GÜNDEM
SPORARENA
YAZARLAR
EKONOMİ

Uygulamada okumaya devam et.

Hangi çalışanlar vergi iadesi alacak?

Vergi iadesi için gerekli üç ana koşulu söyleyelim önce.

1) Çalışanın 27 Mart 2018’den önce işten ayrılmış olması,

2) Çalışanın karşılıklı sonlandırma sözleşmesi veya ikale yoluyla işten ayrılmış olması (İstifa veya işten çıkarma yoluyla işten ayrılmamış olması.)

3) Çalışana iş kaybı tazminatı, iş sonu tazminatı, iş güvencesi tazminatı gibi çeşitli adlar altında ödeme yapılmış olması gerekiyor.

Ayrıca bu hakedişler üzerinden hesaplanan gelir vergisinin hesaplanıp ödenmiş olması da gerekiyor. (30.1.2019’da Resmi Gazete’ de yayımlanan 7162 sayılı kanunla, Gelir Vergisi Kanunu’na-GVK- eklenen Geçici Md. 89)

27 Mart 2018 tarihinden önce ikale sözleşmesi yoluyla işten ayrılma gerçekleşmiş olsa da, bu sırada çalışana “normal ücret, ihbar tazminatı, izin parası” gibi ödemeler üzerinden kesilmiş olan vergilerin iadesi ise söz konusu değil.

Ayrıca vergi iadesinin alınabilmesi için dava açılmaması, açılmış davalardan vazgeçilmesi koşulu da bulunuyor.

Peki, 27 Mart 2018 tarihinden sonra hesaplamalar nasıl yapılacak? Yeni durumda artık; çalışan ve işveren ikale sözleşmesi ile yollarını ayırdığında ‘kıdem tazminatı tavanına kadar tutar için’ vergi hesaplanmıyor. Tavanı aşan miktar için vergi hesaplanıyor. (27.3.2018 tarihli Resmi Gazete ’de yayımlanan 7103 sayılı yasa md.5 )

Örnekleyelim... 5 bin lira brüt ücreti olan ve 10 yıldır o işyerinde çalışan bir işçi için, işveren ve çalışan karşılıklı anlaşarak yollarını ayırmış olsun. Anlaşmaya göre; işveren, çalışanına kıdem tazminatına ilaveten 30 bin lira da iş kaybı tazminatı ödeyecek olsun. Çalışanın, tavanı aşmayan kıdem tazminatı tutarı için zaten gelir vergisi hesaplanmaz. Dolayısıyla bu çalışanın her bir çalışma yılı için, bir aylık ücreti kadar (10 yıl x 5 bin lira= 50 bin lira) hesaplanacak kıdem tazminatı üzerinden gelir vergisi kesilmeyecek, 50 bin lira net olarak ödenecek.

İkale sözleşmesi kapsamında; toplam hesaplanan brüt tazminatın yalnızca (80.000-60.176=) 19.824 TL’lik kısmı için çalışanın maaşından gelir vergisi hesaplanacak-kesilecek, kalan tutar (80.000-19.824=) 60.176 TL ise vergi kesilmeden net olarak çalışana ödenecek. (2019’da, her bir yıl çalışma yılı için ödenebilecek güncel kıdem tazminatı tavanı: 6.017,60 TL olarak belirlendi. Dolayısıyla 10 yıllık vergisiz tazminat tutarı 60.176 TL)

Binde 7.59 oranında damga vergisi de, hesaplanacak tazminat için ayrıca dikkate alınmalı.

İKALENİN SEBEBİ

İkaleye üçüncü yol diyebiliriz. Çalışan istifa etmiyor, işveren de işten çıkarmıyor, karşılıklı anlaşılarak iş sözleşmesi sonlanıyor… Peki; çalışan işverenden gelen ikale teklifini neden tercih etsin? Çalışanın; ikale sözleşmesini imzalamasıyla, kıdem tazminatına ilaveten ‘makul yarar da’ sağlıyor olması lazım. Yukarıdaki örnekte de yer aldığı gibi; Yargıtay kararlarında da, “ikale sözleşmesini imzalayan çalışanın, kıdem tazminatına ilaveten makul yarar sağladığı durumda” ikale sözleşmesinin geçerliliği söz konusu olabilir.

İkale anlaşması yapılmadan işten çıkarma söz konusu olduğunda, (işverenin haklı nedeni de yoksa) çalışan işsizlik sigortası gibi önemli bir ödeneğe sahip olabilecek. Ayrıca iş güvencesi kapsamındaki (en az 30 işçi çalıştırılan) işyerlerinde çalışanlar için, işe iade hakkı da var. (İş Kanunu Md. 18) Makul yarar da bu yüzden aranıyor zaten… İkale yoluyla ayrılma olduğunda, çalışanın bu haklardan mahrum kalmasına karşılık makul yarar elde etmesi gerekiyor. (İkale talebinin işverenden değil çalışandan gelmesi durumunda makul yararı karşılayacak tutar da, tabiatıyla daha düşük hesaplanacaktır.)

