GÜNDEM
SPORARENA
YAZARLAR
EKONOMİ

Uygulamada okumaya devam et.

Bana vuramayacağı için masaya yumruk indirerek...

"Hiçbir kadın bana karşı gelmez, sen resmen bana kafa tutuyorsun"

Sadece iki cümle toplum gerçeğini net şekilde ortaya koyabilir miydi?

Evet, koydu işte!

Bu ne demekti?

Bu, “iktidar benim, sözümü dinletemiyorum, gücüm elden gidiyor” demekti.

Anatomik yapı nedeniyle kas gücünüz bizden daha fazla, kabul.

Sizlerin spermleri olmasa biz anne olamayız bu da kabul, tamam da bizim yumurtalarımız olmazsa siz de baba olamazsınız.

Siz sünnet olduğunuzda “erkek” oluyorsunuz, biz regli olduğumuzda “dişi”,

Sizin sünnetiniz davullarla zurnalarla kutlanıp, analarınız – babalarınız “OĞLUM ERKEK OLDU, ERKEK” diye süslenip püslenerek gerine gerine ortalarda boy gösterirken, kız regli olduğunda “aman kimse duymasın” oluyor.

Erkek gezer tozar, yatar; ihtiyaç olur, elinin kiri olur, delikanlı olur, kadın evlenmeden yapınca ........... (bilerek boş bıraktım zaten akla ilk o kelime gelecek öğretilmişliklerden dolayı) olur.

Bu uzar gider.

Peki, neden?

Yukarıda verdiğim örneklere bakılırsa, kimse kimseden üstün değil aslında. Aksine her şey tam bir doğal denge ve döngü içinde.

Sperm & yumurta

Sünnet & regl

Peki, o zaman kim vermiş hükmetme ve üstün görme hakkını bu erkeklere?

Kim inandırmış onları gücün onlarda olduğuna?

Örf ve adetler, gelenek ve görenekler, atalar, anneler, babalar, din ve biz kadınlar.

Evet, evet biz kadınlar dedim.

Şiddet gören bir kadın, eşinin şiddetinden şikayet ettiği halde buna “dur” demiyor, polis olaya müdahale ettiğinde eşimdir döverde, severde kafasıyla “şikayetçi değilim” diyorsa,

Sevgilisi ya da eşi tarafından defalarca aldatıldığı halde “onlar gecelik, sadece tatmin, o beni seviyor” diyorsa gücünü karşı cinse kendi eliyle teslim ediyor demektir.

Erkeği de yetiştiren de bir kadın. Erkek yetiştirmek farklıdır, insan yetiştirmek çok farklıdır.

Erkeklik güç olarak görülüyor, daha doğrusu bu hak onlara veriliyor, empoze ediliyor.

Burada yazımın başında sunduğum, bizzat kulaklarımla işittiğim bana söylenen o cümleyi bir kere daha tekrarlamak istiyorum;

"Hiç bir kadın bana karşı gelmez, sen resmen bana kafa tutuyorsun"

Eğitimli olsun olmasın “SEN ERKEKSİN” gazıyla büyütülerek egosu şişirilmiş bir çok erkek (hepsi değil) gücün elden gittiğini fark etmeye başladığında aşağılama, şiddet vb.yollarla gücün hala kendisinde olduğunu başta kendine sonra kadına ispatlamaya çalışıyor.

Bunu toplum boyutuna vurduğumuzda da olay çok daha vahim boyutlara gelebiliyor.

Pedofili gibi, tecavüz gibi, cinayet gibi.

Sevgilerimle
Ayça Akın
www.aycaakin.com
www.motivasyonatolyesi.com
www.facebook.com/aycaaknofficial
www.intagram.com/aycakn
www.twitter.com/aycakn

Yazının devamı...

Burada insanlardan bahsediyorum herkes üstüne alınmasın.

Sinirlenirler ; küfür ederler.

Sevinirler ; küfür ederler.

Şaşırırlar ; yine küfür ederler.

Fikri ayrılığı olur; küfür ederler.

Ne oluyorsun arkadaş!

Tamam, yeri geldiğinde deşarj olmak için hepimiz küfür sallıyoruz ama bu durum küfürler boyutuna varmışsa, günlük konuşma dili halini almış otomatikleşmiş bir eylem haline geldiyse sıkıntı büyük, çok büyük.

