GÜNDEM
SPORARENA
YAZARLAR
EKONOMİ

Uygulamada okumaya devam et.

"BIKTIM LAN" dedim ve hayatım değişti.

Çok korkakmışım.

Hayata atılmaktan çok korkmuşum.

Savaşmaktan çok korkmuşum.

Mücadele etmekten çok korkmuşum.

Hayatla inatlaşmaktan çok korkmuşum.

Hayata adapte olmaktan çok korkmuşum.

Bir şeyler yapmaktan çok korkmuşum.

Çok korkmuşum, “acaba nasıl olacak, nasıl bitecek, kim ne diyecek?” diye.

Hep korkmuşum.

AMA ARTIK KORKMUYORUM.

Sevince sevilmemekten korkmuyorum.

Reddedilmek, terkedilmek artık koymuyor bana.

Gururlanıyorum koca gönlümle, “helal sana” diyorum, “söyledim, reddedildim, helal olsun bana” diyorum.

Kimse beni anlamıyor diye endişe taşımıyorum artık.

Hayallerimi saklamıyorum öyle köşe bucak, nasıl geliyorsa dilime öyle paylaşıyorum, haykırıyorum.

Kim benim hayalimden daha büyük olabilir ki?

Gülmelerimi, gözyaşlarımı saklamıyorum.

“Çok gülme, başına iş gelir” dediler.

Hadi oradan, niye gülmeyecekmişim... kim benim bir tanecik gülücüğümden çok daha kıymetli olabilir ki?

“Ağlama” dediler, “zayıflık belirtisidir”

Bırak ya... Kime yaranacağım? Hanginiz, kim benim bir tanecik gözyaşımdan daha büyük olabilir acaba?

Eleştirilmekten korkmuyorum artık. Çünkü öğrendim kim kıskanç kim değil.

Başarmak için denemeye devam ediyorum. Denediğim için buradayım.

Başka insanlar fikirlerimle, hislerimle, duygularımla dalga geçeceklermiş, alay edeceklermiş, mizah konusu yapacaklarmış umrumda değil.

Söylediklerime yaklaşmaları elbette zaman alacak. Kimseden aynı performansı beklemiyorum.

Ben kendi yolculuğumdayım.

Yaşadığım, hissettiğim her şeyi arşivliyorum. Böyle böyle kendimi tamamlamaya, ruhumu büyütmeye, kendime ve hayatıma hak ettiğini vermeye çalışıyorum. Hayatımı layık olduğum gibi yaşamak için her şeyi yapıyorum.

Sende olmayan şeyler yüzünden aşağılandığında, hor görüldüğünde, kenara itildiğinde sırf bu yüzden gözyaşı döktüğünde, şunu söyle onlara;

Benim hayatımı değiştireceğini düşündüğün bir çift sözün varsa söyle yoksa sus ve git!

BEN ARTIK KORKMUYORUM. İnşallah siz de korkmuyorsunuzdur.

*****

Not: İçerik İfade Akademisi'nden Motivasyon konuşmacısı ve eğitmen bay ifade Volkan Akay'a aittir. Tarafımdan kaleme alınmıştır.

Sevgilerimle
Ayça Akın
www.aycaakin.com
www.motivasyonatolyesi.com
www.facebook.com/aycaakinofficial
www.instagram.com/aycakn
www.twitter.com/aycakn

Yazının devamı...

O halde, benim olan ne vardı?

Halbu ki süreçlerdir olanı keyifli kılan. Sonuç odaklı beklentiler an’ın büyüsünü fena bozuyor.

Evlilik odaklı başlanılan ilişkiler.

Başarı odaklı girişilen projeler.

Daha doğmayan çocuk için yapılan planlar.

Yıllar sonrasının planları.

O kadar alışmışız, o kadar alıştırılmışız ki içinde yaşadığımız dünyanın bizi kim olduğumuzla, yeteneğimizle, ne olmak istediğimizle, insan yanımızla değil de elde ettiğimiz sonuçlar ile değerlendirmesine.

Korkuyoruz! An’ a teslim olmaktan çok korkuyoruz. Hep bir garanticilik arıyoruz. Bunu yaparken kendimizi olmayan, belki de olmayacak bir şeye kaptırıp kendimizi kendimiz boğuyoruz, yok ediyoruz.

Çok önemli bir şeyi kaçırıyoruz, görmüyoruz, göremiyoruz. Sürece odaklanıldığında sonuç tam da istenildiği gibi geliyor. Bunu fark edemiyoruz.

Size güzel bir hikaye anlatayım, bana kalırsa bu hikayeyi gözünüzün gördüğü her yere asın, asın ki hep hatırlayın.

*****

Bir adam öldü.

Öldüğünü fark ettiğinde, Tanrı'nın elinde bir çanta ile kendisine yaklaştığını gördü.

Tanrı ile adam arasında şöyle bir konuşma geçti:

Tanrı: Haydi oğlum gitme zamanı.

Adam: Bu kadar mı erken? Bir sürü planım vardı.

Tanrı: Üzgünüm ama gitme zamanı.

Adam: O çantada ne var?

Tanrı: Sahip oldukların

Adam: Sahip olduklarım mı? Yani eşyalarım mı? Elbiselerim... Param...

Tanrı: Onlar asla sana ait değildi, onlar dünyaya aitti.