Diğer yandan çalışan; ikale sözleşmesi olmadan işten çıkarıldığında, arabuluculuk ve (arabulucudan anlaşma çıkmadığı durumda) mahkeme gibi süreçlerin sonucunu beklemek zorunda kalıyor.

İkale de diğer bir önemli unsur da “işçinin iradesinin fesada uğratılmamış olması” yani baskı altında sözleşmenin imzalanmamış olması...

İkaleye ilişkin; gerek gelir vergisi mevzuatında yer alan düzenlemeler (yasa maddeleri ve tebliğ) gerek İş Yasası açısından örnek yargı kararları vergidoktoru.com.tr adresinden görülebilir.

Yazının devamı...

Hafta sonu otomobil satışı da mümkün, vergisine dikkat!

Oto pazarlarına hafta sonunda satışa getirilen otomobillerin müşterisi çıksa da, açık noter olmadığından satış sonuçlanamayabiliyordu.

Belli ki; hafta sonu nöbetçi noterlik uygulaması, ikinci el pazarına ciddi bir hareketlilik getirecek.

Satılan otomobil sayısının artmasıyla satıcı için vergisel riskler de başlıyor ama. Maliye, otomobil satan vatandaşlardan, geçmiş yıllara ilişkin sonradan cezalı vergi isteyebiliyor.

Hali hazırda vergi mükellefi olup araç alım satımı faaliyeti gösterenler için bir şey değişmiyor tabii ki. Onlar zaten kayıtlı olarak faaliyet gösteriyorlar. Şahıslar; gelir vergisi mükellefi olarak, limited ve anonim şirketlerse kurumlar vergisi mükellefi olarak faaliyet gösteriyorlar. Vergi dairesinde ticari faaliyet kaydı olmayan sade vatandaş içinse vergisel riskler devreye giriyor.

Kendi otomobilini ihtiyaçtan veya değiştirmek amacıyla satan için risk yok normalde. Ama, aynı yılda veya birkaç yıl içerisinde satışı yapılan otomobil sayısı arttığında, Maliye’nin radarına takılma olasılığı beliriyor. Radara takılanlara cezalı vergiyle birlikte; geriye doğru vergi mükellefiyeti de tesis ettiriliyor, “Sen aslında bu kadar adet araç satmakla ticaret yapmışsın ve bu satıştan elde ettiğin kazancını da beyan etmemişsin, vergi dairesine de kayıt olmamışsın” denilebiliyor.

Peki, bu konudaki kriterler neler? Aynı yıl içinde vatandaş, kaç otomobil sattığında vergi mükellefiyeti açtırması gerekiyor? Veya; bir veya birkaç yıl içinde, kaç adet otomobil, kamyonet vb. araç alım satımı yapıldığında risk başlıyor? Maalesef bu soruların cevabı vergi yasalarında yazmıyor. Maliye, otomobil satış işleminin ‘devamlı olarak’ yapıldığına kanaat getirdiğinde cezalı vergiyi de istiyor, mükellefiyet tesisini de yapıyor.

Cezalı işlem sonrası vatandaş yargıya da gidebilir tabii ki. Yargı kararlarının; daha çok vatandaşın lehine olduğunu görüyoruz. Ancak Danıştay kararlarında ticari faaliyet yapıldığının göstergesi olarak “alım satımların sayısal çokluğu“ kriterinin “devamlılık” ve “kazanç elde etme amacı” kriterleriyle birlikte değerlendirdiğini de görüyoruz.

Yasada kriterler net olmadığından hangi araç satışlarının ticari faaliyet olacağı konusunda kafa karışıklığı yaşanıyor. Ne kadar sürede kaç adet otomobil vb. motorlu taşıt satıldığında, bu işlemin ticari faaliyet sayılıp vergilendirileceği konusu Gelir Vergisi Yasası’nda somut olarak belirtildiğinde tereddütler giderilecektir.

Aşağıda Danıştay kararlarından üç örnek yer almakta. Vatandaşlar olası cezalı işlemlerle karşılaştıklarında, bu kararlar kuşkusuz yol gösterici olacaktır. Mali müşavir desteğinde bu kararların, kendi durumlarıyla örtüşen ve ayrışan taraflarının ayrıca değerlendirilmesi gerekecektir.

