KEŞFET
EN İYİLER
ROTA

Malezya’nın Karadeniz’i: Cameron Highlands

Başkent Kuala Lumpur’un yaklaşık 200 kilometre kuzeyinde bulunan Cameron Highlands, Malezya’nın en yeşil bölgelerinden biri. Deniz seviyesinden yaklaşık 1900 metre yükseklikte bulunduğu için özellikle sıcak günlerde serinlemek isteyenlerin ve turistlerin gözdesi. Kuala Lumpur’dan günübirlik bize özel rehberli bir tur planladık. Rehberimiz, hafta sonu ve tatil günlerinde trafiğin çok yoğun olduğunu ve gezmek için iyi bir gün seçtiğimizi paylaştı. Şubat sonunda gittik ve yağmura yakalanmadan rahatça gezebildik. Cameron Highlands, ismini 1885 yılında bir haritalama gezisi sırasında buraları dolaşan William Cameron’dan almış. Bölgenin gelişmesi ise 1925’te Sir George Maxwell’in burayı ziyaret etmesi ile başlamış.

İlk durağımız bambu sepet fabrikası

Rehberimiz ilk önce yolumuzun üzerinde bulunan sepet fabrikasına uğrayacağımızı paylaştı. Fabrika deyince 2-3 katlı biraz daha büyük bir alan gözümde canlanmıştı ancak gittiğimiz yer baraka gibiydi. Yerde el yapımı hasır sepetler, bambuları kestikleri birkaç makine yer alıyordu. İşçilerin hepsi satışta olduğu için kimseleri göremedik ama sepetler çok güzeldi.

Lata Iskandar Şelalesi

Tapah’tan Cameron Highlans’e doğru ilerlerken durduğumuz yerlerden biri de Lata Iskandar Şelalesi oldu. 25 metre yüksekten dökülen şelale görülmesi gereken yerlerden biri. Yolun diğer tarafında kurulan hediyelik eşya tezgâhlarında bambudan yapılma birçok ürün de satılıyor.

Uzakdoğu seyahatiniz için doğru zamanlama rehberi

Şelaleyi gezdikten sonra yola devam ederken ormanların nefes kesici güzelliği de eşlik etmeye başlıyor. Bir süre sonra yol kenarında baraka evler görmeye başladık.  Rehberimizin anlattığına göre yolun aşağısında yer alan köyde yaşayan bu aileler, yol kenarına kurdukları tezgâhlarda meyve, sebze ve el yapımı ürünler satarak para kazanıyorlarmış.  Yol kenarına kurdukları barakaları ise ev olarak kullandıklarından bahsetti. Bir süre sonra yol kenarındaki barakalardan birinde durduk. Kendileri ile rehberimiz aracılığı ile biraz sohbet ettikten sonra bize nasıl avlandıklarını anlatan küçük bir gösteri sundular.

Çay bahçelerinde dolaşırken yeşile doyun

Çay bahçelerine girmeniz ile yeşilin tonları adeta değişiyor. Araçlar yemyeşil bahçeler içindeki dar yolda ilerlerken ara ara trafik tıkanabiliyor. Siz de muhteşem manzaraları fotoğraflayabiliyorsunuz. Bazı yerlerde fotoğraf çekmek için duruğumuzda doğanın içinde adeta kaybolduğumuzu hissettik. “Boh Tea Plantation” çay üretim merkezine vardığımızda yaklaşık bir buçuk saatlik bir mola verdik. Burada Rize’dekine benzer şekilde, çayın üretim sırasında hangi aşamalardan geçtiği anlatılıyor. Bu anlatım sonrası BOH marka çayları alabileceğiniz markete geçiyorsunuz. Çay hiç içmesem de paketler o kadar güzeldi ki hediye olarak almadan duramadım.

Marketten sonra kafeteryasına geçerek mola verebilirsiniz. Eğer The Tarik ismindeki içine süt katılan yerel Malezya çayından denemek isterseniz burada tadabilirsiniz. Kafeteryanın en güzel yanı ise muhteşem güzellikteki çay bahçelerini panaromik olarak gördüğünüz bir manzara sunması.

Malezya’da hapishane turizmi

Cameron Highlands’de başka neler yapılır?

Yemyeşil çay bahçelerinde yeterince vakit geçirdikten sonra bölgede gezebileceğiniz diğer yerlere uğramadan Cameron Highland’den ayrılmamalısınız. Bunların en başında çilek tarlaları geliyor. Yeni toplanmış tazecik çileklerin mis gibi kokusu, arabadan iner inmez sizi sarıyor. İsterseniz tarlaya girip çilek toplayabilir, isterseniz toplanmış çileklerden satın alabilirsiniz. Rotanızda ilerlerken lokâl pazarlara denk geleceksiniz. Çilek başta olmak üzere çeşitli tropikal meyveler, sebzeler alabilir ve tadabilirsiniz. Kelebek çiftliklerini eminim başka yerlerde de gezmişsinizdir. Cameron Highlands’de de gezebileceğiniz kelebek çiftliğinde rengârenk kelebekleri görebilirsiniz.

Cameron Highlands golf oynamayı sevenler için de güzel imkânlar sunuyor. Bu güzel doğanın içinde golf oynayabilir, Hint mutfağının lezzetlerinden tadabilir, orkide ve gül bahçesini, arıcılık ve bal üretiminin yapıldığı çiftlikleri gezebilirsiniz.

