KEŞFET
EN İYİLER
ROTA

Uygulamada okumaya devam et.

Los Angeles’ın en güzel manzaralı yerleri

QUE Skyspace

Los Angeles’ın en yeni eğlencesi 300 metrelik US Bank binasının terasında açılmış olan OUE Skyspace gözlem katı ve burada yer alan camdan kaydırak. Binanın dışında yer alan kaydıraktan bir kat aşağıya cam üzerinde kayıyorsunuz ve adrenaliniz tavan yapıyor.

Gözlem katından bütün Los Angeles’ı görmek mümkün. Terasa çıkış 26 USD.

Stahl House

Stahl House Hollywood tepelerinde yer alan ve Stahl adlı bir aileye ait olan bir malikane. Ancak aile bu evi müze olarak değerlendirmeyi tercih etmiş. Milyon dolarlık evlerin arasında yer alan ve enfes bir Los Angeles manzarasına sahip olan evin fiyatı 23 milyon dolar! Müze 65 dolara geziliyor ve çok önceden rezervasyon yaptırmak gerekiyor. Mimari severler ve milyon dolarlık evlerde Hollyood yıldızları gibi hissetmek isteyenler için kaçırılmaması gereken bir müze!

Griffith Observatory

Şehrin en ünlü gözlemevi. Hollywood tepelerinde en iyi noktada konumlanmış. Şehir bir uçtan diğerine ayaklarınızın altında. Gözlemevinin dışından şehri izlemek ücretsiz. Ancak otopark sıkıntılı. Mümkünse haftaiçi 12:00den önce gidin. Hem daha tenha hem de otoparklar 12:00ye kadar ücretsiz.

Getty Museum

Şehrin eşsiz müzelerinden bir diğeri Getty Museum. Los Angeles’ı en iyi gören tepelerden birinde yer alıyor. Müzeyi gezmek ücretsiz ancak otoparkı ücretli. Aracınızı park edip LA manzaralı tramvay ile müzeye ulaşıyorsunuz...

Perch

Akşam üzere gün batımı eşsiz bir downtown manzarası için gidilecek adres Perch adlı teras barı. Downtown’ın kalbi Persching Square’de yer alan bara 6dan önce giderseniz güzel bir yer bulabilirsiniz. Sonrasında çok kalabalıklaşıyor.

Echo Park Lake

1900lerin başında Silverlake’de sulama amaçlı yapılmış göl şimdilerde şehrin spor ve sayfiye alanlarından biri. Buradan da göl önde, downtown Los Angeles arkada harika bir manzara sizi bekliyor.

The Grove

Eğer 5 kuruş harcamadan şehrin göbeğinde harika bir manzara fotoğraflamak isterseniz o zaman açık hava avmsi The Grove’un otoparkının 8. Katına çıkın ve eşsiz Los Angeles manzarasının keyfini çıkarın. Levhalarda fotoğraf çekimi yapmak yasaktır yazısına aldırmayın sonuçta dergi için moda çekimi yapmayacaksınız...

Arts District

Bir başka film karesi gibi Los Angeles downtown manzarası için şehrin hip bölgesi Arts District’e gidin ve gökdelenlerle dolu downtownu buradan fotoğraflayın. Gitmişken göz alıcı duvar sanatlarını da fotoğraflayabilirsiniz...

Plajlar

Uçsuz bucaksız plajların şehri Los Angeles. Bembeyaz kumlar okyanus boyunca kmlerce uzanıyor. Venice Beach, Manhattan Beach ve Santa Monica harika kareler yakalabileceğiniz bölgelerin başında geliyor. Okyanusu arkanıza alın ve kumların ardından yükselen şehir manzarasını fotoğraflayın...

Yazının devamı...

Bornozları giydik, Denizli sokaklarına çıktık!

Son Denizli seferini ise geçtiğimiz hafta sonu yaptım. Bu kez çok ilginç bir festivalin konuğu olarak gittim; Dünya Havlu ve Bornoz Festivali! Evet, bildiğiniz gibi Denizli bir tekstil başkenti. Aklınıza gelebilecek birçok tekstil ürünü Denizli’de üretiliyor. Havlu, Bornoz ve peştamal de Denizli’nin önde gelen ve dünyanın her yerine ihraç ettiği en önemli ürünlerinden. Bu yıl 7.si düzenlenen festival  Denizli Tekstil ve Giyim Sanayicileri Derneği (DETGİS) koordinatörlüğünde ve Güney Ege Kalkınma Ajansının destekleriyle gerçekleştirildi.

