GÜNDEM
SPORARENA
YAZARLAR
EKONOMİ

Muhalefetin ikinci adımı ne olacak

Normalde bugünkü yazıların başlıkları ‘Gözler YSK’da’ olacaktı. Ancak Kılıçdaroğlu’nun hamlesiyle CHP’den istifa eden 15 milletvekilinin İYİ Parti’ye geçmesiyle birlikte dengeler değişti. İYİ Parti’nin seçimlere girmesinin önünde hiçbir engel kalmadı. Pazartesi günü İYİ Parti’nin seçimlere giremeyeceğini ilan etmesi beklenen YSK, pazar günü İYİ Parti’nin seçimlere girmesi kararını aldı. CHP’nin kararını bir defalığına yapılmış bir hamle olarak görmemek lazım. Devamı gelecek. Şimdi bu hamlenin iki noktada siyasi sonuçları bekleniyor.

1- Cumhurbaşkanı adaylığı

2- Milletvekili seçiminde ittifak

CHP kurmayları, ”Kritik 72 saate dikkat. Baş döndürücü bir trafik yaşanıyor” uyarısında bulundular. Asıl önemli olan ikinci adım olacak. CHP Grup Başkanvekili Engin Altay, “AKP’nin hamleleri karşısında bizim de tedbirlerimiz var” dedi. Öncelikli olarak Meclis’te güçlü bir muhalefet bloku oluşturmak için “sıfır baraj ittifakı”ndan söz etti. Daha önce Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan gündeme getirmişti. Benzer bir formülü Tarhan Erdem’den dinlemiştim. Milletvekili seçiminden ziyade muhalefetin Cumhurbaşkanlığı seçiminde ne yapacağı üzerinde duruluyor. Şu ana kadarki eğilim ilk tura muhalefetin kendi adayları ile gireceği yönündeydi. İkinci tura kalırsa Erdoğan karşısındaki adayda ittifak formülü üzerinde duruluyordu. Dünkü hamleden sonra Erdoğan’a karşı ortak aday formülü yeniden güç kazanmaya başladı. Düne kadar dağınık bir görüntü sergileyen muhalefet moral kazandı. Cumhurbaşkanlığı seçiminde ortak aday ve milletvekili seçiminde ittifak seçenekleri yeni baştan masaya yatırılıyor. 72 saat içerisinde tablonun biraz daha netleşmesi bekleniyor. CHP’li Engin Altay, ”Her şey mümkün, hiçbir şey imkânsız değil” diye özetledi.

KILIÇDAROĞLU-AKŞENER GÖRÜŞMESİNDE KARARLAŞTIRILDI

Bu arada CHP’den 15 milletvekilinin istifa ederek İYİ Parti’ye geçmesi A planı değil, B planıydı. Ancak YSK’da yapılan tartışmalarda İYİ Parti’nin seçimlere girmesine izin verilmeyeceği yönünde bir izlenim oluşunca B planı öne çekiliyor, A planı oluyor. İYİ Parti ile CHP arasındaki trafik cumartesi gecesi yürüyor. Ama asıl adım cuma günü İstanbul’da Akşener ile Kılıçdaroğlu’nun gizli görüşmesinde atılıyor. Harekete geçilmesinde ise kritik isimlerden birisinin CHP’nin YSK’daki temsilcisi, Av. Mehmet Hadimi Yakupoğlu olduğunu belirtmek isterim.

Düne kadar CHP’nin Cumhurbaşkanı adayları olarak İlhan Kesici ve Yılmaz Büyükerşen isimleri üzerinde duruluyordu. Değerli tarihçimiz İlber Ortaylı’nın ismi de gündeme gelmişti. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “Gönlüm şahsen ana muhalefetin başındaki zatın seçim yarışında olmasını ister. Başka aday aramasına gerek yok. Kendisi meydana çıksın. Buyur meydan, aday ol” çağrısına rağmen Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanı adayı olmayacağı neredeyse kesinleşti. Kılıçdaroğlu, salı günü PM’den yetki alacak. Peki kim olacak? CHP’nin jestinden sonra Meral Akşener’in Cumhurbaşkanı adaylığı konusundaki kararını gözden geçirmesi bekleniyor. En azından ısrarlı olmayacağı düşünülüyor.

GÜL DENKLEME GİRDİ

Bugün Kılıçdaroğlu ile görüşecek olan Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun görüşme trafiği önemli. Muhalefet cephesindeki beklenti, Karamollaoğlu, Akşener ve Kılıçdaroğlu’nun ikinci adımı atıp 72 saat içinde yeni bir ittifak modeli ile ortaya çıkacakları yönünde. Bu gelişmeler ortak aday formülünü güçlendirmeye başladı. Abdullah Gül yeniden denkleme girdi.

Uğruna darbeler yapılıp, muhtıralar verilen Cumhurbaşkanlığı seçiminin muhalefete bırakılmayacak kadar önemli bir iş olduğu görüldü. Ama asıl önemli olan: Millet bu işe ne diyecek?

 

 

SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

Content Video - Son 24 saatte ne oldu? (23.04.2018)

Yazının devamı...

