KEŞFET
EN İYİLER
ROTA

Bornozları giydik, Denizli sokaklarına çıktık!

Son Denizli seferini ise geçtiğimiz hafta sonu yaptım. Bu kez çok ilginç bir festivalin konuğu olarak gittim; Dünya Havlu ve Bornoz Festivali! Evet, bildiğiniz gibi Denizli bir tekstil başkenti. Aklınıza gelebilecek birçok tekstil ürünü Denizli’de üretiliyor. Havlu, Bornoz ve peştamal de Denizli’nin önde gelen ve dünyanın her yerine ihraç ettiği en önemli ürünlerinden. Bu yıl 7.si düzenlenen festival  Denizli Tekstil ve Giyim Sanayicileri Derneği (DETGİS) koordinatörlüğünde ve Güney Ege Kalkınma Ajansının destekleriyle gerçekleştirildi.

Festivalin en ilginç yanı konukların ve dernek yöneticilerinin bornozları giyerek Denizli Ticaret Odası önünden 15 Temmuz Delikliçınar Şehitler Meydanı'na kadar bando eşliğinde korteje katılmasıydı. Bizim için özel hazırlanan bornozlarımızı giydik, 1950'lerden kalma müthiş klasik arabalara bindik ve Denizlilileri selamladık. Çok ilginç bir deneyimdi benim için. Çok da eğlendik. Böyle güzel bir organizasyon düzenleyen Denizlileri tebrik etmek gerek.

Tabi festival dışında da birçok aktivitemiz oldu. Örneğin ilk gün Pamukkale’ye gittik. Antik Kleopatra havuzuna girdik. Travertenlerde yürüdük. Ben en son geldiğimde eylül ayıydı ve antik havuzda en az 500 kişi vardı. Şimdi ise hava halen tam ısınmadığı için ve hafta içi bir güne denk geldiği için havuzda bizim dışımızda yalnızca 10 kişi vardı. O yüzden gerçekten keyfini çıkarmak istiyorsanız Pamukkale’ye bu bahar başı veya sonbahar ortasından sonra özellikle de hafta içi gidin. Travertenler de daha tenha oluyor çok daha güzel fotoğraflar çekebiliyorsunuz. Hem havuzun suyu sıcak olduğu için insan üşümüyor. Biz bir de üzerine konakladığımız Richmond Otelin termal havuzuna girdik ve tamamen yorgunluğumuzu attık.

Büyüleyici güzellik: Kaklık Mağarası

Tabi Pamukkale’ye gitmişken antik kent Hierapolis’i ve Leodikya’yı gezmemek de olmaz. Hellenistik ve Roma dönemine ait bu antik kentler büyüleyici. Özellikle Hierapolis antik tiyatrosu nefes kesici...

Geçtiğimiz seferki gidişlerimde Denizli mutfağını yakından tanıma şansına sahip olmuş hatta burada detaylı yazmıştım. Bu kez de yine çok güzel mekânlarda yemekler yedik. Denizli kebabı denilince ilk akla gelen yer olan Kebapçı Baki yine damaklarımızı çatlattı. Kebabın lezzetinin yanı sıra burada içtiğim yanık yoğurttan yapılan ayranı tekrar içmek için aylarca bekledim.

Bu kez daha önce gitmediğim mekânlara da gittik. Bunlardan biri Renes adlı balıkçı. Denize kıyısı olmayan Denizli’de böyle güzel bir balık restoranı görmek sürpriz oldu. İstanbul’dakilerle yaraşır düzeyde bir balıkçı ortaya çıkarmışlar. Ahtapot tandır ve yöreye özgü mantar türü olan Kuzu Göbeği mantarının içinde Adana kebap kesinlikle en iddialı yemekleri!

Bir diğer yeni Denizli mekânı ise Müdavim adlı Ocakbaşı ve Bistro idi. Henüz açılalı 1 ay olmuş mekânın dekorasyonu çok dikkat çekici. Çok ince detaylara sahip güzel bir mekân yaratmışlar. İsterseniz kendi mangalı olan masalarda kendiniz pişirip kendiniz yiyebiliyorsunuz. İsterseniz de mekân sizin için etleri pişiriyor. Adana kebap ve lokumları çok lezzetli. 

Denizli 108 ülkeye havlu sattı, dünyada 6 tur attı

Bir sabah da kahvaltı için Umut Termal tesislerine gittik. Burası çamur banyosu ve kaplıca gibi tesisleri olan bir otel... Kahvaltı konusunda da iddialılar. Kendi seralarında yetiştirdikleri ürünleri servis ediyorlar. Ekmeklerini de kendileri yapıyorlar ve çok lezzetli.

Denizli’de canınız tatlı çekerse mutlaka bizim son durak olarak uğradığımız Hacı Şerif’e gidin ve enfes irmik helvalarından yiyin. Sadece o değil, tahinli irmik tatlısı ve tahinli çikolatalarından da yiyin çok beğeneceğinizden eminim…

Badem diyarında badem çiçekleri


Denizli aynı zamanda bir leblebi cenneti. Şehirde bir çok leblebi imalathanesi bulunuyor. Festival boyunca şehrin önde gelen leblebicilerinden olan Berkiz leblebilerinden paket paket yedik. Hatta doyamadık alıp yanımızda da getirdik!

Denizli hem kültürel, hem tarihi ve hem doğal güzelliklerinin yanı sıra tekstil ve mermer gibi sanayileriyle de ön plana çıkan şanslı şehirlerimizden. Gezip görecek, yeyip içilecek ve alınacak birçok şeyi var. O yüzden benim gibi birden çok kez yolunuzun düşeceği bir şehir kesinlikle…

Fotoğraflar: Gürhan KARA

Yazının devamı...

