanat eseri özelliklerini taşıyorlar. Evet dediğiniz gibi Swissotel Büyük Efes’te eserlerim var. Türkiye’de ve yurt dışında birçok ülkede böyle panolarım oldu. Mesela Lisbon Büyük Elçiliği’nde 50 m2 seramik panom bulunuyor. Türkiye’de birçok bankada, büyük iş yerlerinde yine mozaik ve seramik eserlerim var. Bu nedenle mesela İstanbul’da da bir başka yeni projeyi gerçekleştirdik. O da kentin en önemli caddelerinden birinde Dolmabahçe Sarayı ile Kabataş arasındaki yol üzerinde 30-40 tane resmimin büyük boyutlarda reprodüksiyonları sergilendi. Halen devam ediyor. Bir galeride bir sergi süresince 3000 kişi resmi görüyor ise burada bir gün de yüzbinlerce insan bu resimleri görüyor. Gündüz ve ışıklandırıldığı için gece de görüyorlar. Bunun gibi birçok projede imzam var. Ben istiyorum ki resim sadece elit bir kesimin gördüğü, seyrettiği mekanlarda değil her an karşılaşacağı bir yerde, bir metroda, büyük bir devlet dairesinde, hükümet konağında, iş yerinde de her zaman karşısına çıkabilmeli. Ben de büyük resim projelere imza atmaktan zevk duymaktayım.

Yazının devamı...

Uçakta laptop yasağı kitap yazdırdı

Uzun iş seyahatlerinde bir dönem yaşanan uçakta laptop yasağı onu daha fazla kitap okumaya hatta sonrasında el yazısı ile kitap yazmaya itmiş. Sonuçta geleceği kurguladığı romanı 2048 ortaya çıkmış. Büyükada Yayıncılık’tan çıkan kitabının sonunu ise her bir okuyucunun kendine göre bir son yazacağı şekilde interaktif hale dönüştüren Sayer, yurtdışına daha fazla eser ihraç etmemiz gerektiğini söylüyor.

 

- Kitap yazma fikri nasıl oluştu? Sizi motive eden ne oldu, kitap yazma isteği mi, geleceği kurgulama isteği mi?

Kitap yazma fikri tamamen bir tesadüfler silsilesi sayesinde oldu. Bir buçuk sene evvel başlayan ve bir süre devam eden İstanbul çıkışlı uçuşlardaki elektronik cihaz yasağı bana yazarlık kapısını açtı diyebilirim. İşim icabı sürekli seyahat ediyorum ve normalde bilgisayarımda iş yaparken yasak zamanı seyahatlerde kitap okumaya başladım. Konu zaten benim detaylı araştırmalarımın olduğu bir mevzuydu. Kendi kendime neden ben de bir kitap yazmıyorum dedim ve serüven başladı. Bugün bize çok uzak gelen bazı gelecek teknolojilerini en iyi harmanlayacağım kitabın bir kurgusal roman olacağına kanaat getirdim ve bu şekilde yazmaya başladım. Aslında başta pek motivasyonum yoktu ama romanı yazmam ilerledikçe bu uğraşın çok keyifli bir hobiye dönüştüğünü farkettim. Başlarken bitirir miyim kestirememiştim ama ilerledikçe o kadar büyük bir keyif aldım ki kısa sürede tamamladım. Çocuklarımın ve ailemin gurur duyacağı bir eser bırakmak ta benim için önemli bir motivasyondu tabi.

 

GÜNÜMÜZ İNSANININ HEM ÇOK VAKTİ VAR HEM HİÇ VAKTİ YOK

- Bir sanayici ve işadamısınız. Kitap yazmaya nasıl zaman ayırdınız?

Günümüz insanın hem hiç vakti yok hem de çok vakti var bence. Son otuz yılda teknoloji pek çok konforu hayatımıza soktu. İletişim tekniklerinin gelişmesi hayatın akışını inanılmaz derecede hızlandırdı. Ekonomik şartların ağırlaşması ya da İstanbul gibi kozmopolit bir şehrin sunduğu geniş olanaklar zamanı hepimiz için kısıtlı bir hale getirdi. Ama öte yandan gün içinde zaman tasarrufu sağlayacağımız pek çok yer var. sosyal medyaya harcadığımız zamandan, uçaklarda havalimanlarında, otellerde ya da akşamları televizyonun başından geçirdiğimiz zamandan yaptığım tasarruflarla kitabı kolaylıkla bitirdim. Bence herkesin güzel hobileri olması gerekiyor ve mutlaka bu hobilere zaman ayırması lazım diye düşünüyorum.

 

- 2048 yılına ait öngörüleriniz hakkında bir araştırma yaptınız mı? Teknolojinin hızlı değişimi sizi nasıl etkiledi?

Bahsettiğim gibi zaten konu benim için bir uzun zamandır ilgi alanımdaydı. Ama tabi kitabı yazmaya karar verince çok daha detaylı bir araştırma yapmam gerekti. Okuduğum kitapları tekrar gözden geçirdim, nice yeni kitaplar okudum binlerce internet sitesi gezdim. Tabi bu kadar bilgiyi harmanlamam ve hikayeye oturtman gerekiyordu. Bu da uzun bir süreç oldu benim için. Araştırmayı yaparken beni en çok etkileyen konu tabi geleceğin getirebileceği muhtelif değişimler ve özellikle, hayatımıza, topluma ve en önemlisi bizi biz yapan değerlerimize olumlu ve olumsuz etkileri. Öylesine distopik ve ürkütücü konulara denk geldim ki, çocuklarım için endişelenmeden edemedim. Tabi bu değişimler bugünün gözüyle ürkütücü geliyor belki bizlere. Tıpkı iki yüz evvelki insanlara bugünkü teknolojileri anlatmak gibi. Bize ne kadar normal gelse de herhalde onlara da o zaman ürkütücü gelecekti.

