GÜNDEM
SPORARENA
YAZARLAR
EKONOMİ

Uygulamada okumaya devam et.

17/25 Aralık’a nasıl bakmalı?

*

ABD büyükelçisi, 17 Aralık’ı 17 gün öncesinden biliyormuş yani!

*

17/25 Aralık, FETÖ’nün ABD’deki bazı odaklarla işbirliği yaparak yaptığı ilk operasyondu.

“Yolsuzlukla mücadele” algısı yaratmayı başarmasıyla ustaca planlanmıştı.

Amaç belliydi:

Erdoğan gidecek, FETÖ gelecekti.

*

Beklendiği gibi olmadı.

FETÖ, bunun üzerine 15 Temmuz’daki kamikaze eylemine girişti.

*

15 Temmuz’da kan dökmeyi göze almış bir FETÖ vardı karşımızda. Algıyı malgıyı boş vermişler, meşhur sinsiliklerini bir tarafa bırakmışlardı. Haince ve alçakça saldırıyorlardı.

Amacı yine belliydi:

Erdoğan gidecek, FETÖ gelecekti.

*

Bugün 18 Aralık 2018.

Bugün itibariyle...

“17/25 Aralık’a nasıl bakmalı?” sorusuna benim cevabım şudur:

*

17/25 Aralık’ı hâlâ masum bir yolsuzluk savaşı olarak görmek...

15 Temmuz’da gerçek yüzünü göstermiş olan FETÖ alçağının...

ABD ile işbirliği yapıp yolsuzluğu bahane ederek giriştiği sinsi eylemi aklamak anlamına gelir.

 

YENİ BİR GEZİ OLUR MU?

OLMAZ, çünkü...
İstanbul Emniyeti’nde Adil Öksüz’ün sınıf arkadaşı FETÖ’cü polis şefi yok ki çadır madır yakılsın.  

*

Olmaz, çünkü...

Bütün Geziciler, “Amaaaan... Bana ne abi ya... Adımımı bile atmam... Ne halleri varsa görsünler...” havasında.

*

Olmaz, çünkü...

Muhalefet, “Bizi sokağa çekmek istiyorlar ama biz asla bu oyuna gelmeyeceğiz” diyor, başka da bir şey demiyor.

 

BİR MAKASÇI BİR KONTROLÖR

DOKUZ kişinin ölümüyle sonuçlanan tren kazası nedeniyle adliyeye sevk edilen üç görevli:

- BİR: Hareket memuru...

- İKİ: Makasçı...

- ÜÇ: Kontrolör...

*

Kısacası o meşhur analar sözü bir kez daha hakikat oldu:

Herkes kendini kurtardı... Olan makasçıyla ve kontrolöre oldu.

 

TANISAN SEVERSİN

CHP’nin olası İstanbul adayı Ekrem İmamoğlu, Hürriyet’e verdiği röportajda şöyle dedi:

“Tanıdıklarında beni çok sevecekler.”

*

Bunun bir adım sonrası...

“Özünde iyi bir insanımdır ben” olabilir.

 

BENİ GÜLDÜREN ŞEYLER

-Abdullah Gül kesin bir şeyler yapacak” diye beklentiye girenler.

*

- Yılmaz Morgül’ün samimiyetle sahtelik arasında süzülen gözyaşları.

*

- Esed’in yeniden Esad’a dönüşme olasılığının belirivermesi.

*

- Şeyma Subaşı’nın günlük kazancını hesaplayarak vakit geçirenler.

*

- Sarah Jessica Parker’ın özür dileyerek elinde Nutuk’la poz verme ihtimali.

 

MEĞER DİZİSİ BAŞLAYACAKMIŞ


ERKAN Petekkaya’nın “İçki yasaklanmalıdır, içki çok kötü bir şeydir” falan diyerek ülkeyi yönetenlere şirinlikler yaptıktan sonra kafayı çekerek köşe yazarlarına telefonda ana avrat küfürler yağdırmasının bir nedeni varmış.

Meğer dizisi başlayacakmış!

*

Fox’un yeni dizisinde rolü kapmış bu Erkan Petekkaya.

Deniz Çakır, Emre Kınay, Altan Erkekli gibi oyuncularla sırt sırta verip reytingleri patlatacaklar, bayağı da para kazanacaklarmış.

Adamın pisleşmesinin, çirkinleşmesinin, sağını solunu oynatmasının temel nedeni buymuş.

*

Aferin ulan Erkan Petekkaya...

Zamanın ruhunu iyi kavramışsın.

 

KELLE PAÇA

“KELLE paça çorbasının zararı, faydasından çoktur” demiş Dr. Murat Kınıkoğlu.

*

- Canan Karatay’ın tavsiyesine uyarak...

- Hiç sevmediğim halde zorlanarak...

- D vitamini alacağımı düşünerek...

- Şifalar bulacağımı umarak...

- Hatta kolesterole bulaşmayı göze alarak...

Kendimi epeydir kelle paçaya vurmuştum.

*

Beni kelle paça çorbası içmeye ikna eden Canan Karatay Hoca’ya buradan haykırıyorum:

Şimdi bana kaybettiklerimi nasıl geri vereceksin?

 

ADALETE SEVK ETMEK İÇİN SORULMUŞ SORULAR

- Fatih Portakal kışkırtıcılık yapıyorsa... Erkan Tan’ın yaptığı ne?

*

- 17 Aralık’ta “Yolsuzluk var” diyenler suçluysa... MHP ne olacak?

*

- “Kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin” ayeti ne zaman dikkate alınacak?

*

- Cepheleşmeyi körükleyerek seçim kazanılabilir de... Huzur ne olacak?

 

Yazının devamı...

Tayyip Erdoğan bir bira içseymiş!

“Samimiyetle söylüyorum, bu sözlerimde en ufak bir kinaye yoktur. Tayyip Erdoğan bir tane bira içmiş olsaydı bugün çok daha iyi bir Türkiye olurdu.”

Programa izleyici olarak katılanlar ne yaptılar?

Ne yapacaklar?

Bu açıklamayı hararetle alkışladılar.