Küfür etmenin bile inceliği vardır bana göre. O bile zeka ister. Hakaret ile karıştırılmaması gerekir. Mesela arkadaşlar arasında sarfedilen bazı küfürler sizi kahkahalara boğabilir ama bunun bile dozu kaçtığında rahatsız edici olabilir, iş basitleşir. İşte küfürde incelik bu dengeyi koruyabilmektir, zeka katabilmektir.

Günlük konuşma dili olmuş, aq’ların her cümlenin sonuna yerleştirildiği küfretmekten bahsediyorum.

Erkekler arasında yaygın bir durumdur bu küfür etme olayı. Ne de olsa bir çoğuna göre erkekliğin raconundandır.

Kadın küfür ederse harbi kadın olduğunu, marjinalleştiğini sanır, erkekler tarafından harbi kadın diye alkışlanır ama bir şey gözden kaçırılır; bu durum tam bir körler, sağırlar birbirini ağırlar durumudur.

Geçtiğimiz günlerde sosyal medya üzerinden bu durum ile ilgili bir kaç tweet attım.Karşılıklar gecikmeden geldi;

“İstanbul trafiğinde küfür etmemek mümkün mü?”

“Sen asgari ücrete çalışta görürüm seni, küfürbaz Haydo'yu geçersin”

vs.vs.

Küfür dışında insan tepkisini gösteremezmiş gibi kendi dil hakimiyetlerinin sorumluluğunu almak yerine hep bir dış etken küfür etmenin gerekliliği olarak gösteriliyor, bu çok daha üzücü.

Bazıları evet, küfür dışında tepkilerini gösteremiyor. Çünkü kelime dağarcıkları yeterli seviyede değil.

Genelde zeka seviyesi yetersiz olanlar verecek cevap bulamayınca bu ucuz yönteme (küfretmek) başvururlar.

İnsana yakışmayan bir eylemdir.

- Burada insanlardan bahsediyorum herkes üstüne alınmasın –


Çünkü kontrolsüz güç, insanlık dışı bir harekettir.


Çoğu insan aslında bilir küfür etmenin doğru ve güzel bir şey olmadığını. Ama derler ya, böyle gelmiş böyle gider.

Sevgilerimle
Ayça Akın
www.aycaakin.com
www.motivasyonatolyesi.com
www.facebook.com/aycaakinofficial
www.instagram.com/aycakn
www.twiter.com/aycakn

Yazının devamı...

O beklediğiniz doğru zaman neden şimdi olmasın?

Her ne kadar bunun farkında olsanız da, onları görmezden gelip gerçek mutluluğa ulaşmak herkesin kolayca başarabildiği bir şey değil.

İşte mutluluğumuza engel olan bazı alışkanlıklar:

Gereksiz kıyaslama ve kıskançlık

Bazı insanlar başkalarına ve onların ne düşündüklerine gereğinden fazla önem verirler veya diğer insanların başarılarına fazlaca takılı kalıp aşırı kıskançlığa kapılabilirler. Aynı işi yaptıkları zaman diğer insanlar kadar başarılı ve iyi olamayacaklarından korktukları için her zaman kendilerini mutsuz hissederler.

Karşımızdaki insanın başarılarını kıskanmak yerine, o başarı hikayelerinden ilham almayı deneyebilirsiniz.

Bu kişiye oldukça zarar veren bir durumdur. İnsanların başarılarını kıskanmak yerine hikaye ve tecrübelerinden ilham alıp kendi yararınıza kullanmak daha akıllıca bir tercih olacaktır.

Stanford Üniversitesi’nden psikoloji uzmanı Carol Dweck bu durumu ‘Sabit ve Gelişen’ zihniyet olarak adlandırıyor.

Sabit zihniyet; hayatının sürekli olarak aynı ve değişmeden kalacağına inanan ve değişmesi için çaba sarf etmeyen insanlar için kullanılıyor.

Gelişen zihniyetse; sürekli olarak risk alan ve karşısına çıkan fırsatları değerlendirebilen insanlar için kullanılıyor. Sabit zihniyetten gelişen zihin yapısına geçmek için konfor bölgesinden çıkıp elinizdeki fırsatları değerlendirmek için çabalamanız yeterli.

