GÜNDEM
SPORARENA
YAZARLAR
EKONOMİ

Uygulamada okumaya devam et.

Bahşişin riski ve vergisi

İngiliz konsolosluğunda çalışan özel güvenlikçi; konsoloslukta yapılan düğünlerde, düğün sahiplerinden bahşiş alıyor ve vardiya arkadaşlarıyla da bu paraları paylaşıyor. Ancak şikayet üzerine bu bahşişler yüzünden işinden de oluyor. İşveren, çalışanın işine son verirken haklı nedeni olduğunu belirterek kıdem ve ihbar tazminatını da ödemiyor.

Konu mahkemeye taşınıyor. İlk mahkemede işveren haklı bulunsa da, konu Yargıtay’a taşınınca işverenin haklı nedeni olmadığı, dolayısıyla kıdem ve ihbar tazminatının ödenmesine karar veriliyor. Yargıtay kararında, “feshe konu edilen paranın Türk örf ve adetlerine göre alındığını, bunun düğün sahibinin de kabulünde olduğu” belirtiliyor. Ayrıca “Davacının davranışlarının işverence imzalatılan hediye kabul yasağı bildirisine aykırı olmadığı ve güvenin kötüye kullanılması niteliği taşımadığı, davacının doğruluk ve bağlılığa uymayan bir davranış içerisinde bulunduğunun kanıtlanmadığı” belirtiliyor.

Bahşiş aldı diye bir çalışanın işine son verilmesi haksız bulunuyor özetle.

Bahşişin vergisel yönü de var bu arada. Veren açısından da, alan açısından da. Sırasıyla göz atalım.

VERGİSİ VAR MI?

Bahşişi veren açısından: Birçok işletme yöneticisi veya çalışanı işle ilgili seyahatleri sırasında veya temsil amaçlı olarak iş yemeklerine katıldığında, yemek bedeli karşılığı şirket adına fatura temin eder. Yemek bedelinin dışında çoğu zaman ilaveten servis yapan garsonlara bahşiş de verilir. Yemek bedelinin gider yazılmasında tereddüt yokken verilen bahşişlerin gider yazılıp yazılamayacağı konusunda tereddüt oluşabiliyor ve tabi ki Maliye’nin görüşü merak ediliyor. Maliye; garsonlara ödenen bahşişleri, ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesiyle doğrudan ilgili görmediğinden ve yapılacak ödemenin zorunlu olmamasından dolayı bu harcamaların gider yazılamayacağını belirtiyor. (Büyük Mükellefler Vergi Dairesi Başkanlığı, 16 Ocak 2012 tarih ve 23 Sayılı Özelge)

Bahşişi alan açısından: Otel, restoran, lokanta vb. yerlerde çalışan garsonlar, verdikleri hizmetin karşılığı, müşteri memnuniyetinin sonucu olarak bahşiş alındığında da vergisel boyutu merak ediliyor. Çoğu işletmede garsonlar işletmenin bordrosunda kayıtlılar, dolayısıyla bir işverene tabi ve işyerine bağlı olarak çalışıyorlar. Söz konusu işyerlerinde garsonlara yapılan bahşiş ödemelerinin ücret olarak kabul edilip ücretin yıl içi büyüklüğüne-vergi dilimlerine göre yüzde 15 ila 35 arasında vergilendirilmesi gerekiyor. (İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı, 02 Ağustos 2013 tarih ve 1166 sayılı Özelge)

İşletme bordrosunda kayıtlı olmadan çalışma da olabiliyor. Otel, gazino, lokanta ve kulüplerde fiilen çalışan ancak bu işletmelerden hiçbir ücret almadan yalnızca müşterilerden bahşiş alarak gelir elde eden çalışanlar da olabiliyor. İşverenden ücret alınmazken, yalnızca müşteriden servis, garson ücreti ve bahşiş gibi gelir elde ediliyor. Maliye, bu tip bahşiş olarak elde edilen gelirlerin, ‘diğer ücret’ olarak ve vergi karnesinin ilgili vergi dairesine ibrazı suretiyle vergilendirileceğini belirtiyor.

Yazının devamı...

Kıvanç Tatlıtuğ vergide Cem Yılmaz’ı geçti

Önceden; İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı’nın internet sitesinde de (ivdb.gov.tr) yalnız İstanbul için vergi rekortmenleri listeleri açıklanırdı. Hatta mesleklere göre de sınıflandırılıp ayrıca listelenirdi. Avukatlar, doktorlar, mali müşavirler ve sanatçılar gibi... En çok ilgi çeken tabii ki sanatçılar arasında kimlerin en yüksek gelir vergisi (GV) ödediğiydi. İlk üçteki isimler değişmiyordu. İVDB’nin İstanbul için açıkladığı son iki yılda (2013 ve 2014) sanatçılar sıralaması ‘1-Ali Acun Ilıcalı, 2-Cem Yılmaz, 3-Kıvanç Tatlıtuğ’ şeklindeydi...

