GÜNDEM
SPORARENA
YAZARLAR
EKONOMİ

Uygulamada okumaya devam et.

Miras değil, emanet

O yıllarda Mehmet Büyükince, Ahmet Büyükince ve ‘Çakır Ahmet’ lakaplı Ahmet Sakallı, Kapya ve Güle köyleri merkez olmak üzere Midilli’de zeytin ağırlıklı tarım yapıyor.
Aile 1922’de mübadele ile Küçükkuyu’nun Adatepe köyüne yerleştiriliyor.
Ahmet Büyükince ve Ahmet Sakallı bir süre sonra Küçükkuyu’dan Ayvalık’a geçiyor.
Ahmet Büyükkince muhacir hakkı olarak verilen 20 ağaçla karşı kıyıdaki gibi yeniden zeytinciliğe başlıyor.
Bir süre sonra biri Belevi’de, diğeri Ayvalık’ta olmak üzere iki zeytinyağı fabrikası kurup işletiyor.
Zeytinyağı üreticiliğin yanında tüccarlığını da yapıyor.
1960’ta iflas, iki yıl sonra da vefat ediyor.
Tüm bu yaşananlar sonrası aile, bırakın bu sevdadan vazgeçmeyi, daha sıkı bir şekilde devam kararı alıyor.
Emin Sakallı sıfırdan başlayarak aile geleneğini sürdürüyor.
Bir yandan da Ayvalık’ta bölgesel bir zeytincilik cemiyeti kurulmasına öncülük ediyor.

HEM BANKADA, HEM TARLADA

Emin Sakallı’ya bu süreçte en büyük yardım oğlu İnce Ahmet Sakallı’dan geliyor.
Çocukluğundan beri her fırsatta soluğu babasının yanında alıp ondan zeytinciliğin inceliklerini öğrenen İnce Ahmet Sakallı, 16 yaşına geldiğinde ilk defa işlere tam anlamıyla dahil oluyor.
Ege Üniversitesi İktisat Fakültesi’ni bitirene kadar babasının kontrolünde işleri yönetmeye çalışıyor.
Mezun olduğu 1978’de babasını kaybedince tüm sorumluluk onun omuzlarına yükleniyor.
Bir yandan Tarişbank’ta çalışırken, bir yandan da zeytincilik faaliyetlerine ara vermeden devam ediyor.
2002’de emekli olup 2012’ye kadar aktif olarak kendi ürettiği zeytinleri işliyor ve kendisinden öncekiler gibi dökme olarak satıyor.
“Aile işletmeciliği şifresini benimsemiş olacağız ki, dedemin babasından beri bu işi yapıyoruz.
Düşmeler, çıkmalar; birçok iyi ve kötü yaşanmış olay ama asla vazgeçmeden 5’inci kuşağa kadar getirebildik bu işi” diyor.

ASLINDA MEKATRONİK OKUYOR

2016’da kendi işletmesini kurup aile geleneğine dahil olan oğlu Emincan halen mekatronik mühendisliği öğrencisi.
Ama genlerinden gelen zeytincilik aşkına karşı koyamamış, okuldan arta kalan zamanlarını bu sevdaya ayırmış.
“2.5 yaşında evimizin bahçesindeki ağaçtan zeytin toplarken çekilmiş fotoğrafım var.
Herhalde bu işe başladığım gün o gündür.
Zaten bizde zeytinci doğuluyor, elde olan bir şey değil.
Bakıyorum babama, dedeme, onun babasına, hatta dedesine çocukluktan yaşlılığa hayatlarının her döneminde zeytin var.
Benim için de durum farklı değil.
Mesleğim gereği, onlardan öğrendiğim geleneksel yöntemlere modern tarımın gereklerini de eklemeye çalışıyorum.
Bu arada, yaşayan bir tarihten de sürekli hikayeler dinliyor, bilmediğim birçok şey öğreniyorum.
Anne dedem 81 yaşında ama hala gençlik dönemindeki kadar bu işe hevesli ve meraklı.
Öyle ki, bu hasatta yine herkesten önce zeytinlikteydi.
‘Sıkıldı mı? Asit durumu nasıl? Randıman iyi mi, kötü mü?’ sorularına cevap aradı.
İyi bir öğretmen diyebiliriz ona.
Zeytin işletmeciliği hakkında aklınıza gelebilecek her türlü sorunun cevabını rahatlıkla verebilir” diyor.

AYVALIK COĞRAFİ İŞARETLİ

Ailenin zeytinlikleri İstifanaki ve Arapdere’de.
İki çok özel siyah zeytin çeşitleri var.
Biri, zeytin toplamada kullandıkları hasır sepetlerin içine bir sıra tuz, bir sıra ağaçlardan tek tek seçip toplanan zeytinlerle hazırlanan ‘tuzlama’...
Diğeri ise kendi aralarında ‘diyet zeytin’ dedikleri, defne yaprakları ile tatlandırılmış ve sadece bir çay bardağı kadar tuz atıp üretilen ‘yuvarlama’...
Geleneksel zeytinlerin yanında Ayvalık coğrafi işareti ile tescillenmiş zeytinyağlarını da unutmamak gerek.
Erken hasat döneminde 5 kuşaktır sadece Sakallı ailesi tarafından işlenen İstifanaki’deki bahçeden toplanan zeytinlerden 0.4 asit oranından daha düşük bir yağ elde ediliyor.
Öte yandan beyaz toprak ve taşlı zemine sahip olan Arapdere’deki bahçeden kasım başından itibaren naturel sızma olarak isimlendirilen yağlar çıkarılıyor.

‘VİGLA’DAN ESİNLENDİ

Neredeyse 1922’den beri ürettikleri tüm ürünleri toptan satışla değerlendiren aile iki yıl önce markalaşma yolunda önemli bir adım atmış.
Emincan Sakallı’nın, adını Ayvalık’ın ‘Vigla’ bölgesinden esinlenerek oluşturup tescillettiği ‘Terra Vigla’ markasıyla yüzyıla yaklaşan tarihlerinde ilk kez perakende satışa başlamışlar.
Şimdilik yıllık 15 bin litre gibi sınırlı bir üretimi perakende satışta değerlendiriyorlar ama hedefleri büyük.
Gündemlerinde ihracat var, ilk etapta da İngiltere’yi düşünüyorlar, bunun için araştırmalara da başlamışlar.
Son söz olarak...
“Tek bahçe dede toprakları üzerinden topladığımız zeytinden ürettiğimiz Ayvalık zeytinyağını kaliteden ödün vermeden son teknolojiyle en taze ve doğal şekilde tüketiciye ulaştırmaya çalışıyoruz.
Aile işletmemizi atalarımızın mirası değil, gelecek nesillere emaneti olarak görüyoruz” diyorlar.