 

GELECEĞİN BİLİNMEZLİĞİ CEZBEDİCİ

- Kitabınız nasıl tepkiler alıyor? Gerçekçi ya da fantastik bulanlar arasında hangisi ağır basıyor?

 Kitabımdan çok ağırlıklı olumlu tepkiler alıyorum. Gelen en büyük eleştiri genelde ilk bölümünün fazla geleceği anlattığım ve hikayeden uzaklaştığı yönünde. Ama kanımca bu bölümde anlattığım konular çok önemli. Benim bu eseri yazarken temel hedefim okura bir 2048 dünyası yaratmaktı. Son otuz yılda ve özellikle son on yılda yaşanan değişimleri şöyle bir düşününce gelecek otuz yılda yaşanabilecekleri bir nebze de olsa okura anlatmak istedim. Ama bir dahaki romanımda bu eleştiriyi de göz önünde bulunduracağım tabi.

 

- İnteraktif son yapmanız nasıl karşılandı? Okuyucularınızın yazdığı 'son'lar arasında en çok hangisinden etkilendiniz?

 Aslında fikri beğenen de çok oldu, keşke sonu sen yazsaydın da bizi uğraştırmasın diye takılanlarda. Benim temel hedefim okuyucuyu bir nebze olsun hikayeye çekmek ve gençlerin çok sevdiği bir inovasyon katmak istedim. Aslında okurdan istediğim Geleceğin bilinmezliği, yapay zekaların, geleceğin, toplumsal ilişkilerinin dostluklarının, aşkının geldiği noktaları kendi bakış açılarına göre değerlendirmeleriydi. Bunda da başarılı olduğumu düşünüyorum çünkü tahmin ettiğim gibi bütün olasılıkları içeren sonlar aldım.  

 

ESERLERİMİZİ YURTDIŞINA İHRAÇ ETMELİYİZ

- Kitabınızı yurtdışında da  tanıtmak istiyorsunuz. Bu konuda neler yapmayı düşünüyorsunuz?

 Şu an roman İngilizceye çevriliyor. Ilk hedefim Londra Kitap Fuarı’nda bir takım yayın evleri ile temas kurmak. Tabi İngiltere pazarı çok rekabetçi ve dünyanın her yerinden yazarlar bu pazara girmek istiyor. Dijital ortamda pazarlamak da bir opsiyon. Ayrıca romanın sesli versiyonunu da hazırlayacağım. Nasıl ülkemize yüzlerce yabancı yazarın kitabı giriyorsa bizlerin eserleri de yurt dışına ihraç edilebilir diye düşünüyorum. Özellikle kitap okumayı çok seven batı toplumlarında benim ki gibi distopik olmayan, geleceği hayatın olağan akışı içinde anlatan bir romanın yurt dışında ilgi uyandıracağını umuyorum. Gelecek hepimiz için bir soru işareti ve romanımın bir şekilde bu bilinmezliğe ışık tuttuğunu umuyorum. Gelecek tahmin edilemez tabiki.

 

Yazının devamı...

Tarımda biz de varız

 

Bunu değiştirmek için yeni politikalar geliştiriliyor, yeni girişimlere başlanıyor. Bu yönde atılmış en anlamlı adımlardan biri, benim de içinde olduğum yeni bir kooperatif. ‘Döngü Tarımda Kadim Bilgiler, Yeni Fikirler Kooperatifi’ ile biz bir grup kadın, tarımı canlandırmak için harekete geçtik. Akademisyenden mühendise, iletişimciden finansçıya farklı mesleklerden gelen ama aynı amacı ve heyecanı paylaşan bu kadınlarla ‘köylünün tarımdaki kadim bilgisini, yeni fikirlerle birleştirip yeni pazarlar oluşturabiliriz’ diyerek yola koyulduk ve ilk üretimimize başladık.
Şehirli, yüksek eğitimli, kalbi doğa ve Anadolu topraklarına büyük bir sevgiyle bağlı kadınlar olarak diyoruz ki, ‘Madem tarımda son noktaya gelindi, o zaman biz de baştan başlarız’...

ZEYNEP DERECE (Endüstri Mühendisi)
BURCU KARACA UĞURAL (Tekstil Mühendisi)


- Tarımda üretimin geçmişe göre daha zor olduğu bugünlerde sizi tarımsal üretime iten ne oldu?
- BURCU: Doktora tezimde keten liflerinden otomotiv sektörü için kompozit malzeme geliştirdim ve TÜBİTAK Teknogirişim sermaye desteğiyle bu fikri endüstriye uygulamak için yola çıktım. Bu süreçte TÜBİTAK mentoru Zeynep Derece ile çalışma şansım oldu. Çalıştığım kompozit malzemenin hammaddesi keten lifleri artık ülkemizde üretilmediğinden ithal etmeliydim. Teknoloji geliştirmek ve maliyet açısından bu sürdürülebilir bir durum değildi. Keten bitkisinin tarımını ülkemizde tekrar nasıl canlandırabiliriz derken, yolumuz geçmişte keten ekimi yapılan Karadeniz’e uzandı.


