GÜNDEM
SPORARENA
YAZARLAR
EKONOMİ

Uygulamada okumaya devam et.

Brunson işi nereye gidiyor?

Trump’ın Türkiye’yi dolar silahıyla vurmaya çalıştığı bir iklimde tahliye mümkün mü? Aslında yargının bağımsızlığını gösterme açısından tam da bu ortamda tahliye kararı verilebilirdi. Ama işte zamanın ruhu! Brunson’ın avukatı İsmail Cem Halavurt, bir üst mahkeme olan İzmir 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne itirazda bulundu. Kurban Bayramı’ndan önce üst mahkemenin karar vermesi bekleniyor. Bir yandan da Türkiye ile ABD arasındaki görüşmelerin ertelendiği yönünde haberler geliyor. ABD’nin, Brunson’ı ABD’ye getirecek uçakta görmeden hiçbir müzakereye yanaşmaması, Türkiye’nin ise eski Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Hakan Atilla’nın Türkiye’ye iadesi ve Halkbank soruşturmasının sonlandırılması ısrarı nedeniyle sıkıntılı süreç bir süre daha devam edecek. Herkes Brunson işi çözülmeden Türk-Amerikan ilişkilerinin düzelmeyeceğinin farkında. Zamana yayılan bir çözüm arayışı söz konusu. Ama sorun çözümsüz değil.

TRUMP’A KARŞI AVRUPA DESTEĞİ

Çeşitli saldırı şekilleri var. Siber saldırı, kimyasal saldırı, hava saldırısı, terör saldırısı, füze saldırısı gibi. Buna bir de Trump saldırısı eklendi. Artık ülkeler gece yarısı bir El Kaide saldırısı ile mi karşılaşacaklar, yoksa Trump mı saldıracak, o belli değil. Türkiye piyasalarını cuma ve pazar günü gece yarısından sonra vurdular. İsmet Paşa’nın “Eşkıyanın gece yarısı ne yapacağı belli olmaz” dediği gibi.

Trump tehlikesi büyürken eşzamanlı olarak Trump karşıtı bir blok oluşuyor. ABD Başkanı hızla “yalnız kovboy”a dönüşüyor. Trump karşıtı kampta Rusya ve Çin vardı. Bunlara Avrupa ülkeleri de ekleniyor.

ABD ile ilişkiler kötüye giderken Avrupa Birliği ile ilişkiler hızla geliştirilmeli. Çünkü ABD’nin karşısına bir güç konulması gerekiyor. Trump bu dilden anlar. Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşme talebinin Almanya Başbakanı Merkel ile Fransa Cumhurbaşkanı Macron’dan gelmesi iyi bir haber. Merkel, krizin ilk anında bizim yanımızda çok net bir tavır aldı. Merkel’in bankalara sendikasyon kredilerine devam etmeleri ve Türkiye ile olan işlemleri kesmemeleri talimatını verdiği biliniyor.

AB SÜRECİ CANLANACAK MI?

Bu süreçte Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 28-29 Eylül tarihlerinde Almanya’ya yapacağı resmi ziyaret önemli olacak. Erdoğan-Merkel görüşmesi sadece Trump karşıtı cephenin “güç birliği” oluşturması anlamına gelmiyor; uzun süredir dinlenme odasında olan Türkiye-AB ilişkilerinin canlanması fırsatını da sağlayabilir. Bunun için ilk adımlar atılmaya başlandı. Türkiye-AB ilişkilerine zarar veren sorunlar çözülmeye başlandı. Yunanlı askerlerin serbest bırakılması, Büyükada davasının tutuklu sanığı Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi Onursal Başkanı Av. Taner Kılıç’ın dün tahliye edilmesi gibi. İnsan hakları karnemizi düzeltmeden AB ile ilişkileri düzeltemeyiz. Osman Kavala ve CHP milletvekili Enis Berberoğlu’nun tahliyesiyle birlikte AB ile ilişkilerde yeni bir sayfa açılabilir. Cumhurbaşkanı ErdoğanKopenhag Kriterleri’ni Ankara kriteri yapar, yolumuza devam ederiz” demişti. Hazır OHAL’i de kaldırmışken bu konjonktürü fırsata çevirebiliriz. Üç gün önce 17. yaşını kutlayan AK Parti’nin en önemli özelliği özgürlüklerin alanını genişletmek, reformlarla Türkiye’nin önünü açmaktı. 15 Temmuz darbe girişimi ile önceliğimiz güvenlik oldu. Ancak bu kriz bize gösterdi ki sermaye güvenli bir liman ve hukuki teminat arıyor. Türkiye yeniden AB’li gündeme döndüğü takdirde sermayenin kaçtığı değil, “kulaklarımızdan dolar fışkırdığı” günlere döneriz. Böylece Gezi olaylarından bu yana girdiğimiz türbülanstan çıkarız. Türkiye yeniden özgürlüklerin ve reformların konuşulduğu ülke olur.
Yeter ki uçağın burnu AB’ye dönük olsun...