Yazının devamı...

Bir kızı da sen gülümset

 

Kulağıma gelen bilgiye göre, yeni projelerinin adı ‘Gülence’ imiş.
Derneğin başarılı ve çalışkan başkanı Huriye Serter, ekip arkadaşlarıyla birlikte hazırladığı bu projeyle, “Ufak bir gülümseyiş kocaman çözümlere anahtar olur” inancıyla üniversite öğrencisi genç kızları burslarla gülümsetecekmiş.
Derneğin üyesi Ayşe Duygu Elçi’nin sahibi olduğu STEP Mimarlık’ın öncülüğünde, ‘Stil 44’ seramik atölyesinde her cumartesi bir araya gelen İZİKAD üyesi iş kadınları, el işi seramik ‘Gülence’leri bizzat kendileri yapıyormuş.
“Bir kızı da sen gülümset” sloganıyla satışı yapılan ‘Gülence’leri alarak daha çok kız çocuğunu okutmaya, meslek ve gelecek sahibi yapmaya ne dersiniz?

***
Yeni tesis heyecanı

AKMANLAR Alüminyum, 26 yıldır inşaat sektöründe faaliyet gösteren bir firma.
Duydum ki, Akmanlar bugünlerde yeni tesislerini açmanın heyecanını yaşıyormuş.
Şirketin ikinci kuşak temsilcisi, TÜGİAD Ege Şubesi Üyesi Başak Akman da açılış organizasyonunu aktif olarak yönetiyormuş.
3 Nisan’da inşaat sektörünün önde gelen isimlerinin katılımıyla gerçekleştirilecek olan Gaziemir Sarnıç’taki tesislerin kapalı alanı 7 bin metrekare imiş.
Mimari sistem profilleri, panel cephe kaplama malzemeleri, uluslararası birçok markanın temsilciliği, motorlu alüminyum panjur ve kepenk sistemleri imalatı başta olmak üzere İzmir’in önemli inşaat projelerinin bu alandaki ihtiyacını karşılayan Akmanlar’a yeni tesislerinde bol kazanç, genç yönetici Başak Akman’a da kolaylıklar diliyorum.

***
Kitabın geliri
kadın derneğine

EFENDİM, “Bugün sen de kendi hikayenin kahramanı olduğunu fark et” sloganıyla hayatını kaleme alan Hatice Nur Uzgenç’in “Hikayemiz Aynı, Kahramanları Farklı” adını verdiği kitabı okurlarla buluşmuş.
Kariyerinde bugün ulaştığı konuma gelinceye kadar verdiği mücadeleyi ve yaşadığı zorlukları samimi bir dille anlatan, bir yandan da çevresindeki başarılı kadınların ilham veren hikayelerine yer veren Uzgenç, kitabının satışından elde edilecek geliri Güçlü Kadının Derneği’ne (GÜÇKADER) bağışlayacakmış.
Hatice Nur Uzgenç, “Hangi koşulda olursa olsun kadınlar için hayat hep daha zordur. Kadın kimliğinin zor taşındığı bir coğrafyada yaşamak ve güçlü olmak için mücadele ediyoruz. Kitabımda kendi hayatımı anlatırken çevremde bu zorlukları yaşamış ve başarmış insanların da hikayelerini anlatmaya çalıştım. Başarılı kadınların başarmakta zorluk çeken insanlara karşı sorumlulukları vardır. Azimle, kararlılıkla, hiç vazgeçmeden çok çalışmak gerekiyor. Unutmayın, siz de kendi hikayenizin kahramanı olabilirsiniz” diyormuş.
Meraklısına son bir not:
Kağıt Yayınevi’nden çıkan kitap tüm satış noktalarından temin edilebiliyormuş

Yazının devamı...

‘Birel’ soyadını yaşatıyor

 

 

YIL, 1991... Yer, Ayvalık... Dr. Mahmut Ekinci ve kayınbiraderi Saffet Birel güçbirliğine gider, soyadlarının ilk hecelerinden yola çıkarak ‘Ekbir’ adını verdikleri bir şirket kurarlar. İnşaat sektörüyle adım attıkları ticaret hayatlarına daha sonra otelcilik, turizm, tarım, akaryakıt bayiliğini ekleyip holdingleşirler. 2009’da, dünyanın en kaliteli zeytinyağına sahip Körfez Bölgesi’nde yaşamanın gereğini de yerine getirip zeytin, zeytinyağı ve zeytinyağlı doğal kozmetik ürünler üreten tesisi devreye alırlar. Taş baskı soğuk sıkımla yeni teknolojinin harmanlanmasının oluşturduğu fabrikalarında yörenin en seçkin zeytinlerinden, doğadaki saflığını koruyarak üretime başlarlar. Onlara bu yeni sektörde Saffet Bey’in eşi Arzu Hergüner Birel de yardımcı olur.

2000 YILINDA GELİN OLARAK GELDİ

1970 İstanbul doğumlu Arzu Hanım, 13 yıllık büyük mağazacılık yönetim ve satış pazarlama deneyiminin ardından 2000’de Birel ailesine gelin gelir. Holdingin çeşitli sektörlerdeki işleri de dahil olmak üzere insan kaynakları, satın alma ve perakende satışa destek verir. Ekbir Zeytincilik’in kurulmasıyla birlikte fabrikanın başına geçip profesyonel olarak üretim, marka geliştirme ve pazarlama konusundaki birikimini buraya aktarır. Arzu Hergüner Birel geçen yıl ‘Ekbir’in ortaklı bir yapıdan gelmesi, başka sektörlerde de faaliyetlerinin olması üzerine, sadece zeytinle geçmişi olan, ‘Birel’ soyadını temsil eden ‘Bir’ hecesinin daha çok yücelmeye, yükselmeye ve değere hakkının olduğunu düşünür. Geçmişe ve eşinin atalarına olan duygusal bağlılığının bir sonucu olarak ‘Bireller’ markası için Birel Zeytincilik’i kurar.

