GÜNDEM
SPORARENA
YAZARLAR
EKONOMİ

Uygulamada okumaya devam et.

Hayırlı olsuna değil çalışmaya gelin

 

47 yıllık kurumun Genel Başkanlığı’na Seferihisar’da başarılı kooperatif çalışmaları yapan Neptün Soyer seçildi. “Bu topraklarda her şey güzel yetişir” diyen Soyer ekliyor, “Hayırlı olsun ziyaretlerine değil, çok çalışmaya ihtiyacımız var...”

- Kooperatifçilik anlayışına bakarsak neler farklılaştırılmalı sizce?
Yarımadanın bu toprakları ülkenin en iyi kooperatifçilik ruhuna sahip. Türkiye’nin en eski ve en iyi kooperatifleri burada kurulmuş. Zamanında Mahmut Türkmenoğlu ile başlayan bu hareketin olumlu etkilerini bugün bile görmek mümkün. Bu yörede yetişen tüm ürünlerin kooperatifi kurulmuş ve ürüne sahip çıkmış. Devlet desteği ise mutlaka olmalı. Süt fiyatlarındaki dalgalanmaya bakarsak meraları örgütlü üreticiye verin diyoruz. Konya Ovası’ndaki de bunu söylüyor. Aromatik ürün üretimi yapıyor İl Tarım Müdürlükleri, bizi de var etsinler o projelerde. Yani biraz kopukluk da oluyor. En tepeden bir örgütlenme olmalı bana kalırsa.
- Kooperatifler üretiyor da satabiliyor mu sizce?
Pazarlama çok önemli. Büyük firmalar kooperatiflerden alışveriş yapmak istiyor ama bazı organizasyon istekleri var. Yani ürünü toplayacaksın, kasalayacaksın, ambalajlayacaksın. Kooperatifler henüz o kadar güçlü değil. Peki nasıl güçlenecekler? Ürettiklerini satarak... Bunun için bizlerin de bazı düzenlemeler yapmamız gerekiyor. Tarım politikasının olması çok çok önemli. Bizler de çalışacağız, çok çalışacağız. Ben bir an bile ‘Öfff’ demiyorum, sadece çalışmama bakıyorum.


MARKA ÜRETMELİ, ÜRÜNÜMÜZE SAHİP ÇIKMALIYIZ
- Kooperatifler günümüz koşullarına nasıl uyum sağlamalı?
Markamız yok. Raflara bir türlü giremiyoruz. Bence her birimiz bu jenerasyona hitap edecek şekilde kendimizi baştan yaratmalıyız. Bakanlık iyi çalışıyor, hiçbir isteğimizi geri çevirmiyorlar ama yine söylüyorum, belirli bir tarım politikamız olmalı. Biz kooperatif başkanları aslında bir anlamda tabandaki binlerce üreticinin sesiyiz. O nedenle bu politikalar belirlenirken bizlerin de dahil olması, tüm bu üreticilerin de dahil olması gerek.
- Köy-Koop ne zaman kurulmuş?
Köy-Koop 1971’de Mahmut Türkmenoğlu’nun önderliğinde kurulmuş ve 80’lere kadar çok yoğun bir çalışma yapılmış. Maalesef 80 ihtilalinde tüm mallara el koyulup yapı bozulmuş. 90’larda tekrar düzenleniyor ama mevcut mallar, arazileri geri almama şartı koşuluyor. Şu anda 13 il, 1500 ortaklı bir yapıda yüzlerce ortağımızla elimizden geldiğince çalışarak bu toprakların ürünlerinin değerini bulmasını sağlamaya çalışıyoruz.


