GÜNDEM
SPORARENA
YAZARLAR
EKONOMİ

Uygulamada okumaya devam et.

Hak savunmak cinsel gösteri yapmak değildir.

Yok, susamayacağım.

Bir süredir karşıma sürekli Cicişler ve Kerimcan Durmaz haberleri çıkıp duruyor. Sizi bilmiyorum ama ben çok sıkıldım. Bu insanların gündem olmasına meydan veren güzel ülkemin güzel insanları olduğuna göre çoğunluk pek sıkılıyor diyemem. Ama ben sıkıldım!

Birileri bana bu insanların kim olduğunu, ne yaptığını, bu topluma ne kattığını söylesin.

Kerimcan adlı şahıs pericsope üzerinden ünlü olmuş biri.

Cicişler kimdir?

Ben kim olduklarını, ne yaptıklarını anlayamadığım için anlatacak kelime de bulamıyorum. Siz zaten gündem oluşlarından kim olduklarını biliyorsunuz.

Simsiyah giyinip, dudakta kıpkırmızı rujla, özel uçakla kutsal topraklara teröre karşı dua etmeye giden kızlarımız...

Üzülüyorum, çok üzülüyorum. Bu topluma bir şey katmayan insanların sırf bilmem kaç tane takipçi edinebilmek için şekilden şekile girişlerine ve sadece takipçi sayılarıyla egolarını tatmin edip bu egolarıyla varoluşlarına çok üzülüyorum.

Onca üniversite mezunu gencimiz var olabilmek için asgari ücrete çalışmayı bile kabul etmek zorunda kalırken bazılarının iki canlı yayınla gündem olup oralara buralara ciddi rakamlar karşılığında davet edilmelerini benim aklım almadığı gibi yüreğimde kaldırmıyor.

İşin eğitimini almış, sabahlara kadar kafa patlatıp üniversite sınavını geçip yıllarını vermiş gençlerimiz işsizlikten garsonluk yapma noktasına gelmişken televizyonda iki çirkeflik yapanların gündem olup ciddi rakamlar almasını benim aklım almadığı gibi yüreğimde kaldırmıyor.

Amaaaaan, bana ne oluyorsa. Alan razı, veren razı durumu. Toplum da mutlu. Ne de olsa onlara prim verende toplum insanımız.

HAK SAVUNMAK CİNSEL GÖSTERİ YAPMAK DEĞİLDİR.

Geçtiğimiz günlerde LGBTİ’lerin Onur Yürüyüşü vardı, yasaklandı.

Beni tanıyanlar bilir, engelli bir bireyim ve zamanında aynı sıkıntıları kendim de yaşadığım için ötekileştirmenin ne olduğunu en iyi bilenlerdenim ama hak ararken de bir yerde durmak gerekiyor.

İnsanın haklarını savunması kadar doğal hiç bir şey yok, sonuna kadar savunmalı - savunmalıyız. Bunu sivil toplum alanında "Küresel Sosyal Farkındalık" ödülü almış biri olarak söylüyorum. Ama hak aramak - savunmak cinsel bir gösteriye dönüşüyorsa orada durmak lazım. Hak savunmak cinsel gösteri yapmak değildir. Sokak ortasında sevişmek, sınırsızca öpüşmek özgürlük ise hak ise, o görüntülere şahit olmayı istememekte bir haktır.

Engelli bir bireyin engelini ileri sürerek her önceliği kendine hak görmesi de bana göre doğru bir yaklaşım değildir.

Bazı arayışlar, bazı savunmalar bazı değerlerin önüne geçtiği zaman malesef hak ya da özgürlük olmuyor, diğerinin haklarına saldırı oluyor. İşte bu nokta da anlayış çatışması çıkıyor.

DENGE...DENGE...DENGE.

Ne zaman ki bunu başarabiliriz, işte o zaman gerçek bir özgürlükten bahsedebiliriz.

Unutmayalım; saygı bekliyorsak saygı da göstermeliyiz. İnsanların size olan davranışlarını sizin davranışlarınız, sizin kendinizi nasıl yansıttığınız belirler.

Sevgilerimle
Ayça Akın
www.aycaakin.com
www.motivasyonatolyesi.com
www.facebook.com/aycaakinofficial
www.instagram.com/aycakn
www.twitter.com/aycakn

Yazının devamı...

Bir trans bu yıl Türkiye'yi temsil ediyor.

“24 yaşındaki trans xxxxx evinde ölü bulundu”

“Trans olduğum için mekana alınmadım”

“29 yaşındaki trans intihar etti”

“Bize iş vermedikleri için seks işçiliği yapıyorum”

“Ailem beni reddetti”

Kimisinin transfobik cinayetlere kurban gidişlerine, kimisinin yol kenarlarında kendilerini korumak için yaptıkları kavgalarına, kimisinin yediği dayaklara, kimisinin ötekileştirilme baskısı sonucu intiharlarına...

Bugüne kadar transların hep trajedik yaşam hikayelerine şahit olduk, yazdık, çizdik, konuştuk.

Ben bugün size böyle bir hikaye anlatmayacağım. Aksine istenildiği takdirde trans da olsanız her şeyin mümkün olabileceğini göstereceğim.

Tahmin edersiniz ki haber değeri taşıyan, taşımayan bir sürü mesaj, mail alıyorum.