Yapmamayı tercih etmek

Her ne kadar yapılacaklar listesi hazırlamak gününüzü planlamanıza yardım etse de, bazen yapacak ne kadar çok işinizin olduğunu görmek kendinizi gergin ve bunalmış hissettirebilir.
Ne yazık ki, her şeyi bir anda yapmaya çalışmak veya bazı maddeleri yapmadan güne devam etmek sizi mutlu etmeyecek. Kocaman bir liste yapmak yerine, her gün yatağa girmeden halletmeniz gereken 2 maddeyi not ederek zihninizi yorulmaktan kurtarabilirsiniz.

Başkaları hakkında endişelenmek

İnsanlar hakkında gereğinden fazla endişelenmek, sürekli kötü bir şey olacağı hissiyatına kapılmak, kendi içinizdeki şüphelerin ortaya çıkması demektir. Bu alışkanlığı bırakmak zor olsa da, düşünme biçiminizi değiştirerek kendinizi daha rahat hissettirebilirsiniz.

İnsanlar hakkında gereğinden fazla endişelenmenin önüne geçmek için düşünme biçiminizi değiştirmelisiniz.

Örneğin; telefonunuza dönmeyen bir arkadaşınız için; ‘Eyvah! Başına bir şey gelmiş olmasın?’ diye düşünmek yerine, ‘Müsait değildir herhalde, uygun vakit bulunca geri döner’ diye düşünerek gereksiz kuruntuların sizi yıpratmasının önüne geçebilirsiniz.

Eğer aradığınız kişi uzun bir süre size geri dönüş yapmadıysa, endişelenmek yerine soru sorabilirsiniz. Meraklanmayın, eminiz ki arkadaşınızın mutlaka geçerli bir bahanesi vardır.

Her şey bir anda değişiyor

Önemli değişikliklerin hepsini aynı anda yapmayın. Adım adım planlayarak değişime doğru gitmek, gerçekten olmak istediğiniz yere ulaşmanızı daha kolay hale getirecektir.

Mükemmel zamanlamayı beklemek

Mükemmel zaman diye bir şey yoktur, onu siz yaratmalısınız. Size ‘şimdi’ sinyalini verecek bir şey olmadığı gibi, eğer herhangi bir şey için doğru zamanı bekliyorsanız, o beklediğiniz doğru zaman neden şimdi olmasın? Başlayın, size yardım edecek insanlar bulun ve başarınızı kutlayın.

Pazartesiyi unutun

Başlamak için hafta başını beklemeyin. Sizin için her gün özel ve her gün harekete geçmek için en doğru gün.


Sevgilerimle
Ayça Akın
www.aycaakin.com
www.motivasyonatolyesi.com
www.facebook.com/aycaakinofficial
www.twitter.com/aycakn
www.intagram.com/aycakn

Yazının devamı...

Ben "bir defa" ya alışmayacağım, onlar adam gibi davranmayı öğrenecek!

Direct mesajları, mentionları vb. Tahmin edersiniz ki kadın olunca, eh birazda adınız biliniyorsa genelde gelen mesajlar erkeklerden oluyor. Zamanla tabii ki bir çok saçmalığı es geçmeyi öğreniyor insan ama bazıları var ki kırmızı çizginizi fazlasıyla aşıyor.

İki gün önce sabah uyandığımda dm mesajlarından biri resmen kanı beynime sıçrattı.

Beni takip edenler bilir, tanıyanlar STK’cı tarafım kabardığında haksızlığın, saçmalığın son bulması için gidebildiğim yere kadar giderim.

Sosyal medya üzerinden diledikleri gibi pornografik fotoğraflar yollamanın, diledikleri gibi ahlaksız tekliflerde bulunmanın, her hangi bir karşılık alamadıklarında da diledikleri gibi hakaret etmenin suç olduğunu bile bilmeyen, karşılarındaki insanın da yasal haklarının olduğunu, şikayet etmenin sadece bir dilekçeye ve ekran görüntüsüne baktığını bilmeyecek kadar cahil, hak, hukuktan uzak oldukları için hem bilgilendirmek hem de “durdurabilmek” adına (ne kadar durdurabilirsem artık) sosyal medya hesaplarım üzerinden avukatım tarafından hazırlanan bir ihbar bildirimi yayınladım.

Bundan bir kaç ay evvel yine sosyal medya üzerinden fotoğraflı taciz eyleminde bulunan bir şahsı adıyla sanıyla, profiliyle, yolladığı fotoğraf ile (fotoğrafı blurlayarak) yine sosyal medya hesabım üzerinden deşifre ettim.