 

Yazının devamı...

Brunson krizinde bir gelişme bekleniyor mu?

Mahkemenin 3-7 gün arasında karar vermesi bekleniyor. Kurban Bayramı tatili nedeniyle kararın en geç perşembe günü çıkacağı söyleniyor. İklim müsait değil ama Brunson krizinin çözüleceğine dair umutlar korunuyor.

Brunson’ın avukatı İsmail Cem
Halavurt
’la görüştüm. Bir sağlık raporu sunup sunmadığını, bir kefalet ücreti yatırıp yatırmadığını sordum. Mahkeme, adli kontrol şartıyla serbest bırakırken sağlık gerekçesini ileri sürmüş. Ama Brunson’ın avukatı bir sağlık raporu sunmamış. “Kefalet ücreti yatırmadım. Ama mahkeme talep ederse yatırabilirim” dedi. Halavurt’un başvurusunu hukukçulara danıştım. “Siyasi iradenin de elini rahatlatabilecek, Türkiye’de bağımsız yargının olduğunu gösterecek bir başvuru metni” yorumunu yapanlar oldu; “Sondan bir önceki hamle” diyenler de çıktı. Sanki bu kez olmazsa bir sonraki başvuruda olacak görüşündeydiler. Ama Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, “Brunson’ın durumunda bir değişiklik yok” dedi. Ama güvenilir bir kaynak, haftasonuna bakmamı işaret etti.

Brunson’ın avukatının başvurusundan önce bir gelişme yaşandı. ABD Büyükelçimiz Serdar Kılıç, Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı Bolton’la görüştü. Diplomatik kaynaklar, Bolton’ın Brunson bırakılana kadar herhangi bir konuda uzlaşmayı konuşmayacaklarını söylediğini ifade ediyor. Trump da ön şartsız olarak Brunson’ın ABD’ye geldiğini görmek istediğini ifade etmişti.

ÇÖZÜMÜN ÖNÜNDEKİ ENGEL

Türkiye, Halkbank eski genel müdür yardımcısı Hakan Atilla’nın Türkiye’ye iadesi ve Halkbank soruşturmasının kapatılmasını talep ediyor. Brunson krizinin çözümüne dair beklentileri yükseltmek doğru değil. Ama arka planda bir şeyler yürüyor. Çözüme uzak bir noktada değiliz. Brunson’ın serbest bırakılmasının önündeki en önemli engel Trump’ın tutumu. ABD Başkanı adeta Brunson’ın serbest bırakılmaması için elinden ne geliyorsa yapıyor. Gözünü sadece bedel ödetmeye dikmiş durumda. 11 Eylül’den sonra Bush’un ekibi için bir yetkili “Bunlar bildiğimiz Amerikalılar değil. Her zaman konuştuğum insanları tanıyamıyorum” demişti. Trump yönetimi için de benzer değerlendirmeler yapılıyor. “Bunlar bildiğimiz Amerikalılar değil. Bunlar farklı tarz insanlar” deniliyor.

Trump, Erdoğan’ın karizmasını çizip diz çöktürmek istedikçe Cumhurbaşkanı “Oyunu gördük ve meydan okuyoruz” diyor. Sertleşiyor. Dün “ABD’nin elektronik ürünlerine ambargo uygulayacağız” dedi.

POMPEO YANLIŞ MI AKTARDI?

Bu arada Brunson olayının perde arkasında bir iletişim krizinin yaşandığına dair söylentiler de dolaşmıyor değil. ABD Dışişleri Bakanı Pompeo’nun, Brunson konusundaki tavrı fazlasıyla iyimser bir şekilde yansıttığı konuşuluyor. Trump’a, Brunson’ın hemen uçağa bindirilip gönderileceği gibi bir hava verdiğinden söz ediliyor. Pompeo Dışişleri’ne CIA başkanlığından gelmiş bir isim. Böyle bir hata yapar mı bilmiyorum.