Adam: Anılarım mı?

Tanrı: Hayır. Onlar zamana ait.

Adam: Yeteneklerim mi?

Tanrı: Hayır. Onlar koşullara ait.

Adam: Arkadaşlarım ve ailem mi?

Tanrı: Hayır oğlum. Onlar yürüdüğün yola ait.

Adam: Karım ve çocuklarım mı?

Tanrı: Hayır. Onlar kalbine ait.

Adam: O zaman bedenim olmalı?

Tanrı: Hayır hayır. O toprağa ait.

Adam: O zaman kesinlikle ruhum olmalı!

Tanrı: Üzücü bir hata yapıyorsun oğlum. Ruhun bana ait.

Adam gözlerinde yaşlar ve kalbinde korkuyla çantayı Tanrı'nın elinden alıp açtı.

BOŞTU!

Tanrı: Doğru. Asla bir şeye sahip değildin.

Adam: O halde, benim olan ne vardı?

Tanrı: ANLAR. Yaşadığın anlar senindi.

Hayat sadece bir andır.

HER ANI YAŞAYIN. HER ANI SEVİN. HER ANIN TADINI ÇIKARIN.

Sevgilerimle
Ayça Akın
www.aycaakin.com
www.motivasyonatolyesi.com
www.facebook.com/aycaakinofficial
www.instagram.com/aycakn
www.twitter.com/aycakn

Yazının devamı...

Sizin yıldızınız var mı?

Yaptıkları şey bizi hayal kurmaktan uzaklaştırıyor. Bizi kalıpların içine hapsediyor, kendi içimize götürmek yerine dışımıza çıkartıyor.

Onun nesi varmış, o ne yapıyormuş, o ne kadar kazanıyormuş, o nereye gitmiş vb. ”Onlar”la daha fazla ilgilenmeye başlıyoruz.

Bizi, bizden almaya başlıyorlar, böyle bir şey yapıyorlar.

Öyle bir yarışa sokuyorlar ki bizi, yarış bittiğinde “yaw, ben bunun için mi koşturdum” derken buluveriyoruz kendimizi.

SAKIN BU OYUNA GELME!

GÖRMEN LAZIM!

UYANMAN LAZIM!

ÇÜNKÜ UYUYORSUN.

UYANIP ADIM ATMAN LAZIM.

Çünkü ancak uykudan uyanırsan o hayali kurabilir, ona ulaşabilirsin. O adımı atabilirsin, o projeye yönebilirsin, o tatile gidebilirsin, onu alabilirsin, onu sevebilirsin...

Uykudayken bunları nasıl yapabilirsin?

Neye sahip olduğunuz ne kadar zengin olduğunuzu göstermez. Neye ihtiyacınız olduğunuz ne kadar zengin olduğunuzu gösterir.

Ne diploman, ne gücün, ne çevren, ne etiketlerin... Hayır, bunların hiç biri ne olduğunu, ne kadar olduğunu göstermez! Hepimiz hayallerimiz kadarız!

İçinizde öyle bir nefes var ki, öyle bir sebepten dolayı buradasınız ki, onu ortaya çıkartmak için o hayale ihtiyacınız var.

Yıldızlara dokunamazsın ama karanlık gecelerde onlar sana yol gösterebilir.

YILDIZINIZ YOKSA HER YER ZİFİRİ KARANLIKTIR.

Herkesin mutlaka bir karanlık gecesi olur. Bir gün gelir, bir an bir gelir etrafınıza bir bakarsınız her yer kararmış. Başınızı kaldırdığınızda, orada bir yıldızınız varsa o ayakta tutar sizi. Öyle bir yıldızınız, öyle bir hayaliniz yoksa etraf zifiri karanlıktır.

Hiç bir kriter yoktur hayallerde. Tek kriter nedir biliyor musunuz? Sizin ona inanmanız.

Hayalinizi söylediğiniz de çoğunlukla herkes güler sana.

“Yahu, öyle şey olur mu? Adı üstünde hayal, imkansız”

SEN İNANIYORSAN TAMAMDIR!

Çünkü inanç görünmeye inanmaktır. Görünmeyene inanıyorsan başkalarının göremediklerini görürsün.

BU HAYATTA NE İÇİN YAŞIYORSUN, NE İÇİN VARSIN?

Bir tane hayatın var ve bir tane bedenin.

Hep sana ne olman gerektiği, nasıl yaşaman gerektiği, hangi mesleği seçmen gerektiği, neye inanman gerektiği, nasıl biriyle evlenmen gerektiği vb. sürekli öğrettiler, öğrettiler, öğrettiler.

“Onu olacaksın, bunu yapacaksın, şu olacaksın, şunu seçmelisin, bunu sevmelisin, kalmalısın, gitmelisin, başarı budur, mutluluk budur”

O, şu, bu...

İYİ DE, BEN NE İSTİYORUM?

Kim olduğuna karar vermelisin, kim olduğunu bulman gerekiyor. Bu yolculuğa çıkmaya cesaret etmen gerekiyor.

Bu yolculuğun başlangıcı nerede?

Peki, hayalin nasıl ortaya çıkacak?

Kendini heyecanlandırman lazım. Hayalini başkası ortaya çıkaramaz. Sen, kendi kendini heyecanlandırarak hayalini ortaya çıkartmalısın.