Erdoğan, milletvekillerine 'listeye girmeyen küsmesin' dedi

Cumhurbaşkanı konuşmasının başında milletvekillerine erken seçim kararının nasıl ve neden alındığını açıklıyor. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin erken seçimle ilgili açıklamasına değinen Erdoğan,” Ben o gün grup’taki konuşmamda üç yerde seçimlerin zamanında yapılacağını söyledim” diyor. Bu sözünü kayda geçirdikten sonra devam ediyor,” Devlet bey açıklama yaptıktan sonra  yetkili kurullarımızla toplandık, bu işi daha fazla uzatmanın doğru olmayacağına karar verdik. En uygun tarih 24 Haziran’dı. Bu arada kongrelerimizin büyük bir bölümünü tamamlamamız iyi oldu. Kongreler vesilesiyle Türkiye’yi dolaşmıştık bu da tam üstüne geldi” diyor. Ardından erken seçimle ilgili gerekçeleri sıralıyor.

ERKEN SEÇİMİN GEREKÇELERİ

İlk sıraya ekonomiyle ilgili gerekçeyi yerleştiriyor.

1-Muğlaklık ekonomiye yaramıyor. Muğlaklığa meydan vermemek ve piyasaları rahatlatmak açısından erken seçim kararını aldık.

İkinci sırada Suriye başta olmak üzere bölgedeki gelişmeler geliyor.

2- Bölgede yaşanan gelişmeler belirsizliği kaldırmıyor.

Üçüncü sıraya ise sistemi koyuyor.

3- Adı konuşmuş yeni bir sistem var ama eski sistemle yönetiliyoruz. Eski sistemle yönetilmenin sıkıntıları ortaya çıkmaya başladı. Bizim hükümetle uyumlu olmamız sayesinde ciddi bir sorun gözükmese de eski sistemin hastalıkları görülüyordu. Sistemi fiili duruma uygun hale getirmemiz gerekiyordu.

1 KASIM’I KORUMAMIZ LAZIM

Cumhurbaşkanı geçmişe çok fazla takılmıyor. Erken seçim kararının neden alındığını kısaca açıkladıktan sonra daha çok seçimlere dönük hedefler veriyor.Başkanlık sistemine geçildiğinde Milletvekillerinin fonksiyonunun azalacağı yönündeki değerlendirmeleri doğru olmadığını anlatıyor. Yeni sistemde de Meclis’in önemli olacağını belirtiyor. ”Yeni sistemde yasama ve yürütme keskin bir şekilde ayrılıyor. Ama Milletvekillerinin fonksiyonu ortadan kalkmıyor. Tam aksine Meclis’te güçlü olmamız lazım. Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin iyi çalışabilmesi için yeni dönemde milletvekillerine çok yük düşecek. Onun için parlamento üstünlüğünü elimizde tutmamız lazım. 1 Kasım seçimlerindeki pozisyonumuzu korumamız lazım” diyor.

LİSTEYE GİRMEYENLER KÜSMESİN

“Seçim kararını hemen Meclis’ten çıkaracağız. Çok çalışacaksınız, çok çalışacağız. Yurtdışı programı olanlar programlarını iptal etsin” diye konuşuyor. Tabi Milletvekillerinin yeni dönemde listelere girip girmeme durumu var. Erdoğan o konuya da değiniyor. ”Listelere girecek ya da çıkacaklar olabilir. Milletvekillerinde değişiklik olabilir ama kimse küsmesin. Ben yoksam AK Parti yok demesin. Herkes çalışmaya başlasın. Eskilerle, yenilerle bu kutlu davaya hizmete devam edeceğiz” diyor. Bu noktada geçmişe dönüp, geleceğe dönük önemli mesajlar veriyor. İsim vermiyor ama geçmişte AK Parti’de önemli görevler üstlenmiş bazı isimlerle ilgili dokundurmalarda bulunuyor.

“Ben olmazsam batar anlayışında olan nice insanlar gördüm. Silindi gittiler. Ama davam diye devam edenleri hayırla yâd ediyoruz. Ama bazılarını hatırlayan kimse yok. Bu büyük bir davadır” diyor. Peki, sadece bunları mı söylüyor. Davaya sadakat üzerinde yoğunlaşıyor.

“Bugüne kadar doğru yolda olduğumuz arkadaşların doğru insanlar olduğunu tarih birçok kez teyit etti. Bugüne kadar yanlış yolda olan arkadaşlar ilk durakta indiler. Ya kendileri terk etti ya da inmeyenleri biz indirdik” diye konuşuyor. Tabi mesaj kime ya da kimlereyse?

SANDIĞA GÖMÜLMELİ

Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasının bir bölümünde,” O partinin sandığa gömülmesi lazım” diyor. Peki bu parti hangisi olabilir. İYİ Parti aklınıza gelebilir. Ama Erdoğan konuşmasından İYİ Parti’nin ismini ağzına hiç almıyor. Hangi partiyi kast ettiğini merak ettiyseniz, o isim ileriki cümlede yer alıyor. Erdoğan milletvekilleriyle kahvaltısı sırasında Güneydoğu’daki seçimler üzerinde ağırlıklı analizler yapıyor. HDP’nin adını vermiyor. “Terörle bağını koparamayan parti” olarak tarif ediyor. Şöyle konuşuyor,”Güneydoğu’da hizmetlerimiz var. Kayyum politikalarımız var. Kayyumlar iyi iş çıkardılar.  Ayrıca Terörle başarılı bir mücadelemiz var. Doğu ve Güneydoğu milletvekillerimizin, teşkilatların çok çalışması gerekiyor. Terörle bağını koparmayan bu partinin sandığa gömülmesi lazım”

Erdoğan değerlendirmeleri sırasında CHP’yi de es geçmiyor. CHP’nin seçimlerde başarısız olacağını savunuyor. ”CHP’nin durumu seçimden sonra daha da kötüye gidecek. Daha da marjinalleşecek ”diye konuşuyor.