Sanatçılar artık, Türkiye geneli gelir vergisi sıralamasında, ilk 100’e girmişse görülebiliyor... Acun, geçen yıl açıklanan 2016 GV listesinde 38’inci ( 7 milyon 230 bin lira), Cem ise (4 milyon 712 bin lira) 89’uncuydu. Bu yıl açıklanan ilk 100 listesinde Kıvanç’ın, Cem’i ilk kez geçtiği görülüyor. Kıvanç bu yıl Türkiye ilk 100 listesine, 93’üncü sıradan ve 4 milyon 816 bin liralık GV tahakkuk tutarı ile girmiş. (Cem Yılmaz’ın, bu yıl ismi gizlenen rekortmenler arasında olması da ayrı bir ihtimal.)

Acun Ilıcalı ise Türkiye ilk 100 listesinde bu yıl 42.nci sırada... 2017 yılı için beyan ettiği geliri üzerinden 7 milyon 977 bin lira GV tahakkuk etmiş.

Gururla kazancını beyan eden rekortmenlerimizin, vergilendirilmiş bol kazançlarının artarak devam etmesini diliyoruz...

REKORTMENLER GİZLİ

Türkiye geneli ilk 100’e giren GV rekortmenler listesinde isimlerini gizleyenlerin sayısı oldukça dikkat çekiyor. İlk 10’a girenlerden üçünün, ilk 20’ye girenlerden 11’nin ve toplamda 53 kişinin isimleri ve kazançları listede yer almıyor.

Geçen yıl kurumlar vergisi ilk 100 listesinin şampiyonu da adını gizli tutmuştu. Hürriyet Ekonomi Müdürü Sefer Levent ‘mahcup rekortmenin’ izini sürmüş ve ertesi gün gizli rekortmenin Botaş olduğunu yazmıştı.

Sefer Levent; aynı zamanda, özellikle şahısların neden bu gizliliğe ihtiyaç duyabileceklerine yönelik tahminlerini de sıralamıştı.

Mütevazı görünmek isteyip, kamuoyunda ön plana çıkmaktan çekinenler,

Eş, dost ve akrabanın, “borç istemesinden” uzak durmak isteyenler,

Dernek, vakıf ve benzeri yerlerin davetiye satışı, bağış gibi aramalarına muhatap olmamak,

Hırsızlık, şantaj, terör gibi sevimsiz olaylara muhatap olmaktan kaçınmak,

Çalışanlardan gelebilecek zam talebi,

Vergi şampiyonluğu sıralamasında bir önceki yıla göre sıra dışı aşağı ya da yukarı yönde hareket edenler. Buna ani zenginleşme ya da fakirleşme de diyebiliriz...

İLK 10’UN 9’U BANKA

Geçen yılın şampiyonu Botaş bu yıl yine ilk 10’da, ancak 9’uncu sırada. Botaş’ın üstündeki 8 şirket de bankacı. 10’uncu sırada ise Türk Telekomünikasyon A.Ş. var. Türkiye geneli 2017 yılı vergilendirme dönemi toplam kurumlar vergisi beyanlarında yaklaşık yüzde 30 artış gerçekleşmiş... Bir önceki yıla (Nisan 2016) göre, beyan edilen (Nisan 2017) matrah toplamında yüzde 29.41; tahakkuk eden vergi toplamında yüzde 28.75 oranında artış gerçekleşmiş.

Rekortmen şirketlerin vergilendirilmiş kazançlarının artarak devam etmesini dilerken diğer yandan önemli bir hatırlatma da bulunalım. 2017 hesap yılı için şirketler, kurumlar vergisi hesaplarını kazançlarının yüzde 20’si üzerinden hesapladılar. Ancak önümüzdeki yıldan itibaren verilecek beyannamelerde -geçici olarak- üç yıl boyunca kurumlar vergisi oranı yüzde 20 yerine yüzde 22 oranında uygulanacak. 2018, 2019 ve 2020 hesap dönemleri için üç yıl boyunca bu yeni oran (yüzde 22) geçerli olacak. (Kurumlar Vergisi Kanunu, Geçici Md. 10. )

 

Yazının devamı...

