FUTBOL
BASKETBOL
VOLEYBOL
eSPOR

Uygulamada okumaya devam et.

Bir teselli ver

Taraftar takımın oynadığı oyundan memnun olmasa da istatistikler kafa karıştırmaya devam ediyor. Herkes Akhisarspor’u içerde yenememenin sonucu olarak şampiyonluğun kaçtığını düşünse de şampiyonluğun ilk 11 haftada kaçtığı açıkça ortada. Son 10 haftada 9 galibiyet 1 beraberlik alan Fenerbahçe’nin sezonun ilk 11 haftasında 16 puan kaybı yaşaması zirvenin aslında nerede kaybedildiğini ortaya koyuyor. Her şeye rağmen ligi bu şartlarda 2. Sırada bitirmek bir şampiyonlar ligi umudunu da beraberinde getirdi. Bu durum transfer görüşmelerinde de sarı lacivertlilerin elini güçlendirecektir.

Taraftarın Valbuena Takıntısı

Valbuena yetenekleri tartışılmaz bir oyuncu. Fenerbahçe taraftarının yetenekli oyuncuya olan hasreti Valbuena ile son bulmak üzereyken Aykut Kocaman’ın fransız yıldızı hamle oyuncusu olarak kullanması tepkilere neden oldu. Fenerbahçe taraftarı öyle bir noktaya geldi ki galibiyetten bağımsız bir şekilde sahada göze hoş gelen hareketler izlemek istiyor.

Maçlardan sonra alınan galibiyetler değil oyuncuların tavırları, hareketleri konuşuluyor. Valbuena ise öyle birebir de sürekli adam eksiltip kaleye inen bir oyuncu değil. Sezon boyunca ayağındaki topları eveleyip geveleyip sonunda faul alan, sadece duran toplardaki etkisiyle asist sayısını daha da artıran ve saha içi takım olgusunda gereğinden fazla serbest davranan bir oyuncu.

Puan bırakılan maçlardan sonra sosyal medyada yaptığı asisti paylaşan, sezonun son maçında şampiyonluk kaybedilen bir müsabaka sonrasında taraftarı selamlamaktan hiç çekinmeyen bir adam. Böyle bir oyuncuyu takım olgusuna kazandırmak çok zor. Aykut Kocaman’ın eleştirilmesi gereken nokta da tam burası. Sezon boyunca Valbuena’nın gelişimine katkıda bulunamadı ve onu sadece hamle oyuncusu olarak kullanabildi. Daha hazır bir Valbuena yaratmak Aykut Kocaman’ın elindeydi.

Onun da en büyük şanssızlığı Obradovic gibi bir duayen öbür tarafta harikalar yaratırken sanki onunla aynı kulvardaymışcasına yarış içine sokulması. Obradovic’in bile alışma sürecinde Pınar Karşıkaya’ya şampiyonluk kaptırdığını kimse unutmasın. Her teknik adamın sürece ihtiyacı vardır. Hele maddi ve manevi olarak çökmüş kulüplerde.

Sonuçta Fenerbahçe adına bir sezon daha hüsranla noktalandı ve beklentiler yine ertelenmek zorunda kaldı. İkincilik teselli olarak alındı ve önümüzdeki sezon için hala ufukta bekleyen bir ışık var. Şimdi taraftarın tek beklentisi, seçimli kongrede sandık sayımı tamamlandığında güneşin yeniden doğması!

Yazının devamı...

SAVUNMA TAKIMI FENERBAHÇE!

