KEŞFET
EN İYİLER
ROTA

Dubai ve Doha arasındaki 7 fark

Birleşik Arap Emirlikleri’nden Dubai ve Katar’ın başkenti Doha… Son zamanlar da her iki şehir de; yaşamı ve çalışmayı daha cazip hale getiren imkanlarıyla dünyanın dört bir yanından iş için gelenleri kısa veya uzun dönemli ağırlıyor, hatta yeni evli çiftlerin daha güvenli ve stabil bir hayat kurmak için tercihi oluyor. İş haricinde de kısa süreli kaçamaklar için çok cazip alternatifler sunuyor. Biz ikisini de iş seyahati sırasında üç gün gezme imkânı bulduk ve genel hatlarıyla ortak özellikleri çokmuş gibi gözükse de yaşama dair bazı farklılıklar gözlemledik…



Yaşam

Dubai, Ortadoğu’nun modern şehri… Batı kültürünün etkileri çok daha baskın ve bu yüzden bazı konularda daha rahat… Örneğin yabancıların giyinme şekliyle ilgili özel bir kısıtlama yokken Doha’da halka açık yerlerde dizler ve omuzlar kapalı tutulmalı... Dubai’de partiler, konserler, açık plajlar öne çıkan özellikleriyken; Doha daha yerel ve otantik bir atmosfere sahip. Her ikisinde de birçok kültür bir arada yaşadığı için kültürel açıdan zengin; fakat yaşayış şekilleri çok farklı.



Paranın gücünün ispatı yapay şehir Dubai’ye karşı bazı önyargılarım olduğu halde şehri oldukça renkli ve eğlenceli buldum. Gerçekten de bilgisayar oyunun ekranına bakıyormuşum gibi hissetsem… Turistik açıdan gerçekten ilgi çekici ve farklı. Doha’da şehrin kokusunu ve tadını daha net alabiliyorsunuz. Düşünün ki ‘souq’ diye anılan marketleri Dubai’de gökdelen manzaralıyken, Doha’da nargileci ve kahveciler içinde; biraz Ortaköy’ü anımsatıyor hatta kumpirci bile var!

Keşfedilecek yerler

Her ikisinde ortak olan en cazip turistik aktivite çöl safarisi. Hatta çölde daha uzun zaman geçirmek isteyenler, 4-6 kişilik ciplerle kum tepelerinde zıplaya zıplaya tur atıp, deveye binebilir, hatta kamp alanında Arap müzikleri ve yemekleriyle geceyi daha da uzatabilirsiniz. Dubai’nin en büyük ölçüde ayrıştığı nokta ise gökdelenleri ve alışveriş merkezleri. Dünyanın en yüksek binası Burç Halife ve dünyanın en büyük alışveriş merkezi Dubai Mall. Dünyanın ilk 7 yıldızlı oteli Burç El Arap, müzikle dans eden fıskiye gösterileri ve şatafatlı pek çok detay… Doha’da ise Souq Waqif pazarında gezebilir, hediyelik eşyalar alıp nargile içebilirsiniz. Burası, kesinlikle şehrin ruhunu hissedebileceğiniz bir yer. Dünyanın en büyük alışveriş merkezi değil ama, en büyük İslami Eserler Müzesi de Doha’da.




Yeme-içme

Kimi yurt dışında farklı tatların peşine düşer, kimi yine de alışkanlıklarından ödün vermek istemez. Doha’da patlıcanlı peynirli şakşuka menemenle güne başlayıp, akşam sofranızda deve eti görebilirsiniz. Dubai’de ise artık her yerde gördüğümüz, bildiğimiz ve aynı tadı bulabildiğimiz restoranların hepsi var! Hatta Türk usulü et lokantaları bizdeki düzeni çalışanlarıyla birlikte Dubai’ye taşımışlar.

Vize

Varış noktasına karar verme aşamasında; vize en belirleyici değişkenler arasında yer alıyor. Özellikle vakit ve nakit açısından kısıtlı imkanlarla veya spontane bir kararla seyahat planı yapıyorsanız; evrak toplamak, randevu almak, ayrıca bir vize ücreti yatırmaktansa bir ülkeyi vizesiz ziyaret edebiliyor olmak bence kararı hızlandırıcı ve ayırt edici bir özellik. Bu açıdan baktığımızda vize derdinin olmaması Doha’yı bir hafta sonu kaçamağı veya 3-4 günlük tatil planları için daha cazip kılıyor. Dubai için internet üzerinden de olsa belli bir süre öncesinden başvurusunu yapmak, vize ücretini yatırmak, çıktısını alıp havaalanına gitmek durumunda kalmak planlar üzerinde değişiklikler yapmaya sebep olabilir.