Mülk sahibi olmadan önce, olduktan sonra

Peki, mülk edinme sonrası... Mal sahibi olduktan sonra da yeni yükümlülükler başlıyor. Kira geliri elde ediliyorsa ertesi yıl mart ayında Maliye’ye beyanname verilmesi gerekiyor. Kira geliri elde edilsin veya edilmesin her durumda belediyeye ( mayıs sonuna ve kasım sonuna kadar iki taksitte) emlak vergisi ödenmesi gerekiyor. Gelir vergisi olsun, emlak vergisi olsun rutin, her yıl tekrarlanan yükümlülükler… Bir de bu yıla özel; yaklaşık 14 milyon başvuru beklenen imar barışı konusu var.

Bu üç yükümlülüğün de en çok merak edilen kritik noktalarını sırasıyla ele alalım...

EMLAK VERGİSİ

Emlak vergisi mükellefleri; konutun emlak vergi değeri üzerinden binde 1 oranında (büyükşehirlerde binde 2) her yıl iki taksitle (Mayıs ve kasım aylarının sonuna kadar) ilgili belediyelere ödeme yapmakta. 

200 m2’yi geçmeyen tek konutu olan;  1-Ev hanımları ve işsizler, 2- Emekliler 3- Engelliler, 4- Gaziler, 5-Şehitlerin dul ve yetimleri sıfır oranlı emlak vergisi avantajından yararlanabiliyor. Bu kişiler ilgili belediyelere başvurduklarında emlak vergisi ödeme yükümlülükleri kalkıyor.   

GELİR VERGİSİ

2018’de yıl boyunca toplamda 4.400 liraya kadar konut kirası elde edenler  (1-25 Mart 2019) beyanname vermeyecek. Dolayısıyla vergi de ödemeyecekler. 2018’de net 27.200 lira, brüt 34.000 liradan fazla işyeri kira geliri elde edenler beyanname (1-25 Mart 2019) verecek (GVK Md. 86/1-c). Eğer işyeri basit usuldeki bir mükellefe kiraya verilmişse (veya vergi kesintisi zorunluluğu olmayanlarca kiralanmış ise) beyanname verme sınırı 2018 gelirleri için 1.800 lira (GVK Md. 86/1-d).

İMAR BARIŞI

İmar barışı başvurusu için normalde bugün son gündü. Yazıyı (dün) gazeteye gönderdiğim an itibariyle henüz resmileşmemişti. Ancak, Çevre ve Şehircilik Bakın Murat Kurum’un “başvuru süresini 31 Aralık 2018 tarihine kadar uzatmayı hedefliyoruz” şeklinde açıklaması olmuştu. Dolayısıyla imar barışı başvuru süresinin yılsonuna kadar uzatılmaması artık sürpriz olacaktır.   

İmar barışı yasası ile vatandaşa özet olarak şu söyleniyor. “Konut olsun, işyeri olsun, eğer gayrimenkulün tapu ve belediye kayıtlarında görünen durumu ile fiili durumu arasında uyumsuzluk varsa bunu giderelim.” Binanın; emlak vergi (arsa) değeri ile yapının yaklaşık maliyet bedelinin toplamı üzerinden, konut için yüzde 3, işyeri için yüzde 5 ödeme yapan vatandaşlar ‘Yapı Kayıt Belgesi’ alarak taşınmazını binasını kaçak durumundan kurtarabiliyor. 

Başvurular; Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüklerine yapılabildiği gibi e-devletten de başvurulabiliyor.  Yapı Kayıt Belgesini temin eden mülk sahiplerinin aynı tutarda (yüzde 3 veya yüzde 5) bir bedel daha ödeyerek (daha önce tapuda arsa olarak görünen konut veya işyerleri) binaları için cins değişikliği yapabilirler.   

İmar barışı hakkındaki tüm mevzuat ve bakanlığın açıklamaları vergidoktoru.com.tr adresinden görülebilir.

Mülk sahiplerinin; emlak vergisi hakkında da, kira geliri üzerinden ödenen gelir vergisi hakkında da merak ettiği ayrıntılar olabiliyor. Milyonlarca kişiyi ilgilendiren bu iki vergiye ilişkin vatandaşın Maliye’ye sorduğu sorulara verilen cevaplar (özelge örnekleri) vergidoktoru.com.tr internet adresinden görülebilir.

Yazının devamı...

Son 3 ayda asgari ücret hesabı nasıl değişecek?