O köşe yazarına ve onu alkışlayanlara göre...

Tayyip Erdoğan’ın bira içen insanları anlaması için ille de bir bira içmesi gerekiyor.

Bu kafaya göre...

Bira içen bira içeni...

Türban takan türban takanı...

Alnı secde gören alnı secde göreni...

Meyhaneye giden meyhaneye gideni...

Başı açık olan başı açık olanı...

Namaz kılan namaz kılanı...

Anlayabilir.

Bira içmeyip de bira içenin halinden anlamak... Türban takmayıp da türban takanın hakkını savunmak... Meyhane gitmeyip de meyhaneye gidenin özgürlüğünden yana olmak... Alnı secde görmeyip de alnı secde görenle dost olmak...

Bu sığ ve aşiretçi kafanın kitabında yazmaz.

Bir taraf öyle...

Bir taraf böyle...

Söyleyin dostlar biz nere gidelim?

MEYHANE MÜRAİSİ: ERKAN PETEKKAYA

ŞEYHÜLİSLAM Yahya Efendi’nin bir şiiri şöyledir:

“Mescitte riyapişeler ko etsin riyayı/Meyhaneye gel kim ne riya var ne mürai”

Bugünün Türkçesi ile ifade edecek olursak...

“İkiyüzlülüğü benimsemiş olanlar bırak camide etsinler riyayı/Meyhaneye gel ki ne riya var ne mürai”

Hükümete şirinlik etmek için “İçki yasaklansın” diyen ama sabah akşam zilzurna sarhoş olup sağa sola rezilce ve ahlaksızca musallat olan şu Erkan Petekkaya var ya...

Mürainin meyhanelerden de çıkabileceğinin capcanlı bir kanıtı gibi.


MANSUR BIKKINLIĞI YENİ ARAYIŞLARA NEDEN OLUYOR

“MANSUR kesin aday” demiştim ama iki gündür “Mansur bıkkınlığı” diye bir bıkkınlık oluşmuş CHP’de...

Nedenini az çok tahmin edebilirsiniz.

İşte bu bıkkınlık nedeniyle...

Yeni isimler arıyormuş CHP.

Ortaya atılan son isim ise Sinan Aygün...

“FETÖ’nün zulmüne maruz kaldı, Ergenekon’dan içeride yattı, Ankara Ticaret Odası’nda yıllarca başkanlık yaptı, tanınırlığı yüksek, CHP’den milletvekili oldu, her kesimle arası iyi, sağdan oy alabilecek potansiyeli var” falan denilerek...

Ankara belediye başkanlığı için Sinan Aygün ismi üzerinde duruluyormuş.

EKREM İMAMOĞLU BAŞARIRSA/BAŞARAMAZSA

BAŞARIRSA...

“Vay be! Demek ki yeni yüzler arıyormuş ahalimiz” diyeceğiz.

“Vay be! Demek ki Kılıçdaroğlu bu işi biliyormuş” diyeceğiz.

“Vay be! İlle de A klasmandan bir isim gerekmiyormuş” diyeceğiz.

“Vay be! Nasıl da hep birlikte ters köşe olduk” diyeceğiz.


BAŞARAMAZSA...

“İnce olsaydı böyle olmazdı... İstifa et Kılıçdaroğlu” diyeceğiz.

“Bu muydu senin planın... Bırak git Kılıçdaroğlu” diyeceğiz.

“İki ayda adamı tanıtamadın bile... Olmadı Kılıçdaroğlu” diyeceğiz.

“Bu kaçıncı kaybedişin... Beceremiyorsun Kılıçdaroğlu” diyeceğiz.

SOKAK RACONUNU EN İYİ CHP’Lİ ENGİN ALTAY KESTİ

ENGİN Altay’ın Meclis kürsüsünden söylediği şu:

“Sokağa terörü ve teröristi çağıran alçaktır, namerttir, şerefsizdir. Ama hak, hukuk, adalet için sokağa çıkan herkese terörist diyen de alçaktır, namerttir.”

Sokağa çıkmak meselesiyle ilgili olarak bu zamana kadar ortaya konmuş en iyi ölçü bu gibi.
 

FARKINDA MISINIZ?

ŞU çok meşhur ve her yıl mutlaka büyük bir hararetle gerçekleşen...

“Müslüman Noel kutlamaz” argümanı ile “Noel başka, yılbaşı başka” argümanı arasındaki geleneksel kapışma...

Vakit epey daraldığı halde bir türlü başlamadı.

Bilmem farkında mısınız?


ALLAH’IN BİLDİĞİNİ KULDAN SAKLAMAK

KIRIKKALE’ye Spor Toto’nun katkılarıyla İslami İlimler Fakültesi yapılacakmış.

Bu durum da inşaatın yanına asılan anlı şanlı bir tabelayla ahaliye ilan edilmiş.

Yeni Akit gazetesi durumdan rahatsız olmuş.

“Bu ne iştir? Kumar parasıyla İslami İlimler Fakültesi mi yapılır” falan diye yayın yapmış.

Bunun üzerine çare bulunmuş.

Spor Toto’nun katkısı devam edecek...

Ancak tabela oradan kaldırılacakmış.

Allah’ın bildiğini kuldan saklamak
denilen şey bu değilse nedir Allah aşkına?

 

 

 

Yazının devamı...

Gökçek: Bunun neresi tecavüzü teşvik etmek?

Cevap hakkına duyduğum sonsuz saygı gereği açıklamasını yayınlıyorum.



Gökçek’in dedikleri şunlar:

Peşinen şu bilinmeli: Ben tecavüzü hiçbir şekilde savunmadım, savunmam, savunamam. Hangi şartta olursa olsun tecavüze kalkışan alçaktır, şerefsizdir, suçludur. Söylediklerimden tecavüzü tasvip ettiğim anlamını kim çıkarıyorsa o da şerefsizdir.

ODTÜ’deki mezuniyet töreninde taşınan bir pankartta “Tecavüze sebep olan şeyler” yazıyor, altında da şu maddeler sıralanıyordu: 1- Gece dışarı çıkmak. 2- Mini etek. 3- Sarhoş olmak. 4- Cilveleşmek. 5- Tecavüzcü.