1- Bir faaliyetin ticari faaliyet olabilmesi için, hem alım satımlarda devamlılık ve süreklilik bulunması hem de kazanç elde etme amacıyla yapılmış olması zorunludur. Bu husus ise şüphesiz ilgili dönemlerde yapılan alım satımların sayısal çokluğuna da bakılarak karar verilecek bir husustur. Aksi takdirde bu şartları taşımayan bir faaliyeti ticari faaliyet olarak kabul etmek hayatın olağan akışı ile ticari icaplara da uygun düşmez (Danıştay 4. Daire, E. 2013/9467, Tarih 15.5.2017)

2- 2007, 2008 ve 2010 yıllarında toplam beş adet araç alım satımı yaptığının tespit edilmesi üzerine adına mükellefiyet tesis edilmiştir. Ancak araç alım satımlarının değişik yıllara yayıldığı, kar amacı güdülerek ve bu satışlardan kar elde edildiği yönünde somut bir tespitin bulunmadığı göz önüne alındığında, ticari faaliyetin varlığının en önemli unsurları olan devamlılık ve süreklilik ile kazanç elde etme amacı koşullarının olayda gerçekleştiğini kabul etmek mümkün değildir. (Danıştay 4. Daire, E. 2012/5419, Tarih 27.10.2015)

3- “2003 yılında satın alınan 4 taşıtı, 2004 ve 2005 yıllarında”, “2004 yılında alınan 2 taşıtı, 2005 ve 2006 yıllarında”, “2006 yılında satın alınan 4 taşıttan üçünü 2007 yılında” sattığı ve adına kayıtlı 2 taşıt daha bulunduğu saptanan davacının bu alım-satım faaliyetinden elde ettiği kazancın ticari kazanç olarak vergilendirilmesine ilişkin tüm koşullar gerçekleşmiştir. (Danıştay 3. Daire, E. 2007/3751, Tarih 11.6.2009)

Yazının devamı...

2019’da ücretler hangi ayda ne kadar azalacak?

Geçen yıldan itibaren kalıcı çözüm getirildi. Yılın başındaki net asgari ücret, AGİ artışı yapılarak yılın sonuna kadar korunabiliyor artık. (Gelir Vergisi Kanunu Md. 32’ye ilave yapılarak...)

Asgari ücretlilere; 2019’da yıl boyu aynı net ücretin (2 bin 20 lira) ödeneceği konusunda bir tereddüt kalmadı dolayısıyla.

Peki, daha yüksek ücretliler? Tabi ki; onlar için, yıl içinde ücretin toplam büyüklüğünün artışıyla beraber vergi oranları,
önce yüzde 15’den 20’ye, daha sonra da yüzde
27 ve 35’e kadar çıkıyor.

Oran artışları; sırasıyla -yıl içi toplam vergi matrahı- 18 bin lirayı aştığında, 40 bin lirayı aştığında ve son olarak 148 bin lirayı aştığında gerçekleşecek.

Brüt ücretli çalışanlar için, işverenler her ay aynı maliyete ( 1- net maaş, 2-vergiler, 3- sigorta primleri)  katlanıyorlar. Ancak ‘bu üç kalemin toplamı’ yıl içinde değişmese de, net maaş azalıp, maaştan kesilen vergi ise artabiliyor.

2019 için; brüt üzerinden ücreti hesaplanan çalışanların ilerleyen aylarda net maaşlarının değişimleri Tablo- 1’den görülebilir...

Örneğin; 4 bin lira brüt ücreti olan bir çalışan, ocak maaşı olarak net 3.051,52 lirayı hesabında görebilecekken, haziran, temmuz ve aralık aylarında ise hesabına daha az maaş yattığını görecektir. Net maaşının haziranda 2.931,52 liraya, temmuzda 2.881,52 liraya ve aralıkta ise 2.825,52 liraya düştüğünü görecektir. Brüt 4 bin lira maaşlı çalışanın net maaşında; yılın başı ile yılın sonu arasındaki fark-azalma 226 liraya denk geliyor.

NET ÜCRETLİLERDE İŞVEREN MALİYETİ ARTACAK

İşyerlerinin büyük çoğunluğunda ücretler net üzerinden hesaplanmakta ve bu işyerlerinde çalışanlar için “yıl içinde maaşım ne kadar azalabilir?” kaygısı da yaşanmıyor... Ocak ayında net maaş ne kadarsa, haziranda da, eylülde de hep aynı maaş çalışanların banka hesaplarına yatırılıyor. Yıl içinde çalışanların ücretlerinin gelir vergisi oranı ve vergi tutarı değişse-artsa bile, bu artış çalışanın net maaşını etkilemiyor, işveren bu vergi artışını üstleniyor. Bu işyerlerinde; yılın ilerleyen aylarında işverenler, Maliye’ye ücretler üzerinden daha yüksek tutarda gelir vergisi öderler... Dolayısıyla işverenin ücret maliyetleri yıl içinde ocak ayına göre artış gösterir.

Örneğin; 4 bin lira net ücreti olan bir çalışan için, işveren ocak ayında 6.258,88 lira maliyet üstlenecekken, yıl için de bu maliyet dört kez kademeli olarak artarak yılın sonunda 7.300,49 liraya yükselecektir. Tablo 2’de görülebilir; 4 bin lira net ücret için ocak ayına göre; nisanda, mayısta, eylülde ve ekim ayında yüklenilecek işveren maliyeti dört kez artırıma tabi olacaktır.