Festivalin en ilginç yanı konukların ve dernek yöneticilerinin bornozları giyerek Denizli Ticaret Odası önünden 15 Temmuz Delikliçınar Şehitler Meydanı'na kadar bando eşliğinde korteje katılmasıydı. Bizim için özel hazırlanan bornozlarımızı giydik, 1950'lerden kalma müthiş klasik arabalara bindik ve Denizlilileri selamladık. Çok ilginç bir deneyimdi benim için. Çok da eğlendik. Böyle güzel bir organizasyon düzenleyen Denizlileri tebrik etmek gerek.

Tabi festival dışında da birçok aktivitemiz oldu. Örneğin ilk gün Pamukkale’ye gittik. Antik Kleopatra havuzuna girdik. Travertenlerde yürüdük. Ben en son geldiğimde eylül ayıydı ve antik havuzda en az 500 kişi vardı. Şimdi ise hava halen tam ısınmadığı için ve hafta içi bir güne denk geldiği için havuzda bizim dışımızda yalnızca 10 kişi vardı. O yüzden gerçekten keyfini çıkarmak istiyorsanız Pamukkale’ye bu bahar başı veya sonbahar ortasından sonra özellikle de hafta içi gidin. Travertenler de daha tenha oluyor çok daha güzel fotoğraflar çekebiliyorsunuz. Hem havuzun suyu sıcak olduğu için insan üşümüyor. Biz bir de üzerine konakladığımız Richmond Otelin termal havuzuna girdik ve tamamen yorgunluğumuzu attık.

Tabi Pamukkale’ye gitmişken antik kent Hierapolis’i ve Leodikya’yı gezmemek de olmaz. Hellenistik ve Roma dönemine ait bu antik kentler büyüleyici. Özellikle Hierapolis antik tiyatrosu nefes kesici...

Geçtiğimiz seferki gidişlerimde Denizli mutfağını yakından tanıma şansına sahip olmuş hatta burada detaylı yazmıştım. Bu kez de yine çok güzel mekânlarda yemekler yedik. Denizli kebabı denilince ilk akla gelen yer olan Kebapçı Baki yine damaklarımızı çatlattı. Kebabın lezzetinin yanı sıra burada içtiğim yanık yoğurttan yapılan ayranı tekrar içmek için aylarca bekledim.

Bu kez daha önce gitmediğim mekânlara da gittik. Bunlardan biri Renes adlı balıkçı. Denize kıyısı olmayan Denizli’de böyle güzel bir balık restoranı görmek sürpriz oldu. İstanbul’dakilerle yaraşır düzeyde bir balıkçı ortaya çıkarmışlar. Ahtapot tandır ve yöreye özgü mantar türü olan Kuzu Göbeği mantarının içinde Adana kebap kesinlikle en iddialı yemekleri!

Bir diğer yeni Denizli mekânı ise Müdavim adlı Ocakbaşı ve Bistro idi. Henüz açılalı 1 ay olmuş mekânın dekorasyonu çok dikkat çekici. Çok ince detaylara sahip güzel bir mekân yaratmışlar. İsterseniz kendi mangalı olan masalarda kendiniz pişirip kendiniz yiyebiliyorsunuz. İsterseniz de mekân sizin için etleri pişiriyor. Adana kebap ve lokumları çok lezzetli. 

Bir sabah da kahvaltı için Umut Termal tesislerine gittik. Burası çamur banyosu ve kaplıca gibi tesisleri olan bir otel... Kahvaltı konusunda da iddialılar. Kendi seralarında yetiştirdikleri ürünleri servis ediyorlar. Ekmeklerini de kendileri yapıyorlar ve çok lezzetli.

Denizli’de canınız tatlı çekerse mutlaka bizim son durak olarak uğradığımız Hacı Şerif’e gidin ve enfes irmik helvalarından yiyin. Sadece o değil, tahinli irmik tatlısı ve tahinli çikolatalarından da yiyin çok beğeneceğinizden eminim…


Denizli aynı zamanda bir leblebi cenneti. Şehirde bir çok leblebi imalathanesi bulunuyor. Festival boyunca şehrin önde gelen leblebicilerinden olan Berkiz leblebilerinden paket paket yedik. Hatta doyamadık alıp yanımızda da getirdik!

Denizli hem kültürel, hem tarihi ve hem doğal güzelliklerinin yanı sıra tekstil ve mermer gibi sanayileriyle de ön plana çıkan şanslı şehirlerimizden. Gezip görecek, yeyip içilecek ve alınacak birçok şeyi var. O yüzden benim gibi birden çok kez yolunuzun düşeceği bir şehir kesinlikle…

Fotoğraflar: Gürhan KARA

Yazının devamı...