Maçtan sonra şu söyleniyor: Kardemir Karabükspor’a 7 atmak marifet değil. Evet küme düşmeyi haftalar önce garantilemiş, alt ligde bile mücadele etmesi zor gözüken bir takıma 7 atmak marifet değil ancak Galatasaray aynı skorla Karabük’ten döndüğünde bunu fetih gibi gösterenler ne kadar haksız ise bugün bu galibiyeti küçümseyenler de bir o kadar haksız. Hem Galatasaray’dan hem Fenerbahçe’den 7-0 lık Kardemir Karabükspor maçlarını çıkarsak dahi Fenerbahçe 33. Hafta itibarıyla ligin en çok gol atan takımı. Son 3 sezondur 60 golü geçememiş bir takım 33. Haftada 75 golü görüyorsa burada kabul edilse de edilmese de bir başarı vardır.

Fenerbahçe iç sahada tam 21 gol yemiş. Rakipleri Beşiktaş ve Galatasaray 9, Başakşehir ise 12. Deplasman fobisi olan Galatasaray bile rakip sahalarda 24 gol yemiş. Kadıköy’de yenilen 21 gol ve kaybedilen 14 puan Fenerbahçe açısından sezonun özeti gibi duruyor. Deplasmanda belki de son yıllardaki en başarılı dönemini geçiren sarı lacivertli ekip en yakın rakibine 5 puan fark yapmakla beraber yine en yakın rakibinden averaj olarak tam 17 gol önde.

En Kilit Nokta “Evinde Kazanmak”
2014/15 sezonunda İngiltere Premier Lig’de Chelsea teknik direktör Jose Mourinho eşliğinde şampiyon oldu. İç sahada hiç puan bırakmadılar. Ertesi sezon ise neredeyse küme düşme tehlikesi atlattılar ve sezonu 10. Bitirdiler. Aynı kadro aynı teknik adam farklı ortam olduğunda nelerin değişebileceğine en iyi örnektir. O sezon Leicester City bir mucizeye imza atarak şampiyon oldu. Kendi sahasında puan bıraktığı maç sayısı 1. Fransa Ligue 1’de şampiyon PSG bu sezon iç sahada 1, geçen sezon şampiyon Monaco yine iç sahada 1 maçta puan kaybetti. Almanya’da Bayern München’in durumu herkesin malumu. İspanya La Liga’da son sezonların şampiyonları iç sahada sadece 1 maçta puan kaybı yaşadı. Yunanistan Ligi’nde bile bu sezon şampiyon AEK evinde sadece 1 maçta yara aldı. İşin özü dünya genelinde kendi sahasında 6 maçta puan bırakıp şampiyon olan pek takım yok. Özellikle ligimiz gibi sert liglerde. Fenerbahçe bu sezon şampiyon olsa da olmasa da Kadıköy problemini çözmedikçe istikrarlı başarıyı yakalaması çok zor gözüküyor.

Keyif Vermek İçin Keyif Almak Şart
Fenerbahçe en çok gol atan takım, deplasman puan durumunda şampiyon, en az gol yiyen takımlardan biri, en çok koşan ekiplerin içinde yer alıyor fakat Fenerbahçe taraftarını kağıt üzerine yazılan rakamlar artık tatmin etmiyor. Taraftar basketboldaki heyecanı futbolda da arıyor ancak futbol basketbola benzemez. Basketbolda savunmada yapılan başarılı bir hareket alkışlanır ve tribün ayağa kalkar ancak futbolda bir savunma oyuncusunun engellediği bir pozisyon tüm takımın başarısızlığına mal edilir. Basketboldaki heyecanı yakalamak için ise tek şart dikine oynayabilen, kaliteli, dinamik, iyi ortadan, iyi şuttan, iyi pastan ve iyi oyundan keyif almayı bilen profesyoneller bulmak.

