Çeeeek bi Adana kebap...

Satır kullanmak zor. Ritm ile hafif vurarak kavisinde beşik gibi, ahenkle sallarken eti kıyacaksın. Aynı anda ‘Adana’nın yolları taştan, sen çıkardın kebap beni baştan’ türküsünü mırıldanacaksın. Bol kırmızı biberi cömertçe çalışacak ve elinle bi güzel yoğuracaksın. Yassı şişe eti güzelce sıkacaksın. Kömürü sık sık yelleyeceksin. Kebabı lavaşın arasına yorgan gibisarıp çekeceksin. Adana’da işte tam da bunları, kebabın hasını yaptım...

Haberin Devamı

Şimdi: İri bir parça kopart ve yassı şişi eline alarak baş parmak aşağıda, diğer dört parmak sırasıyla okşar yumuşaklıkta tek tek kapatarak geriye, kendine doğru bu satır kıymasıyla yassı şiş üzerini kapla. Bu işin en zor kısmı bence, çok gevşek olursa kebap pişme esnasında ateşe düşebilir. Ben düşürmeden pişirebildim, hatta arada eti sıkılaştırmak için ateş üzerinden alıp, lavaşla üstüne bastırıp fazla yağlarını alarak tekrar ateş üstüne koydum. Kömür ateşini sık sık yelleyerek kızgın olmasını sağladım ki, üstü kızarsın nar gibi. Ustalar "tamam" deyince tabaktaki bir lavaş üstüne yatırıp üstünü bir başka lavaşla yorgan misali sıkıca örttüm. İlk önce hafif ileri (yapışan uçlar varsa serbest kalsın diye) sonra tereyağından kıl çekercesine ahenkle tek hamlede yassı şişi, bir kılıç cengaveri maharetiyle çektim ve derin bir soluk aldım. Şimdi nar kuzusu gibi önümde boylu boyunca lavaş yatağına uzanmış, hâlâ cızırdıyor. Çeeeek….

Çeeeek bi Adana kebap...
Çeeeek bi Adana kebap...

İsmail Amca 86 yaşında, 60 senedir kebap yapıyor ve bir delikanlı gibi çiğ köfte yoğuruyor. Adana kebabını bilmem ama çiğ köfte bence dünya gastronomi harikaları listesinde ilk sıralarda yer alır. Müthiş bir buluş.

Haberin Devamı

Tarsus Amerikan Koleji’nde dört sene yatılı okudum. Adana’da, dayım Kemal Özgür ve bilhassa halam Ruziye Özgiray’ın evlerinde hafta sonlarımı geçirirdim. Kemal dayı bir yemek uzmanı, bir 'Bon Viveur' idi. (iyi yaşayan insan) Kışları Adana’da kebabın en iyisini yaptırır, yazları ise İstanbul’daki köşkünde deniz mahsullerinin alası mutfağından eksik olmazdı. Adana’da eskilerin hatırladığı hâlâ bir 'Kemal Özgür Kebabı' var. Kebaba adını vermiş bir adamın yeğeniyim. İlk defa dayım götürmüştü sabah 6.00’da ciğer şiş yemeye, Ciğerci Parmaksız’ın minik dumanlı lokantasına. Çocuktum unutamadığım bir andır.  

Çeeeek bi Adana kebap...
Çeeeek bi Adana kebap...

Yıllar sonra Adana’da Bakırcılar Çarşısı’nda artık azalmış çekiç sesleri arasında ciğer kahvaltımı, şalgam suyu eşliğinde dayıcığımı anarak yaptım.

Haberin Devamı

Kahvaltıdan sonra:

Büyük saat: 1879 yılında iki Ermeni usta tarafından yapımına başlanmış. Adana Valisi Ziya Paşa zamanında Hicaz demiryolu yapımı için Osmanlı topraklarına gelen Almanlar tarafından saat mekanizması takılmış ve bugün hâlâ çalışıyor. Söylenenlere göre 32 metrelik boyuyla ülkemizin en yüksek saat kulesiymiş. Ziya Paşa’ya gelince asıl adı Abdülhamid Ziyaeddin olan Paşa, düşünür, şair ve yazar, yani tam bir Osmanlı entelektüeliymiş. Abdülaziz döneminde Avrupa’da 'Genç Osmanlılar' arasına katılmış ve daha sonra yurda dönüp, belki biraz da sürgün mahiyetinde Adana’ya vali atanmış. "Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir, tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir" dizesi ona aittir. Nasihat ile yola gelmeyenin hakkı azar, azar ile yola gelmeyenin hakkı ise dayaktır.