Hareketlerine, kendine yön veren temel değerin ne? O özünde ki, seni “sen” yapan kelime ne?

KİMSİN?????

İstemek ya da inanmak belli bir ölçüde işe yarar. Sen, acaba o arzu ettiğin şeye ulaşmak için denemeye ne kadar varsın?

Başarı, aslında başarısızlıkta gizli. O da “denemek”te gizli. İnanmak, istemek yetmez. Bütün algınla, bütün hücrelerinle, bütün arzunla, bütün kalbinle, bütün coşkunla denemen lazım.

Ancak denemenin sonunda, o coşkuyla arzu ettikklerine ulaşabileceksin.

Unutma; hayatta ki sen, hayalinde ki sen olacaksın. Bunun kaçarı yok!

Ya etrafında ki karanlığa küfredersin ya da yıldızına yürürsün.

Gerçekten yaşıyor musun, yoksa yaşadığını mı sanıyorsun?

Bu yazımı okuyan kişi, gerçekten olmak istediğin “sen” misin yoksa var edilmiş bir “sen” misin?

Eğer sen hayallerinin peşinden gitmezsen, birisi seni mutlaka kendi hayalleri için kullanır.

Hayalin seni nereye yönlendiriyor?

Kimin maşası olmayı tercih ediyorsun? Yoksa senin içinde ki “sen” olmayı mı tercih ediyorsun?

Işığın seni sana, karanlıkların seni yıldızına götürsün.

Not: Yazı benim kalemime ait değildir, alıntıdır. Kaynak bilinmiyor.

Sevgilerimle
Ayça Akın
www.aycaakin.com
www.motivasyonatolyesi.com
www.facebook.com/aycaakinofficial
www.instagram.com/aycakn
www.twitter.com/aycakn

Yazının devamı...

Bir adamı adam yapan... Bir kadını güzel yapan...


Bir kadını güzel yapan, direnişidir.


Bir kadını güzel yapan, hayata tutunma yeminleridir.

Bir kadını güzel yapan, istediği hayatı yaşamakta ki inadı, ısrarı, çabasıdır.

Bir kadını güzel yapan, ne zaman vazgeçip ne zaman vazgeçmeçmeyeceğini bilmesidir. Emin olmadan asla vazgeçmemesidir.

Bir kadını güzel yapan, neye inanacağını bilmesidir.

Bir kadını güzel yapan, unutmasa da affedebilme gücüdür.

Bir kadını güzel yapan, istediğinde belli edebilmesidir.

Bir kadını güzel yapan, problemleri görüp ertlemeden, üstünü örtmeden çözme azmidir, inadıdır, ısrarıdır, cesaretidir, yeteneğidir, kabiliyetidir.

Bir kadını güzel yapan, başta kadınları olmak üzere insanları gözlerinden anlayabilme gücüdür, yeteneğidir.

Bir kadını güzel yapan, “bu sefer de benden gitsin be” diyebilme dayanıklılığı, cesaretidir.

Bir kadını güzel yapan, kendi değerini başkalarının gözlerinden biçmemesidir.

Bir kadını güzel yapan, şekilde değil anlamda aramasıydı.

Bir kadını güzel yapan, herkes gitse dahi eğer sana inanıyorsa, seni gerçekten seviyorsa senden gitmemesidir.

********

Bir adamı adam yapan, yüreğidir, vicdanıdır, iyi niyetidir.

Bir adamı adam yapan, yaptığı gelecek planlarıdır, iş hayatı, aile hayatındaki hedefleridir.

Bir adamı adam yapan, korkmadan üşenmeden hedefini elde etmesidir.

Bir adamı adam yapan, birlikte aradığı kadında güzellik dışında özellik aramasıdır.

Bir adamı adam yapan, sorunları görmezden gelmeyip onlarla yüzleşmesidir, haksızsa özür dileyebilmesidir.

Bir adamı adam yapan, bir kadınla ne zaman bir sonraki aşamaya geçeceğini iyi bilmesidir.

Bir adamı adam yapan, hem sosyal olup hem sorumluluklarını bilmesidir.

Bir adamı adam yapan, ağzından çıkan sözün arkasında durmasıdır.

Bir adamı adam yapan, bir kadının kalbiyle veya aklıyla oyun oynamamasıdır.

Sevgilerimle
Ayça Akın
www.aycaakin.com
www.motivasyonatolyesi.com
www.facebook.com/aycaakinofficial
www.instagram.com/aycakn
www.twitter.com/aycakn

Yazının devamı...

Bu sizin ne kadar aptal ve cahil olduğunuzu gösterir.

Durum çok vahim, ağır hastayız. Tanımızsa,

Argumentatum Ad Hominem

Tartışmalarda, kişilerin bir noktadan sonra fikir (argüman) yerine karşısındakinin karakterine, geçmişine veya davranışlarına saldırma durumudur. Bir fikire cevap verirken fikri eleştirmekten ziyade fikri (argümanı) yapan kişiye saldırmak olarak tanımlanıyor.

İleri sürülen iddianın kendisini tartışmak yerine iddia sahibinin kişiliğine, taşıdığı özelliklere saldırmak suretiyle iddiayı çürütme çabası. Tartışılan konu üzerinden kişinin görüşlerini değil kendisini eleştirmek, hatta o kişiyle ilgili bilinenleri tartışma esnasında ona karşı silah olarak kullanmak.