SEFERİHİSAR KOOPERATİF PROJEMİZLE TÜRKİYE 3’ÜNCÜSÜ OLDUK
- Sizin çiftçilik geçmişiniz var mı?
Ben matematik öğretmeniyim. Eşimle 30 yıldır Seferihisar’da yaşıyoruz. Hayatımı en baştan, 20’li yaşlardan itibaren şehirde seçmedim. Öğretmenliğe Bademler’de başlamıştım. O dönem muhtar bana bir kitap getirdi. Biz her yeni gelen öğretmene bu kitabı veririz dedi. Mahmut Türkmenoğlu’nun hayatını anlatıyor. Okudum ve ağladım. Hayatını kooperatif kurmaya ve birlikteliğe adamış ama kendi köylüsü bile bazen ‘Biz sana güvenelim, ya bizim lokumları yersen’ gibi güvensizlik göstermiş. En büyük sorunlarımızdan biri bu bence; güvenmiyoruz... Sistem de bunu desteklemiyor.
- Sizin kooperatifçilik ile ilişkiniz nasıl başladı?
2009’da Seferihisar’da başlayan değişim sonrası kadınların birleşmesi ve kazanç sağlaması için kooperatif kurduk. Neleri üretebileceğimize, nasıl satabileceğimize odaklandık. Sefer Tası adıyla bir lokanta açtık ve geleneksel Seferihisar yemekleri üretmeye başladık. Sonra il özel idaresi bizi yerimizden çıkardı ama bu kez başka bir projeye başladık. Anadolu Efes, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı ve Tarım Bakanlığı’nın ortaklaşa yürüttüğü Gelecek Turizm’dir projesinde ilk üçe kaldık. Şu anda bulunduğumuz Hıdırlık Tarımsal Kalkınma Kooperatifi’nin yerini açtık. Bu kooperatifimizin başkanlığı, il başkanlığı ve şimdi de Türkiye başkanlığı oldu.


ÜRETİM PAZARLAMA STRATEJİSİYLE DESTEKLENMELİ
- Ege’de yetişen ürünlerin daha iyi değerlendirilmesi nasıl mümkün?
Küçük Menderes toprakları hazine gibi, her şey yetişiyor. Bakırçay desen ona keza. Bizim yarımadada mandalina, zeytin, zeytinyağı daha birçok ürün var. Ama sadece ürün yetiştirmek yetmiyor. Onların pazarlanması ve satılmasına yönelik aksiyon planları da geliştirilmeli. Mesela konu zeytin mi, zeytinyağı mı, bunların nasıl sağlıklı olduklarına, zeytin yaprağının faydalarına dikkat çekilmeli. Yapılacak çok şey var. Ben açıkçası Tarım Bakanı olsam, ‘hayırlı olsun ziyaretlerine gelmeyin, onun yerine hemen çalışmaya başlayın’ derim. Bence bizler de bakanı ve kadrolarını rahat bırakalım ve bekleyelim politikalarını geliştirsinler.
- Hedefleriniz neler?
Çok hızlı bir şekilde çalışmaya başladık. Ben kooperatiflerimizi ziyaret ediyorum. Danışmanlık hizmetleri alıyoruz ve Köy-Koop markamızı web sayfamızdan raftaki ürüne kadar yeniliyoruz. Tarım politikalarımızın oluşturulmasını ve hareket geçirilmesini bekliyoruz. Sonrasında biz de daha sistemli bir çalışma şekline geçebiliriz. Bu ülkenin bu topraklarında her şey yetişiyor yeter ki olumlu politikalar geliştirelim.

Yazının devamı...

Sokaktaki canların ömrü sadece 3-5 yıl

 

Onlar gibi niceleri var. Her yaz sonu, özellikle yazlık yerlerde onlarca hayvan sokağa terk ediliyor. Sokaklarda yaşamaya alışık olmayan çoğu cins olan bu canlar, sokaktaki diğerleriyle birlikte kış şartlarında var olmaya çalışıyorlar. Bir de üstüne canice saldırılara maruz kalan bu hayvanlar için var gücüyle çalışan çok özel insanlar var. ÇESAL, yani Çeşme Alaçatı Doğa ve Hayvanseverler Derneği Başkanı Solmaz Örücü ve üyeleri gibi...

- Sokak hayvanlarının durumu ülkemizin dikkat çeken konularından biri. Bu konuda biraz bilgi verebilir misiniz?
- Ülkemizde sokakta yaşamak zorunda olan çok fazla sayıda can var. Üremenin önüne geçemediğimiz, kayıt altına almadığımız, pet shoplarda hayvan satışını önlemediğimiz ve üretim çiftliklerini kontrol altına almadığımız sürece bu sorun ne yazık ki büyüyerek gidecek. Biran önce bu konularla ilgili yasal düzenlemelerin yapılması gerekiyor. Bir takım çalışmalar var tabii ancak sonuçlanmadı. Sadece yasanın çıkması da yetmez, kontrol mekanizmaları kurulmalı ve takibi yapılmalı.