Net maaşın 12 ay boyunca aynı kalması için; işverenin her bir çalışan için ödediği vergi, ilerleyen aylarda artacaktır. Artışın nedeni; yılın başında ücreti üzerinden yüzde 15 vergi hesaplanan bir çalışan için, ilerleyen aylarda yüzde 20, 27 ve yüzde 35’e kadar varan oranlarda vergi hesaplanma zorunluluğu...

Brüt ücret üzerinden maaşı hesaplanan çalışanlar için net maaşın yıl içinde ne kadar azalacağını veya net ücret üzerinden maaşı hesaplanan işyerleri için işveren maliyetinin yıl içinde ne kadar artacağına dair daha düşük ve daha yüksek ücret örnekleri vergidoktoru.com.tr internet adresinden görülebilir.

 

Yazının devamı...

Kapıcı, bahçıvan ve engelliler için vergi avantajı

Aslında kapıcılar için de; 2019’da aynı ‘brüt asgari ücret’ uygulanacak. 27 Aralık 2018 tarihli Resmi Gazete’ de brüt asgari ücret günlük 85.28 lira olarak yayımlandı. Açıklanan brüt ücret (aylık 2.558,40 lira) üzerinden vergi ve sigorta primleri (toplam 729,37 lira) düştükten sonra ve asgari geçim indirimi (AGİ) ilavesi (Bekâr çalışan için 191.88 TL) sonrasında net asgari ücret 2.020 liraya denk geliyor.

Kapıcıların asgari ücret hesabındaki farklılık; brüt ücretlerinden vergi kesilmemesinden kaynaklanıyor. Konutlarda çalışan kapıcılar için de, bahçıvanlar için de vergi kesintisi söz konusu olmuyor. (GVK Md. 23/6). Bu kişilerin brüt ücretinden (2.558,40 lira) vergi kesilmediğinden, brütten nete ulaşırken yalnızca sigorta primleri (383.76) düşüldüğünden net ücret de daha yüksek (2.174,64) hesaplanır.

Kapıcı, bahçıvan gibi çalışanların asgari ücretine de (2018 neti 1.725,08 TL) aynı oranda (% 26.06=449.56 TL) zam yapılmasına ve aynı brüt ücrete sahip olmasına rağmen alacakları net ücretler daha yüksek olarak hesaplanır.

Tabloda; brütten nete ulaşırken hangi kalem kesintilerin olduğu ve işveren maliyetinin toplamı da görülebilir.

ENGELLİ ÇALIŞANLARDA ÜCRET HESAPLAMASI

Çalışma gücünün asgari yüzde 80’ini kaybetmiş bulunan çalışan birinci derece engelli, asgari yüzde 60’ını kaybetmiş bulunan çalışan ikinci derece engelli, asgarî yüzde 40’ını kaybetmiş bulunan çalışan ise üçüncü derece engelli sayılır. Engellilik dereceleri itibariyle belirlenen aylık tutarlar, çalışanın vergi hesabında ücretinden indirilir. Bu indirim çalışanın ücretinden kesilen verginin azalmasını ve net ücretin artmasını sağlar.

2019 için engellilik indirimi (aylık) tutarları şöyle: Birinci derece engelliler için 1.200 lira (2018, 1.000 lira), ikinci derece engelliler için 650 lira (2018, 530 lira) ve üçüncü derece engelliler için 290 lira. (2018, 240 lira.) (31.12.2018 tarihli Resmi Gazete, 305 no.lu GV Genel Tebliği)

2019 Asgari Ücreti net 2.020 lira iken, 1.nci derece engelli çalışan için net 2.155,22 lira (2018, 1.709,67 lira) , 2.nci derece engelli çalışan için net 2.118,41 lira (2018, 1.682,62 lira), 3.ncü derece engelli çalışan için net 2.064,41 lira (2018, 1.639,12 lira) olarak hesaplanır. (Tablo 2.) Engellilerin net ücretindeki bu artış, işveren maliyetini artırmazken, hesaplanan vergideki azalma yoluyla net maaşta artışa neden olur.

 

Yazının devamı...

Destek çok ama kasada para yok

Yüzde 15’den başlayıp; yıl içinde ücret toplamının büyümesiyle, yüzde 35’e kadar çıkıyor kesilen verginin oranı. Futbolcuların gelirleri de vergi mevzuatına göre ‘ücret’ sayılmasına rağmen, süper lig futbolcularından sabit yüzde 15 vergi kesiliyor. Kesilen bu vergilerin Maliye’ye ödenmesinin ardından, ‘amatör branşlarda harcanmak üzere’ tekrar kulübe iadesi de mümkün olabiliyor. (3289 Sayılı Kanunun Ek 12.nci maddesiyle, 2018 Haziran’dan itibaren vergi iadesinden yararlanılabiliyor.)