Golf düşkünleri ve egzotik balayı yapmak isteyenler için iddialı bir adres Malezya

Tüm bu güzelliklerden sonra giderken biraz yoğun olduğu için duramadığımız Cameron Vadisi’ne bakan seyir terasında mola verdik. Burada aynı zamanda Bharat Tea isminde bir çay üretici firmasının marketi de yer alıyor. Cameron vadisi manzarasının güzelliğini hafızamıza kazıyıp bu güzel günü sonlandırdık.

Yazının devamı...

Doğunun kraliçesi, imparatorların ve kralların düşü: Hatay

Güne Arkeoloji Müzesi ile başlayın

Havaalanından araç ile yaklaşık yarım saat mesafede bulunan arkeoloji müzesi, Gaziantep’teki Zeugma Müzesi’nden sonra en beğendiğim müze oldu. Hatay’ı günübirlik gezeceğimiz için araba kiralamak istemedik ama kiralasaydık daha iyi olurmuş. Havaalanından şehir merkezine taksi ücreti 80 TL olarak belirlenmiş. Müzedeki mozaik koleksiyonu çok zengin… M.S. 2. yüzyıldan M.S. 6 yüzyıla kadar olan dönemde üretilen mozaik koleksiyonunda çok çeşitli konular işlenmiş. Mozaikler göz kamaştırıcı güzellikte. Müzedeki en bilindik eser ise tarih kitaplarından hatırlayacağımız Kral Şuppiluliuma’nın heykeli.

Müzede her saat başı sinevizyonda yaklaşık 15 dakika süren bir gösterim oluyor. Son derece akıcı ve masalsı bir anlatımla Hatay hakkında kısa bir bilgi edinmenizi sağlayan bu gösterimi izlemenizi öneririm.

Hristiyanlığın en eski kilisesi St. Pierre

Burası kayalara oyulmuş bir mağara kilise. Antakya’daki ilk Hristiyanlar bu kiliseyi gizli toplantıları için kullanırlarmış. Burayı değerli kılan esas şey ise Hristiyanlığın en eski kiliselerinden biri kabul edilmesi. Kilisenin girişinde yer alan bilgi panosunda, buraya toplanan Hristiyanların dağa açılan tüneli baskınlar sırasında kaçmak için kullandıkları yazmaktadır. Kayalardan sızarak yalakta toplanan su ise vaftiz için kullanılırmış. Günümüzde şifa niyetine kullanılan su, depremler nedeniyle son yıllarda oldukça azalmış. Kilisenin bahçesi ise Hatay şehir merkezini tepeden görebileceğiniz bir manzara sunuyor.

Hatay’ın en iyi 10 lezzeti

Anadolu’da yapılan ilk cami: Habib-i Neccar

Habib-i Neccar Camii sadece Hatay’ın değil aynı zamanda Anadolu’nun da en eski camisi olarak biliniyor. Cami bir tapınak iken kiliseye çevrilmiş, daha sonra da cami olarak değiştirilmiştir. Şehir merkezinde uzun çarşı yakınlarında yer alan camide Habib-i Neccar’ın ve Hz. İsa’nın havarilerinin de türbesi var. Bir rivayete göre Hz. İsa’nın havarilerine ilk inanan kişilerden biri olan ve onlara destek veren Habib-i Neccar, halk tarafından şehit edilmiş ve başı caminin bulunduğu yere getirilmiş. Bedeninin ise Habib-i Neccar Dağı’nda olduğu söyleniyor.

Eski, dar sokaklarında kaybolun

Biz camiyi gezdikten sonra yolun karşısında yer alan sokaklardan birine daldık. Sonra labirentteymiş gibi bir o sokağa, bir bu sokağa yürüdük. Daracık, bazıları çıkmaz sokaklarda yürürken tam bir mahalle sıcaklığı hissediyorsunuz. Oyun oynayan çocuklar size görünce yabancı olduğunuzu anlıyor ve dikkatlerini size veriyorlar. Eğer elinizde makine varsa poz bile vermek isteyenler oluyor. Evler ise çok eski, hatta bazıları yıkılacak kadar eski ama yine de çok güzel görünüyor. Evlerin bazılarının çok güzel, renkli kapıları var. Hatta kapılardan birinde tam fotoğraf çektirecekken kapı açıldı ve içeriden çıkan çocuk birden bizi görünce irkildi. Nasıl bir açıklama yapsam bilemeyip “Kapınızı çok beğendik de” deyiverdim.

Üç büyük dinin kesiştiği yer: Hatay

Hatay’da alışverişin kalbinin attığı yer: Uzun Çarşı

Hemen hemen her Anadolu şehrinin biz turistlerin mutlaka uğraması gereken çarşıları vardır. Hatay’ın da Uzun Çarşı’sı meşhur… Tahmin edebileceğiniz gibi burası Hatay’a özgü şeyler bulabileceğiniz bir pazar. Çeşit çeşit baharatlar, küflü çökelek, zahter, içi hurmalı kömbe kurabiyeler, kasaplar, kebapçılar, ipek dükkânları… En çok vaktinizi alacak yerlerden biri burası olacağı için geniş bir zaman ayırmanızı öneririm.

Hatay’ın olmazsa olmaz lezzetleri

Tepsi Kebabı: Tepsi kebabını yiyebileceğiniz çok fazla yer var. Siz de kendiniz araştırıp karar verebilirsiniz. Biz çoğu yerde önerilen Pöç Kasabı’nı tercih ettik ve çok beğendik.