Benim dediğim şu: “Sarhoş olur kendinden geçersen, arkasından cilveleşirsen kötü niyetli bir şerefsiz de senin kendinde olmaman nedeniyle sana tecavüz eder. Buna imkân verme.”

Bunun neresi tecavüzü teşvik etmek? Kaç yıl belediye başkanlığı yapmışım, personelim dahil kime müdahale etmişim. Kimin gece sokağa çıkmasını engellemişim? İnsanların yaşantısından bana ne?

NOT:
Hiçbir yorum yapmayacağım. Takdiri okurlarıma bırakıyorum.


CHP, LİYAKAT, BAYKAL, MERSİN, SAĞLAR, TALAY

DENİZ Baykal, CHP’ye uyarıda bulunmuş.

Demiş ki:

“Lamı cimi bırakın da en yüksek oy alacak isimleri aday gösterin”.

Peki CHP ne yapıyor?

Mesela Mersin’de şunu yapıyor:

Anket yaptırıyor. Ankette birinci Fikri Sağlar, ikinci İstemihan Talay çıkıyor. CHP, tıpkı rektörlük seçimlerinde birinciyi, ikinciyi bırakıp en alttakini rektör atar gibi... Ankette alt sıralarda çıkan bir isme yöneliyor.


ANKARA’DAN BİR HABER GELDİ

MARAŞ’tan bir haber geldi, dediler ki Merik öldü” diye bir türkü vardır.

Bana da Ankara’dan bir haber geldi, dediler ki:

Binali Yıldırım İstanbul’a aday olmayabilirmiş.

Her an başka bir gelişme yaşanabilirmiş.

Böyle bir gelişme sürpriz sayılmamalıymış.

SADECE SORUYORUM 

Ersun Yanal’ın Fenerbahçe’deki işlevi ile Mansur Yavaş’ın CHP’deki işlevi arasında herhangi bir bağ kurulabilir mi?

Bu ülkede en az kaç yıl sonra herhangi bir yetkili, “Şu kazanın sorumluluğunu alıyor ve istifa ediyorum” diyecek?

Şu dünyada Yılmaz Morgül’ün Bülent Ersoy’u taklit etme çabasından daha boş beleş bir çaba var mıdır acaba?

Emin Çölaşan ile Necati Doğru’ya FETÖ’den dava açılmasına en çok İngiltere’deki firari FETÖ’cü Akın İpek’in sevinmesi kaç puandır sizce?

ŞİİR/TİYATRO/ROMAN

ŞİİR: Attilâ İlhan ve İsmet Özel’in son şiirlerini yazmalarıyla, karanlık kaldırımlarda dolaşarak şehre sitem dolu bakışlar fırlatma alışkanlığının son bulmasıyla ve Ah Muhsin Ünlü’nün Onur Ünlü olmasıyla... Neredeyse bitti.

TİYATRO:
Sinemanın sınırsız imkânlarının ortaya çıkmasıyla, sahnede kesilmedik rolün kalmamasıyla, dünyanın iyice çivisinin çıkmasıyla, cep telefonuna gömülmemin milli spor haline gelmesiyle... Örselendikçe örselendi.

ROMAN: Nilgün Bodur’un kitabının çok satanlar listesini süslemesiyle, roman yazma çilesine katlanmayı kimselerin göze almamasıyla, Dostoyevski okumadan roman yazılabileceğine duyulacak özgüvenle...
Yara üstüne yara aldı.

HAYAT BANA GÜZEL

ÇÜNKÜ... Kendimi ciddiye almamaya gayret ediyorum.

ÇÜNKÜ... Kendime dışarıdan bakmaya çalışıyorum.

ÇÜNKÜ... Kendimin farkında olmaya çabalıyorum.

ÇÜNKÜ... Kendimi idare edilirken yakalamaktan ödüm kopuyor.

ÇÜNKÜ... Kendimle kavga etmekten asla kaçmıyorum.

ÇÜNKÜ... Kendimi bir anda alaycılık saçağının altına çekiyorum.

HADİSE ÇITAYI YÜKSELTTİ

MAGAZİN dünyasının ünlü kadınları, eskiden şöyle derlerdi:

“Benimle birlikte olacak erkek, beni taşıyabilmeli”.

Hadise kardeşimiz, artık çıtayı yükseltmiş bulunmakta.

Dediği şu:

“Sayemde herkes ünlensin istemiyorum. Yanımda hangi erkek olursa adam manşetlerde yer alıyor. Bunu hak edecek biri olmalı. Hem beni hem manşetleri taşıyabilmeli”.

Hahahahahaha! İlahi Hadise!

ERKAN PETEKKAYA’NIN ALKOL SORUNU FALAN YOK

“İÇKİ yasaklansın” dediği için yumuşacık, incecik, efendice eleştirmiştim Erkan Petekkaya’yı...

Geçen akşam... Saatler daha erken ha! 20.00 falan bile değil.

Telefon açtı bana Erkan Petekkaya... Fakat nasıl sarhoş! Anlatamam. Zilzurna resmen!

Önce “Ahmet Abi... Ahmet Abi...” falan diye başladı eveleyip gevelemeye...

Sarhoş idare etmekten hiç anlamam, yine de elimden geleni yapmaya çalıştım nezaketle. Fakat bu ahlaksız adam, bir süre sonra ana avrat küfür edip yüzüme telefonu kapatıverdi.

Hem insan gibi içmeyi bilmeyen hem de “içki yasaklansın” diyerek hükümete şirinlik yapan bu Erkan Petekkaya’ya sadece şunu söylemek isterim...

Senin alkol sorunun yok Erkan Petekkaya, senin karakter sorunun var!

SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

Yazının devamı...

Yazın bir kenara: CHP’nin İstanbul ve Ankara adayı

Ankara adayı: Mansur Yavaş...

“Netleşti”
diyebilirim. “Kesinleşti” diyebilirim. “Belli oldu” diyebilirim. Bir ihtiyat payı bırakacak olsam bile... “Yüzde 99.9” diyebilirim.