- ZEYNEP: Burcu’nun projesinin mentorluğunu yaparken yerli keten lifi bulamayınca, geçmişte birçok yörede tıpkı susam gibi ekilen keten bitkisi tarımının artık yapılmadığını öğrendik. Karadeniz’de eskiden geleneksel olarak keten tarımı yapıldığından, bölgedeki köylü ile görüştük ve eskiden keten ekilen tarlaların, maliyetler arttığından uzun süredir ekilmediği, genç nüfusun ise şehirlere göç ettiğini öğrendik. Köylünün aslında tarımdan kopmak istemediğini, ancak gelir elde edemedikleri için vazgeçmek durumunda olduklarını gördük. Burcu’nun hammadde ihtiyacı ve köylünün tarıma devam etme isteği doğrultusunda keten tarımını yeniden canlandırmak amacıyla deneme üretimi başlattık.


- Ne üretiyorsunuz ve bu konudaki sizin tecrübeleriniz ve motivasyonunuz nedir?
- BURCU: Keten bitkisinin tarımını tekrar canlandırmaya çalışıyoruz. Köylülerin, özellikle de kadınların topraktan vazgeçmek istememeleri ve tarımsal çıktıların gelir getirecek şekilde bir pazara ulaştırılabilmesi için desteğe ihtiyaçlarının olması ve bizlerin de bu tarımsal çıktıları yenilikçi ürünlere dönüştürebilecek bir fikre sahip olmamız en büyük motivasyonumuz oldu.


- ZEYNEP: Aile tipi küçük üretim yapan köylerdeki en büyük sorun iş olanaklarının olmaması nedeniyle ailedeki genç nüfusun, yani genç işgücünün şehre göç etmesi, makineli tarımın yaygın olmaması, tarım işçiliğinin hem pahalı hem ulaşılamaz olması. Elbette yüksek tarım maliyetlerinin yanı sıra ortaya çıkan ürüne pazar bulamama veya çok ucuza satmak zorunda kalmaları da bir başka faktör. Tüm bunlar köylünün tek başına aşamayacağı sıkıntılar. Farkına vardığımız ve etkilendiğimiz bir başka konu, köylerde toprağa kadınların sahip çıkmaya çalışmaları ve evlerinin önündeki küçük alanlarda da olsa üretime devam etmeleriydi. Bunu bir kadın dayanışmasına dönüştürebilecek olma fikri en büyük motivasyonumuzdu.


- Bir kadın kooperatifi kurma fikri nasıl oluştu? Kimlerle, neler yapmayı planlıyorsunuz?
- ZEYNEP: Biz bu tespitlerimizi çevremizle paylaştığımızda çok olumlu tepkiler aldık ve birçok insan bu oluşumun içinde yer almak istediğini söyledi. Bizler gibi eğitimli, bilgili çeşitli mesleklerden arkadaşlarımızın tarım konusunda bir şeyler yapmak istediklerini, ama ne yapacaklarını bilmediklerini fark edince güçlerimizi birleştirmenin en iyi yolunun kooperatif olduğuna karar verdik. Döngü Bilimsel Araştırma Geliştirme Kooperatifi’ni kurduk.
- BURCU: Sözleşmeli tarım modeliyle katma değer yaratabilecek tarım ürünlerini ürettirmek, kooperatif öncülüğünde üniversite ve sanayi işbirliğinde Ar-Ge çalışmaları yaparak yenilikçi ürünler ve yeni pazarlar yaratmak ve adil bir gelir modeli oluşturmak istiyoruz. Bu oluşumu köydeki kadının tohum ve toprak bilgisiyle şehirdeki kadının farklı alanlardaki bilgi ve deneyimlerinin birleşmesiyle ortaya çıkacak bir güçbirliği olarak görüyoruz. Böylece köydeki kadın toprakla bağını sürdürebilecek, şehirdeki kadın ise bilgisini tarımın devamı için kullanabilecek.

MÜGE NİSARİ (Gıda Mühendisi)
Doğa, çevre, insan, üretim, araştırma, teknoloji, paylaşım... Döngü kadınları olarak yeni nesil kooperatifçilik anlayışıyla örnek olacak projeler gerçekleştireceğimize inanıyorum. Parçası olmak harika ve heyecan verici.

ELMAS KURUOĞLU (Finansçı)
Döngü Kooperatifimizde ülkem için, çevreci ve sağlıklı geleceğin hayalini kurmak, amacımıza ulaşmak için kararlılıkla taşlarını oya gibi işlemek istiyoruz. Müthiş heyecan ve gururla...

ZEYNEP ÇAKALOZ (Tekstil Mühendisi)
Şehirde doğmuş büyümüş bir kadın olarak, dünyanın bugün geldiği noktada çocuklarımızın ve ülkemizin sağlıklı geleceği icin tek çarenin bilinçli ve temiz tarım olduğuna inanıyorum. Yaşama katkının yolu doğru ve doğal üretimden geçiyor. Döngü Koop sayesinde bilgimizi gücümüzü birleştirip bu sürece katkı koyabilmek için çıktık bu heyecan verici yola... Başaracağımıza inancım sonsuz ve çok heyecanlıyım...

Yazının devamı...