Tanıdık geldi değil mi bu durum?

Hepimiz, günde bir çok kez bu duruma maruz kalıyor ve farkında olmadan da olsa belki uygulayanlardan oluyoruz.

Söyleyecek birşeyleri kalmadığında konuyu getirip kişisel özelliklerinize bağlayan kişilerce yapılan bir saldırı uygulamasıdır bu Ad Hominem olayı. Komik duruma düşmekten hiç çekinmeden yaparlar bunu.

Bu mantık hatasında kişi, düşünceyi tartışmayı bırakarak kişiliğe ve düşüncenin sahibinin özelliklerine saldırmaya başlar. Bu da konunun dışına çıkılmasına ve tartışmalara sebep olur.

Çünkü durum tahrik boyutuna geçmiştir.

Fikri susturmaya güç yetmeyince düşüneni susturma, düşüneni suçlama ve gerekirse iftira atma sanatıdır bir anlamda.

Örneklemek gerekirse;

- Çocukluğuna inmek lazım arkadaşın.

- Kaçıncı yüzyılda yaşıyorsun arkadaşım sen, ne içtiysen ben de aynısından istiyorum.

- Sen bu konularla uğraşacağına börtü böcekle ilgilen.

- O arabadan ne anlar, kadın sonuçta.

- Söylediklerinde haklı olabilirsin belki fakat bunları ifade edebilmek için yeterli akademik seviyede değilsin.

- Freud cinsel sapığın biridir. Dolayısıyla söylediklerini ciddiye almamalı.

- Burada hiç müşteri yok, buraya girmeyelim, ya pahalıdır ya yemekleri kötüdür.

Mesela, şivesi bozuk biri ile diksiyonu iyi olan biri politika hakkında tartışırken şivesi bozuk olan kişi diksiyonu iyi olan kişinin görüşlerini çürütürse ve diksiyonu iyi olan kişi egolu biriyse, "sen siyaset tartışacağına önce düzgün konuşmayı öğren" derse, bu bir ad hominem’dir.

Ad Hominem cahil işidir.


Bir fikir, fikri sunanın geçmişi, kişisel ya da fiziksel özellikleri veya içinde bulunduğu psikolojik durumu ile asla eleştirilemez. Bir fikri yererken "sen zaten şucusun, bucusun, şöylesin, böylesin, busun" vb. diyen kişinin cehaleti taş devrine taş çıkartır. Bir fikri, görüşü ancak karşıt görüşlerle çürütebilir, susturabilirsiniz, kişinin özelliklerine saldırarak değil.

Saldırmanız hiçbir şekilde işe yaramaz, sadece sizin ne kadar aptal ve cahil olduğunuzu, bu cahilliğinize rağmen her şeyi biliyormuş gibi davrandığınızı ispatlamış olur.

Bu tür kişileri sadece ayar vererek yola getrebilirsiniz. Tabii cıvataları sürekli ayar yemekten yalama olup ayar tutmaz hale gelmemişse.

Sevgilerimle
Ayça Akın
www.aycaakin.com
www.motivasyonatolyesi.com
www.facebook.com/aycaakinofficial
www.instagram.com/aycakn
www.twitter.com/aycakn

Yazının devamı...

Pokemon Go hayatımızın değil, beyinlerimizin içine girdi.

Kimisi buna “sosyalleşme” derken, ben halimize acıyarak sadece bakakalıyorum ve “tehlike” diyorum.

Farkında mısınız, artık cep telefonlarımızdan kumanda ediliyoruz, uyuşturuluyoruz, uyutuluyoruz. Beyinlerimiz, bilinçaltımız bu oyun ile ciddi tehlike altında. Bir yerlerde pokemon görünüyor, hooop o tarafa gidiyoruz. Bundan ala kumanda mı olur? Ve en acısıda kendi elimizle teslim ettiğimiz irademizden, kontrolümüzden hatta belki de hayatımızdan acayip derecede bir de keyif alıyoruz. Bir çok kişi de bu sisteme katılmaya (kumanda edilmeye) can atıyor, deli gibi birbirine nasıl indirdiğini soruyor.

- Ya, bilmem nerede (mekan) pokemon var. Koş, koş yakala - yakalamalıyım.

- Yakaladıııımmmmm, olleeeey.

- Bak şurada da yarasa varmış. Yakalaaa.

- Yaaa, neredeee, haniii? Hah, yakaladıııımmmmmmmm.

Tamam yakaladın da, sonuç? Ne oldu yani?

İpleri başkasının elinde olan kukla gibi sistem seni istediği yere çekti, yönlendirdi sen de paşa paşa kendi ayaklarınla gittin.

Ah, benim güzel ülkemin güzel insanı... sonra sana “koyun” denilince güceniyorsun, atarlanıyorsun.

E, peki bu durumun ne?

BEYİNLERİNİZ KODLANIYOR - UYUŞTURULUYOR

Biz ne zaman kendi aklımızla düşünmeyi başaracağız merak ediyorum.

