GÜNDEM
SPORARENA
YAZARLAR
EKONOMİ

Uygulamada okumaya devam et.

Mantıksal çerçeveye oturtamadığımız davranışlarımızın faturasını duygularımıza kesiyoruz.

Hatta belki de bu sizin de içinde bulunduğunuz bir durum olabilir. İlişkinin sonunun nereye gideceğini kestirememek ve sürekli tartışma halinde olmak, ilişkinin temellerini sarsarak zamanla iki tarafta da bıkkınlık ve yorgunluk verir. Sonu gelmeyen bir ayrılma / barışma döngüsüne girmiş olan bu tarz ilişkilerde, bu duruma karşı alışkanlık geliştirildiği için atılması gereken adımlar konusunda iki taraf da ne yapacağını bilemez durumdadır. Süreç devam ettikçe iki taraf da psikolojik anlamda geri dönülmesi mümkün olmayacak kadar ağır hasarlar alabilir.

Karşınızdaki kişinin davranışlarında ve size karşı olan tutumunda sizi rahatsız eden bir şeyler varsa, onu değiştirmek istediğinizi hissetmeye başladıysanız ve mutlu olduğunuz anların sayısında önemli bir azalma yaşanıyorsa, sağlıksız bir ilişkide olabilirsiniz.

Peki, ilişki çıkmaza girdiğinde en sağlıklı çözüm ilişkiyi bitirmek midir yoksa hala bir şeylerin düzelmesi için çok geç değil midir?

İlişkide yaşanan problemler, iki tarafın da haklı çıkma çabasıyla kendisini savunmasına ve kendisinin haklı olduğunu düşünmesine karşın, genelde iletişimde yaşanan eksikliklerden ve hatalardan kaynaklanır. Karşınızdaki kişinin davranışlarında ve size karşı olan tutumunda sizi rahatsız eden bir şeyler varsa, onu değiştirmek istediğinizi hissetmeye başladıysanız ve mutlu olduğunuz anların sayısında önemli bir azalma yaşanıyorsa, sağlıksız bir ilişkide olduğunuzu söyleyebiliriz. Bu noktada, yaşanan problemlerin ya da mutsuzluğunuzun sebebinin karşınızdaki kişi değil, sizin beklentilerinizin karşılanmaması olduğunu vurgulamakta yarar olacaktır. Kendinizi sık sık mutsuz ve tatminsiz hissediyor ve bu histen bir türlü kurtulamıyorsanız, büyük bir ihtimalle ilişkiniz ömrünü tamamlamış ve rafa kaldırılmayı bekliyor demektir. Bu süreçte en çok zorlanılan ve ilişkiyi ayrılma-barışma döngüsüne sokan şeyse, alışkanlıklardan ve rutinden vazgeçemeyip ömrünü doldurmuş bir ilişkiye devam etmeye çalışmak. Artık buna bir son vermek istediğinizde yapmanız gerekense, gerçekten kendinize karşı dürüst olarak aşağıdaki konular üzerine detaylıca düşünmek:

Neden aynı kişiye takılıp kaldım?

“.” bu soru karşısında verilebilecek en kolay cevaplardan biri. Mantıksal çerçeveye oturtamadığımız tüm davranışlarımızın faturasını duygularımıza kesip, yaşadığımız problemlerden kolayca sıyrılmak istiyoruz.

Özellikle ikili ilişkilerde duygularımızın da etkisiyle doğru kararlar veremeyebiliyor ve sonrasında da yaptığımız hatayı devam ettirmeye çalışıyoruz. Mantıksal olarak hiç bir parça yerine oturmuyor olsa da, kendimizi ayrılık kararı almak için yetersiz hissedebiliyoruz. Bu anlarda karar alma sürecimizin sekteye uğraması, ayrılık sonrası deneyimleyeceğimiz duygunun ne olduğunu öngörememekten kaynaklanıyor.

Kendimi ne kadar seviyorum?

Kendinizi bir gün doğru insanla karşılaşacağınıza ve daha iyisini hak ettiğinize inanacak kadar seviyor musunuz? Kendinize sizi psikolojik, fiziksel ve ruhsal olarak olumsuz etkileyen bir şeyden vazgeçebilecek kadar değer veriyor musunuz? Hak ettiğiniz sevgi ve saygı bu kadar mı? En önemlisi, kendinizi en az karşınızdaki kişiyi sevdiğiniz kadar sevebiliyor musunuz?