Diğer bir konu da; asgari ücretlinin net ücretinden kesilen gelir vergisindeki (GV) artış... Aslında eylülde başladı artış... İlk sekiz ay için asgari ücretlinin brütünden 258.76 lira GV kesilirken, eylülde 295.05 lira kesildi. Ekim (ve kasım, aralık) bordroları yapılırken ise vergi 345.02 liraya yükselecek. Vergideki bu artış normalde, asgari ücretli çalışanın net maaşını düşürür. İlk sekiz ayda 1.603 lira olarak hesaplanan net asgari ücretin, normalde eylülde net 1.566.84 lira olarak, yılın son üç ayında ise net 1.516.87 lira olarak hesaplanması gerekir. Ancak asgari geçim indirimi (AGİ) artışı yapılarak çalışanın net ücretinin 1.603 lirada kalması sağlanıyor.

Tabloda ‘ilk 8 ay için’, ‘eylül için’ ve ‘son üç ay için’ asgari ücretteki değişim ayrıntılı olarak görülebilir...

Benzer durum 2016’nın son üç ayında ve 2017’nin son dört ayında da yaşanmıştı. Vergideki artışlardan dolayı, asgari ücretlinin net maaşı açıklanan değerlerin altına düşecekken, AGİ’de artış uygulaması yoluyla müdahale edilerek net ücretin yıl boyu aynı kalması sağlanmıştı. (2016’da net 1.300 lira, 2017’de net 1.404 lira asgari ücretin korunması için, GVK Geçici Md. 86 ve Geçici Md.87 ile AGİ artışı yapılmıştı.)

Bu kez geçici madde ile değil; GVK’ da kalıcı düzenleme yapılarak asgari ücretli çalışanların GV dilim artışından etkilenmeden yıl boyu aynı net maaşı alabilmesi sağlandı. (27 Mart 2018’de Resmi Gazete’de yayımlanan 7103 sayılı kanunla, GVK Md. 32’ye ilave yapılarak...)

AGİ’deki artış yoluyla, vergideki artış (net maaştaki düşüş) telafi edildiğinde, işverene yansıyan bir maliyet artışı da yaşanmıyor.

AGİ NET ÜCRETİ NASIL ARTTIRIYOR?

Evli ve çocuklularda AGİ daha yüksek olduğundan net ele geçen maaş 1.603 liranın da üzerine çıkıyor. İşverenler, çalışanların ücretleri üzerinden hesapladıkları vergiyi, AGİ kadar daha az ödüyorlar vergi dairesine. Hesaplanan AGİ’yi, çalışanlarına (net ücretlerine ilaveten) ödüyorlar. AGİ’nin hesabı, asgari ücret üzerinden yapılıyor. AGİ’ den kaynaklı çalışana ödenecek yıllık tutar; yıllık asgari ücretin yarısına, yüzde 15 oranı uygulanarak bulunuyor.  (GVK Md. 32) 2018 için bu tutar bekâr bir çalışan için aylık 152,21 liraya denk gelmekte. ‘Çalışmayan eş’ ve çocuklardan dolayı çalışanlara ilave olarak ödenecek AGİ tutarları Tablo 2’den görülebilir.

 

Yazının devamı...

İşverenler çalışanlarının bilgisayarını inceleyebilir mi?

Yönetim çarpıcı açıklamalar yaptı... Üzerinden bir hafta geçti, ancak Fenerbahçe’de sular henüz durulmadı... Sezona yeni teknik direktör ve 11 futbolcu transferiyle başlayan Fenerbahçe’de, beklenmeyen puan kayıpları son bulmadıkça tartışmaların daha da devam edeceği anlaşılıyor...

Bu tartışmalarda en çok ‘kulüp dışına bilgi sızdırıldığı’ iddiası dikkat çekti. Araştırma sonucunda; işine son verilen antrenörlerin kulüp e-posta adreslerinden (fenerbahce.org) özel e-posta adreslerine (gmail.com) kulübe özel veri ve istatistiklerin gönderildiğini bizzat Başkan Ali Koç açıkladı...

Açıklamalardan; kulüp içinde kapsamlı bir iç denetim yapıldığı ve inceleme sonuçlarına göre bu bulgulara ulaşıldığı anlaşılıyor...

İçerden bilgi sızdırma vakaları ve kurum içi incelemeler şirketlerin de gündemine gelebiliyor. Ardından şu iki soru da soruluyor tabiatıyla.

İşletmeler; çalışanlarının kullandıkları bilgisayarları üzerinde, onların bilgisi olmadan inceleme yapabilir mi? Yargı, işverenlerin yapmış oldukları incelemeleri nasıl değerlendiriyor?