Lizbon’da şahane bir 'Michelin Yıldızlı' restoran: LOCO

Şansımı deneyip rezervasyon yapmak istediğimde bana maalesef dolu olduklarını en erken nisan ortası kabul edebildiklerini söylediler (Bu cevabı aldığımda şubat sonlarıydı!) Ancak istersem beni bekleme listesine ekleyebileceklerini ve iptal olması durumunda haberdar edeceklerini söylediler. Ben de şansımı deneyeyim dedim ve kabul ettim. Lizbon’da kalacağımız 4 akşam için de ismimi bekleme listesine eklediler.

Bu süre içinde maalesef geri dönüş olmadı. Ta ki biz Lizbon’a uçarken attıkları e-postayı uçak inince görene kadar! O akşam için bir iptal aldıklarını ve bizi ağırlayabileceklerini söyleyen bir e-postada. Ancak 15.30’a kadar cevap beklediklerini söylemişlerdi e-postada. Saat 15.25! Ben uçağın park etmesini beklemeden telefona sarıldım ve mekâna geleceğimizi söyledim. Heyecanla otele gittik, yerleştik ve 19.30’daki rezervasyonumuza kadar şehirde biraz dolaştık.

İzmir’in en iyi 10 restoranı


Açık mutfağa sahip LOCO’da şef Alexandre Silva işinin başındaydı. Zaten zaman zaman gelip o an servis edilen tabakla ilgili kendisi bilgi verdi.

Masada yerimizi aldığımızda önümüzde kapalı duran siyah birer zarf vardı. Açtığımızda bunun aslında bir menü olduğunu fark ettik. Menü bir karttı ve üzerinde iki seçenek sunuyordu 14 moments (86 Euro) yada 18 moments (96 Euro). Yani Türkçesi 14 veya 18 an. An diye kastettiği tabaklar. Yani 14 tabaklık mı yoksa 18 tabaklık mı servis istediğinize karar veriyorsunuz. Bunlara an denmesinin sebebi her bir tabakla birlikte farklı bir deneyim bir an yaşamanız.  Deniz ağırlı bir menü olduğunu söyledikleri için zaten çok beğendiğim Portekiz beyaz şarabı Vinho Verde söyledim. Dilerseniz şarap eşleştirmesi de yapabiliyorsunuz.

Sonrasında sırasıyla önce başlangıç tabakları ( 4 tabak), ardından ana yemekler (6 tabak) ve sonrasında da tatlı tabaklarından (4 tabak) oluşan 14 tabağın servisi başladı. Tüm bu deneyim 2,5-3 saat sürüyor. 

Dünyanın en ilginç 20 restoranı! Listede Türkiye'den de bir yer var...


Her bir tabak sürprizlerle dolu. Şefin yerel lezzetlerle dünya mutfaklarını sentezleme şekli mükemmel. Uzak doğu mutfağı da  var Akdeniz mutfağı da! Zaten başlangıcı Portekiz’in milli yemeği olan Bacalhau (morina balığı) ile yapıyorsunuz. Bazı tabaklar masanıza getirilen arabalarda hazırlanıp servis ediliyor.

Örneğin kendi yaptıkları ekmekleri servis ederken gelen arabada tereyağlarını hazırladılar. Sashimi kesimini yine arabada yapıp tabağı hazırladılar. Ayakkabı boyacı sandığı gibi bir sansık getirip çekmecelerinden Portekiz usulü tatlıları servis ettiler.

Tüm 14 tabak arasında damağımda kalan lezzetler fermente yoğurtlu tavuk kağıtları, kendi yaptıkları tereyağı, kerevizli midye, kurutulmuş ördek eti, dana dili tempura ve yeşil elmalı ve yoncalı sorbe oldu. Tabi yumurtalı mini tartlarına da bayıldım! 

Bir tek masası var, zenginler sıraya giriyor!

 

Çay kahve servislerini syfon demleme aletleri ile yapıyorlar. O da yine masanıza geliyor ve hemen yanınızda kahve veya çayınızı demliyorlar. LOCO, Alexandre Silva’nın Portekiz lezzetlerini yenilikçi deneysel anlayışla farklı bir konseptle sunduğu ilginç bir restoran. Yolu Lizbon’a düşenler ve farklı lezzetler arayanların mutlaka uğraması gereken bir restoran. Tabii 7 masalık bu mekana en az 1 ay önceden rezervasyon yaptırmayı unutmayın!

Fotoğraflar: Gürhan KARA

Yazının devamı...

Konya yemekleri parmaklarımızı yedirtti!

Konya’ya ilk öğrencilik yıllarımda gitmiştim. Etli ekmek ve tandırın tadına bakıp geri dönmüştük Ankara’ya...
O zamanlar ben bu kadar gastronominin içinde değildim. Orada yaşayan arkadaşımız bizi nereye götürdüyse orada yemiştik. Yıllar sonra yemek yemekten benim gibi büyük haz alan arkadaşlarımla birlikte iki günlük bir Konya çıkarması yaptık. Bu kez lezzet durakları en ince ayrıntısına kadar araştırılmış, alternatifler arka arkaya sıralanmış bir liste ile gittik Konya’ya. Yeme içmeye düşkün sağlam arkadaşlarla gidince ben bu kez ön araştırma kısmına dahil olmadım ve onların kılavuzluğuna güvendim.

İki gün boyunca bir dolu mekana gittik. Birbirinden lezzetli yemekler tattık ve son zamanlarda yemek konusunda bizi en çok mutlu eden şehir olduğuna karar verdik Konya’nın... Çünkü gittiğimiz her mekandan mutlu ayrıldık. Daha önceden hiç denemediğim ve lezzeti karşısında şaşkına döndüğüm yemekler tattım.