Ayrılıp barışmakla sürüp giden ilişkiler, sevgi, saygı, güven gibi duyguların pekiştirilemediği, gelecek planlarınızın belirgin olmadığı ve kendi kişisel gelişiminiz adına size bir şey kazandırmayan ilişkiler oldukları için sağlıksızdırlar. Bu aşamada, ilişkinize devam etme kadar verdikten sonra size ne gibi getirileri olduğunu, nelerin iyi anlamda değiştiğini analiz etmek faydalı olacaktır.

İlişkiyi bitirme kararı

Problem yaşadığınızda karşınızdaki kişiden ayrılmak için kendi kendinize yüzlerce sebep üretiyorsanız, ona geri dönüp ilişkiye devam etmek için de yüzlerce sebep üretebilirsiniz. Peki, bitme noktasına gelmiş bir ilişkiyi devam ettirmeye çalışmak ne kadar sağlıklı?

Çoğu zaman kendi kendimizi daha iyisinin olamayacağına dair ikna etmemiz ve sahip olduklarımızı kaybedip daha kötü şeyler yaşayacağımıza olan inancımız nedeniyle ayrılık fikrini erteliyoruz. Ancak bu düşünce gerçekten uzak; yeni ilişkinizin eskisinden daha iyi olma ya da olmama ihtimali eşit.

Duygularınızın aldığınız kararlar üzerinde etkili olmasına izin vermeyin. Uzun süreli bir değerlendirme sürecinin üzerine aldığınız karar neyse, size huzuru ve mutluluğu getirecek olan da o karardır. Geri kalan tüm seçenekler, zaman kaybından başka bir işe yaramayacaktır.


Sevgilerimle
Ayça Akın
www.aycaakin.com
www.motivasyonatolyesi.com
www.facebook.com/aycaakinofficial
www.twitter.com/aycakn
www.intagram.com/aycakn

Yazının devamı...

Birçok STK hala engelliler için piknik düzenlemeye, engellilere bez bebekler yaptırmaya devam etsin.

Engelliler ve farkındalık yaratma konusunda medyanın rolünü anlattım.

İtiraf etmeliyim ki, ülkemizde engelliler konusunda sivil toplum kuruluşları tarafından engellileri sözde sosyalleştirmek, hayata katmak adı altında engellilere sunulan dikiş nakış kursları, piknik organizasyonları gibi engelli bireylerin hayatında zerre fark yaratmadığını düşündüğüm, sırf yapılmış olmak adına yapılmış demode olmuş faaliyetlerin çok ötesinde çalışmaların yapıldığını görmek beni son derece mutlu etti ve umutlarımı yeşertti.

BU ÜLKEDE ENGELLİLER ADINA GÜZEL ŞEYLER DE OLUYOR.

Çalıştay Aynur Ayaz moderatörlüğünde WDU & DEV’in kurucu başkan yardımcısı Necdet Öztürk’ün açılış konuşması ile başladı. Ardından Milli Eğitim Bakanlığı, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Sağlık, Turizm, Spor Bakanlığı ve Birleşmiş Milletler temsilcilerinin konuşmaları ile devam etti.


Boğaziçi ve Bilgi Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Ecmel Ayral, Pordiva Bilişim Teknolojileri genel müdürü Ercan Balcı ve WDU & DEV’in kurucu başkan yardımcısı Necdet Öztürk WDU Digital Sistem ve E- Mobility strateji modeli uygulaması hakkında sunum yaptılar.

Fatih Sultan Vakıf Üniversitesi’nden Prof. Dr. Esra Macaroğlu, ABD Drexel Üniversitesi’nden video bildiri ile WDU genel sekreteri & MA, MS Yasemin Çelikkol, Hacettepe Üniversitesi’nden Doç. Dr. Fatma Doğanay, WDU üyesi ve Psikolog Yrd. Doç. Dr. Ülkü Tosun, Hacettepe Üniversitesi özel eğitim fakültesi’nden Prof. Dr. Mustafa Baloğlu video bildiri ile yenilikçi & kapsayıcı digital erişebilirlik modelleri ve standartları konusunda konuşmalarını yaptılar.