Bir söylenti çıktı ne kadar doğru bilemiyorum, her hangi bir kaynak göremedim henüz ama dış güçlerin, hatta kanla beslenenlerin bir tezgahı olabileceği, hesapların çalınabileceği vs. söyleniyor. Biraz üzerine beyin yakarsak olamaz diye bir şey yok. Bana kalırsa da mümkün. Birilerine kendi elimizle yol haritası çıkarmak gibi. Pokemon, börtü, böcek, yarasa vs. çıktı, yakalayacağız diye memleketin her yerini telefon üzerinden ifşa etmek oluyor bir anlamda bu. Birilerine hazır servis etmek, eşeğin aklına karpuz kabuğunu getirmek. Elbetteki bir data - depolama sistemi vardır.


Kime, hangi sisteme, ne gönderiyoruz biliyor muyuz? Sanmam.

Merak ediyor muyuz? Hayır, bundan eminim.

Araştırır mıyız peki? Hiiiiç, sanmam.

Hadi bunları geçtim, bu söylemlerin kaynak olmadığı için üstünde duramam henüz ama beyinlerimiz tehlikede bayanlar, baylar. Özellikle de geleceğimiz olan genç beyinler ciddi tehlikede.

Tehlikenin farkında mısınız?

Koyun gibi nereye çekerlerse oraya gider olduk. Sadece hashtaglerde ki paylaşımlara bakarak ırkçı olduk, ayrımcılığı tavan yaptırdık. Öfkeden beslenen bir toplum olduk çıktık. Manevi değerlerimiz son demlerinde. Küfür neredeyse günlük konuşma dili oldu, tahammül eşiği sıfırı buldu.

Ellerinde kitap olması gereken, sorgulamayı, düşünmeyi öğrenmesi için felsefe vb. ile tanışması gereken gençlerimiz pokemon yakalama peşinde.

Pokemon Go hayatımızın değil, beyinlerimizin içine girdi. Kendi telefonumuzla kendi hayatımız, kendi beynimiz, kendi ellerimizle kodlanıyor - kodlandırılıyor, uyuşturuluyor, yönlendiriliyor.

Korkuyorum, birileri kendini bir süreden sonra pokemon sanıp uçmaya ya da pikachu sanıp bir yerlerden atlamaya falan kalkacak. Aynı pokemona denk gelenlerden "ben yakalayacağım" diye kavga edenler, birbirini vuranlar bile çıkabilir, olur mu olur.


Sokaklar elinde telefon, aynı pozisyonda yürüyen pokemon avcılarıyla doldu ve sayılarıda hızla artıyor.

Bir bakın çevrenize; herkes aynı hareketi yapıyor, BEYİNLERİMİZ ELE GEÇİRİLMİŞ, ROBOTLAŞTIRILMIŞ GİBİ.

Sevgilerimle
Ayça Akın
www.aycaakin.com
www.motivasyonatolyesi.com
www.facebook.com/aycaakinofficial
www.instagram.com/aycakn
www.twitter.com/aycakn

Yazının devamı...

Siz, para yaratabiliyor musunuz? Ben yaratıyorum.

İste, hayal et, olumlama yap. Bunlar şart tabii ama bunlardan önce sizin enerji olmanız gerekiyor. Aksi halde sabahtan akşama kadar hayal kurun boş. Enerji dediğimiz olay öyle mucizevi bir şey ki, siz sahip olmak istediğiniz şeyin enerjisi olduğunuzda daha fazlasını size getirir. Bunu kendim bizzat deneyip sonuçlarını gördüğüm için ben bu yaratma ve enerji durumunu mucize olarak değil, doğal bir gücü bilinçli kullanmak olarak yorumluyorum.

100 milyon dolarınız olsa kendinizi nasıl hissederdiniz?

Huu, huuuvvv...sizi bilmem ama ben müthiş hissederdim.

Eminim bu düşünce sizin de yüzünüzde kısa bir gülümsemeye neden oldu ama uzun sürmedi, çünkü hemen arkasından “bu bir hayal, gerçekleşmesi imkansız” düşüncesi çıkageldi değil mi?


100 milyon dolar... Bu nasıl olur?

Burada asıl mesele nasıl sorusunu sormak ya da nasıl sorusuna cevap bulmak değil, parayı yaratmak için enerjinin kendisi olup olamamak.

Parayı yaratarak daha fazla paranız olsun istiyorsanız;

1) KİMSEYE SÖYLEMEYİN.

Kimseye söylemeyin. Çünkü insanlar “Senin çok fazla borcun var, aldığın maaş belli, bu saçmalıklarla ev kiranı ödeyemezsin” vb. söylemlerle sizi para enerjisinden uzaklaştırırlar. Unutmayın; parayı yaratmak için en önemli kural enerjinin kendisi olmanız.

2) TALEP ETMENİZ ŞART – DAVET EDİN.

“Ne olursa olsa içinde bulunduğum parasızlık durumunu değiştireceğim ve hayatıma daha fazla para akışını sağlayacak alanlar yaratacağım” diyerek başlayın.

Gün içinde milyon kez “bunu almaya benim gücüm yetmez”, “Durumum bunu almaya müsait değil” vb. derken buluruz kendimizi, bu durumda parayı hayatınıza davet etmiş olmuyorsunuz. Para yaratmak için enerji olmanız gerekiyor. Bu tür ifadeler sizce nasıl bir enerji olmaktır? Bu durumu hemen, “bunu alabilmem için veya hayatıma daha fazla paranın girmesi / akması için () ne gibi kaynaklar ilave edebilirim? sorusu ile değiştirin. Bu fikirle gün içinde sürükli oynayın. Bu tüm kaynakların ortaya çıkması için bir taleptir.