Lizbon’da şahane bir 'Michelin Yıldızlı' restoran: LOCO

Şansımı deneyip rezervasyon yapmak istediğimde bana maalesef dolu olduklarını en erken nisan ortası kabul edebildiklerini söylediler (Bu cevabı aldığımda şubat sonlarıydı!) Ancak istersem beni bekleme listesine ekleyebileceklerini ve iptal olması durumunda haberdar edeceklerini söylediler. Ben de şansımı deneyeyim dedim ve kabul ettim. Lizbon’da kalacağımız 4 akşam için de ismimi bekleme listesine eklediler.

Bu süre içinde maalesef geri dönüş olmadı. Ta ki biz Lizbon’a uçarken attıkları e-postayı uçak inince görene kadar! O akşam için bir iptal aldıklarını ve bizi ağırlayabileceklerini söyleyen bir e-postada. Ancak 15.30’a kadar cevap beklediklerini söylemişlerdi e-postada. Saat 15.25! Ben uçağın park etmesini beklemeden telefona sarıldım ve mekâna geleceğimizi söyledim. Heyecanla otele gittik, yerleştik ve 19.30’daki rezervasyonumuza kadar şehirde biraz dolaştık.


Açık mutfağa sahip LOCO’da şef Alexandre Silva işinin başındaydı. Zaten zaman zaman gelip o an servis edilen tabakla ilgili kendisi bilgi verdi.

Masada yerimizi aldığımızda önümüzde kapalı duran siyah birer zarf vardı. Açtığımızda bunun aslında bir menü olduğunu fark ettik. Menü bir karttı ve üzerinde iki seçenek sunuyordu 14 moments (86 Euro) yada 18 moments (96 Euro). Yani Türkçesi 14 veya 18 an. An diye kastettiği tabaklar. Yani 14 tabaklık mı yoksa 18 tabaklık mı servis istediğinize karar veriyorsunuz. Bunlara an denmesinin sebebi her bir tabakla birlikte farklı bir deneyim bir an yaşamanız.  Deniz ağırlı bir menü olduğunu söyledikleri için zaten çok beğendiğim Portekiz beyaz şarabı Vinho Verde söyledim. Dilerseniz şarap eşleştirmesi de yapabiliyorsunuz.

Sonrasında sırasıyla önce başlangıç tabakları ( 4 tabak), ardından ana yemekler (6 tabak) ve sonrasında da tatlı tabaklarından (4 tabak) oluşan 14 tabağın servisi başladı. Tüm bu deneyim 2,5-3 saat sürüyor. 


Her bir tabak sürprizlerle dolu. Şefin yerel lezzetlerle dünya mutfaklarını sentezleme şekli mükemmel. Uzak doğu mutfağı da  var Akdeniz mutfağı da! Zaten başlangıcı Portekiz’in milli yemeği olan Bacalhau (morina balığı) ile yapıyorsunuz. Bazı tabaklar masanıza getirilen arabalarda hazırlanıp servis ediliyor.

Örneğin kendi yaptıkları ekmekleri servis ederken gelen arabada tereyağlarını hazırladılar. Sashimi kesimini yine arabada yapıp tabağı hazırladılar. Ayakkabı boyacı sandığı gibi bir sansık getirip çekmecelerinden Portekiz usulü tatlıları servis ettiler.

Tüm 14 tabak arasında damağımda kalan lezzetler fermente yoğurtlu tavuk kağıtları, kendi yaptıkları tereyağı, kerevizli midye, kurutulmuş ördek eti, dana dili tempura ve yeşil elmalı ve yoncalı sorbe oldu. Tabi yumurtalı mini tartlarına da bayıldım! 

 

Çay kahve servislerini syfon demleme aletleri ile yapıyorlar. O da yine masanıza geliyor ve hemen yanınızda kahve veya çayınızı demliyorlar. LOCO, Alexandre Silva’nın Portekiz lezzetlerini yenilikçi deneysel anlayışla farklı bir konseptle sunduğu ilginç bir restoran. Yolu Lizbon’a düşenler ve farklı lezzetler arayanların mutlaka uğraması gereken bir restoran. Tabii 7 masalık bu mekana en az 1 ay önceden rezervasyon yaptırmayı unutmayın!

Fotoğraflar: Gürhan KARA

Yazının devamı...

Konya yemekleri parmaklarımızı yedirtti!