Yargıtay kararlarında; tereddüte yer vermeyecek şekilde işverenin bilgisayar ve elektronik postalar üzerinde denetleme yetkisi olduğu vurgulanıyor: 22’nci Hukuk Dairesi’nin 3 Mayıs 2016 tarihli kararında konu şu şekilde belirtilmiş: “... görevi gereği işverenin işlerini yürütmesi için kendisine (çalışana) verilen bilgisayar üzerinde davalı şirketin inceleme yaptırdığı anlaşılmaktadır. İşverenin kendisine ait bilgisayar ve elektronik posta adresleri ile bu adreslere gelen elektronik postaları her zaman denetleme yetkisi bulunmaktadır. Kaldı ki, davacı işçinin özel işleri için işverenin izni olmadan bilgisayarı kullanması kabul edilemez. Bu sebeplerle, davalı işverenin bilgisayar verilerine delil olarak dayanmasında hukuka aykırılık bulunmamaktadır.” (E. 2016/6321, K. 2016/13143)

Yargıtay 9’uncu Hukuk Dairesi’de aynı yönde kararını açıklıyor. 13 Aralık 2010 tarihli kararda “…görevi gereği işverenin işlerini yürütmesi için kendisine verilen bilgisayar ve e-mail adreslerini kullanarak iş akdi daha önce feshedilen S. A. ile işle ilgili olmayan elektronik yazışmalar yaptığı, bu yazışmalar sırasında işverenin şahsına yönelik hakaret niteliğinde sözler sarf ettiği işyeri sırrı sayılabilecek konularda da yazışmalar yaptığı anlaşılmıştır.

İşverenin kendisine ait bilgisayar ve e-mail adresleri ile bu adreslere gelen e-postaları her zaman denetleme yetkisi bulunmaktadır. Davalı işverene ait bilgisayarları ve e-mail adreslerini özel yazışmalarda kullanıp işverene hakaret niteliğinde sözler sarf etmenin, işveren açısından 4857 sayılı Yasanın 25 II-b. maddesi uyarınca sataşma niteliğinde haklı fesih nedeni oluşturacağı anlaşılmakla davacının ihbar ve kıdem tazminatı taleplerinin reddi yerine yazılı gerekçe ile kabulü hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.” (E. 2009/447, K. 2010/37516)

Şirketlerin; iş sözleşmelerinde, şirket içi yönetmeliklerde, ‘çalışanlara iş amaçlı kullanım için tahsis edilen şirket bilgisayarları üzerinde işverenin gerektiğinde inceleme hakkının olduğu’ yazılı olarak da bildirilmiş olması gerekiyor.

Yazının devamı...

İstifa da değil, işten çıkarma da değil… Üçüncü yol: ‘İkale’

Çalışan istifa etmiyor, işveren işten çıkarmıyor, ‘Karşılıklı anlaşılarak iş sözleşmesi sonlanıyor.’ Bu üçüncü yöntemle de; yani ikale sözleşmesi imzalanarak da, çalışan ve işveren anlaşarak, iş sözleşmesine son verebiliyor.

Aslında İş Kanunu’nda ‘ikale’ sözleşmesinden bahsedilmiyor. Gelir Vergisi Kanunu’nda da (GVK) yakın bir zaman öncesine kadar ‘ikale’ geçmiyordu. (27.3.2018 tarihli Resmi Gazete ’de yayımlanan 7103 sayılı yasa ile GVK Md. 25 ve Md. 61’de artık ikaleden bahsediliyor) Uygulamada ise öteden beri işveren ve çalışan ikale sözleşmesi imzalayabiliyor.

İkale’de iki kritik konu var... İlki: İkale yoluyla iş sözleşmesi sonlandığında çalışana hangi ödemeler yapılacak? İkincisi: Ödenecek bu kalemlerden ne kadar vergi kesilecek?

Birinci konudan; yani ‘ikale sonucunda çalışana hangi tazminatların ödeneceği?’ konusundan başlayalım...

Yargı kararlarına göre; ikale sözleşmesiyle çalışana kıdem ve ihbar tazminatları ödense bile ilaveten  (ikale talebi de işverenden gelmişse) makul yarar içerecek bir tutarda ödeme yapılması da gerekiyor. Yakın tarihli bir kararda makul yarar şu şekilde belirtiliyor: “Fesih talebinin işverenden gelmesi durumunda makul yarar, davacı işçinin fesih sonrasında elde edeceği maddi değerler ile yerleşik içtihatlarımıza göre 4 aylık ücret tutarını karşılaması gerekmekte olup, ikale sözleşmesi ile davacıya 2 aylık ücret ödemesi yapılmış olup, makul yarar sağlanamadığı...” (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2017/23432, K. 2018/8361, T. 11.4.2018) 

Makul yarar aranmasının nedeni; çalışanın ikale sözleşmesi imzalamasıyla işsizlik sigortasından yararlanma hakkı da kalmıyor, iş güvencesi hükümlerinden (4-8 aylık ücret tutarında hesaplanan işe başlatmama tazminatı gibi) yararlanma hakkı da kalmıyor.

