GÜNDEM
SPORARENA
YAZARLAR
EKONOMİ

Uygulamada okumaya devam et.

Vurun Platini'ye

Eh tamam, google’a siyah çelenk yazarsanız binlerce haber görürsünüz. Olağanüstü bir şey değil yani. Peki Beşiktaş taraftarı hangi gün toplanıyor? Perşembe, yani iş günü. Saat kaçta? Öğlen vakti, yani çalışan insanlar mesaideyken. Ya protesto için toplananlar işsiz, yahut da çalışanlar, patronlarına, amirlerine gidip “Efendim biz arkadaşlarla toplanıyoruz, bir siyah çelenk olayımız var. Müsadenizi rica ediyorum” filan deyip izni kopararak aktiviteye dahil olmuş.
Yönetim zaten maçın sonucuna “resmen” itiraz etmiş, büyük yaygara koparmış. Sezon başından beri her şeyi son derece dikkatli planlayan, kadroyu büyük bir titizlikle kuran Beşiktaş Yönetimi, elbette Avrupa’da ve Türkiye’de elde etmek üzere olduğu büyük başarıların heba olmasına göz yummayacaktı, değil mi?

İlaç gibi geldi

Başarısız geçen sezonu temize çekme yöntemi olarak, pazar günü oynanan 90 dakika ilaç gibi geldi Beşiktaş’a. Velhasıl yaşananlara gülümseyip geçmekten başka yapacak birşey yok. Yukarıda “Beşiktaş” yazan yerleri herhangi bir takımın ismiyle değiştirebilirsiniz gönül rahatlığıyla ve aynı rahatlıkla geçmiş sezon arşivlerini karıştırabilirsiniz. Hep aynı filmi izlemekten biz sıkıldık, reji ise gayet memnun hayatından.
Kötü transferler, derme çatma kurulan kadrolar, anlamsız bütçe açıkları, fiyasko lig derecesi filan sizi tedirgin ettiğinde mis gibi Futbol Federasyonu ve hakemler var. Yürüyün üstlerine, kimse sizin “kötü yönetici” olduğunuzu yazıp çizmesin. Hem zaten güzide kulüplerimizin her sene Avrupa’da dandik takımlara elenmesinin sebebi de “camialar üzerinde maksatlı oyunlar” tezgahlayan Futbol Federasyonu canım.
Yapmayın yahu! Türkiye’de işler iyi gitmeyince sorumlusu Futbol Federasyonu’ysa, başarısızlığın tillahı Avupa’da. Hadi UEFA Genel Merkezi’ne de siyah çelenk bıraksanıza? Çağırın Platini’yi istifaya, şu Avrupa’da bize yaşattığınız kahır da bitsin artık!

Yazının devamı...

Bir tek biz Fransız kaldık

Zakumi (ISO ve 10)
2010 Dünya Kupası Güney Afrika’da bildiğiniz üzere. Kupanın maskotu böyle sarılı, yeşilli bir leopar. Adı ne? Zakumi. “Za” Güney Afrika’nın ISO kodu, “kumi” ise çeşitli Afrika dillerinde “10” mealinde.

Goleo (Aslan ve gol)
2006 Almanya’nın maskotları konuşan bir futbol topuyla, futbola meraklı bir aslandı. Topun adı Alman dilinde argoda futbol topu anlamına gelen “Pille”, aslanın adı ise gol ve aslan kelimelerinin birleşimi “Goleo” idi.

Striker (Hücumcu)
Amerika 94 Dünya Kupası’nın maskotu santrfor oynamaya hevesli bir köpekti. Ama bayağı köpek, öyle kendini başka bir şey sanmayanından. Adı da İngilizce “hücumcu” mealinde “Striker” idi.

Ciao (Merhaba)
İtalya 90’ın maskotu, İtalyan bayrağı renklerinde bir çöpten adamdı. Adı da İtalyanca “merhaba” demek olan “Ciao” idi.

Pique (Baharat)
Meksika 86’nın maskotu, futbola meraklı bir yeşil biberdi. Meşhur Meksika acı biberlerine ve soslarına ithafen adı da “Pique” idi. İspanyolca sos ve baharat anlamındaki “picante” den türetilmiş bir kelime idi.

Naranja (Narenciye)
İspanya 82’nin maskotu, elinde futbol topu tutan portakaldı. Adı da İspanyolca narenciye mealindeki “naranja” dan gelmekte idi.

Juanito
70’de yine Meksikalılar maskota “Juanito” demiş.

Willie
66’da İngilizler “Willie” adını takmış...