Künefe: Hatay’a gidip künefe denememek düşünülemez. Künefenin pişirme yöntemi çok önemliymiş ve mutlaka kömür ateşinde pişirilmesi gerekirmiş. Künefe için iki ünlü adres var. En bilineni Çınaraltı Künefe Yusuf Usta'nın Yeri. Künefenin yapılışını detaylı bir şekilde izleyebiliyorsunuz. Künefenin bir yüzü piştikten sonra tepside çevrilişi adeta bir şov havasında gerçekleşiyor. Diğer bir adres de Tarihi Bizim Künefeci. Her iki künefenin tadı da lezzeti de birbirine çok yakındı. Açıkçası ben daha çıtır çıtır, ağızda eriyen bir lezzet bekliyordum. O nedenle Hatay’ın künefesi beni biraz hayal kırıklığına uğrattı. Yine de mutlaka denemelisiniz.

Humus: Hayalimizdeki künefeyi bulabilmek için çok fazla künefe yiyince humus yemeye yer kalmadı ama Humusçu İbrahim Usta bu konuda en iyi yermiş.

Medeniyetler diyarı Hatay'a gitmek için 10 neden

Haytalı: Süt, mısır unu ve gülsuyu ile hazırlanan tatlıyı yiyebileceğiniz yer Affan Kahvesi. Kahvenin çok güzel bir de bahçesi var. Olmazsa olmaz bir lezzet değil ama yöreye özel olduğu için bir tane alıp paylaşabilirsiniz.

Hatay dinlerin doğduğu medeniyetin beşiği önemli bir şehir... Tam anlamıyla gezmek için en az 3-4 gün ayırmanızı tavsiye ederim. Tadı damağımızda kalan bu kısa gezimiz bize yetmedi. En kısa sürede tekrar doğunun kraliçesi ile buluşacağım.

Fotoğraflar: Banu GÜNDOĞDU 

Yazının devamı...

Dünyanın en güzel fiyordları

Norveç yeryüzündeki en güzel manzaraları görebileceğiniz, sayamayacağınız kadar şelaleye ve dünyaca ünlü fiyordlara ev sahipliği yapan bir ülke. Gezilecek ve yapılacak bu kadar çok şey olunca ‘geziye nereden başlamalı, nasıl planlamalı?’ konusuna da ciddi mesai harcamak gerekiyor. Özellikle seyahatlerinizde eşsiz deneyimler yaşamak, kısa zamanda mümkün olduğunca çok yer görmek istiyorsanız seyahat planlaması daha da önem kazanıyor.




Doğru bir planlama için öncelikle Norveç seyahatinizin amacını belirlemek gerekiyor. Eğer kuzey ışıkları gibi etkileyici bir doğa olayının peşine düşmek, çılgın huskyler ile kızak keyfini deneyimlemek istiyorsanız uzun ve soğuk kış günleri sizin için en doğru zaman. Ancak seyahatin amacı Norveç’in eşsiz doğasını keşfetmek, fiyordlarında gemi ile kısa seyahatler gerçekleştirmek olunca güneşin neredeyse hiç batmadığı uzun yaz günlerini tercih etmek lazım.

Doğa yürüyüşcülerine özel dağ kulübeleri

Kelimeler yetmiyor
Gemi turları seyahat süreleri kimileri için uzun gelebilir. Ayrıca doğada mümkün olduğunca vakit geçirmek ve hızlı yol almak da birçok gezginin tercihi. Hem dünyaca ünlü fiyordları görmek, hem de kısa da olsa keyifli bir cruise deneyimi yaşamak mümkün. Norveç’te kendi başınıza bir gezi planlamak için Norway Nutshell (https://www.norwaynutshell.com/) iyi bir rehber. Gezinize nereden başlayacağınız, nerelere gideceğiniz, hangi otellerde kalacağınız, gezinizin bir kısmında cruise gerçekleştirmek isteyip istemediğinize kadar birçok seçenek sunuyor ve esnek bir seyahat planlamanızı sağlıyor.



Norveç’in fiyordlara açılan kapısı Bergen ancak Türkiye’den direkt uçuş olmaması nedeniyle öncelikle Oslo’ya uğramak gerekiyor. Oslo’dan keyifli bir tren ve otobüs yolculuğu ile Åndalsnes, Ålesund, Bergen gibi kasaba ve şehirlere ulaşabilirsiniz. Yol boyunca göreceğiniz manzaralar, kırmızı sevimli kuzey evleri sizi o kadar büyülüyor ki beğeninizi hangi kelimeler ile ifade edebileceğinizi bilemiyorsunuz. Bazı kasabalarda bineceğiniz panaromik trenler önemli yerlerde yavaşlayıp fotoğraf çekebilmeniz, bu güzellikleri sindirebilmeniz için süre tanıyor.

Gemisiz bir fiyord gezisi olmaz
‘Hangi fiyordları görmeliyim?’ derseniz buna cevap vermek çok zor. Eğer vaktiniz varsa Norveç’in en büyük fiyordları ‘Sogne’ ve ‘Hardanger’ ile birçok seyahat sitesine göre en güzel fiyordu ‘Geiranger’ gibi önemli fiyordları gezi planınıza mutlaka dahil edin. Biz seyahatimiz sırasında Oslo’dan tren ve otobüs yolculuğuyla sevimli bir balıkçı kasabasını andıran ‘Ålesund’ şehrine ulaştık. Ertesi gün ise bence Norveç’in en güzel fiyordu Geiranger’e gemi turumuzu gerçekleştirdik.