YAŞAM HAKLARINA SAYGI DUYMUYORUZ
- Bu konuda kimlere görev düşüyor?
- Sokaklarda yaşamak zorunda olan kedi ve köpeklerin kısırlaştırılması, aşılanması, kayıt altına alınması konusu belediyelere verilmiş. Belediyeler bu konuya gereken önemi maalesef göstermiyor. Popülasyon artıkça şikayetler artıyor, şikayet sonucu ne yazık ki yasada olmamasına rağmen barınaklara toplanıyor. 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’na göre suç işleniyor ve bunu onları korumakla görevli belediyeler yapıyor.
- Sokak hayvanlarının yaşadığı sıkıntıların kaynağı sizce nedir? Nasıl bir bilinçlenmeye ihtiyacımız var?
- Sokak canlarının yaşadığı en büyük sıkıntı bana göre, onların tıpkı biz insanlar gibi canlı birer varlık olduklarının göz ardı edilmesi. Evren bir bütün oysa. Onlar da bu bütünün parçası, en az bizler kadar yaşama hakları var. Kısaca yaşam haklarına saygı duymuyoruz.

SOKAKTA EN FAZLA 3-5 YIL YAŞIYORLAR
- Barınaklar bu konuda ne kadar çözüm sağlıyor. Neler yapılmalı?
- Barınaklar insanlar açısından çözüm gibi görünüyor ancak değil. Barınakların şartları genellikle çok kötü. Yüzlerce hayvan bir arada hiç uygun olmayan şartlarda yaşamaya mahkum ediliyor. Yeterli beslenme, sağlık kontrolünden uzak ve hayvan sevgisinden yoksun insanların çalıştığı yerler. Bunları kimseyi suçlamak için söylemiyorum. Yapılması gereken en önemli konu kontrolsüz üremenin önüne geçmek için kısırlaştırmanın çok ciddiye alınması. Sokakta kalan hayvanlar zaten çok zor şartlarda oldukları için maksimum 3-5 yıl yaşıyorlar.
- ÇESAL nasıl çalışmalar yapıyor?
- ÇESAL olarak bizim hedefimiz Çeşme ilçesi sınırları içerisinde kısırlaşmamış, hasta ve aç susuz hayvan kalmaması, farkındalık çalışmaları ile onlara olan bakışın değişmesi, sayfiye yerlerinin çoğunda olduğu gibi ilçemizde yaz sonu tatilcilerin gelirken karne hediyesi olarak çocuklarına aldıkları hayvanların terk edilmemesi için bilboardlarla bilinçlenmeyi sağlamak. Her şeye rağmen terk edilen canlara yuva bulmak. Hayvanların hak ettikleri uygun şartlarda yaşaması.

GÖNÜLLÜLERE İHTİYACIMIZ VAR
- ÇESAL bünyesinde kaç kişi var, nasıl finansman sağlıyorsunuz?
- Derneğimizin 70 üyesi var. Aktif olarak çalışan dernek yönetimindeki 4 arkadaşımız ve 3 çalışanımız ile yürütmeye çalışıyoruz. Finansmanı yönetimdeki arkadaşların katkıları ve tabii gelen bağışlarla sağlamaya çalışıyoruz. En büyük giderimiz veteriner harcamaları ve mama. Maddi manevi her tür desteğe ihtiyacımız var. Geçici yuvalık yapmak isteyen aileleri ve gönüllü çalışacak herkesi sokak canlarına yardım için bekliyoruz.
- ÇESAL’a destek vermek bağış yapmak isteyeneler size nasıl ulaşacak?
- Bize www.cesal.org.tr ya da info@cesal.org.tr mail adresimizden ulaşabilirler.

Yazının devamı...

Urla’daki sihirli dünya

 

 

İşte onlardan biri: Yıldız Gürgün. Uzun yıllardır turizm alanında bölgemize önemli hizmetler veren Gürgün, kalbinin sesini dinleyerek çocuklarımız için Sihirli Masalevi’ni açmış. Urla’nın müthiş doğasına nazır bambaşka bir dünya yaratan Yıldız, herkesi ‘Sihirli’nin sihirli dünyasına davet ediyor.

