KEŞFET
EN İYİLER
ROTA

Uygulamada okumaya devam et.

Kraliçeye düğün armağanı verilen kasaba: Obidos  

Obidos Portekiz’in başkenti Lizbon’a yaklaşık 85 kilometre uzaklıkta. Bağlar, meyve bahçeleri, zaman zaman virajların ardından göze çarpan yel değirmenleriyle dolu manzara sayesinde 85 kilometrenin nasıl geçtiğini anlamıyor insan. Bir tepenin üzerine kurulmuş küçük bir kasaba Obidos, 12 bin nüfusa sahip. Kasabanın girişinde mavi-beyaz seramiklerle kaplı bir ana kapı var. O kapıdan geçip kasabayla tanışmaya hazırlanırken akerdeon sesleri karşılamıştı beni. Nadir rastlanan bir tesadüf olduğunu düşündüm ama değilmiş, yılın çok büyük bir bölümünde o kapıda akerdeonuyla Obidos ziyaretçilerine eşlik eden bir sokak müzisyeni oluyor.

 

Obidos ismi Latincede korunaklı şehir anlamına geliyor. Ana kapıdan geçer geçmez, kasabaya neden bu ismin verildiğini anlıyorsunuz. Obidos Kalesi’nin surları kasabayı çepeçevre sarmış. Merdivenleri çıkıp surların üzerine tırmandığınızda kasabayı tüm detaylarıyla izlemeniz mümkün, özellikle  kuş bakışı manzara fotoğrafı sevenler için ideal nokta burası. Ancak surların şehre bakan kısmında duvar olmadığını ve özellikle kalabalık zamanlarda çocuklarla tırmanmanın tehlike içerdiğini söylemeden geçemeyeceğim. 

 

Obidos’un ana caddesinin adı Rua Dirieita. Burası sadece 500 metre uzunluğunda bir cadde ama her adımında rengarenk restoran, hediyelik eşya mağazası ve kafe ile karşılaşacağınız için sokağı başta sona yürümek için bir saatten fazla ayırmanızı tavsiye ederim. 

 

 

Trafiğe kapalı, Arnavut kaldırımlı Rua Dirieita’da mağaza ya da restoran olmayan binalar yerlilerin yaşadığı ya da pansiyon olarak kullanılan evler. Binaların pek çoğu beyaz badanalı, en fazla üç katlı ve çoğu sarmaşık ve begonvillerle çevrelenmiş. 

 

Bu beyaz binaların çoğunda ikinci renk olarak sarı ve mavinin kullanıldığını göreceksiniz. Bunun tek nedeni kasabaya çok yakışması değil, aynı zamanda bu renklerin Obidos bayrağının ana renkleri olması. 

 

Kasabanın kendine özgü bir likörü var; adı Ginjo do Obidos. Özellikle vişneli içecekleri sevenler için tavsiye. Fiyatları da uygun; 3-4 Euro. 

 

 

Kasaba kendisini her halükarda sevdiriyor ancak hikayesini bilenlerin daha çok etkileneceğinden eminim. Obidos 1148 yılında Portekiz’in ilk Kralı I. Alfonso Henriques tarafından Araplar’dan alınmış. Kral Dinis ise 1282 yılında Aragon’lu Izabelle ile burada evlenmiş. Düğünün bu kasabada yapılma nedeni, Izabelle’nin evlenmek için bu kasabaya sahip olmayı şart koşmuş olması; diğer bir deyişle Kral bu kasabayı Kraliçe’ye düğün hediyesi olarak vermiş. Kraliçe küçük bir tepe üzerine kurulu  kasabayı o kadar beğenmiş ki, kasabayı ‘’tac üzerinde bir mücevher’’ olarak tanımlamış. Ben Kraliçe’ye hak verdim, umarım siz de en kısa zamanda Obidos yollarına düşüp Kraliçe’nin doğru söyleyip söylemediğine bizzat kendiniz bakarsınız. 

Fotoğraflar: Elif ÖZGEN DELEK / www.gezginmuhabirella.com

Yazının devamı...

Dünya liderlerini okyanus teması etrafında bir araya getiren karnaval




Portekiz’in Torres Vedras Kasabası 1574 yılından bu yana her yıl kasabayla aynı adı taşıyan karnavala ev sahipliği yapıyor. 

5 gün 5 gece süren karnavalın her yıl bir teması var, bu yılın konusu 'Gelgit ve Okyanus'tu. 