AYNI ÇATI ALTINDA ANCAK BAĞIMSIZ

“Şirket kurmamdaki tek sebep duygusal bağlılık. Bizlere, çocuklarım Ata ve Ada’ya bu imkanı sağlayan, miras kalan ata topraklarındaki ölümsüz ve kutsal zeytin ağaçları. Bu değerimizi de yeni markamızla hak ettiği yere getirmeye baş koydum” diyor. Hem Ekbir’i, hem de Bireller’i aynı çatı altında bağımsız olarak büyütmek ve tüm dünyayla tanıştırmak için çalışmalarına devam ettiğini söyleyen Arzu Hanım, şöyle devam ediyor: “Doğruluğumuzdan ve kalitemizden taviz vermiyoruz. ‘Az olsun öz olsun’ ilkesiyle, hastalıkların bu kadar arttığı, yapaylığın, kimyasalların gıdalarda bu kadar fazla kullanıldığı zamanda sağlıklı nesilleri hedefleyerek, insanımızın sağlığını koruyarak ve kollayarak üretim yapıyoruz. Çocuklarımızın yemesini istemediğimiz hiçbir ürünü üretmiyor, ürettirmiyoruz. Dediğim gibi, ‘Bireller’ markasının doğuşu ata topraklarına minnet. Temel ilkemiz, en doğru üretimle, dalından en doğal hali ile taş kırma soğuk sıkım ve Ayvalık coğrafi işaret tescilli Allah’ın bize nimet olarak sunduğu bu toprakların zeytinini ve sızma zeytinyağını tüketicilerimize ulaştırmak. Yöresel olarak nefaseti çok güzel ve dünyada kabul gören yöremizin sızma zeytinyağını yeni markamız ‘Bireller’le dünyaya tanıtmak ise hedefimiz. Ortaklı şirketimizde hibe destek programından yararlanmıştık. Devletin bu projeleri ve destekleri oldukça fazla. Sadece şirket kurarken değil, geliştirme, yurtdışına yatırım, pazarlama, reklam gibi destekleri de var. Birel Zeytincilik’i kurarken ise herhangi bir destek programına katılmadım ama geliştirme ve markamı dünyaya tanıtmak için başvurabilirim.”

DOĞRULUKTAN ŞAŞMADAN SAĞLIĞA KATKI

Arzu Hergüner Birel, “Kendi işini kuran herkesin bir amacı olmalı” görüşünde. “Tabii ki, geçim kaynağı yaratıyoruz ama eğer bu çok hırslı bir hal alıyor, doğru üretim ve gerçek amacın üzerine çıkıyorsa sapmalara sebep olabiliyor. Akşam olunca yastığıma huzurla kafamı rahat koyabiliyorsam dünyanın en mutlu insanı olarak uykuma dalıyorum. Her sektörde üretim çok önemli ama kendi alanım gıda olduğu için yeni iş kuracak arkadaşlara şu mesajı vermeden geçemeyeceğim: Doğruluk ilkelerinden şaşmadan insan sağlığına katkıda bulunabilecekseniz iş kurun” diyor.
Ülkemizde kadın üretici olmanın çok avantajlı olduğunu düşünen Arzu Hanım, ekliyor: “Artık bütün sektörlerde kadınımız var. Artık kadınımız güçlü. Artık kadınımız girişimci. Ve çok başarılı. Biraz iddialı olacak ama şahsım adına gelen, ‘Bir kadının elinin değdiği çok belli’ mesajlarıyla doğru yolda olduğumu anlıyorum. Kendi işini yapmak isteyen hemcinslerime söyleyeceklerim ise özetle iki cümle: İnanmak, istemek, başarmanın yarısıdır. Biz kadınlar istersek yaparız.”

Yazının devamı...

İşlenmiş etle marketlerde


Firma, 4 bin metrekaresi kapalı 12 bin metrekarelik bu yatırımla kapasitesini 3 kat artıracakmış.



16 Mart’ta devreye girecek tesisle 60 olan istihdam sayısı 100’e ulaşacakmış.
Firma, artan kapasite doğrultusunda yeni iş alanlarına da girecekmiş.
Sucuk, sosis, salam, jambon gibi işlenmiş et ürünleriyle marketlerde yer almak hedefleniyormuş.
Ramiz’in projeleri bununla da sınırlı değilmiş.
İlki geçen yıl Akhisar’da açılan ‘Kilogram’ adlı markayla 2019 sonuna kadar 15 şubeye ulaşılması planlanıyormuş.
Yeni mağazalar ilk etapta İzmir ve Antalya’da hizmete girecekmiş.
Halen yurtdışında KKTC ve Azerbaycan’da birer şubesi bulunan şirket, bu yıl içinde Rusya’ya da açılacakmış.
Benden duyurması!

***
Eğitimde yeni bir renk


SERKAN Asil, son dönemde İzmir’de eğitim alanında yaptığı yatırımlarıyla adını duyuran bir girişimci.
Yönetim kurulu başkanı olduğu Mavi Ege Okulları birkaç yıl önce kurulmasına rağmen emin adımlarla büyüyor.
Torbalı’da anaokulundan liseye kadar eğitim veren kolej ve sağlık meslek lisesinin ardından Pancar OSB’de mesleki eğitim veren Pancar OSB Mavi Teknik Koleji’ni eğitime kazandırdı.



Kısa bir süre önce Selçuk’ta anaokulu ve ortaokulu olan bir koleji daha bünyesine katan Mavi Ege Eğitim Grubu şimdi de Buca Giyim OSB’de mesleki teknik eğitim lisesi kurmayı planlıyormuş.
Duydum ki, son olarak mesleki eğitim verdiği öğrencilerine staj imkanı sağladığı Almanya’da konaklamaları için de yeni bir tesis kuran Serkan Bey, eğitimde İzmir’in yeni markası olmayı hedefliyormuş.
Bütün eğitim tesisleri faaliyete geçtiğinde toplamda 4 bin öğrenciye ulaşacak olan Mavi Ege Eğitim Grubu’nu Ege’nin en büyük eğitim kurumları arasına sokmayı planlıyormuş.
Biz de Serkan Asil’in cesur girişimlerini merakla izleyecek ve yeni gelişmeleri bu köşeden sizlerle paylaşmayı sürdüreceğiz.