Konya’ya ilk öğrencilik yıllarımda gitmiştim. Etli ekmek ve tandırın tadına bakıp geri dönmüştük Ankara’ya...
O zamanlar ben bu kadar gastronominin içinde değildim. Orada yaşayan arkadaşımız bizi nereye götürdüyse orada yemiştik. Yıllar sonra yemek yemekten benim gibi büyük haz alan arkadaşlarımla birlikte iki günlük bir Konya çıkarması yaptık. Bu kez lezzet durakları en ince ayrıntısına kadar araştırılmış, alternatifler arka arkaya sıralanmış bir liste ile gittik Konya’ya. Yeme içmeye düşkün sağlam arkadaşlarla gidince ben bu kez ön araştırma kısmına dahil olmadım ve onların kılavuzluğuna güvendim.

İki gün boyunca bir dolu mekana gittik. Birbirinden lezzetli yemekler tattık ve son zamanlarda yemek konusunda bizi en çok mutlu eden şehir olduğuna karar verdik Konya’nın... Çünkü gittiğimiz her mekandan mutlu ayrıldık. Daha önceden hiç denemediğim ve lezzeti karşısında şaşkına döndüğüm yemekler tattım.

Gonya Tandır Evi: Cumartesi sabahı uçaktan iner inmez soluğu burada aldık. Burası tandırda odun ateşinde kapalı pideye benzeyen ama aslında onların börek dediği hamur işleri yapan bir mekan. Mekanda dört adet tandır bulunuyor. Bu tandırlardan kullanılacak olanı bir gün önceden hazırlanıyor. Ertesi gün pideler tandırın duvarlarına yapıştırılarak pişiriliyor.

Malzeme olarak Konya’ya özgü küflü peynir, kavurma, kakırdak adlı koyun kuyruk yağı, helva ve patates bulunuyor. Tandırda pişen börekler çıkarılınca içi açılıp tereyağı ekleniyor ve dilimlenerek servis ediliyor. Mutlaka kakırdak, küflü peynir ve kavurmalı karışık olandan yemenizi tavsiye ederim. Buraya biz hep birlikte bayıldık!

Ali Baba Fırın Kebap: Konya’nın en önemli spesyali elbetteki fırın kebap. Tandırda pişen kuzu etinin lezzetini tarif edemem. Konyalılar bu işi gerçekten çok iyi yapıyor. Ali Baba Fırın Kebap gittiğimiz ilk fırın kebapçı oldu. Etin yumuşaklığı ve aroması dört dörtlüktü. Mutlaka uğrayın!

 

Somatçı Fihi Ma Fih: İşte beni en çok şaşırtan mekan. Şaşırdım çünkü Selçuklu yemekleri yapan bir restoran olduğunu bilmiyordum. Yüzlerce yıl önce Anadolu’ya yerleşen atalarımızın kurduğu imparatorluğa ait yemeklerin gün ışığına çıkarılıp servis edildiği bir yer restoran varmış. Bir de üstüne Meslevi yemekleri de eklenmiş ve çok farklı bir menü yaratılmış. Mekanın yaratıcısı Ulaş beyi alkışlamamak elde değil.

Böyle farklı konseptler keşke daha çok olsa. Mekanda mutlaka çorba tadımı yapın. 4 farklı çorba mini kaselerde geliyor. Tutmaç çorbası, fihi ma fih çorbası, fıstıklı biber çorbası ve bamya çorbası deneme şansınız oluyor. Yemek öncesi 13.yüzyıldan bir gelenek olan şükür tabağı, Selçuklu ve Mevlevi  şerbeti gibi ikramlar yapılıyor. Ana yemeklerden Yemen kahveli et, dağ erikli soğanlı biftek, incirli et, kayısılı kuzu gerdan ve bademli köfte yedik. Benim favorim bademli köfte oldu.

Hich Hotel Kahvaltı: Konya’nın en özel butik otellerinden olan Hich Hotel’in sabah kahvaltısı taze ev yapımı kurabiye ve çörekler, kekler, güzel kahvaltılıklarla ve çok keyifli ambiyansı ile kahvaltı için Konya’nın en iyi alternatiflerinden. Otelin mis gibi kendine özgü beyaz sabun kokusu ile keyifli bir sabah geçireceksiniz.

Pideci Hasan Şendağlı:  İşte bir başka gastronomik zenginlik; yağlı somun! 1940’lardan beri Konya’lılara hizmet veren Hasan Şendağlı pide, etli ekmek gibi lezzetler servis ediyor. Ama asıl imzası olan yağlı somun yemeye doyamayacağınız bir lezzet. Dört peynirli (küflü, tulum, sivelek, çubuk) veya atom adını verdikleri küflü peynir, pastırma ve kavurma üçlü içeriğe sahip olan çeşidi tat duyurularınızı uçuracak nitelikte. Mutlaka denemeli!

