GÜNDEM
SPORARENA
YAZARLAR
EKONOMİ

Uygulamada okumaya devam et.

Yok mu Ahmet Maranki denilen madrabazı gözaltına aldıracak savcı

*

Televizyon ekranından dediği şu bu adamın:

“Benim umudum 25 Haziran’da... Olmadı artık Belgrad Ormanı’nda bir ağacın altında talim şeyimizi oraya gömdük. Çıkaracağız artık.”

*

Bu kan dondurucu sözler karşısında, genelde bu tür durumlarda kanları pek donmayan Akit TV’cilerin bile kanları dondu.

Program sunucusu bile, “Yok artık, o kadar da değil” falan demek durumunda kaldı.

*

Ahmet Maranki denilen madrabazın yaptığı...

- İç savaş kışkırtıcılığıdır.

- Milli iradeyi tanımama
çağrısıdır.

- Resmen ve alenen provokasyondur.

- Suç itirafıdır.

- Suçun adresinin tarifidir.

*

Eğer Türkiye’de adaletin a’sı varsa...

Savcılar, bu pembe ceketli madrabaza, “gel bakalım buraya, göster bakalım şu Belgrad Ormanı’na gömdüğün şeyi” demeli...

Ve bu madrabazdan yaptığı iç savaş kışkırtıcılığının hesabını sormalı.

Son dakika: Soruşturma açılmış ama gözaltı yok.

Neden acaba?

 

BİR TEKLİFİM VAR

“Dolar artıyor” demeyelim.

Onun yerine...

“Türk Lirası değer kaybediyor” diyelim.

*

Çünkü birincisini söylediğimizde bütün sorumluluğu dışarıda, ikincisini söylediğimizde bütün sorumluluğu kendimizde arayacağız.

*

Unutmayalım ki...

- Birinciyi yaparsak çözümü bulma şansımız olmaz.

- İkinciyi yaparsak çözümü hiç değilse aramaya başlamış oluruz.

 

HER HADDİN BİLDİRİLİŞİ HADSİZLİĞE GÖREDİR

KUTUPLAŞMAYI derinleştirmeye çalışanın, ağlatarak özür diletme hayali kuranın, kardeşlik falan yok diyenin haddi...

Ancak ve ancak “inadına kardeşlik, kutuplaşma yok” denilerek bildirilir.

*

Belgrad Ormanı’na silah gömenin, seçimde istediği sonucu elde etmeyince gömdüğü silahı çıkaracağını söyleyenin haddi...

Ancak ve ancak savcılar tarafından “gel bakalım buraya” denilerek bildirilir.

*

Yani her haddin bildirilişi, hadsizin hadsizliğine göredir.

 

ATATÜRK HAVALİMANI ARAZİSİ BAHÇE OLACAK

“Kesin AVM’ler dikerler, kesin betona boğarlar, kesin rezidanslar yaparlar, kesin TOKİ’nin insafına terk ederler” falan diye içim içimi yiyordu ki...

Müjdeyi Erdoğan verdi.

“Orası Millet Bahçesi olacak” dedi.

*

Madem adı da “Millet Bahçesi” olacak.

O zaman buna “Millet İttifakı” da sahip çıksın.

*

Muharrem İnce, Meral Akşener de çıkıp...

“Biz gelirsek biz de aynısını yapacağız” deseler ne güzel olur.

 

ACABA HANGİSİ


TRT, tam Muharrem İnce’nin mitingine bağlandığında...

Muharrem İnce TRT’ye saydırıyor oluyor.

Üç ihtimal var:

- Ya TRT gerçekten çok bahtsız...

- Ya TRT’de bir denk getirme uzmanı var.

- Ya da İnce’ye “TRT yayına geçti, hadi TRT’ye saydır” deniyor.

 

CEMEVLERİNE HUKUKİ STATÜ TANINACAKMIŞ

CUMHURBAŞKANI Erdoğan, seçim beyannamesini okurken...

“Cemevlerine hukuki statü tanıyacağız” dedi.

*

Gülümsedim tabii.

*

“Şimdiye kadar neredeydiniz” sorusu var ya...

Hiç bu kadar tam yerine denk gelmemiştir.

 

BİR İFTAR SOFRASINDA UÇUŞAN CÜMLELER

- Kafayı takma sen, Reis ne yapacağını bilir.

- Fakat Muharrem İnce de fena gitmiyor yani.

- Kürtler ne yapacak abi Kürtler. Ona bakmak lazım.

- Dolar 4.50’nin altına düşerse Reis götürür.

- Dolar imkânı yok düşmez.

- Bu sefer farklı olacak.

- Abi bırakalım mübarek gün siyaset konuşmayı.

- Hakikaten de bırakalım siyaseti.

- Oğlum çay getir.

- Sence Meral Akşener yüzde kaç oy alır?

- Bu seçim kesinlikle ikinci tura kalacak... Var mısın iddiaya?

- Ya abi konuyu yine siyasete getirdiniz.

- Tamam, tamam. Konuyu değiştiriyorum: Aziz Yıldırım mı? Ali Koç mu?

- Aziz Yıldırım giderse Reis de kaybeder.

- Ya ne alakası var abi! Nasıl bağlantı kurdun?

- Alakası çok. Var mısın iddiaya.

- E ama abi, hani siyaset konuşmayacaktık.

 

BİZİM SEKTER

- Öyle umursamaz ki... Dolar yükselmiş, düşmüş falan hiç ilgilenmiyor.

- Öyle vurdumduymaz ki... Birinci tur, ikinci tur falan hiç bakmıyor.

- Öyle adamsendeci ki... Dış mihrak, iç mihrak falan hiç ırgalanmıyor.

Yazının devamı...

Doların artış nedeni dış mihraklar mı?

Dolar 3.50’yi bulmuştu.

*

Ve Türkiye aniden ikiye ayrılmıştı:

- Bir tarafta... “Dış mihraklar Türkiye’ye operasyon çekiyor” diyenler.

- Bir tarafta... “Ne dış mihrakı kardeşim... Mihrak falan yok” diyenler.

*

İşte böyle bir ortamda...

Prof. Özgür Demirtaş’ı, CNN Türk’te Tarafsız Bölge programına davet etmiştik.