Dünyada en iyi 50 öğretmenden biri  

 

Bill Clinton’ın onursal başkanı olduğu Varkey Vakfı tarafından, 179 ülkeden 10 bin öğretmen arasından seçilen 50 öğretmen arasına giren Samet Başkonuş, okulu ve öğrencileri için yıllardır birçok imkanı yoktan var ediyor. Öğrencilerini de geniş bir vizyona sahip olacak şekilde yetiştiren Samet Öğretmen, mart ayında açıklanacak sonuçları büyük bir heyecanla bekliyor.

ÇALIŞMALARIMIN ARKA PLANINDA EŞİM VE KIZIM VAR
- Global Öğretmenler Ödülü listesinde yer aldığınızı duyunca ne hissettiniz?
- Gece saat 3’te açıklanmış. Sabah kaltığımda telefonumda onlarca bildirim ve mesaj vardı. Siteye girip kendi resmimi görünce yaşadığım mutluluğu anlatamam. Gözlerimi kapatıp o anın tadını çıkardım. Bir de bir dünya haritası üzerine her finalistin ülke bayrağını koydukları bir resim yayınladılar. Asıl gururu, o zaman yaşadım. Bayrağımızın, o listede olmasını sağlamakla bir çocukluk hayalimi de gerçekleştirdim. Çünkü çocukken Türk bayrağını temsil eden insanları görünce imrenirdim. Bunu başarmış olmak ayrı bir duygu oldu benim için. Sonra eşim ve kızımla paylaştım. Onlar da en az benim kadar sevindiler. Çünkü yaptığım her çalışmanın geri planını onlar biliyor ve benimle birlikte onlar yaşıyor bu süreçleri.

ÖĞRETMEN ARKADAŞLARIM BU İŞİN GİZLİ KAHRAMANLARI
- Bu listeye girmeniz, aday gösterilmeniz nasıl gerçekleşti? Bundan sonra süreç nasıl işleyecek?
- Bu listeye girebilmek için ya birileri sizi aday gösteriyor ya da kendiniz başvuru yapıyorsunuz. Ben, kendimi değerlendirmek adına başvuru yaptım. Bir çalışma ya da bir proje olarak değil, meslek hayatınız boyunca yaptığınız tüm çalışmalarla değerlendiriliyorsunuz. Dünya çapında profesyonellerden oluşan yaklaşık 200 kişilik bir seçici kurulları var ve çok detaylı inceleme yapıyorlar. Yaklaşık 10 alanda yaptığınız çalışmalarla ilgili sizden veri istiyorlar. Bundan sonraki süreçte seçilen 50 kişi arasından 10 kişilik bir liste açıklanacak ve bu 10 kişiden bir kişi Dubai’de yapılacak olan törende 1.000.000 dolar ile ödüllendirilecek.
- Bu listede yer aldığınızı duyan öğrencileriniz ve öğretmen arkadaşlarını nasıl tepki verdi?
- Öğrenciler hafta sonunda televizyondan öğrenmiş. Birkaç gün odamdan ayrılmadılar. “Öğretmenim tebrik ederiz” deyip, kendi hazırladıkları küçük hediyeleri verdiler. Hatta bazıları ailelerine pasta yaptırmış, onlarla küçük bir kutlama yaptık. Bahçede, hiç bir şey söylemeden gelip sarılıyorlar. Bu duygunun tarifi yok. Okullarıyla gurur duyduklarını görmek beni çok mutlu ediyor. Haberi öğrendiğim sabah ilk, ekip arkadaşlarımla paylaştım. Çünkü ne yapıldıysa birlikte yaptık. Başlattığım her projeye inanılmaz destek verdiler. Bu gururu da mutluluğu da birlikte yaşamak istedim. Hepsi okulumuzun adını dünya listesinde görmekten gurur duyuyorlar.

ÖĞRENCİLERİN BEYİNLERİNDEN ÖNCE KALPLERİNE GİRMELİSİNİZ
- Öğretmen olmaya nasıl karar verdiniz? Nerede, nasıl bir eğitim aldınız?
- Küçükken komşuların çocuklarına derslerinde yardımcı olurdum. Belki de oradan öğretmenliğe karşı bir sempati oluştu. Atatürk Üniversitesi Erzincan Eğitim Fakültesi’nden 2005 yılında mezun oldum. Okulu bitirdikten sonra atanamayınca İstanbul’da polis okulunda okudum, bitmesine 2-3 ay kala öğretmen olarak atandım. 2006’da Erzurum’da öğretmenlik mesleğime başladım.
- Çocuklarla iletişim kurarken ne gibi öncelikler belirliyorsunuz?
- Bu çocuklar ailelerinin en kıymetlileri, onların üzerine titriyor ve onlar için büyük fedakarlıklar yapıyor ve her gün o en kıymetlilerini getirip bize emanet ediyorlar. Bunun sorumluluğu çok büyük. Kendi çocuğumla nasıl iletişim kuruyorsam, öğrencilerime de aynısını yapmaya çalışıyorum. Şu sözü seminer ve konferanslarımda çok kullanıyorum. “Öğrencilerinizin kalplerine girmeden beyinlerine hükmedemezsiniz.” Öğrencilerin önce sizi sevmeleri gerekiyor. Sonra zaten çocukları dilediğiniz gibi yönlendirebilirsiniz.