Şimdi Kemal Kılıçdaroğlu’nu şunlar bekliyor:

Ekrem İmamoğlu
bekleneni vermezse... Hedefte olacaktır. Mansur Yavaş kaybederse... Partinin istenmeyen adamı ilan edilecektir. Ekrem İmamoğlu başarı kazanırsa... Havada, karada, denizde kazanmış olacaktır. Mansur Yavaş kazanırsa... Sadece kara savaşını kazanmış olacaktır.


TREN YOLCUSUNU KORUMAYA KİM ALACAK MÜDÜR BEY?

TREN
kazasının hemen ardından...

Devlet Demir Yolları Genel Müdürü İsa Apaydın, sosyal medya hesaplarını “korumaya” almış.


Müdür Bey! Müdür Bey!

Sen kendini korumaya aldın da...

Trene binen vatandaşlarımızı kim korumaya alacak?
 

İZMİR SOĞUĞU DİYE BİR ŞEY VARMIŞ

PERŞEMBE günü... Saat 13.15.

İzmir Ticaret Odası ile She Agency’nin ortaklaşa düzenlediği bir toplantı için İzmir’e vasıl oldum.

Fakat nasıl bir soğuk var, anlatamam...

Eldiven kâr etmiyor! Paltonun yakasını kaldırıyorum, nafile! Zıplıyorum olmuyor! Sakalım, bıyığım buz tutmak üzere! Erzurum’da görmedim ben böyle soğuğu... Sanki Sibirya sürgünündeyim, o derece yani.

Korkarım İzmir denilince aklıma imbatlar, meltemler falan gelmeyecek artık.

YEŞİM ERBİL GİBİ BİR KIZ KARDEŞ

TIP profesörü Yeşim Erbil’in, abisi Mehmet Ali Erbil’in sağlık durumuyla ilgili bilgiler verdiği açıklamalarını okurken...
Bu ne şefkat, bu ne dikkat, bu ne sevgi, bu ne incelik falan diyorum.
Ardından da ekliyorum:
Allah bütün erkeklere Yeşim Erbil gibi bir kız kardeş nasip etsin.

ÜÇ İSLAMİ BOŞ KONUŞMA KONUSU

BİR: Cariyelerin hükmü...

İKİ: Kölelerin durumu...

ÜÇ: Ganimetin paylaşımı...

Hangi hocayı, şu üç konudan birini konuşurken görürseniz... “Boş yapma hoca” deyin ve hemen uzaklaşın oradan. 

MELİH GÖKÇEK KENDİNİ ANCAK ŞÖYLE KURTARIR

TECAVÜZÜ gerekçelendirmeye, tecavüze bahane bulmaya kalkışan Melih Gökçek, bu saatten sonra kendini ancak şöyle kurtarabilir.

Twitter’da...

10 gün boyunca sabah, öğle ve akşam...

“Bir eşeklik ettim. Hiçbir bahane ve gerekçe tecavüzü meşrulaştıramaz. Çok özür dilerim” yazarak...

HAYROLA ABD?

BİR gün içinde şunlar oldu:

ABD Senatosu... Yemen’de Suudilere verdiği askeri desteği kesti.

ABD Senatosu... Veliaht prensi, Kaşıkçı cinayetinden sorumlu tuttu.

ABD Temsilciler Meclisi... Arakanlı Müslümanlara soykırım uygulandığını kabul etti.

Hayrola ABD? Hacca gidip tövbe falan mı ettin?

YENİ BİR MODA

SANIRIM artık Adalar Adliyesi’nde boşanmak moda olacak.

Katkılarınızdan dolayı teşekkürler Yılmaz, teşekkürler Belçim.

HÜRRİYET YAZARLARININ ŞARKICILIK KARNESİ

“MARKA Konferansı” için Hürriyet yazarları olarak Yalın’ın Hürriyet için yaptığı bir besteyi, yine Yalın’ın şefkatli önderliğinde seslendirmeye kalkıştık.

Sonucu açıklıyorum:

VAHAP MUNYAR: Bir imam hatipliden daha mahcup kim var derlerse Vahap Munyar var derim. Mikrofonu gördüğü anda yüzü kızardı vallaha.


SEDAT ERGİN:
Devlet Opera ve Balesi genel müdürü ciddiyetiyle organize etmeye çalıştı herkesi... Gitarını tıngırdatmayı da ihmal etmedi.


DOĞAN HIZLAN:
Davudi sesiyle öyle bir şiir okudu ki... Bin atlının akınlarda çocuklar gibi şen olduğu günleri getirdi akla.


ERTUĞRUL ÖZKÖK:
Yeteneği ile medeni cesareti arasındaki devasa fark herkesin dikkatini çekti.


ONUR BAŞTÜRK:
Tam “Yahu ne güzel söylüyor” diye tebrik edecektim ki... Yanımdaki kulağıma fısıldadı: “Onun kaseti var.”


NURAN ÇAKMAKÇI:
Tam da bir kadın sesine büyük ihtiyaç vardı ki... Bir anda ortaya çıktı ve hepimizi mest etti.

 

 

Yazının devamı...

Cübbeli’nin kulakları çınlasın: Manyak manyak işler yapmaya başladık

Ajansın amaçları şunlar:

Uzay operasyonları yapmak.

İnsanlı veya insansız uzaya erişimini sağlamak.

Uzayın keşfine yönelik organizasyonlara imza atmak.

Uzay ve havacılık teknolojilerine ilginin sağlanmasına öncülük etmek.

Uzay hukukundaki gelişmeleri izlemek.

Türkiye Uzay Ajansı
’nın kurulduğunu öğrenir öğrenmez...

Benim aklıma hemen bizim Cübbeli Ahmet geldi.

Cübbeli Ahmet
, bir süre önce ecnebilerin yaptıkları uzay çalışmaları hakkında aynen şöyle demişti:

Milyar dolarlık yatırımlar yapıyorlar. Boşuna masraf.