Sonrasında aldığım maillerden biri beni dehşete düşürdü. Mail bir hemcinsimden gelmişti ve şöyle yazıyordu;

“Ayça hanım, ben gün içinde bu tür mesajlardan o kadar çok alıyorum ki uğraşmayın değmez”

Bir kadın olarak bir hemcinsimden böyle bir mail almak beni öfkelendirdiği gibi dehşete de düşürdü.

"gün içinde bu tür mesajlardan o kadar çok..."

Benim için her şeyi özetleyen cümle. Ben bu cümleden bu durumun önüne geçebilmek için herhangi bir girişimin yapılmadığını anlıyorum. Belli ki her defasında değmez denilmiş - deniliyor.

Cevabım biraz sert oldu;

“Haklısınız, durum sıkıntı yaratmıyor ise değmez tabii, ama benim için yaratıyor”

Kaçımız kadın olarak “değmez” diyerek bir çok şeyin, tacizin, şiddetin üstünü örtüyoruz?

Kaçımız kadın olarak “değmez” diyerek bu ahlak yoksunlarına meydanı bırakıyoruz?

Kaçımız kadın olarak “değmez” diyerek kendi değerimizi düşürüyor ya da farkında olmadan varoluşumuzu birilerine teslim ediyoruz?

Bunu hiç düşündünüz mü?

Ne yalan söyleyeyim, acaba bazı hemcinslerimin hoşuna mı gidiyor bu durum? diye düşünmeden de edemiyorum. Ne de olsa sosyal medya ya da gerçek hayatta yapılan bazı eylemleri taciz olarak adlandırmak yerine seksi, çekici olduğu için bu tür davranışlara maruz kaldığını savunup egosunu tatmin etmeye çalışan hemcinslerim yok değil. Şiddeti sevgi, sahiplenme olarak tanımlayan hemcinslerimin sayısı da fazla. Tercih meselesi midir, bilgisizlik midir inanın bilemiyorum. Her görüşe, her tercihe saygı duymak gerek ama o zaman da “bu erkeklerin hepsi aynı”, "amaan erkek milleti işte" vb. diye isyan etmek trajikomik olmuyor mu? Biraz iğneyi kendimize de batırmamız, alışmak yerine yapılabilecekleri yapmamız gerekmez mi?

Sizi bilmem ama ben “bir defa” ya alışmayacağım, onlar adam gibi davranmayı öğrenecek!

Sustukça normalleştiriyorsun!

Sustukça çoğaltıyorsun!

Sustukça sıra sana geliyor!

Ayça Akın
Sevgilerimle
www.aycaakin.com
www.motivasyonatolyesi.com
www.facebook.com/aycaakinofficial
www.instagram.com/aycakn
www.twitter.com/aycakn

Yazının devamı...

Hakim olamadığınız nefsinizin, cahillikten kararmış algılarınızın bedelini edebiyata ve sanata ödetemezsiniz.

90’lı yıllarda açılan ve Beşiktaş’ın en büyük kitabevi ve kırtasiyelerden biri haline gelen Kabalcı Kitabevi 30 Ekim Pazar günü tahliye edildi, kapatıldı.

Ressam Ali Elmacı’nın Osmanlı padişahı 2. Abdülhamid’in yüzünü kadın bedeni formundaki bir heykele resmetmesine tepki gösteren bir grup, İstanbul Lütfü Kırdar'da açılan çağdaş sanat fuarı “Contemporary Istanbul 2016” etkinliğini bastı.

Kabalcı Kitabevi sahiplerinin son yıllarda iflas ettiği, yayın evinin işletmesinin Final Yayıncılık şirketine geçtiği ve kitabevinin günden güne küçüldüğü biliniyordu. Son zamanlarda sıklıkla yeni kitap gelmemesinden şikayet eden kitapseverler de vardı.

Bu iki olay bana göre edebiyat ve sanata verdiğimiz değeri açıkça ortaya seriyor. Her şeyden önce edebiyat ve sanat dediğimizde ne anlıyoruz bunu sorgulamamız gerekiyor.

Günümüzde kitaplar sadece entelektüel bir imaj çizmek adına elde taşınıyor.