*

Programda kendisine en can alıcı soruyu sormuştum.

Demiştim ki:

“Ne diyorsunuz hocam? Dış mihraklar Türkiye’ye operasyon mu çekiyor? Yoksa dış mihrak falan hikâye mi?”

Prof. Özgür Demirtaş, bu soruya bugünlerde duvarlarımıza asmamız gereken çok okkalı bir cevap vermişti.

*

Madem bugünlerde dolar, en kötümserlerimizin bile hayal edemedikleri noktalara doğru hızla yükseliyor ve yükselmeye devam ediyor.

O halde Özgür Hoca’nın soruya verdiği tarihi cevabı yeniden gündeme getirmek farz olmuştur.

*

Tam metin olarak arz ediyorum...

Prof. Özgür Demirtaş şöyle demişti:

*

- Dış mihrak tabii ki vardır.

- Hep vardır ve hep olacaktır.

- Ama sen...

- Bir, yapısal reformları yaparsan...

- İki, eğitim sistemini düzgün ve kaliteli hale getirirsen...

- Üç, hukuk sistemini adil, güvenilir ve şeffaf şekilde yapılandırırsan...

- Dört, elindeki parayı sadece betona değil bilime, teknolojiye, katma değeri yüksek ürünler üretebilecek tesislere harcarsan...

- Dış mihraklar istedikleri kadar harekete geçsinler.

- Dış mihraklar istedikleri kadar sana savaş açsınlar.

- Ekonomik olarak sana müdahale etmeleri çok zorlaşır. Müdahaleleri asla bu kadar kolay olmaz, olamaz.

- Dış mihraklar seninle uğraştığı için sen güçsüz değilsin! Sen güçsüz olduğun için dış mihraklar seninle uğraşır!

- Denklemi böyle kurmak lazım...

 

ÖLÜM TEHDİDİ

KORUMA Şube’den geldiler.

Aldıkları istihbaratı gösterdiler.

Benim için “ölüm tehditleri” söz konusuymuş...

Tehdit eden örgütlerin isimlerini verdiler.

Evrak imzalattılar.

Yakın koruma isteyip istemediğimi sordular.

Ve gittiler.

*

Ne yaptım?

Şunu yaptım:

Durumdan avukatım Aslı Kazan’ı haberdar ettim. Çok yakın birkaç arkadaşıma söyledim.

*

Sonra baktım ki söyleyecek, durumdan haberdar edebileceğim başka kimsem yok.

Örgütüm yok, aşiretim yok, grubum yok, sosyetem yok, Cihangir’im yok, Fatih’im yok, Harbiye’m yok, Galatasaray’dan arkadaşlarım yok, imam-hatiplilerim yok, tarikatım yok, cemaatim yok, solcularım yok, sağcılarım yok, liberallerim yok, gazeteciler cemiyetim yok, basın konseyim yok, deistlerim yok, müminlerim yok, Nişantaşı’m bile yok.

Yok oğlu yok yani.

*

Sonra kendi kendime dedim ki:

Amaaan boş ver... Bu senin tercihin birader...

 

BİLEMEDİM

- Ekonomi Bakanı konuşunca mı dolar daha çok yükseliyor, susunca mı? Bilemedim.

*

- Merkez Bankası müdahale edince mi dolar daha çok yükseliyor, müdahale etmeyince mi? Bilemedim.

 

İKTİDARDAKİLERE AKIL VERİYORUM

- Üstten üstten değil, alttan alta konuşun.

- Rakiplerinizi küçümsemeyin, rakiplerinizi ciddiye alın.

- Kazanacağınıza emin olun ama kaybedebileceğinizi de aklınızın bir köşesinde tutun.

- “Her şey aynı olacak” noktasına odaklanmak yerine “her şey çok farklı olacak” noktasına odaklanın.

- “Mihrak, algı, dış, operasyon” falan gibi sözcüklerin çok ama çok bayatladığını unutmayın.

- İşler yolundayken en kötü şeylerinizin bile güzel görünebileceğini, işler yolunda değilken en güzel şeylerinizin bile kötü görünebileceğini aklınızdan çıkarmayın.

- Karşınızdaki siyasetçileri “düşman” olarak değil, “siyasi rakip” olarak görün.

- Seçmenleri zihninizde “dost kuvvetler / düşman kuvvetler” diye kodlamayın.

 

BÜLENT ARINÇ’IN OĞLUNA AÇIK MEKTUP

SEVGİLİ Ahmet Mücahit Arınç.

AK Parti’den seçilebilecek yerden aday gösterildin.

Hayırlı uğurlu olsun.

-

Seninle ilgili olarak “Babası sayesinde aday oldu, babasına kıyak yapıldı” falan deniyor, başka da bir şey denmiyor.

-

Sevgili Ahmet Mücahit Arınç.

Hemen çık ve partine seslen.

De ki:

“Eğer beni babam yüzünden aday yaptıysanız istemem bu adaylığı! Eğer beni kişisel hasletlerim nedeniyle aday yaptıysanız bunu kamuoyuna açıklayın.”

-

Böyle bir çıkış yapmazsan zevahiri bile kurtaramazsın, haberin olsun.

 

Yazının devamı...

Adil Gür ne yapmak istemektedir?

Ve anketçiliğe tövbe etmişti.

*

“Yüz bin kere tövbe ederim yine tahmin yaparım” havasında olan Adil Gür, bu sefer de şu neticeyi açıklamış:

“Erdoğan yüzde 50 / yüzde 55 ile kazanır”

*

İnsan merak ediyor:

Dost düşman herkes...

“Adil Gür’ün açıkladığı rakamdan yüzde 9 düşelim” demez mi?

Bu durumda da Adil Gür, en büyük zararı Tayyip Erdoğan’a vermiş olmaz mı?

*

Devlet Bey gibi seslenmek istiyorum:

Bu Adil Gür ne yapmak istemektedir? Kime hizmet etmektedir? FETÖ’cü müdür?

 

HELAL OLSUN BARIŞ YARKADAŞ’A

BARIŞ Yarkadaş, CHP’nin en çalışkan, en girişken, en enerjik, en dinamik milletvekiliydi.