Hâlâ birinci kat semanın aşağısında olan gezegenler ve yıldızlar hakkında “Mars’ta su var mı?” falan diye araştırma yapıyorlar.

Manyak manyak işler.

Ben sana söyleyeyim. Sen oraya çıkmadan dünya kopacak.

Bakalım bizim Cübbeli Ahmet, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile kurulan “Türkiye Uzay Ajansı” hakkında da...

“Tövbe edin, imana gelin gafiller! Bu yaptığınız manyak manyak işler!” demeye cesaret edecek mi?

BENİM BİLDİĞİM BİNALİ YILDIRIM

BENİM bildiğim, tanıdığım Binali Yıldırım...

“AK Parti İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı adayı” ilan edildiği gün...

Şöyle bir açıklama yapacaktır:


Haksız rekabete meydan vermek istemiyorum.

Belediye başkan adaylığı yarışına Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı sıfatıyla katılmam.

Meclis Başkanlığı gibi milletin ortak duyarlılığın merkezileştiği kutsal bir kurumu, siyasi bir yarışın parçası haline getirmem.

Her ne kadar “Meclis Başkanlığı’ndan istifası gerekmez” diye görüşler açıklansa da ben etik açıdan bunu uygun bulmuyorum.

Bana yakışan Meclis Başkanlığı görevinden istifa etmektir ve ben de bana yakışanı yapıyorum.

TREN KAZALARI NASIL SON BULUR?

YİNE tren kazası... Yine ölümler... Yine ahlar vahlar... Yine feryatlar figanlar...

Bu kazaların son bulması için atılacak en etkili adımı yazıyorum:

Herhangi bir tren kazasının ardından...

Yetkililer zincirinin tüm halkaları, “Bu işte bizim ihmalimiz var. Bu işte bizim sorumluluğumuz var. Bu işte bizim vebalimiz var” falan diyerek...

İstifa ederlerse...

Tren kazaları yüzde 99 oranında son bulur. 

Denemesi bedava!

25 YILDIR TANIDIĞIM BİR BAŞKAN: TEVFİK GÖKSU

ESENLER Belediye Başkanı Tevfik Göksu’yu 25 yıldır tanırım.

Cevval, girişimci, tuttuğunu koparan, organizasyon yeteneği olan, işini iyi yapmaya odaklı, sosyal yönü kuvvetli bir arkadaşımızdı.

Geçen gün buluştuk kendisiyle. Uzun uzun anlattı yaptıklarını... Tevfik Göksu’nun iyi bir belediye başkanı olacak özellikleri vardı ama itiraf etmeliyim ki bu kadarını beklemiyordum.


 
Çok önemli hizmetler yapmış Esenler’e Tevfik Başkan...

Ben sadece bu pazar günü Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından açılışı yapılacak olan iki önemli hizmetini anlatmakla yetineceğim:

TAŞ CAMİİ: Cumhuriyet tarihinin ilk taş işçiliğiyle yapılan camisi. Yapımında hiç beton kullanılmamış. Yığma tekniğiyle yapılan cami, yazın serin, kışın soğuk olacakmış. Taşların tümü el işçiliğiyle işlenmiş, ana kubbesi 1.60 cm’lik ana taşıyıcılar üzerine oturtulmuş ve kubbe kaplaması için 50 ton kurşun kullanılmış. Betona asla yüz vermeyen bu çok zarif cami, İstanbul’un geleceğinin camilerinden olmuş.

MİLLET BAHÇESİ: Büyük, çok büyük bir bahçe bu... Aslında bahçe değil de park demek daha doğru... Bu büyük parkın içinde bisiklet yolları var, yürüyüş parkurları var, spor alanları var... Doğallığı hiç bozmadan küçük dokunuşlarla oluşturulmuş harika peyzaj düzenlemeleri yapılmış. İnsanda “Ver elini Esenler” duygusu oluşturacak denli şahane bir park bu...

ESAT KABAKLI’NIN ALBÜMÜ

“BİL Oğlum”, çok eski ve çok güzel bir besteydi. Fakat ne zaman ki siyasetin tam göbeğine taşındı, işte o zaman daha çok bilinir oldu.

Esat Kabaklı, içinde “Bil Oğlum”un da yer aldığı milliyetçiliği ağır basan ezgilerini bir albümde toplamış.

Üç gündür arabada sürekli bir adı da “Bu Vatan Bölünmez Bu Bayrak İnmez” olan bu albümü dinliyorum.

Sonuç?

Öyle galeyana geldim ki... Her an Viyana kapılarına dayanabilirim. 

ŞARKILAR ARMAĞAN EDİYORUM

CHP VE İYİ PARTİ’YE: Birsen Tezer’in “Balıkesir” şarkısını armağan ediyorum.

MANSUR YAVAŞ’A: Gülşen’den “Hükmen Mağlup” şarkısını armağan ediyorum.

MERAL AKŞENER’E: MFÖ’den “Mecburen” şarkısını armağan ediyorum.

KEMAL KILIÇDAROĞLU’NA: Yalın’dan “Cumhuriyet” şarkısını armağan ediyorum.

BRAVO LEVENT GÖK

BÜTÇE maratonunda Meclis’i yöneten isimlerden biri de CHP’li Levent Gök’tü.

Dikkat ettim:

Çok demokratik bir zarafet örneği sergiledi Levent Gök.

Meclis’te grubu bulunmadığı için söz hakkı olmayan Saadet Partisi’ne, Büyük Birlik Partisi’ne ve Türkiye İşçi Partisi’ne söz hakkı tanıdı.

Tebrikler ve örnek olsun diyorum.

Yazının devamı...

Hangisi kazanır: Cumhur İttifakı mı Millet İttifakı mı?

Önemli olan belediye değil, önemli olan milletin bekası.

Pazarlık yapmıyoruz, yapmayacağız.

Binali Bey aday olursa başımızın üstünde yeri var.

Tabii ki bizim de jestlerimiz olacak.

En küçük bir pürüz bile yok.


Millet ittifakından yükselen sesler ise genellikle şu tür sesler:

Mansur bizim adayımız olsun, yoksa bozarız ittifakı.