Dezavantajlı gruplar açısından dijital dünyanın avantajlarını Sudan’dan video bildiri ile Dr. Yousifal Zubair, İşitme Engelliler Federasyonu başkanı Muammer Ay, İstanbul Görme Engelliler Spor Kulübü başkan yardımcısı Cihan Yazıcı, WDU üyesi ve Akdeniz Kan Hastalıkları Vakfı başkanı Prof. Dr. Duran Canatan, Kanada’dan video bildiri ile Linnie Tse, Süleymanpaşa Belediyesi Engelliler Birimi’nden Şerife Türüdü anlattı.

Dijital Erişebilirlik, medya ve engelliler konusunda Hürriyet gazetesi adına ben, digital stratejist Levent Karadağ, sosyal medya’dan hepimizin tanıdığı twitter fenomeni “Odun Herif” – Kadir Doğrubakar, video bildiri ile Kosovo’dan Little Prople of Kosovo başkanı ve WDU yönetim kurulu üyesi Hiljmineta Apuk, video bildiri ile Türk Telekom engelli temsilcisi Elif Gamze Bozo, Amerika’dan video bildiri ile engelli aktris Leopoldine Huyghues – Despointes düşünce ve fikirlerimizi paylaştık.

Nasıl? Sizce de okuduğunuzda dolu dolu ve engelli bireylerin hayatında gerçek anlamda fark yaratabilecek bir çalışma gibi durmuyor mu?

Bir çok STK – Sivil Toplum Kuruluşu hala engelliler için piknik düzenlemeye, kullanılmış kıyafetleri aklayıp paklayarak destek vermeye, kermesler düzenleyerek, engellilere bez bebekler yaptırarak onları artık çağ dışı kalmış yöntemlerle sığ sularda yüzdürmeye, sözde sosyalleştirmek, destek sağlamak adı altında onları hepten dibe çekmeye, köreltmeye ısrarla devam etsin.


Ben artık bu ülkede engelli bireylerin hayatlarında gerçekten fark yaratacak, onları engelsiz bireylerle birlikte hayata eşit şekilde katacak çağdaş çalışmaları ve girişimleri, hayata geçirilmiş projeleri görmek istiyorum. Bu çalıştay benim umutlarımı yeşertti.

Gerek startup’ların desteği gerekse markaların hem dijital pazarlama faliyetlerinde hem de kendi digital uygulamalarında engelli insanların erişimini kolaylaştırma gibi misyonları edinmeleri ile engelli bireylerin hayatlarının daha da kolaylaşacağına, ülkemizde engelli bireylerin hayata aktif bir katılım sağlayabilmeleri için çağdaş yöntemlerle güzel şeylerin olacağına inanıyorum. Yeter ki bizler de fark yaratacak projeleri gönülden destekleyelim, bu amaç için yola çıkmış kişileri yolda yalnız bırakmayalım.

Sevgilerimle
Ayça Akın
www.aycaakin.com
www.motivasyonatolyesi.com
www.facebook.com/aycaakinofficial
www.instagram.com/aycakn
www.twitter.com/aycakn

Yazının devamı...

Siz de içinizde bir yerlerde bunun doğru olduğunu biliyorsunuz.

Her şey yavaş yavaş gelişir. Onu tanımadan önce böyle bir insana dönüşeceğini tahmin edemezdiniz. Dahası, artık aynada gördüğünüz o insandan, yani kendinizden de nefret etmeye başlarsınız.

Gerçekten de aynada gördüğünüz kim? Bir zamanlar güçlü, muktedir, yıkılmaz ve dikkatli olan o kişi nerede? Ne ara bu kadar acınası, güçsüz ve kolay bir insana dönüştünüz?

Hiçbir zaman size kötü davranılmasını kabul etmez, kimsenin sizi sömürmesine izin vermezdiniz. İyi huylu olmaya, kibarlığa, nezakete, size nasıl davranılmasını istiyorsanız başkalarına da öyle davranmaya inanırdınız. Yanlış yaptığınızda özür dilemenin iyi bir şey olduğunu düşünürdünüz.