Çakıbey: Etli ekmek için Çakıbey’de karar kıldık. Hem etli ekmek hem de bıçak arasını çok lezzetli yapıyorlar. Fırında kaşarlı mantarla aram pek yoktur ama buradakini çok beğendim. Gidince mutlaka sipariş edin.

 

Tiritçi Mithat: Sosyal medyada bize en çok tavsiye edilen şey tirit yiyin hatta Tiritçi Mithat’ta yiyin oldu. Biz de ne yaptık ettik onca mekanın arasına Tiritçi Mithat’ı sıkıştırdık. İyiki de öyle yapmışız. Tirit etin pişirilme yöntemine verilen admış. Yoğurtlu, pideli ve tereyağlı bir çeşit köfte tirit. Bu lezzetle de kendimizden geçtik diyebilirim. Tavsiye ettikleri kadar varmış.

Hacı Şükrü Fırın Kebap: Konya’da finali yine tandır kebabıyla yapalım dedik ve bu kez Hacı Şükrü’nün yolunu tuttuk. Uçağımızın kalkmasına 1 saat kala ne pahasına olursa olsun dedik ve tandır yiyip İstanbul’a öyle döndük.

1907 yılından beri hizmet veren Hacı şükrü kuzunun incik, kürek üstü, kaburga kısmını pişirip servis ediyor. Burada parmaklarımızı yemediğimiz için şanslıyız. Üzerine de Konyalıların höşmerim adını verdikleri helvaları çok iyi gidiyor!

 Fotoğraflar: Gürhan KARA

Yazının devamı...

İstanbul’un en iyi 30 'Instagram'lık yeri

Galata Kulesi: Hem arkanıza alıp harika bir selfie çekebileceğiniz hem de terasından eşsiz İstanbul manzarasını fotoğraflayabileceğiniz şehrin en önemlisi simgesi. 

Valide Han: Son yıllarda özellikle Instagram’ın patlamasıyla birlikte popüler hale gelen Valide Han’ın terası fotoğraf çekmek isteyenler için yasaklanmış olsa da kubbelerin ardından görünen şehir manzarası en güzel manzaraların başında geliyor.

Ayasofya: Bir başyapıt olan Ayasofya’da kubbenin altında çekilen selfie beğenileri toplayacak. Müzenin 2. Katında yer alan minik pencereden kubbeler ve Sultanahmet camii görüntüsünü de fotoğraflamayı unutmayın!

İstiklal Caddesi: Tarihi binaları, nostaljik tramvayı, Çiçek Pasajı, Balık Pazarı, farklı dükkanları ve insan profilleri ile saatler boyu harika Instagram kareleri çekebileceğiniz zenginlikte.

Salt Galata: Fransız asıllı Levanten mimar Alexandre Vallauri tarafından Bank-ı Osmanî-i için tasarlanmış olan binada neoklasik ve oryantalist öğeler bulunmaktadır. Ücretsiz girilen bu sanat galerisinde harika fotoğraflar yakalayacaksınız. Hemen karşısındaki Kamondo merdivenlerini de unutmayın!

Karaköy Sokakları: Hem mekanları hem de sokakları ile bolca malzeme veren semtlerden biri Karaköy. Bol sürprizli sokaklarında dolaşırken karşınıza çıkacak olan grafiti ve duvar resimlerini kaçırmak istemeyeceksiniz.

Salacak’tan Kız Kulesi: Kız kulesinin en yakın ve en güzel göründüğü yer Üsküdar Salacak sahili kesinlikle foto çekmek isteyeceğiniz yerlerden.

Eminönü Balık Ekmekçiler: Eminönü’nde yer alan süslü balık ekmek tekneleri ön plana alıp arkada planda da Galata manzarası tam instagramlık bir kare olacak.

Dolmabahçe Sarayı Saat Kulesi: Dolmabahçe Sarayı baştan aşağı fotoğraflamalık bir eser. Ama en güzel karelerinden biri saat kulesi ile birlikte sarayı kadraja alarak çekeceğiniz fotoğraf olacak.

Emirgan Korusu: Özellikle lale mevsiminde en renkli kareler için Emirgan korusuna gitmelisiniz.

Bebek Koyu: Bebek’teki mekanlar dünyanın en güzel manzarasına sahip. Buradan kahvenizle birlikte bebek koyunu fotoğraflayabilir veya Bebek parkının bitiminde yer alan Mısır Konsolosluğu önünde konsolosluğu da içine alarak harika bir boğaz karesi çekebilirsiniz.