Ve yeniden aday yapılmadı.

*

Peki o ne yaptı?

- “Beni sırtımdan hançerlediler” mi dedi?

- “Beni tasfiye ettiler” mi dedi?

- “Ben yoksam parti de yok” mu dedi?

- “Abdullah Gül’ü istemedim, o yüzden bana bunu yaptılar” mı dedi?

- “Solcuları biçiyorlar” mı dedi?

- “Benim için CHP bitmiştir” mi dedi?

Hayır, hayır!

Hiçbirini demedi.

*

Dediği şu oldu:

“Partim iki dönem milletvekili olma onurunu verdi. Üç yıl boyunca bu onura layık olmaya gayret ettim. Genel Başkan Sayın Kılıçdaroğlu da demokrasi mücadelemize tam destek verdi. Demokrasi ve özgürlük mücadelesine parlamento dışında devam edecek, partimizin iktidarı için çalışacağız.”

*

Epeydir gözlemlediğim bir şey var:

CHP’de kişisel beklentiler, dava şuurunu aşıyor genellikle.

Dava şuuru yok, adanmışlık yok, “nefer olurum” duygusu yok.

*

Barış Yarkadaş, son çıkışıyla CHP’deki bu genel havaya çok ama çok ağır bir balyoz indirmiş oldu.

Tebrik ediyoruz.

 

ADAYLAR VE BURÇLARI

- RECEP TAYYİP ERDOĞAN: Balık burcu... Ki bu burcun erkekleri sahici ve duygusal olurlarmış.

*

- MUHARREM İNCE: Boğa burcu... Ki bu burcun erkekleri adil ve hakkaniyetli olurlarmış.

*

- SELAHATTİN DEMİRTAŞ: Kova burcu... Ki bu burcun erkekleri hayatı asla şakaya almazlarmış.

*

- MERAL AKŞENER: Yengeç burcu... Ki burcun kadınları sıcakkanlı olurlar ve yalandan nefret ederlermiş.

*

- TEMEL KARAMOLLAOĞLU: Akrep burcu... Ki bu burcun erkekleri kararlı olurlar ve asla yollarından dönmezlermiş.

 

AK PARTİLİ BİR TROL ŞÖYLE DESEYDİ, BİZİM OKUR TEMSİLCİSİ NE DERDİ?

Seçim atmosferine girildiği bir anda AK Partili bir trol, tweet atsaydı.

Deseydi ki:

- 24 Haziran’da AK Parti yeniden büyük bir zafer kazanacak.

- O zafer günü geldiğinde affedeni, acıyanı, yargılamaktan vazgeçeni de unutmayacağız!

- Ve hepiniz ağlayarak özür dileyeceksiniz.

- Yok öyle “torunlarla emeklilik, hepimiz kardeşiz, kavga istemiyoruz” falan.

- Her şey yeni başlıyor.

- Bu ülkeye, insanına yaptıklarınızın hesabını vereceksiniz.

Ben de bunun üzerine...

“Ey Tayyip Erdoğan! Ey Binali Yıldırım! Bu adam hem size, hem Türkiye’ye zarar veriyor. Bu adama haddini bildirin. ‘Kavga yok’ diyerek bildirin. ‘İnadına kardeşlik’ diyerek bildirin. Bu adama haddini bildirerek yepyeni bir başlangıç yapın” diye çağrıda bulunsaydım.

Çok merak ediyorum.

Böyle bir durumda...

Hürriyet Okur Temsilcisi Faruk Bildirici...

“Ahmet Hakan’ın yaptığı çok yanlış bir gazetecilik... AK Partili trol kardeşimizin yazdıklarında hiçbir sorun yok. Adamcağız yanlış bir şey söylememiş ki? Ayrıca gazetecinin işi siyasilere çağrıda bulunmak değildir” diye yazar mıydı?

 

AK PARTİ TEŞKİLATINDAN YÜKSELEN SESLER

- Dur, daha Reis meydana çıkmadı.

- Reis, muhalefetin hata yapmasını bekliyor.

- Her seçim aynı muhabbet... Sonunda kazanan hep Reis olur.

 

GÜLLAÇÇI BİR OKURUMUN GÖNDERDİĞİ MEKTUP

“GÜLLAÇ sevmeyenlerdenim” diye yazmıştım.

Olcay Akbaşak isimli bir okurumdan şöyle bir mektup geldi:

*

“Merhaba Ahmet Bey... Yıllar önce ben de sizin gibi düşünür, güllaca çatal vurmazdım. Ancak ne olduysa oldu bir gün ‘şunun tadına bir bakıvereyim’ dedim. Ve o an güllaçla ilgili düşüncelerim değişti. Önyargımı yıktım. Şu an neredeyse her gün bir porsiyon yemeden duramıyorum. Müptelası oldum. Belki sizinki de bir önyargıdan ibarettir. Hadi kırın önyargınızı ve güllaca bir şans verin.”

*

Tamam, tamam. Bu akşam deneyeceğim. Söz. Ama vebali boynunuza!

 

MURAT CEMCİR’E YAPILAN BÜYÜK HAKSIZLIK


NURİ Bilge Ceylan’ın filminde yer alan oyuncular Cannes’da kırmızı halıda poz veriyor.

Fotoğraf karesinde gördüğümüz manzara şu:

Murat Cemcir, oyuncu Bennu Yıldırımlar’ı arkaya atmış, kendini ise öne... Çok saygısız, çok kaba bir tavır...

*

Ama durun bir dakika!

Bu fotoğrafın çekildiği anların videosunu izledim:

Saniyelik bir anı gösteren fotoğraf karesinin aksine Murat Cemcir hiç de öne çıkmaya çalışmıyor. Hatta tam tersi çok zarif bir şekilde Bennu Yıldırımlar’ı öne çıkarmaya çalışıyor.

*

Ey linç kültürünün ahfadı!

Bazen hiçbir şey göründüğü gibi değildir.

Gelin vazgeçin şu linçten.

 

Yazının devamı...

Üç maddede iktidar neden bocalıyor?