Ne yani? Balıkesir’i size mi yedireceğiz?

Mersin’den tövbe bismillah vazgeçmeyiz.

Sağcı aday istemeyiz.

Senin cürmün ne ki bu kadar belediye istiyorsun?

Sorarım size:

Bu ittifaklardan hangisi...

Zafere susamış, kazanmaya odaklanmış, başarıyı hedeflemiş gözüküyor?

 ‘İSYANA MI ÇAĞIRIYORSUN’ DERLER TABİİ KEMAL BEY 

Yakıp yıkmadan...

Mala mülke zarar vermeden...

Vandallığa zemin hazırlamadan...

Karanlık odakların ortalığı karıştırmasına fırsat vermeden...

Milletin alanlarda, meydanlarda, sokaklarda sesini çıkarmasına öncülük etmesi gereken kişi...

Ana muhalefet lideri Kemal Kılıçdaroğlu’dur.

Durum böyle olduğu halde...

Kemal Kılıçdaroğlu
ne yapıyor?

Ne yapacak?

“Niye kimse sokağa çıkmıyor” diye yakınıp duruyor.

Kemal Bey! Kemal Bey!

Yasal, meşru, barışçıl protesto mitinglerini düzenleme hakkına sahip bir ana muhalefet lideri olarak görevinizi yapmak yerine “Niye kimse sokağa çıkmıyor” diye yakınmayı tercih ederseniz...

“Ne o? Milleti isyana mı çağırıyorsun?” diye soranlara...

Verecek bir cevabınız olmaz, olamaz.

DEVLET BAHÇELİ’NİN PERVİN BULDAN’LA SOHBETİ

DEVLET Bahçeli’nin HDP’nin temsilcileriyle zaman zaman medeni ilişkiler kurması neden sorun olmuyor?

Şundan dolayı:

Devlet Bahçeli HDP’ye karşı siyasi tutumunu en net, en sert, en kılçıksız biçimde ortaya koyduğu için...

Medeni bir ilişki, sorgulanmaya değer olarak görülmüyor.

SİNAN OĞAN’A SESLENİYORUM

SEVGİLİ dostum Sinan Oğan!

Şu Suriye politikasının ve onun doğurduğu mülteci sorununun bütün sorumluluğunu bana yüklemekten vazgeç be dostum!

Yahu koskoca hükümet var, ona bir şey söyle!

Ona bir şey diyemiyorsan Ahmet Davutoğlu var, ona yüklen.

Ona da bir şey demiyorsan Trump’a yürü...

Bırak yakamı be dostum, bırak!

ÇÖLAŞAN’A FETÖ’DEN DAVA AÇILMASI ÜZERİNE

FETÖ’cüler kesin şöyle demişlerdir:

“Emin Çölaşan’ı bile bizden kabul ediyorlarsa... Eninde sonunda biz bu işten yırtarız be abi!”

İktidar yanlısı kalemler kesin şöyle demişlerdir:

“Epeydir kimsenin okumadığı Emin Çölaşan’a bundan daha iyi bir tanıtım fırsatı verilmezdi be abi!”

Komplo meraklıları kesin şöyle demişlerdir:

“FETÖ davalarını sulandırmak için... Birileri yine yeni yeniden düğmelere basıverdi be abi!”

Sağduyu sahipleri kesin şöyle demişlerdir:

“Yok artık... Emin Çölaşan da FETÖ’cü ilan ediliyorsa... Bu işin suyunun suyunun suyu bile çıkmıştır be abi!”


ŞU TOSUNA ‘ŞEHZADEM’ FALAN DEMEYİN KARDEŞİM

SOSYAL medyada Abdülhamid’in torununa şehzadem falan diye gaz veren kıymetli insanlara tavsiyemdir:

Arkadaşlar!

Babadan atadan geçen soyluluğu, dinimiz ayakların altına almıştır.

Söz konusu tosunun sizden bizden hiçbir farkı yoktur.

Gereksiz yüceltmeyin şunu!

HASTAYIZ BİZ

HADİ itiraf edelim:

Öyle hasta tipleriz ki biz...

Aylardır...

“Yahu şu Adriana, şu Metin Hara’yı ne zaman kapının önüne koyacak” diye bekleşip dururken...

Bir anda gözümüzün önünde beliren...

“Adriana Lima, Metin Hara’yı takipten çıkardı” haberi karşısında...

Şu soğuk kış gününde...

İçimizde bir anda bir sıcaklık dalgası beliriveriyor.
 

SEN DEMEYİN SİZ DEYİN!

SEVGİLİ yargıçlarımız, doktorlarımız, polislerimiz!

Sizden makamca ve mevkice daha yüksekte olanlara karşı sergilediğiniz nezaketin bir kıymeti yoktur. Asıl kıymeti olan nezaket, sizden makamca ve mevkice daha aşağıda olanlara karşı sergileyeceğiniz nezakettir.

Lütfen hiçbir ayrım yapmadan bütün muhataplarınıza...

“Sen” diye hitap etmeyin, “siz” diye hitap edin.

KEDİM SEKTER DER Kİ

ABİLERİM, ablalarım!

Hava karlı... Dışarısı buz gibi...

Bizler hamdolsun başımızı sokacak bir yuva bulmuş durumdayız.

Ama ya başını sokacak bir yuva bulamayan ve şu soğuk kış günü sokaklarda yaşamak sorunda kalan kardeşlerimiz! Onlar ne olacak?

Lütfen onlara kapılarınızı açınız, evinizin önüne bir tas su, biraz mama koyunuz.

Ne verirseniz elinizle, o da gelir sizinle.

Yazının devamı...

Altın Kelebek izlenimleri

*

- CEM YILMAZ: Yerim Cem Yılmaz’ın yanıydı... Adama ikide bir “Abi yarım saattir yanında oturuyoruz! Bir tane bile espri bile yapmadın! Cenazeye gelsek daha iyiydi yahu!” der gibi bakıp durdum... O da bir süre sonra Defne Samyeli’ye dönerek kendisini benden kurtardı.