Geçtiğimiz haftalarda 20 yaşında bir genç sosyal medya üzerinden bana ulaştı. Üslubu ve yaklaşım şekli gayet kibardı. Kendisi trans olduğunu cümlelerinin içinde ifade edince itiraf etmeliyim ki bildiğimiz trans mağduriyeti durumlarından biri sandım. Bundan emin olmak için ailesinin bu durumunu nasıl karşıladığını sordum lafı uzatmadan çünkü “reddettiler” diye bir yanıt gelseydi trajedik bir trans hikayesinin geleceğinden emin olacaktım.

Genç arkadaşımız, “Ben fuhuş, seks işçiliği yapmıyorum. Modellik, mankenlik yapıyorum. Diğer translar gibi acı çekmişliğim, yaşanmışlığım yok. Anneme eşcinsel olduğumu, transseksüel olacağımı söylediğimde bana, o zaman ne oluyor ki o zaman ben seni doğurmuş olmuyor muyum, sen benim çocuğum değil misin dedi” diye cevap alınca “bir dakika Ayça, bu bildiğin hikayelere benzemiyor galiba” dedim ve pür dikkat yazdıklarına odaklandım.

BU YIL TÜRKİYE’Yİ NEZ SAYGINER TEMSİL EDİYOR.

“BEN AİLEMİN DESTEĞİYLE BUGÜNLERE GELDİM”

Nez Saygıner 20 yaşında, üniversiteye hazırlanan genç bir trans. Bugüne kadar Top Model of Türkiye, Gold Model of Turkey, Perfect Model of Turkey, Miss Model of Turkey güzellik yarışmalarına katılan Nez, her yıl Thailand’da düzenlenen Miss International Queen trans güzellik yarışmasında bu yıl Türkiye’yi temsil ediyor.

Nez Saygıner, “ailemin beni reddetmemesi, ne olursa olsun her zaman arkamda olmaları sayesinde bugünlere geldim ve Miss International Queen trans güzellik yarışmasında bu yıl Türkiye’yi onların sayesinde temsil ediyorum” diyor.

Miss International Queen güzellik yarışması için yabancı dil eğitimi alan Nez Saygıner, zarafet, görgü, yürüyüş, kamera önü, duruş, modellik ve mankenlik derslerinin hepsini ünlü moda eğitmeni Ayça Kuru’nun sanat akademisinden almış.



Nez Saygıner’in ailesi ise şöyle diyor;

“Bir trans çocuğa sahip çıkmak yerine reddetmiş olsaydık şimdi bizim çocuğumuz ne bizi temsil ediyor olurdu, ne de böyle bir hayatı olurdu ama biz evladımızı atmak yerine sahip çıkıp her zaman ona destek olduk, her zaman onun yaptığı tüm işlerde ve sosyal aktivitelerde çevrede ki kötü insanlara inat hep çocuğumuzun yanında olduk. Siz, siz olun her zaman ne olursa olsun çocuğunuza sahip çıkın, destek olun. Trans bir birey diye hayata 1 - 0 yenik başlamasın. Üçüncü sınıf insan muamelesi görmemesi için okuyup iyi yerlere, iyi işlere , iyi konumlara gelmesi için trans çocuklarımıza sahip çıkıp, aile olarak diğer çocuklarımıza nasıl davranıyorsak onlara da ayırmadan eşit davranalım çünkü translara ve eşcinsellere şans verildiği zaman neler yapabileceklerini tahmin bile edemezsiniz."

EN İYİ SAÇ TASARIM UZMANLARININ, EN İYİ MODACILARIN EŞCİNSEL OLDUĞU BİR ZAMANDA...

"İçinde bulunduğumuz yaşam sürecinde kullanmış olduğumuz en iyi tasarım kıyafetlerin, en iyi gözlük modellerinin, en iyi takıların, en iyi saç tasarım uzmanlarının, en iyi modacıların, en iyi ses üstadlarının eşcinsel olduğu bir zamanda hala neden trans ayrımı, eşcinsel ayrımı yapıyoruz?”

*******

Aslında ne kadar tuhaf değil mi, biz toplum olarak translara olan önyargılarımızı aşamamışken her yıl bir trans Thailand’da Türkiye’yi temsil ediyor. O kadar çok ötekileştirmeye, trajedik trans hikayelerine alıştık ya da alıştırıldık ki bu tür haberler ve ailesinin desteğiyle bir yerlere gelen ve "lütfen Ayça hanım ailemin desteğinden de bahsetmeyi unutmayın” diyerek ailesinin desteğini göz ardı etmeyen Nez Saygıner gibi transları fark edemiyoruz.

Ben Nez Saygıner’e, Türkiye’yi bize yakışır şekilde temsil edeceğini umarak Miss International Queen yarışmasında başarılar diliyorum.

Sevgilerimle
Ayça Akın
www.aycaakin.com
www.motivasyonatolyesi.com
www.facebookofficial.com/aycaakinofficial
www.instagram.com/aycakn
www.twitter.com/aycakn

Yazının devamı...

On beş, yirmi dakika sonra her şey geçecek ve ben her şeyi unutacağım.

Eğer içsel dünyamızın sesini dinlemeyi biliyorsak bazı durumların önüne geçmemiz için bedenimizin bizi uyarma şeklidir, içsel bir çatışmanın olduğunun habercisidir. İnsanın gün içinde sergilediği davranışlar duygularının sonucu meydana gelir. Doyuma ulaşmamış istekler, karşılanmayan beklentiler, incinmeler, hayal kırıkları vb. durumlarda baş gösteren öfke duygusu kontrol edilmediği sürece gerek biyolojik gerekse psikolojik olarak ciddi sıkıntılara yol açabilmektedir. Bu durum öfke duygusu ifade edilmediği zamanda oluşmaktadır. Bu nedenle öfke konrtolünün dengeli şekilde yapabilmek başta ruhsal olmak üzere biyolojik sağlığımız için de son derece önemlidir.