***
Egeliler de çok sevdi

EFENDİM, kadın emeğinin en güzel örneklerinden biri olan ‘Göçmen Börekçisi’, Egeliler tarafından da çok sevilmiş.
İzmir’de Aliağa, Karşıyaka, Bayraklı, Balçova, Çiğli, Torbalı ve Buca olmak üzere 7, Denizli’de 1 şubesi olan Göçmen Börekçisi, Ege’deki 8’inci mağazasını çok yakında Aydın Söke’de açacakmış.
2015’te Kocaeli’de küçücük bir dükkanda ‘Anne Böreği’ ile başlayan serüvenüne halen ülke genelinde 82 franchising ile günde 3 bin tonun üzerinde üretimle devam eden ve Türkiye’nin en hızlı büyüyen 100 şirketi arasına girmeyi başaran Göçmen Börekçisi’nin hedefinde 2018 sonuna kadar 90 şube, 2020’ye kadar Ege’de her sene 4 şube ve Avrupa varmış.
Kurduğu vakıf sayesinde eşinden ayrılmış, dul veya çocuğu üniversite okuyan kadınlara istihdam yaratan Gönül Dönmez, Taner Dönmez ve İlker Can Dönmez yönetimindeki firmanın hedefi öncelikle ulusal, sonra da uluslararası bir marka olmakmış.
Yurtdışı açılımında Almanya, Hırvatistan ve İngiltere anlaşmalarını yapan Göçmen Börekçisi, çok yakın zamanda yeni markası ‘Tegtat Bakery’ olarak Avrupa’da hizmet verecekmiş.
Hayatında hiç çalışmamış kadınlara bile kapılarını açan firmalarımızın çoğaldığını görmek gurur veriyor!

 


İlker Can Dönmez, Gönül Dönmez, Taner Dönmez

***
Dört madalya birden


BİR duyum da tutkunu olduğum zeytinyağı sektöründen...
Kulağıma gelen bilgiye göre, genç girişimci Bahar Alan tarafından sadece 2 yıl önce yaratılan ‘Nova Vera’ markası uluslararası alandaki başarılarına bir yenisini eklemiş.
Nova Vera, Ayvalık ve Salihli’deki kendi bahçelerinden sadece erken hasat ve soğuk sıkım tekniği ile ürettiği ürünleriyle dünyanın en önemli zeytinyağı yarışmalarından biri olan ve bu yıl 19’uncu kez düzenlenen Los Angeles International Extra Virgin Olive Oil Competition’da 3’ü altın, 1’i bronz olmak üzere toplamda 4 madalya kazanmış.



Yarışmaya bu yıl ilk kez katılan Nova Vera ürünleri uzman tadımcılardan oluşan uluslararası jüri tarafından 21 ülkeden 371 üreticinin 658 farklı zeytinyağı arasından seçilerek ödüle layık görülmüş.
Nova Vera bu sene natürel sızma zeytinyağları arasında Türkiye’den altın madalya alan tek üretici marka olmuş.
Türk zeytinyağının yurtdışında fiyatıyla değil, kalitesiyle seçkin bir yere gelmesine katkıda bulunmak için çalıştıklarını, üst üste aldıkları ödüllerin bu yolda kendilerini cesaretlendirdiğini söyleyen Bahar Hanım...
“Ödülle onurlandırılmamızı sadece kendi markamız için değil, Türk zeytinyağı için bir kazanım olarak görüyoruz” diyormuş.
Ömrünü, enerjisini bu mucize meyveye adayıp ülkemizi yurtdışında başarıyla temsil eden üreticilerin artması dileğiyle...

Yazının devamı...

Zeytinyağının ‘pür-ü pak’ı

 

 

ONLAR, ‘İdapür’ markasının sahipleri Nalan ve Doğan Özyörük...
40 yıllık birlikteliklerinin son 14 senesini tesadüfen başlayan bir serüvenle zeytinle yaşadıkları bir dünyaya dönüştürmüşler.
Doğan Bey, 1952, Ankara doğumlu.
Büyük babası Halil Özyörük, Yargıtay Başkanlığı, Adalet ve İçişleri Bakanlığı görevlerinde bulunmuş ünlü bir sima.
Babası Mukbil Özyörük, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde idare hukuku hocalığının yanı sıra avukatlık köşe yazarlığı yapmış bir isim.
Diğer dedesi Cevat Erkul, Yargıtay’dan emekli, Güzel Sanatlar Birliği Üyesi bir ressam ve amatör marangoz.
Anneanne tarafı ise Kuzguncuklu bir Osmanlı ailesi.

OYAK GRUBU’NDAN EMEKLİ

Doğan Özyörük, şimdiki adıyla Marmara Üniversitesi İşletme Fakültesi mezunu.
Çeşitli kuruluşlarda ve serbest girişim alanlarında çalışmış.
2000’de yıllarda Oyak Grubu’nda mali işler yöneticisi olarak görev yapmış.
2003’te Oyakbank’tan emekli olmuş.
1979-1980’de yedek subay olarak bulunduğu, annesini de yerleştirdiği, Altınoluk’a, yaşamının kalan kısmında ne yapacağını planlamak üzere gelmiş.
Her kentli gibi, müthiş Körfez ve Midilli manzarasından büyülenerek, Zeus Altarı’nın hemen yanı başında 100 metre rakımda ve denize 700 metre mesafede, Adatepe Köyü Karaağaç Bayırı Mevkisi’nde bir zeytinlik satın almış.

ESKİ BİR TRT ÇALIŞANI

Ona, TRT bünyesinde sözleşmeli görevlerde bulunmuş, prodüksiyon, tanıtım, halkla ilişkiler şirketi çalıştırmış eşi Nalan Hanım da katılmış.
Doğan Bey önce bir ziraat mühendisinden, akabinde tecrübeli bir Türkmen çiftçiden eğitim almış.
Birkaç yılın sonunda, ailesinin, yakınlarının, dostlarının sağlıkları için en saf, en mükemmel zeytin ve zeytinyağını nasıl üretebileceği üzerine yoğunlaşmış.
Organik tarımda kendisini geliştirdi.
Bu arada; Kazdağları’nı temsilen ‘İda’, temizlik ve saflığı temsilen ‘Pür’ kelimelerinin birleştirilmesi ile bir zeytin ağacı grafik çiziminden oluşan ‘İdapür’ün marka tescilini yaptırmış.