Haberin Devamı

Ziya Paşa’nın mezarında bir fatiha okuyup devam ettik yolumuza…

Çeeeek bi Adana kebap...

Ulu Cami çok ama çok zarif bir cami. Hemen Selçuk etkileri göze çarpıyor. Selçuklu mimarisini fazla 'uzay yolu' bulmuşumdur, hastasıyım. Ama burada tamamen Arap (Memlûk) tarzı, altıgen, iki ayrı renk taş kullanılmış olan zarif bir minare ve avluda ise Osmanlı mimarisi göze çarpıyor. Cami ve medresede bu üç tarz birbirinden beklenmeyecek kadar mükemmel bir uyum sağlamış.  Sanırım zamanla eklenerek büyümüş. Ramazanoğlu Halil Bey tarafından 16. yüzyıl başlarında Selçuklu tarzındaki yapımına başlanmış. 1552 yılında Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferinden sonra mihrap İznik çinileri ile kaplanmış. Osmanlı izleri başlamış külliyede. Maalesef burada da güzelim çinilerin bazıları çalınmış. Camiden çini çalanlara sadece hırsızlık cezaları verilmemeli bence. Tarihimizi, benliğimizi, insanlığımızı zedeliyor bu hırsızlar. Adana iklimi nedeniyle kapalı kısmı açık kısmından daha ufak bir cami. Kapalı kısmı dar bir dikdörtgen, avlusu ise aksine geniş ve ferah bir cami. Ramazanoğlu Halil Bey ve Piri Paşa’nın oğulları Mehmet Bey ve Mustafa Bey’in sandukaları yan yana ve tamamen İznik çinileri ile kaplı.

Haberin Devamı

Ramazanoğulları Beyliği: Oğuz Türkleri’nin, Üçok kolunun, Yüreğir boyu kökenli bu beylik, 1300’lü yıllarda Adana bölgesine yerleşmeye başlamış. İlk önceleri  200 küsur sene Memlûklular’a tabi olmuşlarsa da 1500’lü yıllarda kendi istekleri ile Osmanlı’nın bir parçası olmuşlar.

Çeeeek bi Adana kebap...

Öğleden sonra beni çok etkileyen bir köye gittik. Bana yolladıkları yazıyı kısaltarak paylaşıyorum:

 “Kınalı Eller Kadın Hareketi 2015’te başladı. Üniversite mezunu değişik meslek grubundan (ziraat mühendisi, avukat, doktor, öğretmen, gastronom, biyolog, mali müşavir, muhasebeci, grafiker, bankacı) 14 kadın bir araya gelerek, ‘ne yapabiliriz’i düşünmeye başladı.Meslek sahibi bu kadınlar, kendileri gibi okuma şansına sahip olamamış kırsaldaki kadınları, çıkış noktası olarak aldı. Kırsaldaki kadınlarımız üretimin her alanında (tarımda, tarlada, hayvancılıkta vb) olmalarına rağmen, yaptıkları işin tanımı yoktu. Emekleri yok sayılıyordu. 2015 yılından beri ‘ne yapabiliriz’ sorusuna cevap olarak bu sosyal sorumluluk projesi doğdu. Kınalı Eller Kadın Hareketi, kırsaldaki kadınlarımızın refah düzeyini arttırıp üretimde söz sahibi olmalarını, kayıp emek güçlerinin bilincine varmasını sağlayan, gönüllülük esasına dayalı sivil toplum örgütüdür.

Haberin Devamı

Amacımız;

Toplumsal ve kültürel mirasımızla ilgili duyarlılığın arttırılmasını ve yerleşmesini sağlamaktır. Sorunların değil çözümün bir parçası olarak, toplumun kalkınmasına katkıda bulunmaktır.

Hedefimiz ;

Kadınlarımızın kooperatifçilik çatısı altında, gelir elde etmelerini sağlamak.

Değerlerimiz;

1-Emeğe saygı,

2-Dürüstlük, güvenilirlik,

3-Çevre bilinci, doğaya dost,

4-Sağlıklı beslenme için doğal üretim,

5-Üreten ve kamu yararını gözeten anlayış.

Seçeceğimiz proje alanının özellikleri; köy ekonomisinin tarım, hayvancılık, el emeği, dokuma, el sanatları, turizm, yöresel tatlar, olanağı az işsiz kadın nüfusunun yoğun, ekonomik gelir düzeyinin düşük olduğu yerler.