*

- MADDE İKİ: Eskiden argüman bulmakta, argüman üretmekte üstlerine yoktu... Argümana boğarlardı ortalığı... Muhalefeti de ortaya attıkları argümanlarla uğraştırırlardı. Şimdi ise “argümansız kaldım anne” der gibiler. Bocalamanın bir nedeni de bu.

*

- MADDE ÜÇ: Tartıştırmayı bir tarafa bırakıp tartışmaya başladılar. Hücumu bir tarafa bırakıp savunmaya geçtiler. Umut vermek yerine mevcudu korumaya odaklandılar. İyimserlik aşılamak yerine korku pompalar gibi bir halleri var. İşte bu nedenle de bocalıyorlar.

 

MUHARREM İNCE NEDEN DİKKAT ÇEKİYOR?


- “AK Partili kardeşlerim, size sesleniyorum” diyor ya...

- “Ülkücü kardeşlerim, size sesleniyorum” diyor ya...

- “HDP’li kardeşlerim, size sesleniyorum” diyor ya...

İşte bundan dikkat çekiyor.

AK Parti de dikkat çekmek istiyorsa...

- “CHP’li kardeşlerim, size sesleniyorum”

- “İYİ Partili kardeşlerim, size sesleniyorum”

- “HDP’li kardeşlerim, size sesleniyorum”

Demek zorunda.

 

ETTEKRARU AHSEN

“MUHARREM İnce her gün hep aynı şeyleri söylüyor, yeter sıkıldık” diyenler var.

*

Yarı Arapça yarı Türkçe meşhur bir imam-hatip şakası vardır:

“Ettekraru ahsen / Velevkane yüzseksen”

Yani “Tekrar çok güzeldir / Velev ki yüz seksen kere olsun”.

*

Yani Muharrem İnce’nin her gün hep aynı şeyleri söylemesi çok doğru bir tutum...

 

BİR MENZİLCİ ÇIKSA

BİR Menzilci çıksa...

Ve şöyle dese:

“Ey benim tarikatım! Sen benim gönül dünyamı zenginleştirmekle mükellefsin. Benim hangi partiye oy vereceğimi belirlemekle değil. Bırak partiyi pırtıyı da asli işine dön.”

*

Sizce de dünya bir dakikalığına güzelleşmez mi?

 

OSMAN KAVALA UNUTULMASIN!

DÜN Celalettin Can’ı yazdım, bugün de sıra Osman Kavala’da.

Osman Kavala tam 6 aydır hapiste.

Peki suçu ne?

Bilmiyoruz!

Çünkü ortada bir iddianame yok.

-

 Ya ciddi, ikna edici, uyduruk olmayan bir iddianameyle karşımıza gelinmeli.

 Ya da Osman Kavala derhal serbest bırakılmalı.

 

PEKİ YA BU PİSLİKLER?

BARIŞ Atay denilen şahsı savunanların bana gönderdiği mesajlardan, sinkaflı küfürleri hariç tutarak minik bir derleme sunuyorum:

- Seni öldüreceğim, bunu hayatımın amacı yaptım.

- Sallandıracaksın bunu.

- Cehennemin dibine gideceksin.

- Yol yakınken Türkiye’yi terk et.

- Hesabın sorulacak.

- Zamanı geldiğinde affedilmeyeceksin.

- Yobaz, siyasal İslamcı kripto AKP’li soysuz.

Bu zamana kadar iktidara yakın duran fanatiklerden, müptezellerden, lümpenlerden, çirkeflerden, aşağılık tiplerden şikâyetçi olanlara soruyorum:

Peki ya bu pisliklere ne buyurursunuz?

 

ŞÖYLE BİR ŞEYDİ KRALİYET DÜĞÜNÜ

- Tam bir ilk mektep müsameresi gibiydi... “İngiltere ne kadar da ırkçılıktan uzak abi” türü şeyler söyletmeye ayarlı bir müsamere gibi.

- Aşırı mesaj kaygılı gibiydi... “En eski kurumumuz olan monarşimiz bile Afro-Amerikan melezi bir gelin alıyor” mesajı, bir yumruk gibi tüm dünyanın beynine indiriliyordu.

- Eski sömürgelerle ilgili yeni bir plan gibiydi... Hani AB’den çıkmayı savunan İngilizler, “AB’den çıkarsak eski sömürgelerimizle daha iyi ilişkiler kurarız” diyorlardı ya... İşte o siyaseti tamamlayan bir olaydı.

- Her şey müthiş planlı gibiydi... Amerikan, Afro-Amerikan kiliselerinden şovmen bir vaiz bile getirmişlerdi. Ki bizim Nihat Hatipoğlu bile o vaizin yanında süper ağırbaşlı kalırdı.

- Propaganda silahlarının tümü ateşlenmiş gibiydi... Öyle ki minnacık Afro-Amerikan kızları, “Küçük Sandra da büyüyünce belki prenses olacak” falan diye gaza getiriliyordu.

 

FARKLI SORULARA HEP AYNI CEVAP

- SORU: AK Parti, MHP ile yollarını ayırabilir mi?

- CEVAP: Her an her şey olabilir.

*

- SORU: Çözüm süreci, aniden küt diye yeniden başlayabilir mi?

- CEVAP: Her an her şey olabilir.

*

-SORU: Demirtaş hapisten çıkarılır mı?

- CEVAP: Her an her şey olabilir.

 

SEVDİĞİM YERLİ VE MİLLİ ŞEYLER

Ramazan davulu / Boza / Adana kebap / Menemen / Ankara havaları / Mesafesizlik / Tavla / Fena halde üşenmek / Mübalağa etmek / “Getir ortaya bir şeyler” diye sipariş vermek / Türk kahvesi / Trip atmak / Çiğ köfte / Kemalpaşa tatlısı...

 

Yazının devamı...

İsmail Kahraman’ın büyük kahramanlığı

*

İsmail Kahraman, açıklamasında...

- 99 yıl önce başlatılan mücadelen söz etti.

- Samsun’dan yola çıkan heyetten söz etti.

- Amasya, Erzurum, Sivas kongrelerinden söz etti.

- Ankara’da karar kılınmasından söz etti.

- İzmir’de düşmanı denize dökmekten söz etti.

- Zaferden söz etti.