Cumhurbaşkanı milletvekili listeleriyle ilgili ilginç bir sinyal veriyor. ”Siyaset baronlarına ve siyaset simsarlarına yer vermeyeceğiz” diyor. Nasıl anlarsanız anlayın artık.

 

 

SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

Content Video - Son 24 saatte ne oldu? (20.04.2018)

Yazının devamı...

Erdoğan erken seçim kararını nasıl aldı?

Saat 13.30’daki görüşmeye Bahçeli tam zamanında geliyor. Cumhurbaşkanı ayakta misafirini bekliyor. Hoş geldiniz dedikten sonra, sıcak bir şekilde elini sıkıyor, ”Buyurun” diyerek hemen yanındaki koltuğu gösteriyor.

Erdoğan-Bahçeli görüşmesinin 2 bölümden oluştuğunu söylemek mümkün. Görüşmenin başında Bahçeli erken seçimle ilgili gerekçelerini sıralıyor. Cumhur ittifakına zarar vermeye yönelik tertiplerden söz ediyor. Cumhurbaşkanı gerekçeleri haklı buluyor. O nedenle görüşmenin başında erken seçim kararı alınıyor, ikinci bölümde ise seçim tarihi konuşuluyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan her defasında seçimlerin zamanında yapılmasını istiyordu. “Seçim meçim yok” diyerek erken seçime karşı çıkıyordu. Peki ne oldu da 3 ay içinde seçimlere gidilmesi kararı alındı?


ÜÇ TARİH BELİRLENDİ
Bahçeli’nin erken seçim kararını açıklamasından sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti kurmaylarıyla bir araya gelmişti. Toplantıda Erdoğan, ”Biz erken seçim istemiyoruz. Ama Devlet Bey’in gerekçelerini dinlememiz lazım. Sağ olsunlar yeni sistemi onların desteği sayesinde getirdik. İttifaka zarar verecek hiçbir şeye izin vermeyiz” diyor.

Bunun üzerine seçimlerin hangi tarihte yapılacağı konusu müzakereye açılıyor. 26 Ağustos’un hac mevsimine denk gelmesi ve uzun Kurban Bayramı tatili olması nedeniyle doğru bir tarih olmadığı belirtiliyor. Seçimlerin sonbahara bırakılmasını savunanlar 16 Eylül’ü öneriyor, yaz tatili başlamadan seçimlere gidilmesini isteyenler ise 24 Haziran’ı teklif ediyor. Bir öneri de 22 Temmuz olarak geliyor. Cumhurbaşkanı bu işi daha fazla uzatmamak gerektiğini söylüyor, ”Madem seçim olacak, hemen olsun” diyor. 24 Haziran tarihini daire içine alıyor. Görüşme sırasında Bahçeli’ye de bu tarihi öneriyor. Bahçeli’nin tarihi kabul etmesi üzerine görüşme beklenenden kısa sürüyor.


BAKAN GÜL’ÜN ZİYARETİ
Erken seçim kararının alınmasında Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’ün 3 hafta önce Bahçeli’yi ziyaretinin önemli kilometre taşlarından biri olduğunu ifade etmek isterim.

Bahçeli’nin, erken seçim kararını açıkladığı konuşmasında, ”Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi üzerinde fitne üreten, dedikodu imal eden, kriz ve kaosa gel gel yapan yerli ve yabancı mihrakların son dönemlerde faaliyetlerine hız verdikleri bellidir” demişti. Ancak o cümlenin devamında bir kelime vardı. Bahçeli sözlerini, ”Belgelidir” diye tamamlıyordu. O cümleye bir soru işareti koymakla yetineceğim.

Cumhurbaşkanı Erdoğan seçimlerin zamanında yapılmasına taraftardı. Erken seçim konusu gündeme getirildiğinde, ”Seçim meçim yok” diye kestirip atıyordu. Hatta öyle ki, Bahçeli’nin açıklamasından sonra AK Parti grubundaki konuşmasının iki yerinde 2019 tarihine vurgu yapmıştı. Bahçeli de 3 Nisan’daki MHP grubunda seçimlerin zamanında yapılacağını ilan etmişti. Bu konuda bir özeleştiri yapmak gerekirse ben de bu açıklamalara dayanarak erken seçim yok diye yazmıştım. Peki ne oldu da erken seçim kararı alındı?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, MHP ile ittifakın zarar görmemesini tercih etti. Çünkü Bahçeli’ye göre ittifaka zarar vermeye yönelik tertipler başlamıştı. Hatırlarsanız Bahçeli, DSP ve ANAP’la koalisyon hükümetini de MHP’ye yönelik bazı tertiplerin yapıldığı kuşkusu üzerine bozmuş ve 3 Kasım 2002’de seçimlere gidilmesi kararını almıştı.

Erken seçim kararını Bahçeli açıkladı, tarihi ise Erdoğan belirledi. Bahçeli’nin açıklamasından sonra Erdoğan’ın kurmaylarıyla yaptığı değerlendirmede, “Ülkeyi uzun süre seçim ortamında tutmak doğru olmaz. Bir an önce belirsizliği ortadan kaldırıp, seçimlere gitmemiz lazım” dediği belirtiliyor. Erdoğan ile Bahçeli’nin yarım saat içinde ülkeyi erken seçimlere götürmelerinde bir numaraya ‘cumhur ittifakının korunmasını’ yerleştiriyorum.