İlk kez bu seyahatimde bir yolcu gemisine bindiğim için öncelikle gemiyi merakla inceledim. Gemide yolcuların rahat bir şekilde manzarayı izlemesi için her türlü konfor sağlanmıştı. Yaz olmasına rağmen fiyordlarda hava oldukça serin hatta soğuk olabiliyor. İçeride oturmak isteyen yolcular için seyir salonları bulunurken dışarıda manzaranın tadını çıkarmak isteyenler için de şezlonglar bulunuyor. Gemi yol alırken sizi her seferinde şaşırtıp heyecanlandıran manzaralar, dağların tepesinden başlayıp denize dökülen hatırlayamayacağınız sayıda şelaleler görüyorsunuz. Ünlü ‘Seven Sisters Şelalesi’ de Geiranger fiyordu cruise gezisi sırasında görülebilir.

Ölmenin yasak olduğu ilginç yer! (Longyearbyen)



Dört saat süren bu keyifli gemi yolculuğunda Geiranger fiyordundan geçerek Geiranger kasabasına ulaşıyorsunuz.
Ålesund’a dönüşümüzü ise otobüs ile gerçekleştirdik. Otobüs sizi yola çıkmadan önce, Geiranger Fiyordu’nu panoramik olarak görebileceğiniz öyle bir seyir terasına çıkıyor ki manzaranın gerçekliğine inanamıyorsunuz. Oysa daha birkaç saat önce o manzaranın içinde gemi ile ilerliyordunuz. İşte o zaman “İyi ki otobüsle dönmeyi seçmişim” diyorsunuz.



Bergen’e doğru gemide bir gece
Gezinin en heyecanlı anlarından biri Ålesund’dan Bergen’e yaklaşık 12-13 saat sürecek konaklamalı gemi yolculuğuydu. Resepsiyonda rezervasyonlar kontrol edildikten sonra kamara kartları verildi ve odamıza yerleştik. Odalar gayet geniş, temiz, rahat ve kullanışlı. Banyo ve tuvalet de bulunuyor. Gemideki olanaklar fazlasıyla ihtiyaçlarınızı karşılıyor. Oda ücretine dahil olan kahvaltı da oldukça zengin ve lezzetli. Bergen’e doğru ilerlerken şansınız yaver gider de güneşli bir havaya denk gelirseniz dışarıdaki şezlonglardan kapıp manzaranın keyfini çıkarın.

Norveç’te geçirdiğimiz dokuz günlük seyahati dolu dolu yaşadık. Tren, otobüs, gemi ve zaman zaman bot ile çok güzel manzaralar keşfettik. Norveç gerçekten anlatılanlar kadar güzel, hatta kendi gözlerinizle görüp deneyimleyince çok daha güzel olduğunu fark edeceğiniz bir ülke. Zihnime kazıdığım kartpostal gibi manzaraları ile kalbimin bir parçasını Norveç’ te bıraktım ve bu güzel ülkeye tekrar gideceğim günün hayallerini kurmaya başladım bile.

Yazının devamı...

Japonya’nın büyüleyici güzelliği: Tateyama Alpleri

ROTA ÜZERİNDE MÜTHİŞ DOĞAL GÜZELLİKLER BULUNUYOR

Japon Alpleri rotası Toyama’da bulunan Tateyama istasyonu ile Nagano’da bulunan Ogizawa istasyonu arasında uzanmakta.
Bu rota üzerinde görülmesi gereken birçok doğal güzellik yer alıyor. Bijodaira ormanları, Japonya’nın en yüksek şelalesi Shomyo, rotanın en yüksek noktası Murodo, rotanın kuşkusuz en etkileyici yeri Yuki-no-otani ismindeki kar duvarı, Kurobe barajı ve baraj gölü bu rotada size farklı deneyimler sunacak güzellikte yerler. Rotayı Tateyama-Ogizawa arasında tek yön planlayabileceğiniz gibi, gezeceğiniz yerlere göre Tateyama- Kurobeko, Tateyama-Daikanbo, Tateyama-Murodo arasında  çift yön olarak da gerçekleştirebilirsiniz. Rotayı baştan sona görmek isterseniz en az 6-7 saat sürüyor. Dolayısı ile bir tam gününüzü bu bölgeye ayırmalısınız.

YERİNİZİ ŞİMDİDEN AYIRTIN

Rotanın tamamı nisan ortasından kasım sonuna kadar geziye açık. Rotanın en etkileyici bölümü ise kesinlikle Yuki-no-otani ismindeki kar duvarı. Her iki yanınızın yüksek kar duvarı ile çevrili olduğu bir yol hayal edin. Rotanın ilk açıldığı sıralarda, yer yer 19-20 metreleri bulan kar duvarları görmeniz mümkün.   Bu sıra dışı güzellik kısıtlı bir süre gezilebildiği için yerler hızla tükenmekte. Dolayısıyla tarihlerinizi belirleyip https://www.alpen-route.com/en/ sitesinden biletlerinizi almanızı öneririm.