Ulaşım

Vize ne kadar belirleyiciyse; kaç saatte ve ne kadara gittiğiniz karar verme anında aynı ölçüde etkili. Burada süre belirleyici değil çünkü iki şehre de uçuş 4.30 saat civarı sürüyor. Fiyatlarıysa dönemsel etkinliklere göre değişkenlik gösterse de Dubai her zaman biraz daha pahalı. Ama ikisinin de en büyük ortak özelliklerinden biri büyük havayolu şirketlerinin aktarmalı uçuşları için ana merkez olması; bu sebeple hem çok farklı havayolu alternatifi ve uçuş saatleri bulabilirsiniz. Havaalanından şehir merkezi kilometre bazında çok uzak değil, trafiğe denk gelmezseniz tabii. Dubai’de genel olarak mesafeler birbirine çok uzak olmasa da trafik ulaşımı zorlaştırıyor; Doha’da hem mesafeler daha uzak hem de trafik var. Ayrıca trafik lambalarına dikkat etmek lazım çünkü kırmızı ışıkta geçmenin cezası 2500 dolarmış!



Ortak noktalarının yanı sıra yaşam tarzı, kılık kıyafet, yeme-içme, ulaşım, vize ve turistik aktiviteleri açısından farkları da çok. Yıllara sari bir geçmişi olmadığı için Dubai gösterişli tasarımları ve yaşam tarzlarıyla öne çıkarken, Doha’da yükselen gökdelenlerin ardında biraz daha farklı bir yaşam var. Her ikisi de 2-3 günlük bir kaçamak için çok iyi bir alternatif ve şu anda gitmek için hala çok sıcak değil! Eğer nisan sonu-mayıs başına kadar organize olamıyorsanız da Eylül-Ekim’i beklemenizi tavsiye ederim.

 

Yazının devamı...

Akhisar'da zeytinin izinde bir gün

Ege denince; başka hiçbir yerde tatmadığım zeytinler, zeytinyağları ve zeytinyağlı yemekler geliyor aklıma. Zeytin hem lezzet, sağlık ve güzellik kaynağı hem de beyaz güvercinin ağzında çağlar boyu barışın sembolü… Ege mutfağının baş tacı zeytinyağlı yemekler ise apayrı bir mutluluk kaynağı…



Ege’de zeytin ormanlarının sayısı çok ama özellikle Akhisar, 13 milyonun üzerinde zeytin ağacıyla Türkiye’de zeytinin başkenti. Zeytin ağaçlarının verimliği, zeytinlerin lezzeti ve kalitesiyle Türkiye’de sofralık zeytinin %70’inin üretildiği Ahkisar’da ‘Dünya Zeytin Günü’ kutladık.




Zeytin hasadı ne zaman yapılır?

Zeytini ve zeytinyağını çok sevmeme rağmen nasıl yapıldığına dair çok fazla bilgim yoktu. Zeytin hasadına katıldığımda, zeytini birlikte topladığımız işin ehlilerinden bu bilgileri öğrenmiş oldum.




Aslında bölgesine ve zeytinin tipine göre değişirmiş ama yaz bitip de sonbahara geçerken zeytin zamanı da başlar, Şubat’a kadar sürermiş. Önce sofralık yeşil zeytinler, sonra erken hasat zeytinyağı için zeytinler, daha sonra da siyah sofralık ve yağlık zeytinler toplanırmış.




Zeytin hasadı nasıl yapılır?

Bunun için de farklı yöntemler kullanılıyor. Biz üç ayaklı merdivenlerin tepesine tırmanıp elde tarakla düşürüp sonra yerde tek tek ellerimizle ayıklayarak topladık. Zeytinin kullanım amacına göre direkt elle toplandığı gibi mekanik yöntemlerle de toplanabiliyor. Ege köylerindeki zeytin işçilerine ‘tayfa’ diyorlar. Tayfa o kadar kuvvetli ve atik ki! Biz onların hızına yetişemedik ama zeytinleri toplarken bol bol sohbet ettik, vedalaşırken de sımsıkı sarıldık.

Zeytinyağı cennetinde, lezzet peşinde


Daha önce zeytinin yolculuğuna da bu kadar yakından tanık olmamıştım; farklarını da çok fazla bilmiyordum. Zeytinlerin yeşili de siyahı da ayrı güzeldi; etli ve çekirdeğinden kolayca ayrılan cinsten. Tabii cinsi kadar salamura şekli de önemliymiş. 10 gün boyunca her gün suyu değiştirilerek acısı alınıyormuş.