Kendinizi çok yakın bir arkadaşınızla konuşuyormuş gibi, ondan fikir istiyormuşsunuz gibi farzedin. Arkadaşınıza soru soruyorsunuz ve cevap talep ediyorsunuz aslında, arkadaşınız da size fikir sunuyor. Evrenle de ilişkimiz çok yalın ifade etmemiz gerekirse bu şekilde. Evren ile ilişkimizde artı bir durum var. Evren bize fiziği gereği cevap vermek zorunda. Alacağımız cevaplar ise bizim hangi enerji ile onunla konuştuğumuzla direk ilgili.

Peki, bize nasıl cevaplar gelebilir? Beklemediğiniz bir anda proje, iş teklifi alabilirsiniz. Yeni biriyle tanışabilir, o kişi size vesile olabilir. Uygun bütçeyle yatırım aracı karşınıza çıkabilir ya da çok istediğiniz bir şeyi çok uyguna alabilirsiniz ya da size hediye olarak gelebilir, beklemediğiniz nedenlerle banka bakiyeniz artabilir vb. Kısaca yol işaretleri çıkar karşınıza yollar açılır ve siz de o yoldan işaretleri takip edersiniz, tabii o işaretleri görmeyi başarabilirsiniz.

İstediğiniz şey ne olursa olsun, ister bir ev ya da araba ister şampanya ya da pahalı bir çanta...Önemli olan o anda ona sahip olmak değil, istediğiniz o an da, eğlenceli şekilde onu almak için istek – talep enerjisi olmanız.

3) KENDİNİZİ YARGILAMAYIN.

Bugüne kadar yapmış olduğunuz gereksiz harcamalar, korkularınızdan dolayı girişemediğiniz projeler veya “hayır” dedikleriniz, borçlarınız vb. şeyler için kendinizi yagılamayın. Eğer yargılarsanız ortaya çıkacak şeyi sınırlamış olursunuz. Burada olmuş olduğunuz enerji “haketmeme” enerjisidir. Dolayısıyla talebinizin enerjiside yokluk enerjisi olacaktır.

Kendinizi yargılamak belki de sizin kendi bakış açınız değildir. Dışarıdan duyduğunuz eleştirilerin sizde ki bilinçaltı yaratımının sonucudur. Birinci maddeyi hatırlayalım; kimseye söylemeyin!

Para ile kendi gerçeğinizi seçiyor olsaydınız neyi seçerdiniz? Eminim bir çoğunuz “bol para içinde olmayı" diyecektir.

O zaman bol paraya sahip olmanın enerjisi olun. Doğru sorular ve doğru kelimelerle bunu yaratmaya hemen başlayın.

4) PARAYLA OYNAYIN.

Bir miktar para biriktirin, o parayı hep yanınızda taşıyın ve o parayı hiç bir şekilde ama hiç bir şekilde hiç bir nedenle harcamayın. Ama 1 TL’lerle ama 5 TL’lerle o parayı arttırmaya çalışın. İster 50 TL olsun, ister 200 TL ya da dolar veya euro vs. () zaman zaman o parayı elinize alıp onunla eğlenerek ve içselleştirerek oynayın, masanın üzerine koyup “ne kadar çok param var, o kadar çok param var ki ne yapacağımı şaşırıyorum” veya “her gün, her yerden para yağıyor”deyin. Bu cümleleri kullanmaktan asla korkmayın. Bu baştan aşağı para enerjisi olmanın ve onu hissetmenin en basit ve hızlı yollarından biridir.

5) %10 KURALINI UYGULAYIN.

Kendinize zaman verin, diyelim ki üç ay. Ne kadar borç içinde yüzüyorda olsanız, ödemeniz gereken faturalarınız da olsa bu üç ay boyunca kazandığınız paranın %10‘ununu kenara koyun. Ben, bu kuralı uygulamaya başladığımdan beri %30’a çıkardım bu kuralı. Artık %10 değil, %30 kenara koyabiliyorum. Ufak ya da büyük, paranız olmaya başladıkça enerjiniz değişmeye başlayacak ve siz de enerji olmaya başlayacaksınız. Çünkü bu, “param var” enerjisini yaratacak. Bu bir döngü. Siz enerji oldukça Evren enerjinize karşılık verecek, daha fazla enerji oldukça daha fazlasını verecek çünkü doğası gereği karşılık vermek zorunda. Bunu hedef değil, eğlenceli bir oyun haline getirin. Ben öyle yapıyorum ve çok eğleniyorum bunu yaparken.

Şayet bu kuralı uygulayıp, bu kural ile kenara koyduklarınızı harcadıysanız ya da harcıyorsanız üçüncü kurala geri dönelim; asla kendinizi yargılamayın.

Bu sizi işkenceye sokmak için yapılan bir uygulama değil, enerjinizi değiştirerek enerjinin kendisi olup gerçeğinizi yaratmanız için uyguladığımız bir uygulama.