ÖĞRENCİLERİM BOYUNDAN BÜYÜK İŞLER YAPSIN İSTİYORUM
- Öğrencilerinizin sizden almasını arzu ettiğiniz en önemli ders ne olmalı sizce?
- Toplumumuzda “Haddini bil!” ya da “Boyundan büyük işlere kalkışma!” gibi sözler var. Ben meslek hayatımda, hep haddimi aradım. Nereye kadar gidebileceğimi, neler yapabileceğimi halen arıyorum. Benim öğrencilerim ne iş yaparlarsa yapsınlar hep hadlerini aşsınlar ve boylarından büyük işlere kalkışsınlar istiyorum. Mesela, IBM Başkanı Thomas Watson 1943’te ‘dünya piyasası, 5 bilgisayardan fazlasını kaldıramaz’ dedikten sonra 17 yaşındaki Bill Gates çıkıp ‘Her masanın üstünde bir bilgisayar olacak’ diyerek haddini aşmamış mıydı? Öğrencilerim yaptıkları işlerde sıradan olmasınlar ve sıra dışı işlere imza atsınlar istiyorum. Ülkemizin daha fazla gelişmesi adına sınırlarını zorlayan bireylere ihtiyacımız var.
- Benim sormadığım sizin eklemek istediğiniz bir şey var mı?
- Bence bizim öğretmenlerimiz, dünyanın en kaliteli öğretmenleri. Çünkü biz bu işi yüreğimizle yapıyoruz. Çoğu zaman ailelerimizle geçireceğimiz, kendi çocuğumuza ayıracağımız zamanı öğrencilerimize ayırıyoruz. Bu özveriyi, başka ülkelerde göremezsiniz. Böyle büyük bir gücü çok iyi kullanmamız gerekiyor. Eğitim sistemimize dair aradığımız bir çok sorunun cevabı öğretmenlerimizde. O yüzden karar mekanizmalarında öğretmenlerimizin daha aktif rol almaları çok yararlı olacaktır diye düşünüyorum.

Yazının devamı...

Normal doğum daha sağlıklı

 

 Özellikle ülkemizde birçok kadın, bu doğal yöntem yerine cerrahi yaklaşımı, yani sezaryen doğumu tercih ediyor. Hatta dünyada bu konuda birinciyiz. Doğuma hazırlık eğitmeni ve ebe Msc. Şükran Kurucu Yılmaz, Amerika ve İngiltere’de aldığı normal doğum ve doğuma hazırlık yöntemlerini Muğla’da kurduğu merkezde dileyen annelere öğreterek, daha sağlıklı doğum yapmalarını sağlıyor.

- Ebelik üzerine nasıl bir eğitim aldınız?
- İsparta-Yalvaç Sağlık Meslek Lisesi’nden birincilikle mezun olup Süleyman Demirel Üniversitesi Ebelik Bölümü’nü bitirdim. Yabancı dil ve mesleki gelişim için Amerika ve İngiltere’ye gittim. Londra Edgware’de özel bir Anne-Bebek Rehberlik Merkezi’nde staj yaptım. Türkiye’ye döndükten sonra Bahçeşehir Üniversitesi’nde yüksek lisansımı tamamladım. Kadın doğum servisi, doğumhane, yenidoğan yoğun bakım, Çapa Tıp Fakültesi Çocuk Yoğun Bakım Bölümü’nde çalıştıktan sonra Haliç Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu’nda öğretim elemanı olarak çalıştım. Muğla’ya taşınınca doğuma hazırlık ve nefes çalışmaları, emzirme ve bebek bakım, bebeklerde ve çocuklarda ilkyardım, hamile yogası eğitimleriyle anne ve gebelere destek ve danışmanlık vermeye başladım.

SEZARYENDE DÜNYA BİRİNCİSİYİZ
- Ülkemizde daha çok sezaryen doğum tercih ediliyor. Dünyada durum nasıl?
- Sezaryen, bir doğum tercihi değil, gebelik ve doğum eylemi sırasındaki istenmeyen durumlarda hayat kurtarıcı bir cerrahi yöntemdir. Biz kadınlar, fizyolojik olarak normal doğum yapma gücüne sahibiz. Dünya Sağlık Örgütü, doğumların yalnızca yüzde 10-15’inin sezaryen olmasını öneriyor. Fakat Türkiye, OECD verilerine göre dünyada yüzde 52 ile en fazla sezaryenle doğum yapılan ülke. Bu oran, Amerika’da yüzde 32.5, İngiltere’de yüzde 23, Hollanda’da yüzde 15.
- Ülkemizde kadınlar sezaryen doğumu neden tercih ediyor?
- Yapılan çalışmalar gösteriyor ki anne adayları, doktorları sezaryen endikasyonu görmediği halde, doğum korkularını engelleyemedikleri ve bebeklerinin sağlığı için endişelendiklerinden normal doğumu istemiyor. Doğumu abartılı çekilen film sahnelerinden, dizilerden ve kötü deneyimlerini paylaşan çevresinden öğreniyor ve bu durum kaygı ve korkuyu yükseltiyor. Buna bağlı olarak, anne adayı elektif sezaryen dediğimiz isteğe bağlı sezaryen ile doğumu talep ediyor.