İşte tadı damağımızda kalan Konya lezzetleri;

Gonya Tandır Evi: Cumartesi sabahı uçaktan iner inmez soluğu burada aldık. Burası tandırda odun ateşinde kapalı pideye benzeyen ama aslında onların börek dediği hamur işleri yapan bir mekan. Mekanda dört adet tandır bulunuyor. Bu tandırlardan kullanılacak olanı bir gün önceden hazırlanıyor. Ertesi gün pideler tandırın duvarlarına yapıştırılarak pişiriliyor.

Malzeme olarak Konya’ya özgü küflü peynir, kavurma, kakırdak adlı koyun kuyruk yağı, helva ve patates bulunuyor. Tandırda pişen börekler çıkarılınca içi açılıp tereyağı ekleniyor ve dilimlenerek servis ediliyor. Mutlaka kakırdak, küflü peynir ve kavurmalı karışık olandan yemenizi tavsiye ederim. Buraya biz hep birlikte bayıldık!

Ali Baba Fırın Kebap: Konya’nın en önemli spesyali elbetteki fırın kebap. Tandırda pişen kuzu etinin lezzetini tarif edemem. Konyalılar bu işi gerçekten çok iyi yapıyor. Ali Baba Fırın Kebap gittiğimiz ilk fırın kebapçı oldu. Etin yumuşaklığı ve aroması dört dörtlüktü. Mutlaka uğrayın!

Konya’da gidilmesi gereken en iyi 10 yer

 

Somatçı Fihi Ma Fih: İşte beni en çok şaşırtan mekan. Şaşırdım çünkü Selçuklu yemekleri yapan bir restoran olduğunu bilmiyordum. Yüzlerce yıl önce Anadolu’ya yerleşen atalarımızın kurduğu imparatorluğa ait yemeklerin gün ışığına çıkarılıp servis edildiği bir yer restoran varmış. Bir de üstüne Meslevi yemekleri de eklenmiş ve çok farklı bir menü yaratılmış. Mekanın yaratıcısı Ulaş beyi alkışlamamak elde değil.

Böyle farklı konseptler keşke daha çok olsa. Mekanda mutlaka çorba tadımı yapın. 4 farklı çorba mini kaselerde geliyor. Tutmaç çorbası, fihi ma fih çorbası, fıstıklı biber çorbası ve bamya çorbası deneme şansınız oluyor. Yemek öncesi 13.yüzyıldan bir gelenek olan şükür tabağı, Selçuklu ve Mevlevi  şerbeti gibi ikramlar yapılıyor. Ana yemeklerden Yemen kahveli et, dağ erikli soğanlı biftek, incirli et, kayısılı kuzu gerdan ve bademli köfte yedik. Benim favorim bademli köfte oldu.

Hich Hotel Kahvaltı: Konya’nın en özel butik otellerinden olan Hich Hotel’in sabah kahvaltısı taze ev yapımı kurabiye ve çörekler, kekler, güzel kahvaltılıklarla ve çok keyifli ambiyansı ile kahvaltı için Konya’nın en iyi alternatiflerinden. Otelin mis gibi kendine özgü beyaz sabun kokusu ile keyifli bir sabah geçireceksiniz.

Pideci Hasan Şendağlı:  İşte bir başka gastronomik zenginlik; yağlı somun! 1940’lardan beri Konya’lılara hizmet veren Hasan Şendağlı pide, etli ekmek gibi lezzetler servis ediyor. Ama asıl imzası olan yağlı somun yemeye doyamayacağınız bir lezzet. Dört peynirli (küflü, tulum, sivelek, çubuk) veya atom adını verdikleri küflü peynir, pastırma ve kavurma üçlü içeriğe sahip olan çeşidi tat duyurularınızı uçuracak nitelikte. Mutlaka denemeli!

Çakıbey: Etli ekmek için Çakıbey’de karar kıldık. Hem etli ekmek hem de bıçak arasını çok lezzetli yapıyorlar. Fırında kaşarlı mantarla aram pek yoktur ama buradakini çok beğendim. Gidince mutlaka sipariş edin.

Dünya Şeb-i Arus’ta buluştu

 

Tiritçi Mithat: Sosyal medyada bize en çok tavsiye edilen şey tirit yiyin hatta Tiritçi Mithat’ta yiyin oldu. Biz de ne yaptık ettik onca mekanın arasına Tiritçi Mithat’ı sıkıştırdık. İyiki de öyle yapmışız. Tirit etin pişirilme yöntemine verilen admış. Yoğurtlu, pideli ve tereyağlı bir çeşit köfte tirit. Bu lezzetle de kendimizden geçtik diyebilirim. Tavsiye ettikleri kadar varmış.

Hacı Şükrü Fırın Kebap: Konya’da finali yine tandır kebabıyla yapalım dedik ve bu kez Hacı Şükrü’nün yolunu tuttuk. Uçağımızın kalkmasına 1 saat kala ne pahasına olursa olsun dedik ve tandır yiyip İstanbul’a öyle döndük.

1907 yılından beri hizmet veren Hacı şükrü kuzunun incik, kürek üstü, kaburga kısmını pişirip servis ediyor. Burada parmaklarımızı yemediğimiz için şanslıyız. Üzerine de Konyalıların höşmerim adını verdikleri helvaları çok iyi gidiyor!

 Fotoğraflar: Gürhan KARA

Yazının devamı...

İstanbul’un en iyi 30 'Instagram'lık yeri

Galata Kulesi: Hem arkanıza alıp harika bir selfie çekebileceğiniz hem de terasından eşsiz İstanbul manzarasını fotoğraflayabileceğiniz şehrin en önemlisi simgesi. 

Valide Han: Son yıllarda özellikle Instagram’ın patlamasıyla birlikte popüler hale gelen Valide Han’ın terası fotoğraf çekmek isteyenler için yasaklanmış olsa da kubbelerin ardından görünen şehir manzarası en güzel manzaraların başında geliyor.