 

30 YILDIR TURİZMLE İLGİLENİYORUM

- Masal evi açmak nereden aklına düştü?
- Almanya’da bir pansiyonumuz var. Bremen’den Frankfurt’a kadar da bir masal yolu. Kassel ortasında ve Grimm kardeşlerin şehri. Çizmeli kedi, Rapunzel, külkedisi gibi tüm dünyada okunan, bilinen masalların yaratıcısı bu kardeşler aslında Alman sözlüğünü yazmış ama kelimelerin akıllarda kalıcılığını masallarla vermişler. Beni etkiledi bu hikaye ve masal evlerini gezmeye başladım. Her masalın şatosunda geleneksel kıyafetlerle masal anlatan kişileri dinledim. O otellerde kaldım, sabah kahvaltımızı Rapunzel’in getirmesi beni heyecanlandırdı. ‘Neden benim Ege köylerimde de bir masal yolu olmasın’ dedim. İzmir’de 30 yıldır turizmle, Çeşme’de de 10 yıldır 3 minik otelle ilgiliyim. Bunların arasında Urla’da böyle bir hayalimi gerçekleştirmek istedim. Kolay olmadı ama amacı var. Masal anlatımlarımızın tüm geliri EÇEV’e bağışlanıyor. Bu bana huzur veriyor.

MASALLARI EN GÜZEL
İNSANLARI SEVENLER ANLATIR

- Burada neler yapılıyor, ne gibi etkinlikler var?
- Biz 60 masalı slayt yaptık. Bazılarını çizdirdik. Hatta yeğenim Defne Aydemir şu an Harward’da 3D animasyon kursunda. Bazılarını o çizdi. Masalları büyük ekranda çizimleriyle anlatıyoruz. Doğum günleri yapıyoruz. Çocukların masallarını yazıyoruz. 2 odamız var. Konaklama imkanı sunuyoruz. Minik bahçemizde kahvaltı ve 5 çayları veriyoruz. Birçok atölye, sergi ve kermesler yapıyoruz. Yani sihirli evimizde her türlü yaratıcı etkinliğe açığız.
- Masalları kimler anlatıyor?
- Ben ve burada çalışan Eylül. Masalları en güzel insanları sevenler anlatır. Zaman verip emek verecek anneanneler, babaanneler, anneler, babalar kadar yakın olanlar. Biz de bir amaç edindik. Bunun için de hem ben hem de Eylül masal anlatıcılığı kurslarına gittik, diplomalar aldık. Ama en önemlisi candan anlatıyoruz. Bazen senin gibi ezber bozanlar da gelip anlatıyor. Önemli olan hissetmek.

SİHİRLİ’DEN AYRILAN ÇOCUK MUTLU

- Çocukların tepkileri neler oluyor, bundan sonra hedeflerin neler?
- Aslında masalı dinlemeyi sevdirmek, yine gidelim dedirtmek ve onları mutlu etmek. Sihirli’den ayrılan çocuklar mutlu. Hatta bir çoğu bize Pamuk Prenses olup olmadığımızı sordu.
- Urla’yı seçmenin özel bir nedeni var mı?
- Urla’da güzel şeyler oluyor. Dostlarımın özel evleri bu kadar inanılmaz hale getirmiş olması çok özel. Mitera’da bir çay içseniz, Ayerva’da bir zeytinyağı tadımı yapsanız ya da Fırın Vourla ile Urlice’de bir akşam yemeği yeseniz ‘Neden Urla’ demezsiniz.

EGE BÖLGESİ’NDEKİ EN
İYİ ACENTE SEÇİLDİK

- Yılların başarılı turizmcisi olarak Urla’daki evinde de odalar kiralıyorsun. Sence Urla’nın gerektiği değeri bulması için neler yapılmalı?
- Valla bu yıl bizi Ege Bölgesi’ndeki en iyi acente seçenlere sonsuz şükranlarımı iletiyorum. Ancak şu bir gerçek: Urla, altyapısı ile büyümeli. Asla 2 kat kuralı bozulmamalı. Yolların yoğunluğu hafifletilip güzel reklam yapılmalı ve tur operatörleri davet edilmeli.
- Buraya ulaşmak isteyenler sizi nasıl bulacak?
- Kapımız herkese açık. Sosyal sorumluluk projelerini yaşatmak hepimizin sorumluluğu. Lütfen herkes bir sosyal sorumluluk için çaba harcasın. Bizim çocuklarımız, illa kan bağlı olduklarımız değil, başka çocukları da mutlu etmeliyiz. Facebook, instagram hesaplarımız var. Web sitemiz www.sihirli.com... Telefonumuz ise (0232) 421 75 08.

Yazının devamı...