Festival alanının girişine kurulan anıtta Dünya liderleri denizdeki canlılar olarak resmedildi ve bu temalar üzerinden liderlerin çevre politikalarına siyasi eleştiri getirildi. 

Karnavalda en çok dikkatimi çeken heykellerden biri Almanya Başbakanı Merkel’i yeşil kuyruklu bir denizkızı olarak gösteren heykeldi. Merkel’in üzerine oturduğu korsan heykeli de Alman Başbakanın çevre ve deniz politikalarının zararına işaret ediyordu. 

Merkel’in yeşil kuyruğunun dibinden Rus Lider Putin ve Kuzey Kore Lideri Kim Jong Un’u köpek balığı olarak resmeden heykeller başlıyordu. Ellerindeki çatal bıçaklar, bu iki Dünya Liderinin politikalarının, yeni avlarının önüne düşmesini iştahla bekleyen köpek balıklarına benzediği mesajı veriyordu. 

Dünya Liderleri olur da ABD Başkanı Trump olmaz mı hiç? O da kızgın bir köpek balığı olarak resmedilmiş. Deniz Tanrısı Neptün’ün elinde, tüm liderlerin tepesinden öfkeyle haykırıyordu.

Bu yıl 9-13 Şubat tarihleri arasında düzenlenen karnavalın ilk gününde, okul öğrencilerinin kostümlü geçişi yapılıyor, gün sonunda en iyi maskeye ödül veriliyor .

Sonraki günlerde her gün biri akşamüstü biri gece olmak üzere 2'şer geçit var. 

Karnavalın sembollerinden biri matrafonas, yani kadın kılığında girmiş kadınlar. 

Bunların yanı sıra geçitlerde bolca dev kukla ve renkli kostümlü pek çok katılımcı vardı. Ben de Minnie Mouse kostümümle aralarına karıştım. 

Karnavalı takip etmeye gelen erkek muhabir de kadın kılığına girip hem karnaval ruhuna uyum sağladı, hem de haberini yaptı. 

Torres Vedras Festivali’ne dair ilk yazılı belge 1574 yılına dayanıyor. Bu belge, kasabalıların yazdığı bir şikayet mektubu. Kasabalılar kürek ve sopa taşıyan maskeli adamlar hakkında bir mektup yazıyor, festival de bu maskeli adamların hikayesinden yola çıkıyor. 

20. yüzyıldan itibaren karnavalın organizasyonunu ‘’Karnaval Kardeşliği’’ adı verilen özel bir komisyon yapıyor. Geçit sonlarındaki en iyi maske ödüllerini de bu komisyon veriyor. 

Torres Vedras Karnavalı ‘’Portekiz Karnavallarının En Portekizlisi’’ olarak biliniyor. Karnavala Portekiz’in pek çok şehir ve kasabasından yaklaşık 350 bin kişi katılıyor. 5 gün boyunca sadece Portekiz ve bir zamanlar sömürgesi olan Brezilya’nın müzikleri çalıyor. Karnavalın sonrasında da kasaba meydanlarına kurulan sahnelerde sabahın ilk ışıklarına dek konserler devam ediyor. 

 Fotoğraflar: Elif ÖZGEN DELEK / www.gezginmuhabirella.com 

 

 

Sumatra'da tepetaklak cinsiyet rolleri

Yazının devamı...

Bunları öğrenmeden İtalya’ya gitmeyin!

Riposo: Aslında bu kavramı İspanya ve Yunanistan’dan tanıyoruz: siesta yani gün ortası uykusunun İtalya’daki hali.
Genellikle 13.00-16.00 arası riposo zamanı; bu da pek çok restoran ve mağazanın kapalı olması anlamına geliyor. Çalışanlar bu saatler arasında ya evine gidip uyuyor ya da aileleriyle uzun masalarda kalabalık, öğle yemekleri yiyor. O yüzden tüm İtalyan şehirlerinde planlamanızı yaparken bu saatler arasına dikkat edin, akşam-gece gidilecek mekanların da mutlaka açılış-kapanış saatlerine önceden bakın!

Coperto: İşte karşınızda pek de hoşlanmayacağınız bir kavram: Masa ücreti demek. Örneğin bir kafeye giriyorsunuz. Kahvenizi yolda içmek üzere alıp kafeden çıkarsanız; ya da barda, ayakta içerseniz 4 Euro. Ama bir masaya oturup aynı kahvenin size servis edilmesini isterseniz 6 Euro. Düşük bütçeyle seyahat edenlerdenseniz bu bilgi hayat kurtarır, aman unutmayın!