Her hangi bir sivil toplum kuruluşunda gönüllü olmak sadece cv’ye yazılarak sosyal – ilgili insan imajını yaratmak amacından öteye gidemiyor.

Büyük isimlerden söz edilir, başarılı isimler resmedilir, heykelleştirilir. Kısaca ses getiren isimler çeşitli yollarla yaşatılır. Gurur duymamız gereken yerde çağdaş sanat fuarı basmak, bazılarının sanattan ve anlamdan zerre anlamadığının bana göre çok net göstergesidir. Biraz üzerinde kafa yorarsak temelinde yatan gerekçeler - gerçekler oldukça ürkütücü.

Bir ülkede 30 yıla yakın varlığını sürdürmüş, bulunduğu semtin simgesi haline gelmiş bir kitabevi kapanma noktasına geliyorsa bu okumayan bir toplum olduğumuzu açıkça gösterir.

Bugün kitapların fiyatlarını gerekçe olarak sunanlar kahve ya da tarot baktırmak için falcılara elleri titremeden 50 – 100 TL’ler verebiliyorsa kitap fiyatlarından önce zihniyetleri irdelemek gerekir.

Bugün gerekçe ne olursa olsun bir sanat etkinliği eller kollar sallanarak basılabiliyorsa sanata yüklediğimiz ya da yükleyemediğimiz anlamları sorgulamamız gerek.

Mesele Abdülhamid’in yüzünün mayolu KADIN FORMUNDAKİ bir heykele resmedilmesi. Şayet Abdülhamid’in yüzü bir t-shirt ya da bandana üzerinde olmuş olsaydı eminim övgü sözleri duyardık.

Buradanda kadının nasıl algılandığını – nasıl bir anlam yüklendiğini anlamak hiç zor değil.

Zihniyetlerinizi değiştirin. Hakim olamadığınız nefsinizin, cahillikten kararmış algılarınızın bedelini edebiyata ve sanata ödetemezsiniz.


Sevgilerimle
Ayça Akın
www.aycaakin.com
www.motivasyonatolyesi.com
www.facebook.com/aycaakinofficial
www.twitter.com/aycakn
www.intagram.com/aycakn

Yazının devamı...

Atalarımız da tek eşli miydi?

Tüm bu efsanevi çiftlerin ortak noktası, aşk dolu, sadakat ve tutkuyla bağlı tek eşlilik ilkesine göre kurulan ilişkiler yaşamalarıdır. Ancak hem modern hayatın dinamikleri hem de bilim, insan doğasının aslında tek eşliğe çok da yatkın olmadığını söylüyor. Nasıl mı?

Tek eşlilik fizyolojimize uygun mu?

Evrim biyologlarına ve antropologlara göre insanlar da tıpkı diğer memeliler gibi çok eşliliğe programlı bir yapıyla dünyaya geldiler. Bugün yaşayan memeli türlerinin %98’i gibi, uygarlık öncesi çağlarda çok eşlilik insanlar için de son derece normal bir davranış biçimi olarak görülmekte idi. Ancak toplumsal kaosa neden olabilecek politik çatışmalar veya eşya hukukundan kaynaklanan olası itilaflar nedeniyle uygarlık, insanı monogami yani tek eşliliğe doğru itmiştir. Burada kast ettiğimiz tek eşlilik, bütün yaşamı tek bir eşle geçirmek şeklinde olabileceği gibi; uzunca bir süre bir eşle monogam bir ilişki yaşamak, sonra eş değiştirip bu sefer bu yeni eşle uzun süreli bir monogam ilişkiyi sürdürmek, derken gene monogami içinde yaşanacak 3. bir ilişkiye girmek şeklinde de olabilmektedir. İnsanlarda da, monogam hayvanlarda da, erkek ya da dişinin arada kaçamaklar yapabildiği bilinen bir gerçektir.


Atalarımız da tek eşli miydi?

Kutsal kitaplarda geçen Adem ve Havva hikayesinde, yeryüzüne gelen bu ilk çiftin cennet bahçelerinden kovulması, tek eşliliği kutsadığı sonucuna varmamızı sağlar. Ancak bu, atalarımızın tarih boyunca tek eşli ilişkilere riayet ettiği anlamına gelmiyor. Ancak eski uygarlıklardaki kadın – erkek ilişkileri, uzun vadede toplumsal yapıyı ve medeniyetin inşasının temellerini oluşturduğu için, bu uygarlıklarda görülen çok eşli ilişkiler, genelde kaos ve düzensizlikle ilişkilendirilmiştir. Yani aslında, tek eşliliğin insan doğasından ziyade; insan aklının ve politik çıkarlarının bir getirisi olduğunu söyleyebiliriz.