Bütün hastalıkların temel nedeni duyguların içsel dünyamızda depolanmasıdır ve “hastalık” bir süre sonra o duygu birikiminin patlama yaparak bedene zarar vermesi durumudur. Aslında bedenimiz bizimle özel bir dil ile iletişim kuruyor, uyarıyor ama bir çoğumuz bu dili henüz algılamayı öğrenemediği için tedbir almakta gecikiyoruz.Ve bu bize kanser başta olmak üzere önüne geçilemeyecek ciddi rahatsızlıklar olarak geri dönüyor.

Öfkenin sağlıklı ve lehimize olabilmesi için kabul edilmesi, bastırılmaması, biriktirmek yerine doğru şekilde ifade edilmesi gerekir. Şunu belirtmek isterim ki amaç öfkeyi tamamiyle ortadan kaldırmak değildir, kişinin öfkesel davranışlarının kontrolünü bilinçli şekilde sağlamaktır.

ÖFKE KONTROLÜ İÇİN BASİT TAVSİYELER

SEÇİM YAPIN – KARARLI OLUN

Şunu hatırlamalıyız ki karşımızda ki kişinin öfkesi şahsınıza değildir.İlk etapta hemen kişisel olarak algılamayın. Aslında öfke duygusunun artma nedenlerinin en temel nedeni tepkilerin, sözlerin vb. kişisel algılıyor oluşumuzdur. Karşınızda ki kişi sadece kendini ifade ediyor ve doğru veya yanlış ifade şekli olarak o dili – o yolu şeçiyor. Kendinizi, düşüncelerinizi kontrol etme konusunda kararlı olun. Karşınızda ki kişiyle aynı dili konuşmaktan kaçının. Bu aynı zamanda sizi farklı da kılacaktır.

NEFES

Öfkeyi ilk duyduğunuz saniyelerde derin ve doğru nefes alın. Bunu bir kaç defa tekrarlayın.

TANIMLAMA

Öfkelendiğinizi hissettiğiniz anda kendinize 5 – 10 dakika ayırmalısınız. Cevap vermek yerine o ortamdan uzaklaşmak size bu zamanı kazandıracaktır. Bu süre içinde öfkenizin size verdiği mesajı nedenleriyle birlikte tanımlamlasınız. Bu süreçte yavaş, doğru nefesler alıp vermeyi sürdürün.

Karşımdaki kişiden beklentim ne yöndeydi?

Ne duymak istiyordum ya da nasıl bir çözüm bekliyordum?

Bu beklentilerimin yerine ne gibi davranışlarla karşılaştım veya ne gibi şeyler duydum?

Bu durumun bende yarattığı his nedir? Hayalkırıklığı, aşağılanma, değersizlik vb.

Bu soruları kendinize sorun.

Tanımlama aşamasında ki bir diğer sormanız gereken soru ise, “bu durum gerçekten öfkelenilecek bir durum mu yoksa abartıyor muyum?”

Bu noktada nötr olabilmeyi başarırsanız kontrolü kısa zamanda ele geçirebilirsiniz.


TELKİN

Kendinizle konuşun. Sizi sakıinleştirecek cümleler söyleyin kendinize. Öfke durumlarımda benim en çok kullandığım telkin cümlesi dır. Tabii ki siz kendi cümlelerinizi yaratabilirsiniz.

İFADE ETME

Karşınızdaki kişinin davranış ve sözlerinden hoşlanmadığınızı ve bu davranışlarının sizi öfkelendirdiğini ve size neler hissettirdiğini net şekilde sakince, normal ses tonunuz ve tonlamanızla ifade edin. Probleme odaklı cümleler kurmak yerine çözüme odaklı cümleler kullanın.

SONLANDIRMA

Karşınızdaki kişi sizinle aynı dili konuşmak istememekte direniyor ve öfke dilini konuşmakta ısrar ediyorsa, “seninle bu dilden konuşamayacağım çünkü iletişim kuramıyoruz” vb. cümleler ile kendinizi ifade ederek iletişimi siz sonlandırın. Unutmayın herkes kendinden sorumludur ve öfke ne intikam alma yolu, ne haklı olma ve bunu kabul ettirme yolu, ne de başkalarını kontrol altına alma yoludur.


Sevgilerimle
Ayça AKIN
www.aycaakin.com
www.motivasyonatolyesi.com
www.facebook.com/aycaakinofficial
www.twitter.com/aycakn
www.instagram.com/aycakn

Yazının devamı...

İlk öpüşme yıldönümü

Mesleğim gereği o kadar çok insan, o kadar çok bakış açısı ve yaşam felsefesi tanıyorum ki...

Bu mesleğin, yani yazarlığın en güzel yanı ne biliyor musunuz?

Karşınızda kimse maske takamıyor. En ufak karşıt bir fikirde hemen testinin içindekiler dökülüveriyor. Kelimelere hakim oldukça karşınızdakinin kelimelerinin altını da o kadar net okuyabiliyorsunuz.


Size acı bir gerçek söyleyeyim mi? Ben en ucuz, en bayağı davranışları kendi hemcinslerimden görüyorum.