TATEYAMA FÜNİKÜLERİ

Tateyama istasyonuna geldiğinizde öncelikle internetten yaptığınız rezervasyonu görevliye onaylatmanız gerekiyor. Rezervasyonu yaptığınız saatte mutlaka orada olmalısınız. Çok fazla talep var ve sayıya göre araçlara turistler alınıyor. Eğer gecikirseniz rezervasyonunuz ve paranız yanacaktır. Onay sonrasında Tateyama füniküleri için saatinizin gelmesini bekleyebileceğiniz salona geçiyorsunuz. Japonlar inanılmaz dakikler. Bu nedenle hiçbir gecikme olmadan, tam vaktinde rotanıza başlayacağınızdan emin olabilirsiniz. Bekleme salonunda atıştırmalık bir şeyler alabileceğiniz kafeterya da bulunmakta. Fünikülere binerek ulaşacağınız ilk durak Bijodaira. Burada inip ormanda yürüyebilir, Shomyo şelalesini görebilirsiniz.

Uzak Doğu’ya gitmeden önce bilmeniz gerekenler


TATEYAMA OTOBÜSÜ İLE ZİRVEYE ÇIKIN

Fünikülerden indikten sonra rotanın ikinci durağına doğru çok keyifli bir gezi başlıyor. Giderek karlı dağlar, yerini karla kaplı yollara bırakmaya başlıyor. Yol üzerinde inebileceğiniz yerlerden biri Midagahara. Açıkçası kar duvarını o kadar merak ediyordum ki bir an önce varmak istediğimden Murodo’ya doğru devam ettim. Zirveye vardığımda her yer kar ile kaplıydı ve muhteşem bir manzara karşımdaydı. En heyecan veren an ise boyumu çoğu yerde 2-3 kat aşan kar duvarı yolunda yürümek oldu.



TATEYAMA TELEFERİĞİNDEN ALPLER'İN NEFES KESEN MANZARASINA ŞAHİT OLUN

Yolu tamamladıktan sonra varacağınız tünelden tekrar otobüse binip teleferiği beklemeye başlıyorsunuz. Daha beklerken bile gördüğünüz manzara size büyülüyor.  Teleferik oldukça kısa sürüyor ve o nedenle gözünüzü yol boyunca manzaradan ayırmayın.



JAPONYA’NIN EN BÜYÜK BARAJI: KUROBE

Teleferikte gördüğünüz manzaraların etkisi daha geçmeden Kurobe füniküleri size başka bir manzaraya çıkarıyor: Japonya’nın en büyük barajı Kurobe. Benim gittiğim dönemde henüz baraj gölündeki buzlar erimemişti, o nedenle bot turları başlamamıştı. Eğer yaza doğru giderseniz gölde bot turu yaparak manzaranın tadını çıkarabilirsiniz.



ROTANIN SONU

Baraj gezisi sonrası tünel otobüsüne binerek rotanın sonuna yani son durak Ogizawa’ya varıyorsunuz. Bu rota kesinlikle hayatımda yaptığım en keyifli gezilerden biriydi. Gezinizi rotanın açık olduğu hangi dönem planlarsanız planlayın mutlaka renk katacak güzel bir aktivite, keşfedecek bir manzara bulacaksınız.




Fotoğraflar: Banu Gündoğdu

Yazının devamı...

Bir günde sıra dışı Kayseri gezisi

Kuş Gözlemcileri için Bir Cennet: Sultan Sazlığı

Kayseri havaalanından araç ile yaklaşık 1.5 saat mesafede bulunan Sultan Sazlığı 300’ün üzerinde kuş türüne ev sahipliği yapıyor. 
Öğrendiğime göre flamingolar, Sultan Sazlığı’nın göç rotası üzerinde bulunması nedeniyle burada mola veriyorlarmış. Develi Belediyesi her yıl Nisan ayında fotoğraf safarisi ve sonunda da fotoğraf yarışması düzenleyip bölgenin tanıtılmasını sağlıyor.

Kamış İhracatının Kaynağı

Sultan Sazlığı’nda yetişen kamışlar belli bir boya geldiklerinde toplanmaya başlıyor ve Sultan Sazlığı’nın hemen yanındaki Sindelhöyük kasabasına getiriliyor. Kurumaya bırakılan kamışlar kuruduktan sonra kasabada çalışan kadınlar tarafından püsküllerinden ayrılıp silindir biçiminde bağlanıyor. Kasabada çalışan kadınlar o kadar el pratikliği kazanmışlar ki izlerken hızlarını takip etmekte zorlanıyorsunuz. Onları izlerken arada kendilerine “Eşleriniz sizi tarlaya yollayıp kendileri kahvede dinleniyorlar mı?” diye takıldık. “Yok” dediler. Erkekler, kamış toplama işi ile ilgileniyormuş. İşleri daha zor anlayacağınız.




Bu kadar kamışın ne yapıldığını sorduğumuzda Almanya, Hollanda gibi ülkeler başta olmak üzere birçok ülkeye ihraç edildiğini öğrendik. Doğal yapısı bir süre önce bozulan ve tekrar eski haline dönmesi için çalışmalar yapılan Sultan Sazlığı’nı korumayı umarım başarabiliriz. Tarlada çalışanları görmek isterseniz sabah erken saatlerde gitmenizi öneririm.