İzmir Los Angeles’tan güvenli

 Burada uzay ortamındaki bilimsel deneyimleri yaşayan çocuklar aynı zamanda farklı ülkelerden gelen çocuklarla birlikte çalışıyor ve arkadaş oluyor. Fakat maalesef ülkemiz hakkındaki olumsuz haberler ve 2 yıl önce yaşanan darbe girişimi nedeniyle birçok aile çocuklarını Türkiye’ye göndermekte tereddüt ediyor. Bunlardan biri de Amerikalı McGrane ailesiydi. ESBAŞ Yönetim Kurulu Başkanı Mary Tuncer’in bu konudaki özel çabaları ve girişimleriyle, çocuklarıyla birlikte Türkiye’ye ve İzmir’deki Uzay Kampı’na gelen Diana McGrane şimdi ‘İzmir, Los Angeles’tan daha güvenli’ diyor...

Mary TUNCER (ESBAŞ Yönetim Kurulu Başkanı)

UZAY KAMPI SADECE İZMİR DEĞİL, TÜRKİYE İÇİN BİR ŞANS

* Amerika’dan ESBAŞ Uzay Kampı’na ilgi nasıl?
- Aslında yıllardır Amerika’daki öğrencilerin ESBAŞ Uzay Kampı’na gelmesini organize ediyoruz. Fakat maalesef 2 yıl önceki darbe girişiminden sonra Amerikalı ailelerde çocuklarını gönderme konusunda tereddütler başladı. Bu yıl torunlarımla birlikte arkadaşları ve ailelerinden oluşan 11 kişiyi getirdik.
* Hangi ülkelerden katılan çocuklar oldu?
- Bu çok önemli. Amerika, Türkiye, Ermenistan, Arnavutluk, Bulgaristan, Yunanistan, Polonya, İngiltere’den, Ortadoğu’dan gelen çocuklar birlikte çalıştılar. En güzeli hepsi birlikte çalıştı ve çok güzel anlaştı. Diana’nın dediği çok güzel bir şey var. Uzay çalışmaları yapan farklı ülkelerden çocuklar temelde dünya barışını geliştiriyorlar.
* Uzay Kampı’nın sadece Ege Bölgesi için değil, ülke için nasıl bir anlamı var sizce?
- Uzay Kampı aslında Türkiye için bir şans. Ülkeyi tanıtmak ve anlatmak için olabilecek en iyi materyallerden biri. Uzay Kampı bugüne kadar 60 ülkeden binlerce çocuğu ağırladı. Böyle bir kamp ülke için çok olumlu bir imaj oluşturuyor. Çocuk ve gençlere hitap ettiği için de geleceğe yönelik büyük bir yatırım yapılıyor. O nedenle umuyorum bunun bilincine varılır.

Diana MCGRANE

TÜRKİYE’YE GELMEYİ İLK DUYDUĞUMDA KESİNLİKLE REDDETTİM
* Türkiye’de bir kampa katılma fikrini duyduğunuzda ilk anda ne düşündünüz?
- İtiraf etmeliyim ki, çocuklarımla Türkiye’de bir kampa katılma fikrini ilk duyduğumda kesinlikle reddetmeyi düşündüm. Çünkü ülkeniz hakkında sürekli olumsuz yazılar ve haberler duymuştum. Buraya gelince ne kadar yanıldığım gördüm çünkü İzmir Los Angeles’tan daha güvenli. İzmir’e aşık oldum ve bu tecrübeyi kaçırmadığıma çok memnunum.
* Burada nasıl deneyimleriniz oldu?
- İnsanların yaklaşımı inanılmaz. Alışveriş sırasında inanılmaz kibarlar. Hatta dün Türk paramız bittiği için dolar vermek durumunda kaldık ve çıktık. Bir baktık, dükkan sahibi arkamızdan koşup kur farkından doğan 2 lirayı vermeye çalışıyor. Tarihiniz, kültürünüz, yemekleriniz inanılmaz. İzmir ve Türkiye’nin dünyaya sunabileceği bu kadar çok şey varken bu kadar yanlış tanınmış olması çok üzücü.

