Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Aman Tanrım, olamaz!

Serdar TURGUT

42 yıl olmuş vallahi de billahi de...

Olacak iş değil yani.

Oysa hepsi daha dün gibi yakın.

İnsanın böyle hissetmesi acaba zekâ yaşının gelişmesinin belirli bir noktada durmasıyla bağlantılı mıdır?

***

DUYURU...

Okuyucularımdan bir ricam olacak.

Wayne Wang adlı yönetmenin 1987 yılında yapmış olduğu ‘‘Yaşam Ucuzdur... Tuvalet Kağıdı İse Pahalıdır (Life is Cheap... Toilet Paper is Expensive)’’ adlı filmi mutlaka seyretmem gerekiyor.

Aranızda bu filmin kasedine sahip olanlar varsa lütfen bana bunu iki günlüğüne ödünç verin.

Teşekkürler.

***

Yaşam çok ama çok acımasız...

Şöyle bir düşündüm de son 10 yıldır her yaşgünümde perhiz yapmaktaymışım.

Ancak her yıl perhiz sonunda ulaşmak için kendime hedef olarak koyduğum kilo düzeyi bir önceki yılda konulmuş olan ideal kilo hedefine göre en azından iki kilo daha artmakta.

İstikrarlı bir tırmanış söz konusu yani.

Bilmiyorum ama birkaç yıl daha yaşlandıktan sonra bir gün galiba ben de ‘‘Su bile içsem yarıyor’’ diye konuşacağım anlaşılan.

Eğer ilerde böyle bir laf edersem lütfen ama lütfen beni öldürün, olur mu?

***

İnsan yaşlandıkça eskiden olmayan yeni âdetler ediniyor.

Örneğin ben birkaç yıl öncesine kadar çocuk görünce cinayet düşünmeye başlardım.

Birkaç yıldır yumuşadım.

Artık çocuk görünce sadece onları güzel bir şekilde dövsem ne kadar iyi olur diye düşünüyorum.

Bu hızla gidersem 75 yaşında çocuk sahibi olmak için gerekli tüm manevi hazırlığımı tamamlamış olacağıma eminim.

Maddeten ne olur bilemem ama manen hazır olacağımı biliyorum bir gün bu olaya.

***

Edindiğim yeni âdetlerden bir tanesi de düzen tutkusu.

Yaşamda belirli bir düzen arıyorum hep.

Aslında şimdi düşünüyorum da ilerde düzenli bir orta yaşlı adam olacağımın işaretleri ben çok gençken de vardı.

O yıllarda da hangi saatte esrar içeceğim, alkolden hangi saatte kendimden geçeceğim, New York genelevine hangi gün hangi saatte gideceğim hep belirliydi.

Bu saatleri hemen hemen hiç aksatmazdım.

Şimdi ise masamın üstü düzenli olsun, ev dağınık olmasın, bu gibi banal şeylere takmış durumdayım. Kedilerin uyuduğu yer kafamda kurmuş olduğum düzen modeline uymadığında, onları kaldırıp kendimce tanımladığım uygun yerlere bile koyduğum oluyor.

Bunları sessizce yapsam iyi ama bir de son altı aydır başka bir orta yaş âdeti daha geliştirmiş durumdayım. Ev içindeki düzeni sağlama konusunda gösterdiğim çabaları üstüne üstlük bir de yüksek sesle anlatıyorum artık.

Ben Rana'nın dağıttıklarını toplamaktan, o ise benim toplama çabalarımın detaylı raporunu dinlemekten bir gün karşılıklı çıldıracağız, bana öyle geliyor.

***

Tabii ki bütün heyecan hislerini kaybetmiş değilim canım.

Arada ben de inanılmaz kaçamaklar yaşıyorum.

Örneğin daha geçen gün İnternet’te öylesine muhteşem bir seks adresi buldum ki aklınız durur!

Ancak bu maceramı da ne yazık ki kısa kesmek zorunda kaldım. Çünkü bilgisayarın tuşlarına vurmaktan yorulmuştum. Oysa ben gençken ateş gibiydim yemin ediyorum.

Hatta bir keresinde Times Square’de bir sinemada hiç ara vermeden oynatılan dört seks filmini tam tamına sekiz saat yerimden kıpırdamadan seyretmiş ve katiyen de yorulmamıştım.

Ah gençlik AHH...

***

Sürpriz gelişmelerden de hoşlanmıyorum artık.

Belki de son zamanlarda olan sürprizlerin hep kötü sürprizler olmasının bir katkısı da vardır bu yeni ruh halimin oluşmasına, bilemiyorum.

Örneğin bu yazıyı yazarken içerden ‘‘Hay Allah’’ diye bir ses geldi.

Gidip baktığımda Rana çamaşır makinesinin yanında duruyordu. Diğer günkü duruşlarından önemli bir fark taşıyordu bu duruşu.

Elinde çamaşır makinesinin kapağı da vardı.

Kapağın olması gereken yerden bu kadar uzak bir yerde bulunmasının tek bir anlamı vardı.

Rana çamaşır makinesinin kapağını kırmıştı.

30'lu yaş günlerimi kutladığım yıllarda olsaydı bu olay, karım üzülmesin diye çamaşır makinesinin geri kalan kısmını da ben tahrip eder ve böylece onun suçluluk duymasını önlerdim.

Ama 42 yaşına girdim ya, bu kez bana yakışanı yaptım ve yine söylenmeye başladım.

***

Bir yıl daha yaşlanmanın işareti de olsalar doğum günlerinin sevdiğim bir yanı da var.

İnsanın karısı o gün ne kadar tahrik edilirse edilsin kesinlikle kavga çıkarmamaya dikkat ediyor.

Bu harika bir değişiklik oluyor insanın yaşamında. Şimdi diyeceksiniz ki yaş günün olmasaydı da nasıl kavga çıkarabilir ki.

Sonuçta çamaşır makinesinin kapağını o kırdı, değil mi ama.

Evet böyle düşünüyorsunuz, biliyorum...

Eğer böyle düşünüyorsanız:

1- Evlilik denilen kurumun işleyiş biçimi hakkında kesinlikle tek bir fikriniz yok, haberiniz olsun.

2- Hakkında bunca yazı yazdığım halde daha hâlâ Rana'yı tanıyamamış olmanız da hayret verici bir şey yani. Yazıklar olsun verdiğim bunca emeğe.

X