Aperitivo: Gel de İtalya’da yaşamak isteme! Riposo’dan sonra en sevdiğim kavramlardan biri de bu: İş çıkışı-yemek öncesi atıştırmalık saatine verilen ad. Şöyle düşünün: 18.00-20 arasında pek çok restoran ve kafede atıştırmalıklarla dolu açık büfe ve içkiler oluyor, siz sadece içki ücretini ödüyorsunuz. Atıştırmalıklar ikram; aynı yere, aynı amaçla gelen diğer ziyaretçilerle kaynaşmak da cabası!

Trattoria-Osteria-Restoran: Aslında 3’ü de aynı anlama geliyor: İtalya’da karnınızı doyurabileceğiniz mekan. Peki farkları ne? Osteria’lar salaş, yerel restoranlar; genelde bir ”günün menüsü” oluyor ve bu yemekler servis ediliyor, diğer deyişle her istediğinizi bulamayabilirsiniz.


Trattoria için de osteria’nın biraz daha düzenli hali diyebiliriz, bir de osteria’dan farklı olarak menüsü değişkenlik ve çeşitlilik gösteriyor. Bu ikisi İtalya’da yerel yemek yiyebileceğiniz, İtalyanlar’ın da uğradığı mekanlar. Restoran ise biraz daha geniş menülü, daha şık, daha pahalı ve daha turistik.

Zona Traffico Limitato: İtalya’nın pek çok şehrindeki trafik levhalarında göreceğiniz bu kavram ‘’araç girişinin yasak olduğu bölgeler’’ demek. Bu levhaların sıklığı şehirden şehire değişiyor ancak özellikle Toskana gibi koruma altına alınmış bölgelerde bu levhalara daha sık rastlamanız mümkün.


Aslında bu yasakların nedeni saygı uyandıran cinsten, yetkililer eski şehirlerin, binaların zarar görmemesi için araç trafiğini kısıtlama kararı almış. Ancak bazı bölgelerde öyle yaygın ki; İtalya’yı araçla geziyorsanız sizi zor durumda bırakabilir. Aracınızı bu alanlardan birine park eder ve kameralara yakalanırsanız yaklaşık 200 Euro cezası var. Navigasyon aletleri bu bölgeleri algılayamadığı için sizi genelde bu yollara yönlendirecektir, navigasyonlara güvenmeyin, levhaları mutlaka takip edin.  

Bu levhalar bazen aracınızı park etmeye gittiğiniz otoparkın yolu üzerinde de karşınıza çıkabilir çünkü bazı şehirlerde otoparklar bu yasaklı bölgelerde. Peki aracınızı park etmeye otoparka giderken, araç girişinin yasak olduğu yollardan geçmek zorunda kalırsanız ne olacak?  Telaşa gerek yok, otoparklar yasaklı bölgede bile olsalar, belediyeden özel izin almış oluyorlar ve plakanız belediyeye bildirildiği için size ceza gelmiyor. Siz yine de böyle bir durumla karşılaşırsanız, aracınızı park ettikten sonra otopark yetkilileriyle konuşup kendinizi sağlama alın.

Fotoğraflar: Elif ÖZGEN DELEK / www.gezginmuhabirella.com 

Yazının devamı...

Gezginler burada deneyim yağmuruna tutulacak: Katmandu

Tapınaklar şehri

Bize coğrafya olarak da, kültür olarak da uzak bir şehir Katmandu. Günlük hayatın kuralları, insanların alışkanlıkları, inançları bambaşka. Tam da bu yüzden kendisini ziyaret eden gezginleri deneyim yağmuruna tutuyor.
Müstakbel Katmandu yolcularına baştan bir uyarıda bulunmalıyım:  Seyahatinizde lüks ve konfor aramayın! Nepal sizi konfor alanınızdan çıkaracak, yer yer fiziksel, yer yer psikolojik olarak zorlayacak. ‘’Mutluluk konfor alanının dışına çıktığın zaman başlar’’ cümlesinin doğruluğunu kanıtlayacak size. Katmandu 1,5 milyonluk bir şehir. İstanbul’dan 7 saatlik direk uçuşla ulaşılıyor. Pasaport türünüz ne olursa olsun vize almanız gerekiyor. Ama bu vizeyi Türkiye’den değil, ülkeye girişte alacaksınız. 15 günlük vize 25 dolar, ülkede kalış süreniz uzadıkça, vize ücreti de artıyor. Havalimanındaki makinelerden vizenizi alıp, pasaport kontroldeki görevlilere onaylatıyorsunuz… ve Katmandu’ya hoşgeldiniz!