Niye İngilizce

2010 Dünya Basketbol Şampiyonası, yer İstanbul. Bizim maskot için halk oylamasına sunulan isimler Bascat, Onecat ve Micho
“Cat” İngilizce, bizim Van şehri olmuş sana “One”, Miço dediğiniz gemide tayfadan sonra ayak işlerine bakan adam, peki “Micho” nedir, bizim “kedimsi” ile alakası nedir?
Her millet organizasyon maskotuna kendi dilinden isim seçerken, bizim İngilizce sevdamız burada da hortladı. Türkiye’nin tanıtımında büyük rol oynayacak diye heyecanlandığımız bu büyük organizasyonun maskotuna “Turkish” isim yakıştıramayan değerli büyüklerimizi ve halkımızı en içten dileklerimle kutlarım.

Yazının devamı...

Hido yılda 67 bin km yapıyor

NBA’de normal sezon tam 82 maç sürüyor. Amerika’nın o kocaman coğrafyası da oyun alanı olunca, takımların bir sezonda katetmek zorunda kaldıkları mesafe inanılmaz! Yöneticilerin işi sadece kadro kurmak olmuyor bu sebeple. Kasım ayından başlayıp, normal sezonun sonu olan nisan ayına dek geçen yaklaşık 7 aylık periyota sıkışan seyahatler sebebiyle, takımların lojistik, tıbbi destek ve konaklama konularında uzman ekipleri mevcut.
İkinci evi Dino-Bus
Hele Hidayet’in bu sezon transfer olduğu Toronto Raptors, lige Kanada’dan dahil olduğundan mütevellit, deplasmanlardaki mesafe çok daha absürd olabiliyor. Raptors’ın sponsoru olan havayolu şirketi Air Canada, uçaklarından birini takıma tahsis etmiş durumda. Raptors renklerine boyanmış bu A320’nin lakabı “Dino-bus”. İşte Hidayet’in bu sezon boyunca yapacağı tam 67.195 km.’lik seyahatlerde Dino-Bus ikinci evi olacak. Hidayet, bu sezon 49. maç için Indianapolis’e indiğinde 40.320 km.’ye ulaşarak, dünyanın çevresindeki turunu tamamlamış oluyor.
Ancak takım,  sezon başındaki 7 maçlık batı deplasmanları serisinde öyle bir rota takip etti ki, gerçekten akıl alır gibi değil. Toronto’dan New Orleans’a 1791 km. yaparak vardılar. Arka arkaya Hornets, Dallas ve San Antonio ile oynadılar. Ardından 2316 km. yapıp Toronto’ya döndüler.
Tek maça 3500 km.
Bir maç oynayıp tekrar uçağa atladılar ve bu kez 3500 km. mesafedeki Los Angeles’a uçtular. Clippers, Phoenix, Denver ve Utah’la oynayan takım, son olarak Utah’tan Toronto’ya 2700 km.’lik yolculuktan sonra eve varmayı başardı.
Bu yüzden arka arkaya oynanan maçlar, uzun seyahatler ve her gece ortaya konan mücadele düşünüldüğünde, sezon sonunda NBA şampiyonunu belirleyen en önemli faktörlerden biri “dayanıklılık ve hazırlık” olacak gibi.

Yazının devamı...

Basketbol böyle mi yönetilir!

Ya cezayı ilk kesen bihaberdi hukuktan, ya da “biz en ağır cezayı kesermiş gibi gözükelim, nasıl olsa Tahkim’den döner” hesabı yapılmıştı en başta. İyi de ligin ve basketbolun imajı nereden dönecek? Oyuncular ve teknik ekibe ceza kesince oldu bitti mi? Kulübün ve yöneticilerin hiç mi sorumluluğu yok ya da varsa bu kadar mı eder o sorumluluğun boyu?
Artest sezonu kapamıştı
2004 yılında NBA’de Detroit-Indiana maçında çıkan kavga yüzünden, o dönemde Indiana’nın en değerli oyuncusu olan Ron Artest’i sezon sonuna kadar maçlardan men etmişti NBA yönetimi. Üstelik oyuncunun maaşını da keserek.
Gilbert Arenas mevzuu daha taptaze, NBA patronu Stern hukuki sürecin tamamlanmasını dahi beklemeden Arenas’ın ilişkisini kesti ligle. Tek gerekçesi şuydu “biz bu ligin imajını korumak zorundayız. Eğer maçlara seyirci gelsin istiyorsak, bu tür hadiselere taviz veremeyiz.”
Avrupa’da sürünüyorlar
Memleketimiz liginin lideri ve ikincisi Avrupa’nın averaj takımları...Milli takımın 2001’den beri başarısı yok. Seyirci sayısı yerlerde sürünüyor... Biz de tutmuş federasyondan “imaj yönetimi” bekliyoruz. Basketbol liginin sponsoru Koç grubu. Ligde yer alan dev şirketlere bir bakın; Ülker, Türk Telekom, Pınar, Banvit, Anadolu Grubu... İşin gerçeği, bu dev kuruluşların basketbola değil, basketbolun yaşamak için bu kuruluşlara ihtiyacı var. Böyle yönetilen basketbola bu kuruluşların daha fazla yatırım yapmaları için bir sebep gösterebilir misiniz?

Yazının devamı...