Peki neden hayatınızdaki o kişinin size bu kadar kötü davranmasına izin verdiniz? Neden ona karşı çıkmadınız? Neden çekip gitmediniz? Oysa geçmişte sizi üzen şeylerden uzaklaşmayı, mutsuz olduğunuz şeyleri sürdürmemeyi iyi biliyordunuz. Peki onu neden bırakamadınız?

İnsanlar şiddetin dayak, kavga ve fiziksel acıdan ibaret olduğunu düşünüyor. Oysa gerçekte böyle değil. Belki hiç fiziksel acı duymamış olmanıza rağmen yıllarca şiddet ve tacize maruz kalmış olabilirsiniz. Öyle ki zamanla size yapılanlara alışıp, sahiplenebilirsiniz. Karşınızdakinin size yaptıklarını analiz etmekle ne kadar çok vakit geçirirseniz, ilişkinizin ne olduğunu ve uğradığınız taciz ve kötü muameleyi daha az anlamaya başlarsınız. Karşınızdaki ise o sırada sizi kontrol ediyor, manipüle ediyor ve düzenli olarak reddediyordur. Bazen üzerinizdeki etkisi o kadar fazladır ki o olmadan kapıyı açmanıza izin vermez, gittiğiniz spor salonunda başka erkeklerle konuşmanızı istemez. İlk başlarda sevdiği kısa eteklerinizi ve elbiselerinizi artık beğenmez. Çizgiyi aştığınızı ve onu kızdıracak bir şey yaptığınızı düşündüğünde, gözlerini dikerek tam gözlerinizin içine bakar ve sonrasında sizinle günlerce konuşmaz. Sanki size görünmez olmuşsunuz, bir hiçmişsiniz gibi davranır.

İlk başlarda size aşk dolu sözcükler söylüyor, sizi ilgisiyle şımartıyordu. Sizi öyle bir yere koymuştu ki sanki kendinizi daha önce hiç bu kadar değerli hissetmemiştiniz. Ancak, sizin için yarattığı o evrenin tam merkezine kendisini koymuştu. Üstelik kendisi bu evrende o kadar büyük bir yer kaplıyordu ki, geri kalan herkes ve her şey anlamsızdı. Yavaş yavaş o evren de küçüldü. Bir zamanlar olduğunuz kadının, artık sadece gölgesi olabilir halde geldiniz. En kötüsü de bu döngüde kalmaya karar vermeniz, çünkü bunun tek seçeneğiniz olduğunu düşünüyordunuz.

“” gibi cümlelerle kendinize bunu açıklamaya çalışıyordunuz. Oysa çocuklarınıza ve kendinize uzunca bir süredir zaten zarar veriyordunuz. Size korku içinde yaşamayı öğretmişti.

Herhangi bir fiziksel iz olmaması, şiddet görmediğiniz anlamına gelmez. Böyle zamanlarda insanın dudaklarına kilit vurulur, etrafında onu seven insanlar olmasına rağmen kendini hapsolduğu kıskaçtan çıkaramaz.

BU SİZİN HATANIZ

Eğer kendinizi sorguladığınızda karşınızdakinin aslında sizi sevdiğini fakat sadece bazı sorunlar yaşadığınızı ve bunların da aslında o kadar kötü şeyler olmadığını düşünüyorsanız, bu sizin hatanız demektir.

Eğer birisi sizi sürekli baskılıyorsa, manipüle ediyorsa, kontrol altına almaya çalışıyorsa, ihtiyaçlarınızı görmezden geliyorsa, ona karşı koyduğunuzda da sizi “saçmalamak veya aşırı hassas” olmakla suçluyorsa, inanın ortada sevgi, aşk yok demektir.

Bahaneler öne sürmek, suçlamak her zaman kolaydır. Eğer bir ilişki içinde kendinizi küçük, değersiz ve yalnız hissediyorsanız, o ilişkiyi sürdürmek için daha fazla nedeniniz yok. Siz de içinizde bir yerlerde bunun doğru olduğunu biliyorsunuz. İçinizdeki o sesi dinleyin. Kanatlarınızı çırpıp özgür olmayı siz de hak ediyorsunuz.