Ve şimdi sıkı durun.

Tüm bunlardan söz ederken...

Ne Mustafa’dan ne Kemal’den ne de Atatürk’ten söz etti.

*

Var ya...

Bunu başarmak...

Samsun’a çıkıp kurtuluşu sağlamaktan bile çok daha zor!

*

İşte bu zoru başardığı için kahramandır İsmail Kahraman.

Tabii tersten.

 

CELALETTİN CAN 20 YILINI VERDİ, YETMEDİ Mİ?
CELALETTİN Can kimdir?

- 12 Eylül darbesinin üzerinden silindir gibi geçtiği bir adamdır.

- Tam 20 yıl, 12 Eylül zindanlarında yatmıştır. 20 yıl! Aloooo!

- Hapisten çıktığı günden beri demokrasi, barış, adalet peşinde koşmuştur.

- Bu hükümetin başlattığı Çözüm Süreci’nde “Akil İnsanlar” arasında yer almıştır.

- İç Anadolu Bölgesi’nde milletimizi barışa, çözüme ikna etmek için uğraşmıştır.

- Erdoğan’ın da katıldığı “Akil İnsanlar” toplantısında konuşma yapmış, söyledikleri Erdoğan tarafından not edilmiştir.

*

İşte böyle bir adam, yüz gündür Silivri zindanında.

Suçlamaların tümü uyduruk... Kendisine sorulan soruların tümü Çözüm Süreci’nde yaptığı çalışmalarla ilgili... Ortada şiddete, şiddet övgüsüne dair tek bir harf bile yok...

*

Tanıdığım, sohbet ettiğim, merhametine şehadet ettiğim, insanlığına şapka çıkardığım, dostluğuyla şeref bulduğum, toplumsal barışı korumak için titizlendiğini bizzat gördüğüm, kutuplaşmaya karşı mücadelesine tanık olduğum Celalettin Can’ı daha hâlâ ne diye içeride tutuyorsunuz?

*

Yahu ömrünün tam 20 yılını verdi hapislere adam.

Yetmedi mi?

 

‘AHLAT AĞACI’NIN AYAKTA ALKIŞLANMA SÜRESİ
NURİ Bilge Ceylan’ın “Ahlat Ağacı” filmi Cannes’da ayakta alkışlanmış.

Fakat alkışın süresi ile ilgili ihtilaf var:

- Adil Gür diyor ki: 3 dakika 2 saniye ayakta alkışlandı.

- Hakan Bayrakçı diyor ki: 45 dakika ayakta alkışlandı.

- Faruk Acar diyor ki: 15 dakika ayakta alkışlandı.

- Tarhan Erdem diyor ki: 33 dakika 22 saniye ayakta alkışlandı.

- Özer Sencar diyor ki: 15 dakika ayakta alkışlandı.

*

Hangisi doğru acaba?

 

SONAR ANKETİ
RECEP TAYYİP ERDOĞAN: Yüzde 42...

MUHARREM İNCE: Yüzde 21.9...

MERAL AKŞENER: Yüzde 21...

SELAHATTİN DEMİRTAŞ: Yüzde 11...

TEMEL KARAMOLLAOĞLU: Yüzde 2.1...

DOĞU PERİNÇEK: Yüzde 2...

İnsan tam inanacakken...

Doğu Perinçek için verilen “yüzde 2” rakamını görünce...

Ne bileyim...

Bir gülme geliyor.

 

ENGİN ALTAY’A DİKKAT!
TAMAM, Muharrem İnce kişisel olarak gerçekten de beklenin üzerinde bir performans gösterdi, gösteriyor. Hakkını teslim ediyorum.

*

Ama bir hakkı daha teslim etmemiz şart.

İnce’nin adının açıklandığı andan itibaren İnce’nin yanından hiç ayrılmayan Engin Altay’ın hakkını...

*

O Engin Altay ki...

- Merkez siyasete çok yakın bir siyaset anlayışıyla...

- Halkın duyarlılıklarını iyi hesap etmesiyle...

- Fanatizmden, marjinallikten, rövanşizmden uzak durmasıyla...

- Ezber bozucu çıkışlar yapma cesaretiyle...

Bildiğim bir siyasetçi.

Bu açılardan Muharrem İnce için büyük şans.

 

BİR MUHARREM İNCE FOTOĞRAFI ELE GEÇİRDİM
- Eşeğe tersten binen...

- Tek şekerli çayını eline alan...

- İspanyol paça pantolon giyen...

- Yan taraftan bir heybe sarkıtan...

- Yozgat’ın Sorgun ilçesine bağlı Külhöyük köyünden şehre doğru yola çıkacak gibi duruş sergileyen...

Bu adam, Muharrem İnce’nin ta kendisidir.

*

İnce’nin fotoğraf albümünü eline geçiren bir dostumdan aldım bu fotoğrafı...

Arkadaşım “Elimde çok daha bomba fotoğraflar var” dedi ve ama göndermeyi reddetti. Tabii şimdilik.

 

MUSTAFA ŞENTOP’A ATILAN İFTİRA
“MAHALLESİZ” olmanın en güzel tarafı şudur:

İftira atanın da, iftira atılanın da kimliğine bakmaksızın aslanlar gibi “bu bir iftiradır” diyebilme özgürlüğüne sahip olmak.

*

İşte bu özgürlüğe yaslanarak söylüyorum ki:

Vaktiyle Abdullah Gül’e danışmanlık yapan Ahmet Sever, yeni çıkan kitabında AK Partili Mustafa Şentop’a iftira atmıştır.

*

Olay şu:

Ahmet Sever kitabında Mustafa Şentop’un yabancı bir gazeteciye, “Gül ve Davutoğlu’nu FETÖ’cülükle suçlar hapse atarız” dediğini iddia etmiştir.

Mustafa Şentop da çıkıp bunun dört dörtlük bir yalan ve iftira olduğunu kanıtlamıştır.

Hem somut delillerle, hem de yabancı gazeteciden aldığı kapı gibi yazılı açıklamayla.

*

Buradan Ruşen Çakır’a da inceden bir seslenmek isterim:

Ruşen! Bana verdiğin gazetecilik dersinin minnacık bir bölümünü Ahmet Sever’e de vermek ister misin? Yoksa “arkadaşlık hatırı” diye bir şey mi var?