Erken seçim kararının alınmasıyla yeni bir durum oluştu. Muhalefetin hazırlıksız yakalandığı seçimlerin tarihine değil, sonuçlarına odaklanmak gerekiyor.

 

 

SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

Content Video - Son 24 saatte ne oldu? (18.04.2018-2)

Yazının devamı...

Erdoğan, erken seçim diyecek mi?

Bahçeli, 26 Ağustos 2018 tarihinde sandık başına gidilmesini önerdi. MHP Lideri sadece erken seçim çağrısı yapmadı. Üstüne üstlük, ”Türkiye’nin seçim için 3 Kasım 2019’u beklemesi mümkün değildir” dedi.

Türkiye 3 Kasım 2002 seçimlerine de Bahçeli’nin Bursa Kocayayla’da yaptığı açıklama üzerine gitmişti. O zaman koalisyon ortakları olan Başbakan Ecevit ve Mesut Yılmaz’ın bundan haberi yoktu. Ağır ekonomik ve siyasi bunalım altında gidilen 3 Kasım seçimleri koalisyon ortaklarının Meclis dışında kalmasına yol açmıştı. Usta bir siyaset satranççısı olduğu için Bahçeli’nin açıklaması gündeme bomba gibi düştü. Bahçeli, MHP grubunda konuşmasını sürdürürken AK Parti kulisindeydim. Bir kriz havası yoktu ama ilk anda bir şaşkınlık vardı. İlk olarak Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ konuştu, ”Yetkili kurullarda değerlendirilir” dedi.

Adalet Bakanı Abdulhamit Gül ise, ”İlgili kurullarda değerlendirilir” diye konuştu. Ama asıl önemli olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tavrıydı. Erdoğan’a, Meclis’e adım attığı anda, “Bir açıklama yapacak mısınız?” diye sorduk, ”Şu anda düşünmüyorum” karşılığını verdi, “Yarın görüşmemiz var” demekle yetindi. Fazla bir renk vermedi ama erken seçime sıcak bakan bir ifade tarzı değildi. Erdoğan grup toplantısına girdi, biz de basın bölümünden izlemeye başladık. AK Parti milletvekilleri ‘sükûnetle’ dinliyorlardı. Cumhurbaşkanı konuşmasının iki yerinde 3 Kasım 2019 seçimlerini kayda geçirdi. AK Parti grubu devam ederken Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, Bahçeli ile görüştü. Anayasa değişikliği sürecinde de iki lider arasındaki, ‘emin’ isimdi. Adalet Bakanı kısa bir süre sonra yine hızlı adımlarla geri döndü, doğruca Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yanına geçti. Adalet Bakanı Gül’e Bahçeli ile görüşmesini sorduk, “Önceden planlanmıştı” dedi ama son gelişme üzerine gerçekleştiği belliydi. Erdoğan, Meclis’ten ayrılırken de yine bugün Bahçeli ile yapacağı görüşmeyi işaret etmekle yetindi. Bahçeli’nin açıklaması ile erken seçim konusunda yeni bir durum oluştu.

ÜÇ SENARYO

Bahçeli’nin açıklamasına ilişkin olarak üç senaryo üzerinde duruluyor.

1- Bahçeli, AK Parti ile danışıklı dövüş içinde bu açıklamayı yaptı.

2- AK Parti’de erken seçim isteyenler, Erdoğan’ı ikna edemeyince tezlerini Bahçeli üzerinden devreye soktular.

3- Bahçeli, kimseyle konuşmadan kendi değerlendirmeleri doğrultusunda bu kararı aldı.

Tabii MHP Lideri’nin 3 Nisan’da MHP grup toplantısında, ”Zamanında yapılan, yapılması gereken seçimlerle Türkiye nefes alacak, önünü görecektir” demesi üzerine erken seçim lobisinin bir umudunun daha sona erdiğini yazmıştım. Ayrıca Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın erken seçime karşı çıkan açıklamalarını yansıtıp, “Erken seçim yok. Seçimler zamanında yapılacak” yazıları yazmış birisi olarak yarın ki görüşmenin önemli olduğu kanaatindeyim.

Erken seçimde AK Parti-MHP ittifakının daha avantajlı olduğu, henüz Cumhurbaşkanı adayı bile belirleyemeyen, ittifak yapıp yapmayacağı belli olmayan muhalefetin hazırlıksız yakalandığı, İYİ Parti’nin seçimlere girememe ihtimalinin MHP’yi cezbettiği gibi değerlendirmelerini önemli ama eksik buluyorum. Erdoğan’ın siyaset tarzına uymuyor.

Peki Bahçeli’nin açıklaması ile artık erken seçim kaçınılmaz diyebilir miyiz? Erdoğan-Bahçeli görüşmesi gerçekleşmeden yapılacak yorumlar erken olur.

ERKEN SEÇİM FORMÜLLERİ

Bu görüşmeden ne bekleniyor?

1- Bahçeli’nin ilan ettiği 26 Ağustos tarihinde erken seçimlere gidilir.

2- Erdoğan, Bahçeli’yi zamanında yapılacak seçime ikna edebilir.

3- Yeni bir seçim tarihi belirlenir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın erken seçim açıklamasından memnun olmadığı belliydi. Erken seçimde ilk sözü Bahçeli söyledi ama son sözü Erdoğan söyleyecek.