Başkana Hoca Dayanmıyor!
Fenerbahçe futbol takımının genel itibarıyla eksileri artılarından fazla bile olsa bu geliştirilecek bir yapıya sahip olmadığını göstermez. Futbol olarak baktığımızda göze hoş gelen bir oyun sezon boyunca olmadı. Bu durumun taraftar bazında rahatsızlık yaratması kadar normal bir şey de olamaz. Etinden tırnağından ayırıp kombinesini, biletini alan ve stada koşan taraftar elbette ki keyifli bir 2 saat geçirmek ister. Burada önemli olan neye ne kadar sabredilmesi gerektiğidir. Protestoların ve tepkilerin bu sezon artmasının en büyük sebebi de sabrın artık kalmamış olmasıdır. Yoksa İsmail Kartal, Pereira, Advocaat yönetiminde de Fenerbahçe göze hoş gelen bir futbol asla oynamadı ancak yiyen kalktı evine döndü hesap Aykut Kocaman’a kaldı. Bu gidişle bulaşıklar da ona kalacak!

 

Yazının devamı...

Savunma takımı Fenerbahçe!

Fenerbahçe iç sahada tam 21 gol yemiş. Rakipleri Beşiktaş ve Galatasaray  9, Başakşehir ise 12. Deplasman fobisi olan Galatasaray bile rakip sahalarda 24 gol yemiş. Kadıköy’de yenilen 21 gol ve kaybedilen 14 puan Fenerbahçe açısından sezonun özeti gibi duruyor. Deplasmanda belki de son yıllardaki en başarılı dönemini geçiren sarı lacivertli ekip en yakın rakibine 5 puan fark yapmakla beraber yine en yakın rakibinden averaj olarak tam 17 gol önde.

En Kilit Nokta “Evinde Kazanmak”

2014/15 sezonunda İngiltere Premier Lig’de Chelsea teknik direktör Jose Mourinho eşliğinde şampiyon oldu. İç sahada hiç puan bırakmadılar. Ertesi sezon ise neredeyse küme düşme tehlikesi atlattılar ve sezonu 10. Bitirdiler. Aynı kadro aynı teknik adam farklı ortam olduğunda nelerin değişebileceğine en iyi örnektir. O sezon Leicester City bir mucizeye imza atarak şampiyon oldu. Kendi sahasında puan bıraktığı maç sayısı 1. Fransa Ligue 1’de şampiyon PSG bu sezon iç sahada 1, geçen sezon şampiyon Monaco yine iç sahada 1 maçta puan kaybetti. Almanya’da Bayern München’in durumu herkesin malumu. İspanya La Liga’da son sezonların şampiyonları iç sahada sadece 1 maçta puan kaybı yaşadı. Yunanistan Ligi’nde bile bu sezon şampiyon AEK evinde sadece 1 maçta yara aldı. İşin özü dünya genelinde kendi sahasında 6 maçta puan bırakıp şampiyon olan pek takım yok. Özellikle ligimiz gibi sert liglerde. Fenerbahçe bu sezon şampiyon olsa da olmasa da Kadıköy problemini çözmedikçe istikrarlı başarıyı yakalaması çok zor gözüküyor.

Keyif Vermek İçin Keyif Almak Şart

Fenerbahçe en çok gol atan takım, deplasman puan durumunda şampiyon, en az gol yiyen takımlardan biri, en çok koşan ekiplerin içinde yer alıyor fakat Fenerbahçe taraftarını kağıt üzerine yazılan rakamlar artık tatmin etmiyor. Taraftar basketboldaki heyecanı futbolda da arıyor ancak futbol basketbola benzemez. Basketbolda savunmada yapılan başarılı bir hareket alkışlanır ve tribün ayağa kalkar ancak futbolda bir savunma oyuncusunun engellediği bir pozisyon tüm takımın başarısızlığına mal edilir. Basketboldaki heyecanı yakalamak için ise tek şart dikine oynayabilen, kaliteli, dinamik, iyi ortadan, iyi şuttan, iyi pastan ve iyi oyundan keyif almayı bilen profesyoneller bulmak.

Başkana Hoca Dayanmıyor!