İDEALİN PEŞİNDEN KOŞTU

Nalan Özyörük o dönemi şöyle anlatıyor:
“Doğan artık ideali arıyordu. Belki ekonomik anlamda rasyonel olmayan bu anlayış, ahlaken ve doğaya olan sevgi-saygı bakımından mükemmeldi.
Satın aldığı küçük bir amatör dal ve yaprak öğütme makinesiyle bölgede belki de ilk ciddi kompost odası ve çalışmasını başlattı.
Amacı; yapay gübreler, erozyon, eğimli arazilerin sürülerek yapılan tahribatın giderilmesiydi.
Yüzde 20’ye kadar eğimli arazide su tahliye ve dolaştırma kanalları yaparak, yıkılmış taş setleri onarıp çoğaltarak ve arkası poyraza kapalı, güneşi dik alan, kıraçlaşmakta olan bu sit alanında sık fidan dikimi, taşıma suyla damlama, leonardit, kompost, malçlama uygulamalarıyla arazi ıslahına girişti. Planlayan ve yürüten kendisiydi.
Fiziken mümkün olamayan durumlarda işçi yardımı alan eski bir mali çalışan, eli nasırlı yeni bir çiftçiydi.
Traktörlerin eğim ve yapısı nedeniyle giremedikleri bu arazideki engelleri cipi ve römorkuyla aştı.
Çiftçinin katırla ulaştığı bölgeyi kişisel mücadele ve gayretleriyle artık binek araçların, çevre çiftçilerin traktör ve işçi minibüslerinin ulaşabileceği hale getirdi. Tüm bu gayretler sırasında organik tarımda da liderdi.
Emekliliğinde güzel bir taş ev ve kırsal yaşam hayali yerine, yakalandığı zeytin aşkına hizmet yolu arayan, Ankaralı, ODTÜ’te öğretim görevlisi olarak bulunmuş aziz bir dostu, Bahçedere’de kurduğu zeytin işleme atölyesiyle Doğan’a da butik ve en ideal üst düzey çalışma imkanını yaratmış oldu.
Şu anda mevcut arazilerimizin yılların emeğiyle oluşan organik tarım mücadelesi neticesinde organik sertifikaları bulunuyor.”

EN ÜST KALİTEDE ÜRETİM

Özyörük çifti, zeytinin ne kadar besleyici ve sağlık için ne kadar mükemmel bir meyve olduğunu öğrenince, tarımda gösterilen çabanın bir o kadarını üretim esnasında göstermek gerekliliğinin bilincine ulaşmışlar.
Arazileri ve icar çalışmaları elbette sınırlı.
Esasen butik üretimlerde yüksek miktarları hedeflemenin de ciddi riskleri var.
Zaten tek amaçları makul, mütevazı ve ürün değeri olarak en üst kalitede üretim.
Daha yüksek hedeflerden ziyade, benzer mücadele ve emek içinde olan dostlarıyla dış pazarlarda imkan bulmaya çalışmanın doğru olduğuna inanıyorlar.
İtalya’da düzenlenecek uluslararası bir yarışmaya katılma hazırlığındalar.
Yolları açık olsun...

***
ZEYTİNİN PEŞİNDE

Güney Afrika yolcusu

AYŞE Aktül-Schäfer, Kütahya doğumlu, evli, bir kız annesi eğitimci.
Türkiye’de liseyi bitirdikten sonra Almanya’nın Wuppertal Üniversitesi’nde Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde öğrenim görmüş.
Alman Kültür ve Eğitim Bakanlığı’nca öğretmen olarak atanmadan önce çeşitli gazete, radyo ve televizyonlarda muhabirlik yapmış.
Anadolu kültürüyle ilgili bir radyo dizisi hazırlamak için gittiği Ege’nin sevimli bir dağ köyünde bakımsız kalmış bir zeytinlik satın almış.
2000’de eşiyle birlikte Köln’de Türkiye’nin zeytin kültürünü ve zeytinyağlarını tanıtım amaçlı ‘Olea Organica’ adında bir şirket kurmuş.
İlköğretim okullarında zeytinle ilgili çeşitli projeler yapmış.
Almanya’nın tanınmış bağ bölgelerinden Mosel ve Rheinland-Pfalz’ta Alman arkadaşlarıyla birlikte Türkiye’den getirdiği fidanlarla küçük zeytinlikler kurmuş.
‘Zeytini Kuşlar Diker’ adlı bir de kitap yazmış.

10 MART’TA UÇUYORLAR

Zeytin ve zeytinyağı konusunda kendisini özel işler yapmaya adamış insanlardan biri olan Ayşe Hanım, şimdilerde yeni bir projenin peşinde.
10 Mart’ta, zeytin hasatına katılmak için Güney Afrika’nın başkenti Cape Town’a uçuyor.
“Arkadaşlarıma, martta Güney Afrika’da zeytin hasadına katılacağımı söyleyince, ‘Nasıl yani?’ sorusuyla karşılaşacağımı bildiğimden pek keyifliydim.
‘A, orada da zeytin yetişiyor muymuş?’ sorusuna da hazırlıklıydım.
Evet; Kapstadt, Akdeniz iklimini de içeren bir bölge ve çok büyük bağların yanı sıra çok güzel zeytinliklere de sahip.
Arkadaşlarım, zeytine olan tutkumun (aslında aşkımın), beni öğretmen maaşımdan araba almak için biriktirdiğim parayla bakımsız bir zeytinlik satın aldığımı da bildiklerinden bu kez de Güney Afrika’ya zeytin hasadına katılmak için arabamı yenilemekten vazgeçtiğime hiç şaşırmadılar.
Zeytin hasadından fotoğraflar göndereceğime ve en kalitelisinden zeytinyağı getireceğime söz verdim.
Mayısta Bodrum’da Güney Afrika zeytinyağları tadımı yapacağız, bekleriz” diyor.
Zeytinyağı tutkunlarına duyurulur!

Yazının devamı...

İZBAN ve artı para

İZBAN’da 15 Şubat’ta devreye giren ‘Artı Para’ uygulamasına yönelik tartışmalar sürüyor.

Eleştiri kervanına son olarak AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve İzmir Milletvekili Hamza Dağ da katıldı.
Dağ, sosyal medya hesabından, uygulamayı eleştiren matematik sorusu şeklindeki görseli de ekleyerek...
“Sayın Başkan, sosyal medyada böyle bir soru ile karşılaştım.
Ben işin içinden çıkamadım.
Malum olduğu üzere iktisatçısınız, sizce doğru cevap hangisi olmalı?” diye sordu.
Hamza Bey’i yıllardır tanırım.
Kendisi genç, çalışkan, ileri görüşlü, çözüm odaklı, eleştirirken çözüm de sunabilen bir siyasetçi.
O da, Büyükşehir’e, Aziz Başkan’a yüklenince, “Acaba, İZBAN’daki ortaklık yapısı değişti de benim haberim mi yok?” diye bir kez daha araştırdım.
Hayır; yüzde 50 Büyükşehir, yüzde 50 TCDD ortaklığı sürüyor.
8 kişilik yönetim kurulunun yarısı Büyükşehir’den, yarısı TCDD’den.
‘Artı Para’ uygulaması da ortaklaşa alınmış bir karar.
İZBAN’ın bir yönetim kurulu başkanı, bir de genel müdürü var.
Dolayısıyla, bu sorunun muhatabının onlar olması gerekmez mi?
Her fırsatta toplam maliyetin yüzde 70’ini TCDD’nin yaptığını ama ortaklığın yüzde 50 olduğunu dile getirenlerin...
‘Gizli zam’ diye de nitelenen bu konuda topu sadece Büyükşehir’e atma çabasını nasıl okumalı?