Sevgilerimle
Ayça Akın
www.aycaakin.com
www.motivasyonatolyesi.com
www.facebook.com/aycaakinofficial
www.twitter.com/aycakn
www.intagram.com/aycakn

Yazının devamı...

Masallardaki gibi sevilmek

Asıl görmek istediğim şey, bu mutlu mesut evlenen prensler ve prenseslerin evlendikten sekiz yıl sonra, hayatlarının nasıl olduğunu gözler önüne serecek bir çalışma. Gerçek şu ki hayat, her zaman iki sevgilinin brbirine kur yaptığı, birbirleriyle flört ettiği, beraber gezip eğlendiği, romantik anlarla dolu olarak devam etmez. Bir süre sonra insan bedeni, bu yoğun romantik tempodan uzaklaşarak sakinlik arayışına girip dinlenmek isteyecektir. İşte bu, ikinci aşamadır. Birden bire sizi günün her vakti görmek için can atan adam, maç izlemeyi ve siz önemli bir şey anlattığınız zaman sıkılıp uyumayı tercih eder. İlk buluşmanızın beşinci yıldönümünü unutuverir.

Aslına bakılırsa evliliğin en güzel aşaması, her iki tarafında karşısındakinin hayranlığını kazanmak için sürekli bir gösteri sergilemesine gerek kalmadığı ve her iki tarafında olgunlukla durulmasıdır. Her iki tarafta bazı şeylerin farkına varmış ve her şeyi olduğu gibi kabullenmiştir ki bu, oldukça önemli bir adımdır.

Ancak zaman ilerledikçe artık yalnızca fotoğraf makinenizde görebileceğiniz anılarınızı hatırlarsınız. Çünkü artık o anılar yerine, temizlenecek bir eviniz, bakmakla yükümlü olduğunuz ve oraya buraya götürmek zorunda olduğunuz çocuklarınız, yapmanız gereken yemekler vardır. Bir gün aniden, “Ne yani, hayat bundan mı ibaret?” diye sorarsıız kendinize.

Bu noktadan sonra artık evliliğinizi tümüyle benimsediğiniz ve her türlü iniş çıkışına alıştığınız üçüncü aşamaya gelinmiştir. İlişkinizi koruyacak tek şeyi ilişkinizi olumlu yönlerine odaklanmak olacaktır. Ufak tefek sorunları gözünüzde büyütmekten kaçınmalı, hayatınızın artı ve eksilerini çıkarmalısınız. Belki siz hazırlanmak için aynanın karşında saatlerinizi harcamışsınızdır ve o bunu fark etmemiştir (eksi) ama bir gün siz söylemeden bulaşık makinesini boşaltmıştır (artı). Haftasonunu geçirmek için New York’a alınan bir uçak biletiyle size bir sürpriz yapmamıştır (küçük eksi) ancak size ve ailenize büyük bir sevgi duyup saygı gösteriyordur (kocaman bir artık) Siz de kahvaltı masasına gazetesini koymayı unutmuş olabilirsiniz (küçük eksi) ama akşam işten eve geldiğinde gününün nasıl geçtiğini sorup verdiği cevapla yakından ilgilenirsiniz (büyük artı)

Bu ufak ama önemli şeyleri göz önünde bulundurduğunuzda kendinizi, ” diye düşünürken bulursunuz.

Başka kim, kızımızı alışverişe götürür ki? (Çümkü kızımın giysi seçim ve kararsızlığı sabrımın sınırlarını zorluyor)

Başka kim, sırf o yol sormamakta inat ettiği için normal yoldan yirmi kilometre daha fazla bir yol gider ve sonunda “sana söylemiştim” demez.

Başka kim, yorgun olduğum bir gün o evden çıkarken uyuklayan yüzümü öper ve benim kalkmamı istemez ya da kötü bir günd cadı gibi görünmediğimi söylemez.