Fenerbahçe futbol takımının genel itibarıyla eksileri artılarından fazla bile olsa bu geliştirilecek bir yapıya sahip olmadığını göstermez. Futbol olarak baktığımızda göze hoş gelen bir oyun sezon boyunca olmadı. Bu durumun taraftar bazında rahatsızlık yaratması kadar normal bir şey de olamaz. Etinden tırnağından ayırıp kombinesini, biletini alan ve stada koşan taraftar elbette ki keyifli bir 2 saat geçirmek ister. Burada önemli olan neye ne kadar sabredilmesi gerektiğidir. Protestoların ve tepkilerin bu sezon artmasının en büyük sebebi de sabrın artık kalmamış olmasıdır. Yoksa İsmail Kartal, Pereira, Advocaat yönetiminde de Fenerbahçe göze hoş gelen bir futbol asla oynamadı ancak yiyen kalktı evine döndü hesap Aykut Kocaman’a kaldı. Bu gidişle bulaşıklar da ona kalacak!

Yazının devamı...

Fenerbahçe’de huzur kaçtı bir kere!

 Bu sezon defalarca yazdığım gibi Fenerbahçe kadrosu sezon başında şampiyonluk hedefi koyabilecek bir kadro değil. 2011 yılındaki malum gelişmelerden ötürü sürekli tokat yiyen Fenerbahçe’nin kendi içindeki sıkıntıları tam olarak çözmeden sezonluk hedeflerle ilerlemesi doğru değil. Fenerbahçe futbolda acilen yeni bir oluşum içine girmeli ve taraftarına dürüst davranmalı. Sarı lacivertli takımın belli bir standart içinde en az 2-3 yıllık bir plana ihtiyacı var. Bu şartlar sağlanmadığı sürece Fenerbahçe futbol takımı günlük, aylık, yıllık hedeflerle gönül eğlendirmeye devam edecek. Sezon içi heyecanlar, inişler, çıkışlar zaman zaman şampiyonluklar olağan akışında sistemsiz bir şekilde Fenerbahçe’nin tamamıyla kontrolünde olmadan sonuca varacak.

FENERBAHÇE SEYİRCİLERİ

Sezon başından beri oynanan futboldan memnun olmayan taraftarı kimse eleştiremez ancak takım desteklemek için şart arayanlar zaten Fenerbahçe taraftarı değil, Fenerbahçe seyircisidir! Stada gelmek yada takımı desteklemek için yıldız oyuncu, güzel futbol yada heyecan arayanlar bu şartları aradıkları müddetçe gerçek Fenerbahçe taraftarı kimliğinin dışında kalacaklar. Taraftar kelimesi ingilizcede “Fan” olarak kullanılır. Bir diğer anlamı da bir şeye hayran, düşkün olmaktır. Şartları ne olursa olsun desteğini koşulsuz sürdürendir taraftar. Hayranlığını, heyecanını asla kaybetmeyendir. Kötü oynadığı maçlarda bile sırf adı var diye Robin Van Persie diye inleyen tribün Bursaspor karşılaşmasında da sahada mücadele eden futbolcularını protesto ederken rakip takımdaki eski futbolcusu Moussa Sow’a moral veriyordu. Hafta sonunda bambaşka bir seviye olan İngiltere Premier Lig’de ise sezon başından beri kötü oynayan ve bunun karşılığında küme düşen Stoke City’i taraftarları alkışlarla sahadan uğurluyordu. Çünkü onların tek derdi göz banyosu yapmak değil, takımlarının ve armalarının ne olursa olsun arkasında durmaktı. Fenerbahçe’de ise bitime 2 hafta kala şampiyonluk şansı devam eden ve 2-3 hafta önce neredeyse herkesin 4.lükten yukarısını göremeyeceğini düşündüğü halde 2. sıraya yükselen bu takım için yapılan protestonun tribün özelinde tek bir anlamı olabilir: Huzursuzluk!

Yazının devamı...

Fenerbahçe çıldırdı şampiyonluk istiyor!