 

SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

Content Video - Son 24 saatte ne oldu? (17.04.2018-2)

Yazının devamı...

Gülen bir gün MİT uçağıyla getirilir mi?

Ama Fetullah Gülen’le ilgili ABD’de açılmış bir dava yok. Adalet Bakanlığı tarafından ABD yargısına teslim edilmiş olan belgelerin kapağı bile açılmadı. Bekir Bozdağ’ın Adalet Bakanı olduğu dönemde Gülen’in iadesiyle ilgili ABD Adalet Bakanı Jeff Sessions’a teslim edilen belgelerin henüz yargıya havale edilmediği ortaya çıktı.

Buna rağmen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “FETÖ seni de getireceğiz” diye sesleniyor. Çünkü konjonktür değişiyor. MİT şimdiye kadar 18 ülkeden 80 FETÖ’cüyü paketleyip getirdi. Bu iş bir ‘al-ver’ meselesi. Peki bir gün Fetullah Gülen de ABD’den paketlenip getirilebilir mi? Bu sorunun cevabını araştırdım. Eğer ABD’nin Türkiye’den daha önemli bir menfaati söz konusu olursa Gülen’i verir deniliyor. Bir de bakmışsınız ki MİT’e ait bir uçakta gözlerindeki bantlar çözülüp, ”Memlekete hoş geldin Gülen” denilmiş. Öcalan’a olduğu gibi.

Hatırlarsanız MİT kısa bir süre önce Kosova’dan 6 FETÖ’cüyü paketleyip Türkiye’ye getirmişti. Böylece Kosova’daki FETÖ’cülerin ByLock, Eagle, FALCON ve Kakao Talk programları üzerinden haberleştikleri tespit edildi. 6 kişi hem FETÖ üyeliğinden hem de casusluk iddiasıyla tutuklandılar.

Kosova Başbakanı Haradinaj operasyona sert tepki gösterip İçişleri Bakanı ve İstihbarat Başkanı’nı görevden almıştı. Bu ilginin karşılıksız olmadığı ortaya çıktı. FETÖ’cüler, operasyonu öğrendikten sonra ilk olarak Kosova Başbakanı ve Meclis Başkanı ile irtibat kurmuşlar. Hem de kimin üzerinden? Kosova’daki FETÖ’cülerin aralarındaki yazışmaların deşifre edilmesi bu ilişki trafiğini ortaya çıkardı. Buna göre FETÖ’cüler, Kosovalı yöneticileri ‘hanımları ve çocukları’ üzerinden avuçlarının içine almışlar.

İRTİBAT ELEMANI HANIMLAR

FETÖ’cülerin arasındaki yazışmaları, Kosova’da hanımlar üzerinden kurdukları casusluk teşkilatı olarak da okuyabilirsiniz. Aynen aktarıyorum.

1- Meclis Başkanı yurtdışındaydı. Hanımı üzerinden ulaştık. Haberlerinin olmadığını ve üzüldüklerini ifade etti. Eşine hemen durumu ileteceğini söyledi.

2- Başbakanın da hanımıyla görüştük. Durumu Başbakan’a iletmiş. Onlarla ilgili düşüncem hep olumlu demiş. Değişen bir düşüncem yok demiş.

3- Cumhurbaşkanı’na da hanımı üzerinden ulaşıp durumu anlattık. Üzüldüğünü ve ilgileneceğini ifade etti.

Bu ilişki biçimi bize yabancı gelmedi. FETÖ’nün geleceği parlak askerler, istihbaratçılar, üst düzey bürokratlar ve siyasetçilere katalog evlilikler yaptırdığı ortaya çıkmadı mı? Onları eşleri üzerinden örgüte bağlayıp kontrol ettiği tespit edilmedi mi? Yurtdışındaki okullarında o ülkelerin yöneticileri ve nüfuzlu ailelerinin çocuklarını eğitiyor. Belli ki sadece eğitim maksadıyla yapmıyor bunu. FETÖ, hanımları ve çocukları üzerinden geniş bir etki alanı oluşturmuş. Devam ediyoruz.

4- Başbakan’ın danışmanıyla görüşüp bilgilendirdik takip edeceğim dedi.

5- Etkili velilerimizden işadamı-milletvekili görüştüklerimiz oldu. Desteklerini istedik.

PROPAGANDA ÖNEMLİ

Bir de işin şov kısmı var. 6 FETÖ’cünün Kosova’dan çıkarılmadan önce kefaletlerinin ödenip kurtarılma imkânları varken kurtarmamışlar. Peki neden?

6- Savcı, avukat beyi bugün arayıp isterseniz kefaletle serbest yargılanabilirler demiş. Miktar olarak 30, 20 ya da 10 bin Euro olabilir, yarına kadar kararınızı verin demiş. Arkadaşların şöyle bir düşüncesi var. Şu an medya çok güzel olayın üzerine gidiyor. Bugün avukat bey 4 tv kanalına röportaj verdi. Medyada dikkat çeken güzel haberler var. Medyanın ilgisi yüksek. Kefaletle serbest kalırlarsa medyanın ilgisi azalır. Bugün görüştüğümüz medya bu olayı sonuna kadar takip edecek. Kefaletle serbest kalırsa bu durur mu endişesi var.

Gördüğünüz gibi FETÖ’cüler 6 adamını kefalet ödeyip kurtarmak yerine, onlar üzerinden propaganda yapmayı tercih etmiş.