 Yani kulüpler ve futbolcular pozitif ayrımcılığa tabi vergi konusunda. Kulüplere endirekt sağlanmış bir avantaj daha var. Reklam amacıyla kulüplere ödeme yapan şirketler, bu ödemelerin tamamını gider yazıp daha az vergi ödeme imkânına sahipler. Tanıtım ve sponsorluk harcamaları da kulüpler için önemli bir gelir kapısı. (Saydığımız vergi avantajlarının ayrıntıları, aşağıda yer almakta)

 Naklen yayın gelirleri gibi garanti ve düzenli nakit akışları da var. Kulüpler arasında farklılık gösterse de; hemen her kulüp için düzenli bilet satış gelirleri de malum.

 Gelgelelim neredeyse tüm kulüpler borç batağında. Devlet; vergi avantajları tanıyarak, şirketler tanıtım ve sponsorluk ödemeleri yaparak destek oluyor. Taraftarlar; istenen düzeyde olmasa da bilet alarak veya kulübe özel forma ve diğer ürünleri satın alarak destek oluyor. Yayıncı kuruluştan sağlanan gelirler toplamda 1.5 milyar lirayı geçiyor. Amma velakin; hemen hemen tüm kulüpler özellikle de bankalara olan borçlarını ödeyemez durumda. UEFA tarafından, kulüplerin mali yapısını düzenlemek için hayata geçirilen Finansal Fair Play’de (FFP), dar boğazdan çıkışı sağlayamadı.

 Borç batağının nedeni; herkesin malumu, giderlerin gelirlerden fazla olması. Hangi giderler? Tabi ki futbolcular için ödenen bonservis bedelleri ve ücretler. Giderlerin yüzde 70-80’i futbolculara ödenen transfer ve maaş ödemelerinden oluşuyor. (İdeali yüzde 50 civarında öngörülüyor)

 Borç batağından çıkamayacağı anlaşılan kulüplere şimdi yeni bir destek daha geliyor. Borçlar; yeniden yapılandırılıyor. Yani daha düşük faizlerle ve daha uzun vadede borçlar için yeni bir ödeme planı getiriliyor, bankalar kulüplere kolaylık sağlıyor. Türkiye Bankalar Birliği (TBB) ve Türkiye Futbol Federasyonu’nun (TFF) açıklamalarından, bu kez desteğin ‘kontrollü’ olacağı anlaşılıyor.

 Yapılandırmanın amacına ulaşması için tabi ki en kritik konu sürecin denetimi. Bu konuda TFF Başkanı Yıldırım Demirören,  “Denetleme bölümü için mevcut lisans kuruluşumuzda bazı değişiklikler yapılacak” diyor. Denetim sonunda,  “Puan silme, küme düşme ve lisans vermeme gibi yaptırımların en katı şekilde uygulanacağını” belirtiyor.

 Bankalar Birliği Başkanı Hüseyin Aydın da yapılandırma sonrası disiplinin devamı için, “Bir takım kurallar getirileceğini ve kurallara uyanlarla uymayanları ayıracaklarını” belirtiyor.

 İstanbul’un üç büyük kulübü olsun, Trabzonspor, Bursaspor ve diğer kulüplerimiz olsun. Milyonlarca taraftar için bu kulüpler özel bir anlam taşıyorlar. Tabi ki, mali destek sağlansın, batmalarına izin verilmesin. Ancak artık eskisi gibi olmayacağının da bilinmesi lazım. Kulüp yöneticilerinin; yapılandırma sonrasında oluşacak yeni bütçeden ve mali disiplinden sapma şansları olmadığında ancak faaliyetlerinin devam edebileceğini bilmeleri gerekiyor. 

FUTBOLA SAĞLANAN VERGİ AVANTAJLARI


1- Düşük ve sabit oranlı sporcu vergileri: Normalde 2017 yılı sonunda avantajlı vergi oranı imkânı ortadan kalkıyordu. Yasa değişikliği (7163 Sayılı Yasa, Md.1)  yapılarak süre iki yıl daha, 2020’ye kadar futbolcuların yüzde 15 sabit oranda vergilendirilmesi sağlandı. Dolayısıyla yine yeni bir yasa değişikliğiyle erteleme yapılmazsa, bu yıl sonunda avantaj ortadan kalkacak ve 2020’den itibaren futbolcuların ücretleri üzerinden de yüzde 35’e varan oranlarda vergi hesaplanacak.