Dünya Zeytin Günü kutlamaları sırasında bu bilgileri edinirken Akhisar Taş Konak’ta kalabalık bir kahvaltı, halk oyunları gösterisi, çocuk korosu ve toplanan zeytinlerin sıkımıyla kutlama etkinlikleri sona erdi.




Fotoğraflar: Elvin Levinler



Amazon'un Ortasında Bir Kent
Brezilya'nın Amazonas eyaletinin başkenti Manaus'tan efsanevi manzaralar.

Content Video - Manaus - Amazon'un Ortasında Bir Kent

Yazının devamı...

Tezatların en güzel uyumu: Londra

İlk gelişimde altını üstüne getirdiğim halde bir defa gelmenin asla yeterli olmayacağını, Londra'ya ikinci gelişimde anlayabildim. Tezatlarıyla şaşırtmaya devam ederken, tenisle özdeşlemiş bir şehirde, ATP Finalleri’ni O2 Arena’da muhteşem bir atmosferde izlemek ise unutmayacağım deneyimlerden bir tanesi oldu. Mark Twain’in dediği gibi ‘Öğrenmek istiyorsan seyahat etmelisin.’



Londra denince akla ilk gelen, artık ikonikleşen ve mutlaka görülmesi gereken yerlerde ilk sırada Buckingham Sarayı, Westminister Sarayı, Big Ben ve London Eye var. Nehir deltasındaki şehir dümdüz olduğu için rahat bir ayakkabı tercih edip yürüyerek keşfetmenizi tavsiye ederim.

Ziyaretçilerine ölüm deneyimi yaşatan sergi!


Buckingham Sarayı’nda İngiliz askerlerin nöbet değişimi seramonisini izledikten sonra Wesminister Sarayı’na doğru parkların içinden geçerek yürüyebilir, Big Ben’in oradaki ikonik kırmızı telefon kulübelerinden birinde bir fotoğraf çekip yine ikonik kırmızı otobüslerin yanından, köprülerin birinden geçip nehir kenarından ilerleyerek Avrupa’daki en yüksek dönmedolap London Eye’a nehrin karşısından el sallayabilirsiniz.




Bu tura dahil edemezseniz de Tower Bridge-Kule Köprüsü’nü es geçmeyin. Thames Nehri’ne anlam katan, 70. Kattan bile mavileriyle göz kamaştıran bir köprü. Bütün bunları yaparken aniden bir yağmur bulutuyla karşılaşmazsanız, şanslı gününüzdesiniz. Eğer yine şanslıysanız ve sisli bir gün değilse bu turu günbatımından hemen önce yaparsanız altın ışıklarıyla çok güzel manzaralar eşliğinde yapabilirsiniz.



Londra denince akla ilk gelenlerden değil belki ama Aşk Engel Tanımaz-Notting Hill filminin geçtiği rengarenk evleri, antikacıları ve sevimli kafeleriyle Londra’da en sevdiğim yerlerden biri Notting Hill.



Filmi yıllar önce daha küçücükken izlemiş, o sokaklarda dolaşmanın hayalini kurmuştum ve bugün hâlâ o atmosferin hiç bozulmadığını görmek, sokaklarında kaybolmak, Portobello Pazarı’ndaki tasarım dükkanlarını gezmek ve saatler meşhur beş çayını gösterdiğinde bir kafede çayıma süt ekleyerek içmek, Londra’yı sevmek için bir neden daha.

Avrupa’da gezilecek en güzel 7 köy

Bunca kültürü bir arada barındıran bir şehirde; sokak marketlerinin ne kadar çeşitli, renkli ve lezzetli olacağını tahmin bile demezsiniz! Bazı marketler haftanın her günü açık ve özellikle öğle arasında sandviçini alıp parklarda veya nehir kenarında yiyen insanların sayısı çok fazla. Bazı pazarlar ise belli günlerde kuruluyor, örneğin 1000 yıllık Borough Market’te hemen hemen her mutfaktan farklı lezzetleri ve cazip sunumlarıyla bulabilirsiniz. Her köşeye zaman ayırmak isterken şehrin bu enerjisi sizi yormuyor, aksine enerji katıyor.