Aşk mı çok eşlilik mi?

Modern hayat ve hukukun dışında insanoğlunu tek eşliliğe yönlendiren bir faktör daha var: Aşk! Tutkuyla aşık olduğumuz kişinin resmine bakarken, beyinde belli bölgeler özellikle uyarılıyor ve harekete geçiyor. Özellikle uyarılan bu bölgelerden bir kısmı bizzat kortekste yer alırken; birkaç tanesi ise subkortikal yerleşimlidir. Bunların tümü “emosyonel beyin” dediğimiz bütünün parçalarını oluşturur ve bu kısım beyindeki ödül sisteminin temeli sayılmaktadır. Aşık olunan kişinin resmine bakarken uyarılan bu ödül bölgeleri, kokain kullanıldığı zaman da uyarılır. Aşk insanda, bir tür mutluluk ve sarhoşluk yaratır; “anlatılamaz” bir mutluluk duygusu yaratır.

İşte insan zihni böylesine “kimyasal” bir mutluluk sarhoşluğu içerisindeyken genelde diğer partner adaylarına da ilgi duymama eğilimi gösterir. Böylece “Aşktan gözü kör olmak” deyiminin nereden geldiğini de anlamış oluyoruz!

Sevgilerimle
Ayça Akın
www.aycaakin.com
www.motivasyonatolyesi.com
www.facebook.com/aycaakinofficial
www.instagram.com/aycakn
www.twitter.com/aycakn

Yazının devamı...

Kusurları seni rahatsız etmediğinde onun doğru kişi olduğunu anlayacaksın.

İşte o değerli tavsiyeler:

“Lisedeyken erkek arkadaşım çok hırslı olduğumu ve ileride kariyerime odaklanırken taş kalpli birine dönüşeceğimi düşündüğü için benden ayrılmıştı. Babama durumdan bahsettiğimde bana beni gerçekten seven birinin başarılarımdan korkmayacağını, aksine o güzel anları benimle birlikte kutlamak için can atacağını söyledi.”

“Başarısızlıkla sonuçlanan iki evliliğinin ardından babam bana ilişkiler hakkında tavsiyeler vermeye başlamıştı. Bunlardan biri de eşim olarak seçeceğim kişinin aynı zamanda en iyi arkadaşım olduğundan emin olmam gerektiğiydi. Babam ne annemle ne de ikinci eşiyle asla arkadaş olamamıştı. Paylaştıkları bir ilgi alanı ya da hobi yoktu.”

“Babam 14 yıl önce, hayatımın aşkıyla hiç tanışamadan vefat etti. Fakat bana verdiği tavsiye eşimi bulmamı sağlamıştı: ‘Kusurları seni rahatsız etmediğinde onun doğru kişi olduğunu anlayacaksın.’ Gerçekten de eşimle tanışana kadar flört ettiğim tüm erkeklerde mutlaka bir kusur bulurdum. Eşimde ise hiçbir kusur fark etmedim, ilişkimizin dokuzuncu yılındayız ve durum hala değişmedi.”

Üniversiteye başladığımda serseri tiplerle çıkıyordum. Babam beni kenara çekti ve karşı cinste 20’lerimin başında aradığım özelliklerin ileride bir eş olmasını istediğim kişiyle uyuşmayacağını söyledi.”

“Yakın zamanda kötü giden ilişkimi bitirdim. Ayrılık aşamasında ilişkide kalıp kalmama konusunda kararsızken babamla konuşup eşimin bana söylediklerinden bazılarını anlattım. Eşim canımı acıtan şeyler söyledikten sonra ya onu affetmemi istiyor ya da bunu aşmamı ve kin tutmamam gerektiğini söylüyordu. Fakat söyledikleri yine de acıtıyordu. Babam ağızdan çıkan bazı sözlerin geri alınamayacağını söyledi. Bu bana sınırlarımı çizmem gerektiğini hatırlattı. Onun tavsiyesi sayesinde eşimden ayrılabildim.”