2019 Vergi

Tarifesi             (%)

Süper Lig           15

Bir alt lig            10

Diğer kulüpler    5

2- Kulüplere vergi iadesi: Maliye, kulüplere amatör spor branşlarında kullanmak üzere vergi iade ödemesi de yapmaya başladı. Kulüplerin ödedikleri ücret-gelir vergisi stopajını, koşullu olarak tekrar kulüplere geri ödeniyor(vergi iadesi yapılıyor). Kulüpler bu aldıkları vergi iadesini, amatör branşların harcamalarında kullanabiliyor. Spor kulüpleri veya sportif alanda faaliyette bulunan şirketler; muhtasar beyannamelerinde görünen verginin ödenmesini takip eden 5 iş günü içerisinde vergi iadesi ödemelerini alabiliyorlar. (Sporcu Ücretlerinden Tevkif Yoluyla Alınan Gelir Vergisinin İadesi Hakkında Yönetmelik. 13 Haziran 2018 Tarihli Resmi Gazete)

 3- Reklam ve sponsorluk harcamaları: Şirketlerin kulüplere ödediği, ‘sponsorluk harcamalarının yarısı’(amatör spor dalları için tamamı), kazançtan indirilebiliyor, ‘reklam harcamalarının ise tamamı’ gider yazılabiliyor. Sporcuların; bonservis bedelleri, spor malzemeleri, seyahat ve ikamet giderleri, müsabaka sonucuna göre ödenen primler gibi harcamalar sponsorluk harcaması olarak değerlendiriliyor... Spor sahalarına, spor giysilerinin üzerine yazılı olarak kurumun tanıtımının yapılmasını sağlayacak amblem, marka, isim ve benzeri işaretler konulması karşılığı yapılan ödemeler ise reklam harcaması olarak değerlendiriliyor.

Yazının devamı...

Lütfiye Teyze’nin naylon poşet çözümü

Fileyle de taşımıyordu... Lütfiye Teyze, alışverişe çıkarken yanında hep poşet bulunduruyormuş. Evde biriken poşetleri katlayıp, istifleyip, alışverişe çıkarken de ihtiyacı kadarını yanına alıyormuş.

5-6 yıl önce şahit olmuştum Lütfiye Teyze’nin yanında getirdiği poşetlerle yaptığı alışverişe. Yani paralı poşet mevzuatı çıkmadan çok daha öncesinde. Lütfiye Teyze, yıllar öncesinden el atmıştı, ‘aşırı naylon tüketimine’...

Kasiyer, Lütfiye Teyze’ye birkaç kez “Poşet vereyim” diye teklifte de bulunmuş. Her seferinde aynı cevabı işitmiş ama: “Ne gerek var oğlum, sonuçta aynı poşet, aynı işi görüyor, gereksiz sarfiyatın kime ne faydası var.”

Basit ve genel bir kuraldan hareket ediyor Lütfiye Teyze, ‘gereksiz sarfiyatın kime ne faydası var’ diyerek poşet sarfiyatını düşürüyor.

Lütfiye Teyze; aşırı poşet tüketimi sorununa yıllar önce kendiliğinden ‘ücretsiz’ çözüm üretirken, ancak yasal yaptırımlarla ve yıllar sonra ‘ücretli’ çözüm yolu aranması, kuşak değişikliğini de akla getiriyor. Eskilerde ‘azla yetinme’ özendirilirken, şimdilerde ise (sosyal medyanın da katkısıyla) ‘aşırı tüketim’ özendirilmiyor mu? Ne dersiniz? Aşırı poşet tüketimi de, aşırı lüks tüketim de ve hatta sıkça şikâyet edilen cari açık da, özendirilen şeylerin zaman içinde taban tabana değişmesinden kaynaklı değil mi?

Lütfiye Teyze’nin öteden beri uyguladığı çözümden sonra, şimdi bugüne gelip, yeni yasal düzenlemeye göz atalım. 7153 sayılı yasa ile, Çevre Kanunu’na yeni maddeler eklendi. (2872 Sayılı Kanun, Ek madde 11 - 13) Yeni mevzuata göre; kapsam dâhilindeki satış noktaları, yılbaşından itibaren poşet isteyen müşterilerinden en az (KDV dâhil) 25 kuruş tahsil edecekler.  Fiş ve fatura belgelerinde tahsil edilen poşet ücretleri, adet bazında da gösterilmek zorunda. Tahsil edilen tutarın 15 kuruşluk kısmı ‘geri kazanım katılım payı tutarı’ olarak bakanlığın hesabına yatırılacak.

Satış noktaları; plastik poşet satışlarını, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na beyanda bulunacaklar. Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca belirlenen bilgi sistemi üzerinden, plastik poşetlerin satışının gerçekleştiği ayı takip eden ayın 15’ne kadar beyanın yapılması gerekiyor. Ödeme içinse; beyan dönemini takip eden ikinci ayın son gününe kadar süre tanınıyor. Süresinde yapılmayan ödemeler için aylık yüzde 2 gecikme zammı işletilecek. Yükümlülüklerin ihlali durumunda öngörülen cezalar da şu şekilde:

Bildirim ve beyan yükümlülüğünü yerine getirmeyenlere; 18.037 TL idari para cezası,

Geri kazanım katılım payını ödemediği tespit edilenlere; katılım payı tutarının %20 fazlası idari para cezası,

Plastik poşetleri ücretsiz verdiği, promosyona ve/veya kampanyaya tabi tuttuğu tespit edilenlere; satış alanının her metrekaresi için 12,37 Türk lirası idari para cezası,

Yapılacak bildirim ve beyanlarda yanlış ve yanıltıcı beyanda bulunanlar hakkında; altı aydan bir yıla kadar hapis cezası, öngörülmekte.