Aslında isteklerimize kavuşamamamızın en büyük nedenlerinden biri kendimizi yargılamak. Her gün bunu defalarca bilinçli ya da bilinçsiz yapıyoruz. Kendinizi gün içinde farkındalıkla gözlemleyin, ne kadar sık yaptığınızı siz de göreceksiniz. Kendimizi yargılamak sınırlandırmaktır.

7) DEĞERİ OLAN – ARTAN BİR ŞEYİ SATIN ALIN.

Satın aldığınız andan itibaren değeri artan bir şeyi satın alın. %10 kuralı ile kenara koyduğunuz paraları değerli bir takıya çevirip üzerinizde taşıyabilirsiniz. Böylece %10 hesabınızı parmağınızda taşımış olursunuz. Bu, “daima benim param var” enerjisi yaratır ve o enerjide kalmanızı sağlar. Çoğumuz moda ve değeri olmayan takıları alıp takıyoruz, neden bunun yerine böyle bir uygulama yapıp para enerjisi olmayalım ki? Bence bu çok daha akıllıca.

%10 hesabınız henüz bunun için yeterli değilse, olabildiğince pahalı dükkanlara gidin ve pahalı takıları, 30 bin dolarlık saatleri takın, pahalı ayakkabıları deneyin ve asla sahip olamayacağınızı düşünmeyin. Kural 2’yi hatırlayarak uygulayın, ona sahip olmanın enerjisine girin. Bu şekilde serveti talep ediyor ve davet ediyorsunuz.


6) ZENGİN OLMAYA – ZENGİNLİĞE GÖNÜLLÜ OLUN.

Ailenizden, sevgilinizden ya da eşinizden daha fazla para yaratmaya istekli olun. Bir çok insan kapasitelerini çevredeki insanların kapasiteleriyle sınırlıyorlar. Eğer çevrelerinde (baba, sevgili, eş vb) daha fazla parası olan varsa onlardan daha fazlasını elde edemeyeceklerini düşünüyorlar.

Mesela, gücünüzün almaya yetmeyeceğini düşündüğünüz () evlerin olduğu sokaklarda yürüyüş yapın. Bunu yaparken “bu evlerden almaya gücüm yetmez” derken bulabilirsiniz kendinizi, hemen ikinci kuralımızı hatırlayın ve asla “sahip olamam” enerjisine girmeyin, bu enerjiye dönüşmeyin.

Ufacık bir şeyde olsa ayda bir () zengin diye adlandırdığınız kişilerin alışveriş yaptığı dükkanlardan ürün alın veya o dükkanlarda dolaşın. Her gün Starbucks’ta kahve içmek yerine haftada bir kez elit bir mekanda kahve için. Bir t-shirt'ün beş rengini birden almaktansa o harcamanın toplamıyla bir tane ama pahalı marka t-shirt alın. Bunlar para yaratmak için zamanla enerjinin kendisi olmanızı sağlayacak ve döngü başlayacak. Döngüyü başlatın.

8) ŞÜKRAN DUYUN – SEVDİĞİNİZ ŞEYLERİ YAPIN.

Yapabildiğiniz her şey için şükran duyun. Bu sağlıkla içebildiğiniz bir kahve içinde olabilir, çıkabildiğiniz bir tatil içinde. Şükran duyup, teşekkür ettikçe mutluluk enerjisi olursunuz ve daha fazlasını yaratırsınız. Mutluluk enerjisi olabilmenin en basit yolu sevdiğiniz şeyleri yapmaktır. Sevdiğiniz şeyleri yapmak için zaman yaratın ve bundan asla taviz vermeyin. Yaratmak prensipli olmayı da gerektirir.

Tüm bu teknikler, uygulandıktan sonra hemen hesabınıza tonlarca paranın yatması için değildir, böyle bir hayal ile yola çıkacaksanız hemen geri dönün çünkü o yolun sonu kendi kendinize yaşattığınız hayal kırıklığına varacak. Bu tekniklerin ve uygulamanın amacı, para ile igili enerjinizi dönüştürüp para enerjisinin kendisi olmanızı sağlayarak parayı hayatınıza çekmeniz içindir.


Sevgilerimle
Ayça Akın

www.aycaakin.com
www.motivasyonatolyesi.com
www.facebook.com/aycaakinofficial
www.instagram.com/aycakn
www.twitter.com/aycakn

Yazının devamı...

O yatırıma da para lazım yazar hanım.

“Hey Allahım yaa, adam’a bak, para içinde yüzüyor, tip var, kariyer var daha ne istiyor?”

İnsanların para içinde yüzdüğü doğru mudur değil midir, neye sahip neye değildir bilemem, beni ilgilendirmediği gibi başkalarını da ilgilendirmez ama bazı insanlarda eksik olan bir şey var bana göre.

YAŞAM SEVİNCİ

Allah kimsenin içinden, ruhundan almasın onu. O bittiği an her şey bitiyor ve o bittiği an isterseniz trilyonların içinde yüzün, isterseniz her akşam baklava dilimli kaslara sahip erkeklerle, taş gibi hatunlarla o mekan bu mekan gezin nafile...İçsel dünya bambaşka bir olay. Hepimiz doğduk ve hayat denilen bir şeyin içine atıldık, başladık mücadele vermeye. Aslında daha biz doğmadan, ceninken birileri bizim adımıza vermeye başladı bu mücadeleyi. Çocuk doğacak sonuçta, geleceğini planlamak gerek. Sonra bilincimizi kazanmaya başladıkça birileri bize bir şeyler öğretti;

“Hayatta kalmak istiyorsan okumalısın, çalışmalısın, kariyer yapmalısın, kariyerinle iyi bir iş sahibi olmalısın, paraları zula yapmalısın, sonra ev almalısın, eh araba da şart tabii, sonra helalinden kızı – adamı da bul evlen evde kalacaksın, aaa çocuksuz olur mu, torun sevemeyecek miyiz?”