İş güvencesi hükümlerinden yararlanabilmek için; ‘çalışanın en az 6 aylık kıdemi olması’ ve ‘çalışılan işyerinde en az 30 işçinin çalışıyor olması’ gibi kriterler gerektiğini de ayrıca belirtelim. (İş Kanunu Md. 18) 

İkale talebi eğer işçiden gelmişse çalışana yalnız kıdem ve ihbar tazminatının ödenmesi yeterli görülebiliyor.  Yargıtay’ın 19 Mart 2018 tarihli kararında konu şu şekilde açıklanıyor: “İş yeri kayıtlarından yapılan bu ödemenin kıdem ve ihbar tazminatını karşılar nitelikte olduğunun anlaşıldığı, ikale teklifinin davacı işçiden gelmesi sebebiyle de, geçerlilik koşullarının oluştuğu tespit edildiğinden, ikale sözleşmesi yolu ile iş sözleşmesi sona eren davacı işçinin iş güvencesi hükümlerinden yararlanması söz konusu olmayacağından...” (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2018/505, K. 2018/5425)

İş sözleşmesi sonlanırken; çalışan için veya işveren için haklı neden söz konusu olduğunda tazminat ve diğer ödemelere ilişkin hesaplamaların ayrıca değerlendirmesi de gerekecektir. İkale de diğer bir önemli unsur da “işçinin iradesinin fesada uğratılmamış olması” yani baskı altında sözleşmenin imzalanmamış olması...

Şimdi ikale sözleşmesiyle yapılacak ödemelerin vergilendirilmesine bakalım...

Çalışanlara; işten ayrılma, emekli olma, dava açılmaması vb. nedenlerle karşılıklı sonlandırma sözleşmesi kapsamında iş kaybı tazminatı, iş sonu tazminatı, iş güvencesi tazminatı gibi ödemeler yapılabiliyor. Bu durumda; ödenecek -kıdem tazminatı dahil toplam tutarın- kıdem tazminatı tavanı kadar kısmı için gelir vergisi hesaplanmayacak.  İstisna olacak. Sayılan bu ödemeler toplamının istisnayı aşan kısmı-tutarı, ücret olarak gelir vergisine tabi tutulacak.

Yeni uygulamanın nasıl olacağını Maliye, Gelir Vergisi Genel Tebliği (Seri No: 303) ile açıkladı… Hesaplamaya ilişkin bir örnek de (Tebliğde geçen) aşağıda yer almakta. Tebliğdeki örnek 2018’in ilk 6 ayına ilişkin olduğundan ve hesaplamada ilk 6 aylık kıdem tazminatı tavanı (5.001,76TL)  dikkate alındığından, güncel kıdem tazminatı tavanı (5.434,42 TL) ayrıca dikkate alınmalı.

İKALE SÖZLEŞMESİ İÇİN VERGİ HESAPLAMA ÖRNEĞİ

Örnek : Ç A.Ş.’de 10 yıl süreyle çalıştıktan sonra 12/1/2018 tarihinde işten ayrılan Bay H’ye, işvereni tarafından 1475 sayılı Kanun uyarınca, kıdem tazminatına esas ücreti olan 3.000 TL üzerinden 30.000 TL kıdem tazminatı ile karşılıklı sonlandırma sözleşmesine (ikale) istinaden 50.000 TL iş güvencesi tazminatı olmak üzere toplam 80.000 TL ödeme yapılmıştır. 2/1/2018 tarihi itibariyle 657 sayılı Kanuna tabi en yüksek Devlet memuruna bir hizmet yılı için ödenecek azami emekli ikramiyesi tutarı 5.001,76 TL dir.

Bay H’ye yapılan 80.000 TL lik ödemenin gelir vergisinden istisna edilecek tutarı aşağıdaki gibi olacaktır.

Kıdem tazminatı tutarı 30.000,00 TL

İş güvencesi tazminatı 50.000,00 TL

Ödenen toplam tutar 80.000,00 TL

Vergiden istisna edilecek tutar (5.001,76x10=) 50.017,60 TL

Vergiye tabi tutar (80.000-50.017,60=) 29.982,40 TL

 

Yazının devamı...