HİPNOZ VE SUDA DOĞUM
- Hamileler doğum korkularını nasıl yenebilir?
- Net ve kesin bir ifadeyle doğuma hazırlık eğitimi almalılar ve doğumu öğrenmeliler. Yapılan bir çok çalışma gösteriyor ki doğuma ve anneliğe hazırlanan hamilelerin, hazırlanmayan hamilelere oranla stres ve kaygı oranları çok düşük. Ayrıca doğuma hazırlık ve nefes çalışmaları eğitimleri alan hamileler, kendini güçlü hissediyor. Beden farkındalıkları gelişiyor.
- Normal doğum yöntemleri arasında dünyada ve Türkiye’de neler tercih ediliyor?
- Dünyada doğuma hazırlık amacıyla ebeveynlere verilen Bradley metodu, Lamaze metodu, hipnoz ile doğum, Maia Stool Births ve suda doğum gibi yöntemler var. Türkiye’de en çok Hypnobirthing/Morgan Metodu, yani hipnoz ile doğum ve suda doğum ilgi çekiyor. Hipnozla doğum, hipnoz hali değil, annenin bebeğini nasıl rahat bırakacağı öğretilerek, ağrısız bir doğumun desteklemesi yöntemi. Suda doğum ise anne adayına hareket özgürlüğü ve doğum masasına oranla daha konforlu bir ortamda doğurma seçeneği sunuyor. Suyun kaldırma kuvveti, karın üzerindeki basıncı azaltarak rahim kasılmaları etkinliğini artırır, kan dolaşımını düzenler, annenin ve bebeğin daha fazla oksijenlenmesini sağlar. Annenin rahat bir doğum yapmasını amaçlar.

NORMAL DOĞUMDA, ANNE DE BEBEK DE DAHA SAĞLIKLI
- Normal doğumun anne ve bebeğe faydaları nelerdir?
- Normal doğumda bebekte salgılanan endorfin hormonu, bebeği dış dünyaya hazırlar. Bebekler doğum yolundan geçerken annelerinden koruyucu bakteriler alır. Anne ve bebek arasında ten tene temas daha kolay gerçekleşir ve bu temas bebeğin anneye güvenli bağlanmasını sağlar. Bebeklerde solunum sıkıntısı gelişme riski daha azdır. Bebekler emmeye daha kolay adapte olur. Anne hastaneden daha çabuk çıkar, ağrısı daha azdır, hatta hiç olmaz. Doğum sonrası enfeksiyon ve kanama benzeri komplikasyonlar ve doğum sırasında anne ölüm oranı daha azdır.
- Siz nasıl bir çalışma yapıyorsunuz?
- Anne adayları ile 12’nci. hafta itibariyle doktorunun da onayıyla hamile yogası ve gebelikte nefes egzersizleriyle doğuma hazırlık serüvenimiz başlıyor. 20’nci haftadan sonra eşli/tek, bireysel ya da grup doğuma hazırlık eğitimleriyle doğumun doğası, evreleri, doğum korkusuyla baş etme yöntemleri gibi bir çok konuda anne ve baba adayını doğuma hazırlıyorum. Gebeliğin ilerleyen zamanlarında emzirme ve bebek bakım eğitimi ve ağrıyı azaltan uygulamalarla kendilerini rahat ve güvende hissediyorlar.

Yazının devamı...

Torna başında kadın girişimci

 - Bugüne kadar hangi işlerde çalıştınız? Nasıl bir eğitim aldınız?
- Lise mezunuyum. İş hayatım muhasebede başladı. Sonra Seka Selüloz ve Kağıt A.Ş’de görev aldım. Üretimin emek istediğini, tomrukların işlenmesi ve biçilmelerini gördükçe anladım. Üretmeliyiz derken, Seka’nın özelleşmesiyle yolum Türnak Genç Yılmaz firmasıyla kesişti. Yeniliğe ve öğrenmeye açık olmam ve merakım beni burada talaşlı imalatla tanıştırdı. Orada stok sevkiyat ve ambar görevlisi olarak çalışırken, cumartesi günleri CNC torna tezgahlarını incelerken, hatta çalışırken buldum kendimi. Öğrendikçe merakım arttı. Kendimi yetiştirmek adına ithalat ve ihracat, muhasebe eğitimleri aldım.

NİTELİKLİ ARA ELEMAN SIKINTIMIZ VAR
- Sanayi üretimine girmeye nasıl karar verdiniz?
- Genç Yılmaz firmasında çalışırken alanımı genişletmek istedim. Talaşlı imalat zaten dikkatimi çeken bir alandı. Teşvikler sonucu da ilk adımı atabildim.
- Tam olarak ne üretiyor ve nerelere satıyorsunuz?
- Fason olarak talaşlı imalatta bağlantı yedek parçaları üretiyoruz. Otomotiv debriyaj, pompa, vana, makina, ev aletleri üretimleri yapan birçok firma için üretim yapıyoruz.
- Bu alandaki tek kadın mısınız? Bunun zorluklarını yaşadınız mı?
- Evet. Bu işin en zor yanı nitelikli ara eleman bulması. Bazıları üretmeden kazanmak istiyor. Oysaki ülke olarak çok çalışıp, üreterek kazanmalıyız.