Yazının devamı...

Suriye krizinde yeni strateji uygulandı

Harekât bittiğinde birinci aşamanın tamamlandığı açıklanmıştı. Bu harekâtın ikinci ve üçüncü ayaklarının olacağını gösteriyor. Zaten Trump da kimyasal silahlar ortadan kaldırılmadığı sürece operasyonların devam edeceğini açıkladı. Operasyonun Miraç Kandili’ne denk getirilmesi yeni bir tartışmayı da beraberinde getirdi. Saddam Hüseyin’i de Kurban Bayramı’nda sabaha karşı idam etmişlerdi, Süleymaniye’de askerlerimizin başına çuval geçirdiklerinde de takvimler 4 Temmuz’u yani ABD’nin bağımsızlık gününü gösteriyordu. ABD semboller üzerinden mesaj veren bir ülke. İslam dünyasını rahatsız eden bu tarihlerin tesadüfen seçildiğini düşünmüyorum. Ben de rahatsızım. Ama Esad rejimi Duma’da masum çocukları kimyasal silahla öldürürken, yine İslam dünyası açısından mübarek üç ayların içinde değil miydik? Ayrıca hiçbir mübarek güne denk gelmese de kimyasal silahla katledilen insan değil mi? Al Amerika’yı vur Esad rejimine.

SİYASİ SONUÇ

Suriye’de kimyasal silahları hedef alan harekât Türkiye tarafından desteklendi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, ”Yapılan operasyonu doğru buluyoruz” dedi. Kimyasal silahların üretilip kullanıldığı tesisler vuruldu. Ama kimyasal silahların kullanılması talimatını veren rejim yerinde duruyor. Esad operasyon sabahı elinde çantasıyla sarayına girerken görüntü verdi. Ben buradayım dedi. ABD tarafından yapılan açıklamada harekâtın rejimi hedef almadığı, kimyasal tesislerle sınırlı olduğu ifade edildi. Operasyonu desteklemekle birlikte Ankara’nın eleştirileri de bu noktada toplanıyor. Siyasi sonucu olmayan bir askeri operasyonun çözüm olmayacağına inanılıyor. Rejimin kimyasal silah kapasitesinin hedef alınmasının, ABD’nin güç gösterisinden öte bir anlam taşımayacağı düşünülüyor. Rejim 2014 yılında tüm kimyasal silah stoklarını BM Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü’ne teslim etmişti. O günden bu yana Suriye’de kimyasal silahın kullanılmaması gerekiyordu. Ayrıca 1 yıl önce Han Şey Hun’da kimyasal silah kullanıldığı iddiası üzerine ABD, Şayrat Hava Üssü’nü vurmuştu. Demek ki kimyasal tesisleri vurmak çözüm değil. Rejim orada durduğu sürece, kimyasal katliam yapmaya devam ediyor. Askeri değil, siyasi çözüm gerekiyor. Bugün NATO Genel Sekreteri Stoltenberg’i ağırlayacak olan Ankara, Suriye’de siyasi hedefi olmayan askeri operasyonların çare olamayacağını anlatacak. Ankara’nın bu konudaki çıkmazı bir değil iki cephede yaşanıyor. Hem ABD’yi hem de Rusya’yı siyasi çözüm konusunda ikna edemiyoruz. Çünkü her iki güç, Suriye’de siyasi çözümden yana değil. Suriye’yi Ortadoğu projelerinin atlama taşı olarak görüyorlar. Bu demektir ki, bir süre daha Suriye krizi ve Beşar Esad’la yaşamaya devam edeceğiz. Hesabımızı ona göre yapmamız gerekiyor.

TÜRKİYE’NİN PLANI

Türkiye’nin de Fırat Kalkanı harekâtından bu yana uyguladığı bir Suriye planı var. Planın özü Suriye’de daha etkin olmaya dayanıyor. Bu plandan vazgeçilmeyecek, tam aksine daha da güçlendirilecek. Sahada güçlü olan masada etkili olur stratejisiyle hareket ediliyor. Kimyasal silahlarla mücadelede ABD’nin planını destekliyoruz ama Fırat Kalkanı ve Afrin harekâtlarında Rusya ile işbirliği yapıyoruz. Son olayla birlikte Cumhurbaşkanı Erdoğan buna bir de kriz odaklarıyla aktif diyaloğu ekledi. Suriye’ye müdahale öncesinde ve sonrasında Trump, Putin, May ve Macron’la görüşen tek lider Erdoğan’dı. 72 saat içinde 5 liderle görüştü, bazıları ile iki tur yaptı. Böylece Türkiye’nin operasyondan zarar almadan çıkmasını sağladı. Tersi olabilirdi. ABD’yi kazanayım derken Rusya’yı kaybedebilirdik. Erdoğan’ın yeni stratejisini bir kenara yazın. Çünkü bundan sonra daha sık duyacağız.

Yazının devamı...

Ekonomide neler oluyor?

Derken gururla söylüyordu. “İstanbul’da çocuğumu okula verdim. Öğretmen çocukları el ele tutuşturmuş oyun oynatıyordu, bazı veliler çingenenin çocuğu bizim çocuğumuzun elinden tutmasın diye öğretmene tepki gösterdiler” diye anlatmıştı. Ne zaman hatırlasam içim burkulur. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ndeki sinevizyon gösterisinde bir Roman vatandaş, “Biz camide saf tutarken yanımızdan kaçıyorlardı” dedi.

Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ndeki, ‘Büyük Roman Buluşması’nı izlerken bunları düşündüm. Dün bir Roman çocuğun ellerinin, çocuklarının ellerine değmemesini isteyenlerden, bugün Romanların elinden tutup Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne taşıyan Cumhurbaşkanı gerçeğini kıyasladım.

Onlarınki, Kasımpaşa’da yokluk içindeki Kotra’dan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne uzanan bir öyküydü. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Romanların mahallesinden sadece doktor, öğretmen çıkmıyor Cumhurbaşkanı da çıkıyor” diye taçlandırdı.

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Öznur Çalık tarafından düzenlenen ‘Büyük Roman buluşması’ nedeniyle Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ndeydim. Ama aklımın bir köşesinde Trump - Putin restleşmesi, diğer yanda ise ekonomiyle ilgili gelişmeler vardı. Önce Külliye’den izlenimlerimi paylaşmak istiyorum.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Ben sizin ayağınıza geldim, Cumhurbaşkanı ayağına çağırıyor” demişti. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Öznur Çalık’a sordum, ”Romanlar Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne gelmek istediler. Talep onlardan geldi” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan salona Romanların, “Tayyip baba” sloganları arasında girdi. Hani Romanlar çalgı çengi olmadan program yapmaz derler ya tam tersi oldu.  Program Roman Hafız Kemal Gümüşken’in okuduğu Kuran-ı Kerim’le başladı. Roman sanatçı Kibariye Kuran tilavetini büyük bir huşu içinde dinliyordu. Kuran-ı Kerim’in okunması bittikten sonra salondan tekbirler yükseldi. Ama öyle böyle değil. Değme camilerde öyle tekbir getirilemez.

KİBARİYE’NİN BAŞÖRTÜSÜ

Ardından sahneye Çanakkale Lapseki Roman ilahi grubu çıktı. ‘Çanakkale Şehitlerine’ şiirini ilahi formatında okudular. Çok da başarılıydılar. O arada protokol sırasında bir hareketlilik yaşandı. Az sonra sebebi anlaşıldı. Kibariye, ilahi okumak istediğini söylüyor, Cumhurbaşkanı da memnun oluyor, ”Söylemek istiyorsa söylesin” diyor. Kibariye bu kez, ”Ama ilahi söylerken başımı örtmem lazım” diyor. Koşuşturma onun içinmiş. Görevliler bir başörtüsü getirdi, Kibariye başını kapatıp sahneye çıktı ve güzel bir ilahi okudu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Roman açılımını, ”Özür dilenmesi gereken bir topluluk varsa o da Roman kardeşlerimizdir. Devlet olarak ben onlardan özür diliyorum” sözleriyle başlatmıştı. Külliye’deki buluşmada bu süreci anlatan bir konuşma yaptı. Erdoğan’ın sözleri bir zamanlar çingene diye dışlanan insanların, bu ülkenin vatandaşları olduğunu hissetmelerinin öyküsüydü. Zaten AK Parti, Alevi, Kürt ve Roman açılımı ile büyüdü. Gezi’den bu yana rüzgâr reformlardan yana esmiyor. Ama unutulmamalı ki AK Parti’nin esas hikâyesi, reformlarda yatıyor.

DOLARDAKİ YÜKSELİŞ

Hani bir kulağımız ekonomide diyordum ya, olmaması mümkün mü? Bu sıralarda herkes ekonomide ne oluyor, dolardaki yükseliş nereye gider sorusuna cevap arıyor. Ekonomide bir şeyler oluyor ve biz normal zamanlardan geçmiyoruz. Cumhurbaşkanı Erdoğan, ”Ekonomimize saldıranlara sesleniyorum, başaramayacaksınız. 15 Temmuz’da, Suriye’de, Irak’ta daha önceki oyunlarınızda nasıl başaramadıysanız şimdi de öyle başaramayacaksınız” dedi. Türkiye’nin ekonomi üzerinden yeni bir dış saldırı ile karşı karşıya olduğu mesajını verdi. Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci ve Başbakan Binali Yıldırım da benzer yönde değerlendirmeler yaptılar. İktidar dolardaki yükselişi dış saldırı olarak görüyor. İsabetli tespitle birlikte piyasalar tedbiri de iktidardan bekliyor. Ankara’nın piyasalara güven verecek adımlar atması gerekiyor. ABD-Rusya restleşmesine gelince, eğer bu yazı okunana dek saldırı gerçekleşmediyse eli kulağında demektir. İş Suriye işi olmaktan çıktı, Trump’ın ‘güç oyununa’ dönüştü.

 

Yazının devamı...

Kılıçdaroğlu ne zamandan beri postal giyiyormuş

Fazla beklemeye gerek kalmadı. Kılıçdaroğlu’na, “Şimdi duydum ki Hatay’a gidiyormuş. Hayırdır ya? Günaydın. Ne oldu? O zaman yapman gereken bir şey var. Postalın eksikse sana postal da gönderelim” diye yüklendi.

Tabii biz durur muyuz? CHP grup toplantısının ardından bir grup gazeteci Kılıçdaroğlu’nun odasında bittik. ”Sayın Cumhurbaşkanı Hatay’a gideceğinizi belirterek ‘İhtiyacı varsa parka ve postal göndereyim‘ dedi. Ne diyorsunuz” diye sorduk. Kılıçdaroğlu, ”Parka ve postalı öğrenciliğimden beri giyiyorum, onun haberi bile yok. Gerçekten öğrenciliğimde giydim. Bizim vatanseverliğimiz parka ve postal vatanseverliği değildir. Önce ruh olarak vatansever olacaksınız. Reklam üzerinden vatanseverlik olmaz” karşılığını verdi.