 Anadolu’da Özgürce Dört Nala Koşan Atlar: Yılkı Atları

Arkada Erciyes dağının heybetli manzarası, dağın eteklerinde ise dört nala koşan bir at sürüsü düşünün. Öyle güzel bir manzara oluşturuyor ki kimi zaman haftada 4-5 fotoğrafçı grubun bölgeye geldiği söyleniyor. Ben de uzun zamandır Yılkı atlarını fotoğraflamayı düşünüyordum. İyi ki daha fazla ertelememişim. Yılkı atları Anadolu’da serbestçe dolaşan atlara deniyor. Civarda yaşayan aileler Yılkı atlarını yakalayıp ehlileştirerek sürüye dahil ediyorlar. Özellikle kışın zor şartlarında atların bakımını üstleniyorlar ve müşteri çıktığında da satarak geçimlerini sağlıyorlar.

Amerikan Kovboy Filmlerini Aratmayacak Sahneler

Yılkı atlarını fotoğraflamak isterseniz bölgeyi bilen bir rehberden destek alarak gezinizi planlamanız iyi olacaktır. Atları her zaman sürü olarak göremiyorsunuz. O nedenle önceden bir planlama yapmanız gerekir. Bunun için Hürmetçi Köyü’nde yaklaşık 30 yıldır Yılkı atlarını ehlileştiren Ali Kemer namıdiğer Ali Dayı ile iletişime geçebilirsiniz.





Fotoğraf çekmeniz için dört nala koşmaya hazırlanan atların karşısına geçip objektifleri doğrultuğunuz anda, başlarında sürüyü yöneten Türk kovboyları atları üzerinize doğru koşturmaya başlıyor. Yerin adeta deprem olurmuş gibi sarsılması ile yükselen nal seslerine, deklanşör ve herkesten yükselen heyecan çığlıkları eşlik ediyor. Şahit olduğunuz manzaralar o kadar güzel ki kendinizi adeta bir Amerikan filminin setinde hissediyorsunuz. Ziyaret saatinizi gün batımına göre ayarlarsanız çok daha güzel manzaralara şahit olmanız mümkün.




Fotoğraflar: Banu Gündoğdu



Buraları görmeden "Türkiye'de yaşıyorum" demeyin!

Content Video - Buraları görmeden "Türkiye'de yaşıyorum" demeyin!

Yazının devamı...

Laponya: El değmemiş doğanın içinde unutulmaz deneyimler yaşamak

Bazı planlar hep aklınızın bir köşesinde vardır ama bir türlü gerçeğe dönüştüremezsiniz ve ötelersiniz. Laponya’ya da gitmeyi uzun zamandır planladığım ama hep ertelediğim bir yerdi. Arkadaşımın bahsettiği bir uçuş kampanyası, o sıralar çok sık karşıma çıkan fotoğraflar ve en son bir sergide denk geldiğim kuzey ışıkları tablosu evrenin bana mesajı olmalıydı. Artık bu geziyi gerçeğe dönüştürmenin vakti geldiğini anladım ve hemen geziyi detaylandırıp Laponya’da bulunan Ivalo’ya gitmeye karar verdim.

Nedir Bu Kuzey Işıkları Dedikleri?

Laponya deyince hiç kuşkusuz akla ilk gelen şey kuzey ışıklarıdır. Bu doğa olayı kutuplarda göründüğü için kuzey ışıkları gibi güney ışıkları da var. Auroraların ana kaynağı güneş dememiz çok yanlış olmaz sanırım. Güneşten kopan yüklü parçacıklar uzaya yayıldıklarında bir kısmı dünyanın manyetik alan etkisi nedeniyle dünyaya ulaşıyor ve atmosferdeki elementler ile etkileşime giriyor. Atmosferdeki oksijen ve nitrojen elementlerinin proton ve elektronlarını enerji ile yüklüyor. Bu elementler de yüklenen enerjiyi serbest bırakıyor ve bu güzel ışık olayı ortaya çıkıyor. İşte buna Aurora deniyor. Kuzey ışıkları ise Aurora Borealis olarak geçiyor. Güney ışıklarına da Aurora Australis deniyor.

 

Kuzey Işıklarını Görmek Neden Bu Kadar Zor?

İtiraf etmeliyim ki seyahat planını detaylı bir şekilde ele alana kadar kuzey ışıklarını görmenin bu kadar zor olduğunu bilmiyordum. Gezi hazırlıklarımız sırasında kuzey ışıklarını görebilmek için bilinmesi gereken birçok bilgi araştırdım ve detay öğrendim. Bu detaylara birçok farklı gezi bloğunu, dergiyi, araştırma yazılarını okuyarak ulaştım ve oldukça vakit aldı. Her edindiğimiz bilgi gezi planını etkiledi. Umarım bu bilgiler kuzey ışıklarını görmek için size de faydalı olur.