Ayasofya: Bir başyapıt olan Ayasofya’da kubbenin altında çekilen selfie beğenileri toplayacak. Müzenin 2. Katında yer alan minik pencereden kubbeler ve Sultanahmet camii görüntüsünü de fotoğraflamayı unutmayın!

İstiklal Caddesi: Tarihi binaları, nostaljik tramvayı, Çiçek Pasajı, Balık Pazarı, farklı dükkanları ve insan profilleri ile saatler boyu harika Instagram kareleri çekebileceğiniz zenginlikte.

Salt Galata: 1892 yılında Fransız asıllı Levanten mimar Alexandre Vallauri tarafından Bank-ı Osmanî-i için tasarlanmış olan binada neoklasik ve oryantalist öğeler bulunmaktadır. Ücretsiz girilen bu sanat galerisinde harika fotoğraflar yakalayacaksınız. Hemen karşısındaki Kamondo merdivenlerini de unutmayın!

Karaköy Sokakları: Hem mekanları hem de sokakları ile bolca malzeme veren semtlerden biri Karaköy. Bol sürprizli sokaklarında dolaşırken karşınıza çıkacak olan grafiti ve duvar resimlerini kaçırmak istemeyeceksiniz.

Salacak’tan Kız Kulesi: Kız kulesinin en yakın ve en güzel göründüğü yer Üsküdar Salacak sahili kesinlikle foto çekmek isteyeceğiniz yerlerden.

Eminönü Balık Ekmekçiler: Eminönü’nde yer alan süslü balık ekmek tekneleri ön plana alıp arkada planda da Galata manzarası tam instagramlık bir kare olacak.

Dolmabahçe Sarayı Saat Kulesi: Dolmabahçe Sarayı baştan aşağı fotoğraflamalık bir eser. Ama en güzel karelerinden biri saat kulesi ile birlikte sarayı kadraja alarak çekeceğiniz fotoğraf olacak.

Emirgan Korusu: Özellikle lale mevsiminde en renkli kareler için Emirgan korusuna gitmelisiniz.

Bebek Koyu: Bebek’teki mekanlar dünyanın en güzel manzarasına sahip. Buradan kahvenizle birlikte bebek koyunu fotoğraflayabilir veya Bebek parkının bitiminde yer alan Mısır Konsolosluğu önünde konsolosluğu da içine alarak harika bir boğaz karesi çekebilirsiniz.

Rumeli Hisarı: Burayı surların üzerindeyken ya da boğaz turu yaparken tekneden çekeceğiniz fotoğraflarla en iyi anlatabilirsiniz.

Sait Halim Paşa Yalısı: Bir İstanbul yalısında olmak nasıl bir his diye merak ederseniz Sait Haim Paşa yalısına gidebilirsiniz. Hem yalının içinden hem de dışından nefis fotolar yakalayacaksınız.

Aya Triada Kilisesi: Taksim Meydanına gittiğinizde meydanın İstiklal Caddesi girişinde bu kiliseyi mutlaka farkedersiniz. Ama kapısına kadar gitmek pek aklımıza gelmez. Halbuki yakından çok daha güzel bir kilise. Çok güzel fotoğraf veriyor.

Yerebatan Sarnıcı: Sıradışı mimariye sahip bir yer olan Yerebatan Sarnıcı, aydınlatmaları ile mistik bir havaya sahip. Eşsiz kareler yakalayacağınız bir yer.

Ortaköy: İşte en güzel manzaralardan biri. Ortaköy Büyük Mecidiye Camii önde, arkada da 15. Temmuz Şehitler Köprüsü. Eğer tekne ile geçerseniz bu kareye Esma Sultan yalısı da girecek ve harika bir İstanbul karesi yakalayacaksınız.

Kedili sokaklar: İstanbul’un en önemli simgelerinden biri de sokak kedileri. Her yerde karşınıza çıkacakları için aramanıza gerek yok. Mutlaka güzel bir kedili fotoğraf yakalayacaksınız.

Galata Köprüsü Balıkçılar: Galata köprüsünde balık tutanları ister tarihi yarımada arkaplanıyla isterseniz de Karaköy arkaplanıyla fotoğraflayabilirsiniz.

Kapalıçarşı Halıcıları: En otantik ve renkli kareler için Kapalıçarşı’ya ve özelliklede buradaki halıcalara gitmelisiniz.

Haydarpaşa İstasyonu: İstanbul Haydarpaşa’sız düşünülemez. İstasyonun önünde, içinde trenlerin arasında yada vapurla önünden geçerken. Şehirdeki en güzel fotoları veren yapılardan biri.

Splendid Palas: Büyükada’da 1908 yılında açılmış Art Nouevu tarzı kırmızı panjurlu oteli fotoğraflamaya doyamayacaksınız. Özellikle de iç avlusunu.

Haliç Metro Köprüsü: Üzerinde mtro durağı olan bu köprüden nefis bir tarihi yarımada karesi çekebilirsiniz.

Kuleli Askeri Lisesi: İstanbul’un en güzel yapılarından biri. Gündüz ayrı, gece ışıklandırmasıyla ayrı güzellikte.

Balat: İstanbul’un tarihi semti Balat, tarihi evleri, Patrikhanesi, son dönemlerde açılan instagramlık mekanları ile fotoğraflamak için saatlerinizi geçireceğiniz bir semt. Yeni açılan Demir Kilise Stevi Stefan’ı unutmayın!

Vapur: Vapurda çay simit, arka planda İstanbul... Yada attığınız simiti yakamaya çalışan martılar... İşte harika bir İstanbul karesi daha

Arnavutköy Sahili: İstanbul’un en göz alıcı, en güzel yalılarının yan yan dizildiği sahil şeridi en fotoğrafik yerlerden biri.