Nepal'in yüzde 80'i Hindu, yüzde 10'u Budist, bu nedenle çok sayıda Hindu tapınağı, zaman zaman da Budist tapınakları göreceksiniz. Tapınakları görmeniz için kilometrelerce yol gitmenize gerek yok, otelinizin sokağının sonunda, alışveriş yaptığınız marketin dibinde, yemek yemek için gittiğiniz restoranının yolunun üzerinde... her yerde irili ufaklı pek çok tapınakla karşılaşacaksınız.



 'Ölü Yakma' töreni izlemek isteyen?

Ölü yakma törenlerini izlemek hayatımdaki en önemli deneyimlerden biriydi. Seyahatin en büyük getirilerinden biri de bu bana göre; kendimize benzemeyene yakın olmak, ne de olsa insan en fazla şeyi kendine benzemeyenden öğreniyor. Pashupatinath Tapınağı Hindu kültürüyle ilgili yeni deneyimler edinebileceğiniz yerlerden, ölü yakma törenini izleyebileceğiniz tapınaklardan biri, hatta en büyüğü.



Hindu geleneğinde ateş tüm sunulanları Tanrı'ya taşıyan bir elçi gibi görülüyor ve yaşamının sonunda da insanları Tanrı'ya taşıması için ölüler yakılıyor ve külleri nehre atılıyor. Ölen kişi tahtalar üzerine konup, sandal yağıyla yağlanıyor ve bir süre bekletiliyor. Tören sırasında havada ağır bir koku oluyor, yanınızda maske bulundurmanız iyi olabilir.



Maymunlara dikkat!

Swayambunath ''kendi kendine var olan, yükselen'' anlamına geliyor. Swayambunath Tapınağı adından da anlaşılacağı gibi epey yüksekte, yaklaşık 400 metredeki bir tepede. Yol uzun ama yalnız olmayacağınız için sıkılmanız olası değil; nüfus yoğunlukları sebebiyle tapınağa 2. adını vermeye hak kazanan maymunlar size eşlik ediyor olacak. Bunlar yırtıcı Makak maymunları oldukları için dikkatli olmanızda fayda var. Elinizde ya da çantanızın açık bölgesinde yiyecek bulundurmayın ve maymunlarla temas etmeye kalkışmayın, cüzdanlarınızı iyi koruyun!



Tepeye çıktığınızda bir stupa göreceksiniz. Stupa, Budistler için kutsal sayılan türbelere verilen ad. Stupanın 4 taraftaki gözleri Buddha'nın gözlerini ve her şeyi gördüğünü temsil ediyor. Gözlerin altında birlik beraberliği temsil eden bir işaret var.  Üstteki 13 halka da ruhun tüm arzulardan arınıp en üst seviyeye çıkması için, yani yaygın olan tabiriyle Nirvanaya ulaşmak için geçilmesi gereken aşamaları temsil ediyor, en tepedeki simge de Nirvana'nın kendisini. Tapınağın etrafındaki sunaklarda insanlar adak adıyor. Adak konusunda Budistler ile Hindular arasında çok net bir ayrım var: Hindular Tanrılarına adak olarak çiçek sunuyor ancak bu gelenek Budistlerde yok, onlar çiçek koparmanın günah olduğunu düşündükleri için Tanrılarına asla çiçek sunmuyor.



Budistlerin en kutsalı

Boudhanath Stupa'sı Budizm'in Katmandu'daki merkezi kabul ediliyor, içeri yalnızca Budist rahipler girebiliyor. Ziyaretçiler Stupa'yı dışarıdan incelemekle yetiniyor. Budizm inancına göre insanların arınması gereken 108 kötülük var, bu yüzden de Budistler Stupa'nın etrafını 108 kez döndüklerinde cennete gideceklerini düşünüyorlar.