Otomobilde ÖTV ve KDV hesabı

Hangi satış fiyatına sahip otomobil için hangi oranda ÖTV ödeneceği aşağıdaki tablodan görülebilir. Örneğin; Motor silindir hacmi 1600 cm³’ü geçmeyen, vergiler (ÖTV+KDV) dahil fiyatı 123 bin 900 lira olan bir araç artık 119 bin 770 liraya satılacak. Bu aracın vergiler hariç çıplak fiyatı 70 bin lira iken artık yüzde 50 değil, yüzde 45 ÖTV hesaplanacak. Toplamda 4.130 TL daha düşük fiyata faturalanmış olacak. (Çıplak fiyat 70.000 + yüzde 45 ÖTV 31.500 TL + yüzde 18 KDV 18.270 TL = 119.770 TL)

Son değişiklik; araçların ÖTV+KDV dahil fiyatlarına yüzde 3.3 ile 7.8 arasında indirim olarak yansıyor. Emre Özpeynirci, Hürriyet’te (24.09.2018) ÖTV hesaplanmasında yapılan değişikliğin hangi araç için ne kadar fiyatları düşürdüğünü ayrıntılı olarak açıklamıştı... Biz şimdi binek otomobilin anahtar teslim fiyatı içine yedirilmiş vergilerin diğer ödenecek vergilere etkilerine göz atalım... Sade vatandaş için; aracın (vergiler dahil) anahtar teslim fiyatı önemlidir yalnızca... İşletmelerde ise durum farklı; ödenen paranın ne kadarı ÖTV, ne kadarı KDV ayrıca irdelenir.Şahıs işletmeleri de, anonim ve limited şirketler de ödeyecekleri verginin hesabında ÖTV’yi gider yazabiliyor. Şahıs işletmeleri Gelir Vergisi (GV) hesabında, şirketler Kurumlar Vergisi (KV) hesabında ÖTV’yi gelirlerinden düşebiliyorlar. Aracın binek oto olması da fark etmiyor. Hatta binek otoda ÖTV’ye ilaveten aracın KDV’si de gider yazılabiliyor. (Panelvan, kamyon gibi ticari araç KDV’si ise, işletmenin ödeyeceği KDV’den düşülebiliyor.) Binek oto alımında ödenen ÖTV ve KDV gider yazılmak yerine istenirse otonun maliyetine de ilave edilebilir.

Örneğin; çıplak vergisiz bedeli 70 bin lira olan binek otomobil için ödenecek, 31 bin 500 lira ÖTV ve 18 bin 270 lira KDV tutarının tamamı (49 bin 770 lira) gider yazılabiliyor.

Otomobilin; ÖTV ve KDV binmemiş çıplak bedeli de (70 bin lira) yine gider yazılabiliyor ancak bu gider beş yıla yayılmak zorunda. 2018 için kıst amortisman (1 Ekim’de alınan oto için 3 aylık gider), 2019 ve sonraki yıllar için tam amortisman (1 yıllık gider) ayrılarak gider yazılabilir. (1 Ekim’de alınan aracın çıplak bedeli; binek otolar için son üç aya isabet eden kısmı kadar, ticari araçlarda ise 2018’in tamamı için 1 yıllık amortisman gideri yazılabilir.)   

Dolayısıyla şahıs işletmeleri ve şirketler, satın aldıkları binek otolar için ödedikleri bedellerin tamamını, vergi hesabında gider olarak yazabiliyorlar. Ayrıca iş amaçlı kullanılan araçların bakım, onarım ve akaryakıt harcamalarını, yine gider olarak kaydedebiliyorlar.

“Otomobilin vergileri, sigorta ödemeleri, bakımı, muayenesi... Bunların hiçbirinin yükü üzerimde olmasın” diyen işletmeler satın alma yerine kiralamayı tercih ediyor. Kiralamada operasyon yükü işletme üzerinden kalkarken, vergisel olarak da bir kayıp oluşmuyor. Çünkü kiraya veren firmadan alınan faturada yer alan kiralama bedeli doğrudan gider kaydedilebiliyor. Kiraya veren firmaya ödenen KDV’de, kiracı işletmenin ödenecek KDV’sinden düşülebiliyor. Araç alımı için baştan toplu bir para çıkışı da söz konusu olmuyor. İşletmeler yeter ki; ödeyecekleri ‘kiralama maliyeti’ ile alternatifi olan ‘satın alma maliyetini’ karşılaştırdıklarında kiralamayı tercih etmiş olsunlar. Kiralama konusu araç için yapılan akaryakıt masrafları gider yazılabiliyor.

Yazının devamı...

Okul faturalarının vergi avantajı var mı?

Vergi iade zarfları vardı 2007 yılına kadar. Tüm çalışanlar; yıl boyu alışverişlerinde topladıkları gıda, giyim, sağlık vb. harcamalara ilişkin fiş ve faturalarla beraber eğitim faturalarını da zarfa yazıp işyerlerine verdiklerinde devletten vergi iadesi alıyorlardı. Vergi iadesinin oranı, toplanan fiş-faturanın yüzde 4’ü ila 8’i arasındaydı.