İsrail’de tutuklu Ebru Özkan’ın serbest bırakılarak Türkiye’ye getirilmesinde Erdoğan’ın ricası üzerine Trump’ın devreye girdiğini biliyoruz. ABD tarafı bunu “İlk kez üçüncü bir ülke için devreye girildi” diye anlatıyor. Trump’ın bunun üzerine Brunson konusundaki beklentisinin yükseldiği söyleniyor.

Türkiye’nin Brunson’ın karşılığında Hakan Atilla ve Halkbank soruşturmasını garantiye alma çabasının tarihi bir arka planı var. Kenan Evren, General Rogers’ın planı doğrultusunda Yunanistan’ın NATO’ya dönüşünü kabul etti. Ne oldu? Türkiye’ye verilen sözler tutulmadı ama AB konusundaki en büyük kozumuzu kaybettik.

Brunson krizi olarak başlayıp dolardaki tırmanış olarak süren olay buzdağının görünen kısmı. İki ülke arasında ciddi bir güven krizi yaşanıyor. Brunson olayı çözülecek, başka bir kriz patlak verecek. Çünkü ABD yönetiminde Erdoğan’ın varlığına tahammülü olmayan bir ekip var. Gezi döneminin ünlü sloganı ile söyleyecek olursak “İş sadece Brunson değil, sen hâlâ anlamadın mı?”

Yazının devamı...

Trump’tan sinyal var

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “Yarın saat 18.00’e kadar göndereceksiniz... Burası Çatladıkapı ülkesi mi ya, burası Türkiye ne yapıyorsunuz?” diye tepki gösterdiği görüşmeden söz ediyorum.

Brunson krizini görüşmek üzere Dışişleri Bakan yardımcısı Sedat Önal başkanlığında ABD’ye giden heyet, 8 Ağustos’ta ABD Dışişleri Bakan yardımcısı John Sullivan başkanlığındaki heyetle bir araya gelmişti. CNN Türk’ten Büşra Arslantaş’ın verdiği perde arkası bilgiye göre görüşmede ABD heyeti, Brunson’ın “hemen o gün” serbest bırakılmasını istiyor.

Heyet, eski Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Hakan Atilla’nın Türkiye’ye iadesi ve Halkbank soruşturmasına yönelik talebi hatırlatıp “Bize bir hafta-10 gün süre verin” diyor. Belli ki bu işler önceden konuşulmuş. Ancak Amerikan tarafı bu süreyi tanımadan “Önce Brunson’ı havada görelim” diye kestirip atıyor. Bunu sadece heyetin tavrı olarak okumamak lazım. Başkan Trump’ın iradesi olarak görmek gerekir. Zaten ondan sonraki süreç de bunu ispat etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Ne 94 kriziyle, ne 2001 kriziyle ilgisi yok” dediği olay yaşanıyor.

Siyaset kulisi yazıyorum. Zorunlu olmadıkça başka alanlara girmemeye özen gösteriyorum. İYİ Parti olağanüstü kurultay yaptı, Meral Akşener’in geri dönüşü yaşandı. CHP’de olağanüstü kurultay sancısı dinmiş değil. AK Parti’nin önümüzdeki hafta kurultayı var. Hangi siyasi kulisi yazarsanız, tek bir gündem var. O da dolardaki yükseliş. Türkiye dolarla yatıyor, dolarla kalkıyor.

Ekonomik parametrelerle izah edilecek bir durumla karşı karşıya değiliz. Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın, “Paramız doğrudan bir ABD Başkanı tarafından hedef alındı” dediği durumu yaşıyoruz.

ÇÖZÜMÜN ANAHTARI LİDERLERDE

Artık olay Brunson krizi olmaktan çıktı. Erdoğan ile Trump arasında bilek güreşine dönüştü. İlginç olanı bu krizin çözüm anahtarı da iki liderin elinde bulunuyor.

Peki Trump’tan bir sinyal var mı?

Güvenilir kaynakların aktardığına göre Trump, “Erdoğan’ı ve Türkiye’yi severim. Her gördüğüm zaman bu ilgiyi hissettiriyorum” diyor. Brunson’ı ABD’de görmek istediğini ifade ediyor. Hem de koşulsuz olarak.

ABD Brunson’ı gerçekten istiyor mu ondan emin değilim. Brunson böyle istenir mi? Adı Trump değil, ne olursa olsun. Erdoğan böyle bir tehdide boyun eğer mi? Türk milleti bunu kabullenir mi?