Kadın - erkek o kadar çok yorum, mail, mesaj alıyorum ki bu da ister istemez bir analiz meydana getiriyor. Erkekler kadınlardan daha nazik bir üslupla yaklaşıyor. Karşıt bir fikir sunduğumda hemcinslerim çirkefleşmeye o kadar hazır ki, adeta ters birşey desede saldırsak mantığıyla yazıyorlar ya da bir açığını bulsakta kapak yapsak kafasıyla...


Bu hırsı, bu egoyu anlamıyorum.


Amacım asla hemcinslerimi yermek değil ama sırf hemcinslerimi korumak adına da yanlışı savunamam.


Şiddetin hangi evrede görüldüğü hiç önemli değildir, sonuçta şiddet şiddettir ama henüz sevgili aşamasında bile fiziksel ya da psikolojik şiddet görüp bunun adına “sevgi” diyen kadın.


İlişkide erkek ne derse sorgusuz sualsiz boyun eğen kadın.


Bir ilişki bittiğinde “ben onsuz nefes alamam” deyip telefonlarda ağlayıp, zırlayıp, yalvararak kendini küçülten kadın.


Tacize, istismara, tecavüze uğradığında “elalem ne der” deyip susan kadın.


Kadın iş arkadaşıyla mesaiye kaldı diye “hayatım sana sürpriz yaptım” diye kılıf uydurarak işyeri basan, hemcinsine aklınca “o benim, haberin olsun” mesajını vermeye çabalayan kadın.


Doğum günü, evlilik yıldönümünün yanı sıra tanışma yıldönümü, ilk yemek yıldönümü, ilk öpüşme yıldönümü vs. gibi yıldönümleri icat edip unutulduğunda suratı günlerce sallayıp bezdiren kadın.


Tartışma sonrası, “açmayayım telefonu da burnun sürtsün” diyerek ilişkisine iletişimsizliği sokan, egosunu ilişkisinden daha üstün tutan kadın.


Annelik kimliği ile sevgili kimliğini birbirine karıştıran, ne kadar çok ilgi gösterirse, fedakarlık yaparsa o kadar vazgeçilmez olacağını sanan kadın.


Cinselliği genellikle amaç için kullanan kadın.


İlişkinin ikinci ayında evlilik muhabbeti yapan, erkeği gelinlik, kuyumcu mağazalarının önünden geçirip mağazalar önünde rol keserek aklınca subliminal mesaj vermeye çalışan kadın.


Bir günde erkeğin tüm hayatını öğrenmeye kalkışan yine kadın.


Başka bir kadını beğenmeyi her şeyin sonu olarak gören kadın.

Ulaşılamazı, prensesi oynayan kadın.

Modayı takip ederek çağdaş, trend, kaliteli insan olduğunu sanan kadın.


Şeffaflık, güven adı altında erkeğin her şeyine hakim olmak için kendini paralayan, her şeyini de sorgusuz ona teslim eden kadın.


Bin bir stratejiyle erkeği elinde tutmaya çalışan, aklınca aldatamasın diye 7/24 telefona sarılan, hesap soran kadın.


Başka kadınları aşağılayarak kendini yükseltmeye çalışan yine kadın.


Bu listeyi uzatırım da uzatırım...


Demek istediğim şu; erkekler sütten çıkmış ak kaşık mı?


DEĞİL! Ama bizler de değiliz.


Bence biraz çuvaldızı kendimize de batırmamız gerek. Kadın gibi davranmak değil, İNSAN gibi, toplum dayatmalarından sıyrılarak davranabilmek asıl mesele. Her şeyden önce kadın değil İNSAN olduğumuzu, karşımızdakinin de erkek değil önce İNSAN olduğunu hatırlamamız gerekiyor.


Beylere de minik bir not, benim bu yazım egolarınızı şişirmek için değil, yanlışa “yanlış” demek için. Yarın öbür gün kalemim sizlere de dokundurabilir :)

Sevgilerimle
Ayça Akın
www.aycaakin.com
www.motivasyonatolyesi.com
www.facebook.com/aycaakinofficial
www.instagram.com/aycakn
www.twitter.com/aycakn

Yazının devamı...

Bir kesimi rencide ettiniz Erol bey.

“” demişsiniz Balçiçek İlter'e verdiğiniz röportajınızda.

Sayın Erol Evgin, sanatınızı ve sanatçılığınızı asla tartışamam çünkü bu alanda ne kadar başarılı, ne kadar usta olduğunuz Erol Evgin olmanızdan belli. Sanatınız ve sanatçılığınız takdir edilesi. Fakat yaptığınız açıklama bana göre çok talihsizce.

Malesef ülkemizde her insan İstanbul Erkek mezunu olup mimarlık okuyabilecek kadar şanslı olmuyor. Bir çok gencimiz maddi imkansızlıklarından dolayı lise eğitimini dahi zar zor, ikinci, üçüncü şahısların desteğiyle tamamlarken üniversiteyi okumak hayal olabiliyor. Hatta bazı gençlerimiz maddi imkansızlıklardan ötürü burs bulamadıkları takdirde eğitimlerini yarıda bırakabiliyor. Bu gençlerimizn başında bir de bakmakla hükümlü oldukları hasta anne – baba – kardeş varsa eğitim hayatlarını bir kenara bırakıp onları hayatta tutabilmek tek amaçları ve hayalleri olabiliyor. Bu çaresizlik durumu yalnızca gençlerimizde değil, toplumun bir parçası olan ders çalışması gerektiği yerde çalışan çocuklarımız içinde geçerli. Sokakta ayağında ayakkabı olmadan selpak satan çocuklara eminim ayazda yağmurda klimasıyla istediğiniz zaman sıcak, sıcak havalarda da istediğiniz zaman soğuk yapabildiğiniz aracınızın konforlu koltuklarında giderken rastlamışsınızdır.