Başka kim, her Cuma akşamı yemek yemek için onunla dışarıda buluşmamı ister ve restorana oturduğumuz zaman ise günlük konuşmalarımızı ve işlerimizi bir yana bırakıp, yalnız olduğumuz için duygularımızdan ve bizden söz etmemizi ister? O gecelerdene kadar eğlendiğimizi ve güldüğümüzü anlatamam (koskocaman bir artı)

Hiçbir evilikte insanlar her an mutlu olmaz. Elbette inişler çıkışla olacaktır. Biz, genel olarak mutlu bir çiftiz. Evliliğimizin tartışmaları, kavgaları, ekonomik sorunları, çocukların sorunlarını ve orta yaş bunalımlarını geride bırakmış olmasının nedeni, her zaman özel bir günmüş gibi bir kutlama içinde olmamızdan kaynaklanmıyor. Evliliğimizn onca yıla rağmen tüm olumsuzluklardan etkilenmesinin bir tek nedeni var: Biz birbirimizi seviyoruz. İşte benim, “sonsuza dek mutlu mesut yaşadılar” masalım bu.

Sevgilerimle
Ayça Akın
www.aycaakin.com
www.motivasyonatolyesi.com
www.facebook.com/aycaakinofficial
www.twitter.com/aycakn
www.intagram.com/aycakn

Yazının devamı...

İBB Engelliler Müdürlüğü'nden JET DÖNÜŞ - Teşekkür

5 Ekim 2016 Çarşamba günü sabah saatlerinde kaleme aldığım yazımda İstanbul Büyükşehir Belediyesi Engelliler Müdürlüğü’nün skandal niteliğindeki cevabından bahsetmiş, yetkili merci ve kişilere beş soru sormuştum.

İBB Engelliler Müdürlüğü ve yetkili mimarlardan sorularıma altı saat sonra yani jet hızında dönüş aldım, üstelik sorularımı telefonla değil evime kadar gelerek yanıtladılar.

Takdir ettim.

Hataları dile getirdiğimiz gibi doğru yapılan şeyleri de dile getirmek gerekir.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Engelliler Müdürlüğü olması gerekeni yaptı, bir mimar ve bir proje yetkilisi olmak üzere iki yetkili göndererek sorunun çözümüne yönelik incelemelerde bulundu. Konunun uygulama birimine aktarılması için notlar alındı, fotoğraflar çekildi.

Sorularımı yanıtlayan ve incelemelerde bulunan yetkili arkadaşlara, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Engelliler Müdürlüğü’ne yapıcı yaklaşımlarından dolayı teşekkür etmek gerekiyor.

Sadece engelliler konusunda değil, ötekileştirilmeye, eşit yaşam haklarına sahip olamayan her kesim için bu tür yapıcı yaklaşımlar artsa inanıyorum ki çok daha mutlu ve eşit bir yaşam mümkün olacaktır.

Elbette ki bir çok şey kurumların görevidir ama biz toplum bireylerinin de yapması gereken şeyler var; hakkımızı aramak gibi... her denileni kabullenmemek gibi... seyirci olmak yerine sahneye çıkmak gibi...

Sevgilerimle
Ayça Akın
www.aycaakin.com
www.motivasyonatolyesi.com
www.facebook.com/aycaakinofficial
www.instagram.com/aycakn
www.twitter.com/aycakn

Yazının devamı...

İBB Engelliler Müdürlüğü ve Mimarlardan Skandal Cevap

Beni bilen bilir, üç yaşımda doktor hatası nedeniyle JRA – Juvenil Romatoid Artrit sahibi olmuş, zaman içinde de rahatsızlığıma bağlı olarak “engelli” sıfatına sahip olmuş biriyim. Evet, ben bir çok engelliye göre şanslıyım. Tekerlekli sandalye ya da günlük hayatımı devam ettirmeme yardımcı olacak herhangi bir araç – aparat vb. kullanmıyorum ama rahatsızlığım eklem rahatsızlığı olduğu için hareket kısıtlılığı yaşıyorum. Eh bu da merdiven, toplu taşımalar, kaldırım gibi alanlarda sıkıntı yaşamam anlamına geliyor.

Bizim evin caddeden bahçeye girişinde 18 -20 basamaktan oluşan ve oldukça şekilsiz, kışın buzlanma olduğunda da ciddi tehlike arz eden 25 yıldır (on yaşımdan beri) kullandığım bir merdiven var. Bir kahvaltı sonrası gözüm merdivenlere ilişti ve bir T.C vatandaşı olarak bu durumun düzeltilmesini bireysel harcama yaparak değilde vatandaş olarak bağlı olduğum ilçenin ve ilin yetkili kurumlarından talep etmenin en doğal insan ve vatandaşlık hakkım olduğunu düşünürek alanın fotoğraflarını ve raporumu da ekleyerek gerekli yerlere başvuru yaptım.