Ama ortada çözülmesi gereken bir kriz duruyor. Bu yaşananlara rağmen Brunson konusunda arka kapı diplomasisi yürüyor mu? Diplomatik kaynaklara göre ABD’ye giden heyetin dönüşünden bu yana Brunson teması yaşanmamış. İş liderlere kalmış durumda. Çözümün anahtarı Erdoğan ile Trump’ta. İki lider arasındaki temasın gerçekleşmesinin yolu ise yine Brunson’dan geçiyor. Çünkü Trump bu işi prestij meselesi yapmış durumda.

 BRUNSON’I HAVADA GÖRECEK MİYİZ?

Peki ev hapsine çıkarılan Brunson’la ilgili hukuki durum ne? Yeni bir belge ve yeni bir bilgi ortaya çıkması durumunda Brunson’ı havada görmemizin önünde bir engel yok. Uzun tutukluluk süresinin psikolojisini bozduğu yönünde bir rapor yeterli olabilir. Avukatının tutukluğa her ay itiraz etme hakkı var. Şu anda adli kontrolde tutulduğu için bir ayı dahi beklemesine gerek olmadığı söyleniyor. Ama Türkiye ile ABD arasında yaşanan “Büyük Brunson Savaşı”ndan sonra bu mümkün mü?

Bizim de “Bu krizi iyi yönetebildik mi?” diye şapkayı önümüze koyup düşünmemiz gerekiyor.

Ama Brunson olarak başlayıp dolar krizine dönüşen olayın bir de siyasi yüzü var.

ABD dolar üzerinden Türkiye’yi vurup Erdoğan’a diz çöktürmek istiyor.

Brunson olayı bitse başka bir kriz çıkaracaklarından kuşku yoktur.

Yazının devamı...

İyi Parti kongresinde ne oldu?

Meral Akşener istifa etmişti, İYİ Partililer getirdiler. Akşener’i ortak aday olarak yeniden seçtiler. Partiyi istediği kadrolarla yönetmesi için blok liste çıkarma yetkisini verip listesine oy verdiler. Böylece Akşener’e, dikensiz gül bahçesi gibi bir parti teslim ettiler. Akşener, kongreden partiyi kurduğu günden dahi daha da güçlenerek çıktı. Eğer istifa manevrası bir taktikse, Akşener usta bir manevra yapmış oldu. Böylece partide tüm ipleri ele geçirdi.

Akşener, İYİ Parti’nin kuruluşunda partiyi istediği gibi dizayn edememişti. Çünkü MHP’de birlikte mücadele verdiği isimler vardı. “Diyet borcu ödedim” demişti. Dünkü kongre ile bu defter kapandı. Akşener hem daha güçlü bir şekilde döndü, hem de artık bir mazereti kalmadı. Peki, İYİ Parti aynı şekilde güçlendi mi? Seçimlerden önceki heyecan ve daha önceki kongrelerinin yapıldığı 10 Aralık ve 1 Nisan’daki havadan eser yoktu. İYİ Parti demek Akşener demek ama 1123 delegenin katıldığı kongrede Akşener’e, 881 oy çıktı. Akşener’e oy vermeyen 242 delege, bir sinyal verdi.

Akşener’in gelgitlerinin yaşandığı süreçte İYİ Parti’de dağılma kaygısı yaşandığı için kongrenin teması ”Daha yeni başlıyoruz” olarak seçilmişti. Meral Akşener’de, Demirel’in partisinin başına döndüğünde söylediği gibi ”Nerede kalmıştık” dedi. Konuşmasında neden istifa ettiğini açıklama gereği duydu.

“50 yıllık partiler kadar oy almamıza rağmen, iddiamızla sınanmayı esas aldık, sorumluluğu üstlenerek çekildik” dedi. Akşener, Cumhurbaşkanlığı seçiminde çıtayı çok yukarıya koymuş, ikinci tura kalacağına inanmıştı. Ancak sonuncu olarak partisinin gerisinde kaldı. Ağır bir hezimet yaşadı. Yüzde 20’leri aşması beklenen partinin yüzde 10’u aşmakta zorlanması ise işin tuzu biberi oldu. Afyon kampında eleştirilerin hedefi olunca, istifa restini çekmişti. Kurultay’da bunu, ”Kendi partimde ihtilaf konusu olmaktansa noktayı koyarım dedim. Çekildim” diye anlattı.