Hindu din adamları: Sadular

Katmandu'nun pek çok meydanında renkli kıyafetleri ve aksesuarlarıyla Hindu din adamları Sadular’a rastlayacaksınız. Bu kadar uzun yol gitmişken, bir Nepal hatırası olarak ufak bir bahşiş karşılığı fotoğraf çektirebilirsiniz. Verdikleri ''fotoğraf hizmeti'' karşılığında para alma konusunda ısrarcılar, vermezseniz kızıyorlar , bilginiz olsun. Tabii bunlar gerçek sadular değil, daha çok işi ticarete ve şova vurmuş kişiler. Asıl Hindu din adamları Sadular dünya nimetlerinden elini eteğini çekmiş, inzivaya çekilmiş kişiler, onları görebilmek pek mümkün değil.

İneklere dokunmak yasak

Katmandu’da pek çok yerde trafik ışığı yok, polis yok, kural da yok, bu nedenle sürekli korna sesiyle ilerliyorsunuz. Yollarda sizi bekleyen bir de sürpriz var: İnekler. Nepal’de inekler kutsal olduğu için bırakın onları kesmeyi, onlara dokunmak bile yasak! Trafikte bir kez bizim önümüze inek çıktığı için şoförün kontak kapattığını ve 3 dakika boyunca ineğin yoldan çekilmesini beklediğimizi hatırlıyorum.



Mutlaka pazarlık yapın

Thamel Meydanı Katmandu'da inanç turizminden sıyrılıp günlük hayata karışacağınız yer, alışveriş için de en doğru noktalardan biri. Nepal işi şallar, incik boncuklar, ünlü outdoor mağazalarının ürünleri… hepsini bulabilirsiniz. Burada ve Nepal'in her yerinde alışveriş yaparken aslolan pazarlık yapmak. İlk söyledikleri meblağın üçte biri fiyatına bile sattıklarını gördüm, pazarlık yapmayı sakın unutmayın!


Fotoğraflar: Elif ÖZGEN DELEK /
www.gezginmuhabirella.com

Yazının devamı...

11 adımda Afrika'da safari yapmanın sırları

1- Safaride genelde beş büyük (fil, bufalo, leopar, gergedan ve aslan) görmek amaçlanıyor, ancak her ülkede ve her safaride beş büyüğün hepsini göreceksiniz diye bir şart yok. Mevsimine, ülkesine, hava durumuna ve en önemlisi hayvanların keyfine göre değişebilen bir durum. Bir gün saatlerce beklemenize rağmen kendini göstermeyen aslan, ertesi sabah karşınıza çıkıveriyor. Bu yüzden en önemlisi, safaride asıl belirleyenin vahşi doğa olduğunu bilmeniz.



2- Gelelim hangi ülkede safari yapacağınıza… Ben eşimle balayında Güney Afrika’yı tercih ettim. Bence ilk kez safari yapacaklar ve balayı çiftleri için ideal bir ülke Güney Afrika. Cape Town’a bir saat uçuş mesafesindeki Grahamstown’da lüks balayı lodge’ları var. Kichaka Luxury Game Lodge dört gün kaldığım ve gözüm kapalı önerebileceğim bir yer. Biri sabah gün doğduktan hemen sonra, biri de günbatımı saatinde olmak üzere iki kez üçer saatlik safari hakkınız var. Güney Afrika’da tek seçeneğiniz Grahamstown değil, ülkenin farklı noktalarında yaklaşık 25 milli park var. Kruger ve Kgalagadi Transfortier en çok bilinenler.



3- Tanzanya da bir diğer safari rotası. Beş büyüğün yanı sıra Afrika antilobu görme ihtimaliniz de yüksek. Özellikle de büyük göçün yaşandığı aralık ve mayıs ayları arası en yoğun dönem. Yaklaşık 15 ulusal parkı var, en ünlüsü Serengeti.



4- Fili her ülkede görebilirsiniz ama bu ihtimalin en yüksek olduğu yer Botswana… Fil nüfusunun en yoğun olduğu yer burası. Ayrıca siyah yeleleriyle ünlü Kalahari aslanına da Kalahari Reservi’nde rastlayabilirsiniz. Moremi Rezervi ve Chobe Ulusal Parkı da Botswana’nın diğer ünlü milli parkları.



5- Kenya da canlı çeşitliliği açısından en doğru ülkelerden biri. Temmuz ve eylül arası büyük göçün yaşandığı aylar en çok ve çeşitli vahşi hayvanı görebileceğiniz tarih.