Haberiniz var mı bilmiyorum, ülkemizde engelli bireyler olduğundan mutlaka haberiniz vardır ama istatistiki bir bilgiye sahip olduğunuzu pek sanmıyorum. Hemen paylaşayım. Ülkemizde 7.5 milyon aynı toplumda yaşadığımız, aynı havayı soluduğumuz engelli vatandaşımız var. Yapılan araştırmalara göre 127.000’i görme engelli, 382.000’i işitme engelli, 637.000’i sürekli hastalık sahibi, 892.000’i ortopedik engelli, 1.274.900’ü eğitilebilir zeka geriliğine sahip, 2.230.000’i ise konuşma engelli. Engelli olarak adlandırılan kesim sağlıklı olarak adlandırılan bireylerle eşit eğitim alamıyorlar hatta bazıları engelli olduğu için okula bile kabul edilmiyorlar. Eğitim alabilmeleri için ilk başta karşılaştıkları sorun erişilebilirlik, size göre okumuş olarak adlandırılıp oy hakkı konusunda üstün olmaları gerektiğini savunduğunuz üniversite mezunu mimarların engelli bireyleri hiçe sayarak inşa ettikleri yapılar nedeniyle engelli bireyler okula gidemeyebiliyor. Dolayısıyla bu kesim içinde üniversite genelde bir hayal olabiliyor.

Sürekli hastalık sahibi engelli bireylerin aileleri çocuklarının sadece sağlık giderlerini, destekleyici malzemelerini karşılayabilmek için gece – gündüz olmak üzere iki işte birden çalışmak durumunda kalabiliyor. Ev de kiraysa durum içler acısı. Hal böyle olunca değil üniversite eğitimi, ilkokul eğitimi bile hayal olabiliyor bazıları için. Durumlarına bir sivil toplum kuruluşu, bir gönlü zengin el atarsa ne ala ama Charities Aid Foundation tarafından yayınlanan Dünya Bağışçılık Endeksi 2014’e göre Türkiye gönüllü faaliyete katılma süresi açısından 135 ülke arasında 132’inci sırada yer aldı. Sanırım bu veriden de haberiniz yoktur.

Yaptığınız açıklama bir kesimi çok rencide etti Erol bey. “Zaten Türkiye kutuplaştı, ayrıştı. Sanatçının yapması gereken tek şey birleştirmek, ötesi yok” diyorsunuz ama en büyük ayrıştırmayı siz bizzat kendiniz yapıyorsunuz. Açıklamanızı yaparken yukarıda paylaştığım kişileri ve durumları düşünmediğiniz, onları birey olarak saymayıp yok saydığınız, bir takım hakları onlara hak görmediğiniz çok açık.

Sizin şarkılarınızı her kesim dinliyor. Erol Evgin denildiğinde her insan sizi tanır, şarkılarınızdan birini mutlaka bilir. Onlar sizi ötekileştirmeden yıllardır zirvede tutarken, Erol Evgin yapmışken sizin onları ayrıştırmanız ne kadar yakıştı size Erol bey?

Sanırım bizim de dinleyicileriniz olarak, halk olarak, sizleri alkışlayan, albümlerinizi alan, konserlerinize gelenler olarak sizleri ayrıştırma zamanımız geldi. Malum, eline mikrofonu alan konservatuar eğitimi almamış, nota dahi bilmeyenler sanatçı ilan ediyor kendilerini. Konservatuar mezunu - diplomalı gerçek sanatçıların adı bile anılmazken, eline mikrofon aldı diye kendini sanatçı ilan edenler hiç bir olur mu, adaletli mi geliyor size sorarım.

Sevgilerimle
Ayça Akın
www.aycaakin.com
www.facebook.com/aycaakinofficial
www.instagram.com/aycakn
www.twitter.com/aycakn

Yazının devamı...

Siz dört sene beklemek ister misiniz?


AKTİVİSTLER ONLAR İÇİN TOPLANIYOR

22 Haziran Çarşamba günü saat 13:00’da Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi önünde omurga ve kifoz gibi omurga eğriliklerinden muzdarip ameliyat sırası bekleyen hastaların sesi olmak için bir grup aktivist Skolyoz Forum öncülüğünde toplanıyor.

Son zamanlarda sıkça görülen hastalıkların başında yer alan Skolyoz, omurganın göğüs veya bel bölgelerinde görülebilen omurganın normal ekseninden sapması ya da dönmesi nedeniyle oluşan, ilerledikçe akciğer fonksiyonları olmak üzere yaşamı olumsuz etkileyen sırttaki şekil bozukluğudur.

Skolyozlu birey, hafif eğim varsa düzenli kontrollerle takip edilir. Eğim kötüleşiyorsa korse veya egzersizlerle eğim kontrol altına alınmaya çalışılır, çok ileri deformitelerde veya ilerleme hızlı ise cerrahi müdahale ile ilerleme durdurulmaya çalışılır.

Toplumumuzda skolyoz pek fazla bilinmediğinden, bilinir olmadığı içinde farkındalığın oldukça düşük olması sebebiyle genelde hastalar teşhiste geç kalabiliyor, bu da tedaviyi cerrahi müdahele ile sağlamayı kaçınılmaz kılıyor.