POŞETİN MUHASEBE KAYDI

Alışveriş sırasında ücretsiz olarak müşterilere verilen poşetlerin ücretli hale gelmesiyle birlikte marketler için ‘poşet giderleri’ artık ortadan kalktı. Müşteriye ücretli teslim edilen poşetler artık bir ‘gelir kalemi’ olacak. Dileyen işletmeler; poşet başına 25 kuruştan daha yüksek bir tutarda ücret de belirleyebilecek.

Not: Poşetlerin ücretli satışına ilişkin tüm mevzuat vergidoktoru.com.tr adresinden görülebilir.

Yazının devamı...

Hangi çekilişlerde vergi var?

Bir gecede milyonluk servet edinme durumu söz konusu olunca tabiatıyla ‘vergisi var mı?’ diye de merak edilecektir.

Yeni yıla milyoner olarak giren talihliler kazanılan milyonlar için bir kuruş dahi vergi ödemeyecek. Normalde; bedelsiz kazanımlar, çekilişler, hediyeler bağışlar, Veraset ve İntikal Vergisi’ne (VİV) tabi. Babadan oğula dahi olsa; miras yoluyla veya bağış-hediye olarak geçen taşınır, taşınmaz kıymetlerin hemen hepsi için vergi var. Şirketlerin alışveriş karşılığı ve çekiliş sonucu müşterilerine verdiği ikramiyeler de vergiye tabi.

Ama milli piyangodan alınan ikramiyenin tutarı ne kadar olursa olsun; ister 1 milyon, ister 70 milyon, herhangi bir vergi ödenmesi gerekmeyecek. Milli Piyango İdaresi tarafından düzenlenen sayısal loto, şans topu vb. çekilişlerden kazanılan ikramiyeler de veraset ve intikal vergisinden istisna.

Şans oyunları (at yarışı, futbol müsabakaları gibi) ile yarışma ve çekilişlerde kazanılan ikramiyeler içinse vergi var. İvazsız (karşılıksız) intikal kabul edildiğinden 5.760  (2018 için 4.656) lirayı aşan kısmı için vergi (VİV) hesaplanıyor.

Kazanılan ikramiyeler her zaman nakit olmayabiliyor, ev, araba, elektronik eşya olarak da ikramiye verilebilmekte. Bu durumda ise ikramiyenin fatura bedeli üzerinden vergi hesaplanıyor.  

Verginin oranı ise sabit: yüzde 20. 2018 yılına kadar verginin oranı yüzde 10 iken, 2018 başından itibaren yeni oran ‘yüzde 20’ uygulamaya geçmişti. (7061 sayılı torba yasanın 13.ncü maddesi ile)

KAZANIRKEN YOK HARCARKEN ÇOK

Büyük ikramiyeyi kazanan, ikramiyeden dolayı vergi ödemeyecek evet. Ama talihli, kazanırken ödemediği vergiyi harcarken ödeyecek. Talihlinin kazandığı parayla lüks harcamalar yapması sürpriz olmayacaktır. Gayrimenkul aldığında; tapu harcı ve KDV’de –satıcı mükellefse- ödenecek. Sıfır otomobil aldığında yüklü ÖTV ve KDV ödenecek. Hatta harcanmayıp bankaya yatırılan ikramiye için de vergi ödenecek. Faiz geliri elde edildiğinde gelir vergisi stopajı (vadesine bağlı olarak yüzde 10 ila yüzde 18 arasında) ödenecek.

İkramiye çıktıktan sonra; sevdiklerine, eşine, çocuğuna, annesine, babasına, dostlarına yardımda, bağışta bulunacak. Bu tür yardımlar da vergiye (VİV) tabi.

Verilecek hediye ve bağışların bedeli eğer 5.760 lirayı (2018 için 4.656 lira) aşmışsa, hediyeyi alan için vergi (VİV) var. Vergi oranları yüzde 10’dan başlayıp yüzde 30’a kadar yükseliyor. Ancak ana, baba, eş ve çocuklardan alınan bağış-hediye için tarife yüzde 50 indirimli olarak uygulanıyor.

2019 için V.İ.V. Tarifesi tabloda yer almakta. Söz konusu karşılıksız intikaller için beyanname verme süresi bir ay.  Sonrasında ödeme, üç yılda ve altı taksitte (Mayıs ve Kasım aylarında) yapılabiliyor. 

 



MİRASÇILAR 2019’DA NE KADAR VERGİ ÖDEYECEK?