Çırağan Sarayı: Çırağan sarayı sadece Türklerin değil İstanbul’u ziyaret eden turistlerin de en çok fotoğraf çektirdiği saraylardan biri.

Ağva: İstanbul’un dışında yer alan doğası ile baş döndüren güzellikte bir yer Ağva. Yeşil ağırlıklı fotolar Instagramınıza iyi gelecek.

Kuzguncuk: Anadolu yakasının en güzel semtlerinden olan Kuzguncuk sevimli sokakları, hayranlık uyandırıcı nostaljik evleri ile fotoğraflamaktan bıkmayacağınız yerlerden.

Sapphire Terası: İstanbul’un en yüksek noktası olan Sapphire binasının gözlem terası şehri kuşbaşı görebileceğiniz ve farklı kareler yakalayabileceğiniz bir nokta. 260 metreden İstanbul’un her yerini görüp fotoğraflayabilirsiniz.

Fotoğraflar: Gürhan KARA

Yazının devamı...

Erzurum’un damak çatlatan mekanları

Bu iki Erzurum seyahatimde deneyip de aklımda ve damağımda yer edinen mekanlar şöyle; 

Koç Cağ Kebap: Şehirde birçok kebap salonu bulunuyor. Ancak en çok tavsiye edilenlerden biri ilk Erzurum seyahatimde gittiğim Koç Cağ Kebap’tı. Kesinlikle doymak bilmedim çünkü kebap inanılmaz lezzetliydi. Şişlere geçirilen et sonrasında mangalda biraz daha pişiriliyor. Ancak yumuşak ve sulu tercih ederseniz o zaman az pişmiş şekli olan Tatari istemelisiniz...

Çınar Cağ Kebap: İkinci Erzurum seyahatinde ise Cağ kebap için bu kez yine tavsiyeler üzerine Çınar Cağ Kebap’a gittik. Gelsin tatariler! Gerçekten yine tam bir kebağ ziyafeti yaşadık. Ben tatati haricinde normal pişmiş olanı da sipariş ettim. Evet daha sert oluyor ama kesinlikle daha az lezzetli değil!

Dönerci Hacı Baba: Her iki seyahatimde de bu nefis dönerciye gittik. Özelliği Erzurum dağlarında yetişen kuzulardan yapılan löp etli bir döner olması ve üzerine reyhan dökülerek servis edilmesi. Parmaklarımı yiyebilirim bir gün bu döneri yerken. 

Tarihi Emir Şeyh Köftecisi: Bu köftecinin içinde bulunduğu konak inanılmaz güzel. Tavan işlemeleri için özel olarak Sudan’dan usta getirilmiş ve yaptırılmış. Köftesi bildiğimiz elle yuvarlanmışlardan değil daha Adana kebap gibi şişe geçirilerek mangalda pişirilenlerden. Cevizli ve pekmezli baklavalarına bittim!

Orta Çorbacı: Doğu Anadolu çorbalarıyla meşhur bölgemiz. Erzurum’da bu durum değişmiyor. Nefis yöresel çorbalardan denemek için Orta Çorbacı’ya gittik.  Aşotu ile yapılan Ayran aşı çorbası yoğurtlu çorbalardan hoşlananlar için birebir. Ben de çok sevdim!

Kadayıfçı Muammer Usta: Erzurum denilince akla ilk gelen şeylerden biri kadayıf dolması. Bunun için de adres Muammer Usta. Geçmişi Selçuklular dönemine kadar giden kadayıfın cevizle doldurulup şerbetlenerek servis ediliş şekli kadayıf dolması. Yanında da taze çay ile olağanüstü lezzetli!

Erzurum Evleri: Biribine bağlı 11 tarihi konaktan oluşan Erzurum Evleri farklı ambiyansıyla mutlaka gidip görülmesi gereken yerlerden. Evler restore edilip otantik hallerine kavuşturulmuş. İster yer sofrasında gözleme-mantı yiyin, isterseniz de soba başında kestane, patates ve semaverde çay keyfi yapın...

Coffee Tainer: Canınınız daha modern bir ambiyansta kahve çekerse Coffee Tainer imdadınıza yetişecek. Americano, Machiato yada Türk kahvesi. Erzurum’un soğuğuna birebir. Yanında da leziz tatlılar...

 Fotoğraflar: Gürhan KARA

Yazının devamı...

Kars'ın parmak ısırtan lezzetleri

Kış aylarının en uğrak noktası Kars… Bu zamanlarda Doğu Ekspresi full kapasite çalışıyor. Bilet bulunmuyor. Hatta Kars otellerinde yer bulmak imkansız. Şimdi bir de sömestr tatili de gelince sanırım bir Kars çılgınlığı yaşanacak… Biz de sekiz arkadaş geçtiğimiz hafta sonu Kars’a gittik.

Doğu Ekspresi ile seyahat ettik, Ani Harabelerini gezdik, Çıldır Gölü’nde buz üzerinde yürüdük. Ayrıca Kars’a özgü nefis yemekler de tattık. Azeri, İran, Rus mutfaklarının etkilerinin görüldüğü Kars mutfağında hamur işi, yoğurt, bakliyat ön planda. Peki Kars’a giderseniz neler tadabilirsiniz? Merak edenler için işte Kars Mutfağına ait lezzetler…


Hangel: Hangel için bir matı çeşidi denilebilir. İnce açılıp kesilip haşlanmış hamur üzerine sarımsaklı yoğurt ve kavrulmuş soğan ile servis ediliyor. Hemen hemen her restoranın menüsünde Hangel’e rastlamak mümkün.  