Akşener geri dönüşünü ise, “Kararınıza teslim oldum. İradenize boyun eğdim. Gel dediniz, geldim” sözleriyle anlattı. 

MHP’DEN AYRILANLARA MESAJ

Akşener’i dikkatli bir şekilde dinledim. Akşener’in konuşmasında gözü hala MHP’de olanlara yönelik önemli mesajlar vardı. Meclis’in açılışında İstanbul Milletvekili Hayati Arkaz’ın Bahçeli’nin elini öpmesi, Genel Başkan yardımcıları Koray Aydın ile Müsavat Dervişoğlu’nun Bahçeli’nin elini sıkmaları Akşener’i rahatsız etmişti. Bu hem liderliğinin sarsılması hem de MHP’ye karşı kurduğu partinin yara alması demekti. Akşener de ”Ben siyasi nezaketi iyi bilirim. Ancak bu yapılan siyasi nezaket değildir. Partimize FETÖ’cü, ipsiz sapsız diyen, hatta genel başkanın namusuna kadar laf edenlere böyle hürmet göstermek siyasi nezaket değildir” diyerek tepki göstermişti. MHP tarafından yargıya taşınan bu sözleri, İYİ Parti’de birilerine kapıyı göstermek olarak yorumlanmıştı.

Akşener, tavrını sürdürdü. “Bunlar öyle insanlar ki, uzattığın eli dahi bir gün sonra fitneye dönüştürmeye kalkacak kadar izansızlar. İlkeye sadakatin olmadığı yerde kişiye itaat olmaz düsturuyla duruşumuzu kimselere meze ettirmeyiz” dedi.

“İYİ Parti bir aktarma istasyonu değildir. İYİ Parti, emanet kabulcüsü hiç değildir. Bir hışımla evden çıkıp sonra da köşe başından kapıyı gözleyenler, pişmanlar değiliz” diyerek duruşunu korudu.

MHP İLE SİYASİ KAN DAVASI

Akşener’in iki kişiyle kavgası var. Biri Cumhurbaşkanı Erdoğan’la, diğeri ise MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile. Seçimlerde Erdoğan’a karşı yıpratıcı bir kampanya yürüttü. Sonuç ortada. Belli ki seçim sonuçlarından ders almamış. MHP ve Bahçeli hakkında öyle laflar etti ki kavga çıkarır. MHP ile İYİ Parti arasındaki siyasi kan davası bitmez.

 

Yazının devamı...

İyi Parti kongresinde ne olacak

Meral Akşener, tek aday olarak girecek kongreye. Kendisi aday olmayacak ama ortak aday gösterilecek. İYİ Parti demek Meral Akşener demek. Bu süre zarfında Akşener’siz bir İYİ Parti’nin kısa süre içerisinde dağılacağı görüldü. Afyon kampından sonra Meral Akşener de bunu gördü, İYİ Parti de Akşener’siz yürüyemeyeceğini öğrendi. İYİ Parti yerel seçimlere Akşener’le girecek. Yerel seçimlerde Ege, Marmara ve Trakya’da İYİ Parti etkisi hissedilecek. İzmir, Ankara ve İstanbul seçimlerinde çıkaracağı adaylarla İYİ Parti, sonuçları etkileyecek. Yerel seçimlerde alınacak sonuçlara göre partide roller yeniden belirlenecek.

Kimilerine göre Akşener’in, Afyon kampında önce istifa edip ardından olağanüstü kurultay çağrısı yapması siyasi bir manevraydı. Böylece, kendisi olmadan partinin dağılacağını gösterdi. Bu arada Koray Aydın ve Ümit Özdağ gibi dişli isimleri de geriletmeyi başardı. Akşener’i geri dönüşe ikna edenlere göre ise istifa ve tekrar aday olmama kararı taktik bir manevra değildi. Akşener samimi olarak istifa etti, ardından da olağanüstü kurultay çağrısı yaptı. “Kurultayda aday olmama kararım kesindir” derken samimi olduğu kanaatindeler. Seçimlerden sonra Akşener güçlü bir liderlik sergileyemedi ama yeni bir parti olmasına rağmen İYİ Parti bu süreci iyi yönetti. Meral Akşener’in geri dönmesi sağlandı. Böylece parti, siyasi hayatının en büyük tehlikesini atlatmış oldu. Bunda Akşener’in kapısında nöbet tutup kendisini kilitleyenlerin katkısı da göz ardı edilmemeli.