Dünyanın en eski ve prestijli tenis turnuvası Wimbledon’a ev sahipliği yaptığı için tenisin en çok özdeşleştiği ve coşkuyla izlendiği şehirlerden de bir tanesi.  Bu yıl dünya sıralamasındaki ilk sekiz tenisçiyi izlemek hiç unutmayacağımız deneyimlerden bir tanesi oldu. Şimdiden belki bir gün Wimbledon Tenis Turnuvası’nı da canlı izleyebilmenin hayallerini kurmaya başladık. Ve artık biliyoruz ki, ‘Londra seni çağırıyor’ demelerinin bir sebebi var: Londra için daima ‘bir sonraki sefer’ olacak.

Fotoğraflar: Elvin Levinler


Tüm dünyayı gezen adamdan harika film

Yazının devamı...

Sonbaharda romantik Baverya

Yolun ismi, daha yola çıkmadan sizi yolculuğa hazırlıyor. Bavyera Alpleri’nin eteklerinde, göllerle çevrili ve Alp manzaralı bu yolculuk sürprizlerle dolu.



Günümüzün masallarına ilham veren Neuschwanstein Kalesi:

Şato denince akla gelen görüntü tam da burası! Gerçek olamayacak kadar masalsı, bugünde olamayacak kadar geçmişe götüren, hayran kalınacak kadar cömertçe dekore edilmiş bir kale. Tesadüf değil, Walt Disney’in Uyuyan Güzel masalındaki şato çizimlerine ilham vermiş, bugün Disneyland’ın sembolü olan meşhur şato da yine buradan esinlenerek yapılmış.



Neuschwanstein (nöyşvanştayn diye okunuyor) kalesi 1869’da Romantik Kral 2. Ludwig tarafından yapılmış. 18 yaşında kral olup, politikadan hoşlanmayan ve etrafındakiler avlanırken romantizmin Ortaçağ gelenekleri ve mimarisine göre şato tasarlayan Kral 2. Ludwig, ‘masal kralı’ olarak da anılıyor. Şatoyu geçtikten sonra Marien Köprüsü’nden manzarası gerçekten de nefes kesici. Yükseklik korkusu olanlar dikkat. Daha da büyüleyici bir manzara için köprüyü geçtikten sonra kimsenin olmadığı bir tepeye tırmanıp da manzaranın tadını çıkarabilirsiniz.



1000 yıllık Ortaçağ kalelerinden birinde konaklayabilirsiniz:

Bu coğrafyayı 20 bin’den fazla kale ve saray süslemiş, bunlardan bazıları kalıntı bazılarıysa hala ilk günkü halinde fotoğraf karelerini süslüyor, müze veya restoran olarak kullanılıyor. Daha da ilginç olan birçok Alman kalesi, kale otel olarak kullanılıyor ve bu yol üzerinde giderken zamanda geriye gidip, krallar ve kraliçeler gibi bir gece geçirip kendi masalınızı yaşayabilirsiniz.



Romantik köy ve kasabalar:

Her birini tek tek anlatmaya gerek yok, etrafımız çocukken çizgi filmlerde izlediğimiz Heidi’nin koştuğu kırlar ve göllerle çevrili minik minik köy ve kasabalara hayran olmamak elde değil. Haritaya bakmadan, internetten araştırmadan hangisinde dursak Ortaçağ'dan kalma ahşap evler ve balkonlarında rengarenk çiçeklerle karşılanıyoruz. Yerel bir pastaneden Alman çöreği, Alp sütünden sıcak bir kahve ve renkli sokaklarından geçip göl kenarına yürüyüş yapıyoruz.  




Normalde dünyanın dört bir yanından turist çeken bu rota, sonbaharda çok kalabalık değil üstelik sonbahar renkleriyle müthiş bir uyum içindeydi. Etraftaki irili ufaklı balkabakları da cabası! Sonbaharın renkleriyle coşmayı, hiçbir otel rezervasyonu yapmadan ve bir sonraki durağını bilmeden yolculuk yapmayı sevenler için harika bir rota…


Sonbaharın en güzel aşk rotaları

 

Yazının devamı...

Gönlümü fetheden güzellik: Positano

“Positano çok derin bir anlama sahip. Orada olduğunuzda bu büyülü yerin farkına varmanız imkansız gibi, ancak ayrıldığınızda sürekli aklınıza gelecek ve o zaman büyüsünü hissedeceksiniz” diyen Steinbeck’in her bir kelimesine katılıyorum!