AMELİYAT GÜNÜ VERİLMİYOR.

Ameliyat ile tedavi olması gereken bu grup hastalara Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde ameliyat günü verilmiyor. Ameliyat günü almayı başarabilen hastalarsa 4 yıl beklemek zorunda kalıyor. Bu süreç içinde hastaların durumu kötüleşiyor. Randevu sisteminde de sıkıntı yaşadığını belirten hastalarda randevu alamadıkları için ameliyat sonrası komplikasyon oluşup oluşmadığı tespit edilemiyor.

Bu durum tıp dünyası içinde oldukça olumsuz sonuçlar doğurabilir. Bu grup hastalar üzerinde pratik yapamayan asistanların uzmanlıklarını nasıl alacağı konusu tıp dünyası adına düşündürücü bir nokta.

Geçtiğimiz aylarda, ameliyat günü alamayan skolyoz hastası S. Ö., Skolyoz Forum’un kurucusu Sedat Düzgün’ün girişimi ve sağlık durumunun ulusal kanalların ana haber bültenlerinde yer alması sonucunda aynı hastaneden ameliyat günü alabilmiş ve sağlığına kavuşabilmiştir. Fakat 400 skolyoz hastası halen gün beklemektedir. 400 hastaya ait verilerin ellerinde olduğunu belirten Skolyoz Forum’un kurucusu Sedat Düzgün, bu mağduriyetin yalnızca Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafından değil, Türkiye’de ki bir çok hastane tarafından bu grup hastalara yaşatıldığını, bu grup hastaların başka hastanelere sevk edildiklerini fakat teknik yetersizlik sonucu sevk edildikleri hastanelerde tedavi edilemeyip özel hastanelere mecbur bırakıldıklarını, özel hastanelerde de skolyoz ameliyatlarının 100 bin TL’yi bulabildiğini belirtiyor. Bugüne kadar bu grup hastaların mağduriyetlerini Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi uzmanı dışında yüksek sesle dile getiren olmadığından Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesinin bir örnek teşkil ettiğini sözlerine ekleyen kendisi de skolyoz hastası olan Düzgün, seslerini duyurmakta ve hastaların mağduriyetlerinin giderilmesi için ellerinden geleni yapacaklarını vurguluyor.


“BİR ELİN NESİ VAR, İKİ ELİN SESİ VAR”

Skolyoz Forum’un kurucusu Sedat Düzgün’ün girişimiyle bir grup aktivist seslerini duyuramayan bu hastaların sesi olmaya karar vermiş, Skolyoz4SeneBeklemez diyerek bir de imza kampanyası başlatmışlar.

Ameliyat günü alamayan ya da ameliyat için 4 yıl beklemek zorunda kalan, seslerini duyuramayan skolyoz hastalarının sesi olmak için 22 Haziran Çarşamba günü saat 13:00’da Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi önünde toplanacak olan aktivistlere katılmak serbest.

Bir düşünün; siz dört sene beklemek ister misiniz? #skolyoz4SeneBeklemez

Sevgilerimle
Ayça Akın
www.aycaakin.com
www.motivasyonatolyesi.com
www.facebook.com/aycaakinofficial
www.instagram.com/aycakn
www.twitter.com/aycakn

Yazının devamı...

Bu, çevreye bağımlı olduğunuz anlamına gelir.

Toplumun küçüklükten itibaren kulağımıza fısıldadığı her kelime ve sunduğu her resim, önyargımızın temel taşlarıdır. Anne, babalar, öğretmenler, arkadaşlar, medya önyargılı insanlar olmamızda önemli rol oynar. Önyargılı insanlar, kendi düşünceleri doğrultusunda hareket ederler ve insanlar arasında ayrım yaparak davranırlar. Basmakalıp yargılar oluştururlar, düşmanlık duygusuna zemin hazırlar ve yaratır, sosyal uzaklık yaratır. Aşağılık duygusu oluşturur. Bu kişiler genellikle otoriter bir çevrede baskı altında yaşamışlardır. Algılanan benzerlik miktarıda önyargıların oluşmasında etkilidir. Önyargıya sahip insanlar kendilerine benzeyenleri çekici bulur benzemeyenlere mesafeli davranır. Üstün olma duygusu, engellenmenin ve baskılanmanın yarattığı saldırganlık, önyargıların devamını sağlayan bilgilerin aktarılması ve sonucunda olayların, kişilerin çarpıtılarak algılanması önyargıyı güçlendirir.

Kendine saygı duymayan insanlarda savunucu davranış ve önyargı daha çok olur. Önyargılı insanların beklentilerine uyarak önyargıyı güçlendirirsiniz.

theemotionmachine.com’da yer alan bir makalede önyargılarımızı dengede tutmamız ve bunu nasıl yapacağımız söyleniyor.

ÖNYARGILARINIZDAN KURTULMAYA DEĞİL, DENGEDE TUTMAYA ÇALIŞIN.

Günümüzde neredeyse her insanın ön yargıları bulunmaktadır; çünkü herkesin inançları ve dünya görüşü, kendi çevresine ve eşsiz deneyimlerine bağlı olarak şekillenir.

O yüzden hiçkimsenin kendine özgü mükemmel gerçeklik görüşü yoktur. Onun yerine her insanın gerçekliğe açılan pencereleri vardır ve herkesin pencereden gördüğü birbirinden farklıdır. Aslında herkes sizin bilmediğiniz bir şeyler biliyordur ve tabi, siz de onların bilmediği bir şeyleri. Bu aklınızdan çıkarmamanız gereken güçlü bir içgörüdür.