6- Ülkenizi seçtikten sonra yapmanız gereken ilk şey aşıya ya da ilaca ihtiyacınız olup olmadığını öğrenmek. Her ülkenin farklı kuralları var. Örneğin sinek küçük ama bazı ülkelerde sıkıntı yaratabiliyor. Dolayısıyla Kenya ve Tanzanya sıtmaya karşı ilaç kullanılmasını istiyor, ama Güney Afrika’da hiçbir aşı ya da ilaca gerek yok. Ülkelerin kuralları genel itibariyle belli ama dönemsel yaşanan bir gelişme bu kuralların tedbiren de olsa değişmesine neden olabilir. O yüzden buraya genel-geçer kurallar yazıp sizi yanıltmayayım, en doğru bilgi alabileceğiniz yere yönlendireyim. İstanbul Karaköy’deki Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü Seyahat Sağlığı Danışma Hattı’na: 444 77 34



7- Peki bavula neler koymalı? Bu konuda detaylara geçmeden önce bir uyarı yapmalıyım. Afrika’da safari yerleri genelde iç hat uçuşlarıyla ulaşılan yerler. Afrika’da iç hat seferi yapan uçakların çoğu da küçük uçaklar. Bazı uçaklar var ki, yanınıza almayı bırakın bagaja bile en fazla 15 kilograma kadar izin veriyor. Bu yüzden bavulu olabildiğince küçük tutun ve iç hat uçuşu yapacaksanız havayollarının kurallarını mutlaka gitmeden okuyun.

8- Gelelim kıyafet seçimine. Rahat pantolon, rahat ayakkabı, rahat tişört… Şıklıktan öte ve önce mutlaka rahat olacağınız kıyafetlerini seçin. Safari şapkası da sizi güneşten koruyabileceği gibi şıklık için zaten yeterli olacaktır. Hangi mevsimde giderseniz gidin etek ve şort tercih etmeyin, sivrisinekler ve etrafınızdaki bazı bitkiler sıkıntı yaratabilir. Genelde toprak, bej renkler tercih ediliyor ama bize rehberimiz Troy’un anlattığına göre hayvanların çoğu siyah-beyaz görüyormuş, dolayısıyla renk değil, rahatlığa öncelik verin.



9- Peki kıyafetten başka yanımıza ne almalı? Hayatınızda belki bir defa yaşayabileceğiniz bir deneyime gittiğinizi düşünürsek iyi bir fotoğraf makinesi şart. Vahşi hayvanların biraz nazlı olabileceklerini ve belli bir mesafede kalmanız gereceğini düşünürsek bavula bir de dürbün eklemeniz iyi olabilir.


10-
Safari ile ilgili en önemli detaylardan biri de hangi mevsimde yapacağınız. Öncelikle gittiğiniz ülkenin sezonlarını kontrol etmeniz gerekiyor. Güney Yarımküre ülkeleri mevsimleri bize göre tam ters yaşıyor. Örneğin ben eylül başında Güney Afrika’ya gittiğimde, orası nisan ayına yeni başlıyordu. Tavsiyem aralık-ocak-şubat aylarında, yani Güney Yarımküre’nin yaz sezonunda gitmeniz. Aksi halde yağışlı havayla karşılaşmanız olası,  bu da vahşi hayvanların saklanması ve onları görme şansınızın düşmesi demek. Yüksek sezonların fiyatları düşük sezona göre elbette pahalı ama hayatta belki de bir kez yaşayacağınız bir deneyim olduğunu düşünürsek buna değer.



11- Safari rehberimi bir anneanne nasihatıyla bitireceğim: Öğretmeninizi iyi dinleyin, bilmediklerinizi sormaktan çekinmeyin! Her safariye bir rehber eşliğinde çıkıyorsunuz, güvenlikle ilgili yaptığı uyarıları mutlaka dinleyin. Ben dört kişilik bir gergedan ailesini izlerken görüş açısı daha iyi diye sağ tarafa geçmek istemiş ve araçta ayağa kalkmıştım. Anne gergedan bunu ailesine bir tehdit olarak algıladı ve bizi kendi diliyle uyardı. Diyeceğim o ki, siz siz olun rehberin sözünden çıkmayın. Vahşi doğa sınırsız bir dünya, rehberiniz bazı bilgileri sizinle paylaşmayı unutabilir, neyi merak ediyorsanız mutlaka sorun. Ben rehberimiz Troy’a sormamış olsam, su altında saatlerce aralıksız kaldığını sandığım suaygırlarının iki dakikada bir su yüzeyine çıkmak zorunda olduklarını öğrenememiş olacaktım.

Yazının devamı...