Amalfi sahili boyunca görülecek çok güzel yerler var ama bölgenin esas mücevheri, tablo gibi manzarasıyla Positano... Tabii ki, Steinbeck bu sözleri 1953’te söylediğinde ne popüler ne de turistik olan Positano, şimdi güney kıyılarının en havalı, pahalı ve kalabalık yerlerinden biri.

Beş gezgin beş öneri (EKİM)


Daracık sokaklarında adım atacak yer bulamadığınız veya arabalıysanız trafikte saatlerce durup park yeri aradığınız temmuz-ağustos aylarında gitmektense hava tahminlerine güvenip ilkbahar veya sonbahar aylarında gitmeyi tercih edebilirsiniz.



Nasıl gidilir?

Bölgede ulaşım genel olarak çok kolay değil. Evler ve oteller yamaçlar üzerine kurulu olduğu için nerede kalırsanız kalın dar ve virajlı yollardan geçip ancak sayısız merdivenlerle kaldığınız yere varabiliyorsunuz. Arabalı olmak ise avantajlı olduğu kadar park edecek yer ve trafik sıkıntısından dolayı dezavantajlı. O yüzden öncelikle ulaşım için treni tercih edebilirsiniz.



Amalfi kıyı şeridi boyunca Sorrento’ya en yakın noktalardan biri Positano... Napoli’den veya Roma’dan trenle Sorrento’ya gelip oradan otobüsle veya taksiyle Positano’ya gelebilirsiniz. Napoli’den Positano’ya taksiyle gelmeyi tercih ederseniz kilometre sizi yanıltmasın bir buçuk saatlik virajlı bir yol size bekliyor.



Bulunduğunuz güzergaha göre trenle Salerno’ya gelirseniz de Positano’ya benzer uzaklıkta, tek farkı taksi hariç feribotla bir saat 15 dakikada Salerno’dan Amalfi aktarmalı Positano’ya geçebilirsiniz. 



Nerede kalınır?

Amalfi sahil şeridi boyunca konaklayabileceğiniz en havalı, lüks ve pahalı oteller burada! Ama kesinlikle bu şehrin büyüsünü yaşamak için buradaki otellerden birinde kalmak zorunda değilsiniz. Öncelikle Amalfi konaklama için daha uygun ve sakin; ulaşımı ise araba, motor, feribot veya otobüsle sağlayabilirsiniz.

Sonbaharın en güzel 5 şehri


Ancak bu otellerde kalmıyor olmanız bu manzaraya karşı pembe bir gün batımını izleyemeyeceğiniz anlamına gelmiyor. Kesinlikle bir akşamüzeri otellerden birini ziyaret etmenizi ve günün en büyülü anının tadını çıkarmanızı tavsiye ederim.



Ne yapılır?

Büyülü bir gün batımı, limon kokulu dar sokaklarda keşif, leziz İtalyan dondurmaları haricinde Positano’ya özel mutlaka görülmesi ve yapılması gereken şeylerden bir tanesi: Fiordo di Furore... Yamaçların üzerine kurulu rengarenk evler kadar kartpostallık bir görüntü: iki yüksek kayanın arasından gizli bir plaj! Tesis yok, sadece bir kaç balıkçı kayığı…

Karadeniz’de sonbahar fotoğrafı çekilecek en iyi 10 yer

Yukarıdan aşağıya baktığınızda nefes kesici bir manzara, yine yüzlerce merdiven, güneşlenen, denize giren ve kayalıklardan atlayan insanlar. Gün ortası çok kalabalık olduğu için erken saatlerde gitmenizi ve özellikle fiyortlardan dolayı güneş belli saatlerde içeriye girebildiği için çok da geçe kalmamanızı tavsiye ederim.



Ne yenir?

İtalya’da şaşmaz! Mutlaka pizza ve makarna yenir ama buralarda özellikle taptaze deniz mahsülleri yenir. Yine şık otellerde veya sadece botla gidebileceğiniz restoranlar olduğu gibi gözünüze tatlı ve lokal gözüken bir yerde yediğinizde de pişman olmayacağınıza eminim. Zaten gün içerisinde isteseniz de istemeseniz de o kadar çok merdiven inip çıkıyorsunuz ki, o pizza makarnaları hızlıca enerjiye çevirebiliyorsunuz.



Positano, bu zamana kadar gördüğüm en masalsı şehirlerden bir tanesi. Ancak yaz aylarında kalabalık dolayısıyla fotoğraflarında göründüğü kadar huzurlu ve sakin olamayabiliyor. Yine de tekrar gidilecekler listemde...

 


 

 

 

 

 

Yazının devamı...