Akşener geri döndü. Ama bu süre zarfında liderliği ciddi yara aldı. Sıkıştığında partisini bırakıp giden lider pozisyonuna düştü. Akşener partisini kurtarmadı, partisi Akşener’i kurtardı. Lider zor zamanlarda ortaya çıkar.

MERKEZ PARTİ BEKLENTİSİ

İ Parti 12 Ağustos’ta sadece yeni bir kongre yapmayacak. Parti yeni bir yörüngeye oturacak. Akşener, İYİ Parti’yi kurmak için yola çıktığında merkez sağ ve merkez soldan isimlerin yer aldığı MHP’den ayrılmalar nedeniyle milliyetçi tonu olan merkez parti beklentisi hâkimdi. Ama MHP’den ayrılanların ağırlıkta olduğu bir parti ortaya çıktı. İlk hayal kırıklığı orada yaşandı. Partide itirazın nedenlerinden biri bu. “İYİ Parti seçmeni, MHP eğiliminde siyaset yapmaları için oy vermedi” deniliyor. İYİ Parti’nin AP’den ayrılan Demokratik Parti ya da CHP’den ayrılanların kurduğu Güven Partisi gibi, MHP’den milletvekillerinin kaymasıyla oluşan bir parti olmadığı savunuluyor. “Seçmen MHP seçmeni değil, İYİ parti seçmeni” değerlendirmesi yapılıyor. Merkez partilerden gelenlerle MHP kökenliler arasında ciddi bir ayrışma söz konusu.

VAZO ÇATLADI

12 Ağustos kongresiyle İYİ Parti’nin merkez parti kimliğine kavuşması hedefleniyor. O nedenle 12 Ağustos için, “Yeniden Doğuş Kongresi” deniliyor. Partide karar organlarında büyük bir değişiklik yapılması isteniyor. “İYİ Parti, merkez parti kimliğine kavuşacak, kadroları da ona göre yenilenecek” deniliyor. Tabii Akşener bunu başarabilirse. Partinin kuruluşunda eski MHP’lilerin hâkim olması üzerine gelen eleştirilere Akşener, “MHP’de birlikte yola çıktığımız arkadaşlar diyet borçlarını istediler, ödedim” karşılığını vermişti.

Peki son günlerdeki istifalar nasıl karşılanıyor? İlkesel istifalar olarak görülmüyor. Milletvekili olamayanların partiyle yollarını ayırması olarak değerlendiriliyor. Ama istifa işini hafife almamak lazım. Bir umut olarak doğan parti, ilk seçimden sonra önce genel başkanının istifasını, ardından da kurucuların istifasını yaşıyorsa işler iyi gitmiyor demektir.

Umut vazosu bir kez çatlamaya görsün... İYİ Parti’de vazo çatladı.

Akşener, kongreden güçlenerek mi çıkacak, İYİ Parti açısından bir “yeniden doğuş kongresi” mi olacak orasını göreceğiz. Ama Akşener açısından son şans...

Yazının devamı...

Erdoğan’ın mesajı ve AK Parti’nin değişim kongresi

AK Parti her seçim kampanyasında ve kongrede bir temayı ön plana çıkarıyor. 24 Haziran seçimlerinde “Vakit Türkiye vakti” demişlerdi. Kongrede ise “millet bir, hedef bir” diyecekler. Böylece iki tema birbirini tamamlıyor. AK Parti yöneticilerine neden böyle bir seçim yapıldığını sorduğumda, “Türkiye’nin iç bütünlüğünü sağlama konusunda bir engel kalmadı. Dışarıdan gelecek saldırılara karşı da birlik ve beraberlik vurgusunu ön plana çıkarma gereği duyduk” karşılığını aldım.

AK Parti 18 Ağustos’ta “değişim kongresi”ni gerçekleştirecek. Seçimlere giderken milletvekili listelerinin yüzde 48’ini değiştirdi. Bakanlar Kurulu’nda ise 16 bakandan sadece dördü bir önceki kabinede yer alan isimlerden oldu. Böylece kabinenin yüzde 75’i yenilendi. Bunda AK Parti’nin milletvekili sayısının kritik bir sınırda olmasının da etkisi var elbette ki ama yine de köklü değişim yaşandı. Değişim trendi Meclis grubunda da kendini hissettirdi. Beş grup başkanvekilinin üçü değişti. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mahir Ünal’a göre kongre sonrası parti yönetiminin yarısı yenilenecek. AK Parti yönetimi değişimden ziyade yenilenmeyi kullanmayı tercih ediyor. “Yenilenme AK Parti’nin olmazsa olmazı” diyorlar.