DÜNYA SİZİN GÜZELLİKLERİNİZİ BİLMELİ
* ESBAŞ Uzay Kampı’na katılmak çocuklarınız için nasıl bir deneyim oldu?
- Çocuklarım için bu kamp hayatlarını değiştiren bir deneyim oldu. Kızım ‘ben diğer ülkeleri pek bilmiyordum ve öğrenmeye de çok meraklı değildim. Ama şimdi Bulgaristan, İngiltere, Türkiye, Ukrayna’dan arkadaşlarım var ve ben de onların ülkelerini ziyaret etmek istiyorum’ dedi. En önemlisi onların da bizler gibi insanlar olduğunu ve ortak bir amaç için çalıştıklarında çok kolay anlaşabildiklerini kavradı. Ayrıca bir uzay merkezinde çalışmak ve Mars’ta yeni bir hayat kurma çalışmaları yapmak da çocuklarımın vizyonunu müthiş değiştirdi. Daha önce bilime merakı olmayan kızım şimdi daha çok ilgileniyor.
* Şimdi Türkiye hakkında düşünceleriniz değiştiğine göre döndüğünüzde neler anlatmak istersiniz yakınlarınıza?
- Ben öğretmen olduğumdan döndüğümde hem Türkiye’yi hem de Uzay Kampı’nı anlatmayı ve gönüllü elçiniz olmayı düşünüyorum. Çünkü bence tüm bu önyargıları, bariyerleri kaldıracak olan iletişim ve doğru anlatım. İnsanlara burada gerçekte ne bulacaklarını anlattığımızda bence gelenlerin sayısı artacak. Belki daha çok tanıtım yapmalısınız, sosyal medyayı kullanmalıyız. Mesela ben de dahil birçok kişi ülkenizde hiç turist yok sanıyor ama Efes’te dünyanın her yerinden insanlar vardı. Bunları herkesin bilmesi gerekli.

Yazının devamı...

Kadının zarafeti zeytin ağacında

Tarih boyunca hem bereketi hem de zarafeti simgelemesi nedeniyle ‘kadın’ı anımsatan zeytin ağaçları, sanata da ilham kaynağı oluyor. Tıpkı ressam Kübra Sabuncu’ya olduğu gibi... Zeytin ağaçlarının gövdelerinde gördüğü şekilleri kadın figürüne dönüştüren ve resmeden Kübra Sabuncu ile doğaya olan tutkusunu tuvallere taşıyan Hülya Özkan, Urla Atölye Kırmızı’da açtıkları sergiye ‘Hayalden Gerçeğe’ adını vermiş.

KÜBRA SABUNCU (Ressam)

ZEYTİN AĞACINA BAKINCA KADIN FİGÜRÜ GÖRÜYORUM
* Resme ilginiz nasıl başladı?
Fırça ve boya ile ilk tanışmam 15 yıl önce akrilik boyalarla başladı. Daha sonra Duncan sır ve sıraltı boyalarla seramik dekorlama eğitimi aldım. Yağlı boya çalışmalarıma 5 yıl önce Erol Deneç atölyesinde başladım. Venedik ve İzmir’de karma sergilere katıldım.
* Zeytin ağaçlarını kadın figürlerine dönüştürme fikri nasıl oluştu?
İki yıl önce Urla’ya taşınınca 500 ile 1000 yıllık zeytin ağaçlarından çok etkilendim. Resimlerini çekmeye başladım ve bunlar tuvalde kadın temasıyla birleşti... Bu yörelerde doğup büyüdüğümüz için mi bilmiyorum zeytin ve kadını çalıştığımda kendimi daha iyi ifade edebiliyorum ve daha zevkli çalışıyorum. Zeytin ağaçlarına dikkatli baktığımda figürler görüyorum ve gördüğüm açıya göre çekiyorum... Bu ağaca baktığımda adım atan uzun elbiseli kadını görüyor, resme başlayınca gerisi tamamlanıyor.




* Siz de ileri yaşlarda resme başlamışsınız. Yeni başlayanlara ne önerirsiniz?
Ben boyamaya akrilik boyalarla, evdeki objeleri boyayıp dekor yaparak başladım. Şimdi yeni çıkan su bazlı tüm yüzey boyaları ile harikalar yaratmak mümkün. Evlerinde mutfak, banyo ve diğer aksesuvarlarını boyayarak hem ekonomiye destek hem de sanatsal yönlerini ortaya çıkarabilirler. Sanatsal işler insanların düşüncelerini olumlu etkiliyor. Toplu olarak sanatın her türüne ihtiyacımız var. Ben zaten bu işlerle ilgilendiğim için uzak durmam mümkün değildi. Akrilik, seramik boyaları, fırçaların ve hobi malzemelerinin bulunduğu Sabuncu Craftsy mağzamızda hem kendimiz sanatla ilgileniyoruz hem de tüm sanat severlere hizmet veriyoruz. Tabii Atölye Kırmızı’nın desteği de önemli. Atölye olarak da galeri olarak da bizlere olanak verdi.