İNANÇLA AZMİ HARMANLAYAN BAŞARIR
- Sizi tezgah başında gören ya da bu işi yaptığınızı öğrenenler nasıl tepki veriyor?
- Kadın girişimci olarak attığım bu adımda tezgah başında bir kadın gören hemen herkes şaşırdı. Bu işin yoğunluğu ve hakimiyetine ayak uyduramayacağımı düşünenler kadar beni onurlandıran ve destekleyenler oldu. KOSGEB ile ilk açılışımı yapmamı sağlayan ve kadın girişimcileri destekleyenlere minnettarım. 
- Bir kadın olarak kızınıza ve diğer kadınlara ne gibi tavsiyeleriniz oluyor?
- Devlet kadın girişimcileri her konuda destekliyor. Ben devlet teşviki alarak, işin zorluğunu da göğüsleyebiliyorsam tüm kadınlara tavsiyem, inanmakla başlayan yolu azimle harmanlayarak başaramayacakları hiç bir şeyin olmayacağıdır.

Yazının devamı...

Aile şirketlerine girişimci kuşaklar

- Türkiye pazarına gireli 7 yıl olmuş. Türkiye’de yatırım yapmaktan memnun musunuz?
- Evet 7 yıl önce Türkiye’de yatırım yaptık. Türkiye’de bulunan bir başka firma ile işbirliği yapıyoruz. İyi gidiyor ve memnunuz. İstanbul ile başladık ve Ankara ve İzmir ile devam ettik. Daha da büyümeyi istiyoruz. Ayrıca esnek çalışma düzenlemeleri ile birlikte daha iyi işler yapabileceğimize inanıyoruz.
- Türk ekonomisinde yaşanan ani değişimler sizi nasıl etkiliyor. Bizler alışkınız ama siz?
- Biz de alışığız diyebilirim. Bazen İngiltere’de de böyle değişimler, sarsıntılar yaşanabiliyor. Uzun dönemli yatırımcı olmayı amaçladığımız için bunlardan etkilenmemeye çalışıyoruz.

ESNEK ÇALIŞMA MODELLERİ, TEKNOLOJİYİ AVANTAJA ÇEVİRİR
- Türk iş kültüründe, iş anlayışında sizi en çok şaşırtan en farklı gelen ne oldu?
- Geçici iş ve esnek çalışma düzenlemelerinin olmaması diyebilirim. Çünkü bu İngiltere’de çok önemli ve gerekli. Bu çalışma şeklinin büyük avantajları ve getirileri var. Bu firmalar için de çok uygun. Daha fazla seçenek ve olanak sağlayan bir çalışma şekli. Türk iş yaşamında esnek çalışma düzenlemelerinin çok önemli ve olumlu etkisi olacağına inanıyorum.
- Teknolojinin gelişmesiyle birçok meslek dalında ya değişiklik olacak ya da tümden yok olacak endişeleri var. Esnek çalışma modelleri buna bir çözüm olabilir mi?
- Teknolojinin gelişimi ile esnek çalışma sistemi çok iç içe geçerek gelişiyor. Esnek çalışmayı mümkün kılan teknolojik gelişimler. Akıllı telefonlar, internet, bilgisayarlar, sosyal medya... Türkiye’de de böyle gelişecek. Bence teknoloji işlerin geleceğini olumsuz etkilemeyecek. Evet bazı işler yok olabilir ama yenileri oluşacak. Teknoloji ile insanlar daha az efor sarfederek işlerini yapabilecekler. Ayrıca teknolojinin yönünü tahmin etmek de kolay değil.

İZMİR İŞ İNSANLARI CESUR VE POZİTİF
- İzmir’in tüm Türkiye’den farklı bir dinamiği vardır ve bu iş hayatına da yansır. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
- İzmir in çok önemli bir tarihi ve ticari geçmişi olduğunun farkındayım. Dünyanın bir çok yerinden farklı kültürleri birleştirdiği muhakkak. Benim gözlemim çok dostane ve canlı bir havasının olması. İş yaşamında oldukça cesur ve pozitif yaklaşımı olan insanlarla tanıştım.
- İzmir’in hangi özelliği ile tanımlanması yani turizm mi, sanayi mi, sağlık şehri mi, hatta Türkiye’nin Silikon Vadisi mi olması gerektiği tartışılır. Sizin İzmir ile ilgili öngörüleriniz neler?
- Neden hepsi olmasın? Silikon vadisi fikri hoşuma gitti. Açıkçası İzmir’e daha fazla yatırım çekmenin yolunu bulmanız gerektiğini düşünüyorum.
- Türkiye’deki şirketlerin yüzde 95’i aile şirketi. Özellikle İzmir’de bu oran daha da yukarıda. Aile şirketlerinin 3. kuşağa dayanmadığı öngörülüyor. Bu sizce şirketlerin geleceğini nasıl etkiliyor?
- Aile şirketleri tüm dünyada çok önemli bir konu. Bizim firmamız da aile şirketi ve ben 2. kuşağım. Sanıyorum burada en önemli konu sizden sonraki kuşağa sadece işinizi değil girişimci ruhu da geçirebilmek. Önceki kuşağın yaptıklarıyla yetinmeden cesaretli olup daha yeni ve farklı bir şeyler yapabilmek gerekli.
- İş görüşmelerine rehber olacak kitaplarınız var. Özellikle gençlere iş görüşmeleri için en önemli tavsiyeniz ne olurdu? En çok yapılan yanlışlar neler?
- İş mülakatlarında sorulabilecek sorulara referans veren kitabım Türkçe’ye de çevrildi. Adı ‘Neden Sen?’ Bu kitabı işverenlerin en çok sorduğu sorular üzerine hazırladım. Yeni kitabım ise ‘7 sn. de etkileyen CV’. Yani ilk bakışta etkileyen bir özgeçmiş oluşturmak önemli. Açıkçası gençlere kitaplarımı okumalarını öneriyorum. Geçici, gönüllü işler yaparak gerçekten ne istediklerini bulmaları önemli.  Mülakatlarda ise önerim özgün ve kendileri olmaları...