Kars Kazı: Kars’a gidip de kaz yemeden dönmek olmaz. Özellikle de bu aylar kaz mevsimi. Kaz servisi yapan yerel mutfaklara sahip restoranlar bulunuyor şehirde. Farklı pişirilme şekilleri olsa da genellikle kaz suyuyla pişmiş bulgur pilavı üzerinde servis ediliyor. Grupta kaz ile ilgili fikir ayrılıkları vardı. Kimimiz sevdi kimimiz ise kuru ve yavan buldu. Bana göre Pushkin adlı restoranda yediğim lezzetliydi. Porsiyonu 60 TL yani biraz pahalı gelebilir ama gitmişken mutlaka denenmeli.



Haşıl: Restoranlarda sipariş üzerine yapılan bir yemek. Kırık buğday haşlanıyor ve üzerine sarımsaklı yoğurt ve tereyağı dökülerek servis ediliyor. Şehir Kulübü adlı restoranda denedim. Semra hanımın hazırladığı haşıl çok lezzetliydi, mutlaka denemelisiniz. 

Piti: Çok beğendiğim bir diğer yemek Piti’ydi. İran mutfağından gelen Piti’nin servis edilişi çok enteresan. Cezvemsi bir kapta kuzu incik nohut, bulgur ve zerdeçal ile pişiriliyor. Sonra bir tabağın içine lavaş ekmeği elle ufak ufak parçalara ayrılıp konuluyor. Üzerine yemeğin suyu dökülüyor. İlk olarak bu kısım yeniliyor. Sonrasında cezvedeki kalan nohut, bulgur ve kuzu eti tabağa boşaltılıp bir aletle birlikte birbirine ezilerek karıştırılıyor. Çok ama çok lezzetli! Sini Ev Yemeklerinde denemenizi tavsiye ederim.



Döner: Döner Kars'a özgü bir lezzet denemez ama Kars'ta çok lezzetlisini yediğim için bu listeye eklemek istedim. Tadım Döner'in döneri yediğim en lezzetli dönerlerden biri diyebilirim. Yaprak dönerle pek aram yok o yüzden mekanın yeşil biberli, yağlı ve küçük parçalı döneri tam bana göreydi.



Taş Köfte: Bu köftenin ilginç olan yanı içinde erik olması. Yerken kesinlikle eriklerin çekirdeğine dikkat etmek gerekiyor. Muhtemelen taş denilmesinin sebebi de yerken taş gibi çekirdeklerin ağzınıza gelmesi olabilir.

Evelik Otu Çorbası: Evelik otu Anadolu’da yemeklerde sıkça kullanılan bir ot. Kars’ta da en çok çorba olarak tüketiliyor. Farklı versiyonları var. İçine bulgur da ekleniyor.

Cici Pilav: İran etkisi bu pilavla bir kez daha karşımıza çıkıyor. İranlıların çilavları gibi basmati princi ile yapılan ve kuru meyvelerle lezzetlendirilien tatlı tuzlu bir yemek cici pilav. Hanımeli Restoranda yediğim cici pilavı beğendim.

 

Umaç Helvası: Kars’ta genellikle yemeklerin ardından bu helva servis ediliyor. Un helvasına benziyor ama yapım aşamasında süt de kullanılıyor. Benim gibi un helvası sevenler bayılacaktır!



Sarı Sazan Balığı: Çıldır Gölü’ne giderseniz burada tutulan sarı sazan balığından yiyebilirsiniz. Ben tatlı su balıklarına hiç ısınamıyorum ama adet yerini bulsun diye tabiki yedim. Zaten çevrede başka da alternatif yok. Atalay’ın yeri Çıldır’da en tercih edileni. 

Kars Gravyeri: Evet Kars’ın ünü dünyaya yayılmış olan peyniri Gravyer. Ortaya çıkış hikayesi oldukça ilginç. Kısaca bahsetmek gerekirse Bir İsviçreli atlı tramvay seferi sırasında Kars’ta mola verdiğinde burayı İsviçre dağlarına benzetiyor ve burada peynir üretmeye karar veriyor. Gravyer böyle ortaya çıkıyor. Boğatepe köyü’ne gidip Kars gravyeri ve diğer peynir çeşitlerinden mutlaka denemelisiniz. Burada bir peynir müzesi bile bulunuyor. Köy evlerinde kahvaltı yapabiliyorsunuz. Mandırada peynir üretimini izleyip, dilediğiniz peyniri alabiliyorsunuz. Çağdaş Koçulu’nun köy evinde kahvaltıyı tavsiye ederim.

 Fotoğraflar: Gürhan KARA




Buraları görmeden "Türkiye'de yaşıyorum" demeyin!

Content Video - Buraları görmeden "Türkiye'de yaşıyorum" demeyin!

Skyscanner’ın aşağıdaki arama motorunu kullanarak istediğiniz yere en ucuz uçak biletini bulabilirsiniz. Hemen uçak bileti arayın!

Seyahat Skyscanner Haber İçi Widget

 

Yazının devamı...

Ljubljana’da Slovenya lezzetleri

Cumartesi sabah 8.15 uçağı ile Ljubljana’ya gittim, saat 09.00’da konaklayacağım otele eşyalarımı bıraktım ve doya doya şehri gezmeye başladım. Ertesi akşam da 19.55 uçağı ile İstanbul’a döndüm. Uçuş zaten 1 saat 45 dakika sürüyor. Slovenya’da çok küçük bir ülke. Hele başkent Ljubljana zaten en uzak yeri 15 dakika yürüme mesafesinde olan bir şehir. O yüzden bu süre yetip de artıyor.