Ön yargılarınızı kabul ettiğinizde yeni şeyler öğrenme ve perspektivinize genişletme adına daha iyi bir pozisyona geçmiş olursunuz.

Herkesin size öğreteceği bir şeyler olduğunu fark etmiş olursunuz ve bu sayede tüm bakış açılarını dinlemeye ve bir konu hakkında gerçeklik payını öğrenmeye gönüllü olursunuz. Elbette bu, tüm gerçekliğin, subjektif ya da görüş meselesi olmasını gerektirmez. Temelde bu durum bilginizin kısıtlı olduğunu kabul ettiğinizi gösterir. Zeki insanlar; belli perspektiflerdeki ön yargılardan geldiğini bilen ve tüm cevaplara sahip olmadıklarının farkına varan kişilerdir.

Sağlıklı bir zihinde, her inanç esnektir ve değişime tabidir, yeter ki siz yeni bilgiyi eskisinin yerine koymaya açık olun.


ÖNYARGILARINIZI NASIL DENGELERSİNİZ?


Ön yargılarınızı kabul edin

İlk olarak, herkes gibi sizin de ön yargılarınız olduğunu kabul etmelisiniz. Bu ille de kötü bir şey olmak zorunda değildir, sadece dünya görüşünüzün belli deneyimlere ve çevreye bağımlı olduğu anlamına gelir.


Kendinizi anlatın.

Ön yargılarınızla ilgili sorunun köküne inmenin bir yolu da inanışlarınızı açıklama ve onlara neden inandığınızı anlatma pratikleri yapmaktan geçer. İnanışlarınızı, değişmez kurallarınızı açıklamak, sağlıklı bir mücadelenin içerisinde olmak demektir.


Yeni haber kaynakları kullanın.

Ön yargılarımızı güçlendirmek için sıklıkla ön yargılarımızı doğrular nitelikteki haberler okur, bilgiler alırız. Bunu etkisiz hale getirmek için, özellikle sizin görüşünüze aykırı olan yeni haber kaynakları kullanın.


Sağlıklı tartışmalar içerisine girin.

Zeki insanlarla girilen sağlıklı tartışmalar inanışlarınızı ölçmek adına mükemmel bir yoldur.

Bu nedenle inanışlarınızı ölçmek için yapmanız gereken en iyi şeylerden biri de zeki insanlarla girilen seviyeli tartışmalardır. Böyle tartışmaları ve insanları bulmak kolay olmasa da, içinde bulunmak paha biçilemez bir deneyimdir.

Hatalı olduğunuzda itiraf edin.

Bazı insanlar için en zor şey hatalı olduklarında itiraf etmektir. Hepimiz hata yaparız; ancak sadece çok azımız bunu kabul eder. Çünkü bu noktada egomuzu koruma endişesi taşırız. Egonuzu korumak yerine hatalı olduğunuzda bunu itiraf edin.

‘Bilmiyorum” diyin.

Her konuda bir fikrinizin olmasına gerek yok. Eğer bir konuda fikriniz yoksa ‘Bilmiyorum’ diyebilirsiniz.

Unutmayın ki, ön yargılardan tam olarak kurtulmak mümkün değildir, çünkü onlar insanoğlunun bir parçası gibidir. Fakat bu değerli öneriler, ön yargılarınızı dengede tutmanıza ve kontrol altına almanıza yardımcı olacaktır.

Bu noktada en önemli şey de, yeni perspektiflere her zaman açık olmanız ve öğrendiğiniz yeni bilgiyi eski inançların yerine geçirmeye gönüllü olmanızdır.

******

Bu yazıyı okuduktan sonra kısa bir süre durup “acaba ben önyargılı mıyım?” diye soran ve “ben önyargılı değilim ki”diyenler mutlaka olacaktır. İşte bu en büyük ve en tehlikeli önyargıdır.

Sevgilerimle
Ayça Akın
www.aycaakin.com
www.motivasyonatolyesi.com
www.facebook.com/aycaakinofficial
www.twitter.com/aycakn
www.instagram.com/aycakn

Yazının devamı...

Erkekler aldatır, kadınlar paralı erkekleri tercih eder.

Soyut bir kavramdır. Zamana, ortama, yaşanmışlıklara, kişiye göre değişir. İnançlar gerçek değildir. İnsan inandığı şeye tutunur, yanlış olduğunu bilse de...Çünkü onu bırakırsa kendinin aptal duruma düşeceğini düşünür. Bilinçaltında olumlu ya da olumsuz olarak adlandırılan bir şey yoktur. Olumlu ya da olumsuzu biz tanımlarız.

Genelleme üzerinden yola çıkmak yanlıştır. Yaptığınız olumsuz genellemeler sizin düşüncelerinizi de olumsuz etkiler. Çünkü o genellemelerden yola çıkarak düşünceler oluşur, düşünceleriniz sonucunda da inanç geliştirir, tekrar yoluylada inançlarınızı güçlendirirsiniz ve gerçeğiniz yaparsınız.


Şayet sürekli,


“Hakettiğim değeri görmüyorum”


“Fedakarlık yapıyorum, nankörlük görüyorum”


“Erkekler aldatır, erkekler şiddet eğilimlidir”


“Kadınlar paralı erkekleri tercih eder, kadınlar kaprislidir”


“Bende şans ne zaman oldu ki...”


