Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Amerikan sütü

<B>TAMAM</B>, sütten ağzımız yandığı için tabii ki yoğurdu da üfleyerek yiyeceğiz.

Ancak yine de, yukarıdaki ihtiyatı saklı tutmak kaydıyla, ikincisi Bush döneminin birincisinden farklı olmak sinyallerini verdiğini dobra dobra saptamak zorundayız.

Nitekim, ABD liderinin Kasım seçimleri ertesinde yaptığı ilk ‘uzlaşıcı’ konuşmayla başlayan; ardından da, yeni Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice’ın ‘klasik diplomat kabinesi’ kurmasıyla belirginleşen bu ‘esnekleşme gidişatı’, pazartesi ve salı günleri Brüksel’de gerçekleşen Avrupa-Amerika zirvesiyle birlikte artık ayan beyan su yüzüne çıktı.

Ve Belçika başkentinden sonra Almanya ve Slovakya’ya geçen George W. Bush’un ‘Yaşlı Kıta’ turnesi henüz bitmediyse de, ‘esas bilanço’yu şimdiden değerlendirebiliriz.

* * *

MADEM ‘Yaşlı Kıta’ deyimini kullandım, o halde ilkin, Beyaz Saray kiracısındaki ‘gözle görünür değişimi’ bu ifadeden yola çıkarak açıklayayım.

En önce, Bush salı günü Brüksel Komisyonu’nu ziyaret etmekle, gelmiş geçmiş tüm Washington liderleri içinde AB kurumsallığını ilk kez ‘resmileştiren’ ABD başkanı oldu.

Orada yaptığı konuşmada ise üzerine basa basa, ‘Birleşik Amerika, yekpare ve güçlü bir Avrupa’nın müttefikliğine ihtiyaç duyuyor’ cümlesini kullandı.

Oysa, ‘W’ rumuzlunun ‘şahinler şahini’ Savunma Bakanı Donald Rumsfeld daha dün o AB’yi ‘ihtiyar’ diye küçümsedikten sonra Avrupa’yı fütursuzca bölüyor ve sadece, Irak’taki Amerikan macerasını destekleyen sabık Doğu Bloku ülkelerini ‘genç’ addediyordu.

Nereden nereye ve bu durumda diyebiliriz ki, ‘Yeni Dünya’ ikinci George W. Bush dönemiyle birlikte, pabucunu çabuk dama attığı ‘Eski’nin kıymetini tekrar anlamaya başladı.

Rotasını da onun jeo-politik bütünlüğünü kabullenmeye doğru çevirdi.

* * *

TAMAM, fakat burada da, ‘şeytan azapta gerek, işte keratanın burnu sürttü ve yola geldi’ türü hafiften ‘intikamcı’ bir değerlendirme yapmak yanılgıya götürebilir.

Şüphesiz, başta ‘uygarlık müttefiki’ Avrupa olmak üzere, birinci Bush dönemindeki ‘tek tabanca’ politikalarla ABD’nin dünya sathındaki dostlarından koptuğunu; ötesi, bir ‘husumet merkezi’ne haline geldiğini bizzat Washington ‘rical’i de görüyor.

Ancak, kadife eldiven içinde demir yumruğa benzeyen şimdiki ‘uzlaşıcı’ (!) Bush’u göreceleştirmek ve Fransız deyimiyle ‘şaraba su kattığını’ söylemek gerekiyor.

Çünkü, Beyaz Saray lideri ‘misyon vehmi’nden (!) aman aman bir taviz vermediği gibi, Irak seçimleri sayesinde de ‘haklılığını’ (!) pekiştiren bir manevra marjına sahip oldu.

* * *

ÖYLE ve de nitekim, pazartesi akşamı ABD önderiyle bir ‘barışma yemeği’ yiyen Jacques Chirac İran konusunda ‘itidal’ çağrısı yaptıysa bile, yukarıdaki Bağdat gerçeğinden ötürü metazori ‘alttan aldı’. Kendi analisanındaki o deyimi muhatabı karşısında uyguladı.

Üstelik, George W. Bush’un bu defa ‘Avrupa başkenti’nde bile Ortadoğu’ya ciddi öncelik tanıyarak Filistin devletinin gerekliliğini vurgulaması sırf sorunun nihayet ‘dank etmiş’ olmasından ve başta Tony Blair, AB liderlerinin ‘arzusu’ndan kaynaklanmadı.

Chirac’la beraber Suriye’ye ‘Lübnan’ı terket’ uyarısını yapmak, ama bilhassa Irak seçimlerinin ‘rahatlığıyla’ hareket etmek, Bush’un bu ‘duyarlığında’ (!) belirleyici olu.

* * *

EN baştaki süt- yoğurt ihtiyatını gözden kaçırmadan, özet olarak şunu söyleyebiliriz.

İkinci George W. Bush dönemi, başta ‘trans-Atlantik ilişkiler’ olmak üzere, ABD’nin tekrar dünyayla ‘barışmaya çalışacağı’ bir sürece tekabül edeceği izlenimini veriyor.

Ve hiç kuşkusuz, böyle gelişme, insanlığın, barışın ve ülkemizin hayrına olacaktır.

Ama tabii, o ülkemiz leb demeden leblebiyi anlar ve gidişata uygun siyaset üretirse?
X