DEĞİŞİM, DEĞİŞİM, DEĞİŞİM

AK Parti, 17 yaşında bir parti. Bunun getirdiği bir yorgunluk ve eskimişlik olabilir. Erdoğan, AK Parti Genel Başkanlığı’na döndüğü 21 Mayıs 2017 tarihli kurultayda metal yorgunluğundan söz etmişti. Bunun ilk tezahürünü Kadir Topbaş ve Melih Gökçek’in de aralarında bulunduğu bir grup belediye başkanının değişiminde gördük. Onları sırayla milletvekilleri, bakanlar ve Meclis grup yönetimindeki değişim izledi. Yenilenme sırası şimdi 18 Ağustos’ta AK Parti yönetiminde, ardından yerel yönetimlerde.

Erdoğan, “Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir” ilkesinden hareket ediyor. Kurucu lideri olarak partiyi kendi kontrolünde değiştiriyor. Özal bunu gerçekleştiremediği için ANAP yaşayamadı. Bizde siyaset lider eksenli yapılıyor. Halk değişimi liderden bekliyor. Lider değişimi gerçekleştirdiği zaman partisi yaşıyor ama parti kendini yenilemeyi başaramazsa bu kez millet değişimi sandıkta yapıyor. O nedenle Erdoğan’ın yaptığı değişikliklere sadece kadro yenilenmesi olarak bakmak yanlış olur. Erdoğan, parlamenter sistemden başkanlık sistemine geçerek sistemi değiştirdi, şimdi de AK Parti’yi yeniliyor.

ERDOĞAN KONGRE KONUŞMASI

CHP olağanüstü kurultay tartışmaları ile boğuşurken, İYİ Parti istifalarla sarsılırken Erdoğan, Türkiye’yi dönüştürdü. Yeni bir hükümet sistemi ortaya çıkardı. Şimdi bu sisteme göre partisini yeniliyor. Ardından sıra yerel yönetimlere gelecek. AK Parti, büyük kongreden sonra Afyon’da milletvekilleriyle yeni dönemin ilk kampını yapacak. Daha önce ekim sonu kasım başında yapılan kamp, yerel seçimler nedeniyle eylül ayına çekildi. Erdoğan, AK Parti Kadın Kolları’nın kongresinde, “2019 yerel seçimlerine hazırlık startını veriyoruz” dedi. Muhalefet kendi iç sorunlarıyla boğuşurken Erdoğan, şimdiden yerel seçim çalışmalarını başlattı.

Başkanlık sisteminin kendine özgü bir yapısı var. Parlamenter sistemden geldiğimiz için, taşların yerine oturması biraz zaman alacak. Milletvekilleriyle, bakanlar ve hükümetle AK Parti arasındaki ilişkilerin düzenlenmesi gerekiyor. Burada lider olarak Erdoğan’ın hem hükümetin, hem partinin başında olması önemli bir şans.

Yeni bir Türkiye, yeni bir siyaseti gerektiriyor. AK Parti, başkanlık sisteminin ilk kurultayını yapacak. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kurultay konuşmasında yeni dönemin kodlarını vermesi bekleniyor. AK Parti yöneticilerinden, “Cumhurbaşkanı’nın konuşmasına şimdiden bir mim koy” diye uyaranlar oldu.

“Şimdiden merak etmeye başladım” desem yeridir.

Yazının devamı...

CHP’de bundan sonra ne olacak?

CHP yönetimi yasal süreyi bekledi. Pazartesi günü saat 17.00 olduğu anda, yeterli imzaya ulaşılamadığı belirtilerek, olağanüstü kurultaya gidilmeyeceği açıklandı.

Muhalifler 630 ıslak imza ile olağanüstü kurultay talep etmişti. Peki Genel Merkez, 569 sayısına nasıl ulaştı? Genel Merkez tarafından yapılan açıklamaya göre noter tasdikli imza sayısı 618’di. Bunlardan 31’i imzasını geri çekti. Beşinin daha önce istifa etmiş olduğu, dördünün mükerrer, dördünün ise fotokopi olduğu saptandı. Beş imzada ise gündem birliği saptanamadığı belirtildi. Böylece Muharrem İnce’nin talebi değil Kemal Kılıçdaroğlu’nun istediği oldu.