Kadro kalitesinin düşük oluşu, sakatlıklar ve Soldado gibi doğru oyuncuların standartına çok geç ulaşması şampiyonluk yarışında Fenerbahçe’yi bir adım geriye itti. Fenerbahçe bu sezon bileği zor bükülen bir takım olmasına rağmen haftalarca basit hatalar yapmasının, kolay goller yemesinin sonucunda aldığı beraberliklerin ceremesini çekiyor. Sezona kaleci sorunuyla başlayan, son dakikalarda golleri yiyen, bireysel hatalarla sürekli skor olarak geri düşen Fenerbahçe sezonun ikinci yarısıyla birlikte gelişim gösterdi ancak bu gelişim sezon başındaki talihsizlikleri telafi etmeye yetmeyebilir.

Kasımpaşa’ya karşı takım disiplinini ikinci yarının başındaki 10 dakika haricinde koruyan sarı lacivertliler hem 3 puanı aldı hemde Galatasaray ile arasındaki averaj farkını azaltan bir skorla evine döndü. Soldado’nun çalışkanlığı, Josef’in birebirlerde rakiplerine top göstermemesi, Şener’in her geçen gün üzerine koyarak devam etmesi ve Aykut Kocaman’ın yenilen golden sonraki Janssen ve Valbuena hamleleri galibiyetin anahtarları olarak gözüküyor. Fenerbahçe adına eleştirilmesi gereken tek yön ikinci yarının başındaki 10 dakikalık yaslanma. Bu yaslanmayı beraberliğin bile yetmediği haftalarda oyuncu psikolojisine bağlamak mümkün ancak takım olarak kapanırken kendi ceza alanı içinde rakibin topla oynamasına bu kadar müsaade etmek eksi haneye yazılır.

Bu Nasıl Savunma Futbolu?

Fenerbahçe son 3 sezondur ligi 60 gol atarak tamamladı. Bu sezon ise bitime 3 hafta kala gol sayısı 66. Savunma futbolu oynayarak ve sürekli kapanarak bu 66 golün nasıl atıldığına dair birilerinin çıkıp bizleri aydınlatması lazım. Yoksa sahadaki futbol göze hoş gelmiyor diye içi boş iddiaların peşine düşenler kendileriyle çelişmekten başka bir durumda olmayacaklar.

Yazının devamı...

Yarışa devam

Hem tribündeki uyum ve sinerjiyi yükselten hemde futbolculara koşulsuz destek anlamında farklı bir karakter ortaya koyan Fenerbahçe taraftarı şampiyonluğa yürekten inanmasa da sezon başından bu yana katedilen mesafeyi takdirle karşılamış gibi gözüküyor.

Aatıf’ın Suçu Ne?

Fenerbahçe’de sezon başından beri kadrodaki en yetenekli oyuncu olduğu herkesçe kabul edilen Valbuena’nın ilk 11’deki yerini sağlamlaştıramaması tartışılmaya devam ediyor. Bu noktada oynaması gereken oyuncuyu düşünürken kimin yerine oynaması gerektiği kararı çok önemli. Pozisyon itibarıyla Aatıf hedef gösteriliyor ancak sezonun ikinci yarı performanslarına bakacak olursak Valbuena eğer 11 kişilik kadroda kendisine yer bulacaksa kesilmesi gereken oyuncu son 7 maçta 4 gol 1 asist yapan Aatıf değil.  Giuliano takım savunmasında iyi işler yapsa da esas görevi olan bitirici hamlelerde ağır kalıyor. Bana kalırsa santrafor arkasında Valbuena ile başlanıp Giuliano’nun kulağı biraz çekilebilirdi. Nitekim Antalyaspor karşısında attığı gol Valbuena’nın ceza sahası yayı çevresinde topla buluştuğunda sonuca ne kadar rahat gidebildiğini gösterdi.