Slovenya Turizm Ofisi’nin daveti ile gittiğim Ljubljana’da kent merkezinde yer alan Fil anlamına gelen Slon otelde (Best Western Premiere) konakladım. Yakın bir zamanda restore edilmiş otelin konumu bence şehirdeki en iyi noktalardan biriydi. Çok da güzel bir lounge restaurant’a sahip. Ljubljana Turizm ofisi de bana şehri daha rahat gezebilmem, müzelere ve çeşitli göürlmesi gereken yerlere ücretsiz girebildiğiniz karttan temin etti. Bu sayede hem ulaşım araçlarından bot turu da dahil, hem de kale gibi atraksiyonlar ve müzelere ücretsiz girebildim. 2 günlük kartın fiyatı 30 Euro. Ama çok işinize yarıyor.

Gelelim Ljubljana lezzetlerine... 2 günde deneyebildiğim kadar çok şey denemeye çalıştım. İlk günü sokak lezzetlerine ayırdım, 2. Gün de şehirde bana en çok tavsiye edilen restoranlardan birinde yedim. Bakın nasıldı Slovenya mutfağı... Slovenya uzun süre hem Avusturya-Macar İmparatorluğu hem de Yugoslavya’ya bağlı yaşadığı için bu iki kültürden de etkiler mutfağında oldukça hissediliyor.

36 saatte Ljubljana

Orta Avrupa yemeği olan Gulaş burada da kendine yer edinmiş. Av hayvanları, şarküteri ürünleri, et yemekleri mutfağın başlıca lezzetleri arasında. Yalnızca 45 km olan deniz sınırı sebebiyle o bölgede deniz ürünleri mutfaklarında bulunuyor. Eski Yugoslav devletlerinden de gelmiş olan lezzetler var. Cevapcici ve Pleskavica köfteleri gibi...

Ek Bistro:

Kahvaltı ve brunch için en iyi adreslerden biri. Ben de kahvaltı vakti şehirde olduğum için ilk iş Ek’e gittim. Rezervasyonum yoktu ama şansıma 1 kahve içip bekledim ve 10 dakkaya kalkan masalardan birine oturtuldum.

Eggs benedict, Eggs Florentine, Eggs Royale gibi çeşitlerin yanında granola, tost çeşitleri ve brunch kokteylleri de menü de mevcut. Benim tercihim ıspanak, hollandaise sos ve English muffinli Eggs Florentine oldu. Yanında da 1 kadej mimosa ile...

Klobasarna:

Slovenya’ya özgü sucuklardan yemek isterseniz o zaman dışında kocaman bir sucuk maketi olan Klobasarna’ya gitmelisiniz.

Hardal, lahana ve bir adet sıcacık ekmek ile servis edilen sucuk bana göre çok lezzetli idi. Ayrıca Slovenya’ya özgü çorbaları da var. Kış aylarında çok iyi gidiyor...

Moji Struklji slovenjie:

Slovenya’ya özgü bir tür sarma halinde yenen krep. Hem tuzlu hem da tatlı versiyonları bulunuyor.

Yemeklerin yanında da servis ediliyor. Şehirde bunu yapan en iyi mekanlardan biri Moji Struklji. 20 farklı çeşidini yapıyorlar. Mutlu ve çikolatalı olanını denedim ve kendimden geçtim. Mutlaka denemelisiniz!

Burek Olimpija:

Osmanlı’dan gelen alışkanlıklardan biri de Balkanların börek aşkı. Sırbıstan, Hırvatistan ve Bosna nereye giderseniz börek en fazla yenilen atıştırmalıklardan. Slovenya’da da bu durum değişmiyor.

Uzun ve mutlu evliliğin sırrı burada: Bled Gölü (Slovenya)

Burak Olimpija şehrin biraz dışında bir büfe (15 dakika yürüyerek). 7/24 açık ve sadece fırından yeni çıkan tepsilerde pizza servis ediyor. Kıymalı, peynirli, elmalı ve pizza börekleri var. Ben pizza olanı denedim ve çok beğendim. Bizde de bence denenbilecek bir lezzet!

Rostilj:

Burası bir hamburgerci. Ama alıştığımız hamburgerlerden değil, Boşnaklara özgü cevapcici ve sırplara özgü pleskavica köfteleri ve bazlamaya benzer ekmekle burger yapıyorlar. Pleskavica hamburger etinden 2 kat daha büyük bir köfte ile yapılıyor.

İçine marul, soğan ve domates sosu konularak yeniliyor. Kesin denemelisiniz dediklerimden!

Julia:

Şehirde Slovenya yemekleri yemek istiyorum dediğimde tavsiye edilen iki mekandan biri burasıydı. Menülerinde bir sayfa Slovenya yemeklerine ayrılmış. Genellikle et ağırlıklı yemekler yer alıyor. Gulaş da var elbette. Kremalı ıspanak çorbası ve bir kırmıız Slovenya şarabı ile yemeğe başladım. Ben rumpsteak dedikleri kırmızı şarap soslu biftek istedim ancak et çok ama çok sertti.

Bıçak bile kesmez derecedeydi. Hiç sorun yaratmadan kendi önerdikleri bir başka et ile değiştirdiler. Bu kez gelen et yumuşacık ve çok lezzetliydi. Kırmızı şarap sosu ve yanında da peynirli struklji, mantar sote gayet başarılıydı. Ama tipi Slovenya yemeği nasıl derseniz her yerde bulabileceğimiz lezzetlerden bir farklı olmadığını söyleyebilirim. Tabi başka restoranlar denemedim belki başka bir çok ilginç yemeği vardır.

Bled’de Cream Tart:

İkinci gün sabah erkenden yeryüzü harikası Bled gölüne gittim. Buraya özgü olan Cream Tart adlı tatlıdan yedim. Bled’e gidenlerin mutlaka tatması gereken bir tatlı olarak söz ediliyor.