***
PORTRE

Lezzet atlasında bir Bayındırlı

TAYGA İyi Gıda’nın arkasında arkadaşlıkları Boğaziçi Üniversitesi’ne dayanan iki kişi var.
Feza Şanlı’nın iş hayatıyla tanışması yağ ile olmuş.
Kimya mühendisliği okurken stajlarını 1992’de Unilever’de, 1993’te de Komili’de yapmış.
İstanbul’da, çoğu enerji sektöründe danışmanlıkla geçen 20 yıldan sonra artık masa başından doğaya açılacak bir girişime hayat vermeyi isterken zeytinyağıyla yeniden buluşması Erkan Buğday’ın vesilesiyle olmuş.
Erkan Bey ise tarih okuduktan sonra, Türkiye’de doğal yaşam fikrine öncülük eden merhum Victor Ananias’ın başını çektiği gönüllülerle birlikte, organik sertifikalı ürünlerin tüketiciyle buluştuğu ‘Nuh’un Ambarı’ dükkanlarının kurulması ve işletmesinde çalışmış.
Daha sonra 2004’te bir grup arkadaşıyla beraber Türkiye’nin ilk ve en uzun soluklu eko-yerleşim denemeleri arasında yer alan Marmariç’in kurucuları arasında yer almış.

700 METRE RAKIMDA DAĞ KÖYÜ

Marmariç, İzmir Bayındır’a bağlı 700 metre rakımda yer alan bir dağ köyü.
Hem üzerinde bulunduğu Bozdağlar’da, hem de aşağısındaki Küçük Menderes Ovası’nda zeytin tarımı yörenin geleneksel hayatı ve ekonomisinin can damarlarından biri.
Zeytincilik, sonradan seçtiği mesleği olan çiftçilikte Erkan Buğday’ın da deneyim kazandığı bir alan olmuş.
Zeytin ve zeytinyağını...
Etik çerçevede üretim yapabilecekleri...
Hem yöre insanına, hem tüketici sağlığına, hem de ülke ekonomisine aynı anda değer katabilecekleri...
Ana vatanında hak ettiği yere henüz gelmemiş...
Keyif ve faydayı birleştiren nimetler olarak görmüşler.
Doğru üretimin, doğru işletme ve pazarlama ile desteklenmesi gerçeğinden hareketle...
Zeytinyağının tecrübe ve amaç birliği edebilecekleri, insanlara gönül rahatlığıyla sunabilecekleri bir ürün olduğunda karar kılmışlar.
Erkan Bey’in üretim, Feza Hanım’ın işletme tarafında olacağı bir iş bölümü yapmışlar.
Akabinde eğitimlere katılmışlar, Bornova Zeytincilik Araştırma Enstitüsü uzmanlarından bilgiler almışlar.
Tüm bunlar iki arkadaşa yörenin zeytin cinsi olan memeciğin hem lezzet, hem de şifa olarak önemli bir potansiyeli olduğuna işaret ederek, doğru yerde doğru işe girdiklerine dair inançlarını artırmış.

İSİMLER TÜRK MİTOLOJİSİNDEN

Markalarına isim olarak da yerlerini ve duruşlarını yansıtan ‘Tayga’yı seçmişler.
‘Tayga’ dünya dillerine arktik sınırda yer alan iğne yapraklı ormanların özel adı olarak geçen bir sözcük ama esas kökeni Altay Türkçesi.
‘Ormanla kaplı dağ’ anlamına geliyor.
‘Tayga’ya bir de sağlıklılık, sürdürülebilirlik, üretim sürecinde adil olma ve ulaşılabilirlik temellerine dayanan ‘iyi gıda’yı eklemişler.
Şirketin adı olarak da eski Türk mitolojisinde dağların ve dağlardaki hayvanların koruyucusu olduğuna inanılan varlığın ismi olan ‘Manahan’ı seçmişler.
Logo ve etiketlerinde de zeytinliklerinin birinden çekilen bir fotoğrafta yer alan dağ siluetiyle birlikte buradaki hayatın doğallığını ve narin dengesini temsil eden ‘kuş’a yer vermişler.
İlk hasatlarıyla 2016’daki Zeytindostu Derneği’nin kalite yarışmasında gümüş madalya almak onları motive etmiş.
İkinci hasatla Zeytindostu’ndan altın, Olive Japan’dan da gümüş madalya gelmiş.
Bayındır yöresine zeytinyağında ilk uluslararası ödülü böylece ilk onlar getirmiş.
Bu arada üreticilerin çoğunun farkında olmaksızın kusurlu yağlar ürettiği...
Kusurları fark etmeden ve nedenlerini derhal tespit edip önlem almadan zeytinyağını hak ettiği yere taşımanın zor olduğu gerçeğinden hareketle...
Erkan Buğday üretim ağırlıklı eğitimlere katılmaya devam etmiş.
Feza Şanlı da geçen yıl İtalyan ONAOO’dan tadım panelisti sertifikası alarak duyusal analiz konusunda kendisini geliştirmeyi sürdürmüş.

POLİFENOL DEĞERİ ÇOK YÜKSEK

Diyorlar ki:
“Bu yıl üçüncü hasatımızı gerçekleştirdik.
Zeytinlerimizi belirlediğimiz program dahilinde toplandıkları günün akşamında sıktık.
Sıkımı kalite konusunda hassasiyetimizi sonuna kadar paylaşan ve bize adeta kendi tesisimizmiş gibi proses parametrelerini belirleme imkanı sunan Dolesa’da iki fazlı kontinü sistemde, polifenol içeriğini korumak için separatörsüz olarak gerçekleştirdik.
Yağları aynı gece duyusal olarak değerlendirip grupladık.
Bu titiz sürecin göstergesi olarak yüzde 0.10-0.18 arasında olağanüstü düşük asitlik değerlerine sahip, duyusal kusur içermeyen, hem lezzetli, hem de polifenol içeriği yüksek ürünler elde ettik.
Bu sene dağlardaki zeytinliklerin yanı sıra ovadan da beğendiğimiz bahçelerin zeytinlerini hasat ederek farklı lezzetler elde ettik.
Premium kalite olarak belirlenen tüm yağlarımızda polifenol miktarı AB’nin sağlık iddiasına sahip olabilmek için belirlediği limitin üzerinde.
Fenolik, yani antioksidan bileşiklerin göstergesi olarak da orta derecede acılık ve orta-yüksek derecede yakarlık değerlerine sahipler.
Tüm yağlarımız memecik türüne özgü roka ve çağla bademe ek olarak ürüne göre can eriği, ceviz, yeşil domates gibi çok çeşitli ek koku ve aromalar da taşıyorlar.”