Kılıçdaroğlu’na bu kez Cumhurbaşkanı’nın, “Sanatçılarla bizim ziyaretimizi eleştirdi ama şimdi kendisi de gidiyor” eleştirisini hatırlattık. Kılıçdaroğlu, ”Sanatçılarla gidişini eleştirmedim. Orada klarnet, eğlence, davul ve zurna yani eğlence olmasını eleştirdim. Yani 52 şehit verdikten sonra ‘Yaylalar’ türküsüyle, bilmem nelerle falan şov yapıyorsunuz. 52 şehidin olduğu yerde şov mu yapılır? Ben bunu eleştirdim. Sanatçıların o ortama alet edilmesini de doğru bulmadım” diye cevap verdi.

AKŞENER’LE GÖRÜŞME

Kılıçdaroğlu, yarın İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’i ziyaret edecek. CHP Lideri’ne bu ziyarette ittifakı konuşup konuşmayacaklarını sorduk. “Kongreden yeni çıktı, bu seferki bir nezaket ziyareti. O konuları sonra ele alırız, çünkü daha yasası gelmedi Meclis’e. Tahmin etmiyorum o konunun gündeme geleceğini ama bu sadece bir tahmin. Dolayısıyla kendilerini kutlamaya gideceğim. Belki Türkiye’nin içerisinde bulunduğu sorunlar konuşulur. Bir ittifak görüşmesi şeklinde düşünmek doğru değil” karşılığını verdi.

Bunun üzerine, “İttifakı konuşmayacağınızı söylemeniz ittifaka kapalı olduğunuz anlamına mı geliyor” diye sorduk. Kılıçdaroğlu, “Yok. Bu seferlik yok. Ama biz ittifaka kapalı değiliz. Daha önce de bunu açıkladım” dedi.

İSTANBUL SEÇİMLERİ

CHP Genel Başkanı ile bir araya gelinir de İstanbul seçimleri konuşulmaz mı? Muharrem İnce’nin gündeme getirdiği İstanbul’la ilgili anketi hatırlattık. Kılıçdaroğlu şaşırtıcı bir cevap verdi, “Yok öyle bir şey. Öyle bir anket de yok, çalışma da yok, açıklama da. Çeşitli anket kurumlarının çalışmaları var ama biz de sizlerin gördüğü anket sonuçlarına bakıyoruz. Özel bir anket çalışması yapılmış değil. Hiçbir yer için yapılmış değil” dedi. Bu cevaba rağmen biz İstanbul’la ilgili sorularımızı sıraladık. Partide, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı için çok sayıda adayın konuşulduğunu söyledik. CHP Lideri, ”Bu da bizim İstanbul’u kazanacağımızın güçlü dışavurumudur” karşılığını verdi.

Adaylık için ismi geçenlerden bir kısmı da partinin yetkili kurullarında yer alıyor. Kemal Bey’e bu durumu hatırlatıp, “Bir önleminiz var mı” sorusunu yönelttik, şu karşılığı verdi:

“Ne gündemimize aldık ne de konuştuk. Sadece sizin gündeminizde var, bizim gündemimizde yok. İstanbul, Ankara, Adana, Diyarbakır yok bizim gündemimizde. Ama medyada haber oluyor ben de merakla okuyorum.”

CUMHURBAŞKANI ADAYLIĞI

Bu konu Kılıçdaroğlu’nun milletvekilleriyle gruplar halinde yaptığı toplantılarda gündeme geldi. Bunu hatırlatınca Kılıçdar-
oğlu
sözlerine açıklık getirdi. ”Bir milletvekili bir yerde aday olmak isteyebilir. Partideki görüşmede de yerel yönetimleri gerçekten fazla konuşmadık” dedi.

Sıra geldi Cumhurbaşkanı adayının belirlenmesine. Herkesin kendi Cumhurbaşkanı adayını çıkarması mı yoksa ittifakın ortak adayı mı diye alternatifli bir soru yönelttik. Kılıçdaroğlu, “Önce yasanının çıkmasını bekliyoruz. Yasa bir çıksın bakalım neyi öngörüyorlar. Nedir yani? Hangi amaca dönük bir düzenleme yapılacak görmek lazım” diye karşılık verdi. Hemen araya girip, “Orada sizi endişelendiren nedir” diye sorduk, “Neyse siz bu kadarını bilin. Birden fazla şey var. Kafamızda birden fazla soru var tabii. Sorunları nasıl çözecek, yasayı hangi temelde getirecekler önce onu bir görmemiz lazım” demekle yetindi.

SURİYE’DE KİMYASAL GAZ KULLANIMI

CHP Lideri’nin son mesajı ise Suriye’deki kimyasal saldırıyla ilgiliydi. Kılıçdaroğlu, “Birleşmiş Milletler’in el koyması, tarafsız bir heyetin gelip sorgulaması lazım. Bu çirkin bir olay. Önyargılarla çözülecek bir olay değil. Sağlıklı, tutarlı, BM’nin raporlarıyla gereğinin yapılması gerekir” mesajını verdi.

 

Yazının devamı...