Vila Preseren adlı harika göl manzarası olan cafe de kahve ile birlikte bu tatlıdan denedim. Milföy arasına pastacı kreması ve üzerine de krem şanti. Krem şanti kesinlikle olmasa da olur. Ama pastacı kreması inanılmaz lezzetli. Ve son derece de hafif, az şekerli. Mutlaka deneyin...Slovenya Balı Ljubljana’da her yerde karşınıza çıkacak. Bölgeye özgü bir arı türünden elde ediliyormuş ve çok özel olduğu söyleniyor. Ben tattım. Krem şekline getirilip çeşitli aromaları olanları çok değişik.

Avrupa'nın en romantik hafta sonu adresi

 Bal likörleri de ilginç. Bir de şarküteri ürünleri çok enteresan. Koyun, inek, domuz kadar at ve ayı etinden de sucuk tüketiyorlar. At etinden hamburger her yerde karşınıza çıkacak... Ben denemedim. Pek de arzum yok bu konuyla ilgili. Bu arada 1 Aralık itibari ile Ljubljana’da noel pazarları kurulmuş. Ülkenin ünlü ressamı Zmago Modic şehrin noel ışıklarını tasarlıyormuş her sene. Bu sene uzay konseptinde bir tasarım vardı. Tüm şehir ışıl ışıldı. Noel pazarlarından kestane ve tarçınlı sıcak şarap kokuları yayılıyordu her yere... Bence bir kez bu dönemde mutlaka ziyaret edilmeli Ljubljana.

Fotoğraflar: Gürhan Kara


 

Amerika'da Başka Bir Macera
2 ayda 32 eyalet ve 13 milli park gezen arkadaşlar Amerika'dan harika görüntüler yakaladı.

Content Video - Amerika'da Başka Bir Macera

Yazının devamı...

Mardin lezzet durakları

Özellikle kendine has mimarisi ve farklı dinlerin bir arada yüzyıllardır kardeşce yaşaması, bir yanda ezan okunurken diğer yanda çanların çalması gibi güzellikler beni kendine çekiyordu. Mardin belki Adana, Antep veya Hatay gibi yemek denilince ilk akla gelen şehirlerden biri değil ama orada geçirdiğimiz üç gün içinde lezzetli şeyler yediğimizi ve tattığımız çoğu şeyi çok beğendiğimizi belirtmeliyim.

Cercis Murat Konağı: Mardin’e gitmeden önce yıllardır adını duyduğum bir mekan Cercis Murat Konağı. Mardinli şef Ebru Baybara Demir’in yıllar önce açtığı bu restoran mutlaka gidilmesi ve deneyimlenmesi gereken yerlerin en başında. Geçtiğimiz günlerde Ebru şef, Basque Culinary World Prize yarışmasında finale kalan dünyanın en iyi 10 şefinden biri seçildi.

Yemekleri tadınca ne kadar yerinde bir ödül olduğunu anlayacaksınız. Bu mekan yörenin yemeklerine hayran olmamızı sağladı. Yemeğinizi özellikle cumartesi akşamları yapılan yemek showuna denk getirmelisiniz.



Süryani yemeği olan Dobo Dolma’yı yerli ve ilaçsız tohumdan elde edilen Karadağ pirinci ile yapılıyor.  Kuzular 12 aylık ve gezen hayvanlar. Sebzeleri ise kendileri yetiştiriyorlar. Show sırasında garsonlar yemeği davul zurna ile getiriyor ve aşçı kadınların önünde bulunan dev tavaya döküyorlar. Onlar da yemeği servis ediyorlar. Çok eğlenceli bir sunum sakın kaçırmayın.



Şahreman Lokantası: Mahalli yemekler servis eden bir esnaf lokantası. Mardin Tabak adlı yemeklerini isterseniz sembusek, irok, etli ekmek, ekşili dolma, Mardin türlü ve kaburga dolma ile işkembe dolmasını bir arada deneme fırsatınız olur…

Kebapçı Rıdo: Mardin’e özgü Mardin kebap yemek isterseniz adres Rıdo. Şişlere geçirilen satırla kıyılmış etlerden yapılan bir kebap. Yanında da ayran! Kredi kartı geçmiyor.

Zanaatın ve inancın şehri: Midyat

Kebapçı Yusuf: Yine kebap severler için bir mekan. Fıstıklı kebabı çok meşhur.

Cihan Lokantası: Midyat'a giderseniz yemek yemek için en iyi adres Cihan Lokantası. Mardin tandır, kuzu gerdan, kuzu kaburga ve perde pilavı inanılmaz lezzetli. Sonunda da irmik helvasını mutlaka deneyin.

Bagdadi Restaurant: Eski bir konakta yer alan restoranda yöresel lezzetlerle birlikte fasıl eşliğinde güzel bir akşam geçirebilirsiniz.

Artuklu Kahve: Burada Mardin’e özgü Dibek kahvesinden tadabilirsiniz. Yada satın alıp eve götürebilirsiniz. Burası aynı zamanda bir kuruyemişçi. Mardin’in nefis cevizli sucuklarından ve hayalet denilen mavi badem şekerlerinden de buradan alabilirsiniz. Bu şekerlerin tarçın ve zencefilli olanları da mevcut.

Mezopotamya'ya yolculuk: Mardin

Mardin İkliçe Çöreği: Mardin’in baharatlı mahlepli çöreği. Özel günlerde ve törenler yapılıp dağıtılan bu çörekleri fırınlarda da bulabilirsiniz. Matador Ekmek Fabrikası küçük şirin bir fırın ve çok güzel çörekler yapıyorlar.

Mezopotamya Otantik Cafe: Harika bir Mezopotamya manzarasına karşı bir  mırra (acı kahve) içmek isterseniz adres burası.

Süryani Şarapları: Mardin’e gitmişken Süryani şaraplarını deneyebilirsiniz. Eski şehirde yer alan dükkanlarda tadım yapıp dilediğiniz şarabı alabilirsiniz. Bunlardan biri Siras şarapçılık.

 Fotoğraflar: Gürhan KARA



Yazının devamı...