*

- MAHCUBİYET: Ödül alırken, sahneye çıkarken, ismim anons edilirken falan... Şunu bir kez daha anladım ki: Şu dünyaya geldim gidiyorum, galiba ben hiç atamayacağım üzerimdeki imam hatipli mahcubiyetini...


*

- ŞIKEL/DAVRAN: Çağla Şıkel ve Cem Davran... Sahnede bir çift olarak çekişmesiz, uyumlu, komplekssiz, tamamlayıcı sunuculuk nasıl olmalıdır dersi verir gibiydiler: Her ikisine de kocaman tebrikler!

*

- ALEYNA: Bence Aleyna Tilki kardeşimizin acilen şu üç şeyden birini yapması şart: BİR: Yahya Efendi Dergâhı’nda birkaç gün inzivaya çekilmek... İKİ: Yoga kursuna yazılmak... ÜÇ: Britney Spears’ın hayatını ibret alarak incelemek...

*

- KİM KİMDİ: Gecenin Yılmaz Güney’i Ezhel’di... Gecenin en anlam atfedileni Sıla’ydı... Gecenin süper babası Türker İnanoğlu idi... Gecenin minik evladı Atlas idi... Gecenin annesi Gülben idi... Gecenin komplekssizi Gani Müjde idi... Gecenin sosyal mesajcısı Hadise idi... Gecenin süper sempatiği Cem Öğretir idi. Gecenin en cool siması Müge Anlı idi... 

*

- ACUN’UN ANILARI: Başkası anlatsa bir dakikasına bile dayanamayıp sıkılacağımız kişisel anılar, Acun anlatınca hepimize sanki hayatın sırrının açıklanması gibi geldi! Ağzımız açık dinledik Acun’un anılarını... Sanırım literatürde buna “başarının tatlı kokusu” deniliyor.

*

- TEYİT ETTİĞİM ŞEYLER: Tören boyunca şunları teyit ettim: Demet Akalın hakikaten harbi kızmış! Çağlar Çorumlu hakikaten pek samimiymiş! “Çukur” ekibi hakikaten azıcık uçukmuş!

*

- ANNE TEPKİSİ: Ödül aldım, sahneden indim. Telefonum acı acı çaldı. Arayan annemdi. “Oğlum, sen niye aldığın ödülünü annene adamadın? Ağlarsa annen ağlar, gayrısı yalan ağlar oğlum” dedi ve çat diye kapattı telefonu yüzüme.

*

- BİR ÇETE: Dışarıda “ünlülerle fotoğraf çektirme çetesi” adını verebileceğimiz bir çete vardı. Çete elemanlarından biri, parmağıyla beni göstererek “Şu herif kimdi lan?” dedi. Arkadaşı, “Bilmiyorum oğlum. Çektir fotoğraf, önemsiz biriyse silersin” diye cevap verdi... Ve sonunda 40 yıllık dost gibi gülümseyerek fotoğraf çektirdik keratayla.

*

- CÜNEYT ARKIN: Devasa bir anıt gibi, muhteşem bir tarih gibi, muazzam bir mazi gibi yükseldi sahnede... Hey gidi ulu çınar hey!

*

MFÖ: İki gitarla öyle güzel bir mini konser verdiler ki... Hemen eve koşup MFÖ şarkıları dinlemek geldi içimden. Sesini sonuna kadar açarak tabii...

*

- KOSTÜMLER: Sibel Can beyaz bir meleği tasvir etme çabasındayken Özge Özpirinççi uzay filmlerinin masum kızlarına gönderme yapıyordu. Fatih Ürek “adeta” bir James Bond edasındayken Pınar Altuğ otoriter bir müdire hanımın altını çiziyordu.

*

- EDİS/TARKAN: En iyi popçu ödülünü alan Edis kardeşimiz, gerçekten efendi çocuk, gerçekten iyi çocuk, gerçekten düzgün çocuk... Ama Tarkan olabilmesi için 40’a yakın fırının ekmeğini yemeye şimdiden başlaması şart.

*

- MÜMİN SARIKAYA: Yozgat’ımızın medarıiftiharı, “Ben Yoruldum Hayat”ın mimarı, Orta Anadolu’nun sevecen siması Mümin Sarıkaya’nın “En İyi Halk Müziği Sanatçısı” ödülü almasına, kendi aldığım ödülden bile daha fazla sevindim.

*

- KENAN İLE BEREN: Var ya... Bu aşk biterse... İtimadımız sarsılacak... Uğursuzluk kaplayacak etrafımızı... Kötü bir koku yükselecek yeryüzünden... Yüzümüz asılacak... Kısacası bitmesin bu aşk.

 

İŞİTTİĞİM EN İYİ 7 ADET AKHİSAR OTOBÜSÜ ESPRİSİ

- ESPRİ BİR: Biz ona Ali Koç ol dedik, o tuttu Kamil Koç oldu...

- ESPRİ İKİ: Hayaller vizyon mizyon, gerçekler Susurluk’ta tost ayran...

- ESPRİ ÜÇ: İyi ki Erzurum’da yenilmediler... Bitmezdi o yolculuk!

- ESPRİ DÖRT: Madem Ali Koç en sonunda bir tür Aziz Yıldırım olacaktı, biz Aziz Yıldırım’a niye kıydık ki...

- ESPRİ BEŞ: Sanki at arabasıyla dönüyorlar... Otobüs bu otobüs... Yatır koltuğu... Yat aşağı... Oh mis!

- ESPRİ ALTI: Ali Koç: Ben birincilik demedim, birinci lig dedim.

- ESPRİ YEDİ: Otobüste meyve suyu ve kek ikramı var mıydı acaba?

 

CHP’DE SON DURUM

- İSTANBUL: Şimdilik elde Ekrem İmamoğlu var... Daha iyisi bulunursa her an vazgeçilebilir.

*

- ANKARA: Mansur Yavaş... Kesin gibi... Hatta kesinden de öte... Hatta ve hatta ilan etsek başımız ağrımaz.