CEVAP TAM BİR SKANDAL

Saolsunlar geri dönüş yapma zahmetinde bulundular, bulundular da geri dönüş yapmasalar daha iyiydi. Çünkü gelen cevap tam bir skandal!

Şimdi ben sadece şahsım adına değil, tüm engelli bireyler adına şu soruları sorma ihtiyacı duyuyor ve tüm kamuoyu önünde bu sorularıma ilgili yer ve kişilerden cevap beklediğimi açıkca ifade ediyorum.

*************

Sayın İstanbul Büyükşehir Belediyesi Engelliler Müdürlüğü Yetkilisi - Yetkilileri

Engelli ve İstanbul'da ikamet eden bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşınıza böyle bir cevap ile geri dönüş yapmanız engelli bireylerin yaşamlarını kolaylaştırmada ne derece ilgili ve samimi olduğunuzu açıkca ortaya koymuştur.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK)'in verilerine göre ülkemizde 4 milyon 882 bin 841 engelli birey yaşamakta. Bu oranı yüzdeye vurduğumuzda 22,1 seviyesi anlamına geliyor. Ciddi bir oran değil mi sizce de? Malum ülkemizin engelli bireyler için erişebilirlik, mimari sıkıntıları da ortada... Yıllardır cevabını aradığımız bu sıkıntıların neden meydana geldiği ve neden çözüme kavuşturulamadığı sorusu da verdiğiniz yanıtla açıklığa kavuşmuştur, teşekkür ederiz.


Sizden şu sorularıma cevap beklemekteyim;

1) Mimarların ve belediyenin görevi UYGUN OLAN yerlerimi uygun olan hale getirmektir?

2) Engelli bireyler için ülkemizde bir çok alan uygun değilken, mimarların engelli bireylerin yaşamlarını kolaylaştırmakta ki mesleki rolü, belediyelerin de engelli bireylere karşı erişebilirlik konusunda görevi nedir acaba? UYGUN OLAN alanları uygun hale getirmek mi?

3) Ülkemiz de 4 milyon 882 bin 841 engellinin bir kısmı bedensel engelli, bir kısmı tekerlekli sandalye kullanmak durumunda, bir kısmında da kas gücü kaybı gibi çeşitli merdiven çıkma - inme vb. sıkıntıları varken İSTANBUL BELEDİYESİ ENGELLİLER MÜDÜRLÜĞÜ OLARAK tarafıma yazılı göndermiş olduğunuz, kaba tabiriyle "ne haliniz varsa görün, yapabileceğimiz hiç bir şey yok" tarzında ki yanıtı engelli bireylerin yaşamlarını kolaylaştırmada ne kadar samimi ve görev bilincinde olduğunuzu gösteriyor mu sizce?

Şunu da belirtmek isterim ki; ne mimar dediğiniz kişilerden ne de belediyeden kimse bahsi geçen alanı gelip bizzat incelemedi, siz de fotoğraflar üzerinden inceleme yapılıp karar verildiğini belirtmişsiniz zaten.

4) Söz konusu engelliler olunca mimarlar artık bizzat gelip tespit etme zahmetinde de mi bulunmuyor? Çözüm üretme kısmı için zahmet etmediklerini öğrendik yanıtınızdan.

5) İstanbul Belediyesi Engelliler Müdürlüğü olarak - erişebilirlik alanında hizmet demek uygun olmayanı uygun hale getirebilmek değil midir? "Yapılması mümkün olmadığına..." diyerek ülkemizde engellilere uygun, erişilebilir yaşamın sunulamayacağını hatta mümkün olmadığını mimarların da onayı ile beyan ederek kabul etmiş mi oluyorsunuz bu cümlenizle? Peki, o zaman belli günlerde yine aynı merciler tarafından "Hepimiz engelli adayıyız" diyerek dikkat çekme çabalarının anlamı nedir?

Bizleri bu konularda aydınlatmanızı sabırsızlıkla bekliyoruz.