Rumeli Hisarı: Burayı surların üzerindeyken ya da boğaz turu yaparken tekneden çekeceğiniz fotoğraflarla en iyi anlatabilirsiniz.

Sait Halim Paşa Yalısı: Bir İstanbul yalısında olmak nasıl bir his diye merak ederseniz Sait Haim Paşa yalısına gidebilirsiniz. Hem yalının içinden hem de dışından nefis fotolar yakalayacaksınız.

Aya Triada Kilisesi: Taksim Meydanına gittiğinizde meydanın İstiklal Caddesi girişinde bu kiliseyi mutlaka farkedersiniz. Ama kapısına kadar gitmek pek aklımıza gelmez. Halbuki yakından çok daha güzel bir kilise. Çok güzel fotoğraf veriyor.

Yerebatan Sarnıcı: Sıradışı mimariye sahip bir yer olan Yerebatan Sarnıcı, aydınlatmaları ile mistik bir havaya sahip. Eşsiz kareler yakalayacağınız bir yer.

Ortaköy: İşte en güzel manzaralardan biri. Ortaköy Büyük Mecidiye Camii önde, arkada da 15. Temmuz Şehitler Köprüsü. Eğer tekne ile geçerseniz bu kareye Esma Sultan yalısı da girecek ve harika bir İstanbul karesi yakalayacaksınız.

Kedili sokaklar: İstanbul’un en önemli simgelerinden biri de sokak kedileri. Her yerde karşınıza çıkacakları için aramanıza gerek yok. Mutlaka güzel bir kedili fotoğraf yakalayacaksınız.

Galata Köprüsü Balıkçılar: Galata köprüsünde balık tutanları ister tarihi yarımada arkaplanıyla isterseniz de Karaköy arkaplanıyla fotoğraflayabilirsiniz.

Kapalıçarşı Halıcıları: En otantik ve renkli kareler için Kapalıçarşı’ya ve özelliklede buradaki halıcalara gitmelisiniz.

Haydarpaşa İstasyonu: İstanbul Haydarpaşa’sız düşünülemez. İstasyonun önünde, içinde trenlerin arasında yada vapurla önünden geçerken. Şehirdeki en güzel fotoları veren yapılardan biri.

Splendid Palas: Büyükada’da 1908 yılında açılmış Art Nouevu tarzı kırmızı panjurlu oteli fotoğraflamaya doyamayacaksınız. Özellikle de iç avlusunu.

Haliç Metro Köprüsü: Üzerinde mtro durağı olan bu köprüden nefis bir tarihi yarımada karesi çekebilirsiniz.

Kuleli Askeri Lisesi: İstanbul’un en güzel yapılarından biri. Gündüz ayrı, gece ışıklandırmasıyla ayrı güzellikte.

Balat: İstanbul’un tarihi semti Balat, tarihi evleri, Patrikhanesi, son dönemlerde açılan instagramlık mekanları ile fotoğraflamak için saatlerinizi geçireceğiniz bir semt. Yeni açılan Demir Kilise Stevi Stefan’ı unutmayın!

Vapur: Vapurda çay simit, arka planda İstanbul... Yada attığınız simiti yakamaya çalışan martılar... İşte harika bir İstanbul karesi daha

Arnavutköy Sahili: İstanbul’un en göz alıcı, en güzel yalılarının yan yan dizildiği sahil şeridi en fotoğrafik yerlerden biri.

Çırağan Sarayı: Çırağan sarayı sadece Türklerin değil İstanbul’u ziyaret eden turistlerin de en çok fotoğraf çektirdiği saraylardan biri.

Ağva: İstanbul’un dışında yer alan doğası ile baş döndüren güzellikte bir yer Ağva. Yeşil ağırlıklı fotolar Instagramınıza iyi gelecek.

Kuzguncuk: Anadolu yakasının en güzel semtlerinden olan Kuzguncuk sevimli sokakları, hayranlık uyandırıcı nostaljik evleri ile fotoğraflamaktan bıkmayacağınız yerlerden.

Sapphire Terası: İstanbul’un en yüksek noktası olan Sapphire binasının gözlem terası şehri kuşbaşı görebileceğiniz ve farklı kareler yakalayabileceğiniz bir nokta. 260 metreden İstanbul’un her yerini görüp fotoğraflayabilirsiniz.

Fotoğraflar: Gürhan KARA

Yazının devamı...