Yazının devamı...

Aşırı iyimser olmak için dört neden

İKİ: Herkes kendi aşiretine yaslansın, herkes kendi mahallesine çekilsin, o mahalle ile bu mahalle arasında zerre irtibat kalmasın, mahalleler arasında hiçbir geçişkenlik olmasın diye yırtınanlara... Meral Akşener zerre yüz vermiyor ya... İşte bu yüzden iyimser olabilirsiniz.

ÜÇ: Cezaevinde tutuklu olarak yarışa katılmak zorunda kaldığı halde Selahattin Demirtaş’tan, “hepinizi buraya tıkacağız, affetmek yok, ağlatacağız sizi, diz çöküp yalvaracaksınız” mesajları yerine gayet olgun mesajlar geliyor ya... İşte bu yüzden iyimser olabilirsiniz. 

DÖRT: Temel Karamollaoğlu yaptığı her konuşmada AK Partiye oy verenlere “kardeşlerim” diyor, “Benim en büyük hedefim kutuplaşmayı engellemek” diyor, “Toplumun tüm renkleri barış içinde bir arada yaşamalı” diyor ya... İşte bu yüzden iyimser olabilirsiniz.

 

DOSTA DÜŞMANA KARŞI İLAN EDİYORUM Kİ
- “Şimdi beni linç ederler, aman girmeyeyim şu topa” diyerek asla ve kata pısırıklaşmayacağım.

*

- “Aman ağzımızın tadı bozulmasın Ali Rıza Bey” yaklaşımı, her daim uzak olacak benden.

*

- Kasten yalnız... Bilerek dayanaksız... İsteyerek aşiretsiz... Tercih ederek grupsuz... Kalacağım.

*

- “Yerden göğe haklısın ama ne gerek vardı şimdi abi” diye kulağıma fısıldayan korkakların fısıltısı vız gelip tırıs gidecek.

 

KISA BİR AKŞENER TESPİTİ
GAZETE köşelerinde...

“Meral Hanım! Sizi pek ortalıkta görmüyoruz, kampanyanız pek etkisiz, miting falan yapmıyor musunuz” diye yazmak.

Büyük terbiyesizlik.

 

ALTAN TAN’IN SAADET ADAYLIĞI
ALTAN Tan’ın HDP’liliği...

Hep sırıtıyordu, hep uyumsuzdu, hep içselleştirilmemişti, hep bir olmamışlık kokuyordu, hep zorlama bir hava estiriyordu, hep tam oturmamışlık duygusu yayıyordu.

Galiba Saadet’ten aday olacakmış Altan Tan...

Size bir şey söyleyeyim mi?

Altan Tan’ın Saadet Partililiği...

Hiç sırıtmaz, hiç uyumsuz kaçmaz, hiç içselleştirme sorunu yaşamaz, hiç olmamışlık kokmaz, hiç zorlama olmaz, hiç oturmamışlık duygusu yaymaz. 

 

KRİPTO MUHARREM İNCECİLER
EĞER bir AK Partili...

Hiç olmayacak yerden Muharrem İnce’ye çakıyor ve böylece Muharrem İnce’ye prim yaptırıyorsa...

Dikkat edin:

O kişi kripto Muharrem İnceci olabilir!

 

AHMET ÖZAL: MUHARREM İNCE’NİN SÖZÜ ÇARPITILDI
MERHUM Turgut Özal’ın oğlu Ahmet Özal’dan bir mesaj aldım.

Şöyle diyor:

- Sayın Ahmet Hakan... Geçen gün bir televizyon programında Sayın Muharrem İnce’yi izledim. Sayın İnce’nin söyledikleriyle ilgili olarak bazı gazete ve televizyonlarda hoş olmayan yorumlar gördüm. 

- Sayın İnce, “Demirel de, Özal da tüm siyasetçiler gibi seçimle gelir seçimle gider” demek istemiştir. Bu gayet nettir. Ama buna rağmen “Özal seçimle değil öldürülerek gitti. İnce, Erdoğan’ı tehdit ediyor” manasını çıkarmak abestir.

- Bu abes yorumları üzülerek takip ettiğimi belirtiyorum ve tüm adaylara başarılar diliyorum. Seçimin ülkemiz için hayırlı olmasını bu ramazan gününde yüce Allah’tan diliyorum. Saygılarımla.

 

FİLİSTİN’LE İLGİLİ OLASI BİR TEHLİKE
BİR ara Arap dünyasında şöyle bir moda vardı:

Filistin meselesinin çözümüne zerre katkı sunmayan Arap politikacılar, hamasetle falan Arap sokaklarını avlamaya çalışırlardı.

İnşallah “Filistin’i politik bir manivela olarak kullanma” diye özetleyebileceğimiz bu kullanma olayı, Türkiye’ye de sirayet etmez.

Ve Türkiye, Filistin’e verdiği destekteki samimiyeti hiç ama hiç yitirmez!

 

FAKIBABA’YA BİR SORU 
SAYIN Tarım Bakanı Fakıbaba!

Meksika’dan nohut, Kanada’dan kuru fasulye, Fransa ve Sırbistan’dan et, Rusya’dan buğday, ABD’den pamuk, Romanya’dan mısır...

İthal ediyoruz.

Söyler misiniz Sayın Bakan!

Antepfıstığını nereden ithal edeceğiz?

Antep’ten başka Antep var mı?

Yoksa bize her yer Antep mi?

 

ADAYLAR ADAYLAR ADAYLAR
- ÖZLEM ZENGİN: Bilgi birikimiyle, üslubuyla göz dolduran bir hukukçu. Cumhurbaşkanı Başdanışmanı... Şimdi de AK Parti’den aday... Ama öyle yukarıdan gelmiyor. Yıllarca AK Parti teşkilatlarında önemli görevler aldı. Umarım seçilir.

- İLHAN CİHANER: İlhan Cihaner’i yeniden aday yapmayacakmış galiba CHP...  Bazen aykırı çıkışlarını eleştirsem de CHP’ye kıymetli katkılar sunacak bir isimdir İlhan Cihaner... Kendisinden vazgeçilmemelidir.