MUHALİFLERİN YOL HARİTASI

Peki bu kararla olağanüstü kurultay defteri kapandı mı? Kapanmadı. Tam aksine mücadele yeni başlıyor. Çağrı heyeti, Genel Merkez’i sayılarla oynamakla suçladı. Olağanüstü kurultay talebini yineledi. Bu mücadelenin canlı tutulacağı belirtildi.

Muhalifler imza toplamaya başladığında CHP Genel Merkezi bu sayıya ulaşacaklarını düşünmüyordu. İmzaların toplanmasında ve geri çektirilmesinde bir aşamadan sonra kıran kırana bir mücadele verildi, sonucun alınmasında CHP’li belediyeler etkili oldu. Muhalif belediyelerin imza karşılığı kadro verdiği, Genel Merkez’le birlikte hareket eden bazı belediyelerin ise çekilen imzalara karşılık belediye meclisi üyeliği sözü verdiği ve kadro sağladığı söyleniyor. Gaye Usluer, imzaların geri çekilmesi için, “Delegeler üzerinde baskı yapılmıştır. Yapıldığına dair elimizde veriler var. Beyana dayalı” diye açıklama yaptı. Hakeza Genel Merkez’in elinde de bir büyükşehir belediyesi tarafından imza karşılığı kadro verildiğine dair bilgiler mevcut.

Muharrem İnce, sağladıkları ilgiyi canlı tutmakta kararlı. Muhalifler, dün geceden itibaren bir yol haritası üzerinde çalışmaya başladı. Muharrem İnce ve Gaye Usluer, CHP’yi mahkeme kapısına düşürmeyeceklerini açıkladılar ama muhalif delegelerden birkaçı yargıya başvuracak.

Muhalifler ayrıca olağanüstü kurultay için yeniden imza toplama ve 250 delegenin imzasının yeterli olduğu tüzük kurultayını toplama gibi seçenekler üzerinde duruyorlar. Ama asıl kitlesel bir eylemden söz ediliyor. Olağanüstü kurultay için yürüyüş yapılması tartışılıyor. Kılıçdaroğlu’nun, iktidara karşı gerçekleştirdiği ‘Adalet Yürüyüşü’ büyük ses getirmişti. Bu kez muhalifler Kılıçdaroğlu’na karşı ‘Adalet Yürüyüşü’ yapmayı tartışıyorlar. Bu tür eylemlerin iyi planlanması gerekiyor. Genel Merkez’in önünde büyük bir gövde gösterisinden söz ediliyordu. Ama toplana toplana 15 kişi toplandı. Dağ fare doğurdu.

DEĞİŞİM TALEBİ GÜÇLÜ

CHP’de bu noktaya nasıl gelindi? 24 Haziran seçimlerinde cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce yüzde 31 oy alırken, CHP’nin yüzde 22’de kalması olağanüstü kurultayın fitilini ateşledi. Süreç içinde Muharrem İnce’nin hataları olmasa bu sayı daha fazla olabilirdi. Çünkü CHP’de çok güçlü bir değişim isteği söz konusu. Kılıçdaroğlu’nun şimdiye kadar girdiği 9 seçimi kaybetmesi, tabanda yeni lider arayışının fitilini ateşlemiş durumda. “9 seçim kaybeden 10’uncu seçimi de kaybeder” deniliyor. Buradaki sorun Muharrem İnce’nin doğru adresi olup olmadığı ve yerel seçimlere gidilirken yaşanan zamanlama hatası. Yoksa değişim talebi çok güçlü. Buna rağmen olağanüstü kurultayın toplanmaması Kılıçdaroğlu’nun başarısı olarak görülebilir mi? Türk siyasetinde genel başkanlar istemediği müddetçe olağanüstü kurultayın toplanması mümkün değil. O açıdan bakılırsa Kılıçdaroğlu kazandı. Ama bu olsa olsa bir Pirus zaferidir.

CHP Lideri tansiyonu düşürmek için parti yönetiminde değişikliğe gidecek. Çarşamba günü, “Veda MYK’sı” toplanacak. Yıprandığı düşünülen genel başkan yardımcıları değiştirilecek. Ardından da yerel seçimler için kollar sıvanacak. Tüm bunlar çözüm olacak mı?

Sanmam. Çünkü CHP’de kazan kaynıyor.  

Aslında toplum CHP yorgunu. Siyasetin bir CHP gündemi var ama halkın bir CHP gündemi yok. Halk dolardaki artışla, ekonomide olacaklarla ilgili.

Yazının devamı...