“Kimse beni anlamıyor”


“İnsanlar kötü”


vb. diye şikayet ediyorsanız bu düşüncelerin yer etmesinin nedeni yaşadığınız ya da şahit olduğunuz deneyimlerdir. O zaman şunu sorgulamak gerekir. İlişkiler üzerinden yola çıkacak olursak, hayatınızda ki ya da çevrenizde ki erkekler ne kadar adam / kadınlar ne kadar doğru kadın? Benim etrafımda da hayatımda da şiddet eğilimli erkek yok. Çevremde aldatan erkeklere şahit oldum ama kendi hayatımda şahit olmadım.


Neden sizce? Çok mu şanslıyım? Hayır.


Sizlerden daha mı zekiyim? Hayır.


Sizinle aynı şansa ve zekaya sahibim. Tek fark genellemelerden yola çıkmıyorum. Herkesin kendine özgü olduğunu biliyorum ve hayatıma soktuğum insanların ayrımını (erkek mi, adam mı) yapabiliyorum. Hayatınızda sürekli olumsuz, size yükseltmek yerine aşağı çeken insanları tutar ve sürekli onlarla iletişimde olursanız bir süre sonra siz de olumsuz bakış açısı geliştirirsiniz. Bu sizin elinizde olan bir şey değildir, gidişat subliminal işler. Bir süre sonra seçtikleriniz, tutunduklarınız sizin gerçeğiniz olur.


Sınırlayıcı inançlar olarak adlandırdığımız ve inandığımız bu düşünceler, bakış açıları bireyin yaşamını son derece olumsuz şekilde etkiler. Korku, öfke, bastırma, endişe gibi olumsuz duyguları çoğaltırak fırsatları görmenizi engeller ve sizi bir şeyleri denemekten alıkoyar. Bu da beraberinde tek düze, mutsuz bir hayatı beraberinde getirir.


SINIRLAYICI İNANÇLARDAN KURTULABİLİRSİNİZ.

İnançlarınızı sorgulamaya başladığınızda sınırlayıcı inançlarınızı keşfedebilir, onlardankurtulabilirsiniz.

Sınırlayıcı inançlarınızı keşfetmek için önce kendinize cesurca bazı sorular sormanız ve cesurca cevaplarla yüzleşmeniz gerekir.

Elde ettiğiniz sonuçlar istediğiniz gibi değilse, hayatınızdaki herhangi bir alanla ilgili duygularınız olumsuzsa o konuda mutlaka sınırlayıcı inançlarınız var demektir.

Peki, bu inançlardan kurtulmanın yolları var mıdır?

EVET!

Sınırlayıcı inançları kendinizden uzak tutmalısınız.

Örneğin, maddi konularda işler ters gittiğinizde çıkmaza girdiğinizde nasıl hissedersiniz?

Umutsuz? Korkulu? Mutsuz? Endişeli? Öfkeli?

Bu duyguların ardından hemen sınırlayıcı bir inanç gelir. Öfke, hayatın size adil davranmadığını; umutsuzluk bu sorunun çözülemeyeceğini, bunun için gücünüzün olmadığını söyleyecektir.

1- Gözlemleyin ve ifade edin.
Duygu ve düşüncelerinizi gözlemleyerek sizi durduran sınırlayıcı inançlarınızı keşfedin, bu inançlarla cesurca yüzleşin. Sizde hangi duygulara neden olduğunu ifade edin.


2- İnançlarınızın “gerçek” olmadığını kabul edin.

İnançlarınızın gerçek olduğunu düşünürsünüz. Tercih yapmak zorundasınız. Sınırlayıcı inançlarınızın gerçek olduğunu savunmayı mı, yoksa amaçlarınıza ve isteklerinize ulaşmayı mı istiyorsunuz? Evelyn Waugh, Siztaşımaya devam etmek mi istiyor munuz?


3 - Olumsuz taraftan değil daima olumlu taraftan bakın.

Örneğin; “Geçmişte yaşadığım zorluklar bana çok şey öğretti, şimdi bu tür sorunlarla başa çıkmayı öğrendim ve buna hazırım” ya da “yaşadığım kötü ilişki yeni ilişkimde ne istemediğimi, ilişkiden ne beklediğimi bana gösterdi” gibi...


4 - Mış gibi yapın.

Her girişiminizden başarı elde eden biri olsaydınız nasıl hissederdiniz? Öyle hissedin.
Her girişiminizden başarı elde eden biri olsaydınız nasıl davranırdınız? Öyle davranın.

Olmayı istediğiniz kişi gibi davranın, onun gibi düşünün, onun gibi hareket edin.

Yeni adımlar atmazsanız eskisine tutunup kalırsınız. Bu da sizi olduğunuz yerde saydırır. Harekete geçin. Unutmayın, düşünceler tekrarlandıkça inanca dönüşür. İnançlar tekrarlandıkça güçlenir ve gerçekliğiniz olur. Olumlu inançlar geliştirip olumlu ifadeler kullanın ve olumlu inançlarınızı tekrarlayın. Tekrarlayın ki kalıcı olsunlar. Olumsuz düşünceler gerçeğimiz oluyorsa tercihimizi olumlu düşünceleri tekrarlayıp inanca dönüştürmek çok daha zekice ve çok daha keyiflidir.

Ne dersiniz?

Sevgilerimle
Ayça Akın
www.aycaakin.com
www.motivasyonatolyesi.com
www.facebook.com/aycaakinofficial
www.instagram.com/aycakn
www.twitter.com/aycakn

Yazının devamı...