2019’da, miras yoluyla edinilen varlıklar üzerinden ödenecek Veraset ve İntikal Vergisi (VİV) tarifesi ve istisna tutarları da açıklandı. (VİV Kanunu Genel Tebliği, Seri No: 50) Önce mirasa ilişkin süreci ve yükümlülükleri özetleyelim. Sonrasında da hangi değer için ne kadar vergi ödenmesi gerektiğine bakalım.
Veraset yoluyla intikal eden varlıkların değeri, istisna haddinin altında kalsa dahi beyanname verilmesi gerekiyor. Muristen mirasçılara veraset yoluyla hiçbir mal intikal etmediği takdirde durumun bir dilekçe ile ilgili vergi dairesine bildirilmesi halinde VİV beyannamesi verilmesi gerekmiyor.
Ölüm halinde, mirasçıların dört ay içinde “veraset ve intikal vergisi” beyannamesi vermeleri gerekiyor. Beyannamedeki hesaplama sonucu “veraset ve intikal vergisi” ödenir veya yalnızca beyanname vermekle yetinilir, vergi ödemesi çıkmaz. (Ölüm Türkiye’de meydana gelmemişse ve/veya mirasçıların Türkiye’de bulunmaması durumlarında, beyanname verme süreleri farklılık göstereceğinden ayrıca dikkate alınmalı.)
Hesaplamada; öncelikle istisnalar düşülüyor, istisnalardan sonra kalan tutar üzerinden vergi hesaplanıyor.
Evlatlıklar dâhil, füruğ (altsoy) ve eşten her birine isabet eden miras hisselerinde 2019 için 250.125 lirası (2018 için 202.154 lira) istisna. Füruğ bulunmaması halinde eşe isabet eden miras hissesinde istisna ise 2019 için 500.557 lira (2018 için 404.556 lira) (VİV Md. 4/b).
Vergi oranları yüzde 1’den başlayıp, varlıkların değerinin artmasıyla birlikte yüzde 3, yüzde 5, yüzde 7 ve yüzde 10’a kadar yükseliyor.

Yazının devamı...

Çalışan ve işveren açısından asgari ücret hesabı

2.020 liralık net asgari ücret, işverene vergi ve sigorta primleri dahil toplam 3.133 liralık maliyet oluşturacak. Yüzde 5 SGK prim desteği (127.90 lira) ve 150 lira olarak açıklanan devlet desteği de dikkate alındığında işveren maliyeti 2.855,65 liraya düşüyor. (500 ve üzeri sigortalı çalıştıran işyerleri için devlet desteği 101 TL olarak dikkate alınacak.)

Çalışan ve işveren açısından asgari ücretin değerleri 2018 ve 2019 için karşılaştırmalı olarak Tablo I’de görülebilir.

Dikkat çeken diğer bir ayrıntı ise; asgari ücret tespit komisyonunun kararını oybirliğiyle almış olması. Genelde; asgari ücret belirlenirken, işçi temsilcileri karara muhalif kalırlardı. Yalnızca 2016 asgari ücreti belirlenirken, yüzde 30 oranındaki artışa, işçi temsilcileri değil, işveren temsilcileri muhalif kalmışlardı.


AGİ NET ÜCRETİ NASIL ARTTIRIYOR?

İşverenler, çalışanların ücretleri üzerinden hesapladıkları vergiyi, AGİ kadar daha az ödüyorlar vergi dairesine. Hesaplanan AGİ’yi, çalışanlarına (net ücretlerine ilaveten) ödüyorlar. AGİ’nin hesabı, asgari ücret üzerinden yapılıyor. AGİ’ den kaynaklı çalışana ödenecek yıllık tutar; yıllık asgari ücretin yarısına, yüzde 15 oranı uygulanarak bulunuyor.  (GVK Md. 32) 2019 için bu tutar bekâr bir çalışan için aylık 191,85 liraya denk gelmekte. (Tablo II )

Çalışmayan eş ve çocuklardan dolayı çalışanlara ilave olarak ödenecek AGİ tutarları Tablo II’ den görülebilir.

 

VERGİ İNDİRİMİNDE SON GÜNLER

1 Kasım’dan geçerli olmak üzere; piyasaya canlılık kazandırmak adına, önemli vergi indirimleri yapılmıştı. ( 31 Ekim 2018 tarihli ve 30581 mükerrer sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, KDV, ÖTV ve Tapu Harcı uygulamalarına ilişkin 287 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı) Yeni yılda indirimler son bulacağından, bu avantajları hatırlatmakta yarar var.

-Konutlar ve işyerlerinde %18’lik KDV oranının %8 olarak,

-Mobilyalarda KDV oranının %8 olarak,

-Ticari amaçla yük ve yolcu taşıyan araçlarda KDV oranının %1 olarak,

-Kapsama alınan binek otomobillerde ÖTV’nin indirimli olarak,

-Beyaz eşyaların ÖTV oranının sıfır olarak,

-Konut ve işyeri tesliminde tapu harcının indirimli (yüzde 4 yerine) yüzde 3 olarak, uygulanması 31 Aralık pazartesi günü sona eriyor.

 

Yazının devamı...