Verilmeyen Gol ve Penaltı 

Fenerbahçe’nin lehine yapılan hatalarda al ileri ver geri bütün hafta pozisyonları tartışanlar Antalyaspor’a karşı Fenerbahçe’nin sayılmayan golünü defalarca başa sarıp izlesinler. Umarım bundan sonra bu tip hataların her maçta olduğu ve en ufak hatanın şaibeli olma zorunluluğunun olmadığı kanaatine varabilirler. Antalyaspor ceza sahası içinde Antalyaspor’lu oyuncunun eline çarpan bir topu da es geçen hakem triosunun Mehmet Topal’ın kırmızı kartını da boş geçtiğini objektif bir şekilde belirtmek gerekir.

31. Hafta Dengeler Değişecek

Fenerbahçe önümüzdeki hafta kazandığı takdirde iki rakibinden birinin veya ikisinin birden puan kaybetmesinin kesin olduğu haftada dengeleri tamamen değiştirebilir. Derbinin berabere bitmesi durumunda Beşiktaşla puanını eşitleyecek, Gaşatasaray’ın da 1 puan yakınına gelecek olan Fenerbahçe inanmayanları inandırarak son 3 haftada rakiplerine psikolojik üstünlük sağlayabilir.

 

Yazının devamı...

DEPLASMAN ŞAMPİYONU

Sivasspor deplasmanında zor gözüken galibiyeti ilk 35 dakikada kolaya çeviren sarı lacivertliler Robinho’nun golüyle son 4 dakika kabus görse de önemli olan 3 puanı almasını bildi. Oyun olarak bölüm bölüm iyi oynasa da ikinci yarı Fenerbahçeli oyuncuların aklının Perşembe günü oynanacak Beşiktaş maçına kaydığı açıkça belliydi. Aatıf skora yine etki edince ve Fenerbahçe kazanmaya devam edince “Valbuena neden oyuna bile girmiyor?” sorusu da sadece zihinlerde düşünce olarak kaldı.

Fenerbahçe bu sezon deplasmanlarda topladığı 29 puanla en yakın rakibi Medipol Başakşehir’in maç fazlasıyla 5 puan önünde yer alıyor. Attığı 25 golle en çok gol atan, yediği 12 gol ile de deplasmanlarda en az gol yiyen takım durumunda. Yani Fenerbahçe için önümüzdeki sezon Kadıköy fobisini çözmek başarıya giden anahtar olarak gözüküyor. Gerek taraftarın eski günlerini mumla aratması gerekse kulübün içinde bulunduğu karmaşık yapı bu sezon Kadıköy’ün düşmesine sebep oldu. Fenerbahçe’nin Haziran’daki seçimden çıkaracağı sonuç ne olursa olsun tribündeki boşlukları doldurması şart. Kongre ne kadar güçlü olursa olsun taraftarı stattan uzaklaştırırsanız elbet bir gün kırılırsınız.

Dünya Kupası’na Gitme Arzusu Giuliano’yu Olumsuz Etkiledi
29. Hafta sonunda Fenerbahçe’nin en golcü oyuncusu konumunda bulunan Giuliano’nun gün geçtikçe takıma etkisi azalıyor. Neredeyse her maçı ofansif anlamda hiçbir etki yaratmadan sonlandırmaya başladı. Ne bir ara pası, ne bir estetik çalım, ne de etkili bir şutu yok. Sivas deplasmanında sahada adeta döküldü. Brezilya kadrosu ile Rusya’daki Dünya Kupası’nda bulunmak isteyen yıldız oyuncu bu baskının altında ezilmiş gibi görünüyor. Özellikle maçın son dakikalarında ikiye bir pozisyonda çok rahat bir pası verememiş olması kaltesini ve Brezilyalı kimliğini sorgulatır nitelikteydi.