Kuzey ışıklarını görmek için en ideal dönem Ağustos sonu – Eylül itibari ile başlayıp Nisan sonuna kadar devam ediyor. Tatil planınızı mutlaka kuzey ışıklarının görüldüğü döneme denk getirmelisiniz. Kuzey ışıklarını uzun bir süre kovalamak için uzun gecelere ihtiyacınız olacak. Dolayısı ile gecelerin daha uzun yaşandığı ayları tercih etmek bir avantaj. Periyoda baktığımızda oldukça uzun olmasına rağmen bu dönemde gidip göremeden dönen birçok tanıdığınız vardır eminim. Ne yazık ki kuzey ışıklarını  görmenin yüzde 100 garantisi yok. Yüzde 100 doğru tahmin eden bir yöntem de henüz yok ama bir takım bilgiler ile bu olasılığı arttırmamız mümkün. Sonrası tamamen şans. • Kuzey ışıklarını görmek için en ideal dönem Ağustos sonu – Eylül itibari ile başlayıp Nisan sonuna kadar devam ediyor. Tatil planınızı mutlaka kuzey ışıklarının görüldüğü döneme denk getirmelisiniz. Kuzey ışıklarını uzun bir süre kovalamak için uzun gecelere ihtiyacınız olacak. Dolayısı ile gecelerin daha uzun yaşandığı ayları tercih etmek bir avantaj. Periyoda baktığımızda oldukça uzun olmasına rağmen bu dönemde gidip göremeden dönen birçok tanıdığınız vardır eminim. Ne yazık ki kuzey ışıklarını  görmenin yüzde 100 garantisi yok. Yüzde 100 doğru tahmin eden bir yöntem de henüz yok ama bir takım bilgiler ile bu olasılığı arttırmamız mümkün. Sonrası tamamen şans.  Kuzey ışıkları için bulutsuz hava şart. Hava bulutlu ise yüksek aktivite bile olsa kuzey ışıklarını sadece bulutların ardında hafif bir renk olarak görürsünüz. Bu aynen dolunay dönemi havanın bulutlu olduğu gecelerde ayı göremememize sadece bulutların ardında hafif bir ışık olarak görmemize benziyor. Bulutsuz bir gökyüzü ne yazık ki şart. 

Çağın en gizemli ülkesi! Öyle fotoğraflar çekti ki...


Güneşteki aktiviteler ya da patlamalar diyelim ne kadar şiddetli olur ise kuzey ışıklarının oluşma olasılığı da o kadar yüksek oluyor. Güneşte yüksek bir patlama gözlendiği anda kuzey ışıklarını göremiyorsunuz. Güneşten kopan parçacıkların dünyaya ulaşması için süreye ihtiyaç var. Tabi her patlama dünyaya ulaşmayabilir. Atmosfere değmeden geçebilir. Bu kadar teknik detaya boğulmamıza gerek olmadığı için işi uzmanlara bırakıp bizlerle paylaştıkları tahminleri takip edebiliriz. NASA’nın birçok uydusu sayesinde güneşteki patlamalar ve şiddetleri ile ilgili 27 günlük bir tahmin her Pazartesi güncellenip paylaşılıyor. Bu tahmine aşağıdaki linkten erişebilirsiniz. http://www.swpc.noaa.gov/products

Auroranın şiddetini ölçen değer KP olarak gösteriliyor ve 0 ile 9 arasında değişiyor. Tahminlerde günlük şiddetin ne olacağı paylaşılıyor. KP değeri ne kadar artarsa, kutuplara göre daha güneyde yer alan bölgelerde kuzey ışıklarının görülme olasılığı artıyor. Şansınızı arttırmak için mümkün olduğunca kuzeye çıkmanız düşük aktivitede bile kuzey ışıklarını görmenizi kolaylaştıracaktır.

Bu köyde sıcaklık eksi 47 derece!


Kuzey ışıklarını izleyebilmek için en iyi yöntemlerden biri bölgeyi iyi bilen bir uzman ile kuzey ışığı avına çıkmak. Bu konuda Tripadvisor’da iyi bir puana sahip Ivalo Trek’i öneririm. Rehber aynı zamanda fotoğrafçı olduğu için kuzey ışıklarını ilk kez görecek biz deneyimsiz fotoğraf tutkunlarına faydalı bilgiler verip yardımcı oluyor.  Bunun gibi farklı firmalar deneyimli rehberleri ile bu hizmeti sunuyor. O nedenle araba kiralayıp ışıkları kendiniz keşfetmeye kalkmayın. Biz gece boyunca bulutlardan kaçıp yer değiştirdik. O nedenle bölgeyi iyi bilen bir uzman hayalinize kavuşmanıza yardımcı olacaktır.



Kuzey ışıkları gezimiz başladığında heyecan zirvedeydi. Kuzey ışıkları  tam ümidimizin tükendiği, biz de boynu bükük göremeyenler kervanına katılacağız dediğimiz bir anda belirdi ve kısa da olsa şiddetlenip tepemizde dans etti. Bu muhteşem anı ilk seferde, -16 derecede 3-4 saatlik beklemenin sonunda yaşamak nasıl güzel bir heyecandı anlatmak çok zor.



Husky Turu Yapmadan Dönmeyin

Belki kuzey ışıklarını görmek elinizde değil ama sevimli huskyler ile karlar içinde keyifli bir kızak gezisi gerçekleştirmeniz mümkün. Bu tur ışıkları göremezseniz güzel bir teselli olacaktır. Hayatımda deli gibi eğlendiğim ve hiç bitmesin istediğim anlardan biriydi.




Biz konaklamak için Guesthouse Husky isminde çok güzel bir yer seçtik.  Adından da tahmin edebileceğiniz gibi burası aynı zamanda husky çiftliği ve konaklayan konuklarına ya da dışarıdan gelen ziyaretçilere husky turları sunuyor. Çiftlikte gece köpek ulumaları eşliğinde uykuya dalıp sabah yine köpek sesleri ile güne merhaba diyorsunuz.