Yazının devamı...

İngiliz hava yolundan İzmir’e direkt uçuş

Birçok önemli bağlantının yapıldığı bu fuarda, İzmir Kalkınma Ajansı’nın koordinasyonu sayesinde İzmir’in sektördeki paydaşları bizi temsil etti. Bu yılki fuarın öne çıkan haberi ise İngiltere’nin en önemli hava yolu ve turizm şirketlerinden JET2 Holdiays’in 2019’dan itibaren İzmir’e direkt uçuşlar başlatması... İşte fuara katılan turizm sektörünün temsilcileriyle yaptığımız sohbet ve beklentileri...

DAHA ÇOK DİREKT UÇUŞ OLMALI
Mehmet İŞLER – TÜROFED Başkan Yardımcısı ve Ege Turistik İşletmeler ve Konaklamalar Birliği (ETİK) Başkanı:
- Londra WTM’de bir araya geldiğimiz JET2 Holidays CEO’su Steve Heapy, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy ile yaptığımız görüşmeler sonucu daha önce Antalya, Bodrum ve Dalaman’a uçan JET2 Havayolları, 2019 yılında İzmir Adnan Menderes Havalimanı’na uçmaya başlayacak. JET2 Holidays CEO’su Steve Heapy, İzmir’e 2019 yılında daha önce sekiz olarak planlanan haftalık uçuş sayısını artırarak 10’a çıkaracaklarını müjdeledi. İzmir, üç saatlik sürede 54 ülkeye ulaşabilecek mesafede bir şehir. Direkt uçuşlar şehrimiz ve bölgemiz için önemli avantaj sağlayacak. Türk Hava Yolları başta olmak üzere diğer hava yolu şirketlerinin de İzmir’e direkt seferler koymasını istiyoruz. Türkiye turizmi 2019 yılında rakamlarını yükseltirken elbette İzmir turizmi de bundan payına düşeni almalı.

BEKLENTİLERİMİZ YÜKSEK
Mehmet ENSARİOĞLU – İzmir Valiliği Yatırım İzleme Koordinasyon Müdürü:
- Bu önemli fuarda sektörün en önemli temsilcileriyle buluşmak ve bölgemizi tanıtmak için bulunuyoruz. Beklentilerimiz çok yüksek. Özellikle İngiliz turistlerin daha yüksek profile sahip olmalarını ve bölgemize geldiklerinde ekonomimize daha fazla katkı yapmalarını arzuluyoruz.

STANDIMIZ DAHA RENKLİ OLMALI
Yakup DEMİR – ÇEŞTOB Başkanı, Ilıca Otel Genel Müdürü:
- Londra Fuarı çok yoğun bir fuar. Bu yıl Yunanistan çok öne çıkmış. Diğer ülke stantları da çok renkliydi. Çok ilgi çektiler. Açıkçası bizim standımız biraz sönük ve biz bize kaldık. Biz de daha renkli ve davetkar olmalıydık diye düşünüyorum. Bunu özeleştiri olarak kabul etmeliyiz. Biz İzmir ve Çeşme olarak İngiltere için ciddi bir destinasyon olamadık. Diğer bölgeler bizden ileride. Biz ‘Her şey dahil’ turizmi yapmak istemediğimiz için bizi tercih etmiyorlar. Belki bu konuda bakanlığımız ve sektörle daha detaylı bir çalışma yaparak farklı bir turist grubunu çekmeye çalışabiliriz.

İZMİR BARCELONA GİBİ MARKALAŞMALI
Gökçe Kesikçiler BUĞDAY – ÇEŞTOB Başkan Yardımcısı, Ontur Otelleri Genel Müdür:
- Londra Fuarı’na 20 yıldır katılıyoruz. Bu yıl hem İZKA’nın organize ettiği İzmir standında hem de Türkiye bölümü içindeki ÇEŞTOB standında bölgemizi ve İzmir’i tanıtmaya çalışıyoruz. Bizim tüm fuarlardan beklentimiz İzmir’in bir marka olarak daha efektif tanıtılması... İzmir bir Barcelona gibi markalaşabilir. Bunun için her şeye sahibiz. Tarihi Kemeraltı Çarşısı, Efes gibi dünya harikası bir antik zenginliğimiz, muhteşem denizimiz ile İzmir burada tanıtılan birçok yerden önde. Ama yine de tanıtım anlamında eksikliklerimiz var. Bizler otelciler ve turizmciler olarak bu tip fuarlarda elimizden geldiğince çabalıyoruz.

MUTFAĞIMIZI TANITAMIYORUZ
Mustafa BUĞDAY – İzmir Key Otel Mutfak Şefi:
- İzmir çok geniş ve zengin bir mutfağa sahip. Birçok ülkede sadece birkaç yemek öne çıkarken, bizlerin en sade restoranında bile zeytinyağlısından, etine, balığına kadar müthiş bir çeşitlilik var. Fakat biz bu zenginliği tam olarak tanıtamıyoruz. Pazarlama alanında daha fazla çalışmalıyız.

Yazının devamı...