O döneme de göndermede bulunarak bugünlerde şu soru çok soruluyor: “Çocuklarımın okul faturalarının vergi avantajı var mı?”

Hangi veli ‘gelir vergisi beyannamesi’ veriyorsa, onlar okul faturalarını indirim olarak dikkate alıp ödeyecekleri vergiyi azaltabilirler. Gelir vergisi beyannamesi vermeyenler içinse okul faturalarının bir vergi avantajı yok. Bordrolu çalışanlar mesela. Çalışanların vergileri, işverenlerince stopaj yoluyla kesilip Maliye’ye ödendiğinden okul faturaları vergi hesabında dikkate alınamıyor. (Birden fazla işverenden ücret alan ve ikinci -ve varsa daha fazla- ücreti yıllık 34 bin lirayı geçenler, beyanname vermek zorundalar.)

Gelir vergisi beyannamesi veren mükellefler (esnaf, doktor, avukat, kira gelirinden- gayrimenkul satış kazancından dolayı beyanname verenler...) eğitim faturalarını vergi hesabında indirim olarak dikkate alabiliyorlar. Ancak gelirin yüzde 10’u ile sınırlı vergi hesabına dâhil edilebilecek fatura tutarı... Eğitim masrafları, gelirin yüzde 10’unu aşmayacak şekilde vergiyi azaltıcı etkiye sahip. Söz konusu harcamaların Türkiye’de yapılmış olması ve mükellefin kendisi, eşi ve küçük çocuklarına ilişkin olması gerekiyor.

KAYIT DIŞI GELİRİ OLAN DAHA AVANTAJLI

Geçmiş yıllarda da dile getirdiğim bir konu... Teşvikte kayıt dışı geliri olan daha avantajlı...

Özel okulda öğrenci okutan velilere sağlanan eğitim desteğinden yararlanmak için dikkate alınan kriterlerden birisi de anne-babanın yıllık geliri... Gelir ne kadar düşükse, teşvikten yararlanma imkânı da o kadar yüksek. Teşvik kişi başına yıllık 3.290 lira ile 4.610 lira arası değişiyor. Yani; vatandaşa hatırı sayılır bir katkı sağlanmakta. (Uygulamaya yönelik tebliğ, 12 Ağustos 2018 tarihinde Resmi Gazete’ de yayımlandı.)



Tabii ki teşvikten düşük geliri olan yararlanmalı... Ama sonuçta; maaşı gerçek değerinden bordroda görünen ve dolayısıyla daha çok vergi ödeyen çalışanlar, maaşı düşük görünen çalışanlara göre haksız rekabete uğruyor, özel eğitim teşvikinden yararlanamıyor.

Bu haksız rekabetin çözümü ise; kayıt dışı ile etkin mücadele... İdeal durum; herkesin bordrosu, vergi levhası gerçeği göstersin, kayıt dışı olmasın. Peki; şu anda bu hemen sağlanamıyorsa... Onun da çözümü; eğitim faturalarının bordrolarda vergiden düşülebilmesine imkân tanınsın. Böylece; kayıt dışındakiler değil kayıt içindekiler avantajlı hale gelecektir. Çocuğunun eğitim faturalarını-ödeme belgelerini işverene veren çalışanlar; her ay net maaşının, bu faturalardan dolayı arttığını görecektir. Aynı; özel sağlık ve hayat sigorta poliçelerinin işverenlere verildiğinde olduğu gibi... (Her ne kadar indirim yapılabilecek poliçe tutarları; hali hazırda ücretin yüzde 15’lik kısmı ve asgari ücretin yıllık tutarı gibi kısıtlara tabi olsa da... Hayat sigorta primlerinin ancak yarısı vergi matrahından indirilebiliyor. Eğitim faturalarına vergide indirim hakkı tanınması durumunda bu kısıtlar, veli lehine esnetilebilir.)

Ayrıca; halen uygulanan teşvik zaten veliye de ödenmiyor, okula nakden ödeniyor. (Okul, devletten aldığı teşviki veliye yansıtıyor.) Mevcut teşvik uygulamasında; özel okulların yıllık ücretlerine yaptıkları zamla, desteğin öğrenci velisine yansıtılmama riski de var... Eğitim faturalarının, çalışanın vergi hesabında dikkate alınması durumunda ise veliye yansımayan teşvik riski de bertaraf edilmiş olacaktır. 

Yazının devamı...