Sevgilerimle
Ayça Akın
www.aycaakin.com
www.motivasyonatolyesi.com
www.facebook.com/aycaakinofficial
www.twitter.com/aycakn
www.intagram.com/aycakn

Yazının devamı...

Çünkü hayallerimin peşinden gitmeyi öğrenmiştim.

Bu yolculuk, Çocukluk Ormanı’ndan başlayıp Başarı Şehri’nde bitiyordu.

Sırt çantam ağzına kadar bilgiyle doluydu. Ancak aralarında korkularım ve sırtlamam gereken bazı yüklerim vardı.

Şehrin parlak ışıklarla aydınlanmış kapısı, çok uzakta olsa da gözüküyordu. Tüm yolculuk, en az kapı kadar aydınlık ve güzel olmalıydı.

Geçmesi neredeyse imkansız bir nehre ulaştığımda tüm hayallerim yıkılmıştı. Yolculuk buraya kadarmış diye düşündüm.

Sonra birden büyük bir kaya gördüm ve bir ağaç keserek halatların da yardımıyla kendime bir köprü yaptım.

Bu sırada yağmur yağmaya başladı. Hava da buz gibi olmuştu. Ne yapacağımı şaşırmış bir halde etrafıma bakınıyordum.

Hemen ağaç dallarını ve yapraklarını kullanarak kendime büyük bir şemsiye yaptım ve yağmurların beni iyice ıslatmasını engelledim.

Bu yolculuk, daha şimdiden planlarımdan daha uzun sürmüştü. Çantamdaki yiyecekler ve bana yardımcı olacak aletler git gide azalıyordu.

Çok geçmeden tüm yiyeceklerim bitti. Hayal ettiğim şehre ulaşamadan açlıktan ölmemek için balık tutmayı öğrendim.

Çantamdaki yükler, ben yürüdükçe sanki daha da ağırlaşıyor gibiydi. Bu yüzden onları bırakıp yoluma devam ettim. Artık kuş gibi hafiftim. Beni yavaşlatan tek bir engel kalmıştı: korku.

Korkularımla da başa çıkmayı öğrendim ve büyük bir kararlılıkla yoluma devam ettim. Çocukluk Ormanı’nı geçtiğimde Başarı Şehri tüm ihtişamıyla karşımda duruyordu.

Yıllarca uğraştım ve nihayet amacıma ulaştım. Herkes, hatta tüm dünya beni kıskanacak diye düşündüm.

Fakat sevincim kısa sürdü. Şehre vardığımda, kapının kilitli olduğunu gördüm. Kapıda bekleyen adamlardan biri, kaşlarını çatarak bana baktı ve sert bir ses tonuyla konuşmaya başladı.

“Seni içeri alamam. İçerisi yeterince kalabalık ve adın da elimdeki listede yer almıyor. O kadar yolu boşuna gelmişsin.”

Sinirden ve üzüntüden ağladım, bağırdım, kapıyı yumrukladım ama nafileydi. Tüm hayatım, tüm hayallerim boşa gitmiş gibi hissediyordum.

Tüm hayatımı bu yolda harcamıştım. Ve o an ilk kez geriye dönüp geldiğim yöne, güneye doğru baktım.

Yol boyunca başımdan geçen zorluklara; yaptığım, başardığım ve öğrendiğim şeyleri düşündüm.

Şehre giremiyordum ancak bu, başarısız olduğum anlamına gelmiyordu.

Kendi kendime köprüler yapmayı, yağmurda kuru kalmayı, balık tutmayı ve daha bir sürü şey öğrenmiştim.

Arada bir umutsuzluğa düşsem de pes etmemeyi ve hayallerimin peşinden gitmeyi öğrenmiştim.

Geriye dönüp baktığımda, yaşamın sadece nefes almak olmadığını; tecrübeler edinerek hayatta kalmak olduğunu fark ettim.

Başarım, vardığım yer değildi. Başarım, tüm yolculuğumdu.

Sevgilerimle
Ayça Akın
www.aycaakin.com
www.motivasyonatolyesi.com
www.facebook.com/aycaakinofficial
www.instagram.com/aycakn
www.twitter.com/aycakn

Yazının devamı...