LEZZETLİ AMA DAHA MALİYETLİ

Üretimlerini ağırlıklı olarak dağlardaki zeytinliklerinde sürdüren iki arkadaş...
“Bu süreçte önemli bir zamansal ve maddi külfet karşımıza çıkıyor.
Dağlardaki bahçeler ormanla iç içe ve çok dik arazilerde.
Hasat mevsiminde hava koşulları ovaya göre daha zorlu.
Bahçeler uzak, kimi zaman ulaşım da sıkıntılı.
Dağlardan daha doğal, lezzetli ve şifalı yağ elde edebiliyoruz ancak çalışan başına toplanan zeytin ovadaki düz ve bakımlı bahçelere göre üçte bire kadar düşebiliyor.
Bu faktörlere ek olarak yakın yörenin insanlarıyla ve adil ücretlerle çalışma çabamız nedeniyle kilo başına işçilik maliyeti ister istemez yüksek.
Buna yağ verimine değil, kaliteye öncelik vererek erken hasatla 23-24 derecede, separatörsüz prosesle üretimi eklediğimizde istihsal maliyeti yükseliyor.
Üzerine sıkım, filtreleme, muhafaza ve çok çeşitli işletme maliyetleri de ekleniyor.
Bizim gibi üreticilerin sunduğu zeytinyağının farkının tüketici tarafından takdir ve talep edilmesi Türkiye’de son yıllarda büyük heves ve özveriyle kurulan pek çok girişimin heyecanını ve kalitesini sürdürebilmesi için şart” diye konuşuyor.

BİR İÇİMLİK KAHVEYLE AYNI

Memleketinde zeytin ağacı olmayan bir Avrupalı tüketicinin zeytinyağı hakkındaki bilgisinin bizlerden daha fazla olabildiğine dikkat çeken Erkan Bey ve Feza Hanım ekliyor:
“Klasik yöntemlerle üretilmiş zeytinyağı elbette diğer yağlara göre çok daha sağlıklı.
Ancak içindeki şifalı bileşikler korunsun ve enfes aromalarını kaybetmesin diye üzerine titrenerek üretilmiş zeytinyağlarının hem lezzet, hem sağlık üstünlüğünün bilinir hale gelmesi gerekiyor.
Önünde kuyruk olunan kahve zincirlerinde en fazla yarım saatte tüketilen bir içeceğin litre fiyatı ile evinizde size 1 ay eşlik edecek iyi kalite bir zeytinyağınınki çok farklı değilken zeytinyağına ‘Pahalı’ damgası vurulması aslında bir çelişki oluşturuyor.
Burada karşılaştırmayı endüstriyel yağlarla yapmayı bıraktığımız noktada yüksek kalitedeki üretimi kendi piyasamızla destekleyebilir hale geleceğiz.”
Tayga İyi Gıda, zeytinyağı meraklılarının lezzet atlasında İzmir’in dağlarına daha geniş bir yer açmak için çalışmaya devam edecek görünüyor.

Yazının devamı...

Beton gibi aşklar için


Şirket bu işe de Sevgililer Günü’nde adım atmış.
14 Şubat’ta kuruluş işlemlerini tamamlayan firma, üzerinde kalpler olan 10 beton mikseri ile İzmir sokaklarında dolaşarak sevgililere çiçek dağıtmış.
İşine aşık olduğu bilinen Erkoç Beton ve İnşaat A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Erkoç’un bu yeni girişime 14 Şubat’ta başlaması da bunun bir göstergesi.
Herkesin beton gibi sağlam aşklar yaşamasını dileyen Erkoç’un önümüzdeki günlerde bu sektörde de yeni yatırımlarla büyüyeceğini duydum.
İşini aşkla yapanların her zaman başarılı olacağına inançla başarılar diliyorum!

***
Kılıç’ın yeni balıkları

TÜRKİYE’de balık denilince ilk akla gelen markalardan, Milas merkezli Kılıç Deniz Ürünleri, dur durak bilmiyormuş.
Duydum ki, aynı zamanda Ege Canlı Hayvan ve Su Ürünleri İhracatçı Birlikleri Başkanı da olan Kılıç Deniz Ürünleri İcra Kurulu Başkan Vekili Sinan Kızıltan, AR-GE faaliyetleriyle yakından ilgileniyormuş.
Öyle ki, çipura, levrek ve alabalık dışında yeni türlerin yetiştirilmesi için de AR-GE çalışmalarının sürdüğünü yakın dostlarıyla paylaşmış.
Avrupa’ya ihraç ettiğimiz tek canlı hayvan olan balıklarımıza yeni kardeşlerin de katılmasıyla tamamen yerli ve milli olan bu sektörün ülkeye daha çok katma değer kazandıracağından şüphem yok!

***
Kanada’ya ‘Pasaport’!

1998’DE, adını aldığı İzmir’in Pasaport semtinde kurulan Pasaport Pizza, yurtdışına açılma planları yapıyormuş.
Halen yurtiçinde 42 ilde 98 şubesi olan ve bu yıl sonunda bu sayıyı 118’e çıkarmayı planlayan firma, master franchise vermek için görüşmelere başlamış.
İlk etapta Kanada’da, sonrasında İsveç ve Senegal’de şubeler planlanıyormuş.
İzmir’de doğup büyüyen, sonrasında Türkiye’nin yanı sıra yurtdışında da mağazalar açan örneklerin artması hepimize gurur veriyor!

***
Halka açılıyor

ÖZEL sermaye fonu yöneticisi Actera, 2013’te satın aldığı, Manisa’da da fabrikası bulunan, otomotiv sektörüne parça üreten Standart Profil’in halka arzı için JP Morgan’a yetki vermiş.
Benden duyurması!

****
Yeni markasıyla iddialı

BİR duyum da zeytinyağı sektöründen...
Eşinin ailesine ait Ekbir Şirketler Grubu’na ait Ekbir Zeytincilik’te profesyonel olarak üretim, marka geliştirme ve pazarlama departmanlarında uzun yıllar görev yapan Arzu Birel, kendi firması Birel Zeytincilik’i kurmuş ve ‘Bireller’ markasını yaratmış.
Arzu Hanım, “Ayvalık coğrafi işaret tescilli zeytinyağı üretiyoruz. Ayvalık sızma zeytinyağını yeni markamızla dünya markası yapmak en büyük hedefimiz” diyormuş.
Zeytinyağı tutkunlarına duyurulur!