Tamam bunlar iyi, güzel hoş, geleceğimizi elbet garanti altına alalım, (geleceği garanti altına almak neden bu sıraya bağlı onu da anlamak ayrı bir mesele) bunları yaparken bir şeyi de unutmayalım.

BENİM BİR ŞEYE İHTİYACIM VAR!

Bunları yapabilmek için önce benim bir şeylere ihtiyacım var, beni ayakta tutacak, bana bunları yapabilme gücünü verecek bir şeye, YAŞAM SEVİNCİNE!

Hep derim; paraya, mala, mülke değil içinize - ruhunuza yatırım yapın. Birileri çıkıp der şimdi; “o yatırıma da para lazım yazar hanım” Tabii sen yaşam sevincini yakalamak için asgari ücrete çalışıp Louis Vuitton çanta hayalleri kurarsan, uzak doğu tatillerini hayal edersen üzgünüm yaşam sevincini yakalamak yerine kendi elinle hayal kırıklıklarını yakalarsın. Önce ufak adımlar atarak kendi içsel dünyanı değiştir, emin ol hayalini kurdukların o zaman sana tek tek gelecek, yasa gereği seni hayallerine kavuşturacak kişiler, olaylar ortaya çıkacak ve sen buna “tesadüf” diyeceksin ama değil. Sen içinde ki yaşam sevinci ile evrene yüksek kalite vibrasyonlar yayacaksın ve Evren kanunu, dengesi gereği senin bu vibrasyonuna cevap verecek.

Ne diyordum ben;

Paraya, mala, mülke değil içinize - ruhunuza yatırım yapın. Birileri çıkıp der şimdi; “o yatırıma da para lazım yazar hanım”

ALAKASI YOK!

Çek üstüne bir şeyler, giy ayakkabılarını takılmada öyle yürüyüş spor ayakkabısını mı giyeyim, tracking için olanını mı detaylarına. Giy işte seni rahat ettiren bir şey ve çık sokağa, beynini boşaltana kadar yürü, yürü, yürü... Kimse sana “sokağa adım attın bilet ücreti nerede?” demeyecek.

Bunu yapamaz mısın? Yaparsın! Tembellik etmezsen yaparsın.

Prensipli yaşa mesela. Haftanın bir günü sadece kendine ait olsun. Neden hoşlanıyorsun keşfet, seni sen tanıyorsun ve seni sen keşfedebilirsin ancak. Yemek yapmaksa bu haftanın bir günü gir mutfağa yeni şeyler yarat. Bırak lezzeti yerinde olmasın sen sadece kendini eğlendir. Bunun sonunda açığa çıkacak olan pozitif enerji ruhunda stoklanacak, sen bunun üzerine farklı eylemler de ekleyerek daha fazla enerji depolayacaksın ve bunlar sana yaşam enerjisi olarak dönecek.

Meditasyon yap mesela, ben yaşam sevincimi de, enerjimi de buna borçluyum. Sadece isteklerine odaklan. Hayal et, bu bedava. “Olmayacak şeyleri hayal edip neden kendime iç çektireyim” deme. Sen yap, 21 gün dene sonra yine konuşalım seninle enerjinde ki değişimi ve hayatında ki olumlu gelişmeleri.


Dene, denemeden göremez, anlayamazsın.

Herkesin evinde çay, kahve vardır. Yap, içerken bir kitap al oku, okurken bir yandan da sessizliği dinle. Çok şeyin cevabını bulacaksın emin ol o sessizlikte. Mesela ben bunu her akşam düzenli yaparım. 5 sayfa da olsa kitabımı okurum tabii buna mutlaka bir kahve de eşlik eder. Bunu da bir hafta düzenli dene, içinde ki dinginliğe ve huzura şaşıracaksın.

Bu listeyi uzatmak mümkün. Hadi, şimdi al kalemi kağıdı eline kendini keşfetmeye başla.

“Ben neleri seviyorum?” diye sor kendine.

Bak, her şey sadece istemekle alakalı aslında. Ben sana dünyanın en sihirli formüllerini eline yazılı olarak versemde sen popişini kaldırmadığın sürece ne o yaşam sevincini bulabileceksin ne de hayatını değiştirebileceksin. Büyük güzelliklere ulaşmak için önce ufak güzellikleri keşfetmen gerek. Bu bir zincir, bu bir döngü.

Bernard Shaw’ ın şu sözünü hep hatırla,

“Başlamak için mükemmel olman gerekmiyor, ama mükemmel olman için başlaman
gerekiyor”

Sevgilerimle
Ayça AKIN
www.aycaakin.om
www.motivasyonatolyesi.com
www.facebook.com/aycaakinofficial
www.instagram.com/aycakn
www.twitter.com/aycakn

Yazının devamı...