Fenerbahçe “Acaba mı?” Dedirtmeye Başladı
Fenerbahçe son haftalarda aldığı galibiyetlerle rakipleri üzerinde baskı yaratmaya devam ediyor. 2-3 hafta önce Fenerbahçe’yi hiç hesaba katmayanların puan ve averaj hesapları yapar olduğunu görüyoruz. Fikstür ve şimdiye kadar geçirilen sezon bir yana Fenerbahçe için artık net olarak şampiyonluk adaylarından biri diyebiliriz. Şampiyonluğun en büyük adaylarından biri olarak gösterilen Beşiktaş’ın 2 puan arkasında bulunan sarı lacivertliler için kesin olarak “şampiyon olamaz” söyleminde bulunmak bu saatten sonra fanatiklikten başka bir şey değildir.

 

Yazının devamı...

Fenerbahçe sezonu geç açtı

Fenerbahçe sezon başından beri oyun formatını tam olarak oturtamadı. Bazen teknik adam tercihinden bazen sakatlık ve cezalılardan kaynaklı ilk 11 farklılıkları bu durumda en büyük etken.  Osmanlıspor karşısında ise biraz daha birbiriyle oynamaya alışık bir kadro vardı sahada. Alper tercihi maç öncesinde mantıklı gözükse de ilk yarıda kilit bir türlü açılmadığında gözler Valbuena’yı aradı. Nitekim ikinci yarıyla birlikte sahaya çıkan Fransız yıldız her anlamda fark yaratarak oyuna hareketlilik getirdi. Duran toptan gelen ilk golün ardından rakip sahada çok daha boş alanlar bulan Fenerbahçe’nin ön alan futbolcuları kalitelerini sahaya yansıtmaya başladılar. Giuliano’nun çabası, Valbuena’nın verimli pasları, Soldado’nun hazır görüntüsü galibiyet kapısını Fenerbahçe’ye açan anahtarlardı.

FENERBAHÇE 4 MAÇTIR GOL YEMİYOR

Fenerbahçe sezonun büyük bölümünde sıkıntılarla uğraştı ve istenilen seviyeye bir türlü gelemedi. Kulubün içinde bulunduğu belirsizlik, taraftarın kararsızlığı, başkanlık seçimi derken bu değişkenlerden en çok etkilenen grup futbol takımı oldu. Aykut Kocaman her ne kadar sezon başında takımın özgüvenini yukarı taşıma sözü verdiyse de aksine iç sahadaki tedirginlik takımın özgüvenini tamamen yerle bir etti. Ancak bu kadar eleştiri yağmurunun olduğu, bu kadar dağınık bir taraftarın bulunduğu, karmakarışık bir düzene girmiş kulüp içinde şampiyonluk hedefe çok uzaklaşmışken pes etmiyor olmak bir başarı olarak görülmelidir. Fenerbahçe’nin kadro kalitesinin yaratıcılık anlamında yüzde 30’larda olduğunu defalarca söyledim ancak mücadele gücü ve birliktelik sezon sonuna doğru artmaya başladı. Son 4 maçta kalesini gole kapatan sarı lacivertlilerde milli ara sonrası şans da yön değiştirince yeni bir başarı serisi kaçınılmaz oldu.

ZAMAN YETER Mİ?

Fenerbahçe son haftalarda yakaladığı standartı ve kemik kadroyu sezonun ilk yarısında yakalamış olsaydı belki de şampiyonluğun en büyük adayı olacaktı. Zirveyle aradaki 5-6 puanlık fark sezon ortası için çok büyük olmayabilir ancak 6 hafta kala bu farkın kapanması zor gözüküyor. Üstelik önünde 3 takım varken. Fakat Fenerbahçe eğer dillerden düşmeyen 8’de 8’i yakalayabilirse şampiyon olamasa dahi hem taraftarının yeni sezona bir nebze daha umutlu girmesini sağlar hem de kötü geçen sezonu saygın bir yerde bitirme şansını elde eder. Hepsi bir yana her ne olursa olsun kırgın Fenerbahçe taraftarı son haftalara heyecan içinde, elle tutulur bir hedefle girmeyi hakediyor.

Yazının devamı...