Yazının devamı...

Kısır döngü

 

BAZI okurlarımın dikkatini çekmiş olacak ki...
“Birkaç haftadır köşenizde kaya düşürmüyorsunuz, hayırdır?” diye mesaj atmışlar.
“Hayırdır, hayır”, yok bir sorun!
İzmir ve Ege’de kısır bir gündem olunca dolap beygiri gibi aynı konuların peşine takılıp kendinizi tekrardan öteye geçemiyorsunuz ne yazık ki!
Dolayısıyla kaya düşürmememizin en temel nedeni bu...
Ama haydi hatırlar kırılmasın, yazalım birkaç satır...
İZBAN’da dün başlayan ‘Artı Para’ uygulamasında eleştirilerin hedefinde neden sadece Büyükşehir Belediyesi var?
Bu proje merkezi hükümet ve yerel yönetimin yüzde 50 ortaklığıyla kurulmadı mı?
Bir STK’mız, “Uygulamadan hemen vazgeçilsin” çağrısı yaparken, gerekçe olarak, “Sosyal belediyecilikle bağdaşmıyor” diyor.
İyi de, sosyal devletle bağdaşıyor mu?
Ki, dar gelirli bir kesime artı yük sağlayacağı kesin bu uygulamada ben tarafları çok da haksız bulmuyorum.
Sanırım 136 kilometrelik mesafenin tek biletle gidildiği dünyanın hiçbir kenti yoktur.
Burada önemli olan vatandaşın bloke edilen parasını zaman kaybı yaşamadan ve zorlanmadan alıp alamayacağıdır.

***
PORTRE

Gazi dede kurdu, asker
torun bayrağı devraldı

MİLAS’ın tescilli zeytinyağı markalarından biri de Beçin...
Beçin Doğal Ürünler’in temeli 1920 yılına dayanıyor.
Kurucusu, ‘Paçalı Kara Hasan’ lakaplı Kurtuluş Savaşı gazisi Hasan Avcı.
Ailenin adını taşıyan 150 dekarlık çiftlik, Çamköy-İkizköy-Kayaderesi üçgenindeki Marçal Dağı’nın eteklerinde, çam ormanlarının içinde kurulu.
Yörük olan Hasan Avcı buraya hayvanlarını otlatmak için gelmiş.
Yaylada su kaynağı bulunmasından ve doğal klimatik havaya sahip olmasından çok etkilenmiş.
Yerleşik hayata geçtikten sonra, 1930 yılından itibaren makilik alanları temizleyerek kendiliğinden yetişmiş delice fidanlarına memecik ve domat cinsi zeytin aşılamış.
Sonuçta ortaya büyük bir zeytin ormanı çıkmış.
Hasan Avcı’dan sonra bayrağı oğulları devralmış.

YÜZBAŞI RÜTBESİYLE EMEKLİ OLDU

Onlar hala işe devam etseler de işin işletme kısmı üçüncü kuşaktan Ertaş Avcı’da...
Ertaş Avcı, 1980, Milas Çamköy doğumlu.
İlk ve orta okulu memleketinde okumuş.
Liseyi Çankırı Astsubay Hazırlama Okulu’nda tamamlamış.
1998 yılında piyade astsubay çavuş olarak TSK’da göreve başlamış.
2005 yılında Anadolu Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü’nden mezun olmuş.
Açılan sınavlarda başarılı olarak 2006 yılında piyade teğmen rütbesine yükselmiş.
Sırasıyla Kilis, Hakkari, Sivas, Aydın Söke, Ağrı, KKTC Değirmenlik, Manisa’da değişik kadro ve görevlerde hizmet vermiş.
TSK’de 20 yılı doldurunca kendi isteğiyle yüzbaşı rütbesiyle emekli olup özlediği baba topraklarına dönmüş.
Diyor ki:
“İlkokula giderken köyümüzde zeytinler taş değirmenlerde öğütülür, keten çuvallara konur ve baskı ile sıkılırdı.
O zeytinyağının kokusuna hayran kalırdım.
Kokusu burnumdan hiç gitmezdi.
Çalıştığım zamanlarda yasal izinlerimi hep zeytin toplama dönemlerinde kullanırdım.
Ürettiğimiz zeytinyağlarını görev yerlerindeki arkadaşlarıma satardım.
Özetle, zeytin yaşamım boyunca hep benimleydi.”

DOĞAYA SAYGIDA KUSUR ETMİYORLAR

Ailenin ürünleri 2011 yılına kadar sofralara ya markasız olarak ulaşmış.
Ya da farklı markalar adıyla aracı firmalar tarafından ulaştırılmış.
O yıl, “Neden kendi markamızla tüketiciye ulaşmıyoruz?” denilmiş ve ‘Beçin2011’ markasında karar kılınıp tescillenmiş.
Avcı Çiftliği’nde kapsamlı tarım ve hayvancılık yapılıyor.
Ama doğaya saygıda asla kusur edilmiyor.
Her yıl çoğalan zeytin ağaçlarının dışında mevsime ve iklime uygun çeşitli meyve sebze yetiştiriliyor.
Zeytinliğin bir kısmının etrafı örme tellerle çevrilerek içine adaçayı, karabaş otu, kekik gibi aromatik bitkiler ekiliyor.
Bu hem organik aromatik bitkiler yetiştirmek, hem de kovanlardaki arıların faydalanması için yapılıyor.
Sulama çiftliğe ait kuyulardan sağlanıyor.
Şişeleme ve paketleme ise Milas-Ören Karayolu’ndaki, Menteşe Beyliği’nin başkenti Beçin’deki tesislerde gerçekleştiriliyor.
Organik tarım belgesi almak için başvuruda bulunduklarını...

BAĞ KENDİLİĞİNDEN ZEYTİN DEDEDEN

Türkiye’nin en büyük organik tarım işletmelerinden biri haline gelmek için çalıştıklarını paylaşan Ertaş Avcı, şöyle devam ediyor:
“Bir Ege atasözünün dediği gibi, ‘Bağ kendinden, zeytin dededen olur’ mantığıyla her sene bizden sonraki nesiller için yüzlerce yeni zeytin fidanı dikiyoruz.
Bize emanet edilmiş olan on binlerce zeytin ağacımıza da sevgiyle bakıyoruz.
Doğal olmasının yanı sıra çiftliğin kendi eko sistemi içinde dönmesini önemsiyoruz.
Sözün özü, doğadan aldığımızı doğaya geri veriyoruz.”

Yazının devamı...