- ÇİĞDEM ÖZER: Âşık Veysel’in torunu... “Çiğdem der ki ben âlâyım” türküsü var ya Veysel’in... Sanırım Çiğdem’i oradan almış. Yıllardır yaptığı güzelim işini bıraktı, İYİ Parti’ye kurucu oldu... Şimdi de milletvekili aday adayı... Siyasete kalite katacak.

Yazının devamı...

Yok artık Burhan Kuzu! Yok artık Şamil Tayyar! Yok artık Metin Külünk!

“Erdoğan seçimi kaybederse gitmezmiş... Ne diyorsunuz?”

Bu soruya şöyle cevap veriyor Muharrem İnce:
“Demirel nasıl gittiyse, Özal nasıl gittiyse o da öyle gidecek.”

Öküzün altında bile buzağı aranır da bu cümlenin altında aranmaz!
O kadar net yani.



Ama gelin görün ki...

Burhan Kuzu’dan Metin Külünk’e, Metin Külünk’ten Şamil Tayyar’a kadar...

İktidarın anlı şanlı birçok ismi, bu cümlenin altında bile buzağı aradılar.

Ve işin daha da vahimi aradıkları buzağıyı bulmayı da başardılar maşallah ki maşallah!

Neymiş efendim...

Turgut Özal öldürülmüşmüş...
Muharrem İnce, o cinayete gönderme yapıyormuş...
Erdoğan’a “öldürülecek” imasında bulunuyormuş...
Falan fıstık.

Ey Burhan Kuzu!
Ey Metin Külünk!
Ey Şamil Tayyar!

Bu yaptığınızla...

“Ey ahali! Muharrem İnce’nin hiçbir açığı yok! O kadar ki... Öküz altında buzağı aramak zorunda kaldık” demiş gibi oldunuz.

Yani resmen ve alenen Muharrem İnce’ye çalıştınız.

Reis’e çaktırmadan ihanet eden “gizli Muharrem İnce’ci” misiniz nesiniz, anlamadım ki?


TEŞEKKÜRLER MUHARREM İNCE
BARIŞ Atay olayıyla ilgili olarak Muharrem İnce enfes bir açıklama yaptı.

Dediği şu:

“Barış Atay’ın gözaltına alınması yanlıştır. Bu ülkede herkes görüşlerini özgürce dile getirebilmeli. İnsanların tweet attılar diye apar topar gözaltına alınmaları demokrasi iddiasındaki bir ülkeye yakışmıyor. Ama ben Barış Atay gibi düşünmüyorum. Ben siyasetçiyim. Yapmam gereken mevcut siyasetçileri tehdit etmek değil. Adil bir yargı düzeni kurmaktır. O yargı gerekirse eskiden görev yapanları, gerekirse beni yargılar.”

Şahane açıklama!

Benim çağrım da tam da işte böyle bir açıklamanın yapılması içindi.

Teşekkürler Muharrem İnce!


KEŞKE YENİKAPI'YA İNCE, AKŞENER, KARAMOLLAOĞLU DA DAVET EDİLSE
MADEM maksat...

Filistin halkıyla dayanışmak, katil İsrail’e dur demek, ABD’ye kararlılık göstermek...

O zaman Yenikapı’da yapılan mitinge...

Muharrem İnce, Meral Akşener, Temel Karamollaoğlu, Doğu Perinçek de katılmalıydı.

Ancak böyle bir mitingle tüm Türkiye’nin ortak tavrı ortaya konmuş olurdu.


AKLA HEMEN FETÖ GELİR
GAZETELERE “Erdoğan’ı destekliyoruz” diye bir ilan vermiş Menzil tarikatı...

Ama ilanın altına “Menzil tarikatı” yazmamışlar tabii...

Peki ne yazmışlar?

Tarikatın işadamları derneğinin, tarikatın yardım kuruluşunun, tarikatın derneğinin, tarikatın vakfının falan isimlerini yazmışlar.

İşadamları derneği, yardım kuruluşu, derneği falan olan bir dini yapılanma görünce...

Milletçe aklımıza sadece ve sadece “FETÖ” geliyor.


DEMİRTAŞ CEZAEVİNDEN ÇIKMALI
AK Parti milletvekili Aziz Babuşçu, CNN Türk’te Şirin Payzın’ın “Ne Oluyor” programına katıldı.

Ve şöyle dedi:

“Selahattin Demirtaş’ın cezaevinden çıkmasını ve özgürce propaganda yapmasını isterim.”

Cumhurbaşkanı adaylarından birinin cezaevinde olmaması gerektiği konusunda sanırım yavaş yavaş bir toplumsal mutabakat oluşmakta.


SAVCILAR BEŞ YILDA BİR SINAVA ALINMALI
BİR tweet nedeniyle...

Soruşturma başlatan...

Hatta gözaltı kararı çıkaran...

Savcının hukuk bilgisinden derin bir şüphe duyarım.

“Adil yargı” falan deniyor ya...

Benim bir önerim var:

Mevcut tüm hâkim ve savcılar, hukuk nosyonu açısından beş yılda bir sınava alınmalı.

Yok öyle kafaya göre takılma!


İKİ TRİBÜN ARASINDA KALDIM
Tribünün biri...

“Selahattin Demirtaş’a saz çaldırdın. Seni PKK’lı” diyerek alçaklık yapıyor.

Tribünün diğeri ise...

“Tahir Elçi’yi sen öldürdün” diye yavşakça tıslıyor.


İNSANLAR İKİYE AYRILIR
BİR: Güllaç sevenler.
İKİ: Güllaç sevmeyenler.

Ben ikincilerdenim.



Yazının devamı...

Benim çağrım polise, savcıya değil  Muharrem İnce ve Meral Akşener’eydi

- O gün geldiğinde hepiniz ağlayarak özür dileyeceksiniz... 

- Affedeni, acıyanı, yargılamaktan vazgeçeni unutmayacağız. 

- Yok öyle hepimiz kardeşiz falan... Yok öyle kavga istemiyoruz falan... 

- Her şey yeni başlıyor. Yaptıklarınızın hesabını vereceksiniz.