HÜLYA ÖZKAN (Ressam)

DENİZ AŞKIMI TUVALLERE TAŞIDIM
* Resme ilginiz nasıl başladı?
Resim yapmaya ortaokul resim öğretmenim Mesut Sındırgı’nın teşviki ile başladım. O yıllarda açılan okul sergilerine konulan resimlerimin satılması, lise yıllarında resim dersinde yaptığım yağlı boya tablonun liseler arası yarışmada derece almış olması başlangıçla ilgili hatırladıklarım. 1993-2015 arası resimde hiç vakit ayıramadım. 2015’te yaptığım bir resmi, naif ressam Hülya Sezgin’in görerek beni teşvik etmesi ve ondan aldığım dersler ile tekrar boyalar ve fırçalar aktif olarak hayatıma girdi. Doğa ve gezdiğim yerlerde çektiğim fotoğraflardan yola çıkıyorum. Son üç yılda yaptığım resimlere bakınca deniz aşığı olan ben, birçok resmimde kayık, deniz ve göl görüyorum.

Yazının devamı...

İzmir, Los Angeles’tan daha güvenli

Fakat maalesef ülkemiz hakkındaki olumsuz haberler ve 3 yıl önce yaşanan darbe girişimi nedeniyle birçok aile çocuklarını Türkiye’ye göndermekte tereddüt ediyor. Bunlardan biri de Amerikalı McGrane ailesiydi. Esbaş Yönetim Kurulu Başkanı Mary Tuncer’in bu konudaki özel çabaları ve girişimleriyle, çocuklarıyla birlikte Türkiye’ye ve İzmir’deki Uzay Kampı’na gelen Diana McGrane şimdi ‘İzmir, Los Angeles’tan daha güvenli’ diyor...

Mary TUNCER
(ESBAŞ Yönetim Kurulu Başkanı)

UZAY KAMPI SADECE İZMİR DEĞİL, TÜRKİYE İÇİN BİR ŞANS
- Amerika’dan Esbaş Uzay Kampı’na ilgi nasıl?
- Aslında yıllardır Amerika’daki öğrencilerin Esbaş Uzay Kampı’na gelmesini organize ediyoruz. Fakat maalesef 2 yıl önceki darbe girişiminden sonra Amerikalı ailelerde çocuklarını gönderme konusunda tereddütler başladı. Bu yıl ben kendi torunlarım kampa gelecekleri sırada onların arkadaşları ve ailelerinden oluşan 11 kişiyi getirdik.
- Hangi ülkelerden katılan çocuklar oldu?
- Bu çok önemli. Amerika, Türkiye, Ermenistan, Arnavutluk, Bulgaristan, Yunanistan, Polonya, İngiltere’den, Orta Doğu’dan gelen çocuklar birlikte çalıştılar. En güzeli hepsi birlikte çalıştı ve çok güzel anlaştı. Diana’nın dediği çok güzel bir şey var. Uzay çalışmaları yapan farklı ülkelerden çocuklar temelde Dünya Barışı’nı geliştiriyorlar.
- Uzay Kampı’nın sadece Ege Bölgesi için değil, ülke için nasıl bir anlamı var sizce?
- Uzay Kampı aslında Türkiye için bir şans. Ülkeyi tanıtmak ve anlatmak için olabilecek en iyi materyallerden biri. Uzay Kampı bugüne kadar 60 ülkeden binlerce çocuğu ağırladı. Böyle bir kamp ülke için çok olumlu bir imaj oluşturuyor. Çocuk ve gençlere hitap ettiği için de geleceğe yönelik büyük bir yatırım yapılıyor. O nedenle umuyorum bunun bilincine varılır.

Diana McGrane

TÜRKİYE’YE GELMEYİ İLK DUYDUĞUMDA KESİNLİKLE REDDETTİM
- Türkiye’de bir kampa katılma fikrini duyduğunuzda ilk anda ne düşündünüz?
- İtiraf etmeliyim ki, çocuklarımla Türkiye’de bir kampa katılma fikrini ilk duyduğumda kesinlikle reddetmeyi düşündüm. Çünkü ülkeniz hakkında sürekli olumsuz yazılar ve haberler duymuştum. Buraya gelince ne kadar yanıldığım gördüm çünkü İzmir Los Angeles’tan daha güvenli. İzmir’e aşık oldum ve bu tecrübeyi kaçırmadığıma çok memnunum.
- Burada nasıl deneyimleriniz oldu?
- İnsanların yaklaşımı inanılmaz. Alışveriş sırasında inanılmaz kibarlar. Hatta dün Türk liramız bittiği için dolar vermek durumunda kaldık ve çıktık. Bir baktık, dükkan sahibi arkamızdan koşup kur farkından doğan 2 lirayı vermeye çalışıyor. Tarihiniz, kültürünüz, yemekleriniz inanılmaz. İzmir ve Türkiye’nin dünyaya sunabileceği bu kadar çok şey varken bu kadar yanlış tanınmış olması çok üzücü.