*

- İZMİR: En sorunsuz ilin en belirsiz il olması kaç puan? Hâlâ bir karar verememişler... Hâlâ kara kara düşünüyorlarmış.

 

KADIN KOCASINA İSMİYLE HİTAP ETMEMELİYMİŞ

YİNE bir hoca...

Yine beyin yakan bir fetva...

Neymiş efendim, kadının kocasına ismiyle hitap etmesi mekruhmuş.

En iyi cevabı Nevşin verdi bu hoca bozuntusuna:

“Ne diyelim, Mahmut mu diyelim?”

 

EN İYİ HABER PROGRAMI : AHMET HAKAN - TARAFSIZ BÖLGE

Yazının devamı...

Diyanet İşleri Başkanı’ndan bir talebim daha var

“Sayın Diyanet İşleri Başkanı! Kıymetli hocam! Lütfen çıkıp deyin ki... Benim 9 Kasım’da yaptığım bu ziyaretin 10 Kasım’a yönelik bir göndermesi yoktur. Hastalığı dolayısıyla ziyaret ettiğim şahsın 10 Kasım’la ilgili sözlerine de asla ve kata katılmıyorum.”

*

Canı sağ olsun.

Demedi böyle bir şey Sayın Diyanet İşleri Başkanı.

*

Ama ben “iyiliği emretme/kötülükten sakındırma” faaliyetlerimi sürdürme ve kesintisiz tebliğ yapma konusunda asla umutsuzluğa kapılmam.

*

Bu nedenle...

Diyanet İşleri Başkanı’ndan yeni bir talepte daha bulunuyorum.

Ve kendilerine şöyle sesleniyorum:

*

Sayın Diyanet İşleri Başkanı!

Kıymetli hocam!

“Çocuk” ve “şeytan” kelimelerini yan yana getiren cümleleriniz dolayısıyla yeni bir açıklama yapınız.

Lütfen çıkın deyin ki:

“Olmadı o laf! Yakışmadı bize! Çocuklar melektir yahu melek!”

*

Lütfen böyle deyin de konu bir an önce kapansın.

Tabii konunun bir an önce kapanmasını gerçekten arzu ediyorsanız.

Yelek sarı, sen yelekten sarısan

SOSYAL medyada arkadaşın biri, Malatya’nın ünlü türküsünü Paris türküsü yapmış, şöyle çığırıyordu:

*

Yelek sarı sen yelekten sarısaaan sarısaaan/Kurban olam Şanzelize’nin karısaaan karısaaan...

 

FRANSA, DEVLET, VATANDAŞ, EMPATİ

- Devletlerden vatandaşlarla değil, devletlerle empati kurması beklenir.

*

- Vatandaşlardan da devletlerle değil, vatandaşlarla empati kurması beklenir.

*

Devleti bırakıp vatandaşla empati kuran devletler hakkında bir şey demeyeceğim ama vatandaşı bırakıp devletlerle empati kuran vatandaşlara... Hakan Taşıyan’ın “Yapma Böyle Gözün Sevem” şarkısını armağan etmeden geçemeyeceğim.

 

DÖRT PARTİDEN ANLI ŞANLI DÖRT SİYASİ BANA DEDİ Kİ

ANLI şanlı bir CHP’liden işittim.

Dediği şu: “İzmir çantada keklik değil, İzmir’i kaybedebiliriz.”

*

Anlı şanlı bir AK Partiliden işittim.

Dediği şu: “Mehmet Özhaseki yanlış aday. Özhaseki’yle kaybedebiliriz.”

*

Anlı şanlı bir MHP’liden işittim.

Dediği şu: “En iyisini biz yaptık. Kazansak da kaybetsek de kazançlıyız.”

*

Anlı şanlı bir İYİ Partiliden işittim.

Dediği şu: “Bu bizim beka seçimimiz, sonuçlar geleceğimizi belirleyecek.”

 

CENTRAL PARK, NAKKAŞTEPE

CUMHURBAŞKANI Erdoğan şöyle dedi:

“İngiltere’ye gidenler ‘Central Park var’ falan derdi. Kardeşim bizde de Nakkaştepe var.”

*

İki şey söyleyeceğim:

*

- BİR: İngiltere’ye gidip de “İngiltere’de Central Park var” diyenler, alenen ve resmen yalancıdırlar. Zira Central Park, İngiltere’de değil New York’ta...

*

- İKİ: Nakkaştepe’de yeni açılan park, Central Park’tan çok daha küçük olabilir ama Boğaz manzarasıyla falan Central Park’tan kesinlikle çok daha şeker.

 

BİR RİCAM VAR KONYALI BİLİM İNSANLARIMIZDAN


SAYIN Konyalı bilim insanlarımız!

Robot yapmak konusunda sergilediğiniz bitmek tükenmek bilmeyen devasa iştah karşısında ziyadesiyle mutlu oluyoruz.

Ne olur tükenmesin azminiz!

Emeğinize, fikrinize, inadınıza, ısrarınıza sağlık!

*

Fakat Sayın Konyalı bilim insanlarımız!

Yaptığınız robotları sergilemek hususunda ne kadar da acelecisiniz yahu!

O robotları neden vitrine çıkarmadan önce son bir kez test etmiyorsunuz, neden bütün vidalarını en az üç kere sıkmıyorsunuz? Bu ne aculluk Konyalı bilim insanlarımız?

 

BEN KAÇIYORUM SİZ DE KAÇIN!

- Tek gözü görmeyen kedilere karşı şefkat beslemeyenlerden...

- Garsonlara kötü davrananlardan...

- Masada sürekli acaba hesabı kime kilitlesem diye plan kuranlardan...

- Üç günlük dandik Roma gezisinden üç ay boyunca paylaşılacak fotoğraf çıkaranlardan...

- Her konuyu çözdüğünü sanıp her şeye yorum yapanlardan...

- Aynı anda hem ekonomiyi, hem gazeteciliği, hem de futbolu bilebileceğini sananlardan...

- Biteviye, namütenahi, uzun uzun, hiç bıkıp usanmadan anı anlatanlardan...

Ben hep kaçıyorum, siz de kaçın!

Yazının devamı...