Hava soğuk olduğu için sizi koruyacak termal kıyafetler ve ayak numaranıza uygun botlar veriliyor. Turdan önce aklımda köpekler yolu nasıl bulacak, başımızda yolu gösteren bir rehber olacak mı, kızağı süremezsem gibi birçok soru vardı. Turda rehber var ve tur öncesinde kızağı nasıl süreceğiniz, kızakta nasıl durduracağınız rehber tarafından gösteriliyor. Yokuşlarda ve virajlarda kızağı nasıl yönetmeniz gerektiğinin bilgisi veriliyor. Eğer yokuşa gelirseniz kızaktan inip iterek siz de köpeklere yardımcı oluyorsunuz. Aman yokuşu çıkarlar, inmekle uğraşamam demeyin sakın. Hem sevimli huskylere yazık hem de sizi yokuşta bırakırlar. Sonra beklersiniz ki rehber gelip sizi kurtarsın.

Bizim katıldığımız tur 4 saatti. Yolu yarılayınca Sami çadırında odun ateşinde pişirilen çorbanızın geleneksel ahşap kaplarda ikram edildiği öğle yemeği molası veriliyor.


Yolun diğer yarısında da sürücü değişikliği yapılıyor. Böylece hem kızağı sürüp, hem de oturarak bu eşsiz anın tadını çıkarıyorsunuz.



Cam Igloo’da Üzerinize Yağan Karı İzleyin

Laponya bölgesine giderseniz en azından bir gecenizi Cam Igloo’da geçirmenizi öneririm.  Cam igloolar 2 ve 4 kişilik olabiliyor. Biz Kakslauttanen Arctic Resort’ta 2 kişilik iglooda konakladık. Biraz şaşırabilirsiniz ama içeride duş yok. Sadece yatak, tuvalet ve lavabo bulunuyor.



Başınızı yastığa koyduğunuz anda üzerinize yağan karı, gökyüzünü, hatta bulutsuz bir gecede yıldızları ve kuzey ışıklarını yattığınız yerden görebiliyorsunuz ve uykuya bu şekilde dalıyorsunuz. Hava bulutlu olduğu için yıldızları ve kuzey ışıklarını göremedik ama üzerimize yağan karı sıcacık yatağımızda izledik. Sabah her yanı saran karlar ile uyandık. Yaşanması gereken bir deneyim kesinlikle .

Ren Geyikleri ile Laponya’nın Doğasını Keşfedin

Laponya’da keyifli vakit geçirebileceğiniz bir diğer aktivite de Ren geyiği ile tura çıkmak. Tur öncesi termal kıyafetlerinizi giyiyorsunuz. Kızaklar birbirine geyiklerle bağlanıyor ve rehber eşliğinde karlar arasında ilerlemeye başlıyorsunuz. Ara sıra yokuşlarda arkanızdaki kızağa bağlı ren geyikleri size o  kadar yaklaşıyor ki ensenizde nefeslerini hissediyorsunuz. Başınızı o an biraz çevirdiğinizde göz göze gelmeniz mümkün, hatta zaman zaman boynuzları size çarpıyor.



Bu turda da yolu yarıladığınızda hem ısınmanız hem de geyiklerin dinlenmesi için çay, kahve molası veriliyor. Odun ateşinde pişen çay ve kahve sırasında rehber Sami kültüründen ve günlük yaşamlarından bahsediyor.

Turu tamamladıktan sonra büyük ahşap bir kulübede yemek molası verdik. İçeride yanan ateşin etrafında sıcak berry suyumuzu içerek ısındık. Yemekte patatesli geyik eti vardı ve oldukça lezzetliydi. 

Kar Motosikleti ile Tura Ne Dersiniz?

Laponya ıssız bir coğrafya olsa da burada sıkılmadan keyifli vakit geçirmeniz mümkün. Gezinize keyif katacak bir diğer aktivite de kar motosikleti ile Laponya’yı keşfetmek. Motosiklet turuna tek kişi veya iki kişi olarak çıkabiliyorsunuz. Kalabalık gruplarla da katılabiliyorsunuz. Biz rehberimiz eşliğinde iki kişi katıldık. Bu tura katılacaksanız size astranot kıyafetleriniz ile uyumlu bir de kask veriyorlar. Kaskı giyince tam astranot oluyorsunuz.

Rehber önce motosikleti nasıl kullanacağınızı gösteriyor. Daha önce denememiş olsak da çok rahatlıkla sürebildik. Yaramaz huskyleri yönetmekten çok daha kolay olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Rehberi takip ederek Laponya’nın doğasının içinde kaybolduğunuz keyifli bir tur gerçekleştiriyorsunuz. Belli yerlerde durup fotoğraf çekmeniz için mola verirken ısınmanız için sıcak berry suyu da ikram ediliyor.

Bu tur sırasında Laponya’nın doğasını keşfedip keyifli bir zaman geçirmeniz mümkün.

Laponya herkesin hayatında en az bir kere de olsa gidip keşfetmesi gereken bir yer. Gezimiz boyunca yaşadıklarımız, bir ömür boyu anlatacağımız keyifli anılar olarak hafızalarımıza kazındı. Bizim gezimiz sırasında denemediğimiz buzkıran gemisi turu, buzda balık tutmak, buz havuzundan sıcak saunalara koşmak gibi eğlenceli birçok aktivite daha deneyimleyebilirsiniz. Tüm bu keyifli anları yaşamak ve hayallerinizi gerçeğe dönüştürmek için bu kış rotayı Laponya’ya çevirin.



Fotoğraflar: Banu Gündoğdu

Yazının devamı...