DÜNYA SİZİN GÜZELLİKLERİNİZİ BİLMELİ
- ESBAŞ Uzay Kampı’na katılmak çocuklarınız için nasıl bir deneyim oldu?
- Çocuklarım için bu kamp hayatlarını değiştiren bir deneyim oldu. Kızım ‘ben diğer ülkeleri pek bilmiyordum ve öğrenmeye de çok meraklı değildim. Ama şimdi Bulgaristan, İngiltere, Türkiye, Ukrayna’dan arkadaşlarım var ve ben de onların ülkelerini ziyaret etmek istiyorum’ dedi. En önemlisi onların da bizler gibi insanlar olduğunu ve ortak bir amaç için çalıştıklarında çok kolay anlaşabildiklerini kavradı. Ayrıca bir uzay merkezinde çalışmak ve Mars’ta yeni bir hayat kurma çalışmaları yapmak da çocuklarımın vizyonunu müthiş değiştirdi. Ayrıca daha önce bilime merakı olmayan kızım şimdi daha çok ilgileniyor.
- Şimdi Türkiye hakkında düşünceleriniz değiştiğine göre döndüğünüzde neler anlatmak istersiniz yakınlarınıza?
- Ben bir öğretmen olduğumdan döndüğümde hem Türkiye’yi hem de Uzay Kampı’nı anlatmaya ve gönüllü elçiniz olmayı düşünüyorum. Çünkü bence tüm bu önyargıları, bariyerleri kaldıracak olan iletişim ve doğru anlatım. İnsanlara burada gerçekte ne bulacaklarını anlattığımızda bence buraya gelenlerin sayısı artacak. Belki daha çok tanıtım yapmalısınız, sosyal medyayı kullanmalıyız. Mesela ben de dahil birçok kişi ülkenizde hiç turist yok sanıyor ama Efes’te dünyanın her yerinden birçok turist vardı. Bunları herkesin bilmesi gerekli.

Yazının devamı...

Gençler barışa kafa yoracak

Bunlardan biri var ki, her yıl Ege’ye birçok farklı ülkeden gençlerin gelmesini ve dünya barışına kafa yormalarını sağlıyor. İngiltere Coventry ve Muğla Sıtkı Koçman Üniversiteleri organizasyonu olan Küresel Barış Çalıştayı, bu yıl 6’ncı kez düzenleniyor. 16 Temmuz’da başlayacak ve 20 ülkeden 70 katılımcının bir hafta eğitim alacağı etkinliğin bu yılki teması ‘Gençlik ve Barış’ olacak. Eğitmenleri Türkiye ve İngiltere’den gelen, bu etkinliğin en önemli amacı ise barış inşası ve çatışma çözümü ortamlarında çok faydalı olabilecek gençlere, ihtiyaçları olabilecek bilgi ve becerileri kazandırabilmek. Böyle bir etkinliğin Ege Bölgesi’nde düzenlenmesi aslında bir tesadüf değil. Ege’nin kültürel barış ve değişik toplumlardan gelen insanları tarihsel süreçte de başarılı bir şekilde kaynaştırabilen yapısı, bu tür bir etkinliğe ev sahipliği için çok uygun. Bu yıl programın açılışında yapımcılığını ve yönetmenliğini Nurdan Tümbek Tekeoğlu’nun yaptığı ve 1924’deki mübadele sırasında yarım kalan bir aşk hikayesini anlatan ‘İki Yaka Yarım Aşk’ filmi gösterilecek. Aslında bugün yaşanan mülteci krizlerine baktığımızda anlıyoruz ki, insanlık tarihi boyunca hep bu tür acılar, zorluklar yaşanmış. Bu nedenle, Küresel Barış Çalıştayı gibi gençleri barışa yönlendiren etkinliklerin önemi çok büyük...

Yazının devamı...