Erzurum’un damak çatlatan mekanları

Bu iki Erzurum seyahatimde deneyip de aklımda ve damağımda yer edinen mekanlar şöyle; 

Koç Cağ Kebap: Şehirde birçok kebap salonu bulunuyor. Ancak en çok tavsiye edilenlerden biri ilk Erzurum seyahatimde gittiğim Koç Cağ Kebap’tı. Kesinlikle doymak bilmedim çünkü kebap inanılmaz lezzetliydi. Şişlere geçirilen et sonrasında mangalda biraz daha pişiriliyor. Ancak yumuşak ve sulu tercih ederseniz o zaman az pişmiş şekli olan Tatari istemelisiniz...

Çınar Cağ Kebap: İkinci Erzurum seyahatinde ise Cağ kebap için bu kez yine tavsiyeler üzerine Çınar Cağ Kebap’a gittik. Gelsin tatariler! Gerçekten yine tam bir kebağ ziyafeti yaşadık. Ben tatati haricinde normal pişmiş olanı da sipariş ettim. Evet daha sert oluyor ama kesinlikle daha az lezzetli değil!

Dönerci Hacı Baba: Her iki seyahatimde de bu nefis dönerciye gittik. Özelliği Erzurum dağlarında yetişen kuzulardan yapılan löp etli bir döner olması ve üzerine reyhan dökülerek servis edilmesi. Parmaklarımı yiyebilirim bir gün bu döneri yerken. 

Tarihi Emir Şeyh Köftecisi: Bu köftecinin içinde bulunduğu konak inanılmaz güzel. Tavan işlemeleri için özel olarak Sudan’dan usta getirilmiş ve yaptırılmış. Köftesi bildiğimiz elle yuvarlanmışlardan değil daha Adana kebap gibi şişe geçirilerek mangalda pişirilenlerden. Cevizli ve pekmezli baklavalarına bittim!

Orta Çorbacı: Doğu Anadolu çorbalarıyla meşhur bölgemiz. Erzurum’da bu durum değişmiyor. Nefis yöresel çorbalardan denemek için Orta Çorbacı’ya gittik.  Aşotu ile yapılan Ayran aşı çorbası yoğurtlu çorbalardan hoşlananlar için birebir. Ben de çok sevdim!

Kadayıfçı Muammer Usta: Erzurum denilince akla ilk gelen şeylerden biri kadayıf dolması. Bunun için de adres Muammer Usta. Geçmişi Selçuklular dönemine kadar giden kadayıfın cevizle doldurulup şerbetlenerek servis ediliş şekli kadayıf dolması. Yanında da taze çay ile olağanüstü lezzetli!

Erzurum Evleri: Biribine bağlı 11 tarihi konaktan oluşan Erzurum Evleri farklı ambiyansıyla mutlaka gidip görülmesi gereken yerlerden. Evler restore edilip otantik hallerine kavuşturulmuş. İster yer sofrasında gözleme-mantı yiyin, isterseniz de soba başında kestane, patates ve semaverde çay keyfi yapın...

Coffee Tainer: Canınınız daha modern bir ambiyansta kahve çekerse Coffee Tainer imdadınıza yetişecek. Americano, Machiato yada Türk kahvesi. Erzurum’un soğuğuna birebir. Yanında da leziz tatlılar...

 Fotoğraflar: Gürhan KARA

Yazının devamı...

Kars'ın parmak ısırtan lezzetleri

Kış aylarının en uğrak noktası Kars… Bu zamanlarda Doğu Ekspresi full kapasite çalışıyor. Bilet bulunmuyor. Hatta Kars otellerinde yer bulmak imkansız. Şimdi bir de sömestr tatili de gelince sanırım bir Kars çılgınlığı yaşanacak… Biz de sekiz arkadaş geçtiğimiz hafta sonu Kars’a gittik.

Doğu Ekspresi ile seyahat ettik, Ani Harabelerini gezdik, Çıldır Gölü’nde buz üzerinde yürüdük. Ayrıca Kars’a özgü nefis yemekler de tattık. Azeri, İran, Rus mutfaklarının etkilerinin görüldüğü Kars mutfağında hamur işi, yoğurt, bakliyat ön planda. Peki Kars’a giderseniz neler tadabilirsiniz? Merak edenler için işte Kars Mutfağına ait lezzetler…


Hangel: Hangel için bir matı çeşidi denilebilir. İnce açılıp kesilip haşlanmış hamur üzerine sarımsaklı yoğurt ve kavrulmuş soğan ile servis ediliyor. Hemen hemen her restoranın menüsünde Hangel’e rastlamak mümkün.  