*

Bu mesaj, AK Parti cenahında elden ele dolaştırılıyordu.

Elden ele dolaştıranlar, AK Parti’ye oy verenlere ya da oy vermiş olanlara şunu demek istiyorlardı:

“Bakın! Adamlar nasıl da hınç içinde, kin içinde, öfke içinde... Bunlar gelince bütün kazanımlarımız elden gidecek... AK Parti’ye yönelik eleştirilerinizi falan bir tarafa bırakın. Safları sıklaştırın...”

*

Tam da milletin kutuplaşma duygusunu bir tarafa bırakıp aklıselimle karar verme aşamasına geldiği bir seçim döneminde...

Barış Atay’ın sorumsuzca attığı bu “dangalak tweet”, resmen yeni bir kutuplaştırmanın aracı haline gelmiş, getirilmişti.

*

Barış Atay’ın “o gün geldiğinde...” dediği gün ne olacak?

Ya Muharrem İnce başa geçecek ya da Meral Akşener başa geçecek.

O halde bu bıktırıcı ve dangalak kutuplaştırma oyununu bozma görevi de onların olmalıydı.

*

İşte bu nedenle...

İkisine seslenen bir yazı kaleme aldım.

Dedim ki:

- Muharrem İnce!

- Meral Akşener!

- Çıkın ve bu Barış Atay denilen adama haddini bildirin.

- “Biz rövanş peşinde değiliz” diyerek bildirin... 

- “İnadına kardeşlik” diyerek bildirin... 

- ”Yetti artık bu kutuplaşma ve kutuplaştırma” diyerek bildirin...

*

Benim çağrım Muharrem İnce’yeydi, Meral Akşener’eydi.

Ama cevap polisten geldi.

“Şak” diye gözaltına aldılar adamı.

*

Sanırım bana şöyle bir mesaj veriyorlar bu gözaltıyla:

- Yok öyle yağma Ahmet Hakan! Kutuplaşmayı ve kutuplaştırmayı biz de en az Barış Atay kadar severiz.

- Bu oyunu bozamazsın Ahmet Hakan! Bak işte bir gözaltıyla hem kutuplaştırmayı daha da derinleştirdik, hem de seni “tetikçi” durumuna düşürdük!

- Bırak bu normalleştirme çabalarını falan Ahmet Hakan... Sırtını bir yere daya... Ya bizden ol ya da onlardan... Yok öyle arada kalmak falan!

 

SAVCI BEY POLİS BEY LÜTFEN ARADAN ÇIKIN


Kabul edilemez, lüzumsuz, gereksiz, kutuplaştırıcı, sert hem de çok sert eleştirileri hak eden bir yaklaşım Barış Atay’ın yaklaşımı...

Ama suç değil, suç olamaz.

*

Barış Atay’ın söylediklerine sonuna kadar itiraz etmek, Barış Atay’ın ifade özgürlüğüne sonuna kadar sahip çıkmaya engel değildir.

*

Savcı bey, polis bey...

Aradan çıkın.

Ve Barış Atay’ı derhal serbest bırakın.

 

BİR MİLYONUNCU KEZ SÖYLÜYORUM: TAHİR ELÇİ OLAYIYLA BENİ İRTİBATLANDIRANLAR ALÇAKTIR!

TAHİR Elçi, “Tarafsız Bölge”de “PKK bir terör örgütü değildir” dedi.

Soru üzerine falan değil... 

Analiz yaparken böyle dedi.

Budur, hepsi bu...

Ardından da Tahir Elçi hakkında soruşturma açıldı.

Bir milyon kez dedim.

Yine diyorum:

Benim bu olayla zerre kadar alakam olmadığını bildikleri halde, bu olayla beni bir şekilde irtibatlandıranlar ancak ve ancak alçaklardır.

Programın ardından iktidar yanlısı bazı tipler, Tahir Elçi’den çok beni suçlamışlardı.

Tahir Elçi de bu duruma isyan ederek...

Şu tweet’leri atmıştı:

- Canlı bir yayın sırasında sarf ettiğim sözler nedeniyle Ahmet Hakan ve CNN Türk’ün nasıl bir kusuru / sorumluluğu olabilir ki!

- Ahmet Hakan sözlerime katılmadığını aynı programda birkaç kez tekrar etti. Ne yapsaydı daha? Beni linç mi etseydi?

 

YARGILAMA MESELESİ

BU konuda en güzel açıklamayı Muharrem İnce yaptı.

Dedi ki:

“Bana iktidara geldiğinde şunu yargılayacak mısın, bunu yargılayacak mısın diye soruyorlar. Kardeşim ben yargılama makamı mıyım? Yargılamak benim işim değil ki! Ben yargıyı bağımsız hale getireceğim. Yargının tarafsızlık ve adalet içinde görevini yapmasını sağlayacağım... Bunun dışında yapacak bir şeyim yok. Ben rövanş için gelmiyorum.”

*

Bana soruyorlar:

“Ne yani? Suçlular yargılanmasın mı?”

*

Muharrem İnce’nin söylediklerine ilave edecek tek bir harfim bile yok.

 

ALAYINIZ GELİN DÖNERSEM NAMERDİM

- Milletin yarısının ensest yaptığını iddia ettiği için eleştirdiğim gazeteci bozuntusu, son olayı fırsat bilip yükleniyor bana.

- Eski bir yarası olan CHP İstanbul İl Başkanı durur mu? O da girmiş linç kervanına... Vuruyor da vuruyor!

- Polemik yaşadığım, tartışmaya giriştiğim, kendisine laf ettiğim kim varsa sıraya girmiş durumda... Hakaret üstüne hakaret ediyorlar.

- Sosyal medyada küfrün, tehdidin bini bir para! “Seni öldüreceğiz” falan türü tehditler geliyor her taraftan.

- Yurtdışındaki kaçak FETÖ’cüler de harekete geçmiş durumda! Tehdit üstüne tehdit mesajları gönderiyorlar! Hem de özel telefonumdan!

*

İktidardakilerin durumu malum... Muhalifleri de aha bunlar!

*

Bana düşen ise...

“Alayınız gelin, dönersem namerdim” demek.

SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

Yazının devamı...