“Bana verdiği yemek pişirme derslerinden birinde babama başarılı bir ilişki ve evliliğin sırrının ne olduğunu sordum. Bana ilişkilerin en iyi karşı tarafı kontrol etmeye çalışmaktansa ona kendisi olmasına izin verdiğinde yürüdüğünü söyledi. Bu benim erkeklere bakış açımı değiştirdi ve kendim olmamın neden önemli olduğunu açıkladı. Birlikte olduğunuz insan sizin tüm yönlerinizi kabul etmeli.”

“Babam bana akışına bırakmanın önemini öğretti. Lisedeyken isimli filmi izledikten sonra filmde geçen bir repliği tekrarladı: ‘İlişki bir köpek balığıdır. Sürekli ileri gitmek zorundadır, aksi takdirde ölür. Ve sanırım bizim elimizde şu an ölü bir köpek balığı var.’ Yaptığı planlarda ya da beni kız arkadaşı olarak adlandırmada net olamayan birini takıntı haline getirdiğim her seferinde durur ve ‘Ölü köpek balığı, Kate’ der ve bu şekilde gerçekleri görmemi sağlardı.”

“Babam evleneceğim erkeğin geçmişini araştırmam ve maddi durumunu bildiğimden emin olmam gerektiğine inanırdı. Kendisini haklı buluyorum, evliliğe her şeyi bilerek başlamak önemli.”


Sevgilerimle
Ayça Akın
www.aycaakin.com
www.motivasyonatolyesi.com
www.facebook.com/aycaakinofficial
www.twitter.com/aycakn
www.intagram.com/aycakn

Yazının devamı...

Bu toplum insanının savunduklarıyla yaptıkları birbirini tutmuyor.

Peki, ya şimdi? Katiller, tecavüzcüler günlerce ekranlarda boy gösteriyor. Halka günlerce açık vermemek için ekran önünde yalan söylüyor, palavra sıkıyor üstelik yüzlerinde gram kızarma dahi olmadan.

Bu toplum insanının savunduklarıyla yaptıkları birbirini tutmuyor.

Pedofili suçtur diye bağırıyoruz – ya da sadece klavye kahramanlığı yapıyoruz – ama çocuklarımızın psikolojisini düşünmeden üstelik gündüz kuşaklarında katilleri, tecavüzcüleri ekrana taşıyoruz.

Çocuk bedenlere dokunmayın, çocuk istismarına hayır diyoruz ama bir aile 16 yaşındaki kızının alkolün su gibi gittiği gece kulübünde sahneye çıkmasına izin verebiliyor.

Neyse ki valilik tarafından bu durum engellendi.

Kısaca karşı çıktığımız şeye yine kendimiz izin veriyoruz.

Sürekli göz önünde olan, sürekli konuşulan bir şey bir süre sonra insan algısı ve bilinçaltı tarafından normal karşılanır, önemsizleşebilir. Bu insan algısının, bilinçaltının doğal seyridir.

Nasıl ki artık hemen hemen her gün gelen şehit haberlerine alıştık, “şehit mi var?” sorusunu sormak yerine “bugün kaç şehit var?” diye soruyor olduysak, yarın öbür gün çocuklarımız da aslında cinsel istismar olan dokunuşları da normal karşılamaz mı?

Tıpkı alkol masalarında eğlenenlerin eğlencesine malzeme olmayı normal gören 16 yaşındaki kızın ailesi gibi...

Medya’nın toplum üzerindeki etkisi tartışılmayacak kadar büyük. Sırf reyting uğruna yeni yetişen bir neslin bilinçaltını ve ruhsal durumunu riske atarak bilinçli nesiller yetiştirmeyi hedeflemek bana hiç gerçekçi gelmiyor.

Şöhret, para, reyting her şeyin önüne geçti, ahlak vb. bireysel ve toplumsal değerler geride kaldı.

Benim bile bu yaşımda, bu ruh hastalarını ekranda gördüğümde insanlıktan çıkmış tiplerinden içim ürperiyor. Sizce bu insanlıktan çıkmış tipler karanlıktan dahi korkabilen çocukların hafızasında nasıl yer ediyor, nasıl bir korku tohumu ekiyor?

Sevgilerimle
Ayça Akın
www.aycaakin.com
www.motivasyonatolyesi.com
www.facebook.com/aycaakinofficial
www.twitter.com/aycakn
www.instagram.com/aycakn

Yazının devamı...