Kars Kazı: Kars’a gidip de kaz yemeden dönmek olmaz. Özellikle de bu aylar kaz mevsimi. Kaz servisi yapan yerel mutfaklara sahip restoranlar bulunuyor şehirde. Farklı pişirilme şekilleri olsa da genellikle kaz suyuyla pişmiş bulgur pilavı üzerinde servis ediliyor. Grupta kaz ile ilgili fikir ayrılıkları vardı. Kimimiz sevdi kimimiz ise kuru ve yavan buldu. Bana göre Pushkin adlı restoranda yediğim lezzetliydi. Porsiyonu 60 TL yani biraz pahalı gelebilir ama gitmişken mutlaka denenmeli.



Haşıl: Restoranlarda sipariş üzerine yapılan bir yemek. Kırık buğday haşlanıyor ve üzerine sarımsaklı yoğurt ve tereyağı dökülerek servis ediliyor. Şehir Kulübü adlı restoranda denedim. Semra hanımın hazırladığı haşıl çok lezzetliydi, mutlaka denemelisiniz. 

Piti: Çok beğendiğim bir diğer yemek Piti’ydi. İran mutfağından gelen Piti’nin servis edilişi çok enteresan. Cezvemsi bir kapta kuzu incik nohut, bulgur ve zerdeçal ile pişiriliyor. Sonra bir tabağın içine lavaş ekmeği elle ufak ufak parçalara ayrılıp konuluyor. Üzerine yemeğin suyu dökülüyor. İlk olarak bu kısım yeniliyor. Sonrasında cezvedeki kalan nohut, bulgur ve kuzu eti tabağa boşaltılıp bir aletle birlikte birbirine ezilerek karıştırılıyor. Çok ama çok lezzetli! Sini Ev Yemeklerinde denemenizi tavsiye ederim.



Döner: Döner Kars'a özgü bir lezzet denemez ama Kars'ta çok lezzetlisini yediğim için bu listeye eklemek istedim. Tadım Döner'in döneri yediğim en lezzetli dönerlerden biri diyebilirim. Yaprak dönerle pek aram yok o yüzden mekanın yeşil biberli, yağlı ve küçük parçalı döneri tam bana göreydi.



Taş Köfte: Bu köftenin ilginç olan yanı içinde erik olması. Yerken kesinlikle eriklerin çekirdeğine dikkat etmek gerekiyor. Muhtemelen taş denilmesinin sebebi de yerken taş gibi çekirdeklerin ağzınıza gelmesi olabilir.

Evelik Otu Çorbası: Evelik otu Anadolu’da yemeklerde sıkça kullanılan bir ot. Kars’ta da en çok çorba olarak tüketiliyor. Farklı versiyonları var. İçine bulgur da ekleniyor.

Cici Pilav: İran etkisi bu pilavla bir kez daha karşımıza çıkıyor. İranlıların çilavları gibi basmati princi ile yapılan ve kuru meyvelerle lezzetlendirilien tatlı tuzlu bir yemek cici pilav. Hanımeli Restoranda yediğim cici pilavı beğendim.

 

Umaç Helvası: Kars’ta genellikle yemeklerin ardından bu helva servis ediliyor. Un helvasına benziyor ama yapım aşamasında süt de kullanılıyor. Benim gibi un helvası sevenler bayılacaktır!



Sarı Sazan Balığı: Çıldır Gölü’ne giderseniz burada tutulan sarı sazan balığından yiyebilirsiniz. Ben tatlı su balıklarına hiç ısınamıyorum ama adet yerini bulsun diye tabiki yedim. Zaten çevrede başka da alternatif yok. Atalay’ın yeri Çıldır’da en tercih edileni. 

Kars Gravyeri: Evet Kars’ın ünü dünyaya yayılmış olan peyniri Gravyer. Ortaya çıkış hikayesi oldukça ilginç. Kısaca bahsetmek gerekirse Bir İsviçreli atlı tramvay seferi sırasında Kars’ta mola verdiğinde burayı İsviçre dağlarına benzetiyor ve burada peynir üretmeye karar veriyor. Gravyer böyle ortaya çıkıyor. Boğatepe köyü’ne gidip Kars gravyeri ve diğer peynir çeşitlerinden mutlaka denemelisiniz. Burada bir peynir müzesi bile bulunuyor. Köy evlerinde kahvaltı yapabiliyorsunuz. Mandırada peynir üretimini izleyip, dilediğiniz peyniri alabiliyorsunuz. Çağdaş Koçulu’nun köy evinde kahvaltıyı tavsiye ederim.

 Fotoğraflar: Gürhan KARA




Buraları görmeden "Türkiye'de yaşıyorum" demeyin!

 

Yazının devamı...