Kınalı Eller Kadın Hareketi’nin ilk durağı Salmanbeyli Köyü’nü belirledik. Salmanbeyli Köyü 1920’lerde Madama’nın çiftliğinde çalışan işçilerin kurmuş olduğu bir köydür.

Bu köyü seçmemizin nedenleri şöyle; işsiz kadın nüfusunun yoğun olması, işsizlik nedeni ile genç nüfusun hızla şehre doğru kayması ve civar köylerin işlenebilir tarım arazileri 8000 ile 12.500 dekar arasında değişmekle beraber, hepsi o köylüler tarafından işlenmektedir. Salmanbeyli’nin işlenebilir tarım arazisi 6000 dekar olmasına rağmen sadece %10’nu köylüye ait. Bu da köyde ciddi boyutta işsizliğe neden olmaktadır.

Kınalı Eller Salmanbeyli Kadın Kooperatifi’nin amacı;

Yerel kültürümüzü, yemeklerimizi korumak. Köy turizmi yaratmak, burayı gastronomi (slowfood) köyü haline getirmek.

Karabuğday’dan yapılan tandırda yufka ekmeği, tandır böreği (sembuske), tandır somunu, esmer bulgur, kişk tarhana. Ayrıca biber salçası, kuru bamya, dövülmüş zeytin, Tarsus beyazı yaprak salamura, setikli turşu (biber, acur, salatalık, patlıcan, kelek, lahana) köy yumurtası, tereyağı, kaymak, çömlekte köy yoğurdu, basma peynir, mehle, reçeller (patlıcan, kabak, turunç, portakal çiçeği, karpuz, incir, şeftali)

Aynı zamanda Adana topak patlıcanının ‘coğrafi işaretli’ ürün olarak Türkiye’de tanıtılması.

Projenin sürdürülebilirliği açısından sonraki kuşakların bilinçlendirilmesi. Sosyal sorumluluk projeleri ile çocuk ve gençlerin eğitilmesi (izcilik, sanat, tiyatro, istasyon çalışmaları vb.)

Temel amacımız; kırsalda kadının kalkınmasına yardımcı olmak. Ama geniş perspektiften baktığımız zaman; kültürel ve ekonomik olarak geçmiş ile kopukluğu gidermek, gelecek nesillere, kültürel birikimi aktarmak da istiyoruz. Kooperatifin kurulduğu Salmanbeyli Köyü’nde daha önce evler kerpiçti. Kerpiç aslında çok sağlıklı bir yapı. Köyde kerpiçten ev yapabilen bir ya da iki kişi kaldı. O ustaların bildiklerini gelecek nesillere aktarmak gerekiyor. Onun dışında tandırda yufka ekmek pişirmek de çok önemli bir kültür. Köyde,bilen kadınların bu birikimlerini gençlere aktarmalarına aracı olmak da en büyük hedefimiz. Bir takım yemeklerimiz var, çok eskilerde kalmış, kahvaltıda yenilen 'mehli' gibi. Bütün bu kültürleri yeniden canlandırıp gelecek nesillerle kültürümüzü yaşatmak istiyoruz.

Adana Özel Başkent Okulları ile Salmanbeyli Köy Okulu’nu ‘kardeş okul’ yaptık. Başkent Okulları’nın katkılarıyla biri kadınlarımıza, diğeri çocuklarımıza olmak üzere iki tane kütüphane yaptırdık.

Gönüllü Üniversite öğrencileri, köydeki çocuklara İngilizce kurslar verdi. Yabancı dil öğrenmenin farkındalığı yaratıldı. Kınalı Eller Kadın Hareketi’nin amaçlarından biri de Salmanbeyli Köyü’nde kültürel gelişmeye destek olmak. Bu doğrultuda hayatında hiç tiyatro görmemiş kadınları (Adana Mavra Tiyatrosu’nun katkılarıyla ) tiyatro oyununa götürdük. Kadınların mutluluğu görülmeye değerdi.    

Ülke kamuoyundan şu beklentimiz var; Kınalı Eller Kadın Hareketi, tohumu toprakla buluşturdu. Çimlenen tohuma katkı koyup büyütmek için bütün ülkede sosyal sorumluluk bilinci olan kişi, kurum ve kuruluşlardan sosyal sorumluluk çerçevesinde bu harekete destek vermelerini bekliyoruz.”

Çeeeek bi Adana kebap...

 

 

 

Yazarın Tüm Yazıları